Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Alt birimler
Araştırmacılar(60)
- Abdulvahitoğlu, Ali
- Aksoy, Aynur Atar
- Akyüz, Turgut
- Alahmad, Mohamad
- Altuntaş, Abdurrahman
- Altuntaş, Ubeytullah
- Atalay, Abdurrahman
- Aydın, Muhammet
- Aytekin, Ayşe
- Bal, Mustafa
- Balik, Emrah
- Bingöl, Zeynep Şimşek
- Birinci, Ali
- Bülbül, Yunus Emre
- Çalık, Erdoğan Serdar
- Çelik, Alişan
- Deliser, Bilal
- Demir, Habip
- Demiral, İsmail
- Doğan, Hasan
- Dursun, Sümeyra
- Ericek Maraslioglu, Serife
- Erten, Mevlut
- Fettahoğlu, Yeşim
- Fidan, Yilmaz
- Futsi, Ali Fuat
- Gönan, Yavuz
- Gözün, Abdulvehhab
- Güçlüer, Fatımanur
- Gülmez, Abdurrahman
- Güney, Fikri
- Hacikelesoglu, Hizir
- Işık, Ömer Faruk
- İçten, Erdinç
- Karayígít, Iskender
- Kayhan, Mustafa
- Kerimoğlu, Özkan
- Khan, Alam
- Koç, Zeynep Çelik
- Korucuk, Mustafa
- Kurban, Nur Ahmet
- Kuyanay, Mehmet
- Kuzudişli, Ali
- Maraşlıoğlu, Şerife Ericek
- Mohamed, Ali Abdelwahed Abdelhameed
- Özdemir, Hatice Kübra
- Özer, Zülkif
- Pirlanta, Ismail
- Sahin, Davut
- Salıh, Islam Ahmed Jad
- Sarıkaya, Berat
- Sari, Hakan
- Saygılı, Said
- Şatla, Adel
- Şimşek, Selami
- Telkenaroglu, M. Rahmi
- Ustakurt, Furkan
- Zengin, Rumeysa Hatice Uludoğan
- Zeyrek, Mehmet
- Zeyrek, Merve
Birim yayınları
224 →- MakaleAçık Erişim2026Ibn Kammūna's Understanding of Propositions*
Akbay, Yunus Emre; Evmes, Adem; Akyüz, Turgut
The subject of this article is to examine and analyze the understanding of propositions held by Ibn Kamm & umacr;na, who lived in the 13th century, from the perspective of the discipline of logic. Ibn Kamm & umacr;na is a profound thinker who left significant works in the fields of philosophy and logic by thoroughly examining the works of figures such as Ibn Maym & umacr;n, Ibn Sin & amacr;, al-Ghaz & amacr;li, Ab & umacr; al-Barak & amacr;t al-Baghd & amacr;di, Fakhr al-Din al-R & amacr;zi, and al-Suhrawardi. The primary aim of the article is to analyze in detail the manner in which Ibn Kamm & umacr;na approaches propositions, drawing upon the works he authored on matters of logic. The scope of the article is confined to al-Jad & imacr;d f & imacr;'l-hikma, Sharh al-us & umacr;l wa'l-jumal, and Sharh at-talw & imacr;h & amacr;t, which are among Ibn Kamm & umacr;na's works containing data on the subject of propositions, and within the context of these works, the definition of the proposition, categorical propositions, conditional propositions, modal propositions, the contradiction and conversion of propositions are comprehensively addressed. The literature review conducted revealed that the philosopher has been examined to a considerably limited extent in our country from the standpoint of logic, and this study is considered to make a significant contribution to remedying the aforementioned deficiency. A qualitative research methodology was adopted in the article, and techniques of analysis and comparison were employed. It is known that Ibn Kamm & umacr;na, unlike authors such as Aristotle, al-F & amacr;r & amacr;bi, and Ibn Sin & amacr;, did not compose an independent work on propositions. For this reason, approximately sixteen works that have survived to the present day were meticulously examined through an individual scanning method, passages related to the subject of propositions within the context of the three identified works were recorded, and the data obtained were systematically classified and analyzed. As a result, it has been demonstrated that Ibn Kamm & umacr;na's treatment of propositions draws substantially from the Peripatetic tradition through Ibn Sin & amacr;. Ibn Kamm & umacr;na shares a common view with Ibn Sin & amacr; on the matter of indefinite propositions and explicitly states that such propositions ought to be understood as particular. Furthermore, he addresses propositions holistically on the subject of modality without making a distinction between simple and composite; and emphasizes that there is no limitation with respect to the number of modal propositions and
- MakaleAçık Erişim2026The Art of Dialectic (Jadal) in Ibn al-Mutahhar al-Hillī
Evmes, Adem; Akbay, Yunus Emre; Akyüz, Turgut
