Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2027
    Authorisation of notary publics on real property transactions in relation to the Turkish land registry system based on Cadastre 2014 vision

    Çoruhlu, Yakup Emre; Inan, Halil Ibrahim; Çelik, Mehmet Ozgur; Alemdar, Alkan; Yildiz, Okan; Azadi, Hossein

    The International Federation of Surveyors (FIG) has globally influenced land administration through its Cadastre 2014 vision and subsequent LADM standards. T & uuml;rkiye has been modernizing its land registry and cadastre system accordingly. The General Directorate of Land Registry and Cadastre (GDLRC) manages approximately 17 million annual transactions, including about 3.4 million conveyancing (long-term averages). To reduce congestion in Land Registry Offices (LROs), notaries were authorized to issue sales contracts in June 2022. This study investigates the effects of this change within the Cadastre 2014/2034 framework in terms of the maturity of the Turkish Land Administration System (LAS) and also by linking the issue to broader debates within land management and governance. A survey of 140 GDLRC experts revealed that notary involvement currently offers limited time and financial benefits to citizens and does not significantly reduce LRO workload. The central factor for this limitation is evaluated to be the maturity of Turkish LAS. On the other hand, the initiative aligns with Cadastre 2014's fifth statement, which advocates public-private collaboration, and therefore it should be further evolved. Within this evolution, administrative/managerial fixes and training programmes for notaries in the short term, management of all internal and external RRRs via LAS as a spatial data infrastructure service in line with LADM standards in the medium term, and betterment of institutional coordination, public responsibility development and capacity building in the long term are proposed for a better eventual land administration and management towards local and national good land governance.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Navigating Ethnic Issues on Clubhouse: Digital Experiences of Autochthon Turks in Iran

    Dinç, Artum

    This research investigates how issues related to ethnic politics in Iran are articulated by Turkish civil activists on the digital platform Clubhouse. It specifically examines: (1) The thematic categories under which these issues are raised; (2) The discursive dynamics shaping their discussion; (2) The organization and moderation of the chatrooms; and (4) The profiles of the participants. Employing a cultural sociology approach, the study analyzes how Clubhouse chat rooms –characterized by real-time verbal interaction– operate as emerging virtual public spaces for articulating ethnic grievances. It further explores whether these spaces facilitate the sharing of collective memory, the production of counter-hegemonic identity discourses, and the enactment of digital solidarity practices. The research ultimately aims to offer a descriptive analysis of the thematic content, discursive dynamics, organizational modalities, and participant profiles within this context of digital activism. A qualitative research method was employed in this study. Data were collected through participant observation by directly engaging in relevant Clubhouse chat rooms between 28 March and 1 May 2025. The data were subsequently categorized using conversation analysis. In accordance with the study’s objectives and research questions, the findings were organized and interpreted under four thematic headings: (1) Topics raised; (2) Discursive dynamics; (3) Organization and moderation of the chatrooms; and (4) Participant profiles. In the conclusion, the findings were evaluated through the conceptual lens of network power, networking power, networked power, and network-making power, as developed by Manuel Castells in his Network Theory of Power. The analysis also considered whether interactions on Clubhouse contribute to addressing issues stemming from ethnic politics in Iran. Furthermore, recommendations were proposed to enhance the effectiveness, inclusivity, sustainability, and solution-oriented nature of these virtual engagements. Overall, the study offers an original sociological framework for understanding the ethno-cultural activism of autochthon Turks in Iran within the virtual public space.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Siyasal İstikrarsızlığın Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkisi: 1991-2001

    Korkmaz, Ayla; Bal, Bülent

    Belirsizlik ortamında ekonomi karar alıcıları, uzun vadeli plan ve stratejilerden ziyade anı kurtarmaya dönük kısa vadeli pozisyon alırlar. Kırılgan bir zemin üzerinde ayakta kalmaya çalışan siyasal iktidarlar her an seçime gidilecek gibi popülist politikalara yönelirken, yerli ve yabancı sermaye fiziki yatırım yapmak yerine riskten uzak, getirisi yüksek finansal yatırımlara ağırlık verir. Bu durumun en bariz gözlemlendiği ülkelerden biri de Türkiye’dir. Türkiye’de karşılaşılan ekonomik krizler ve makroekonomik dengesizlikler, ağırlıklı olarak siyasal istikrarsızlık dönemleriyle paralel bir seyir takip etmiştir. Çalışmanın amacı, 1991-2001 yılları arasında yaşanan siyasal istikrarsızlığın arkasındaki dinamikleri ve bu istikrarsızlığın ekonomik yansımalarını incelemektir. İncelemede siyasal istikrarsızlık ile ekonomik dengesizlikler arasındaki ilişki üç temel parametre üzerinden değerlendirilmiştir: Kürt/PKK sorunu, parçalanmış parti sisteminin ortaya çıkardığı istikrarsız koalisyon hükümetleri ve 28 Şubat süreciyle belirginleşen ekonomik militarizm olgusu. Bu üç parametrenin, kurumsal zafiyetler oluşturduğu, popülist politikaların uygulanmasına ve siyaset dışı aktörlerin müdahalelerine zemin hazırladığı ve Türkiye’yi 1994 ve 2001 ekonomik krizlerine sürüklediği savunulmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2026
    Yoksulluğun Tanımı ve Nedenleri Üzerine Soybilimsel Çözümleme

