Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Alt birimler
Araştırmacılar(38)
- Abdulvahitoğlu, Ali
- Aksoy, Aynur Atar
- Alahmad, Mohamad
- Altuntaş, Abdurrahman
- Altuntaş, Ubeytullah
- Atalay, Abdurrahman
- Aydın, Muhammet
- Aytekin, Ayşe
- Bal, Mustafa
- Balik, Emrah
- Bingöl, Zeynep Şimşek
- Bülbül, Yunus Emre
- Demir, Habip
- Demiral, İsmail
- Erten, Mevlut
- Fettahoğlu, Yeşim
- Futsi, Ali Fuat
- Gönan, Yavuz
- Gözün, Abdulvehhab
- Güney, Fikri
- Karayígít, Iskender
- Kayhan, Mustafa
- Koç, Zeynep Çelik
- Korucuk, Mustafa
- Kurban, Nur Ahmet
- Kuyanay, Mehmet
- Kuzudişli, Ali
- Özdemir, Hatice Kübra
- Özer, Zülkif
- Sahin, Davut
- Salıh, Islam Ahmed Jad
- Sarıkaya, Berat
- Şatla, Adel
- Şimşek, Selami
- Telkenaroglu, M. Rahmi
- Ustakurt, Furkan
- Zeyrek, Mehmet
- Zeyrek, Merve
Birim yayınları
167 →- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Kur’an-ı Kerim’de savaş ayetlerinde tasvir
Fatma Arslan
Edebi tasvir perspektifinden bir inceleme sunmayı hedefleyen bu araştırma, Kur’ân-ı Kerim’de yer alan savaş ayetlerini odak noktasına almaktadır. Araştırmanın temel problemi, savaş temalı ayetlerde kullanılan anlatım biçimlerinin belagat ve edebi tasvir unsurları çerçevesinde nasıl şekillendiğini ortaya koymaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi ve metin merkezli analiz kullanılmış; ayetler klasik belâgat ve modern tefsir yaklaşımlarıyla değerlendirilmiştir. Ayrıca nüzul sebebi, siyak-sibak ilişkisi ve savaş terminolojisi dikkate alınarak çok yönlü bir okuma yapılmıştır. İnceleme sonucunda savaş ayetlerinin güçlü bir edebi tasvir içerdiği, bu yapının muhatap üzerinde görsel ve psikolojik etki oluşturduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu ayetlerin yalnızca hüküm içermediği, aynı zamanda estetik bir anlatım örgüsü sunduğu görülmüştür. Literatürde savaş ayetlerinin genellikle fıkhi ve tarihsel açıdan ele alındığı, edebi tasvir boyutunun ise sınırlı incelendiği belirlenmiştir. Bu çalışma, Kur’ân-ı Kerim’in edebi yönünü savaş ayetleri üzerinden görünür kılarak belâgat temelli bir analiz yaklaşımı sunmaktadır.
- Doktora TeziYalnız künye2026İslam Kelâmında engellilik olgusu
Zülkif Özer
Engellilik insanlık tarihi boyunca değişik kültür, coğrafya ve toplumlarda muhtelif şekillerde bireysel ve toplumsal düzlemde genel anlamda haklar, sorumluluklar, özgürlükler ve imkânların kullanımları bağlamlarında değerlendirilmiş evrensel bir olgudur. İnsanı ilgilendirmesi ve dinin de konusunun insan olması nedenleriyle bu olgunun din ile ilişkilendirilmesi oldukça önemlidir. Çünkü insanı ilgilendiren her husus dinin konusu olmaktadır. Engelli bireyin ve yakınlarının anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştığı bu durumu kabul etmelerinde, engellilikle başa çıkmalarında ve olumlu benlik geliştirmelerinde başvurulabilecekleri referanslardan birisi de dindir. Bu çalışma, engellilik olgusunu Kelâmî ve Kur’ânî perspektifler çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. İnsanlık tarihi boyunca farklı şekillerde anlamlandırılan engellilik, yalnızca biyolojik ya da fiziksel bir durum olmanın ötesinde; bireyin kendisini, toplumu ve varlıkla olan ilişkisini doğrudan etkileyen çok boyutlu bir gerçekliktir. Bu nedenle engelliliğin doğru anlaşılması hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha adil ve kapsayıcı bir yaklaşımın geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Çalışmanın hareket noktası, engellilik olgusunun yalnızca modern bilimlerin sunduğu verilerle değil, aynı zamanda dinî ve özellikle Kelâmî bir perspektifle de ele alınması gerektiği düşüncesidir. Zira insanın varlık, irade, adalet ve sorumluluk gibi temel meseleleriyle doğrudan ilişkili olan engellilik, İslam düşüncesinde ilahî adalet, hikmet ve imtihan kavramları çerçevesinde anlam kazanmaktadır.
