Alt birimler

Araştırmacılar(4)

Birim yayınları

10 →
  • MakaleAçık Erişim2025
    Hâfız-ı Ebrû’nun Hayatı ve Tarihçilik Yönü

    Gülmez, Abdurrahman

    Şihâbüddîn Abdullah b. Lütfullah b. Abdülreşîd, bilinen adıyla Hâfız-ı Ebrû (1361-1430), Timurlu Devleti döneminde (1370-1507) yaşamış, hayatı ve eserleriyle kendisinden söz ettirmiş önemli bir tarihçi ve coğrafyacıdır. Timurlu Devleti’nin resmî tarihçisi olan Hâfız-ı Ebrû birçok savaşa şahit olmuş, çeşitli ülkelere gönderilen elçilik heyetlerinde yer almış ve gittiği yerlerde gördüklerini ve yaşadıklarını kayıt altına almıştır. Eserlerinde tarihin tanımı, tarihçinin tutumu ve görevleri ile tarihî olayların ne şekilde kayıt altına alınması gerektiği gibi konulara değinen Hâfız-ı Ebrû tarihçilere adeta tarih metodolojisi dersleri vermektedir. Müellifin, İslam öncesi İran tarihi, peygamberler tarihi, Emevi Devleti, Abbasi Devleti Gazneliler, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar, Olcayto dönemi, Muzafferîler, Mülûk-u Kert hanedanı tarihi, Serbdâran ümerası tarihi, Timur ile Şahruh dönemi olaylarını anlatan eserleri bu dönemi çalışan araştırmacılara büyük katkı sağlayacak niteliktedir. Müellif eserlerinde daha çok ortaçağ İran tarihi ve coğrafyasını her yönüyle anlatmaya çalışmıştır. Hafız-ı Ebrû’nun eserleri hakkında yapılan inceleme ve araştırmalara bakıldığında çok sayıda İranlı ve batılı tarihçi ve coğrafyacının araştırmalarına konu olduğu dikkat çekse de söz konusu tarihçi ve eserlerinin Türk araştırmacıların ilgisini çekmediği görülmektedir. Bu araştırmada müellifin Farsça eserleri tek tek incelendikten sonra bu çalışma kaleme alınmıştır. Müellifin eserlerin Farsça olması ve Türkçe’ye çevrilen eserlerin az olması araştırmayı zorlaştırmıştır. Bu araştırmada dönemin olaylarına şahitlik eden ve bunu eserlerine yansıtan Hâfız-ı Ebrû’nun hayatı ve eserleri incelenerek müellifin eserlerini Farsça yazma sebebi, tarihçilik yönü, müellife göre tarihin önemi ve faydaları gibi hususlara değinilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Timurlu Devleti Dönemi Tarih Yazıcılığı

    Gülmez, Abdurrahman

    Kadim bir kültüre sahip olan Fars kültüründe Fars tarihi ve Farsça tarih yazıcılığı İslamiyet öncesine dayanmaktadır. Hz. Ömer zamanında İran toprakları Müslümanların eline geçtikten sonra Fars tarih yazıcılığı uzun bir dönem Arapça olarak devam etmiştir. Bundan dolayı da Fars tarih yazıcılığı veya İran tarih yazıcılığı ikinci planda kalmıştır. 10. yüzyılın sonundan itibaren gelişmeye başlayan Farsça tarih yazıcılığı Samanoğulları, Büveyhîler, Gazneliler ve Selçuklular döneminde Arapça tarih yazıcılığı ile yeniden rekabet edebilecek bir düzeye ulaşmıştır. Timurlular döneminde ise tarih alanında önemli eserler verilmiştir. Bu çalışmanın konusu Timurlu Devleti dönemi tarih yazıcılığı hakkındadır. Çalışmanın amacı, Timurlu Devleti’nin kuruluşundan yıkılışına kadarki dönem içerisinde Timurlu Devleti’nden bahseden Farsça tarih yazımının gelişimini incelemek ve analiz etmektir. Çalışmada Timurlu Devleti tarihinden bahseden müellifler, eserleri, müelliflerin tarih yazımının sebepleri ve faydaları konusundaki yaklaşımları ve tarih yazımında Timurlu hükümdarlarının rolleri ve teşvikleri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Çalışma dönemsel bir araştırmadır. Özellikle o dönemde iz bırakan Zahîr-i Mar’aşî, Hâfız-ı Ebrû, İbn Arabşah, Mîrhând, Mevlânâ Şerefeddin Ali Yezdî ve Nizâmeddîn-i Şâmî gibi müelliflerin çalışmaları üzerinde durulmuştur. Bu makale, konusuyla ilgili Farsça tarihî kaynakların doküman analizi yöntemi çerçevesinde incelenmesi ve değerlendirilmesi esasına göre hazırlanmıştır. Çalışma, özgün konusu ve kapsamı itibarıyla literatüre bir katkı sunmaktadır. Elde edilen bulguların, Timurlu Devleti tarihi ve tarih yazıcılığı alanında yürütülecek araştırmalara rehberlik etmesi öngörülmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    The 16TH century poet silistreli sîrî and his mathnawi “hilyetu’l-islam”