    (Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum

    Bu çalışmada, yoksulluğun tanımı ve nedenleri farklı paradigmatik yaklaşımlar bağlamında incelenerek, bu yaklaşımların söylemsel temellerinin soybilimsel sorgulama yöntemi ve eleştirel söylem analizi tekniği uygulanarak açığa çıkarılması amaçlandı. Nitel araştırma modeli kullanılarak veriler yoksulluğun tanımı ve nedenlerini içeren temel kuramsal çalışmaların incelenmesiyle toplandı. Bulgular, toplanan veriler soybilimsel sorgulama ve eleştirel söylem analizi süreçlerinden geçirilerek elde edildi. Analiz süreci sonucunda, farklı evren açıklama modellerine içkin bilgi-iktidar ilişkileri çerçevesinde yoksulluğun tanımlanma ve nedenselleştirme biçimleri sınıflandırıldı. Bulgular, alt kültür eksenli davranışçı, piyasa rasyonalitesi eksenli işlevselci ve üretim ilişkileri eksenli çatışmacı yaklaşımların temsilcilerini, tanımlama ve nedenselleştirmelerini, temel kavramlarını ve varsayımlarını karşılaştırmalı olarak sunmaktadır. Ayrıca, her yaklaşımın güçlü ve zayıf yönleri, metodolojik sınırlılıkları ve söylemsel işlevleri eleştirel söylem analizine tabi tutularak yorumlandı. Özellikle işlevselci ve neoliberal söylemler çerçevesinde yoksulluğun depolitize edildiği, bireysel sorumluluk ve piyasa rasyonalitesinin vurgulandığı; çatışmacı yaklaşımlarda ise yapısal nedenlerin görünür kılınmasına rağmen mikro düzey farklılıkların göz ardı edildiği tespit edildi. Sonuç bölümünde çok boyutlu, tarihsel, dizgesel ve söylemsel bir olgu olarak yoksulluğun nesnel bir biçimde nedenselleştirilip tanımlanabilmesi için bütüncül, çok katmanlı ve eleştirel sorgulamayla analiz edilmesi gerektiğinin altı çizilerek akademik çalışmalarda yoksullar ve yoksulluğun görünümlerinden ziyade yoksullaştırma süreçlerine yönelmenin daha isabetli olacağı vurgulandı.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Kimlik, Söylem ve Tehdit Algısı: Konstrüktivist Perspektiften İsrail-İran İlişkileri

    Sahinoglu, Muhammet Cemal

    Bu çalışma, İsrail-İran ilişkilerinde tehdit algısının sabit çıkar hesaplarından değil, kimlik, söylem ve pratikler aracılığıyla nasıl inşa edildiğini konstrüktivist bir perspektifle incelemektedir. Literatürde öne çıkan realist ve tarihsel-diplomatik yaklaşımların ötesine geçerek, kimlik, söylem ve normların karşılıklı inşa süreçlerini merkeze almaktadır. Araştırmanın temel problemi, iki devletin birbirlerini nasıl “öteki” olarak konumlandırdığı ve bu konumlandırmanın dış politikalarını nasıl biçimlendirdiğidir. Bu doğrultuda çalışma, İsrail ve İran’ın hangi söylemler ve ritüel pratikler üzerinden birbirlerini tanımladığını ve bu süreçlerin tehdit algısını nasıl dönüştürdüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, hem akademik literatürdeki önemli bir boşluğu doldurması hem de kimlik temelli güvenlik kültürünün sürekliliğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Araştırma, konstrüktivist kuram çerçevesinde nitel yöntemle yürütülmüştür. Veriler kütüphane ve çevrim içi arşiv taraması yoluyla toplanmış, dönemsel olarak sınıflandırılmış ve söylem-pratik eşleşmesi üzerinden analiz edilmiştir. Bulgular, 1948-1979 arasında var olan pragmatik yakınlığın, 1979 sonrasında kimlik temelli düşmanlığa dönüştüğünü göstermektedir. Ayrıca 1990-2005 döneminde söylem ve ritüellerin bu düşmanlığı kurumsallaştırdığı, 2005 sonrasında ise nükleer krizler, vekâlet savaşları ve doğrudan çatışmaların Hobbesçu güvenlik kültürünü daha da pekiştirdiği ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak, İsrail-İran geriliminin yalnızca stratejik çıkarlarla açıklanamayacağı anlaşılmaktadır. Kimliksel ve söylemsel dinamikler dönüştürülmedikçe, kalıcı bir güvenlik sarmalının varlığını sürdürmesi muhtemel görünmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Etik Durum Ölçeği’nin (EDÖ-5) Türkçeye Uyarlanması: Geçerlik ve Güvenirlik Analizi

