Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Yilmaz, Ozgur(20)
- Saylan, Kemal(13)
- Damlıbağ, Fatih(12)
- Çelik, Recep(11)
- Nazir, Bayram(7)
- Yaşaroğlu, Hasan(7)
- Gök, İlhan(6)
- Gökçek, Mehmet Fatih(6)
- Gülmez, Abdurrahman(5)
- Türkal, Merve Karaçay(5)
- Kiremitçi, Ferdi(4)
- Akrep, Mehmet Yunus(3)
- Aktürk, Mehmet Yunus(3)
- Bağrıaçık, Yeşim Işık(3)
- Doğan, Kadir Caner(3)
- Gözün, Abdulvehhab(3)
- Karademir, Aysenur(3)
- Kerimoğlu, Özkan(3)
- Kurban, Nurahmet Kurban Nur Ahmet(3)
- Çiftçi, Ali(3)
- Şen, Fatih(3)
- (Alieva), Vildane Özkan(2)
- Bal, Bülent(2)
- Bozkurt, Hasan(2)
- Doğan, Hasan(2)
- Evren, Savaş(2)
- Gönan, Yavuz(2)
- Hakkıoğlu, Mümin(2)
- Sancak, Kadir(2)
- Sipahi, Ferkan(2)
- Somuncuoğlu, Seda Özsoy(2)
- Yeşilçayır, Celal(2)
- Yılmaz, Banu(2)
- Acar, İlknur(1)
- Ak, Muammer(1)
- Akaryali, Enver(1)
- Aksakal, Vecihi(1)
- Aksoy, Adem(1)
- Aksoy, Metin(1)
- Akyürek, Suat(1)
Yayınlar
- MakaleYalnız künye2023Oryantalistlerin Kur’ân Hakkındaki Erken Dönem Çalışmalarına Dair Bir Analiz
Aytekin, Ayşe
Batı dünyasının Kur’ân ve Tefsir ile ilgili araştırmaları, Oryantalizm tarihiyle ilintili olup benzer minvalde bir gelişim ve değişim sürecine tabidir. Batılı araştırmacıların İslâm’ı tanıma çabaları, Haçlı Seferleri’ne kadar uzanmakta olup İslâm’ın ve entegre edildiği medeniyet ve kültürün üstünlüğünü kabul etmeleri sonucunda adeta bir mücadele girişimine dönüşmüştür. Başlangıçta, bu mücadele çerçevesinde tercüme hareketleri büyük rol oynamıştır. Zira, kültür ve medeniyeti tanımak, öncelikle dili bilmek ve anlamaktan geçmektedir. İslâm düşüncesini anlamak adına Arapçayı öğrenen Batılılar, bu dil ve kültürün ürün ve eserlerini Latinceye çevirerek bu mücadelede en mühim adımı atmışlardır. Şerh, iktibas, izah, intihal yahut adı her ne olursa olsun yaptıkları tüm araştırmalar, çeviriler, eserler, ürünler ve çalışmalar bu uygulama ve adım odağında zikredilebilir. Dilin başat noktada yer aldığı çalışmaların yanı sıra bu çalışmaları etkileyen diğer unsurlardan da söz etmek gereklidir. Nitekim, hayatı içeren tüm etkenler hem akademik hem bilimsel hem siyasi hem dini hem sosyal hem ekonomik hem de kültürel boyutta benzer seyirde yer almaktadır. Rönesans, matbaanın icadı, Türklerin yayılmacı politikası, ilim ve felsefe alanındaki diğer gelişmeler ve bu gelişmelerin Avrupalılara tesiri onların İslâm alanındaki çalışmalarında etkili olmuştur. Oryantalistlerin -çeşitli amaçlarını gerçekleştirebilmek için yapmış oldukları- İslâm ve Kur’ân’a dair ilk araştırmaları, dini, siyasi, ilmi, ticari ve sömürgecilik gibi çeşitli hedefler taşımaktaydı. Oryantalistler, bu amaçlarla şekillenen çalışmalarıyla İslâm’ın ve Hazreti Muhammed’in (s.a.v) değerini düşürerek İslâm ile mücadele etmek, kendilerince tespit ettikleri İslâm’ın kusurlarını yaymak suretiyle bu dinin yayılmasını engellemek ve Müslümanları Hristiyanlaştırmak gibi faaliyetlerde bulunmuşlardır. Akademik çalışmalarda da benzer şekilde ilmi tarafsızlık, objektiflik ve özgünlük gibi kriterlerden yoksun son derece olumsuz ve garazkar bir ifade tarzına sahip oldukları anlaşılmaktadır. Kur’ân ve Tefsir ile ilgili çalışmalarda da bu durum göze çarpmaktadır. İslâm’ı yermek adına özellikle Kur’ân’ın kaynağı ve mahiyeti gibi konularda çeşitli eleştirilerde bulunmuşlardır. Kur’ân’ın merkezde olduğu çalışma alanlarının yanı sıra, Kur’ân tarihine dair birçok eser ise Kur’ân’ın nasıl ve hangi evrelerden geçerek günümüze geldiği meselesini, yaygın bir biçimde Müslüman perspektifi ile anlatmaktadır. Buna mukâbil, Müslümanlar kadar Müslüman olmayanlar da Kur’ân’ın ne olduğu, menşei, sahihliği ve oluşum süreci ile ilgilenmektedirler. İnsanlık ve bilim ortak paydasına faydalı olacak yeni araştırmalar adına, Müslüman olmayan araştırmacıların bu meseleler hakkındaki bakış açılarını değerlendirmek ve Batı’ya dair ve Batılı çalışmaları algılamak için onların İslâm, Müslümanlar ve Hazreti Muhammed (s.a.v) ile olan münasebetlerinin tarihçesini ve birçok alandaki Oryantalizm ve Oryantal çalışmaların tarihi sürecini objektif ve bilimsel bir şekilde araştırmak, analiz etmek ve bu konudaki çeşitli meselelere değinmek gereklidir. Çalışmamız, mütevazi tarzıyla bu alana giriş niteliğinde bir araştırma olarak değerlendirilebilir. Bahsettiğimiz hususlar çerçevesinde özellikle ilk dönem eserlerine çalışmayı ve odaklanmayı deneyeceğiz. Araştırmamızda, özellikle Oryantalistlerin –son yıllardaki bilimsel ve akademik yöntemler içeren ve ulaştıkları bilimsel, yansız, tarafsız ve orijinal kriterlere sahip akademik çalışmalarından ziyade- İslâm, Hazreti Muhammed (s.a.v) ve Kur’ân hakkındaki oldukça kindar ve nefret dolu söylemleri haiz ilk dönemlerdeki çalışmalarını açıklama hedefine sahip olacağız. Daha sonraki çalışmalarımızda dönemsel bir ayrım yaparak incelemeyi amaçladığımız ve söz konusu geniş alana dair bir hazırlık ve ön çalışma olarak düşünülebilecek bulgularımızı, erken döneme ilişkin söylemleri -sadece farklı görüşlerden bahsetmek yerine- eleştirel ve objektif bir filtre aracılığıyla aktarmak için emek harcayacağız.
- MakaleAçık Erişim2023Dr. Mohamed Imara ve “Hâkimiyet” Terimi Vizyonu
Shatlh, Adel Eldesoky Abdelhannan
Hâkimiyet, İslam mezheplerinin birçoğunun düşünceleri üzerinde büyük etkisi olan bir terimdir. Bu etki ifrat tefrit noktasında olmuştur. Ayrıca, bu etki insanın konumunu yücelten ve evrenin yaratılmasından sonra Allah'ın hâkimiyetini inkâr eden Batı kültürlerinde de varlığı olmuştur. Bazıları aşırılığa yönelmiş ve Tanrı'nın varlığını ve ilahi hâkimiyet’i inkar etmiştir. Muhammed Imara (1931-2020), dini bir ortamda yetişen ve Batı kültürüne aşina olan bir kişidir. Küçük yaşta Kuran'ı ezberlemiş ve Darülulum'da İslam hukuku ve felsefe okumuştur. Yüksek lisans ve doktorasını felsefe alnında yapmıştır. O, Kuran'ı ve içerdiği terimleri çok önemsediği için eserlerinde bu konulara değinmiştir. Bu terimlerin ortaya çıkış nedenlerini ve tarihlerini ele almış ve İslam dünyası içinden ve Batılılar tarafından yöneltilen şüpheleri ve iddiaları çürütmüştür. Muhammed Imara, yaklaşımını Kuran-ı Kerim'e, İslam mirasına ve dünya düşünce mirasına dayandırmaktadır. Terimlerin doğru kullanımı, genel olarak onun eserlerinde büyük bir yer tutmuştur; çünkü iletişim ve anlaşmada terimlerin doğru ve yerinde kullanımı önemli bir rol oynamaktadır. Bu terimler, bir fikrin insan algısını aktarmak için yön temsil etmekte olup zaman, mekân, medeniyet, dil, din, gelenek ve tarih gibi birçok faktörün oluşumunda ve belirlenmesinde önemli yer alır. Muhammed Imara çağımızda, terimlerin özgürleştirilmesinin önemini fark ederek yaygın terimler üzerine ayrı ayrı çalışmalar yayınlamış ve diğer bazı terimler için de tanımlar sunmuştur. Bunun arkasındaki motivasyon, bu terimlerin eski ve modern düşünce okulları arasındaki kullanımlarında gözlemlediği ve görmüş olduğu hatalı kullanımlardır. Batı ve İslam dünyası arasındaki tartışma ve kültürel çatışmaların, oryantalizm ve entelektüel istila meselelerinin artmasıyla birlikte, Arap ve Batı toplumlarının hem karmaşık hem de aynı derecede kafa karıştırıcı olan sorunları ifade eden terimlerin özgürleştirilmesinin önemi ortaya çıkar. Bu problemler politik, sosyal ve doktrin konularında çeşitlilik göstermektedir. Muhammed Imara, yaklaşımları yakınlaştırmak ve terimlerle ilgili yanlış anlamaları düzeltmek için karşılaştırmalı bir kültürel metodoloji benimsemiştir. Hâkimiyet terimi, Muhammed Imara'nın ele aldığı en önemli terimlerden biri olup kavramlarını özgürleştirme, yanlış anlamaların nedenlerini açıklama ve bunlarla nasıl başa çıkılacağına dair çalışmalarında öne çıkmaktadır ve onun yazılarının büyük bir bölümünde önemli bir yer tutmuştur. Bu çalışmanın önemi, Muhammed Imara'nın İslam sahnesindeki konumu ve diğerleriyle diyalog kurma ve mirasla ilişkili yenilikçi bir vizyonun köklerini arama rolüyle ilgilidir. Ayrıca, İslam'da "Hâkimiyet" teriminin önemi ve özellikle yeniden canlandırıldığı modern çağdaki bazı mezheplerin düşüncelerine apaçık etkisi de vardır. Bu nedenle, araştırma Muhammed Imara'nın yazılarındaki bu terime dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Muhammed Imara, terimlerin dildeki köküne ve Kuran-ı Kerim'deki kullanılışıyla birlikte peygamber ve sahabenin uygulamalarındaki anlamlarına odaklanmıştır. Ayrıca yanlış anlamaların kaynağına ve tarihte, özellikle de Mevdudi ve Seyyid Kutub'un yazılarındaki etkilerine dikkat çekmektedir. Hâkimiyetin Allah’a ve insana izafe edildiğinde ne anlama geldiğini bilimsel olarak doğru bir şekilde anlatmıştır. Allah'ın hâkimiyeti mutlak hâkimiyettir çünkü O, mutlak güce sahiptir. İnsan hâkimiyeti ise yeteneklerinin kısıtlı olması nedeniyle kısıtlıdır. İnsan hâkimiyeti, Allah’ın insanlara verdiği bir hediye olarak, insanın dünya üzerinde Allah’ın halifesi olması ve sosyal hayata dair işlerini ilahi hukuk çerçevesinde yönetmesi amacıyla vardır. Bu çalışma iki bölüme ayrılmaktadır. İlk bölüm, Dr. Muhammed Imara'nın hayatı ve entelektüel oluşumu hakkında bilgi vermektedir. İkinci bölüm ise Imara'nın düşüncesindeki Hâkimiyet konusu hakkındadır. Hâkimiyet teriminin kökeni ve türeyişi ile ilgili konuları ele almakta ve destekçileri tarafından benimsenen etkilerini, amaçlarının çeşitliliği yer almaktadır. Araştırmanın hedeflerini gerçekleştirmek, konunun çeşitli yönlerini sunmak için tanımlayıcı analitik yöntemi izlemek gerekmektedir.
- MakaleAçık Erişim2023Nature As a Site of Balance and A Source of Poetic Material in Joseph Skipsey’s Poems
Hakkıoğlu, Mümin
Victorian poetry, which developed under the influence of profound socio-economic transformations and in company with diverse literary voices and perspectives, includes the poems of the leading figures of the period as well as those of many little-known labouring poets from various professional groups. These poets, most of whom were self-educated, forged their literary perspectives under harsh working conditions, and although they could not write poems with high aesthetic value like the others, they reflected the world they lived in with an intense sensitivity and a sincere language. One of them was the Northumbrian collier Joseph Skipsey (1832-1903), who spent most of his life in the coal mines he entered at seven. In his poems, the traces of communal practices and cultural codes of his region are clearly seen. Even if his living in the country might evoke at first glance that Skipsey is quite close to nature, his relations with it surprisingly exist in a narrowed framework and remain within the confines of traditional narrative forms such as ballad and song. This study aims to reveal the essence of a collier poet’s relationship with nature in his poems within the socio-economic conditions of Victorian England. The main argument of the study is that Skipsey uses nature not as a glorified unity of beings, but as a site of balance and a source of poetic material he refers to in narrating individual emotions, human relations and the realities of miners’ life.
- MakaleAçık Erişim2023İran’ın fars eyaletinde hamse konfederasyonu ve oymakları hakkında bir inceleme
Yanar, Senay
Bu makale, İran'ın güneyinde yer alan Fars eyaletinde 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ortaları arasında siyasi bir topluluk halinde varlığını sürdüren konar-göçer, Türk dilli ve içerisinde kısmen Türkleşmiş boyların bulunduğu Hamse isimli topluluğun tarihi, coğrafî, sosyal ve siyasi yapısını incelemektedir. Hamse topluluğu, 18. yüzyılın sonlarından 19. yüzyılın ortalarına kadar siyasi olarak İran’ın Fars eyaletinde Kaşkaylardan sonra nüfuz ve nüfus bakımından ikinci sırada gelen ve adından anlaşılacağı üzere beş oymaktan oluşan, kısa ömürlü ve suni bir konfederasyondur. Hamse İli olarak da adlandırılan ilgili birliğe dâhil edilen İnallu, Baharlu, Nefer, Basırî ve Arap adlarını taşıyan oymakların yaşadığı bölgeye de Hamse vilayeti adı verilmektedir. Ancak 18. yüzyıl öncesinde bu tabirin siyasi bir anlam taşıdığını düşünmek için hiçbir sebep yoktur. Çünkü bahsi geçen dönem öncesinde bu tabirin daha çok tarihî coğrafya açıdan bir anlam ifade etmekte olduğu anlaşılmaktadır. Her iki anlamıyla da bu birliğin, söz konusu zaman aralığında yalnız iç politikada değil aynı zamanda uluslararası düzeyde de etkili bir biçimde varlık gösterdiği anlaşılmaktadır. Hamse İli tabirinin siyasi açıdan kullanımının başlangıcının 18. yüzyılın sonlarına tarihlendirilmesinin sebebi, tabirin söz konusu yüzyılda henüz ortaya çıkan bir adlandırma olmasıdır. Bu tarihe kadar birbirinden ayrı biçimde yaşayan Hamse oymaklarının her birinin İran’da köklü birer geçmişi vardır. Bilindiği üzere Türkistan’dan dünyanın farklı bölgelerine yapılan Türk göçleri, uzun vadede ilgili yerlerin etnik ve kültürel yapısının şekillenmesinde etkili olmuştur. Bu bölgelerden biri olarak İran, Türk varlığının günümüzde de en çok rastlandığı ülkelerden biridir. Bu nedenle buradaki Türk varlığı hakkındaki araştırmalara katkı yapma hedefindeki bu çalışmada Hamse İli’ne ilişkin iki ana konu üzerinde durulmuştur. Bu konulardan ilki Hamse’yi oluşturan beş oymağın etnik köken ve dil açıdan incelenmesidir. Uzun yıllar boyunca söz konusu bölgede yaşayan ve yaylak-kışlak arası konar-göçer yaşamlarını devam ettiren bu birbirinden bağımsız boylar, dönemin hükümeti Kaçar hanedanının politikaları kapsamında komşu kavim Kaşkaylara karşı rakip güç haline getirilerek birleştirilmiştir. Bu nedenle çalışmada boyların birbirlerinden etnik köken ve dil özellikleri bakımından farklılıklarına değinilmiştir. İkinci konu ise Hamse’nin coğrafî sınırları, yaylak-kışlak bölgeleri, boyların sosyal ve ekonomik yaşayışları ve birbirleriyle ve merkezî hükümetle bağlantıları gibi özellikleridir. Farsça muasır kaynakları ve bu kaynaklara dayanan araştırma eserlerinin ışığında yukarıda bahsedilen konular üzerine bir araştırma makalesi niteliğindeki bu çalışmanın amacı, hakkında son derece az çalışma bulunan Fars eyaletindeki Hamse İli’nin Türk etnik kimliği niteliği ve varlığına ilişkin bilgileri derleyip toparlayarak literatüre katkıda bulunmaktır. Çalışmanın yöntemi söz konusu dönemin tanıkları tarafından kaleme alınmış muasır eserlerin incelenerek karşılaştırılması suretiyle Fars Hamse’sini oluşturan boylarının yerleşim yerleri, alt boyları nüfusları, başlıca geçim kaynakları ve yöneticilerinin faaliyetleri hakkındaki bilgi ve görüşlerin ortaya konulmasıdır.
- Derleme MakaleAçık Erişim2023Cumhuriyetin 100. Yılında restoran işletmeleri: Gelişimsel süreç ve önemli olaylar
Akyürek, Suat; Genç, Gökhan; Kızılcık, Onur
Yiyecek içecek hizmetleri yaşam biçimi ve özdeğerlerden etkilendiğinden, bu hizmetler uygarlık tarihine paralel olarak gelişmiştir. Günümüzde paket turların da artışına bağlı olarak turizmin kitlelere yayılması ve insanların daha kaliteli hizmet sunan işletmeleri tercih etmesi, yiyecek içecek hizmetlerinin gelişimini hızlandırmıştır. Böylece restoranlar, turistik çekim unsuru haline gelmeye başlamıştır. Son yıllarda turizm ve gastronomi araştırmalarının çoğunlukla mevcut zaman üzerinden gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu çalışmada, tarih araştırmalarının geleceğe ışık tutabileceği düşüncesinden hareketle, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze restoran işletmelerinin gelişim süreci incelenmiştir. Bu bağlamda ikincil veri kaynakları incelenerek yapılan bu derleme çalışmasında, 100 yıllık Cumhuriyet döneminde restorancılığın gelişimsel süreci, köklü restoran işletmeleri ve restorancılığı etkileyen önemli olaylar kronolojik olarak incelenmiştir. Böylece Türkiye’nin gelecek yüzyılında yiyecek içecek endüstrisinin gelişimine katkı sunacak tarihsel bir değerlendirme yapılması amaçlanmıştır. Araştırma sonucunda, yapılan tarihsel değerlendirmelere bağlı birtakım öneriler geliştirilmiştir.
- Derleme MakaleAçık Erişim2023Bir Cumhuriyet Projesi Olarak Türkiye'de Kış Turizmi
Evren, Savaş
Çalışma, binlerce yıl önce ulaşım amacıyla geliştirilen kayağın dünyada ve Türkiye’de günümüzün en büyük turizm hareketlerinden birine dönüşmesi sürecini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yapılan incelemeler, 1850’lerden sonraki sürecin kış turizmi açısından oldukça önemli olduğunu göstermiştir. Bu süreçte, en az 8000 yıllık bir olgu olan kayak Norveç’te modernleşmiş, bugünkü rekreasyonel kayağın öncüsü olan Alp Disiplini gelişmiş, mekanik tesisler ve dağ otelleri kurulmuş ve İsviçre başta olmak üzere Alp bölgesinde kış turizmi hareketi yayılmıştır. Türk dünyası açısından bakıldığında, Altay Dağlarında yaşayan Türk kavimlerinin kayağın ataları arasında yer aldığı, ancak Türkiye’de kayağın 1915 itibariyle askeri amaçla öğrenilmeye başlandığı görülmektedir. Kış turizmi olgusu ise 1930’larda, yeni kurulan Cumhuriyetin modernleşme çalışmalarından biri olarak Uludağ’da gelişmeye başlamıştır. Günümüzde Türkiye’de 51 adet faal kayak alanı, 53 adet de yeni destinasyon fikri/projesi bulunmaktadır. Ulusal kış turizmi literatürü ise 1990’larda gelişmeye başlamış, bir süre bölgesel değerlendirmelerle sınırlı kalmış, 2011 itibariyle sayıca ve içerik olarak zenginleşmeye başlamıştır.
- MakaleAçık Erişim2023XVIII. Yüzyıl Sanatçılarından Kırımlı Âlî ve Eserleri
Doğan, Hasan
Yalnızca Osmanlı Devleti’nin değil, tüm bir Türk tarihinin en renkli ve eğlenceli asırlarından olan XVIII. yüzyıl sanatsal ve edebî anlamda da sayısızca ismin yetiştiği bir dönem olarak dikkat çekmektedir. İstanbul’un fethinden sonra başkent olarak bir çekim merkezi hâline gelen İstanbul, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda ilim, eğlence ve sanat merkezi olarak da cezbedici bir mekân konumuna yükselmiştir. Bu nedenledir ki siyaset, ilim, sanat, şiir, eğlence vb. alanlarda payesi olan Osmanlı halkından imkân bulabilenlerin yolu İstanbul’a düşmek zorundaydı. Osmanlı başkentine yolu düşen bu kişilerden bir kısmı burada hayatlarına devam ederlerken doğum yerleri olan asıl vatanlarını ise künye olarak isimlerine yaşatmaya devam etmişlerdir. Bu türden örneklerden biri de bu çalışmanın konusu olan ve aslen Kırımlı olması nedeniyle “Kırımî” künyesi ile anılan Âlî’dir. Asıl adı Ali Can olan Âlî hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmadığından şairin doğum tarihi konusunda da yeterli bilgiye sahip değiliz. Hakkında yalnızca Belîğ Tezkiresi, Tuhfe-i Nâilî ve Türk Şairleri’nde bilgi bulunan Âlî’nin vefat tarihi konusunda da bazı tutarsız nakiller mevcuttur. Bu çalışmada, Âlî’nin İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde NEKTY03531 arşiv numarasıyla kayıtlı Mecmû’atü’r-resâ’il içerisinde yer alan Ukde-güşâ isimli eseri ile Dîvân’ı tanıtılacak, mürettibi olduğu bazı şiir mecmualarına değinilecek ve bu eserlerden hareketle bahis konusu şair ve müellifin hayatının karanlık noktaları aydınlatılmaya çalışılarak kaynaklarda nakledilen kimi yanlış bilgilerin tashihi yapılacaktır. Ayrıca çalışmada XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul’da yaşadığı tespit edilen Âlî’nin manzumeleri ve eserlerinden hareketle edebî yönü de ele alınacaktır. Makalenin sonunda da Âlî Dîvânı’ndan örnek manzumeler verilecektir
- MakaleAçık Erişim2023Sûfî Bir Şairde Ölüm Telakkisi: Hanyalı Nûrî Osmân Dîvânı’ndaki Tarih Manzumelerinde “Ölüm”
Yalçın, Dilek
Osmanlı Şiiri içtimaî hayatın genelini ihtiva eder. Doğumdan ölüme, düğünden bayrama, sünnetten fetihlere kadar içtimaî hayatın bütün mevzuları Osmanlı şirinde ele alınmış; estetik bir üslupla ifade edilmiştir. Osmanlı şirinde gündelik yaşamla ilgili bazı hadiseleri ele almak gelenek hâline gelmiş hatta bu hadiseler etrafında müstakil edebî türler teşekkül etmiştir. Bunlardan birisi de yaratılış felsefesini, özlemi, yası, dünya ve ahiret telakkilerini, korkuları ya da övgüleri ihata eden ölümdür. Hayatın kaçınılmaz sonu olarak ölüm; Osmanlı şiirinde gerek müstakil gerekse diğer edebî türler içinde defalarca ele alınmıştır. Ölüm konusunu ele alan en yaygın türler; tarih manzumeleri ve mersiyelerdir. Divanındaki tarih manzumelerinde ölüm hadisesine geniş ölçüde yer veren şairlerden birisi de Hanyalı Nûrî Osmân’dır. Şairin tarih manzumelerindeki en önemli hususiyetler; ölümle ilgili zengin bir söz varlığını ihtiva etmesi, sayısının fazla olması, biyografik bilgileri içermesi, mersiye ve tezkirelerin muhteva özelliklerini yansıtması aynı zamanda yaratılış ile ilgili telakkileri beyan etmesidir. Ölüme düşürülen bu tarihlerdeki zengin kültürel doku ve söz varlığı, şairin sûfî ve tezkireci olmasından kaynaklanmaktadır. Çalışmamızda öncelikle Hanyalı Nûrî Osmân Dîvânı’ndaki ölüm hadisesine düşürülen tarihlerde ölüm söz varlığı tespit edilmiştir. Daha sonra ölüm söz varlığı ışığında muhteva; ölüm telakkisi, dünya ve ahirete bakış, sûfînin yası, övgü, dua ve temenniler başlıkları altında incelenmiştir. Bu başlıklar vasıtasıyla Hanyalı Nûrî Osmân Dîvânı’ndaki ölüm hadisesine düşürülen tarihlerde ortaya konulan ölüm algısı; ölüm bağlamında ele alınan dünya, ahiret, cennet, rahmet, şefaat mevzuları ve yaratılış felsefesi tespit edilmiştir.
- MakaleYalnız künye2023Bir Kimliğin İnşası: Garbiyatçılık-Şarkiyatçılık İkilemi ve Etnosembolizm Bağlamında Birinci Türk Tarih Kongresi
Bozkurt, Hasan; Çetinkaya, Satuk Buğra
Bu çalışmanın amacı Erken Cumhuriyet dönemi kimlik politikaları üzerinde tarih anlatısının ve tarihçilerin etkisini açıklamaktır. Çalışmada, temsil edici bir örnek olarak Birinci Türk Tarih Kurultayı odağa alınmaktadır. Kimlik ve tarih ilişkisi kurultay bildirilerinin üslup ve içeriği analiz edilerek ortaya koyulmaktadır. Bildirilerin üslubu Hayden White’ın anlatı tarzlarını vurgulayan yöntemi çerçevesinde incelenmektedir. Bildirilerin içeriği ise garbiyatçılık-şarkiyatçılık ikilemi göz önünde tutularak değerlendirilmektedir. Ulus kurucu bir moment olarak Erken Cumhuriyetin tarihçilik pratiği ise etno-tarih yaklaşımından hareketle ele alınmaktadır. Kurultay katılımcılarının ulusu etnosembolist perspektiften yola çıkarak kavradıkları düşünülmektedir. Çalışmanın mihverinde yer alan temel soru ise Erken Cumhuriyet tarihçiliğinin kendi içinde çeşitlenmesinin farklı kimlik tahayyülleri ve tarih bilgisi arasındaki ilişkiye yol açacak derecede ayrı patikalar oluşturup oluşturmadığıdır. Sonuç bölümünde bu soruyu cevaplamaya yönelik bulgular ve yorumlar, çalışmanın kısıtları ile beraber yer almaktadır.
- MakaleAçık Erişim2023Atatürk-lord lloyd görüşmesi: türk-ingiliz ilişkileri ve akdeniz sorunu
Çelik, Recep
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve kendi döneminde Türk dış politikasının mimarı Atatürk, genç cumhuriyeti her türlü dış tehlikeden korumak için aktif bir dış siyaset izlemiştir. Batıya rağmen batılı bir anlayışla hareket eden Atatürk, başta Yunanistan olmak üzere İngiltere ve Fransa ile ikili sorunlarını çözerek Türkiye’yi uluslararası ilişkilerde hatırı sayılır bir devlet konumuna getirmiştir. Millî Mücadele’ye desteği ile ön plana çıkan Sovyetlerle olan ilişkiler Lozan sonrası süreçte de yakın ve üst düzeyde seyretmişti. Fakat Sovyet eksenli bir dış politika yerine çok yönlü bir dış politika anlayışı geliştirilmeye çalışılarak bunda başarı kaydedilmişti. Türkiye iki dünya savaşı arası dönemde ikili ve çok taraflı uluslararası dostluk, tarafsızlık, iş birliği ve saldırmazlık gibi birçok antlaşmada yer almak suretiyle bölgesinde ve dünyada barışa katkı sunmak adına çaba göstermiştir. Bu doğrultuda Atatürk Türkiye’si, bağımsız Türk devletini her türlü dış tehditlerden korumak için büyük bir dirayet sergilemiştir. Türkiye yanlısı siyasetiyle ön plan çıkan ve Türk-İngiliz ilişkilerini ileri düzeye taşımak için çaba gösteren Lord Lloyd, Türkiye’yi b irçok kez ziyaret etmiştir. Bu ziyaretlerinden Montrö öncesi Mustafa Kemal Atatürk ile 27 Mayıs 1936’da Dolmabahçe Sarayında yapılan görüşme son derece önemlidir. Nitekim görüşmede Türkiye’nin İngiltere ile olan ilişkilerinden Avrupa ve Akdeniz’deki gelişm elere kadar bir dizi husus gündeme gelmiştir. İtalyan emperyalizmi ve Doğu Akdeniz sorunu ise görüşmenin ana temasını oluşturmaktadır. Atatürk’ün özellikle Akdeniz’de yükselen İtalyan tehdidinden duyduğu endişe, buna karşın İngiliz tarafının rahatlığı görüşmenin en hassas mevzuu olarak ön plana çıkmaktadır.
- DerlemeYalnız künye2023Tarihi Ḥabîbü’s-Siyer Fî Aḥbâri Efrâdi’l-Beşer
Gülmez, Abdurrahman
Eserin müellifi olan Hândmîr, 15. yüzyılda yaşamış olup Timur Devleti ile Safevî Devleti’nin önemli tarihçilerinden biridir. Müellifin dönemde yaşanılan olaylara şahit olması ve bu şahitliği Tarihi Ḥabîbü’s-siyer fî Aḥbâri Efrâdi’l-beşer adlı eserine aktarması, eseri son derece önemli kılmaktadır. Hândmîr’in Tarihi Ḥabîbü’s-siyer fî Aḥbâri Efrâdi’l-beşer adlı eseri, ilk defa 1138/1725-26 yılında Damad İbrâhim Paşa’nın desteğiyle oluşturulan tercüme heyeti tarafından Farsçadan Osmanlıcaya çevrilerek Türkçeye kazandırılmıştır. Eserin günümüz Türkçesine çevrilmesi hem Timur Devleti tarihi ve Safevî Devleti tarihi hem de İslâm tarihi araştırmaları için büyük bir kazanım olacaktır. Eserin her üç ciltinin sonunda dönemin vezirleri, devlet adamları, seyyidler, nakibler, ulemâ, fuzalâ ve şairlerin isimleri hakkında geniş bir malumat verildiğinden eser, Farsça tarih yazıcılığı araştırmaları açısından da önemli bir boşluğu doldurmuştur. Eser, üç cilttir. Birinci cilt, dört bölüm olup bu ciltte yaratılıştan İslâmiyet’in doğuşu ve ilk halifeye kadar olan dönem hakkında bilgi verilmektedir. İkinci cilt dört bölümden oluşmaktadır. Bu ciltte Emevî tarihinden başlayıp Celâleddin Hârizmşah’a kadar olan İslâm devletleri tarihi anlatılmaktadır. Üçüncü cilt ise beş bölüm içermektedir. Bu ciltte ise Türkistan Hanlıkları, Moğol Devleti ve Moğol Devleti sonrası İran’da kurulan çeşitli devletler, Timur Devleti ve Safevîler Devleti’nin ilk dönem tarihleri anlatılmaktadır. Çalışmamızda Hândmîr’in Tarihi Ḥabîbü’s-siyer fî Aḥbâri Efrâdi’l-beşer adlı eserinin 15. yüzyıl ve İslâm tarihi için önemi vurgulanmaya çalışılacaktır.
- MakaleAçık Erişim2023Bulgarlar ve iran toplumsal-kültürel coğrafyası: bir bağlantının yeniden inşası
(Alieva), Vildane Özkan
Makale, 632-2021 yılları arasında Bulgarların İran toplumsal-kültürel coğrafyasıyla kurduğu bağlantıları bütünsel olarak inceleyen bilinen ilk sosyolojik çalışmadır. Amaç, Bulgarlar ve İran coğrafyası arasındaki tarihsel ve güncel ilişkileri Bulgarlar değişkenini merkezde tutarak incelemektir. Makalede Bulgarlar ifadesiyle, üç Bulgar topluluğuna atıf yapılmaktadır: Karadeniz Bulgarları (ilk Bulgar devleti), Avrupa Bulgarları (Bulgaristan) ve Asya Bulgarları (Tataristan). İran adı, uluslararası ilişkilerde resmi olarak 1935'ten beri kullanılmaktadır, ancak makalede kolay anlaşılırlığı sağlayabilmek amacıyla ülkenin önceki dönemlerine atıf yaparken de İran ifadesi eklenmektedir. Yöntem ve teknik, 2010-2021 yılları arasında Ukrayna, Bulgaristan, Rusya ve İran'da elde edilen birincil verilerin ve hem tarihsel hem güncel sürecin izlenmesinden elde edilen ikincil verilerin (arkeolojik veriler dâhil) tarihsel sosyoloji çerçevesinde çok katmanlı çözümlenmesinden oluşmaktadır. Ulaşılan beş temel sonuç şöyledir: 1. Karadeniz'in kuzeyinde 632 yılında kurulan ilk Bulgar devletinden günümüze kadar, Bulgarlar ve İran coğrafyası arasında belirli kesintilerle de olsa süreğen, giderek yoğunlaşan ve çoğunlukla alış-veriş ve dayanışma biçiminde bir etkileşim söz konusudur. İran'ın unsurlarından biri olan Fars kültürünün etkisi, üç Bulgar topluluğunda da öncelikle seçkinler arasında yayılmıştır. 2. Avrupa Bulgarları ve İran arasındaki ilişkiler, başlangıçta politik-askeri ilişkiler bağlamında başlamış olup, günümüzde ortak bir etnik köken ve ırk arayışına kadar varmaktadır. Bulgaristan'daki bu arayış, günümüzde Balkanlar'da İran'la kurulan en aşırı ilişkidir. 3. Asya Bulgarları ve İran arasındaki ilişkiler, başlangıçta ticari ilişkiler bağlamında başlamış olup, günümüzde kültürel ilişkiler bağlamında yoğunlaşmaktadır. 4. Bulgaristan'ın İran'daki hem iktidar hem muhalif çevrelerle ilişkisi, Tataristan'ın ise İran'daki iktidarla ilişkisi bulunmaktadır. 5. Yakın gelecekte Bulgaristan, Tataristan ve İran arasındaki ilişkiler, dış engel çıkmadığı takdirde ikili ilişkilerden üçlü ilişkiye de dönüşebilir.
- MakaleAçık Erişim2022Trabzon vilayeti’nde meşhur eşkıyalar (1876-1919)
Yılmaz, Banu
Osmanlı Devleti XVIII. Yüzyılın ortalarından itibaren kaybedilen savaşların etkisiyle sosyal ve ekonomik olarak pek çok problemle karşı karşıya kalmıştır. Bu problemler Trabzon Vilayeti dâhilinde de belirgin bir şekilde gözlemlenmiştir. Trabzon ve çevresinde bu sosyal ve ekonomik problemlerin bir uzantısı olarak meydana gelen eşkıyalık olaylarını konu alan bu çalışmada; XIX. yüzyılın son çeyreği ve XX. Yüzyılın başlarını kapsayan dönemde meydana gelen eşkıyalık olaylarında ön plana çıkan isimler üzerine yoğunlaşılmıştır. Arşiv belgeleri doğrultusunda incelenen olaylardan; bölgedeki asayişi olumsuz etkileyen eşkıyalık faaliyetlerinin neler olduğu, bu olaylarda eşkıyaların bireysel veya kitlesel olarak nasıl hareket ettiği, eşkıyaların yakalanması için devletin hangi tedbirleri aldığı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, meşhur eşkıya reisleri olarak bölgede korku salan şahısların Trabzon Vilayeti sınırları içinde mi veya başka bir vilayette mi ikamet ettikleri, coğrafi yapının eşkıyaların kaçmasında ve saklanmasındaki etkisi, vilayetteki eşkıyalık faaliyetlerinin ele alınan tarih aralığında bir artış gösterip göstermediği, artış görünüyorsa bunun nedenleri ele alınmıştır. Çalışmanın odaklandığı bir diğer husus ise eşkıyaların bölgede yaşayanlar veya idareciler tarafından desteklenip desteklenmediklerinin sorgulanmasıdır.
- MakaleAçık Erişim2022Gold Mining, History and Today: The Case of Gümüşhane
Zeybek, Halil İbrahim; Akaryali, Enver; Çavuşoğlu, İbrahim; Gücer, Mehmet Ali; Sipahi, Ferkan
As in the history of humanity, the need for mines, causing important developments in human life, is gradually increasing. The mines, whose names are given to historical ages, have been a necessary source of raw materials for human beings to survive. Mines are one of the factors that directly affect the country's economy. Gold is a mine whose history is based on ancient history, its production has gained importance especially in recent years as a result of increasing demand and the research for new gold sources. Türkiye is a rich country with a 2% share in the world, with gold deposits of different geological characteristics and 431 ton reserves. Depending on the gold mining in recent years, gold explorations in Türkiye continue intensively and the annual gold production has increased to 39 tons in 2021. It has been determined that gold mining is concentrated in the Aegean and Marmara Regions with the Eastern Black Sea part in Türkiye. Gümüşhane is one of the provinces where gold mining is intense. In this study, the gold mining and importance in Gümüşhane are discussed by giving information about the history of gold mining.
- MakaleYalnız künye2022Vazife yoklama defterine göre süleymaniye vakfı çalışanları: ücretler, görevler, unvanlar
Karademir, Aysenur
Bu çalışmanın konusu Kanuni Sultan Süleyman tarafından İstanbul’da tesis edilen Süleymaniye Vakfının çalışanlarının analiz edilmesidir. Çalışmanın birincil kaynağı Osmanlı Arşivinde Evkaf (EV) fonunda Evkaf-ı Haremeyn Defterleri (EV.HMH.d.) arasında 1178 numarayla kayıtlı Süleymaniye Vakfına ait 1702 tarihli bir vazife yoklama defteridir. Giriş paragrafında Süleymaniye Vakfı çalışanlarının yoklanması için hazırlandığı belirtilen defterin vakıf muhasebe defterine ek hazırlanan müfredat defterlerden olduğu anlaşılmaktadır. Çalışmanın vakıf literatürüne birinci katkısı vazife yoklama defterinin detaylarıyla tanıtılmasıdır. Vakıf çalışanlarının 53 gruba ayrılarak, isim, görev, unvan, ücret, ek ödemeler gibi detaylarla kayıtlandığı defterin ortaya koyduğu ilk sonuç çalışanların genel durumudur. Elde edilen bu bilgiler Süleymaniye Vakfının 1557’de kurulmasıyla hazırlanan tesis senedi yani vakfiye belgesiyle karşılaştırılmıştır. Çalışmada vakıf çalışanlarının sosyal kimlikleri, görev türleri ve bunlar için belirlenen ücretler, bu ücretlerin değişimi Süleymaniye Vakfı örneğinde ortaya konulmuştur. Böylece Osmanlı Devleti’nin iktisadi ve sosyal yaşamında en geniş istihdam kurumu olan vakıfların çalışanları yönüyle işleyişi ve idaresi değerlendirilmiştir.
- MakaleYalnız künye2022III. Murad’ın Devlet Adamlarından Kara Üveys Paşa’nın Hayatı ve Muhallefatı (1591)
Gök, İlhan
Kara ve defterdar gibi unvanlarla anılan Üveys Çelebi, Aydın'ın köklü ve tanınmış ailelerinden gelen Kadı Muhiddin Mehmed'in oğludur. Üveys Çelebi kadılık yapan babasının yolundan giderek Tire kadısı oldu. Bir av sırasında Saruhan Sancakbeyi olan Şehzade Murad'la tanışmasından sonra sancak defterdarlığına getirildi. Şehzade'nin 1574'te III. Murad (1574-1595) unvanıyla tahta çıkması ile İstanbul'a giden Üveys Çelebi o sıra sadrazam olan Sokullu Mehmed Paşa (ö. 1579) ile girdiği iktidar mücadelesini kazandı. Sultan üzerindeki etkisi giderek artınca başdefterdarlık görevine getirildi. Bir müddet sonra da Budin Beylerbeyliğine tayin edildi. Bu görevden sonra sırasıyla Halep ve Şam beylerbeyliğine getirilen Üveys Paşa, Mısır Valisi İbrahim Paşa ile İstanbul'a geldi ve başdefterdarlık görevine tekrar tayin edildi. Kısa bir süre sonra da Mısır valiliği görevine getirildi. 1591 tarihinde çıkan ayaklanmadan etkilenip üzüntüden vefat etti ve malları müsadere edildi. Dönemin kronikleri ve arşiv kayıtlarından Üveys Paşa'nın kariyerindeki yükselişi, III. Murad üzerindeki nüfuzu ve kazandığı şöhreti açıkça görülmektedir. Bu çalışma Paşa'nın sahip olduğu şöhretinin yanında birçok değerli eşyasının kaydedildiği muhallefat kayıtlarına odaklanmıştır. Makalede entelektüel bir kişiliğe sahip olduğunu gösteren kitapları, sahip olduğu mal varlıkları detaylı bir şekilde incelenmiş ve literatüre kazandırılması hedeflenmiştir. Çalışmada müsadere ve muhallefat kavramları ele alındıktan sonra Paşa'nın hayatı, tespit edilen mal varlıkları incelenip elde edilen verilerin değerlendirilmesi şeklinde bir yöntem izlenmiştir.
- Derleme MakaleAçık Erişim2022The narrative in biography documentaries and construction of the portrait
Demir, Sertac Timur; Hidiroglu, Irfan; Tuğcu, Muhammed Said
Biography began with keeping records of people whose remarkable positions and stories in history. Biography usually takes place in the field of literature and history in academia, but over time it has also been involved in cinema studies. Although there are many academic studies on documentary cinema, no significant study has been found that focuses on the types of documentaries and focuses on biography documentary. Considering that many documentaries are biographically based, it can be claimed that this article tries to fill an important deficiency. Biographies have an ontological value especially for societies that has strong stories and ancient memories. Therefore, in this study, the distinctive importance of biographical documentaries, which are an essential part of oral culture and heritage transmission, is emphasised. With this article, discussions, inferences and suggestions are made about the importance of biography documentaries by focusing on the subjects of biography, biography history, biography documentary, biographical subject, portrait construction and narrative in biography documentaries. The main purpose of this study is to contribute to the literature on biographical documentaries, to illustrate the texture of biographical documentaries in particular, and to draw an intellectual and actional road and concept map for researchers or field experts who are interested in documentary film.
- MakaleAçık Erişim2022Türkiye’de 2002 genel seçimleri örneğinde gazete siyasal reklamları üzerine bir analiz
Taşçıoğlu, Raci; Sarıhan, Zekeriya
2002 Genel Seçimleri siyasi tarihimizde önemli değişikliklerin yaşanmasına sebep olurken bu seçim döneminde siyasal reklamlar seçim sürecinin en etkin araçlarından biri haline gelmiştir. Bu dönemde partiler ve adaylar yayınlattıkları siyasal reklamlar ile seçmenlerin tercihlerini etkilemeyi ve kendilerine oy vermeleri konusunda onları ikna etmeyi amaçlamıştır. Bu açıdan her seçimde olduğu gibi hiç şüphesiz ki bu seçimde de siyasal reklamlar çeşitli kitle iletişim araçlarında özellikle de gazetelerde yoğun bir şekilde kullanılmıştır.Gazete siyasal reklamlarının konu edinildiği bu araştırmanın amacı, 3 Kasım 2002 Genel Seçimlerinde siyasi partilerin farklı yayın politikalarına sahip gazetelerde yayımlanan reklamlarını incelemek olup, bu reklamların türünü ve hangi konular üzerine yoğunlaştığını tespit etmektir. Betimleyici bir yaklaşıma sahip olan bu çalışma, Türk siyasal tarihinde tek partili yeni bir iktidar döneminin başlangıcı olan bu seçim sürecinde merkez sağ ve solda yer alan çeşitli siyasal partilerin kampanyalarında kullandıkları reklamları karşılaştırmalı bir biçimde ele alması nedeniyle önemlidir. Çalışmada, dönemin önde gelen partileri olan Anavatan Partisi (ANAP), Doğru Yol Partisi (DYP), Demokratik Sol Parti (DSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yanında bu seçimler öncesi kurulan ve seçimlere damga vuran Genç Partinin (GP) 15-26 Ekim 2002 tarihleri arasında ulusal basın evreninde farklı yayın politikalarına sahip Hürriyet, Sabah, Radikal ve Yeni Şafak gazeteleri örnekleminde yayımlanan reklamları içerik analizi yöntemiyle karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Söz konusu gazetelere yönelik arşiv taraması neticesinde siyasi partilerle ilgili toplam 94 siyasal reklama ulaşılırken, tür açısından pozitif ve negatif reklamların yarı yarıya olduğu ve bu reklamlarda ağırlıkla iç politika ve ekonomi konularının öne çıktığı bulgulanmıştır.
- Derleme MakaleAçık Erişim2022Üç Boyutlu Sanal Ortamlarda Tarih Öğretimi: Sistematik Derleme Çalışması
Aydın, Şenay; Keleş, Esra; Bayraktar Fırıncı, Sümeyye
Bu çalışmanın amacı, 3B sanal ortamlarda tarih öğretimi ile ilgili yapılan araştırmalara ilişkin mevcut durumu ve 3B sanal ortamların tarih öğretimine katkısını ortaya koymaktır. Araştırmada sistematik derleme yöntemi kullanılmıştır. 2000-2020 yılları arasında 3B sanal ortamlarda tarih öğretimi ile ilgili yapılmış araştırmalar, çeşitli veri tabanlarında, “3B sanal dünyalar”, “3B sanal ortamlar”, “tarih eğitimi / sınıfı / tarih öğretimi”, “3B sanal tarih eğitimi” ve “tarihi yeniden canlandırma” Türkçe ve İngilizce anahtar kelimeleri ile taratılmış ve içerikleri kontrol edilerek dahil edilme ve hariç tutulma işlemleri eşliğinde seçilmiştir. Sonuçta araştırmanın konusuna ve amacına uygun olabilecek 6 tam metin bildiri, 7 makale ve 1 tez çalışması tespit edilmiştir. Çalışmaların çoğunluğunda mekân tasarımlarının yanında dönem kıyafetleri ile tasarlanmış karakterlerin, tarihsel bir olayı yeniden canlandırması ele alınmıştır. 3B sanal ortamlarda tarih öğretimi esnasında, ortamla alakalı memnuniyet, öğrenci başarısı gibi değişkenlerin incelendiği ve olumlu sonuçlar alındığı görülmüştür. Bunun yanı sıra, bir ekip ile yürütülen öğretim uygulamalarının çok iyi planlanması gerektiği belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, 3B sanal ortamlarda tarih öğretimine ilişkin gelecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
- MakaleYalnız künye2022Fıkıh Tarihi Açısından Haydar Rıfat’ın Mâlûmât-ı Kânûniye Adlı Eseri
Yilmaz, Fetullah; Atmaca, Ertuğrul
Bu makalede, Osmanlı’nın son ve Cumhuriyet’in ilk döneminde yaşamış olan Haydar Rıfat’ın Yeni ve Mükemmel Mâlûmât-ı Kânûniye adlı eseri fıkıh tarihi açısından değerlendirilmektedir. Bu amaçla önce yazarın hayatı hakkında bir takım bilgiler verilmektedir. Haydar Rıfat, yazar kimliğine ek olarak, aynı zamanda bir hukukçu olup İstanbul barosunun ilk avukatlarındandır. O, üstlenmiş olduğu davalarla tanınan bir hukukçu olmakla beraber, yazmış olduğu eserler ve başka dillerden yaptığı çevirileriyle de ön plana çıkmıştır. Hukuk alanı dâhil olmak üzere pek çok alanda eser yazmış ve tercümeler yapmıştır. Yazdığı eserlerden birisi de Mâlûmât-ı Kânûniye’dir. Eser hukukun altı bölümünü içermektedir: 1. Medeni hukuk, 2. Mahkeme teşkilatı ve yargılama usulü, 3. Ceza hukuku, 4. İdare hukuku, 5. Kara ve deniz ticareti hukuku, 6. Devletler hukuku. Bunlardan fıkhın etkili olduğu bölüm sadece birincisi, yani medenî hukuk alanıdır. Bu eser oluşturulurken bazı fıkıh kitapları, dönemin kanunları ve hukuk eserlerinden yararlanılmıştır. Bu haliyle yazıldığı devirde fıkhın durumunu ve hukuki manzarayı ortaya koymaktadır.