    Doğan, Hasan

    Although the 16th century is known as the glorious era of the Ottomans, it does not necessarily imply that peace and tranquility prevailed throughout all Ottoman territories. Indeed, especially in the second half of this century, significant conflicts and wars occurred, particularly along the eastern borders. Due to various reasons, the Sultan of the period, Murad III (reigned 1574-1595), issued a campaign order in 1578, and consequently, military units from various parts of the state were dispatched to the eastern borders to participate in the Eastern Campaign. Among the Ottoman military units, there were also individuals interested in poetry and literature. The poet known by the pen name Sîrî, who is the focus of this study, was one of the names who participated in this campaign and was essentially a cavalryman. Sîrî, whose real name is Ali, according to his own statement, is originally from Silistra. Sîrî, who participated in the Eastern Campaign of the Ottomans, tragically lost all four of his children during the campaign. Understanding the temporariness of the world upon these losses, the poet hoped to be remembered favorably by composing a work called “Hilyetü’l-Islam.” One of the reasons for writing Hilyetü’l-Islam was also to respond to the increasing Shiite propaganda. While the sections of faith, Islam, and beneficence, which form the first parts of the mesnevi, essentially deal with the basic concepts of Islamic belief and worship, these parts serve as a response to the Alevi propaganda perceived by the poet as Rafidi. In these sections, Sîrî frequently criticizes the Rafidi Kızılbash by addressing them directly. The aforementioned Hilyetü’l-Islam, whose only copy discovered so far is in mesnevi verse form, was completed in 1580. In this encyclopedic mesnevi, various topics are covered, ranging from religion to trade, from governance to military matters, from craftsmanship to marriage. The mesnevi, appearing as an incomplete copy, consists of approximately 4864 verses in its current form. In this study, the Hilyetü’l-Islam mesnevi, which has not been subject to a previous study, will be examined in terms of form and content, and an attempt will be made to present the life story of the poet, Silistreli Sîrî Ali.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Tuhfe Literatürüne Ek: Şerîfî-zâde Âlî ve Resm-i Âlî Adlı Türkçe-Arapça Manzum Sözlüğü

    Doğan, Hasan

    Genelde İslam medeniyetinin, özelde ise Osmanlı kültür ve edebiyatınının gelişip şekillenmesinde Arapça ve Farsça gibi dillerin önemli etkisi olmuştur. Bu öneme binaen Osmanlı medreselerinde öğretilen ve öğrenilen dillerin başında Arapça ve Farsça başta gelmektedir. Söz konusu dillerin daha kolay öğrenilmesini ve yeni öğrenilen dildeki kelime hazinesinin geliştirilmesini amaçlayan şiire meraklı bazı âlimler şiir dilinin imkânlarından faydalanarak bazı eserler vücuda getirmişlerdir. Manzum sözlük veya tuhfe adı verilen manzum eserler de bu gayretin neticesinde ortaya çıkmıştır. Bir dili Türkçe olan bu eserler Arapça, Farsça, Hintçe, Urduca, Kürtçe, Sanskritçe, Peştunca, Taberice, İngilizce, Almanca, Fransızca, Bulgarca, Rumca, Ermenice, Boşnakça ve Arnavutça gibi dilleri ihtiva etmektedir. Öte yandan Osmanlı sahasında en fazla manzum sözlüğün Arapça ve Farsça ile ilgili olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın konusu olan Resm-i Âlî adlı manzum sözlük de Türkçe-Arapça tuhfeler arasındadır. XVIII. yüzyıl şairlerinden Kulalı Şerîfî-zâde Âlî tarafından kaleme alınan Resm-i Âlî, 1177/1763 yılında tamamlanmıştır. 498 beyitten müteşekkil olan sözlükte 1790 civarında Arapça kelimenin anlamına yer verilmiştir. Bu makalede, tespit edilebilen iki nüshasından hareketle söz konusu manzum sözlük şekil ve muhteva açısından incelenmiş ve müellifinin biyografisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Ekte ise Resm-i Âlî’nin transkripsiyonlu metni verilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Türk İslâm Edebiyatında Edebî Bir Tür Olarak Resm-i Osmânî Konulu Manzumeler ve Cefâyî’nin Resm-i Hatt-ı Kur’ân’a Dâ’ir Manzûme’si