    Akyildiz, Salih; Birinci, Ali

    Bilişsel yaklaşım, bireylerin yaşadıkları çevreyi anlamlandırmak için kullandıkları zihinsel yapıların ve kategorilerin bilginin tekdüze bir biçimde değil, çeşitli kavramsal çerçeveler içinde yapılandırıldığını ileri sürer. Bu yaklaşım çerçevesinde değerlendirilen ahlaki biliş, bireylerin ahlaki ya da ahlaki olmayan davranışları tanımasını, yorumlamasını ve değerlendirmesini sağlayan psikolojik süreçleri ifade eder. Ahlaki bilişin temel yapı taşı ise ahlaki yargıdır. Literatürde, davranışların doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesinden bireylerin ahlaki karakterleri hakkında çıkarımlarda bulunmaya; toplumsal değerleri veya politikaları onaylamaya kadar geniş bir yelpazede ahlaki yargı türleri araştırılmıştır. Bu yargıları derinlemesine anlamak, onların birbirinden nasıl ayrıştığını ve normlar, duygular ya da cezalandırma gibi olgularla nasıl ilişkilendiğini ortaya koymayı gerektirir. Ahlaki yargılar, bireylerin hem kendilerine hem de başkalarına yönelik gerçekleştirdikleri temel toplumsal değerlendirmeleri içerir ve yalnızca gözlemlenen davranışlara değil, aynı zamanda bireyin karakterine ilişkin daha kalıcı ve derin anlamlar taşır. Ahlak felsefesi ve psikoloji alanındaki güncel ampirik araştırmalar, bu yargıların özellikle başkalarına zarar veren ve toplumsal normlarla çelişen eylemler üzerine yoğunlaştığını göstermektedir. Bununla birlikte bireyler arasında neyin ahlaki neyin gayri ahlaki olduğu konusunda önemli görüş ayrılıkları gözlenmektedir. Bu farklılığın temel nedenlerinden biri, bireylerin etik durumlarının -diğer bir deyişle, idealizm ve görecilik düzeylerinin- değişkenlik göstermesidir. Bu bağlamda Etik Durum Kuramı, bireylerin ahlaki inanç, tutum ve değerlerinin bütüncül bir kişisel ahlak felsefesi oluşturduğunu ve bu sistemin iki temel boyut olan idealizm ve görecilik tarafından şekillendiğini ileri sürmektedir. Kuramsal ve ampirik çalışmalar, ahlaki karar verme süreçlerinde bu iki boyutu eylemin yol açtığı zarar ya da yararın düzeyi ve eylemin ahlaki normlarla ne ölçüde uyum sağladığı açısından tanımlamaktadır. Ahlaki karar verme, bireyin etik ilkeler, kişisel değerler ve toplumsal normlar doğrultusunda bilinçli tercihlerde bulunma sürecidir. Özellikle öğretmenlik gibi yüksek toplumsal etki taşıyan mesleklerde bu süreç profesyonel bir sorumluluk olarak kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda geliştirilen Etik Durum Ölçeği, bireylerin idealist ve göreceli tutumlarını ölçmek amacıyla tasarlanmış olup söz konusu boyutların kuramsal geçerliliğini destekleyen çok sayıda bulgular sunmaktadır. Ancak bazı maddelerin ölçülmek istenen yapılarla yeterince örtüşmemesi ve iç tutarlılığın artırılabilir olması yönündeki araştırma bulguları ölçeğin yeniden değerlendirilmesi ve geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, etik karar verme süreçlerini değerlendirmede yaygın olarak kullanılan revize edilmiş Kısa Form Etik Durum Ölçeği’nin (EDÖ-5) Türkçe’ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Uyarlama süreci; çeviri ve geri çeviri yöntemleri ile dilsel eşdeğerlilik, yapı geçerliği ve güvenilirlik analizlerini kapsamaktadır. Araştırma, 2024-2025 öğretim yılında Trabzon Üniversitesi Eğitim ve İlahiyat Fakültesi öğrencileri arasından kolay ulaşılabilir olma ve gönüllülük esasına göre amaçlı örnekleme yöntemi ile elde edilen üç ayrı veri setiyle yürütülmüştür. Birinci grup (n=50) ile dilsel eşdeğerlilik çalışması yapılmış, ikinci grup (n=434) verileriyle Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) gerçekleştirilmiş, üçüncü grup (n=438) ise Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) için kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, ölçeğin özgün formunda yer alan iki faktörlü yapının (idealizm ve görecilik) Türkçe formunda da korunduğunu göstermektedir. Ölçeğin iç tutarlılık katsayıları idealizm boyutu için .79, görecilik boyutu için .76 olarak bulunmuştur. Netice itibariyle, EDÖ-5’in Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu ve etik karar verme süreçlerini inceleyen araştırmalarda kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Varlık vergisi’nin azınlık karşıtı bir uygulamaya dönüşmesi: tasviri efkâr gazetesi üzerinden bir inceleme

    Bal, Bülent

    Varlık Vergisi, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’nın olağanüstü koşullarında ortaya çıkan mali kaynak ihtiyacını karşılamak amacıyla 1942 yılında çıkarılmıştır. Ancak çıkarılan vergi, uygulama aşamasında mali beklentilerle sınırlı kalmayarak azınlık karşıtı bir politikanın aracı haline dönüştürülmüştür. Bu çalışmanın amacı, bu dönüşüm öyküsünün kamuoyuna nasıl aktarıldığını ve meşrulaştırıldığını, dönemin milliyetçi ve Alman yanlısı yayın çizgisiyle öne çıkan Tasviri Efkâr gazetesi örneği üzerinden ele almaktır. Araştırmada metodolojik olarak nitel yöntem benimsenmiştir. Gazetede yer alan haberler, köşe yazıları ve yorumlar, nitel yöntemlerden tarihsel tanımlayıcı ve söylem analizi yaklaşımları çerçevesinde incelenmiştir. İnceleme sonucunda, Varlık Vergisi’nin yalnızca savaş ekonomisinin yarattığı mali yükü hafifletmeye yönelik bir araç olmadığı, aynı zamanda ideolojik ve siyasal bir müdahale mekanizması olarak işlev gördüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda milliyetçi retoriğin vergi politikasıyla iç içe geçirildiği, azınlık karşıtı tutumların basın aracılığıyla meşrulaştırılarak yeniden üretildiği ortaya konulmuştur.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Filistin-İsrail Savaşı Esnasında Hastaneye Yapılan Saldırının Savaş Suçu Bağlamında Değerlendirilmesi

