İlgi alanları

Hadis

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yayınları

10 →
  • MakaleYalnız künye2025
    Gümüşhânevî’nin Levâmi‘u’l-‘Ukûl’u ile Münâvî’nin Feyzü’l-Kadîr’inin Mukayesesi

    Gözün, Abdulvehhab

    19. asırda yaşamış Osmanlı ulemâsı ve meşâyihi içerisinde önemli bir yeri olan Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî, tasavvufî yönünün yanı sıra ilmî tarafıyla da şöhret bulmuş bir şahsiyettir. Özellikle hadis ilmiyle ilgili yazdığı kitaplar onun ilimdeki yetkinliğini ortaya koymaktadır. Bu eserlerden iki tanesi öne çıkmıştır ki, bunlar Süyûtî’nin el-Câmi‘u’s-Sağîr’inden esinlenerek telif ettiği Râmûzü’l-Ehâdîs ile, Münâvî’nin Feyzü’l-Kadîr’inden ilham alarak meydana getirdiği Levâmi‘u’l-‘Ukûl adlı eserdir. Bu araştırmanın konusu, hadis şerhlerinden olan Levâmi‘u’l-‘Ukûl’un, Münâvî’nin el-Câmi‘u’s-Sağîr’i şerh ettiği mezkûr eseriyle mukayesesidir. Bu karşılaştırma, özellikle ilk elli hadisin şerhi üzerinden yapılacaktır. Kendi telifi olan Râmûzü’l-Ehâdîs’teki rivayetlerin çoğunluğu Süyûtî’nin eserinde yer aldığı için Gümüşhânevî, bunların şerhinde Feyzü’l-Kadîr’den epeyce istifade etmiştir. Tabii ki kendine özgü yorumları ve değerlendirmeleri de hiç şüphesiz mevcuttur. Bu vesileyle araştırmada şerh metotları açısından iki şerhin benzerliklerinin ve farklılıklarının tespiti amaçlanmıştır. Bu tür bir çalışmanın şerh literatüründeki değişim ve gelişimi kısmen de olsa göstermesi açısından fayda sağlayacağı ve bu yönüyle önemli olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak Gümüşhânevî’nin Münâvî’den etkilenme oranı ile eserinin özgünlük derecesi ortaya konacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Problems in the Definitions of Weak Ḥadīth and its Relationship with Mawḍūʿ

    Gözün, Abdulvehhab

    It is possible to say that weak ḥadīth is one of the most complicated terminology in terms of its nature and parts among the subjects of ḥadīth methodology. According to our research, there are some logical problems in the definitions made both in the classical and in the recent period in order to reveal its essence. When the definitions in question are considered, especially in the context of their relationship with the mawḍūʿ ḥadīth, it is understood that while their all elements are included, they do not exclude their othernesses. Therefore, the definitions made for weak ḥadīth in the research were determined chronologically and examined especially in terms of their relationship with mawḍūʿ ḥadīth. For this purpose, first, the works on the ḥadīth methodology of the classical period were consulted and the problems in question were revealed with analytical and critical methods. Then, the studies on the ḥadīth methodologyof the modern period were evaluated in the same way. Based on the fact that the literature is very extensive, Ibn Ṣalāḥ’s definition was taken as the basis and special emphasis was placed on the definitions made differently from him. Thus, the research aimed to identify and eliminate the problems mentioned. Finally, if definitions that eliminate the mentioned problems have been identified, they have been highlighted. More importantly, Ibn Ṣalāḥ’s weak ḥadīth definition and division have been revised to solve the mentioned problems.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Kirâmen Kâtibîn Meleklerinin Görevlerine Dair Bazı Soru ve Cevaplar