    Doğan, Hasan

    Şiirin eğitim ve öğretimdeki etkinliğini fark eden İslâm âlimleri, mensur olarak aktarıldığında ezberlenmesi zor olan bazı meseleleri manzum olarak ele alarak şiiri İslamî ilimlerin aktarılmasında bir araç olarak kullanmışlardır. Kur’an, sünnet ve edebiyatın kesiştiği bu noktada şiirle ilgilenen âlimlerin birtakım çabaları sonu-cunda tefsir, siyer, hadis, akaid, fıkıh, tecvit gibi konularda geniş bir manzum gelenek oluşmuştur. Asırlar boyunca devam eden bu anlayışın ve çabanın neticesinde yurt için ve yurt dışı kütüphanelerinde manzum tefsir, siyer, hadis tercümeleri, akaid-nâme, tecvit gibi türlerde sayısız örnekle karşılaşmaktayız. Kur’an ve şiirin kesiştiği noktada neşet edip gelişen türlerden biri de Resm-i Mushaf yahut Resm-i Osmânî konulu manzumelerdir. Başta İslâm topraklarının genişlemesi olmak üzere, siyasi, sosyal ve dinî çeşitli sebepler Kur’an’ın çoğaltılıp İslam coğrafyasının önemli merkezlerine gönderilmesini gerektirmiş ve bu ihtiyaca binaen Hz. Osman zamanında bir heyet kontrolünde Mushaf istinsah ettirilmiştir. İslâm âlimleri, Kur’an nüshalarının Hz. Osman’ın onayından geçen Mushafla aynı düzende olmasına ihtimam göstermişler ve Resm-i Mushaf, Mushaf-ı ‘Osmânî veya Mesâhif-i ‘Osmâniyye adı verilen kurallar belirlemişlerdir. Kur’an imlasıyla ilgili olan bu kurallar zamanla yeni bir disiplin teşekkül ettirmiş ve bu sahada çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Şiire ilgisi olan bazı âlimler de söz konusu kuralları manzum olarak kaleme almışlardır. İlk olarak Arap dün-yasında örneklerini gördüğümüz bu manzumeler zamanla Türkçeye de aktarılmıştır. Şairlik kudreti olan bazı Türk âlimler de söz konusu tercümeleri nazmen yapmışlardır. Bu çalışma tercüme veya telif olsun Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış Resm-i Mushaf konulu manzumelere odaklanmaktadır. Bu çalışmada öncelikle kütüphanelerde örneklerine rastlanan ilgili manzumeler tespit edilmiş, ardından Cefâyî mahlaslı bir şair tarafından kaleme alınmış Resm-i Hatt-ı Kur’ân’a Dair Manzume adlı eser incelenmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Klasik türk şiirinde kitap isimleriyle şiir yazma geleneği ve rahîmî’nin esâmî-i kütüp tarzındaki manzumesi

    Doğan, Hasan

    Türk tarihinin en uzun soluklu edebî geleneği olarak kabul edilen klasik Türk edebiyatında şairler, çeşitli sanatsal ve edebî tekniklerle eserlerini süsler ve zenginleştirirlerdi. Bu sayede hem okuyucunun ve dinleyicinin hem de sanat koruyucusu mesabesindeki hamilerinin ilgi ve dikkatlerini çekmeye gayret gösterirlerdi. Sınırları keskin çizgilerle belirlenmiş olsa da bazı divan şairlerinin bu gayretlerinin neticesinde yeni söyleyiş ve tarzlar ortaya çıkmıştır. Şairlerin yenilik arayışlarının neticesinde ortaya çıkan tarzlardan biri de kitap isimleriyle şiir yazma geleneğidir. Şairler, manzumelerinde kitap isimlerini kullanarak hem bilgi ve kültürlerini sergilerler hem de metinlerine derinlik kazandırırlar. Bu çalışmada, klasik Türk şiirinde XVIII. yüzyılın başlarından itibaren rağbet gören kitap isimleriyle şiir yazma geleneği incelenecek ve esâmî-i kütüp olarak tavsif edilen tarzda kaleme alınmış manzumelere değinilecektir. Daha sonra ise XVIII. asrın başlarında hayatta olan Rahîmî mahlaslı şairin Sultan III. Ahmed Kütüphanesi için kaleme aldığı esâmî-i kütüp tarzındaki tarih manzumesi etraflıca ele alınacak ve şairinin kimliği tespit edilmeye çalışılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2023
    XVIII. Yüzyıl Sanatçılarından Kırımlı Âlî ve Eserleri