    Karaer, Merve

    Günümüzde din, dil, ırk ayırımı yapılmaksızın insanlara sağlık hizmeti sunulmalı ve sağlık hizmetlerinin güvenliği korunmalıdır. Bu bağlamda, savaş veya silahlı çatışmalar sırasında hastanelere yönelik saldırılar uluslararası ceza yargısının konusu hâline gelmiştir. Bu çalışmada, Filistin-İsrail Savaşı bağlamında hastane saldırılarının bir savaş suçu olup olmadığının değerlendirilmesi amaçlanmakta, sağlık hizmetlerinin savaş ortamında nasıl ihlal edildiğine dikkat çekilmektedir. Araştırma kapsamında nitel araştırma yöntemi kullanılmış, veriler sosyal medya platformu X üzerinden toplanmıştır. Hastane saldırısının ardından geçen 24 saatlik süreçte “hastane saldırısı” anahtar kelimesiyle yapılan taramalarda ulaşılan 361 kullanıcı yorumu MAXQDA 2020 programına aktarılmış ve tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Kodlama ve tema oluşturma süreci, araştırma sorularına bağlı olarak sistematik biçimde yürütülmüştür. Analiz sonucunda iki temel tema belirlenmiştir: (1) Hastane saldırısının yorumlanması – savaş suçu, uluslararası hukukun ihlali, insanlık suçu gibi kavramsallaştırmalar; (2) Saldırıya gösterilen tepkiler – lanetleme, protesto, diplomatik tepkiler ve yas ilanları. Katılımcı yorumları saldırıların yalnızca hukuki değil aynı zamanda etik ve insani bir kriz olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Sonuç olarak, uluslararası toplumun bu tür saldırılara karşı daha etkin yaptırımlar uygulaması gerektiği, mevcut hukuki mekanizmaların yetersiz kaldığı ve sağlık tesislerine yönelik ihlallerin sistematik savaş stratejilerinin bir parçası hâline geldiği görülmüştür. Çalışma hem literatüre katkı sağlamayı hem de savaş koşullarında sağlık hizmetlerinin korunmasına yönelik farkındalık geliştirmeyi amaçlamaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin Dış Politika Anlayışının Savunmacı Realizm Yaklaşımı Özelinde İncelenmesi

    Çelik, Recep; Şahin, Ümit

    Uluslararası ilişkiler disiplini içerisindeki teorik yaklaşımlar arasında realizm son derece önemli bir yere sahip olmakla birlikte bu disiplinin teorik gelişiminin şartlarının da belirleyicisidir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası ilişkiler açısından tartışmaların yönünü tayin eden realizm alanın tüm araştırmacı ve teorisyenleri için de bir temel yapı taşı olmuştur. Her ne kadar kalıplaşmış yaklaşımlar temelinde gelişiyor olsa da realizm içerisinde farklı bir görüş olarak nitelendirilebilecek olan, ancak azımsanmayacak sayıda savunucusu da bulunan savunmacı realizm, realizmin bilindik çatışmacı doğası içerisinde farklı bir yere sahiptir. Uluslararası ilişkilerin çatışma odaklı doğasını kabul eden, ancak bunun dışında, savunma odaklı bir realizmin de mümkün olduğuna inanan savunmacı realistler açısından tarihten çeşitli örnekler bulabilmek de mümkündür. Bunlardan biri olarak Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki konumu ve diplomatik anlayışı konuya dair yerinde bir örnek olacaktır. Bu araştırmanın amacı, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nın farklı evrelerinde benimsediği dış politika anlayışının ve pratiğinin yönünü savunmacı realizm yaklaşımı ekseninde tespit etmektir. Araştırmada görüşlerine yer verilen araştırmacı ve teorisyenler ile birlikte Türkiye’nin dış politika anlayışına dair araştırmacıların çıktıları incelendiğinde ise ülkenin savunmacı realist bir yaklaşımının bulunduğu dikkati çekmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    18. Yüzyılda Bir Kaptanıderyanın Servet Profili: Fındıklılı Süleyman Paşa’nın Muhallefatı

    Türkal, Merve Karaçay

    Bu çalışma, 1741 yılında kaptanıderyalık görevinde iken vefat eden Fındıklılı Süleyman Paşa'nın hayatı ve muhallefat kayıtları üzerinden 18. yüzyıl Osmanlı üst düzey askerî ve idari yöneticilerinin servet yapısını ve müsadere uygulamasının hukuki işleyişini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, muhallefat kayıtları nitel ve karşılaştırmalı analiz yöntemleriyle değerlendirilmiş, elde edilen veriler dönemin kronik ve biyografik kaynaklarıyla karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Çalışmanın temel kaynaklarını Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi'nde muhafaza edilen Süleyman Paşa'ya ait muhallefat defterleri (D.BŞM.MHF.d, 12527 ve 12522) ile müsadere sürecine ilişkin belgeler (AE.SMHD.I. 6/5443 ve 8/543) oluşturmaktadır. Bulgular, Süleyman Paşa'nın servetinin merkez ve taşrada farklı biçimlerde tezahür ettiğini göstermektedir. İstanbul Tersane Yalısı'na ait kayıtlar merkezdeki askerî ve idari nüfuzun maddi yansımalarını ortaya koyarken Sakız'daki kayıtlar müşterek mülkiyet ilişkileri üzerinden servetin mali boyutunu görünür kılmaktadır. Ayrıca müsadere sürecinin, hane içi mülkiyeti ayrıntılı biçimde tasnif eden, üçüncü şahısların haklarını gözeten ve nihai kararı merkezî otoriteye bırakan çok aşamalı bir hukuki tasfiye mekanizması olarak işlediği tespit edilmiştir. Çalışma, kaptanıderya muhallefatına ilişkin 17 ve 19. yüzyıllara odaklanan araştırmalardan farklı olarak 18. yüzyıl ortalarına ait özgün bir örnek sunmakta ve bir kaptanıderyanın maddi dünyası ve müsadere sürecinin işleyişine ışık tutmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye’de Tek Partili Dönem’in Çözülüşünde Örgütsel Muhalefet: Dörtler Hareketi ve Muhalefetin Politikası

