Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Bulgar folklorunda simgeler ve anlamları: kültürel sosyolojik bir çözümleme
(Alieva), Vildane Özkan
Bu çalışma, Bulgar folklorundaki temel unsurların tarihsel kökenlerini, toplumsal işlevlerini, kültürel anlamlarını ve modernleşme sürecindeki dönüşümlerini kapsamlı olarak araştırmayı amaçlamaktadır. Osmanlı dönemi, Çarlık dönemi, sosyalist rejim ve günümüzdeki post-sosyalist döneme uzanan tarihsel süreçte; halk dansları, geleneksel nakışlar, halk inançları ve festivaller gibi folklorik unsurlar ele alınmış ve bu ögelerin Bulgar kolektif kimliğinin inşası ile korunmasındaki rolleri incelenmiştir. Kültürel sosyoloji perspektifinden hareketle disiplinlerarası bir yaklaşım benimsenmiştir. Araştırmada nitel yöntem çerçevesinde, karşılaştırmalı tarihsel analiz vurgusuyla çok boyutlu simgeselliğin içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Bu teknik aracılığıyla Marteniçka bileklikleri, Kukeri maskeli ritüelleri ve geleneksel nakış motifleri gibi belli başlı unsurların çok katmanlı anlamları derinlemesine çözümlenmiştir. Araştırmanın temel bulguları, Bulgar folkloruna özgü simgelerin bir yandan tarihsel belleği canlı tuttuğunu ve toplumsal dayanışmayı pekiştirdiğini, diğer yandan modernleşme süreci ve turizmin etkisiyle biçimsel değişimlere uğradığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Bulgar folklorundaki simgelerin tarihsel sürekliliğin ve kültürel belleğin taşıyıcısı olma, etnik-dini kimliği ifade etme ve toplumsal dayanışmayı sağlama gibi temel işlevlere sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
- MakaleYalnız künye2026Yoksulluğun Tanımı ve Nedenleri Üzerine Soybilimsel Çözümleme
(Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum
Bu çalışmada, yoksulluğun tanımı ve nedenleri farklı paradigmatik yaklaşımlar bağlamında incelenerek, bu yaklaşımların söylemsel temellerinin soybilimsel sorgulama yöntemi ve eleştirel söylem analizi tekniği uygulanarak açığa çıkarılması amaçlandı. Nitel araştırma modeli kullanılarak veriler yoksulluğun tanımı ve nedenlerini içeren temel kuramsal çalışmaların incelenmesiyle toplandı. Bulgular, toplanan veriler soybilimsel sorgulama ve eleştirel söylem analizi süreçlerinden geçirilerek elde edildi. Analiz süreci sonucunda, farklı evren açıklama modellerine içkin bilgi-iktidar ilişkileri çerçevesinde yoksulluğun tanımlanma ve nedenselleştirme biçimleri sınıflandırıldı. Bulgular, alt kültür eksenli davranışçı, piyasa rasyonalitesi eksenli işlevselci ve üretim ilişkileri eksenli çatışmacı yaklaşımların temsilcilerini, tanımlama ve nedenselleştirmelerini, temel kavramlarını ve varsayımlarını karşılaştırmalı olarak sunmaktadır. Ayrıca, her yaklaşımın güçlü ve zayıf yönleri, metodolojik sınırlılıkları ve söylemsel işlevleri eleştirel söylem analizine tabi tutularak yorumlandı. Özellikle işlevselci ve neoliberal söylemler çerçevesinde yoksulluğun depolitize edildiği, bireysel sorumluluk ve piyasa rasyonalitesinin vurgulandığı; çatışmacı yaklaşımlarda ise yapısal nedenlerin görünür kılınmasına rağmen mikro düzey farklılıkların göz ardı edildiği tespit edildi. Sonuç bölümünde çok boyutlu, tarihsel, dizgesel ve söylemsel bir olgu olarak yoksulluğun nesnel bir biçimde nedenselleştirilip tanımlanabilmesi için bütüncül, çok katmanlı ve eleştirel sorgulamayla analiz edilmesi gerektiğinin altı çizilerek akademik çalışmalarda yoksullar ve yoksulluğun görünümlerinden ziyade yoksullaştırma süreçlerine yönelmenin daha isabetli olacağı vurgulandı.