Al-Hilli, known as a Shii theologian and legal theorist, was a versatile scholar of the thirteenth century who authored numerous works on the philosophical sciences. In his writings, al-Hilli carefully examined ontological problems and methodological questions, systematically discussed the problem of knowledge, and devoted considerable attention to the science of logic. This article addresses al-Hilli's views on the art of dialectic (jadal), which he considered necessary for those who have not yet attained the level of demonstration (burhan), which ranks second in importance among the five arts, and on which no dedicated study has hitherto been undertaken. The aim of the article is to determine, on the basis of his logic works composed within the Peripatetic (Mash'sha'i) tradition, the extent to which al-Hilli was influenced by earlier logicians in his understanding of jadal and the respects in which he diverged from them. The scope of the article is confined to three of al-Hilli's works: his commentary on the logic section of Nasir al-Din al-Tusi's Tajrid al-i'tiqad, entitled al-Jawhar al-nadid; his commentary on al-Katibi's logical treatise al-Shamsiyya, entitled al-Qawa'id al-jaliyya; and his independent composition al-Asrar al-khafiyya fi al-'ul & umacr;m al-'aqliyya. These works were examined through a single-subject scanning method, whereby passages containing data pertaining to the components of dialectical theory-including its definition, premises, structure, and application-were identified and analysed. In this context, recourse was made to the works of logicians who had written on jadal prior to al-Hilli, among them Aristotle, al-Farabi, Ibn Sina, al-T & umacr;si, and al-Katibi, with particular attention given to a comparative analysis of the explanations offered by Ibn Sina and al-Hilli. It was ultimately established that al-Hilli followed both the Aristotelian and the Peripatetic logical tradition in his theory of jadal, and that he was especially influenced by Ibn Sina.
- MakaleYalnız künye2026The Transformative Function of Knowledge in Augustine: Inner Enlightenment and Virtue
Çalik, Erdogan Serdar
This article examines Augustine's understanding of knowledge not merely as a theoretical acquisition but as a moral process that transforms the human being. The first section of the study addresses the foundations of Augustine's epistemology, discussing the connection between knowledge, happiness, and wisdom, as well as the ethical dimension of knowledge and its role in the transformation of the soul. Furthermore, the epistemological role of memory and time is evaluated as dynamics that enable the pursuit of truth. The second section analyzes the influence of Augustinian epistemology during the scholastic period. In this context, Anselm's faith-based approach, Bonaventure's mystical interpretation, and Thomas Aquinas' Aristotelian synthesis are examined, with a focus on the nominalist critiques beginning with William of Ockham. The conclusion states that Augustine's epistemology presents a unique and enduring model that grounds the source of knowledge in inner enlightenment and its purpose in virtuous living, thus concluding the study.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Kur’an-ı Kerim’de savaş ayetlerinde tasvir
Fatma Arslan
Edebi tasvir perspektifinden bir inceleme sunmayı hedefleyen bu araştırma, Kur’ân-ı Kerim’de yer alan savaş ayetlerini odak noktasına almaktadır. Araştırmanın temel problemi, savaş temalı ayetlerde kullanılan anlatım biçimlerinin belagat ve edebi tasvir unsurları çerçevesinde nasıl şekillendiğini ortaya koymaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi ve metin merkezli analiz kullanılmış; ayetler klasik belâgat ve modern tefsir yaklaşımlarıyla değerlendirilmiştir. Ayrıca nüzul sebebi, siyak-sibak ilişkisi ve savaş terminolojisi dikkate alınarak çok yönlü bir okuma yapılmıştır. İnceleme sonucunda savaş ayetlerinin güçlü bir edebi tasvir içerdiği, bu yapının muhatap üzerinde görsel ve psikolojik etki oluşturduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu ayetlerin yalnızca hüküm içermediği, aynı zamanda estetik bir anlatım örgüsü sunduğu görülmüştür. Literatürde savaş ayetlerinin genellikle fıkhi ve tarihsel açıdan ele alındığı, edebi tasvir boyutunun ise sınırlı incelendiği belirlenmiştir. Bu çalışma, Kur’ân-ı Kerim’in edebi yönünü savaş ayetleri üzerinden görünür kılarak belâgat temelli bir analiz yaklaşımı sunmaktadır.