    Gözün, Abdulvehhab

    Gaybî meselelerden olup yaratıcı tarafından iman edilmesi istenilen hususlardan biri, hiç şüphesiz meleklerin varlığıdır. Mahiyetleri, çeşitleri, görevleri ve özellikleri noktasında da insanlar, ancak İslâm’ın iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’te bildirildiği kadarıyla bilgi sahibi olabilirler. Zira gaybî konularda bilgiye erişme yollarından, bağlayıcı ve esası itibarıyla kat‘î ilim bildiren dayanak, vahiydir. Hissî olmayan bu alanda duyular tabiatıyla bilgi aracı olamazlar. Aklın ise gaybî bilginin sübûtundan ziyade anlaşılması ve yorumlanması bakımından delâletinde etkinliği vardır. Peygamberlerin dışındaki bazı insanlar tarafından ilham veya rüya gibi vesilelerle elde edildiği iddia edilen bilgilere gelince bunlar, kaynağı kesin olarak Allah (c.c.) olmadığı için bağlayıcı olmamasının yanı sıra subjektif bir deneyim olarak doğru ya da yanlış olmaya elverişlidir. Dolayısıyla meleklerle ilgili zikredilen hususlarda doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmanın yolu ancak vahiy olabilir. Yaratıcının kendilerine yüklediği görevler bakımından melekler farklı kısımlara ayrılmaktadır. Bu melek gruplarından biri daha çok, “değerli yazıcılar” anlamına gelen “kirâmen kâtibîn” sıfatlarıyla anılan meleklerdir. Genel olarak insanların dünya hayatında yapıp ettiklerini yazılı olarak kayda geçirmekle görevli oldukları inananlar tarafından bilinmektedir. Ancak bu husus detaylı olarak ele alındığında akla birçok soru gelmektedir. Özellikle konu bağlamında 5N1K sorgulama tekniği üzerinden yola çıkıldığında bu durum ortaya çıkmaktadır. İnsanın sorumluluğu açısından bakıldığında kanaatimizce en önemlisi “ne” ve “ne zaman” sorularıdır. Çünkü insanın nelerden ve ne kadar süre sorumlu olacağını bilmesi, kendisi açısından öncelikli olandır. Bu da yazıcı meleklerin insanla ilgili hangi hususları yazılı olarak kayda geçirdiğinin bilinmesiyle bilinebilir. Ayrıca bunları ne zaman yazmaya başladıkları ve ne zaman sonlandırdıkları da bilinmelidir. Böylece insan için sınava tabi tutulduğu hususlar ile sorumluluk süresi ortaya çıkmış olur. Diğer sorulara gelince elbette onların da cevapları önemlidir. Ancak araştırmanın sınırlarını aşmama düşüncesiyle bunlara kısaca değinilecektir. Öncelikle “nerede” sorusunun cevabının amellerin vuku bulduğu mekân olarak dünya olduğu herkesçe malumdur. Kayıt tutanakları olarak ise defter gibi fizikî bir malzemeden ziyade fizik ötesi oldukları ilk akla gelendir. “Neden” sorusu bir yönden yaratılıştan doğan sorumluluklarla alakalı olup çok detay istememektedir. Ancak yaratıcının insana ait her şeyi zaten bilip unutmuyor olması ve onu hesaba çekmek için aslında hiçbir kayda ihtiyaç duymaması bakımından yazılmasının hikmeti sorgulanabilir. İnsanın, yaptıklarının kaydedildiğinin ve ona göre davranması gerektiğinin bilincinde olması, böylece hesap günü bu durumdan haberinin olmadığını ileri sürememesi gibi gayelerden ötürü yazıldığını söylemek mümkündür. “Nasıl” sorusu ise insanın sorumluluğunu ilgilendiren bir husus değildir. Son olarak “kim” sorusunun cevabının, yazdıran olarak Allah (c.c.); yazan olarak ise adı geçen melekler olduğu sarihtir. Binaenaleyh araştırmanın konusu, Kirâmen Kâtibîn meleklerinin kaydettiklerinin mahiyetinin ve zamanının tespitine dair olan “ne” ve “ne zaman” sorularıdır. Amacı da özellikle bu iki sorunun cevaplarına vahyin kaynakları olan Kur’an ve Sünnet üzerinden ulaşmaktır. Çalışmanın bu yönüyle önemli olduğu düşünülmektedir. Araştırmada yöntem olarak Kur’an ve Sünnet’te konu hakkında yer alan ilgili metinler üzerinden belgesel araştırma ve yorumlama metoduna başvurulacaktır. Özellikle mezkûr soruların cevaplarını ilgilendiren hadis rivayetlerinin tespiti, ihtiyaç duyuldukça sıhhat değerlendirmesi ve âlimlerin meseleyle bağlantılı yorumları, araştırmanın kapsamına girmektedir. Sonuçta ise zikredilen soruların cevaplarıyla ilgili elde edilen bulgulara ve bazı yönlendirici açıklamalara yer verilecektir. Araştırma neticesinde kısaca, “ne” sorusunun cevabının, iyilik ya da kötülük kategorisine giren insana ait ve özgür iradesiyle bilinçli ve kasıtlı olarak edindiği her türlü inancın, düşüncenin, duygunun, niyetin; icra ettiği her eylemin, söylemin; sebebiyet verdiği ya da ardında bıraktığı her çeşit iyilik ve kötülüğün olduğu anlaşılmıştır. “Ne zaman” sorusunun cevabının ise, iyilikler için ergenlik öncesi dönemden; kötülükler için ise ergenlikle başlayıp ölüme kadar, hatta varsa ardında bıraktıkları ya da neden oldukları, insanlar üzerinde etkisinin bitimine kadar devam eden zaman dilimi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2021
    İletişim Teknolojisinin Ulaşması Muhtemel Bazı Seviyelerine İşaret Eden Bir Hadis ve Analizi