- Doktora TeziYalnız künye2026Kur’ân’ın anlaşılması açısından sîretin önemi: Ankebût Sûresi örneği
Zeynep Çelik Koç
Kur’ân, belirli muhataplara yöneltilmiş sözlü hitaplardan oluşan, tarihsel olaylarla iç içe ve peyderpey indirilmiş bir kelâmdır. Bu sebeple Kur’ân metninin anlam dünyasına ulaşmak için yalnızca lafzî ve dilsel unsurlar yeterli değildir. Kur’ân’ı doğru biçimde anlamanın önemli adımlarından biri, onun muhataplarını ve nüzûl ortamını mümkün olduğunca doğru biçimde ortaya koymaktır. Kur’ân’ın tarihsel bağlamını bütüncül bir anlayışla tefsire dâhil edebilmek için başvurulması gereken alan ise sîrettir. Sîret-vahiy ilişkisine yönelik çalışmaların modern dönemde yaygınlaştığı görülmekle birlikte Kur’ân metninin anlaşılmasında tarihsel bağlamın tefsire nasıl ve hangi ölçütlerle dâhil edileceği meselesinin yöntemsel bir çerçeveye yeterince kavuşturulmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, Kur’ân’ın anlaşılmasında tarihsel bağlamın taşıdığı önemi merkeze alarak, bu bağlamın metodolojik bir yaklaşımla değerlendirilmesinin gerekliliğini konu edinmektedir. Çalışma, sîret yöntemini Kur’ân ilimleri içerisinde bir başlık olarak ele almayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda ulûmü’l-Kur’ân’ın tanımı, oluşum süreci ve kapsamı incelenmiş, bu alanın sabit ve kapalı bir disiplin olmadığı, aksine yeni ihtiyaçlara göre genişleyebilen dinamik bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Bu tespitten hareketle sîret yönteminin Kur’ân ilimleri içerisinde yapılandırılabilir olduğu değerlendirilmiş, Kur’ân’ın anlaşılmasında sîret yönteminin tanımı, tarihçesi, faydaları, temel özellikleri ve ilkeleri ele alınmıştır. Tezin örneklem kısmında Ankebût sûresi üzerinden bazı tefsirler ele alınmış ve yöntemin uygulanabilirliği ortaya konulmuştur. Bu esnada incelenen tefsirlerin bu yöntemi ne ölçüde uyguladıkları ve ona ne kadar yer verdikleri tespit edilmiştir. Ayrıca bu yöntemin uygulanmadığında açığa çıkacak anlama sorunlarına temas edilmiştir. Böylece Kur’ân’ın anlaşılmasında sîret yönteminin önemi vurgulanmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026Terakki ve Tekâmül Fikrinin Son Dönem Osmanlı Kelâm Düşüncesine Etkileri
Atalay, Abdurrahman
Bu makale, ilerleme düşüncesinin Batı düşünce tarihinde geçirdiği kavramsal dönüşümü tahlil etmekte ve bu düşünsel arka planın son dönem Osmanlı kelâm düşüncesine yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır. İlerleme fikri, hayatın başlangıcı, anlamı ve nihai istikametine dair insanî arayıştan doğmuş; tarih ve tabiat tasavvurlarındaki değişimlere paralel olarak farklı dönemlerde farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Antik çağın durağan ve döngüsel kozmoloji anlayışı içerisinde ilerleme prokope kavramı ile sınırlı ve niteliksel bir gelişim şeklinde ele alınırken, Orta Çağ’da teolojik ve hiyerarşik düzen çerçevesinde ahlâkî ve ruhsal kemâli ifade eden profectus anlayışı ön plana çıkmıştır. Yeni Çağ’da ise tarih ve tabiatın lineer bir gelişim süreci olarak kavranmasıyla birlikte ilerleme, sürekli değişim ve mükemmelleşmeyi esas alan progresus kavramı üzerinden temellendirilmiştir. Modern dönemde ilerleme düşüncesi, bilimsel devrimler ve Aydınlanma felsefesiyle birlikte ontolojik ve epistemolojik bir ilke hâline gelmiş; bu doğrultuda pozitivist, materyalist, Darwinist ve sosyal Darwinist teoriler insanlık tarihini ve insanla ilişkili tüm alanları geleceğe doğru zorunlu ve kesintisiz bir gelişim süreci olarak açıklamıştır. Evrimci tarih anlayışının belirleyici olduğu bu yaklaşım, yalnızca tabiat bilimleriyle sınırlı kalmamış; toplum, kültür, ahlâk ve din gibi alanlara da teşmil edilmiştir. Bu çerçevede dinî inançlar ve geleneksel kabuller, aşkın ve değişmez hakikatler olmaktan ziyade tarihsel şartlar içerisinde ortaya çıkan ve zamanla gelişen olgular olarak yeniden yorumlanmıştır. Batı’da güçlü bir teorik ve kavramsal zemin kazanan ilerleme paradigması, modernleşme süreçleri aracılığıyla Osmanlı entelektüel dünyasına taşınmış; özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren terakki ve tekâmül kavramları etrafında yeni bir düşünsel çerçevenin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Siyasî, askerî, malî