- Doktora TeziYalnız künye2026İslam Kelâmında engellilik olgusu
Zülkif Özer
Engellilik insanlık tarihi boyunca değişik kültür, coğrafya ve toplumlarda muhtelif şekillerde bireysel ve toplumsal düzlemde genel anlamda haklar, sorumluluklar, özgürlükler ve imkânların kullanımları bağlamlarında değerlendirilmiş evrensel bir olgudur. İnsanı ilgilendirmesi ve dinin de konusunun insan olması nedenleriyle bu olgunun din ile ilişkilendirilmesi oldukça önemlidir. Çünkü insanı ilgilendiren her husus dinin konusu olmaktadır. Engelli bireyin ve yakınlarının anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştığı bu durumu kabul etmelerinde, engellilikle başa çıkmalarında ve olumlu benlik geliştirmelerinde başvurulabilecekleri referanslardan birisi de dindir. Bu çalışma, engellilik olgusunu Kelâmî ve Kur’ânî perspektifler çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. İnsanlık tarihi boyunca farklı şekillerde anlamlandırılan engellilik, yalnızca biyolojik ya da fiziksel bir durum olmanın ötesinde; bireyin kendisini, toplumu ve varlıkla olan ilişkisini doğrudan etkileyen çok boyutlu bir gerçekliktir. Bu nedenle engelliliğin doğru anlaşılması hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha adil ve kapsayıcı bir yaklaşımın geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Çalışmanın hareket noktası, engellilik olgusunun yalnızca modern bilimlerin sunduğu verilerle değil, aynı zamanda dinî ve özellikle Kelâmî bir perspektifle de ele alınması gerektiği düşüncesidir. Zira insanın varlık, irade, adalet ve sorumluluk gibi temel meseleleriyle doğrudan ilişkili olan engellilik, İslam düşüncesinde ilahî adalet, hikmet ve imtihan kavramları çerçevesinde anlam kazanmaktadır.
- Doktora TeziYalnız künye2026Kur’ân’ın anlaşılması açısından sîretin önemi: Ankebût Sûresi örneği
Zeynep Çelik Koç
Kur’ân, belirli muhataplara yöneltilmiş sözlü hitaplardan oluşan, tarihsel olaylarla iç içe ve peyderpey indirilmiş bir kelâmdır. Bu sebeple Kur’ân metninin anlam dünyasına ulaşmak için yalnızca lafzî ve dilsel unsurlar yeterli değildir. Kur’ân’ı doğru biçimde anlamanın önemli adımlarından biri, onun muhataplarını ve nüzûl ortamını mümkün olduğunca doğru biçimde ortaya koymaktır. Kur’ân’ın tarihsel bağlamını bütüncül bir anlayışla tefsire dâhil edebilmek için başvurulması gereken alan ise sîrettir. Sîret-vahiy ilişkisine yönelik çalışmaların modern dönemde yaygınlaştığı görülmekle birlikte Kur’ân metninin anlaşılmasında tarihsel bağlamın tefsire nasıl ve hangi ölçütlerle dâhil edileceği meselesinin yöntemsel bir çerçeveye yeterince kavuşturulmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, Kur’ân’ın anlaşılmasında tarihsel bağlamın taşıdığı önemi merkeze alarak, bu bağlamın metodolojik bir yaklaşımla değerlendirilmesinin gerekliliğini konu edinmektedir. Çalışma, sîret yöntemini Kur’ân ilimleri içerisinde bir başlık olarak ele almayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda ulûmü’l-Kur’ân’ın tanımı, oluşum süreci ve kapsamı incelenmiş, bu alanın sabit ve kapalı bir disiplin olmadığı, aksine yeni ihtiyaçlara göre genişleyebilen dinamik bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Bu tespitten hareketle sîret yönteminin Kur’ân ilimleri içerisinde yapılandırılabilir olduğu değerlendirilmiş, Kur’ân’ın anlaşılmasında sîret yönteminin tanımı, tarihçesi, faydaları, temel özellikleri ve ilkeleri ele alınmıştır. Tezin örneklem kısmında Ankebût sûresi üzerinden bazı tefsirler ele alınmış ve yöntemin uygulanabilirliği ortaya konulmuştur. Bu esnada incelenen tefsirlerin bu yöntemi ne ölçüde uyguladıkları ve ona ne kadar yer verdikleri tespit edilmiştir. Ayrıca bu yöntemin uygulanmadığında açığa çıkacak anlama sorunlarına temas edilmiştir. Böylece Kur’ân’ın anlaşılmasında sîret yönteminin önemi vurgulanmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026Etik Durum Ölçeği’nin (EDÖ-5) Türkçeye Uyarlanması: Geçerlik ve Güvenirlik Analizi