    Vural, Mehmet Fatih; Tokmak, Meriç

    Dörtlü Takrir Olayı’nın adını koyduğu Dörtler hareketinin yükselişi Türkiye’de Tek Partili Dönem’in çözülüşünü ivmelendiren bir uğrak olarak öne çıkar. Savaş sonrası Türkiye’sinde CHP içinde billurlaşan bölünme sürecinde Dörtler muhalefetinin politikasının analizi makalenin konusunu oluşturmaktadır. Makale, muhaliflerin nihai hedefleri, muhalif pozisyonlarının siyasal dayanakları ve nihai hedefe ulaşabilmek için öngördükleri-kullandıkları stratejiler kapsamında Dörtlerin politikasını, parti/iktidar cephesinin politikasıyla bakışımlı olarak ve literatürde gözlemlenmeyen bir tarzda “örgütsel muhalefet” (organizational dissent) perspektifinden katkı almaya çalışarak incelemek amacındadır. Dörtlü Takrir’in içeriminin tespit edilmesi, muhalefetin politikasıyla bağlantılarının kurulması ve bunların örgütsel muhalefet mefhumu içinde irdelenmesi incelemenin anahtarı olarak belirlenmektedir. Makale; Dörtlerin nihai hedef ve muhalefet stratejisinin birbiriyle ilişkilendirilerek değerlendirilmesi gerektiği, muhalefetin bütün gaye ve stratejisinin Takrir’e sıkıştırılamayacağı, muhalefetin politikasının bir süreç bağlamında kavranabileceği, muhalefetin politikasının analizinin de bu sürecin safhalara ayrılmasıyla gerçekleştirilebileceği, örgütsel muhalefet objektifinden bakıldığında örgütsel muhalefet temasındaki süreçlere ilişkin zenginliklerin Dörtler hareketinde görülebileceği argümanlarını esas almaktadır. Makalede Takrir’i veren muhaliflerin Dörtlü Takrir’de açığa vurulan (subjektif) nihai hedefinin, esasen çoğulculu bir demokratikleşmenin gerçekleştirilmesi olduğu ortaya koyulmaktadır. Ancak, bütünsel olarak değerlendirildiğinde iktidarı elde etmenin Dörtler hareketinin objektif nihai hedefi olduğu izlenmektedir. Subjektif nihai hedefin, objektif nihai hedefe ulaşmak için muhaliflerce bir basamak olarak düşünüldüğü, örgütsel muhalefeti “açık”-“dikey” biçime kavuşturan Dörtlü Takrir’in bu çerçevede kullanıldığı savunulmaktadır. Bu saptama, Dörtlerin objektif nihai hedefi doğrultusunda, iç-dış muhalefet perspektifli, bir süreç bağlamında safhalara yayılmış bir strateji öngördüğünün teşhis edilmesiyle ve “örtük”, “açık”, “yer değiştirmiş” muhalefet esnstrümanlarının tüketilmesinin ardından muhalifler açısından, iktidar hedefini gözeten bir şekilde, Dörtlü Takrir’in reddi ve “damgalama”, “misillemeler” sonrasında, ikinci safhaya, dış muhalefet düzlemine geçme mecburiyetinin doğduğunun bulgulanmasıyla desteklenmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye’de Yerel Basının Akademik Manzarası: DergiPark’ta Yayınlanan Makalelerin Bibliyometrik Analizi

    Demirel, Çağatay

    İletişim, kitle iletişim araçlarının hâkimiyetinde uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel şekilde varlığını devam ettirmektedir. Kitle iletişim araçlarının yereldeki ayağını temsil eden, yayınlandığı bölgedeki toplum yaşamını bütünüyle kapsayıp geniş bir içerik yelpazesi oluşturan ve sınırlı olanaklarıyla yereldeki kitlenin bilgiye olan ihtiyaçlarını karşılayan yerel basın, medya ekosisteminin başat unsurlarından biridir. Akademik çalışmalara konu olan böylesi başat bir unsurun, Türkiye’deki akademik manzarasının “nicelik” ve “haritalama” odaklı bir bakış açısıyla incelenmesi, iletişim bilimleri alanyazınına katkı sunması açısından oldukça önemlidir. Dolayısıyla bu çalışma, Türkiye’de yerel basının akademik manzarasını inceleyerek DergiPark’ta “yerel basın” konusundaki araştırmaların bibliyometrik analiz ile haritalandırılmasını amaçlamaktadır. Araştırma amacına bağlı olarak Türkiye’de yerel basın konusundaki çalışmalar araştırmanın evrenini oluştururken örneklem, açık erişimli akademik yayın platformu olan DergiPark veri tabanı ile sınırlı tutulmuştur. Sonuç olarak nicel araştırma yaklaşımının benimsendiği bu araştırmada, 2005-2025 yılları arasında toplamda 115 çalışmaya ulaşılmış ve yazarlar tarafından gerçekleştirilen çalışmaların bibliyometrik haritasında makalelerin metodolojik eğilimlerinin nitel araştırma tasarımları etrafından kümelendiği tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada, “yerel basın” konusundaki çalışmaların ağırlıklı olarak erkek yazarlar tarafından yürütüldüğü ve VOSviewer programı aracılığıyla veri setindeki makalelerde en fazla kullanılan anahtar kelimelerin yerel basın, gazetecilik, medya, basın ve içerik analizi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Islamic Family Law in Liquid Publicity: Production of Rights Discourse via the Press within the Ottoman Law of Family Rights