ve sosyal alanlarda yaşanan çözülmelerin yanı sıra modern bilim ve felsefenin etkisi, Osmanlı aydınlarını Batı menşeli ilerleme anlayışıyla yüzleşmeye sevk etmiştir. Bu yüzleşme, klasik kelâmın bilgi, varlık ve tarih anlayışının yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmış ve dinî düşüncenin modern bilimsel söylemle ilişkisi tartışma konusu hâline gelmiştir. Bu makalede, söz konusu ilerleme anlayışının son dönem Osmanlı kelâm düşüncesinde nasıl karşılandığı ve dönüştürüldüğü tarihsel ve karşılaştırmalı bir yöntemle ele alınmaktadır. Bu çerçevede, yaklaşımlarıyla dönemin temel bakışını büyük oranda temsil eden Musa Kâzım Efendi (ö. 1920), Filibeli Ahmed Hilmi (ö. 1914), İzmirli İsmail Hakkı (ö. 1946), Elmalılı Muhammed Hamdi (ö. 1942), Ömer Nasûhî Bilmen (ö. 1971) ve Aksekili Ahmet Hamdi’nin (ö. 1951) yaratılış, ilk insan, dinlerin zuhuru ve tarihsel gelişimi gibi temel kelâmî tartışmalardaki tutum ve görüşleri mukayeseli olarak incelenmektedir. Çalışma, bu mütefekkirlerin Batı kaynaklı ilerleme ve evrim düşüncesi karşısında geliştirdikleri eleştirel ve uzlaştırıcı tutumları ortaya koymayı; İslâmî geleneğin temel kabullerini koruyarak modern düşünceyle nasıl bir denge kurmaya çalıştıklarını göstermeyi hedeflemektedir. Bu yönüyle makale, Osmanlı kelâm düşüncesinin modernlik karşısındaki dönüşümünü anlamaya katkı sunmayı amaçlamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Islamic Family Law in Liquid Publicity: Production of Rights Discourse via the Press within the Ottoman Law of Family Rights
Gönan, Yavuz
This study interrogates the transformations within Ottoman Islamic family law in the post-Tanzimat era, specifically focusing on the intersection of the Second Constitutional Period’s accelerated public sphere, the proliferation of print culture, and the normative contestations surrounding the 1917 Ottoman Law of Family Rights (Hukûk-ı Âile Kararnâmesi). Rather than conceptualizing family law reform as a purely technical exercise in codification, this article foregrounds the socio-legal dynamics that established family law as a critical site for negotiating legitimacy, methodology, and the public circulation or norms. The primary objectives is to shift the analytical focus away from discrete institutional outcomes -such as marriage, divorce, and poligyny- toward the more foundational question of how normative authority was produced, articulated, and stabilized amidst shifting administrative and discursive landscapes. Beginnin with the Tanzimat reforms, administrative modernization consolidated practices of registration, documentation, and surveillance, effectively rendering domestic relations legible to state institutions. This process of legibility did more than streamline governance; it repositioned family law as a domain inextricably linked to public order and state capacity. By the Second Constitutional Period, the instutituonalization of the press and the rise of women’s periodicals catalyzed the circulation of a rights- based vocabulary. Within this context, “rights” functioned not merely as a formal legal category but as a pervasive public idiom for claim-making, exerting unprecedented pressure on the legitimacy of inherited normative frameworks. The study contends that these pressure crystallized into two competing “thesis- antithesis” clusters: The Reformist Thesis: Mobilized concepts of justice, reform, and independent reasoning to advocate for interpretive adaptation and state-led regulatory intervention. The Traditional Antithesis: Emphasized order, continuity, and the preservation of juristic stability, rooted in an uṣūl - based discipline and evidentiary hierarchy. Crucially, the central conflict was often less about sprecific legal rulings and more about the meta-question of authority: who possessed the legitimate power to delimit the sphere of permissibility, and through which methodological framework could this authority be exercised? Zygmunt Bauman’s concept of liquid modernity is utilized here as an analytical lens -rather than a chronological label- to illuminate how accelerated norm-circulation and the pluralization of authority claims generated a climate of heightened uncertainty.