Akyildiz, Salih; Birinci, Ali
Bilişsel yaklaşım, bireylerin yaşadıkları çevreyi anlamlandırmak için kullandıkları zihinsel yapıların ve kategorilerin bilginin tekdüze bir biçimde değil, çeşitli kavramsal çerçeveler içinde yapılandırıldığını ileri sürer. Bu yaklaşım çerçevesinde değerlendirilen ahlaki biliş, bireylerin ahlaki ya da ahlaki olmayan davranışları tanımasını, yorumlamasını ve değerlendirmesini sağlayan psikolojik süreçleri ifade eder. Ahlaki bilişin temel yapı taşı ise ahlaki yargıdır. Literatürde, davranışların doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesinden bireylerin ahlaki karakterleri hakkında çıkarımlarda bulunmaya; toplumsal değerleri veya politikaları onaylamaya kadar geniş bir yelpazede ahlaki yargı türleri araştırılmıştır. Bu yargıları derinlemesine anlamak, onların birbirinden nasıl ayrıştığını ve normlar, duygular ya da cezalandırma gibi olgularla nasıl ilişkilendiğini ortaya koymayı gerektirir. Ahlaki yargılar, bireylerin hem kendilerine hem de başkalarına yönelik gerçekleştirdikleri temel toplumsal değerlendirmeleri içerir ve yalnızca gözlemlenen davranışlara değil, aynı zamanda bireyin karakterine ilişkin daha kalıcı ve derin anlamlar taşır. Ahlak felsefesi ve psikoloji alanındaki güncel ampirik araştırmalar, bu yargıların özellikle başkalarına zarar veren ve toplumsal normlarla çelişen eylemler üzerine yoğunlaştığını göstermektedir. Bununla birlikte bireyler arasında neyin ahlaki neyin gayri ahlaki olduğu konusunda önemli görüş ayrılıkları gözlenmektedir. Bu farklılığın temel nedenlerinden biri, bireylerin etik durumlarının -diğer bir deyişle, idealizm ve görecilik düzeylerinin- değişkenlik göstermesidir. Bu bağlamda Etik Durum Kuramı, bireylerin ahlaki inanç, tutum ve değerlerinin bütüncül bir kişisel ahlak felsefesi oluşturduğunu ve bu sistemin iki temel boyut olan idealizm ve görecilik tarafından şekillendiğini ileri sürmektedir. Kuramsal ve ampirik çalışmalar, ahlaki karar verme süreçlerinde bu iki boyutu eylemin yol açtığı zarar ya da yararın düzeyi ve eylemin ahlaki normlarla ne ölçüde uyum sağladığı açısından tanımlamaktadır. Ahlaki karar verme, bireyin etik ilkeler, kişisel değerler ve toplumsal normlar doğrultusunda bilinçli tercihlerde bulunma sürecidir. Özellikle öğretmenlik gibi yüksek toplumsal etki taşıyan mesleklerde bu süreç profesyonel bir sorumluluk olarak kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda geliştirilen Etik Durum Ölçeği, bireylerin idealist ve göreceli tutumlarını ölçmek amacıyla tasarlanmış olup söz konusu boyutların kuramsal geçerliliğini destekleyen çok sayıda bulgular sunmaktadır. Ancak bazı maddelerin ölçülmek istenen yapılarla yeterince örtüşmemesi ve iç tutarlılığın artırılabilir olması yönündeki araştırma bulguları ölçeğin yeniden değerlendirilmesi ve geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, etik karar verme süreçlerini değerlendirmede yaygın olarak kullanılan revize edilmiş Kısa Form Etik Durum Ölçeği’nin (EDÖ-5) Türkçe’ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Uyarlama süreci; çeviri ve geri çeviri yöntemleri ile dilsel eşdeğerlilik, yapı geçerliği ve güvenilirlik analizlerini kapsamaktadır. Araştırma, 2024-2025 öğretim yılında Trabzon Üniversitesi Eğitim ve İlahiyat Fakültesi