    Doğan, Hasan

    Yalnızca Osmanlı Devleti’nin değil, tüm bir Türk tarihinin en renkli ve eğlenceli asırlarından olan XVIII. yüzyıl sanatsal ve edebî anlamda da sayısızca ismin yetiştiği bir dönem olarak dikkat çekmektedir. İstanbul’un fethinden sonra başkent olarak bir çekim merkezi hâline gelen İstanbul, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda ilim, eğlence ve sanat merkezi olarak da cezbedici bir mekân konumuna yükselmiştir. Bu nedenledir ki siyaset, ilim, sanat, şiir, eğlence vb. alanlarda payesi olan Osmanlı halkından imkân bulabilenlerin yolu İstanbul’a düşmek zorundaydı. Osmanlı başkentine yolu düşen bu kişilerden bir kısmı burada hayatlarına devam ederlerken doğum yerleri olan asıl vatanlarını ise künye olarak isimlerine yaşatmaya devam etmişlerdir. Bu türden örneklerden biri de bu çalışmanın konusu olan ve aslen Kırımlı olması nedeniyle “Kırımî” künyesi ile anılan Âlî’dir. Asıl adı Ali Can olan Âlî hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmadığından şairin doğum tarihi konusunda da yeterli bilgiye sahip değiliz. Hakkında yalnızca Belîğ Tezkiresi, Tuhfe-i Nâilî ve Türk Şairleri’nde bilgi bulunan Âlî’nin vefat tarihi konusunda da bazı tutarsız nakiller mevcuttur. Bu çalışmada, Âlî’nin İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde NEKTY03531 arşiv numarasıyla kayıtlı Mecmû’atü’r-resâ’il içerisinde yer alan Ukde-güşâ isimli eseri ile Dîvân’ı tanıtılacak, mürettibi olduğu bazı şiir mecmualarına değinilecek ve bu eserlerden hareketle bahis konusu şair ve müellifin hayatının karanlık noktaları aydınlatılmaya çalışılarak kaynaklarda nakledilen kimi yanlış bilgilerin tashihi yapılacaktır. Ayrıca çalışmada XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul’da yaşadığı tespit edilen Âlî’nin manzumeleri ve eserlerinden hareketle edebî yönü de ele alınacaktır. Makalenin sonunda da Âlî Dîvânı’ndan örnek manzumeler verilecektir

  • DerlemeYalnız künye2023
    Tarihi Ḥabîbü’s-Siyer Fî Aḥbâri Efrâdi’l-Beşer

    Gülmez, Abdurrahman

    Eserin müellifi olan Hândmîr, 15. yüzyılda yaşamış olup Timur Devleti ile Safevî Devleti’nin önemli tarihçilerinden biridir. Müellifin dönemde yaşanılan olaylara şahit olması ve bu şahitliği Tarihi Ḥabîbü’s-siyer fî Aḥbâri Efrâdi’l-beşer adlı eserine aktarması, eseri son derece önemli kılmaktadır. Hândmîr’in Tarihi Ḥabîbü’s-siyer fî Aḥbâri Efrâdi’l-beşer adlı eseri, ilk defa 1138/1725-26 yılında Damad İbrâhim Paşa’nın desteğiyle oluşturulan tercüme heyeti tarafından Farsçadan Osmanlıcaya çevrilerek Türkçeye kazandırılmıştır. Eserin günümüz Türkçesine çevrilmesi hem Timur Devleti tarihi ve Safevî Devleti tarihi hem de İslâm tarihi araştırmaları için büyük bir kazanım olacaktır. Eserin her üç ciltinin sonunda dönemin vezirleri, devlet adamları, seyyidler, nakibler, ulemâ, fuzalâ ve şairlerin isimleri hakkında geniş bir malumat verildiğinden eser, Farsça tarih yazıcılığı araştırmaları açısından da önemli bir boşluğu doldurmuştur. Eser, üç cilttir. Birinci cilt, dört bölüm olup bu ciltte yaratılıştan İslâmiyet’in doğuşu ve ilk halifeye kadar olan dönem hakkında bilgi verilmektedir. İkinci cilt dört bölümden oluşmaktadır. Bu ciltte Emevî tarihinden başlayıp Celâleddin Hârizmşah’a kadar olan İslâm devletleri tarihi anlatılmaktadır. Üçüncü cilt ise beş bölüm içermektedir. Bu ciltte ise Türkistan Hanlıkları, Moğol Devleti ve Moğol Devleti sonrası İran’da kurulan çeşitli devletler, Timur Devleti ve Safevîler Devleti’nin ilk dönem tarihleri anlatılmaktadır. Çalışmamızda Hândmîr’in Tarihi Ḥabîbü’s-siyer fî Aḥbâri Efrâdi’l-beşer adlı eserinin 15. yüzyıl ve İslâm tarihi için önemi vurgulanmaya çalışılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2021
    Behistun (Bisütun) Kitabesinin İslami Bakış Açısıyla Yorumlanması