- MakaleAçık Erişim2026Mısırlı Edebiyatçı Yûsuf İdrîs’in Beyt min Lahm Adlı Kısa Öyküsü ve Grotesk Kadın Figürü
Zeyrek, Merve
Bu makalede, çağdaş Arap edebiyatının önemli temsilcilerinden biri olan Mısırlı edebiyatçı Yûsuf İdrîs’in Beyt min Lahm isimli kısa öyküsü, grotesk estetik bağlamında incelenmiştir. Çalışmada, özellikle öykünün grotesk kadın bedeni üzerine kurgulanan anlatı yapısı çözümlenmiştir. Böylece İdrîs’in grotesk yönlü estetik tutumu ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırma sürecinde, doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Öykü metni üzerinden yapılan detaylı çözümlemelerle, grotesk kadın bedeninin işlevi ve anlam derinliği değerlendirilmiştir. Bu kapsamda makale, giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde İdrîs’in öykücülüğü, groteskin tanımı ve kadın figürlerin edebî metinlerdeki işlevleri hakkında kısa bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde öykü; olay örgüsü, anlatıcı-bakış açısı, zaman, mekân, kişiler dünyası ve tema başlıkları altında yapı açısından incelenmiştir. Bu yapısal çözümleme, öykünün çok katmanlı yapısını anlamaya yönelik bir zemin oluşturmuştur. İkinci bölümde ise İdrîs’in öyküyü kompone ederken yarattığı grotesk kadın bedeni, anlatı düzleminde ele alınmıştır. Makalede yapılan analiz sürecinde, İdrîs’in grotesk yapıyı abartı ve aşırılıkla betimlenen bir estetik unsur olarak değil, insan doğasındaki zıtlıkları ve ahlâkî çöküşü açığa çıkaran bir anlatı zemini olarak kullandığı görülmüştür. Öyküye ad olan “etten” evin, yalnızca fiziksel bir mekân olmadığı, karakterlerin bedensel ve ruhsal yoğunluğunu bir arada taşıyan psikolojik bir mekân olarak olaylar dizisine hizmet ettiği izlenmiştir. Ayrıca yüzük, nefes ve ses gibi leitmotiflerin hem olay örgüsünü hem de ahlâkî kırılmalarını yönlendiren önemli unsurlar olduğu görülmüştür. Sonuç olarak makalede, İdrîs’in bu öyküde kadın bedenini estetik bir haz nesnesi olmaktan çıkararak dinî, ahlâkî ve toplumsal meşrûiyet yargılarının çöküşünü temsil eden grotesk bir alan haline getirdiği saptanmıştır. Buna binaen, Beyt min Lahm yazarın grotesk estetiği toplumsal eleştiriyle buluşturan anlatı tarzının iyi bir örneğidir.