öğrencileri arasından kolay ulaşılabilir olma ve gönüllülük esasına göre amaçlı örnekleme yöntemi ile elde edilen üç ayrı veri setiyle yürütülmüştür. Birinci grup (n=50) ile dilsel eşdeğerlilik çalışması yapılmış, ikinci grup (n=434) verileriyle Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) gerçekleştirilmiş, üçüncü grup (n=438) ise Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) için kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, ölçeğin özgün formunda yer alan iki faktörlü yapının (idealizm ve görecilik) Türkçe formunda da korunduğunu göstermektedir. Ölçeğin iç tutarlılık katsayıları idealizm boyutu için .79, görecilik boyutu için .76 olarak bulunmuştur. Netice itibariyle, EDÖ-5’in Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu ve etik karar verme süreçlerini inceleyen araştırmalarda kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026Terakki ve Tekâmül Fikrinin Son Dönem Osmanlı Kelâm Düşüncesine Etkileri
Atalay, Abdurrahman
Bu makale, ilerleme düşüncesinin Batı düşünce tarihinde geçirdiği kavramsal dönüşümü tahlil etmekte ve bu düşünsel arka planın son dönem Osmanlı kelâm düşüncesine yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır. İlerleme fikri, hayatın başlangıcı, anlamı ve nihai istikametine dair insanî arayıştan doğmuş; tarih ve tabiat tasavvurlarındaki değişimlere paralel olarak farklı dönemlerde farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Antik çağın durağan ve döngüsel kozmoloji anlayışı içerisinde ilerleme prokope kavramı ile sınırlı ve niteliksel bir gelişim şeklinde ele alınırken, Orta Çağ’da teolojik ve hiyerarşik düzen çerçevesinde ahlâkî ve ruhsal kemâli ifade eden profectus anlayışı ön plana çıkmıştır. Yeni Çağ’da ise tarih ve tabiatın lineer bir gelişim süreci olarak kavranmasıyla birlikte ilerleme, sürekli değişim ve mükemmelleşmeyi esas alan progresus kavramı üzerinden temellendirilmiştir. Modern dönemde ilerleme düşüncesi, bilimsel devrimler ve Aydınlanma felsefesiyle birlikte ontolojik ve epistemolojik bir ilke hâline gelmiş; bu doğrultuda pozitivist, materyalist, Darwinist ve sosyal Darwinist teoriler insanlık tarihini ve insanla ilişkili tüm alanları geleceğe doğru zorunlu ve kesintisiz bir gelişim süreci olarak açıklamıştır. Evrimci tarih anlayışının belirleyici olduğu bu yaklaşım, yalnızca tabiat bilimleriyle sınırlı kalmamış; toplum, kültür, ahlâk ve din gibi alanlara da teşmil edilmiştir. Bu çerçevede dinî inançlar ve geleneksel kabuller, aşkın ve değişmez hakikatler olmaktan ziyade tarihsel şartlar içerisinde ortaya çıkan ve zamanla gelişen olgular olarak yeniden yorumlanmıştır. Batı’da güçlü bir teorik ve kavramsal zemin kazanan ilerleme paradigması, modernleşme süreçleri aracılığıyla Osmanlı entelektüel dünyasına taşınmış; özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren terakki ve tekâmül kavramları etrafında yeni bir düşünsel çerçevenin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Siyasî, askerî, malî ve sosyal alanlarda yaşanan çözülmelerin yanı sıra modern bilim ve felsefenin etkisi, Osmanlı aydınlarını Batı menşeli ilerleme anlayışıyla yüzleşmeye sevk etmiştir. Bu yüzleşme, klasik kelâmın bilgi, varlık ve tarih anlayışının yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmış ve dinî düşüncenin modern bilimsel söylemle ilişkisi tartışma konusu hâline gelmiştir. Bu makalede, söz konusu ilerleme anlayışının son dönem Osmanlı kelâm düşüncesinde nasıl karşılandığı ve dönüştürüldüğü tarihsel ve karşılaştırmalı bir yöntemle ele alınmaktadır. Bu çerçevede, yaklaşımlarıyla dönemin temel bakışını büyük oranda