    Gönan, Yavuz

    This study interrogates the transformations within Ottoman Islamic family law in the post-Tanzimat era, specifically focusing on the intersection of the Second Constitutional Period’s accelerated public sphere, the proliferation of print culture, and the normative contestations surrounding the 1917 Ottoman Law of Family Rights (Hukûk-ı Âile Kararnâmesi). Rather than conceptualizing family law reform as a purely technical exercise in codification, this article foregrounds the socio-legal dynamics that established family law as a critical site for negotiating legitimacy, methodology, and the public circulation or norms. The primary objectives is to shift the analytical focus away from discrete institutional outcomes -such as marriage, divorce, and poligyny- toward the more foundational question of how normative authority was produced, articulated, and stabilized amidst shifting administrative and discursive landscapes. Beginnin with the Tanzimat reforms, administrative modernization consolidated practices of registration, documentation, and surveillance, effectively rendering domestic relations legible to state institutions. This process of legibility did more than streamline governance; it repositioned family law as a domain inextricably linked to public order and state capacity. By the Second Constitutional Period, the instutituonalization of the press and the rise of women’s periodicals catalyzed the circulation of a rights- based vocabulary. Within this context, “rights” functioned not merely as a formal legal category but as a pervasive public idiom for claim-making, exerting unprecedented pressure on the legitimacy of inherited normative frameworks. The study contends that these pressure crystallized into two competing “thesis- antithesis” clusters: The Reformist Thesis: Mobilized concepts of justice, reform, and independent reasoning to advocate for interpretive adaptation and state-led regulatory intervention. The Traditional Antithesis: Emphasized order, continuity, and the preservation of juristic stability, rooted in an uṣūl - based discipline and evidentiary hierarchy. Crucially, the central conflict was often less about sprecific legal rulings and more about the meta-question of authority: who possessed the legitimate power to delimit the sphere of permissibility, and through which methodological framework could this authority be exercised? Zygmunt Bauman’s concept of liquid modernity is utilized here as an analytical lens -rather than a chronological label- to illuminate how accelerated norm-circulation and the pluralization of authority claims generated a climate of heightened uncertainty.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ahlak Gelişiminde Ebeveyn Rolü: Örtük Kuramlar ve Üretkenlik Üzerine Bir Değerlendirme

    Birinci, Ali

    Ahlak gelişimi, bireyler arası etkileşim süreçlerinin temelini oluşturması ve insanların birbirleriyle nasıl geçindiklerini ihtiva etmesi nedeniyle aileler ve toplumlar açısından kritik bir öneme sahiptir. Ahlaki temellerin atıldığı ve ilk sosyal deneyimlerin yaşandığı birincil ortamın aile olması, ebeveynlerin bu süreçteki belirleyici rolünü ön plana çıkarmaktadır. Literatürde ebeveyn özellikleri bağlamında ebeveynlik tarzları ve disiplin uygulamaları üzerine önemli çalışmalar bulunmakla birlikte ebeveyn zihniyetleri/örtük kuramları ile üretkenlik algılarına odaklanan araştırmaların nispeten sınırlı olduğu görülmektedir. Bu kapsamda araştırmada ebeveynlerin ahlak gelişimine katkıları, örtük kuramlar ve üretkenlik algısı olmak üzere iki temel kavram üzerinden kuramsal olarak değerlendirilmektedir. Çalışma nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda ahlak gelişimini aile perspektifinden yeniden düşünmeye imkân veren iki önemli kuramsal yapı birlikte ele alınarak literatüre katkı sunması beklenmektedir. Ortaya konulan kuramsal çerçeve ahlak gelişiminin yalnızca bilişsel bir muhakeme ya da akran etkileşimi süreci olmadığını aksine ebeveynlerin insan doğasına ve niteliklerine ilişkin temel inançları ile nesiller arası sorumluluk anlayışlarının bu sürecin merkezinde yer aldığını göstermektedir. Örtük kuramlar literatürü ışığında ebeveynlerin insan niteliklerini sabit ya da geliştirilebilir olarak algılamalarının disiplin pratiklerinden hata yönetimine, övgü dilinden cezalandırma tercihlerine kadar geniş bir yelpazede belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Sabit zihniyetin toptancı yargılar ve cezalandırıcı yaklaşımlar üzerinden kırılgan bir ahlaki karakter ve kimlik inşa edebileceği buna karşılık gelişim odaklı zihniyetin sürece duyarlı ve telafi edici pratiklerle ahlaki karakterin dinamik gelişimini destekleyebileceği sonucuna varılmıştır. Üretkenlik kuramı perspektifinden bakıldığında ise ebeveynliğin biyolojik olarak yalnızca çocuk doğurmaya indirgenemeyeceği aksine gelecek nesillerin iyiliğine yönelik ahlaki bir sorumluluk bilinciyle şekillenen bir süreç olduğu görülmektedir. Bu anlamda ebeveynlerin üretkenlik algılarının çocuklarına sundukları değerler, anlam çerçeveleri ve yaşam anlatıları aracılığıyla ahlaki karakter ve kimlik inşasını doğrudan etkileyebileceği söylenebilir. Gelecek araştırmaların bu iki değişken arasındaki ilişkiyi farklı kültürel bağlamlarda ampirik yöntemlerle test etmesi ve elde edilen bulgulara dayalı ebeveyn eğitim programları geliştirmesi önerilmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Hint Alt Kıtasında Hibrit Hukuk Denemesi: Anglo-Muhammadan Law