- MakaleAçık Erişim2026İstihbaratın Üç Simgesel Yüzünün Karşılaştırmalı Çözümlemesi: Haber, Keşif ve Akıl
(Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum
Bu makale, istihbaratı yalnızca teknik bir güvenlik kapasitesi olarak değil, dilsel miras, tarihsel bellek ve kurumsal öz-anlatılar içinde kurulan bir kültürel anlam alanı olarak ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Türkçede “istihbarat”, Rusçada “razvedka” ve İngilizcede “intelligence” terimlerinin Türk, Rus ve İngiliz kültürlerindeki simgesel kuruluşunu karşılaştırmalı olarak çözümlemektir. Araştırma, kültürel sosyolojiyi temel kuramsal çerçeve olarak benimsemekte ve karşılaştırmalı tarihsel analiz ile söylem-tarihsel yaklaşımı birlikte kullanmaktadır. Veri kümesi, kamuya açık resmî mevzuat ve kurum metinleri, akademik yazın, sınırlı ama örnekleyici medya metinleri ve seçilmiş popüler kültür ürünlerinden oluşmaktadır. Bulgular, istihbaratın her üç bağlamda ortak bir teknik kapasiteye işaret etmekle birlikte, farklı kültürel kodlar içinde farklı meşruiyet dilleri kazandığını göstermektedir: Türk bağlamında haber alma, devletin bekâsı ve kurumsal koruma; Rus bağlamında keşif, güvenlik ve fedakâr devlet ajanı; İngiliz bağlamında ise analitik akıl, profesyonellik ve hukuki meşruiyet öne çıkmaktadır. Makale, bu farkların yalnızca kurumsal tanımlarda değil, James Bond, Ştirlitz ve Teşkilat gibi popüler kültür ürünlerinde de yeniden üretildiğini ileri sürmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025The Symbolic Child: A Cultural Sociological Analysis of the Changing Role of the Child in the Family
(Alieva), Vildane Özkan
Drawing on the realization that classical family sociology often treats children as passive dependents—rendering them analytically invisible—this study examines the transformation of the concept of the “symbolic child,” a culturally constructed image of the child’s role and meaning in family life, from agrarian societies to the digital age. This research aims to re-center the symbolic child as a key analytical figure in family sociology and considers how historical and cultural shifts in the symbolic meaning of childhood have redefined the role and meaning of the family institution. The analysis acknowledges that conceptions of childhood are not monolithic; it notes variations by gender, class, and historical-cultural context, bringing an intersectional nuance to the findings. Methodologically, using a qualitative, interpretive, and historical-comparative analysis grounded in cultural sociology, the study traces and compares changes in the symbolic status of children across successive periods. The key findings reveal a profound transformation in the role of children: from economic agencies and labor contributors in agrarian households, children became emotional focal points in industrial-era families, and in today’s media-saturated society they have become precociously adultified participants. Overall, the findings suggest that to understand the family as a cultural institution, the evolving symbolic child must be placed at the center of sociological analysis.