temsil eden Musa Kâzım Efendi (ö. 1920), Filibeli Ahmed Hilmi (ö. 1914), İzmirli İsmail Hakkı (ö. 1946), Elmalılı Muhammed Hamdi (ö. 1942), Ömer Nasûhî Bilmen (ö. 1971) ve Aksekili Ahmet Hamdi’nin (ö. 1951) yaratılış, ilk insan, dinlerin zuhuru ve tarihsel gelişimi gibi temel kelâmî tartışmalardaki tutum ve görüşleri mukayeseli olarak incelenmektedir. Çalışma, bu mütefekkirlerin Batı kaynaklı ilerleme ve evrim düşüncesi karşısında geliştirdikleri eleştirel ve uzlaştırıcı tutumları ortaya koymayı; İslâmî geleneğin temel kabullerini koruyarak modern düşünceyle nasıl bir denge kurmaya çalıştıklarını göstermeyi hedeflemektedir. Bu yönüyle makale, Osmanlı kelâm düşüncesinin modernlik karşısındaki dönüşümünü anlamaya katkı sunmayı amaçlamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Islamic Family Law in Liquid Publicity: Production of Rights Discourse via the Press within the Ottoman Law of Family Rights
Gönan, Yavuz
This study interrogates the transformations within Ottoman Islamic family law in the post-Tanzimat era, specifically focusing on the intersection of the Second Constitutional Period’s accelerated public sphere, the proliferation of print culture, and the normative contestations surrounding the 1917 Ottoman Law of Family Rights (Hukûk-ı Âile Kararnâmesi). Rather than conceptualizing family law reform as a purely technical exercise in codification, this article foregrounds the socio-legal dynamics that established family law as a critical site for negotiating legitimacy, methodology, and the public circulation or norms. The primary objectives is to shift the analytical focus away from discrete institutional outcomes -such as marriage, divorce, and poligyny- toward the more foundational question of how normative authority was produced, articulated, and stabilized amidst shifting administrative and discursive landscapes. Beginnin with the Tanzimat reforms, administrative modernization consolidated practices of registration, documentation, and surveillance, effectively rendering domestic relations legible to state institutions. This process of legibility did more than streamline governance; it repositioned family law as a domain inextricably linked to public order and state capacity. By the Second Constitutional Period, the instutituonalization of the press and the rise of women’s periodicals catalyzed the circulation of a rights- based vocabulary. Within this context, “rights” functioned not merely as a formal legal category but as a pervasive public idiom for claim-making, exerting unprecedented pressure on the legitimacy of inherited normative frameworks. The study contends that these pressure crystallized into two competing “thesis- antithesis” clusters: The Reformist Thesis: Mobilized concepts of justice, reform, and independent reasoning to advocate for interpretive adaptation and state-led regulatory intervention. The Traditional Antithesis: Emphasized order, continuity, and the preservation of juristic stability, rooted in an uṣūl - based discipline and evidentiary hierarchy. Crucially, the central conflict was often less about sprecific legal rulings and more about the meta-question of authority: who possessed the legitimate power to delimit the sphere of permissibility, and through which methodological framework could this authority be exercised? Zygmunt Bauman’s concept of liquid modernity is utilized here as an analytical lens -rather than a chronological label- to illuminate how accelerated norm-circulation and the pluralization of authority claims generated a climate of heightened uncertainty.