- MakaleAçık Erişim2026In Ḥāccī Bektāş Velī’s Work Entitled “Maqālāt” the Concept of “The City of The Heart
Yildirim, Birol; Şimşek, Selami
This study examines the “city of the heart” (madīnat al-qalb) concept within the seventh and eighth chapters of the Maḳālāt by Ḥāccī Bektāş Velī, a preeminent figure of Anatolian spiritual wisdom (ʿirfān). The analysis is situated within taṣawwufī thought, human conception, and moral edification. A Turkmen shaykh and pīr of the Baktāshiyya ṭarīqa, he journeyed from Nīshāpūr through centers like Najaf, Mecca, al-Ḳuds, Damascus, before settling in Sulucakarahöyük. Revered by his adherents (muntasibīn) as “Hünkār” (sovereign), he lived during a tumultuous era. He actively steered the populace away from armed insurrection, guiding them toward a settled, productive existence through agriculture. Refraining from the Bābāʾī and Akhī Awrān uprisings, he emphasized that the greatest striving is the spiritual struggle against one's own carnal soul (nafs). The study focuses on his conceptualization of the heart as a vast city encompassing all existence from the Divine Throne (al-ʿArsh) to the earth (al-Farsh). In this paradigm, the physical body is the city's citadel, the breast its bazaar, and the inner organs its shops. Virtues such as rectitude (ṣidḳ), volition (irāda), love (maḥabba), reverence (khawf), hope (radjāʾ), certitude (yaḳīn), and absolute reliance on God (tawakkul) are the precious wares therein. Faith (īmān) is the core jewel (jawhar), intellect (ʿaḳl) the mosque (masjid), and spiritual knowledge (maʿrifa) the radiant light illuminating the city. Fundamentally, this research elucidates how the Maqālāt constructs the heart not merely as an emotional center, but as a holistic metaphor for the human inner realm, moral orientations, and existence. Employing a qualitative approach via document and descriptive-interpretive textual analysis, the study utilizes analogous metaphors from profound mystics (mutaṣawwifs) like, Ḥāccī Bektāş Velī, Yūnus Emre, Mawlānā, and Ibn al-ʿArabī to provide a comparative foundation. The primary conclusion highlights the profound magnitude of the human heart, revealing a colossal inner struggle between opposing forces. To achieve victory, intellect and will must concertedly mobilize divine (raḥmānī) sentiments and moral virtues against satanic (shayṭānī) forces. Consequently, Ḥāccī Bektāş Velī’s, “city of the heart” transcends a mere literary device; it is a foundational paradigm essential for self-knowledge, the disciplining of the carnal soul, and fostering societal harmony.
- MakaleAçık Erişim2026Mu’tezile Kelamı Perspektifinden Yapay Zekâ ve Ölümsüzlük Tartışmaları
Sarıkaya, Berat; Şeren, Zeynep; Özer, Zülkif
Bu makale, transhümanizm ve yapay zekâ bağlamında gündeme gelen biyolojik ve dijital ölümsüzlük iddialarını, İslam kelâmının akılcı ekolü Mu’tezile’nin temel prensipleri ışığında eleştirel bir analize tabi tutmayı amaçlamaktadır. Çalışma, teknolojik bir imkân olarak sunulan ölümsüzlük tasavvurunun, Mu’tezile’nin tevhid, adalet, insan iradesi ve ahiret inancı gibi kurucu ilkeleriyle derin bir gerilim içinde olduğu temel argümanından hareket etmektedir. Makale, öncelikle yapay zekânın “dar” ve “genel” formlarından hareketle ulaştığı noktayı ve transhümanist düşüncenin bu teknolojiye yüklediği ölümsüzlük misyonunu tartışmaya açarak “Biyolojik Ölümsüzlük” hedefi doğrultusunda telomeraz çalışmaları, kriyonik(cryonic) yöntemler, hibernasyon ve beyin-bilgisayar arayüzleri gibi somut girişimleri değerlendirmektedir. Ardından, “Dijital Ölümsüzlük” kavramını, zihin yükleme ve dijital benlik fikri üzerinden