- MakaleYalnız künye2025Rosgvardiya’nın güvenlik anlayışı ve dijital gözetim: rusya’da yeni bir toplumsal denetim mekanizması
(Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum
Bu araştırmanın amacı, 2016 yılında Rus kolluk kuvvetlerinin bir parçası olarak kurulmuş olan Rosgvardiya’nın (Ulusal Muhafızlar) çağdaş Rusya’daki güvenlik anlayışı ve toplumsal denetim mekanizması bağlamında kültürel sosyolojik bir analizini sunmaktır. Çalışma, güvenliğin sadece teknik ve işlevsel bir mesele olmayıp aynı zamanda kültürel, simgesel ve toplumsal anlamlar taşıyan çok katmanlı bir olgu olduğunu varsaymaktadır. Yöntem olarak, nitel içerik analizi, söylem analizi ve simgesel analiz tekniklerini bir arada kullanan, çoklu veri türlerine dayalı bir yaklaşım benimsenmiştir; bu kapsamda yayınlanmış resmî belgeler, yasa metinleri, medya haberleri, söyleşiler ve politika dokümanları sistematik olarak incelenmiştir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi, Michel Foucault’nun gözetim ve disipliner iktidar kuramı ile Jeffrey C. Alexander’ın kültürel performans ve simgesellik kuramına dayanmaktadır. Araştırmanın bulguları, Rosgvardiya’nın dijital gözetim sistemleri, kamusal performansları, simgeleri ve medya temsilleri aracılığıyla yalnızca fiziksel güvenliği sağlamakla kalmayıp devlete sadakat, otorite ve hiyerarşi gibi değerleri de kültürel olarak yeniden ürettiğini göstermektedir. Temel sonuç, Rosgvardiya’nın çağdaş Rusya’da güvenliğin yalnızca teknik bir pratik değil, aynı zamanda simgesel ve kültürel bir anlatı olarak inşa edilmesinde merkezi bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025Rus İslamı Sorunu: Kültürel Sosyolojik Bir Analiz
(Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum
Bu makale, Rus devletinin dil politikası, devlet denetimindeki dinî kurumlar ve yönetilen söylem aracılığıyla Müslüman kimliğini ve dinî pratikleri nasıl yeniden biçimlendirilmeye çalıştığını incelemektedir. Bu çabalar, Rusya’nın Müslüman nüfusunu birleşik bir ulusal kimliğe entegre etmeye yönelik daha geniş bir projenin parçasıdır. Çalışma, Bourdieu’nun simgesel güç kavramı, kültürel yapılandırmacılık ve Gramsci’nin kültürel hegemonya kuramından yararlanan kültürel sosyolojik bir yaklaşım kullanarak, resmi anlatıların ve uygulamaların İslami kimliği Rus ulusal kültürüyle nasıl uyumlu hale getirdiğini araştırmaktadır. Çalışma, Cuma vaazları, müftülerin halka açık konuşmaları, Rusça Kur’an tercümeleri ve İslami bayramlardaki siyasi konuşmalar dahil olmak üzere 2006–2025 yılları arasındaki kaynakların nitel bir içerik analizini yapmaktadır. Bulgular, devlete sadık bir “geleneksel İslam”ı teşvik ederek İslam’ı Rus mirasının ve vatanseverlik değerlerinin ayrılmaz bir parçası olarak yeniden biçimlendirme yönünde bilinçli bir çabayı ortaya koymaktadır. Devletle uyumlu Müslüman otoriteler, bu sadık anlatıyı beslemek için İslami terminolojiyi ve uygulamaları Rus dil ve kültür normlarına uyarlamaktadırlar. Sonuç olarak, sivil sadakati, dinler arası uyumu ve muhafazakâr değerleri vurgulayan, Ruslaştırılmamış Müslüman kimliğini yabancı veya aşırılıkçı olarak tasvir eden resmi bir İslam söylemi ortaya çıkmıştır.
- MakaleAçık Erişim2025Bulgaristan’da ombudsmanlık kurumu ve türk azınlık hakları
(Alieva), Vildane Özkan
Bu makale, Bulgaristan’da Ombudsmanlık kurumunun ulusal Türk azınlığın haklarını koruma konusundaki rolünü sosyolojik bir bakış açısıyla incelemektedir. Bu bağlamda araştırmanın temel sorunsalı, 1989 sonrası demokratikleşme sürecinde kurulan Ombudsmanlık kurumunun kültürel ve yapısal engeller karşısında azınlık haklarını ne ölçüde savunabildiğidir. Kuramsal çerçeve, kültürel ve tarihsel sosyoloji yaklaşımlarına dayanmakta olup Bourdieu (habitus, simgesel güç), Swidler (kültür kuramı), Alexander (kültürel sosyoloji), Habermas (iletişimsel eylem, kamusal alan), Fraser (karşı-kamusal alan), Taylor’ın (tanınma siyaseti) vb. görüşlerinden yararlanılmaktadır. Yöntemsel olarak nitel bir araştırmadır. Süreç analizi tekniğiyle Ombudsmanlık kurumunun Türk azınlık haklarını koruma konusundaki etkisinin tarihsel gelişimi izlendi, ayrıca eleştirel söylem analiziyle ilgili yasal belgeler, raporlar ve medyadaki söylemler incelendi. Bulgular, Ombudsmanlık kurumunun bireysel başvurular aracılığıyla azınlık haklarını evrensel insan hakları temelinde savunduğunu, ancak siyasi baskılar, kurumsal yetersizlikler ve kültürel önyargılar nedeniyle bu savununun etkisinin sınırlı kaldığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Ombudsmanlık kurumu Türk azınlık için hak arama yollarını kurumsallaştırarak önemli bir mekanizma sunsa da kapsamlı yapısal dönüşümler olmadıkça etkisinin kısıtlı kalmaya devam edeceği söylenebilir.