    Gözün, Abdulvehhab

    Tarih boyunca Allah’ın (c.c.) insanlara gönderdiği peygamberlerin her birinin zamanın ruhuna uygun, yaratıcının dilediği birtakım mucizeleri olmuştur. Son elçi olan Hz. Peygamber’e (s.a.v.) de bu şekilde birçok mucize verilmiştir. Ancak bunların içerisinde en büyüğü şüphesiz Kur’ân olmuştur. Buna yakın olan mucize ise sünnettir. Zira ümmî olan bir peygamberin Kur’ân gibi bir kitabı insanlara tebliğ etmesi ancak bir mucize ve vahiy olmakla açıklanabileceği gibi onun tebyîni ve gerektiği yerde mütemmimi olan sünnetin varlığı da sadece mezkûr yolla izah edilebilir. Kur’ân gibi geçmişte olmuş yahut gelecekte olacak bazı olayları ve durumları ifade eden hadis rivâyetlerinin bulunması da bu hakikati gösteren delillerdendir. Bu tür rivâyetlerden biri de araştırmanın konusu olan ve iletişim teknolojosinin günümüzde ulaştığı yahut yakın gelecekte ulaşması muhtemel bazı seviyelerine işaret ettiği düşünülen hadistir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) risâletine delalet eden, geleceğe dönük mucizevî haberlerden biri olmasından yola çıkılarak bu rivâyetin ele alınıp incelenmesi kanaatimizce önem arzetmektedir. Bu vesileyle araştırmada ilgili rivayetin sened tenkidinin ve metin tahlilinin yapılması amaçlanmaktadır. Sonuçta bu rivayetin sıhhat durumu ve işaret ettiği düşünülen iletişim teknolojileri ortaya konularak Hz. Peybamber’in (s.a.v.) nübüvvetinin delillerinden sayılabilecek bir delil ortaya konulmaya çalışılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2021
    The Interrogation and Questions of the Grave from Viewpoint of the Ḥadīth

    Gözün, Abdulvehhab

    After death, the state of existence between this life and the Hereafter is called "Life in the Grave" or "Barzakh world" it is the state of waiting, until the Day of Judgement. However, there has been discussion about whether that stage is existing or not among Muslims throughout history. Based on the majority opinion who defend the existence of such a stage. It is inevitable to ask what will happen to a person in this passage. What are the blessing or the torments in the life of grave? One of the questions is; what are the interrogation and questions will be asked by the angels named Munkar and Nakīr. According to those who does not believe it also, do not believe there will be interrogation and questioning in the grave. According to the mainstream prominent Muslims there will be a preliminary questioning, before the questioning in the Day of Judgement. In fact, based on many verses, during the death of some people will be questioned for the actions that they did in this world. As a result of the research, it is observed that there are different discourses in society about it. These questions are especially expressed in the text known as "Talkīn Prayer". It is aimed to determine; what these questions are in the research. Naturally, such a determination is made through the ḥadīth narrations on the subject.

  • MakaleAçık Erişim2020
    Aşere-i mübeşşere dışında cennetle müjdelenen bazı sahâbîler