inceleyerek bu yaklaşımın insanı maddeden ibaret gören materyalist temelini vurgulamaktadır. Biyolojik ölümsüzlük iddiası, Mu’tezile’nin ecel anlayışıyla; dijital ölümsüzlük tasavvuru ise insanı yaratılmış, ruh-beden bütünlüğüne sahip ve ahirette hesap verecek bir varlık olarak tanımlayan ontolojik çerçeveyle doğrudan çelişmektedir. Özellikle, “yaratıcı” konumuna soyunma ve “ebedilik” iddiası, Mu’tezile’nin tevhid anlayışını ihlal etmektedir. Bununla birlikte, tıbbi müdahaleler gibi “ömrü uzatma” amaçlı, iyileştirici teknolojik uygulamaların, insanın kendini koruma içgüdüsü kapsamında ve yaratıcıyı inkâr etmeyen bir niyetle kullanılmasının sorumluluğunun kişiye ait olduğu kabul edilmektedir. Makale, yapay zekânın bir “amaç” değil, “araç” olarak görülmesi gerektiği ve salim aklın rehberliğinde değerlendirilmesinin zorunlu olduğu fikrini öne çıkarmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026Hint Alt Kıtasında Hibrit Hukuk Denemesi: Anglo-Muhammadan Law
Gönan, Yavuz
Bu çalışma İngiliz sömürge idaresi altında Hint Alt Kıtası’nda ortaya çıkan Anglo-Muhammadan Hukuku’nun (AML) tarihsel oluşumunu, kavramsal temellerini, kurumsal etkilerini ve toplumsal yansımalarını -kısmen- ele almaktadır. AML, Hanefî fıkıh geleneğinden seçilen hükümlerin İngiliz common law teknikleri ve kolonyal yargılama usulleriyle harmanlanarak inşa edilen asimetrik bir hibrit hukuk sistemidir. Bu sentezde fıkhın örf, içtihat ve maslahat gibi dinamik unsurları devre dışı bırakılmış; çeviri ve digest faaliyetleri aracılığıyla daraltılmış ve standartlaştırılmış bir Hanefîlik inşa edilmiştir. Mevcut çalışma, öncelikle Bâbür İmparatorluğu’nun çoğulcu hukuki düzeninden İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin bölgeye girişi ve ardından Britanya’nın doğrudan hâkimiyet kurmasına uzanan tarihsel arka planı sunmaktadır. AML’un normatif temellerini oluşturan çeviri ve digest faaliyetleri çalışmanın merkezi odaklarından birini teşkil etmektedir. Hamilton’un el-Hidâye çevirisi ile Baillie, Sircar ve Wilson tarafından kaleme alınan üç farklı tipteki digest, AML’un fiili kanununu oluşturan kurucu metinler olarak incelenmektedir. Bu digestler hangi fıkhî görüşlerin Müslüman hukuku olarak kabul edileceğine karar veren normatif filtreler işlevi görmüş, Hanefî fıkıh içindeki çoğulculuğu daraltarak tek bir standart Hanefî hukuku inşa etmiştir. Kurumsal dönüşüm açısından üç farklı yaklaşım ele alınmaktadır. Kalküta Medresesi devlet için fakih modeli üreterek ulemayı kolonyal yargıya entegre etmeyi amaçlamış ancak dil rejimi değişikliğiyle bu mezunlar marjinalleştirilmiştir. Diyûbend ekolü sömürge idaresinden bağımsız bir ulema tipi üreterek fetva-vaaz-medrese ağı üzerinden alternatif bir normatif alan inşa etmiştir. Aligarh ise İslâmî kimlik ile İngiliz hukuki modernliğini uzlaştıran hibrit bir elit yetiştirme projesi olarak AML’u içeriden dönüştürmeyi hedeflemiştir. Toplumsal dönüşüm boyutunda ise AML’un Müslüman kimliğini yargısal düzleme elverişli bir hukuki statü kategorisine dönüştürmesi ve nikâh, talâk, miras gibi alanlarda aile hukukunu merkezileştirmesi analiz edilmektedir. Sonuç olarak çalışma AML’u salt teknik bir hibrit hukuk meselesi olarak değil kolonyal iktidarın Müslüman toplumu tanımlama, sınıflandırma ve yönetme biçimlerinin merkezi bir aracı, bir yönetim teknolojisi olarak değerlendirmektedir. Çeviri-digest-kodifikasyon süreci fıkhın dinamik mekanizmalarını devre dışı bırakarak metne bağlı ve kolonyal yargısal denetime elverişli bir sistem inşa etmiş, bu sürecin kurumsal ve toplumsal sonuçları Güney Asya’da Müslüman hukuk bilincinin şekillenmesinde kalıcı izler bırakmıştır.