- MakaleAçık Erişim2024Bulgar Oryantalizminde “Türk Köleliği” Damgası
(Alieva), Vildane Özkan
Başat Bulgar kültüründe geçmiş zaman dilimi, bugün ve gelecek zaman dilimlerinden çok daha etkin rol oynar. Osmanlı Devleti’nin, İkinci Bulgar İmparatorluğu’nu fethederek Bulgarlar üzerinde 1393-1878 yılları arasında kurduğu egemenlik dönemi, başat Bulgar kültüründe “Türk köleliği” dönemi olarak damgalanır. Bu damga, 19. yüzyılda inşa edilerek günümüze kadar sürdürülür. Bulgar kültüründe geçmişe yönelik “Türk köleliği” damgası; günümüzde politika, diplomasi, resmi ve resmi olmayan eğitim, hukuk, din, tören ve bayramlar, folklor, film, sanat, edebiyat, tarih, geleneksel medya, sosyal medya, protesto meydanları vs. gibi birçok kurumsal ve gündelik alanı kuşatmış durumdadır. Ancak bu damga, belirsiz bir tarihsel anlatıya dayandırılır ve oryantalist bir çerçevede biçimlenir. Diğer yandan, günümüzde söz konusu damgayla ilgili Bulgarlar tarafından yöneltilen kısmi eleştiriler de mevcuttur. Makale, Bulgarlar üzerindeki Osmanlı Devleti egemenliği dönemine ilişkin “Türk köleliği” damgasının hangi toplumsal-kültürel koşullarda nasıl inşa edildiği ve günümüzde hangi alanlarda nasıl yeniden üretildiğiyle ilgili sosyolojik bir çözümlemeden oluşur. Konu, büyük ölçüde özgün Bulgarca kaynaklardan elde edilen veriler üzerinden araştırıldı. Çözümlemenin kuramsal boyutunda, Said’in oryantalizm, Goffman’ın damga, Bourdieu’nun alan, Foucault’nun sorunsallaştırma ve Parsons’ın işlev kavramlarından yararlanılmaktadır. Türkçe sosyolojik yazında Bulgar kültürüyle ilgili araştırmaların sayısı yok denecek kadar azdır. Bu nedenle makale, Türkçe sosyolojik yazına bir katkı sağlamayı da amaçlar.
- MakaleAçık Erişim2023Afrika’yla İlişkilerinde Rusya’nın İşlemselleştirdiği Rus Kültür Alanları
(Alieva), Vildane Özkan
Makalenin amacı, 18. yüzyıldan günümüze kadar Rusya’nın Afrika kıtasıyla kurduğu ilişkilerde Rus kültürünü nasıl işlemselleştirdiğini kültürel ve tarihsel sosyoloji çerçevesinde çözümlemektir. Makale kapsamında Afrika’yla ilişkilerde işlemselleştirilen temel Rus kültür alanları olarak dil, sanat, bilim, din, Batı karşıtı değerler, çok kutupluluk anlayışı, yayılmacılık, askeriye ve silah, milliyetçilik, ırkçılık ve köken arayışı üzerine odaklanılmaktadır. Veriler, nitel araştırma yönteminin alan yazını tarama tekniği ile toplandı. Bulgular, kültürel ve kurumsal güç ilişkileri bağlamında verilerin betimsel analiziyle elde edildi. İlk olarak; Rusya ve Afrika arasındaki temasların kısa tarihi ve bu temaslar sırasında Rusya’da Afrika üzerine bilimsel araştırmaların nasıl biçimlendiği verilmektedir. İkinci olarak; Rusya-Afrika ilişkilerinde Rus sanatı, edebiyatı ve sinemasının oynadığı roller ve işlevler çözümlenmektedir. Üçüncü olarak; Rus inancı olarak da damgalanan Ortodoks Hıristiyan inancı ve Ortodoks Kilisesi’nin Afrika’daki işlevleri tespit edilmektedir. Bu bağlamda Afrika kıtasında Ortodoksluk inancı ile Rusya’daki Ortodoksluk inancı arasındaki ilişkiler incelenmektedir. Dördüncü olarak; Batı karşıtı değerler ve çok kutupluluk anlayışının Rusya’nın Afrika’yla ilişkilerini nasıl etkilediği incelenmektedir. Beşinci olarak; Slavcılık adlı milliyetçilik ve ırkçılık karışımı ideolojinin ve Slavların kökenini Afrika kıtasında keşfetme arayışının Rusların Afrikalılarla ilişkilerindeki işlevleri çözümlenmektedir. Konuyla ilgili sosyolojik araştırmaların az sayıda oluşu dolayısıyla, makale ilgili alan yazınına katkı sağlaması açısından önem arz eder.