    Gözün, Abdulvehhab

    İnsanlara doğru yolu göstermek için gönderilen peygamberlerin temel görevi, onlaraAllah’ın (c.c.) dinini tebliğ ve tebyîn etmektir. Son peygamber olan Hz. Muhammed(s.a.s.) de şüphesiz bu amaçla gönderilmiştir. İnsanların içerisinden kimlerin gösterilen doğru yola tabi olduğu için cennete gireceğine yahut başka yollara saptığındandolayı cehenneme müstehak olacağına ise yalnızca Allah (c.c.) karar verir ve bunusadece o bilir. O bu yetkisini başka hiçbir kimseyle paylaşmamıştır. Böyle olmaklabirlikte Hz. Peygamber (s.a.s.), sahâbesinden bazılarını ya henüz onlar hayatta ikenya da vefatlarının ardından özel olarak Allah’ın (c.c.) kendisine bildirmesiyle cennetle müjdelemiştir. Bu kişilerin sayısıyla ilgili yaygın olan kanaat, on kişi olduklarıdır. Bunlara “Aşere-i mübeşşere” denilmiştir. Ancak konuyla ilgili rivâyetler detaylıbir şekilde incelendiğinde on sahâbîden daha fazlasının Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından bu dünyada cennetle müjdelendiği görülmektedir. Bu araştırmada, mezkûrgerçeğe rağmen sadece on kişinin bu müjdeye nâil olduklarına dair yaygın kanaatin oluşmasının sebepleri ve bunların dışında hangi sahâbîlerin dünyada Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından cennetle müjdelendiği yahut cennete gireceğinin haberverildiği ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu vesileyle temel hadîs kaynakları taranarak bu kişilerin sayısının ne olduğunun ve kimleri kapsadığının tespit edilmesiamaçlanmaktadır. Ancak bu konuda nihaî ve kesin bir rakam verilmesi tabiatıylamümkün olmayacaktır. Zira başkalarının da bu müjdeye nail oldukları halde budurumun rivayetlere yansımamış olma ihtimali sözkonusudur.

  • MakaleAçık Erişim2020
    Kur’ân Hıfzı Hakkında İki Mesele: Hâfızların Şefaat Hakkı ve Hâfızlığın Unutulmasının Vebali

    Gözün, Abdulvehhab

    Allah’ın (c.c.) insanlara doğru yolu göstermek için yeryüzüne indirdiği kitapların sonuncusu ve en kapsamlısı olan Kur’an’ın anlaşılması ve yaşanması asıl hedef olmakla beraber, ezberlenmesi de hiç şüphesiz üstün bir değerdir. Aynı zamanda ilk hâfız olan Hz. Peygamber’den (s.a.v.) itibaren tarih boyunca her nesilde bu fazileti idrak eden nice müslüman olmuştur. Günümüze bakıldığında da hem ülkemizde hem de diğer İslâm beldelerinde durumun aynı şekilde devam ettiği görülmektedir. Kur’an hâfızlığının bu denli yaygın ve özen gösterilen bir mesele olmasını sağlayan birçok faktör vardır. Bunlardan biri de hâfızlıkla ilgili Hz. Peygamber’den (s.a.v.) vârid olan birtakım hadis rivayetleridir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla bunlardan bir kısmı hâfızlığın faziletine dair olup diğer bir kısmı da hâfızlığın unutulmasının vebaliyle ilgilidir. Birinci grup rivayetler Kur’an’ın ezberlenmesine teşvik ederken; ikinci grupta olanlar ezberlendikten sonra unutulmasının tehlikesine işaret etmektedir. Ancak amellerin fazileti ile ilgili sahih rivayetlerin yanı sıra bazı aşırı zayıf yahut uydurma rivayetler olduğu gibi Kur’an hâfızlığına dair de birtakım sahih rivayetlerle birlikte aşırı zayıf yahut uydurma rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlerin değerlendirilip incelenmesi, hâfızlığa dair Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yaklaşımının ortaya çıkarılması açısından önemlidir. Binâenaleyh bu çalışmada toplumun belli bir kesimi tarafından yaygın olarak dile getirilen hâfızların âhirette yakınlarından yetmiş kişiye şefaat edeceklerine ve hâfızlığını unutan kişilerin bazı cezalara maruz kalacağına dair rivayetler sened ve metin tenkidi bağlamında ele alınıp incelenecektir. Böylece insanlara bu konuda doğru bilgi verilmesi amaçlanmaktadır. Sonuç olarak da her faziletli amelde olduğu gibi bu meselede de itimat ve ihticâc edilebilecek rivayetlerin nazar-ı dikkate alınmasının önemine işaret edilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2020
    Evaluation of Some Narrations Aboutthe One Who Abandons Prayer