- MakaleAçık Erişim2026İlmi Kelâmdan Halk Kelâmına: Vesîletü’n-Necât’ın İtikâdî İşlevi
Atalay, Abdurrahman
Bu çalışma, Süleyman Çelebi’nin (ö. 825/1422) Vesîletü’n-Necât adlı eserini klasik ilmi kelâm geleneği ile Osmanlı halk Müslümanlığı arasındaki ilişki bağlamında ele almakta ve eserin ilmi kelâmdan halk kelâmına uzanan aktarım sürecindeki konumunu incelemektedir. Araştırma, birbirini tamamlayan iki temel problem etrafında şekillenmektedir: Birincisi, sistematik kelâm literatüründe kavramsal ve mantıkî delillendirmelerle temellendirilen ulûhiyet, nübüvvet ve âhiret gibi iman esaslarının, sembolik anlatımlar ve olağanüstü ifadeler aracılığıyla Vesîletü’n- Necât’ta yeniden inşası; ikincisi ise bu yeniden inşanın Osmanlı halk Müslümanlığının dinî zihniyet ve kabullerinin teşekkülündeki işlevsel boyutudur. Metin tahlili ve karşılaştırmalı analiz yöntemleri doğrultusunda eserdeki kelâmî temalar, klasik Sünnî kelâm geleneğiyle ilişkileri çerçevesinde incelenmektedir. Bu kapsamda Vesîletü’n-Necât’ta yer verilen ulûhiyet ve özellikle nübüvvet bahisleri bağlamında mucize, mi‘rac ve şefaat tasavvurları ile sahâbe ve hilâfet anlayışı ilmi kelâm metinleriyle mukayeseli biçimde değerlendirilmektedir. Kelâmî muhtevayı tasavvufî-edebî bir üslupla yeniden ele alan eserin Hz. Peygamber merkezli nübüvvet ve şefaat tasavvurunun Osmanlı-Türk halk Müslümanlığı içerisindeki görünümüne işaret edilmektedir. Diğer taraftan Vesîletü’n-Necât, Sünnî kelâm ve tasavvuf geleneğine yaslanarak kolektif hafızada karşılık bulan bir inanç dili üretmekte ve bu yönüyle toplumsal ve siyasî aidiyetin inşasıyla ilişkili bir bağlam oluşturmaktadır. Fetret gibi siyasî ve toplumsal bütünlüğün zayıfladığı bir dönemde, kriz ortamının Hz. Peygamber merkezli bir inanç ve duygu dünyası etrafında aşılmaya çalışılması ve bu doğrultuda ortak bir dinî tasavvurun yeniden inşa edilmesi dikkat çekicidir. Bunların yanı sıra eser, itikâdî meseleleri yalnızca kelâmî bir söylem içinde değil, tasavvufî bir neşve ile de ele alarak katmanlı bir din anlayışının teşekkülüne de imkân tanımaktadır. Bu durum, ilmiye ile halk arasında farklı düzlemlerde işleyen din anlayışlarına da kuvvetle işaret etmektedir. Bütün bu hususlar çerçevesinde Vesîletü’n-Necât, edebî bir metin olmanın ötesinde, Sünnî gelenekle örtüşen bir inanç dünyasını yansıtan; gelenek ve merasim boyutlarıyla halk İslâmı’nın toplumsal düzlemdeki görünümünü şekillendiren kurucu metinler arasında yer almaktadır. Tam da bu noktada çalışma, klasik kelâm mirasının toplumun geniş kesimlerinde yeniden üretim biçimlerini Vesîletü’n-Necât üzerinden görünür kılmayı; halk kelâmı kavramını analitik bir çerçevede tartışarak Halk Müslümanlığı-Kitâbî İslâm tartışmalarına kavramsal ve yöntemsel bir katkı sunmayı hedeflemektedir.
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| dc.date.accessioned | 2026-10-22T08:47:35.267144922Z | |
| dc.date.available | 2026-10-22T08:47:35.267144922Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/gumushane/10090 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Temel İslam Bilimleri Bölümü | tr |
| dc.title | Department of Basic Islamic Sciences | en |
| dspace.entity.type | OrgUnit | |
| organization.identifier.code | gumushane-ilahiyat-temel-islam-bilimleri | |
| organization.unitType | department | |
| rdl.unit.alias | \btemel islam bilimleri bolumu\b | |
| rdl.unit.alias | \bbasic islamic sci |