- MakaleAçık Erişim2026Ahlak Gelişiminde Ebeveyn Rolü: Örtük Kuramlar ve Üretkenlik Üzerine Bir Değerlendirme
Birinci, Ali
Ahlak gelişimi, bireyler arası etkileşim süreçlerinin temelini oluşturması ve insanların birbirleriyle nasıl geçindiklerini ihtiva etmesi nedeniyle aileler ve toplumlar açısından kritik bir öneme sahiptir. Ahlaki temellerin atıldığı ve ilk sosyal deneyimlerin yaşandığı birincil ortamın aile olması, ebeveynlerin bu süreçteki belirleyici rolünü ön plana çıkarmaktadır. Literatürde ebeveyn özellikleri bağlamında ebeveynlik tarzları ve disiplin uygulamaları üzerine önemli çalışmalar bulunmakla birlikte ebeveyn zihniyetleri/örtük kuramları ile üretkenlik algılarına odaklanan araştırmaların nispeten sınırlı olduğu görülmektedir. Bu kapsamda araştırmada ebeveynlerin ahlak gelişimine katkıları, örtük kuramlar ve üretkenlik algısı olmak üzere iki temel kavram üzerinden kuramsal olarak değerlendirilmektedir. Çalışma nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda ahlak gelişimini aile perspektifinden yeniden düşünmeye imkân veren iki önemli kuramsal yapı birlikte ele alınarak literatüre katkı sunması beklenmektedir. Ortaya konulan kuramsal çerçeve ahlak gelişiminin yalnızca bilişsel bir muhakeme ya da akran etkileşimi süreci olmadığını aksine ebeveynlerin insan doğasına ve niteliklerine ilişkin temel inançları ile nesiller arası sorumluluk anlayışlarının bu sürecin merkezinde yer aldığını göstermektedir. Örtük kuramlar literatürü ışığında ebeveynlerin insan niteliklerini sabit ya da geliştirilebilir olarak algılamalarının disiplin pratiklerinden hata yönetimine, övgü dilinden cezalandırma tercihlerine kadar geniş bir yelpazede belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Sabit zihniyetin toptancı yargılar ve cezalandırıcı yaklaşımlar üzerinden kırılgan bir ahlaki karakter ve kimlik inşa edebileceği buna karşılık gelişim odaklı zihniyetin sürece duyarlı ve telafi edici pratiklerle ahlaki karakterin dinamik gelişimini destekleyebileceği sonucuna varılmıştır. Üretkenlik kuramı perspektifinden bakıldığında ise ebeveynliğin biyolojik olarak yalnızca çocuk doğurmaya indirgenemeyeceği aksine gelecek nesillerin iyiliğine yönelik ahlaki bir sorumluluk bilinciyle şekillenen bir süreç olduğu görülmektedir. Bu anlamda ebeveynlerin üretkenlik algılarının çocuklarına sundukları değerler, anlam çerçeveleri ve yaşam anlatıları aracılığıyla ahlaki karakter ve kimlik inşasını doğrudan etkileyebileceği söylenebilir. Gelecek araştırmaların bu iki değişken arasındaki ilişkiyi farklı kültürel bağlamlarda ampirik yöntemlerle test etmesi ve elde edilen bulgulara dayalı ebeveyn eğitim programları geliştirmesi önerilmektedir.
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| dc.date.accessioned | 2026-10-22T08:47:34.987481706Z | |
| dc.date.available | 2026-10-22T08:47:34.987481706Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/gumushane/10076 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | İlahiyat Fakültesi | tr |
| dc.title | Faculty of Theology | en |
| dspace.entity.type | OrgUnit | |
| organization.identifier.code | gumushane-ilahiyat | |
| organization.unitType | faculty | |
| rdl.unit.alias | \bilahiyat fakultesi\b | |
| rdl.unit.alias | theolog | |
| rdl.unit.alias | divinity | |
| rdl.unit.alias | ilahiyat | |
| rdl.unit.alias | islamic sci | |
| rdl.unit.alias | \bfac(ulty)? (of )?(theol|divinity|islamic sciences) | |
| rdl.unit.alias | \btheology faculty\b |