    Gözün, Abdulvehhab

    The importance of performing compulsory prayers which is the second of the five pillars of Islam and the fact that the person will be subjected to some penalties if she/he abandons it are stated in various sources. However, in this context, it is very important to study the authenticity of the punishment related narrations that expressed among the public concerning the state of the one who abandons prayer. The punishments that are expressed to frighten people, even though, have an intention to guide them to pray must be based on the Qur'an or the Sahih Sunnah. Otherwise, this situation brings with it some big problems such as deciding on behalf of Allah (c.c.) or lying on behalf of the prophet (pbuh). In addition to this, expressing such punishments may have a negative effect on people, on the contrary to the expected positive effect and can cause them to even move away further from prayer. For that reason, this research aims to examine the source reliability of the narrations which indicating the amount of punishment expressed in certain numbers, such as the punishment for leaving one daily prayer is to burn in the hellfire for eighty years. Thus, it will be tried to determine the unfounded narrations in this regard that should not be respected. Also, another purpose of this research is identifying other narrations that are in the main hadith sources about the status of those who abandoned prayer at a time and conveying the authentic information on this subject to people. Finally, both matters are considered to be extremely important.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2019
    Determination and Evaluation of Praying Places and Forms in Prayer with Hadîths

    Gözün, Abdulvehhab

    The prayer is one of the foundations that Islam was built on, which is also among the most important worships that symbolizes the physical and spiritual closeness of human being to Allah (swt). Therefore, such a worship gives an opportunity to human beings to make supplication to seek refuge from Allah (swt) as well asking for other needs. However, many of the Muslims in our country follows Hanafi fiqh, therefore, in the fardh prayer before giving salaam people make certain supplications beside the supplication that surah al Fatiha has. The other supplications are being left after the prayer. However, these people are aware that firstly the moment of prostrating and the state of prayer are the closest moment to Allah (swt). In fact, praying in our country is being expressed as standing in front of Allah (swt) in metaphorical sense. Only, considering these facts, it shows us the importance of the supplication during the prayer as well as the chance of acceptance by Allah (swt). Therefore, in this study, the subject of supplication was examined during the prayer to explain how and where to make the supplication in the light of the hadith of Prophet Muhammad (pbuh). Therefore, it is aimed to reveal where and how to make dua during the prayer according to Sunneh. It is concluded that the supplication can be made during the prayer not only ka’de-i ahîret which widely known among the people but also qıyam, ruku, sajdah as well. The supplication of qunut which is made before going to the ruku in the vitr prayer and after getting up from the ruku in the morning prayer thought to be a subject to study therefore, it is taken into research.

  • MakaleYalnız künye2019
    Bid‘at Literatürünün Hikâyesi -Beş Klasik Eser Özelinde-

    Gözün, Abdulvehhab

    İslâmî ilimlerin her birinin tarih boyunca bir edebiyatı ortaya çıktığı gibimüstakil bir ilme dönüşmediği halde dinî kavramlardan bazılarının da zamaniçerisinde kendi çapında bir literatürü oluşmuştur. Şüphesiz bu durum, okavramların önemini göstermektedir. Bu tür ıstılahlardan biri, sünnetin zıttı olanbid‘at kavramıdır. Her literatürün ortaya çıkmasına neden olan bazı durumlarınvar olduğu gerçeğinden yola çıkarak bid‘at literatürünün teşekkülüne de zeminhazırlayan birtakım faktörlerin bulunduğu düşünülmektedir. Bu makalede,bid‘at terimiyle ilgili kitâbiyatın ortaya çıkışının arka planını tespit etmekamaçlanmıştır. Bu nevi bir saptamanın, bid‘at tartışmalarına katkı sağlayacağıdüşünülmüştür. Araştırmada mezkûr tespit, klasik dönemde bid‘at kavramıylaalakalı yazılan bazı eserlerin satır aralarından ve yazarlarının hayatlarındanyapılmaya çalışılmıştır. Konuyla ilintili tüm eserlerin incelenmesinin makaleninboyutlarını aşacağı düşüncesinden hareketle sadece klasik dönemde yazılmış,sahasının ilkleri olan beş kitabın ve müelliflerinin biyografilerinin kısacaincelenmesiyle çalışma sınırlandırılmıştır.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-22T09:25:28.989316305Z
dc.date.available2026-10-22T09:25:28.989316305Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/gumushane/10890
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleGözün, Abdulvehhab
dspace.entity.typePerson
person.affiliation.nameİlahiyat Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü, Hadis Anabilim Dalı
person.familyNameGözün
person.givenNameAbdulvehhab
person.identifier.orcid0000-0003-0333-4463
person.identifier.yok8B4F6A6656AC409A
person.interestHadis
person.jobTitleDoç. Dr.
person.statusverified
person.urlhttps://rdlsis.gumushane.edu.tr/tr/researcher/abdulvehhab-gozun