    Gönan, Yavuz

    Bu çalışma İngiliz sömürge idaresi altında Hint Alt Kıtası’nda ortaya çıkan Anglo-Muhammadan Hukuku’nun (AML) tarihsel oluşumunu, kavramsal temellerini, kurumsal etkilerini ve toplumsal yansımalarını -kısmen- ele almaktadır. AML, Hanefî fıkıh geleneğinden seçilen hükümlerin İngiliz common law teknikleri ve kolonyal yargılama usulleriyle harmanlanarak inşa edilen asimetrik bir hibrit hukuk sistemidir. Bu sentezde fıkhın örf, içtihat ve maslahat gibi dinamik unsurları devre dışı bırakılmış; çeviri ve digest faaliyetleri aracılığıyla daraltılmış ve standartlaştırılmış bir Hanefîlik inşa edilmiştir. Mevcut çalışma, öncelikle Bâbür İmparatorluğu’nun çoğulcu hukuki düzeninden İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin bölgeye girişi ve ardından Britanya’nın doğrudan hâkimiyet kurmasına uzanan tarihsel arka planı sunmaktadır. AML’un normatif temellerini oluşturan çeviri ve digest faaliyetleri çalışmanın merkezi odaklarından birini teşkil etmektedir. Hamilton’un el-Hidâye çevirisi ile Baillie, Sircar ve Wilson tarafından kaleme alınan üç farklı tipteki digest, AML’un fiili kanununu oluşturan kurucu metinler olarak incelenmektedir. Bu digestler hangi fıkhî görüşlerin Müslüman hukuku olarak kabul edileceğine karar veren normatif filtreler işlevi görmüş, Hanefî fıkıh içindeki çoğulculuğu daraltarak tek bir standart Hanefî hukuku inşa etmiştir. Kurumsal dönüşüm açısından üç farklı yaklaşım ele alınmaktadır. Kalküta Medresesi devlet için fakih modeli üreterek ulemayı kolonyal yargıya entegre etmeyi amaçlamış ancak dil rejimi değişikliğiyle bu mezunlar marjinalleştirilmiştir. Diyûbend ekolü sömürge idaresinden bağımsız bir ulema tipi üreterek fetva-vaaz-medrese ağı üzerinden alternatif bir normatif alan inşa etmiştir. Aligarh ise İslâmî kimlik ile İngiliz hukuki modernliğini uzlaştıran hibrit bir elit yetiştirme projesi olarak AML’u içeriden dönüştürmeyi hedeflemiştir. Toplumsal dönüşüm boyutunda ise AML’un Müslüman kimliğini yargısal düzleme elverişli bir hukuki statü kategorisine dönüştürmesi ve nikâh, talâk, miras gibi alanlarda aile hukukunu merkezileştirmesi analiz edilmektedir. Sonuç olarak çalışma AML’u salt teknik bir hibrit hukuk meselesi olarak değil kolonyal iktidarın Müslüman toplumu tanımlama, sınıflandırma ve yönetme biçimlerinin merkezi bir aracı, bir yönetim teknolojisi olarak değerlendirmektedir. Çeviri-digest-kodifikasyon süreci fıkhın dinamik mekanizmalarını devre dışı bırakarak metne bağlı ve kolonyal yargısal denetime elverişli bir sistem inşa etmiş, bu sürecin kurumsal ve toplumsal sonuçları Güney Asya’da Müslüman hukuk bilincinin şekillenmesinde kalıcı izler bırakmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    An Analysis of Forest Crimes Committed between 1997-2025 at the Trabzon Forest Regional Directorate

    Güvendı, Engın; Kahyaoğlu, Nuray; Ertuğrul, Murat Han

    Forests have been one of the most valuable resources for human survival and meeting needs from the beginning of life to the present day. Even the smallest intervention in forests can affect all living things. Therefore, forest crimes are an important issue that needs to be addressed in terms of the sustainable management of natural and forest resources. In this study, forest crimes, crime types, and the distribution of these crimes within the Trabzon Regional Forestry Directorate (OBM) and its affiliated Forestry Management Directorates (OİM) between 1997 and 2025 were examined. According to the research findings, a total of 15,879 crimes were committed in Trabzon OBM during the relevant period, of which 9131 were cutting, 2664 were clearing, 1464 were occupation, 1214 were possession, 755 were transportation, 337 were consumption, 112 were grazing, 115 were arson, 2 were hunting, and 1 was mining. The results show that the most common types of crime in Trabzon Forestry Directorate and its affiliated Forest Management Units are logging, clearing, and illegal occupation, while grazing, arson, mining, and hunting crimes remain at low levels. In conclusion, the types of crimes committed in forest areas within the jurisdiction of the Trabzon Regional Directorate of Forestry and its affiliated Forest Management Directorates, as well as the causes of these crimes, have been comprehensively evaluated; based on the findings, various recommendations have been developed to reduce the frequency of these crimes.

    • SDG 15 · Karasal Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Turkey's active neutrality strategy in the black sea region: practices and analysis

    Ugur, Omer; Aksoy, Metin

    Turkey's foreign policy strategies in the Black Sea region are of great importance in international relations due to its geographical location and geopolitical features. Active neutrality is an approach that envisions states contributing to regional stability through diplomacy and peacebuilding while avoiding taking sides in international conflicts. This article aims to analyze Turkey's Black Sea policies through the concept of “active neutrality” and examine the implementation of this strategy and its regional implications. This study examines Turkey's roles in the Black Sea Economic Cooperation (BSEC), the Montreux Straits Convention, and the Russia-Ukraine tensions through case studies. It also discusses elements such as the broader foreign policy context of active neutrality (relations with Iran) and the triggering role of NATO expansion. Consequently, the advantages and limitations of this strategy and Turkey's interactions with regional dynamics (the Azerbaijan-Armenia conflict) are evaluated. The findings of the article show that Turkey's active neutrality offers opportunities in terms of security, international prestige, and economic interests, but faces challenges due to the influence of major powers, NATO expansion, and domestic political pressures.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Kalimaki Bey in Ottoman Foreign Affairs: His Career and the Role in the 1849 Hungarian Refugee Crisis