    Gülmez, Abdurrahman

    Bu çalışma 2500 yıl önce Ahameniş İmparatoru olan şah Daryuş’un (M.Ö 522-486) emriyle yazılan Behistun kitabesinde geçen dinî değerlerin neredeyse tamamının İslamiyet’te olan önemli konularla birebir örtüştüğünü ve aynı amaçla yazıldığını ortaya koymak için kaleme alınmıştır. Eserde yalan, zulüm, kitabenin korunması için dua ve bedduanın yer alması, bazı kavimleri kâfir ilan etmesi, yapılan her işi Ahura Mazda’ya bağlaması Şah Daryuş’un dindar olduğunu ve hayatını da Ahura Mazda’nın kurallarına göre idame ettirdiğini ve bu kurallarında İslami değerlerle örtüştüğünü göstermektedir. Kitabede önce tahlil edilen konuların geçtiği bendler verilmiş sonra Kuran-ı Kerim, İncil, Tevrat ve Avesta’da aynı konuların geçtiği ayetler verilmiştir. Bu makale İslami bir değer olan vakıfların devam edebilmesi amacıyla vakfiyelerde yer alan dua ve beddua etme âdetinin bu kitabe için de geçerli olduğu görülmektedir. Dolayısıyla kitabedeki konuları İslami değerler dikkate alınarak tahlil edilmesi kitabeye farklı bir bakış açısı kazandıracağı düşünülmektedir.

  • MakaleYalnız künye2021
    The struggle of the seljuk state and the sunnı sectıons wıth the shı's – bâtinî

    Gülmez, Abdurrahman

    In the 11th century, the Great Seljuks became a great power in Central Asia, Iran and the Middle E ast, t aking o n t he p rotection o f the Sunni Islamic world, protecting the Sunni sects and taking their power among the people behind them, and gave a great struggle against the Shiites, Rafidis and Batinids. The struggles that continued from the period of Tugrul Bey to the periods of Sultan Berkyaruk and Sultan Sencer are discussed. In the study, the precautions taken by the Seljuks against the Shiites and Batinids and the activities of the Shiites against them are discussed. The main purpose of the Seljuk sultans was to prevent the Shiite, Rafidi and Batinids from infiltrating the state levels by getting support from the Sunni sects, but this was not successful. Because the Shiites played an important role in the weakening of the state by infiltrating all the state levels of the Seljuks. At the same time, they weakened the state by assassinating important statesmen who were struggling with the Shiite Batinids. In this study, the importance of the struggle of Sunni and Shiite groups competing in every field for superiority is emphasized and it is mentioned how the opposition groups infiltrated or infiltrated the state by drawing attention to the religious and political events that cause the competition between the state and the opponents. In this study, it has been tried to clarify the subject by using the main Persian sources of the period.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-22T08:47:35.200318238Z
dc.date.available2026-10-22T08:47:35.200318238Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/gumushane/10086
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleİslam Tarihi ve Sanatları Bölümütr
dc.titleDepartment of Islamic History and Artsen
dspace.entity.typeOrgUnit
organization.identifier.codegumushane-ilahiyat-islam-tarihi-ve-sanatlari
organization.unitTypedepartment
rdl.unit.alias\bislam tarihi ve sanatlari bolumu\b
rdl.unit.alias\bislamic history (and|&) arts?\b