- MakaleAçık Erişim2023Bulgarlar ve iran toplumsal-kültürel coğrafyası: bir bağlantının yeniden inşası
(Alieva), Vildane Özkan
Makale, 632-2021 yılları arasında Bulgarların İran toplumsal-kültürel coğrafyasıyla kurduğu bağlantıları bütünsel olarak inceleyen bilinen ilk sosyolojik çalışmadır. Amaç, Bulgarlar ve İran coğrafyası arasındaki tarihsel ve güncel ilişkileri Bulgarlar değişkenini merkezde tutarak incelemektir. Makalede Bulgarlar ifadesiyle, üç Bulgar topluluğuna atıf yapılmaktadır: Karadeniz Bulgarları (ilk Bulgar devleti), Avrupa Bulgarları (Bulgaristan) ve Asya Bulgarları (Tataristan). İran adı, uluslararası ilişkilerde resmi olarak 1935'ten beri kullanılmaktadır, ancak makalede kolay anlaşılırlığı sağlayabilmek amacıyla ülkenin önceki dönemlerine atıf yaparken de İran ifadesi eklenmektedir. Yöntem ve teknik, 2010-2021 yılları arasında Ukrayna, Bulgaristan, Rusya ve İran'da elde edilen birincil verilerin ve hem tarihsel hem güncel sürecin izlenmesinden elde edilen ikincil verilerin (arkeolojik veriler dâhil) tarihsel sosyoloji çerçevesinde çok katmanlı çözümlenmesinden oluşmaktadır. Ulaşılan beş temel sonuç şöyledir: 1. Karadeniz'in kuzeyinde 632 yılında kurulan ilk Bulgar devletinden günümüze kadar, Bulgarlar ve İran coğrafyası arasında belirli kesintilerle de olsa süreğen, giderek yoğunlaşan ve çoğunlukla alış-veriş ve dayanışma biçiminde bir etkileşim söz konusudur. İran'ın unsurlarından biri olan Fars kültürünün etkisi, üç Bulgar topluluğunda da öncelikle seçkinler arasında yayılmıştır. 2. Avrupa Bulgarları ve İran arasındaki ilişkiler, başlangıçta politik-askeri ilişkiler bağlamında başlamış olup, günümüzde ortak bir etnik köken ve ırk arayışına kadar varmaktadır. Bulgaristan'daki bu arayış, günümüzde Balkanlar'da İran'la kurulan en aşırı ilişkidir. 3. Asya Bulgarları ve İran arasındaki ilişkiler, başlangıçta ticari ilişkiler bağlamında başlamış olup, günümüzde kültürel ilişkiler bağlamında yoğunlaşmaktadır. 4. Bulgaristan'ın İran'daki hem iktidar hem muhalif çevrelerle ilişkisi, Tataristan'ın ise İran'daki iktidarla ilişkisi bulunmaktadır. 5. Yakın gelecekte Bulgaristan, Tataristan ve İran arasındaki ilişkiler, dış engel çıkmadığı takdirde ikili ilişkilerden üçlü ilişkiye de dönüşebilir.