    Yilmaz, Banu; Erdogan, Serkan

    This study examines the transformation of the Ottoman Empire's foreign policy during the Tanzimat period and the construction of the empire's image in Europe through the life and diplomatic activities of Alexandros Kalimaki Bey, a prominent diplomat. The main objective of this article is to analyze the career of Kalimaki, who was of Romanian origin and from a Greek family in Phanar, and who stands out as the first non-Muslim subject of the Ottoman Empire to serve as a permanent ambassador to Europe, particularly his crisis management during the Hungarian Refugee Crisis, within its historical context. The research proceeds with a chronological and qualitative method based on primary archival documents of the Ottoman Ministry of Foreign Affairs and Kalimaki's diplomatic reports sent from London and Paris. Data obtained from archival documents have been evaluated within their historical context by considering them alongside studies in the literature. Through this method, the transformation and crisis management processes in Ottoman foreign policy have been qualitatively assessed through the diplomatic correspondence and reports of the period. Within this framework, the study also aims to highlight the interaction between Kalimaki Bey's personal diplomatic capacity and the new diplomatic approach adopted by the Ottoman State after the Tanzimat reforms.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ahl al-Sunnat Textbooks Prepared for Primary Education in Iran in the Context of the Reflection of Ideological Discourse in the Curriculum

    Demir, Habip

    Purpose: This study aims to examine how the official ideological discourse in Iran is produced through the educational curriculum and how Sunni Islam is positioned within this institutional discourse. In this context, our study examines how Sunni Islam is represented in the Ma`& amacr;rif-i Isl & amacr;m & imacr;: V & imacr;je-yi Ahl al-Sunnat textbooks prepared for Sunni students at the primary education level in Iran, and through which discursive strategies this representation is constructed. Considering the determining influence of Twelver Shi'ism- the official sect of the Islamic Republic of Iran-on state institutions and the educational system, the way Sunnism is defined in institutional texts emerges as a significant subject of scholarly inquiry. In this context, the study seeks to demonstrate that sectarian identities are produced not only through doctrinal differences but also through institutional discourse and educational materials. The central research problem of the study is to identify the concepts, historical references, and narratives through which the Sunni sect is represented within Iran's official educational system. Method: The study was designed within the framework of a qualitative research approach. The data source for the study consists of the elective textbooks titled Ma`& amacr;rif-i Isl & amacr;m & imacr;: V & imacr;jeyi Ahl al-Sunnat prepared for Sunni students by the Iranian Ministry of Education as a supplement to the mandatory textbooks for elementary school (grades 2-6) and middle school (grades 7-9). A total of 8 textbooks were subjected to document analysis in this study; the books were examined holistically, and the texts, activities, and visual narratives were evaluated thematically using a discourse analysis approach. Findings: The findings reveal that Sunni identity in the examined textbooks is represented through several recurring thematic frameworks. In sections related to ritual practices, the practices of Sunni legal schools are explained in detail, enabling Sunni students to learn the religious practices associated with their own tradition. At the same time, the selection of historical figures largely avoids controversial personalities that could potentially generate sectarian tensions; instead, the textbooks highlight companions and scholars who are respected to some extent in both Sunni and Shi'i traditions. Furthermore, narratives concerning the Ahl al-Bayt and the event of Karbala are presented both as shared religious references and as significant elements of Shi'i historical discourse. The treatment of concepts such as taqlid, mujtahid, and religious leadership also indicates that these textbooks function not merely as pedagogical materials but as texts that carry ideological meanings associated with the political and ideological discourse of the Iranian state. Conclusion: The study concludes that the textbooks prepared for Sunni students in Iran constitute important institutional texts that demonstrate how sectarian identity is represented at the institutional level. Within these texts, Sunni identity is recognized and made visible to a certain extent; however, it is simultaneously redefined within a discursive framework compatible with the official Shi'i ideological structure. In this regard, the research contributes to the literature in the field of History of Islamic Sects by demonstrating how sectarian identities are produced and represented through educational materials. Moreover, the findings contribute to contemporary discussions on the relationship between sectarian identity and education, while also indicating new directions for future research on similar institutional texts.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2026
    The Stranger at Home: Lived Experiences of Online Gambling Within the Family in Siirt, Türkiye

    Bektaş, Ahmet; Toprak, Adnan; Solmaz, Mustafa; Solmaz, Fatih; Erbaş, Sefa; İliter, Seyfettin; Parlar, Yasin

    Online gambling is a growing public health concern whose harms extend to the family, yet its familial consequences remain underexplored in contexts where gambling is illegal and extended-family ties are strong. This study examined how men who gamble online perceive gambling to affect their families in Siirt, Türkiye. Using a qualitative exploratory design, in-person semi-structured interviews with nine married or previously married men who currently or formerly gambled online (recruited via purposive and snowball sampling) were analyzed with a hybrid deductive-inductive, codebook thematic analysis (Fereday & Muir-Cochrane, 2006), informed by the six phases of Braun and Clarke (2006). Four themes were identified: entry into online gambling and the experience of addiction; the internal disintegration of the nuclear family; the household’s economic collapse and drift into crime; and the extended family, stigmatization, and the cultural framing of harm. Participants perceived gambling to erode communication and trust, dispossess the household, and displace men from the provider role, while family responses followed conventional gendered lines-disrupting the material division of roles while reactivating a traditional gender order. Distinctive contextual mechanisms emerged, including the extended family’s collective debt-clearing in exchange for religious oaths and the operation of stigma through kinship networks that threatened collective family honor. Because all participants were gamblers, the findings reflect their perceptions of family impact rather than the direct experiences of affected others. The results extend a predominantly Western evidence base and underscore the need for culturally sensitive, family-inclusive support that works with existing kinship structures while protecting those most burdened.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar