Yazarlar

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Girişimci yönelimin pazar performansına etkisinde pazarlama inovasyonu ve sürdürülebilir rekabet avantajının aracı rolü: Teknoloji geliştirme bölgelerinde bir uygulama

    Mehmet Asif Alan

    İnovasyon ekosistemleri içerisinde dinamik olarak işlev gören Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (TGB'ler), girişimci yönelimin yenilikçi pazarlama uygulamalarına ve sürdürülebilir rekabet avantajlarına dönüşebileceği verimli ortamlar sunmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'nin teknoloji üssü olma öngörüsünün stratejik merkezleri olan TGB'de faaliyet gösteren işletmelerde, Girişimci Yönelimi'nin (GY) Pazar Performansı (PP) üzerindeki etkisinde Pazarlama İnovasyonu (Pİ) ve Sürdürülebilir Rekabet Avantajı'nın (SRA) aracılık rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Deneysel bir yaklaşım benimseyen bu çalışma, seri aracılık modelini test etmek için Hayes'in PROCESS makrosunu (Model 6) kullanmaktadır. Bulgular, GY'nin performans üzerindeki etkisini kabul edip pazar performansını inovarif pazarlama faaliyetleriyle ve sürdürülebilir rekabet avantajları oluşturma becerileriyle aracılık edildiğini göstermektedir. Sonuçlar pazarlama inovasyonu, girişimci yönelimini somut pazar başarısına dönüştüren temel mekanizma görevi görürken, sürdürülebilir rekabet avantajı bu başarının uzun ömürlü olmasını sağlamaktadır. Ayrıca literatürle uyumlu diğer bulgulara göre girişimci yönelimi, pazarlama inovasyonu üzerinde, pazarlama inovasyonu sürdürülebilir rekabet avantajı üzerinde, girişimci yönelimi sürdürülebilir rekabet avantajı üzerinde, girişimci yönelimi pazar performansı üzerinde, sürdürülebilir rekabet avantajı pazar performansı üzerinde ve pazarlama inovasyonu pazar performansı üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar uygulayıcılar için, TGB'lerdeki firmaların girişimci kültürler geliştirmeleri, dönüşümsel liderliği benimsemeleri ve temel bir stratejik yetenek olarak pazarlama inovasyonuna yatırım yapmaları gerektiğini vurgulamaktadır. TGB'lerde Ar-Ge finansmanının ötesine geçerek ticarileştirme, pazarlama yetkinlikleri ve girişimci odaklı kurumsal gelişimi de içeren entegre destek programları tasarlamanın önemini vurgulamaktadır. Gelecekteki araştırmalar, GY'nin rekabet avantajına dönüşüm mekanizmalarını nitel yaklaşımlarla analiz edip, bu modeli hizmet ve yaratıcı sektörler gibi farklı alanlarda test etmeli ve örgütsel kültür, liderlik tarzı ile çevresel etkileri de göz önünde bulundurmalıdır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Gelişmekte olan ülkelerde sürücülerin farklı yol ve trafik özellikleri karşısındaki davranışlarının simülatör ortamında incelenmesi

    Yusuf Mazlum

    Bu çalışmada gelişmekte olan ülkelerde sürücülerin farklı yol ve trafik koşullarında sergiledikleri davranışlar, yüksek gerçeklik düzeyine sahip bir sürüş simülatörü kullanılarak deneysel olarak incelenmiştir. Çalışmanın amacı; farklı yol kesimlerinde ve trafik senaryolarında sürüş davranışlarının ölçülmesi, sürücülük performansına etki eden faktörlerin nicel olarak değerlendirilmesi ve insan faktörünün yol güvenliği üzerindeki etkilerinin bütüncül şekilde ortaya konulmasıdır. Bu amaçla dört temel senaryo tasarlanmıştır: (1) yaya geçidi yaklaşımı, (2) yeşil dalga sistemine uyum, (3) karayolu kısa hızlanma şeridiyle katılım ve (4) elektronik denetleme sistemleri (EDS) koşulları altında sürüş. Araştırmada toplam 125 katılımcı deney sürecine dâhil edilmiş, ancak çeşitli nedenlerle tamamlanamayan testler sonucu 107 katılımcının verileri analiz analiz edilmiştir. Deneysel veri seti; simülasyon ortamında kaydedilen anlık hız, ani hızlanma ve frenleme, şerit değiştirme sıklığı, yanal konum değişimi gibi sürüş performans değişkenleri ile sürüş öncesi ve sonrası uygulanan anketlerden elde edilen algısal ve bilişsel verileri kapsamaktadır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra korelasyon analizleri, varyans analizleri ve makine öğrenmesi temelli sınıflandırma yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, yaya geçitlerinde geç frenleme eğilimi, yeşil dalga sisteminde hız uyum problemleri, EDS uygulamalarında dikkat artışına rağmen sürüş konforunda azalma ve karayolu katılım bölgelerinde riskli şerit değişim manevralarının öne çıktığını göstermiştir. Ayrıca geliştirilen risk sınıflandırma modelleri, sürücülerin bireysel farklılıklarını dikkate alarak trafik güvenliği açısından önleyici stratejilerin şekillendirilmesine olanak sağlamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, simülatör destekli deneysel yaklaşımla insan faktörünün çok boyutlu etkilerini ortaya koymakta ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde yol güvenliği politikalarının geliştirilmesine yönelik bilimsel ve uygulamalı katkılar sunmaktadır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Mali tablolardaki hilenin önlenmesi ve tespitinde adli muhasebecilik becerilerinin AHP yöntemiyle seçimi: Türkiye ve İran örneği

    Farıdeh Nıyazı

    Bu çalışmanın amacı, mali tablolardaki hilenin önlenmesi ve tespitinde adli muhasebecilik becerilerinin Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemiyle seçimidir. Bu amaç doğrultusunda Türkiye ve İran'da faaliyet gösteren 26 akademisyen bilirkişilere adli muhasebecilik becerilerinin önem sıralamasına uzman görüşleri doğrultusunda ele alınmıştır. Çalışma sonuçlarına göre; Türkiye ve İran'da faaliyet gösteren akademisyen bilirkişilerin adli muhasebecilik becerilerinin ana kriterlerine ilişkin önem sıralamasında ilk sırayı teknik beceri almakta olup her iki ülke için de farklılık bulunmamaktadır. Ana kriterlerden teknik beceriyi sırasıyla temel ve kişisel beceri ile ahlaki değer takip etmekte olup benzer şekilde her iki ülke için de söz konusu sıralama değişmemektedir. Çalışmada ayrıca ana kriterlerin alt kriterlerine ilişkin önem sıralaması ele alınmış olup her iki ülke açısından kişisel beceriye ait alt kriterlerin önem sıralamasında ilk sırayı analitik düşünce, temel beceriye ilişkin önem sıralamasında ilk sırayı denetleme ve teknik beceriye ilişkin önem sıralamasında ise ilk sırayı mali tabloları analiz ve yorumlama almaktadır. Üç ana kritere ilişkin alt kriterlerin önem sıralamasında ilk sırada yer alan kriter her iki ülke açısından farklı olmasa da diğer kriterlerin önem sıralamasında farklılıklar bulunmaktadır. Ana kriterlerin sonuncusu olan ahlaki değere ilişkin önem sıralamasında da her iki ülke açısından ilk sırayı güvenilirlik almaktadır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Dynamic analysis of COVID-19 model

    Pınar Açıkgöz

    In this thesis, the spread dynamics of the Covid-19 pandemic were investigated using mathematical modeling methods. The study first addressed the SIR and its derivatives, which are classical deterministic models, and conducted analyses of the fundamental reproduction number (R_0 ), equilibrium points, and stability of these models. Subsequently, mathematical models developed for Covid-19 were analyzed, investigating the positivity, boundedness, and invariant regions of the solution. The memory effect and long-term dependency structure of the epidemic were investigated using fractional-order differential equations. Fractional models based on Caputo, Conformal, and Grünwald-Letnikov derivatives were solved using analytical and numerical methods. In this context, the Homotopy Analysis Method (HAM), q-HATM, Variational Iteration Method (VIM), and Non-Standard Finite Difference (NSFD) schemes were applied, and the resulting solutions were comparatively evaluated. Additionally, the uncertain spread of Covid-19 was modeled using stochastic differential equations, and numerical solutions were obtained using the Euler–Maruyama, Milstein, and Runge–Kutta methods. Furthermore, time-delay differential equations were used to incorporate effects such as immunity and incubation period into the model. The results demonstrate that the spread of Covid-19 can be more realistically explained not only with deterministic models but also with fractional-order and stochastic models. In this respect, the thesis contributes to both the epidemiological modeling literature and the applications of fractional analysis and numerical methods.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Taguchi yöntemiyle optimize edilen 3B baskı donatılı geopolimer kirişlerin mekanik ve dayanıklılık özelliklerinin deneysel ve sayısal olarak incelenmesi

    Hülya Temizer

    Çimento üretiminde yüksek enerji tüketimi ve zararlı karbondioksit gazlarının salınımı nedeniyle, alternatif bağlayıcıların araştırılması gerekli hale gelmiştir. Bu çalışmada, farklı oranlarda endüstriyel atıkların kullanımı ile elde edilen geopolimer harçlar ve farklı filamentlerle üretilen 3B baskı donatılar kullanılarak üretilen kirişlerin mekanik, dayanıklılık özelliklerinin, deneysel ve sayısal olarak incelenmeleri amaçlanmıştır. Ana bağlayıcı olarak yüksek fırın cürufu ve uçucu kül kullanılmıştır. Katkı malzemesi olarak ise mermer tozu, maden atığı ve titanyum dioksit kullanılmıştır. Karışım oranlarının optimizasyonu, Taguchi L27 ortogonal matrisi kullanılarak gerçekleştirilmiş olup, üç farklı seviye ve altı farklı parametre değerlendirilmiştir. Alkali aktivatör olarak üç farklı molaritede (8M, 10M, 12M) sodyum hidroksit çözeltisi ve sodyum silikat kullanılmıştır. Numuneler 7, 28, 56 ve 90 günlük kür sürelerinde birim kütle, eğilme dayanımı, basınç dayanımı ve ultrasonik dalga hızı testlerine tabi tutulmuştur. En yüksek basınç dayanımının 90 günlük numunelerde 65.75 MPa olarak elde edilmiştir. Varyans analizi (ANOVA) sonucunda, kür sıcaklığının mekanik performans üzerinde en etkili parametre olduğu belirlenmiştir. Yapılan istatistiki analizler sonucunda elde edilen optimum oranlar belirlenmiş ve geopolimer kirişlerin performansını artırmak amacıyla üç farklı filament türü ve 3B baskı ile üç farklı model (standart, küresel ve çapraz bağlı) donatı kullanılarak numuneler üretilmiştir. Böylece pratikte uygulaması zor olup, 3B baskı yöntemi ile mümkün olabilen 3B donatı türleri üretilerek, bunların mekanik özelliklere etkisi incelenmiştir. Deneysel sonuçları karşılaştırmak amacıyla üretilen kiriş numunelerin üç boyutlu sonlu eleman modelleri oluşturularak sayısal analizleri yapılmıştır. PPS CF15 çapraz bağlı kirişte deneysel 1.8 mm ve sayısal 1.82 mm deformasyon değerleriyle yüksek uyum göstermesi modelin doğruluğunu ortaya koymaktadır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Sahra hastanelerinin tedarik zinciri dirençliliğini etkileyen faktörlerin afetlerde tıbbi müdahale kapasitesine etkisinin belirlenmesi

    Dilber Coşkun

    Afetler, sağlık sistemlerini zayıflatıp müdahale performansını etkileyerek insan sağlığı üzerine şiddetli etkiler doğurabilmektedir. Olağan koşullarda yeterli olan hastaneler, afetlerde yetersiz kaldığında afetzedelerin sağlık ihtiyaçları için sahra hastaneleri kurulmaktadır. Afet koşullarında tedarik zinciri ağlarında yaşanan aksaklıkların sahra hastanelerinin tıbbi müdahale kapasitesini etkilememesi için dirençli bir tedarik zinciri ağına sahip olmaları hayati bir önem taşımaktadır. Bu bağlamda çalışmada, afet koşullarında sahra hastanelerinin tedarik zinciri dirençliliğini etkileyen faktörler tespit edilerek bu faktörlerin sahra hastanelerinin tıbbi müdahale kapasitesine olan etkisi belirlenmeye çalışılacaktır. Çalışmanın ilk adımında kriterlerin belirlenmesi için literatür araştırması ve Delphi tekniği kullanılmıştır. İkinci adımda belirlenen kriterlerin önem dereceleri ve etki diyagramları ÇKKV tekniklerinden biri olan Nötrosofik DEMATEL yöntemi ile belirlenmiştir. Ardından DEMATEL'in ilişki matrisi Bayesian Network ağına dönüştürülerek GeNIe programında çalıştırılmış ve dirençlilik kriterlerinin sahra hastanesi tıbbi müdahale kapasitesine olan etkisi belirlenmiştir. Çalışma bulguları, sisteme en çok etki eden ilk üç değişkenin, kritik yanıt maksimizasyonu, kesintisiz tedarik akışı ve çeviklik olduğunu göstermiştir. Ayrıca sahra hastanelerinin tedarik zincirinde direnç sağlanabilmesi için stratejik planlama, kurumsal anlaşmalar, çeviklik, yedek tedarik ve kritik stokların önemini göstermiştir. Bu çalışma ile sahra hastanelerinin tedarik zinciri dirençliliğinin güçlendirilmesi ve böylece afet koşullarında yeterli, zamanında ve sürdürülebilir sağlık hizmeti sunumuna katkı sağlanması hedeflenmektedir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Entelektüel sermaye ile finansal performans arasındaki ilişki: Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler üzerine bir uygulama

    Ayşegül Karadavut

    KOBİ'lerde entelektüel sermaye ve bileşenlerinin (insan sermayesi, yapısal sermaye ve ilişkisel sermaye) firmaların finansal performansı üzerindeki önemi, günümüz bilgi ekonomisinde giderek artmaktadır. Sınırlı fiziksel ve finansal kaynaklara sahip olan KOBİ'ler, rekabet üstünlüğü sağlamak için entelektüel kaynaklara, yani bilgiye, beceriye, yenilik kapasitesine ve kurumsal yeteneklere daha fazla odaklanmak zorundadır. İşletmelerin entelektüel sermaye yatırımlarının finansal performansına etkisini Borsa İstanbul- KOBİ (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler) Endeksinde yer alan firmalar özelinde tespit etmek amacıyla gerçekleştirilen çalışmanın değişkenlerine ilişkin veri seti 2012-2023 dönemini içermekte ve yıllık gözlemden oluşmaktadır. Çalışmada iki adet model oluşturulmuş olup, ilk modelde, bağımlı değişken olarak Aktif Kârlılık Oranı (AKO), bağımsız değişkenler olarak ise Yapısal Sermaye Etkinliği (SCE), İnsan Sermayesi Etkinliği (HCE), Kullanılan Sermaye Etkinliği (CEE), kontrol değişkeni olarak Kaldıraç Oranı (KO) ve Piyasa Değeri (PD) kullanılmıştır. Çalışmanın ikinci modelinde ise, bağımlı değişken olarak Piyasa Değeri (PD), bağımsız değişkenler olarak Yapısal Sermaye Etkinliği (SCE), İnsan Sermayesi Etkinliği (HCE), Kullanılan Sermaye Etkinliği (CEE), kontrol değişkeni olarak Kaldıraç Oranı (KO) ve Aktif Kârlılık Oranı (AKO) kullanılmıştır. Statik panel veri analizi yönteminin kullanıldığı çalışmanın sonucunda, aktif karlılık oranı değişkeni ile firmaların piyasa değeri ve kullanılan sermaye etkinliği değişkeni arasında istatistiki olarak anlamlı pozitif, insan sermayesi etkinliği ve kaldıraç oranı arasında ise istatistiki olarak anlamlı negatif ilişki tespit edilmiştir. Firmaların piyasa değeri değişkeni ile firmaların aktif kârlılığı ve yapısal sermaye etkinliği değişkeni arasında istatistiki olarak anlamlı pozitif ilişki, kullanılan sermaye etkinliği değişkeni arasında istatistiki olarak anlamlı negatif ilişki tespit edilmiştir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Sel korku ölçeğinin geliştirilmesi ve psikometrik özelliklerinin araştırılması

    Kemal Torpuş

    Sel korkusu, bireyin risk algısı, endişe düzeyi ve kendini savunmasız hissetme derecesiyle doğrudan ilişkilidir. Sel, toplumsal düzeyde endişe, kaygı ve korku iklimini tetiklemekte ve toplumun ruhsal dengesini sarsmaktadır. Bireyler diğer afetlerde olduğu gibi selden etkilenmekte ve korku yaşamaktadırlar. Bu çalışmada, sel korku ölçeğinin geliştirilmesi ve psikometrik özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma, geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmek amacıyla tasarlanması bakımından metodolojik, bireylerin sel korku düzeylerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi açısından da kesitsel ve tanımlayıcı olarak tasarlanmıştır. Çalışma, 15 Şubat 2025 ile 15 Mayıs 2025 tarihleri arasında Karadeniz Bölgesi'nde ikamet eden 18 ile 65 yaş aralığındaki 1158 katılımcıyla yürütülmüştür. Verilerin analizinde SPSS 25 ve AMOS 21 programı kullanılmıştır. Kaiser-Meyer-Olkin değeri 0.951 ve Bartlett küresellik testi (Χ²(351)=9566.272; p<0.001) anlamlı bulunmuştur. Sel korku ölçeği dört boyut ve 26 maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.948 bulunmuştur. Ölçeğin, toplam varyansın %62.644'ünü açıkladığı belirlenmiştir. Modelin uyum iyiliği indeksleri; χ2/df=3.444, RMSEA=0.65, SRMR=0.056, CFI=0.921, IFI=0.922, NFI=0.893 ve TLI=0.912 bulunmuştur (p<0.001). Ölçek toplam puanı 26 ile 130 arasında değişmektedir ve daha yüksek puanlar sel korkusunun daha fazla olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular, sel korku ölçeğinin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir. Sel Korku Ölçeği, toplum temelli afet risk azaltma çalışmalarında bireylerin sel korkusu düzeylerini belirlemede kullanılabilir. Ölçekten elde edilen veriler, afet öncesi farkındalık oluşturma, eğitim programlarını planlama ve müdahale stratejileri geliştirme süreçlerine bilimsel katkı sağlayabilir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Afet yönetiminde sürdürülebilir kurumsal dirençlilik endeksinin geliştirilmesi: Türkiye AFAD örneği

    Sümeyye Özbey

    Kurumlar, afet ve acil durumlarla başa çıkmanın temel yapı taşlarıdır. Kurumsal yetersizlikler, acil durumların afete dönüşmesine neden olurken aynı zamanda afetlerin ekonomik, sosyal ve fiziksel etkilerini artırmaktadır. Afet dirençliliğine yönelik geniş bir literatür bulunmasına rağmen, afetlerde kurumsal dirençliliğe odaklanan, kurumların afetlere yanıt verme dinamiklerini etkileyen faktörleri inceleyerek nicel bir değerlendirme ölçütü sunan araştırma eksikliği bulunmaktadır. Bu nedenle çalışma kapsamında, kurumların afet ve acil durumlara yönelik örgütsel hazırlık düzeyini değerlendirmek amacıyla Kurumsal Dirençlilik İndeksi (Institutional Resilience Index – IRI) modeli geliştirilmiştir. IRI etkileyen 55 faktör, Delphi yöntemiyle uzman görüşlerine dayalı olarak belirlenmiştir. Geliştirilen IRI modeli, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) örneğinde hem geçmiş hem de olası gelecekteki afet senaryolarında il düzeyinde test edilmiştir. İlk senaryoda, 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş'ta meydana gelen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerde görev alan il AFAD müdürlüklerinin gerçekleşmiş bir afete yönelik kurumsal dirençlilikleri değerlendirilmiştir. İkinci senaryoda ise, Yedisu Fay Zonu üzerinde bulunan Erzincan, Tunceli ve Bingöl illerinde muhtemel bir deprem senaryosuna yönelik olarak AFAD il müdürlüklerinin kurumsal dirençliliği analiz edilmiştir. IRI modeli ile elde edilen sıralama sonuçları, TOPSIS ve MARCOS yöntemleriyle karşılaştırılarak doğrulanmış; ayrıca Monte Carlo simülasyonu ile duyarlılık analizi yapılmış ve kriter ağırlıklarındaki değişimlerin sıralamalar üzerindeki etkisi test edilmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen endeksin afetlerde görevli kurumların dirençlilik düzeylerini değerlendirmede kullanılabilir olduğuna ulaşılmıştır. Ayrıca endeks, geçmiş afet deneyimlerini anlamada ve gelecek senaryolar için kırılganlık unsurlarını öngörerek politik ve uygulama düzeyinde atılabilecek öncelikli adımlara yönelik bir karar destek mekanizması sunar. Böylelikle önerilen model kurumun örgütsel öğrenme süreci için güçlü bir katalizör olarak kurumsal dirençliliğin artırılmasında kullanılabilir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Afet ve acil durumlarda psikososyal destek hizmetlerinin travma ve strese bağlı ruhsal bozukluklar üzerindeki etkisi: kahramanmaraş depremleri örneği

    Öznur Çınar

    Bu araştırmanın birinci amacı algılanan psikososyal destek ölçeği geliştirmek olup ikinci amacı ise algılanan psikososyal desteğin, psikososyal destek almış olan afetzedelerin ruhsal durumları (Travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anksiyete) üzerindeki etkisini tespit etmektir. Araştırmanın örneklem yöntemi kolayda örnekleme yöntemidir. Yüz yüze anket yöntemi uygulanarak yürütülen araştırmanın, uygulama aralığı 15.02.2024-15.05.2024 tarihleri arasındadır. Toplamda 668 kişiye ulaşılmış olup, 638 katılımcının verileri analize dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılan istatistiksel yöntemler: Kapsam geçerlilik oranı, dağılım istatistikleri (ortalama, standart sapma, medyan, çarpıklık ve basıklık), açıklayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi, Croncbach alpha, madde-toplam korelasyonları, iki yarı ve Guttman güvenirlilik analizleri, benzeşim geçerliliği, ayrım geçerliliği, birleşik güvenirlilik ve yapısal eşitlik modelidir. Araştırmanın ölçek geliştirme aşamasında 4 alt boyutlu (bilgi, süreç, bireysel fayda ve toplumsal fayda) algılanan psikososyal destek ölçeği geliştirilmiştir. Ölçeğin her alt boyutunun altında 3'er madde olup, toplamda 12 madde içermektedir. Araştırmanın hipotezlerini test etmek için gerçekleştirilen yapısal eşitlik modeli sonucunda regresyon katsayılarından 7 tanesi 0.05 önemlilik düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Bilgi alt boyutu ile travma sonrası stres (-0.106), depresyon (-0.109) ve anksiyete (-0.095) arasında düşük düzeyde negatif yönlü ilişkiler bulunmuştur. Süreç alt boyutu ile travma sonrası stres (-0.880), depresyon (-0.955) arasında yüksek ve anksiyete (-0.729) arasında ise orta düzeyde negatif yönlü ilişkiler bulunmuştur. Araştırmanın 12 hipotezinden 6'sı kabul edilmiştir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Afetlerle mücadele: Küresel iklim değişikliğine uyum ve ölçek çalışması

    Meryem Akbulut

    Afet yönetimi perspektifinden bakıldığında küresel iklim değişikliği ile mücadele etmek artık kaçınılmaz bir hal almıştır. Küresel iklim değişikliğinin neden olacağı etkiler ve afetler göz önünde bulundurulduğunda bu karmaşık durum için ivedi çözüme ihtiyaç vardır. Bu doğrultuda, afetlerle mücadele de, iklim değişikliğine bağlı afet ve acil durumların etkilerini azaltmak ve ortaya çıkmalarını önlemek için kapsamlı uyum çalışmaları yapılmalıdır. Nitelikli ve sürdürülebilir ilerleyen iklim değişikliği uyum çalışmaları sayesinde hem afet riskleri azaltılır hem de iklim değişikliği risk yönetim süreci daha etkin bir şekilde yürütülür. Bu araştırmada, Karadeniz Bölgesi'nde son yıllarda yaşanan meteorolojik kökenli afetlerin ve insan kaynaklı etkilerin yoğun olduğu üç alt bölge dikkate alınarak her biri farklı bir alt bölgede bulunan Kastamonu, Giresun ve Samsun illerini kapsayan bir ölçek geliştirme çalışması gerçekleştirilmiş ve veri toplama sürecinde 1116 kişiye ulaşılmıştır. Verilerin analizi için uygulanan kapsam geçerliği, yapı geçerlilği ve güvenirlik analizleri SPSS 22.00 ve AMOS 24.00 paket programları kullanılarak yapılmıştır. Pilot ve ana uygulama süreçlerinin tamamlanmasının ardından yapısal geçerliliği sağlanan 'Küresel İklim Değişikliği Toplumsal Uyum Ölçeği ve Bilinç Ölçeği' literatüre kazandırılmıştır. Geliştirilen ölçekler aracılığıyla toplumun iklim değişikliği uyum kapasitesi ve bilinç düzeyi belirlenmiştir. İki ölçek arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (r=0,875: p=0,000). Bu doğrultuda uygun davranış ve hazırlık önerileri sunulmuştur. Ayrıca Karadeniz bölgesi özelinde yapılan üç farklı iklim modeli tahminleri ele alınmış ve artan sıcaklıklar farklı modeller üzerinden verilmiştir. Projeksiyon verileri SWOT analizi ile desteklenmiştir. Elde edilen veriler ışığında Karadeniz Bölgesi, afet yönetimi ve iklim değişikliği alan yazınına fayda sağlayacak öneriler verilmiştir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Afetlere karşı toplumsal direncin oluşturulmasına yönelik transteoretik modele dayalı motivasyonel görüşme tekniği temelli müdahale programının bireysel hazırlık düzeylerine etkisi

    Furkan Şahin

    Afetler insanların ve toplumların, yıllardır başa çıkmaya çalıştığı olgulardır. Zaman içerisinde toplumlar, bu afetlere karşı farklı yaklaşımlar sergilemişlerdir. Bunlardan birisi günümüzde de ön plana çıkan bir anlayış olan toplum temelli yaklaşımdır. Ayrıca günümüz afet yönetimi anlayışı risk yönetimini odak noktasına almaktadır. Bu bağlamda, afetlere dirençli bir toplum oluşturulması öncelikli hedefler arasındadır. Afetlere karşı dirençlilik konusunda da toplumu oluşturan bireylerin ve bu sayede toplumun, afetlere hazır bulunuşluk durumları ön plana çıkmaktadır. Çalışmamız bu konuyu ele alarak alana yeni bir bakış açısı ve yöntem kazandırmayı hedeflemekte olan karma desenli bir çalışmadır. Bu bağlamda çalışmamız üç adımda gerçekleştirilmiştir. Öncelikle, bireysel hazırlık durumlarının belirlenebilmesi adına çalışmamız kapsamında geçerli ve güvenilir "Afetlere Karşı Çok Yönlü Bireysel Hazırlık Ölçeği (AÇBHÖ)" geliştirilmiştir. İkinci adımda ölçek ile ana örneklemden veri toplanmış ve tanımlayıcı bir çalışma yapılmıştır. Çalışma neticesinde afetlere karşı genel bireysel hazırlık durumları ortalama düzeyde bulunurken, bilişsel maddeleri içeren alt boyut puan ortalamalarının ortalamanın üzerinde kaldığı gözlenmiş, davranışsal boyutu içeren maddelerin bulduğu alt boyutların puan ortalamalarının ortalamanın altında kaldığı görülmüştür. Elde edilen verilerde ortalama puan ölçek kesme değeri belirlenmiş ve ortalamanın altında kalan katılımcılar çalışmamızın üçüncü adımının evrenini oluşturmuştur. Çalışmamızın üçüncü adımı, ön test-son test randomize deney ve kontrol gruplu deneysel bir çalışmadır. Deneysel kısımda transteoretik modele dayalı motivasyonel görüşme tekniği kullanılarak müdahalede bulunulmuştur. Çalışma neticesinde motivasyonel görüşmelerin afetlere bireysel hazırlık konusunda fayda sağladığı ve değişim aşamalarında ilerleme kaydedildiği, bunun yanı sıra AÇBHÖ puan ortalamalarında anlamlı bir artışın olduğu bulgulanmıştır. Bu bağlamda, afetlere karşı bireysel hazır bulunuşluk durumlarını desteklemek adına saha çalışmalarının artırılması gerekmektedir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Farklı narinlik oranlarına sahip yapıların dinamik davranışı üzerinde zemin özelliklerinin ve temel gömülme derinliğinin etkisi

    Dilek Kaya

    Zemin-yapı etkileşimi (ZYE), sismik performansın özellikle zemin koşullarına bağlı olduğu yüksek binalar, barajlar, köprüler, nükleer santraller, silolar, bacalar ve su depoları için kritik öneme sahiptir. Ayrıca gömülü yapılarda, gömülme; zemin-yapı sisteminin periyodunu, rijitliğini, sönüm kapasitesini ve tepkilerini değiştirebilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı; ZYE dikkate alınarak yapıların dinamik davranışı üzerinde narinlik oranının (2, 4 ve 6), zemin koşullarının, temel gömülme oranının (0, 0.5, 1 ve 1.5) ve deprem frekans içeriğinin (2 yüksek, 2 orta ve 2 düşük) tesirlerini irdelemektir. Bu amaçla, zemin-yapı sistemlerinin sonlu eleman modelleri oluşturulmuş ve bu modellerin kullanılabilirliği altsistem yaklaşımları vasıtasıyla gösterilmiştir. Sismik çözümlemeler gerçekleştirilmiş ve rölatif yer değiştirmeler, göreli kat ötelemeleri, gerilmeler ve ivmeler irdelenmiştir. Narinlik oranının artmasının ve yumuşak zemin koşullarının periyotları uzattığı ve yer değiştirmeler ile göreli kat ötelemelerini belirgin bir şekilde artırdığı görülmüştür. Gömülme oranının artmasıyla, yer değiştirme ve gerilmelerde genel olarak azalma gözlenmiştir. Zeminin yumuşamasıyla iç kuvvet tepkilerinin her zaman azalma eğiliminde olmadığı ve birçok parametrenin birleşik etkisi nedeniyle zemin yumuşamasının iç kuvvet tepkilerini artırma potansiyeline de sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar, sismik davranışın bir tek parametre tarafından kontrol edilemeyeceğini ve zemin türü, deprem frekans içeriği, gömülme oranı ve narinlik oranı arasındaki karşılıklı etkileşimin tepkiler üzerinde beklentilerin aksine etkiler yaratabileceğini ortaya koymuştur.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    İmâm-ı Rabbânî'nin fıkıh anlayışı

    İskender Karayiğit

    Yaklaşık dört asır önce yaşamış olan, 60 yıllık ömründe rabbânîlik, müceddidlik, fârûkîlik ve sılalık gibi birden çok nisbeti kendisinde barındıran İmâm-ı Rabbânî, daha çok tasavvuf, kelâm ve keşfî kabiliyetiyle ön plana çıkmış, onun fıkhî yönüne pek temas edilmemiştir. Hâlbuki o, müceddidlik nisbetine layık görülmesini bidʻatlerle mücadele hususunda göstermiş olduğu gayretine borçludur. Bidʻat; dinde olmayan şeyi dine katmak olunca, bidʻatle mücadele de hâliyle fıkıh ilmiyle olacaktır. Bundan dolayı İmâm-ı Rabbânî'nin hicrî ikinci binyılın müceddidi sayılmasında fıkhî düşüncesinin rolü oldukça büyüktür. Zira İmâm-ı Rabbânî'nin, talebelerle beraber fıkıh eserlerini mütalaa etmeyi temennisi, dergâhlarda tasavvuf eserlerinin yerine fıkıh eserlerinin okutulmasını ısrarla tavsiye etmesi, onun fıkıh ilmine ne denli önem verdiğini ortaya koymaktadır. Çalışma giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Girişte çalışmanın konusu, önemi, amaç, yöntem ve planına yer verilmiştir. Birinci bölümde İmâm-ı Rabbânî'yi daha iyi tanıtmak amacıyla rabbânîlik, müceddidlik, fârûkîlik ve sılalık gibi unvanların kendisine hangi sebeplerle verildiği, hayatı, eserleri, ilmî kişiliği, ilme ve özellikle fıkha verdiği değer ve mezhep tasavvuru gibi hususlara temas edilmiştir. İkinci bölümde onun usul anlayışına yer verilirken, üçüncü bölüm fürûʻ ile ilgili düşüncelerine ayrılmıştır. Onun fıkhî analizleri, dayandığı delillerle birlikte ele alınmış ve gerektiğinde diğer mezhepler ve günümüzle karşılaştırılarak incelenmiştir. İmâm-ı Rabbânî'nin mutasavvıf bir kimliğe sahip olması, fıkhî meselelere keşfî yorumlar getirmesinin önünü açmıştır. Bu doğrultuda çalışmada, onun fıkhî meselelere dair tasavvufî yorumlarına da yer verilmiştir. Ayrıca, fıkhî konulara eğilmesinin dinî, siyasî ve sosyo-kültürel sebepleri, imkânlar ölçüsünde tespit edilerek ortaya konulmuştur. Bu çalışmada İmâm-ı Rabbânî'nin gözlerden kaçan fıkhî yönü açığa çıkarılıp onun bilinenin aksine kelâm ve tasavvufun dışında fıkıh alanında da söz sahibi bir âlim olduğunun tespiti hedeflenmektedir

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Posof (Ardahan, Türkiye) yöresi geç miyosen-kuvaterner yaşlı volkanik kayaçların petrografisi, mineral kimyası, jeokimyası, jeokronolojisi ve petrojenezi

    Derya Cicerali

    Posof (Ardahan, Türkiye) Yöresi Geç Miyosen-Kuvaterner Yaşlı Volkanik Kayaçların Petrografisi, Mineral Kimyası, Jeokimyası, Jeokronolojisi ve Petrojenezi irdelenmiştir. Üst Miyosen volkanik kayaçları (8.6-7.3 My) bazalttan bazaltik-andezite kadar değişen bileşimdedir ve plajiyoklaz+klinopiroksen+olivin+hornblend+opak mineralleriyle temsil edilir. Buna karşılık, adakit benzeri jeokimyasal özellik sergileyen Pliyosen-Kuvaterner volkanik kayaçları (5.2-0.73 My) andezit bileşiminde olup plajiyoklaz±hornblend±biyotit±opak mineralleriyle karakterizedir. Üst Miyosen volkanik kayaçların SiO2 içerikleri % 48.14-61.22, Al2O3 % 14.81-16.86, MgO % 3.01-8.13, Mg# 34.9-51.3, Sr/Y 13.45-69.73, La/Yb 3.91-39.23'tür. Pliyosen-Kuvaterner volkanik kayaçların SiO2 % 64.56-70.83, Al2O3 % 15.51-16.97, MgO % 0.25-1.34, Mg#10.68-33.20, Sr/Y 43.72-143.42, La/Yb 43.45-76.68'dir. Üst Miyosen volkanik kayaçlar hafif zenginleşmiş LaN/LuN (2.66-27.12), Pliyosen-Kuvaterner volkanik kayaçlar ise LaN/LuN (29.36-75.58) oranları ile yüksek oranda zenginleşmiş kondrite normalize nadir toprak element desenleri sergiler. Üst Miyosen volkanik kayaçların (87Sr/86Sr)i 0.703792-0.704395, (143Nd/144Nd)i 0.512796-0.512881; Pliyosen-Kuvaterner volkanik kayaçların (87Sr/86Sr)i oranları 0.704153-0.704506, (143Nd/144Nd)i 0.512740-0.512809'dur. Sonuç olarak, Üst Miyosen volkanik kayaçları oluşturan magmaların genişlemeli bir tektonik ortamda, yitimle zenginleşmiş bir manto kaynağından delaminasyon süreçleriyle litosferik incelme ve yükselen astenosfere bağlı oluşan kısmi ergimeler ve buna eşlik eden juvenil alt kabuk kökenli ergiyiklerin; Pliyosen-Kuvaterner volkanik kayaçlarının ise benzer jeodinamik koşullar altında juvenil alt kabukta gelişen kısmi ergimeler sonucunda oluşan magmaların kabuk içerisinde fraksiyonel kristallenme ve magma karışımı gibi magmatik süreçlerle son halini aldığı söylenebilir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Türkiye kıyılarındaki lüfer balığının (Pomatomus saltatrix) genetik çeşitliliğinin belirlenmesi

    İlyas Kutlu

    Ülkemizde ticari açıdan yüksek değere sahip Lüfer (Pomatomus saltatrix) balığı popülasyonları üzerinde detaylı moleküler çalışmaya rastlanmamışken, dünyada ise az sayıda çalışma bulunmaktadır. Önerilen tezde ülkemiz denizlerinde dağılım gösteren, ekonomik olarak değerli bir tür olan Lüfer balığı'nın genetik yapısının mikrosatellit belirteçler ve markör genlerin DNA dizileme yöntemi kullanılarak tespit edilmesi hedeflenmektedir. Çalışma (Hopa, Trabzon, Giresun, Samsun, Sinop, Kefken, İstanbul, İğneada, Erdek, Çanakkale, Bodrum, İzmir, Mersin ve Adana) toplam 14 istasyondan elde edilecek örnekler üzerinden yürütülecektir. Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Moleküler Genetik Laboratuvarında DNA ekstraksiyonu yapılarak, Floresan işaretli primerler ile mikrosatellit lokuslar (8 lokus), mtDNA genlerinin (COI ve 16S bölgeleri) ve nükleer gen (Rhodopsin) universal primerler kullanılarak PZR tekniğiyle çoğaltılıp ABI 3500 cihazında sekans dizilimi ve mikrosatalit fragment boyları ayrı ayrı belirlenecektir. Elde edilen veriler DnaSP 4.0 programı kullanılarak tür içi popülasyonlar arası ve popülasyonlar içi haplotipler oluşturulacaktır. Haplotip çeşitliliği (Hd) değeri, Nükleotit çeşitliliği (Pi,  ) ve nükleotit farklılığı (k) değerlerini hesaplanacak, Mega5 ile türler arasındaki filogenetik ilişkiler ve filogenetik ağaç oluşturulacak, Genmaker ile Her bir tür ve lokus için allel büyüklükleri ve frekansları belirlenecek, Arlequın ve Amova ile Moleküler varyans bileşenlerinin ve populasyonlar arası gen akışının hesaplanması yapılacak, Genalex 6 ile Genetik farklılıkla coğrafik mesafe arasındaki ilişkinin belirlenmesi için kullanılarak populasyon genetiği için temel kriterler test edilecektir. Bu verilerden Lüfer (Pomatomus saltatrix) balığının uygun genetik belirteçler (mikrosatellit ve sekans dizilimi) kullanılarak popülasyon genetiği parametreleri, filogenetik ve filocoğrafik yapılanmayı öncelikle yakın türler ve onların populasyonları Genbank verileri ile karşılaştırılarak ortaya konulacaktır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Çok kriterli karar verme yöntemleriyle finansal performansın değerlendirilmesi: Borsa İstanbul'da bir uygulama

    Onur Öksüz

    Bu çalışma, finansal performans analizinde kullanılan ÇKKV yöntemlerini paradigma ve kriter seçimi boyutlarıyla karşılaştırmalı olarak değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, Borsa İstanbul'da Gıda, İçecek ve Tütün sektöründe faaliyet gösteren şirketlere ait 2021-2023 dönemi verileri esas alınmış; muhasebe ve değer temelli göstergelerden oluşan üç farklı kriter seti kullanılmıştır. Kriterler, Entropi yöntemiyle ağırlıklandırılmış; finansal performans düzeyleri ARAS, WASPAS, VIKOR, TOPSIS ve EDAS yöntemleri kullanılarak belirlenmiştir. Bulgular, istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiş ve farklı boyutlarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, tercih paradigmalarının ÇKKV yöntemleri arasındaki benzerlik veya farklılığı açıklamakta yeterli olmadığı; ÇKKV yöntemlerinin kriter seti değişimine farklı düzeylerde duyarlılık gösterdiği; şirketlerin muhasebe ve değer bazlı finansal performans düzeylerinin farklılaşabildiği ve şirketlerin finansal performans düzeyini ayırt etmekte değer bazlı performans göstergelerinin güçlü bir araç olarak kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Nötrosofik kümelerde deng entropi

    Ümit Demir

    Bu çalışmanın amacı, Nötrosofik Kümeler (NK) aracılığıyla gerçek dünya bilgilerinde mevcut olan belirsizlik, muğlaklık, eksiklik ve tutarsızlığı ele almayı amaçlayan ek olasılıksal ölçütler sunmak için yeni Nötrosofik Kanıt Kümeleri (NKK) tanımlamaktır. Dempster-Shafer Kanıt Teorisi (D-S Kanıt Teorisi) belirsiz bilgileri ele almak için oldukça pratik bir kavramdır. Bu teorinin temeli, yalnızca odak elemanlara (OE) atfedilen destek derecesini hesaba katan Temel Olasılık Atama'sında (TOA) yatmaktadır. NKK'nin temel elemanı, üç bileşenden oluşan Nötrosofik Temel Olasılık Atama'sından (NTOA) oluşur. OE'nin doğruluk derecesi ilk TOA ile belirsizlik derecesi ikinci TOA ile ve yanlışlık derecesi ise son TOA ile karakterize edilir. NKK'de, OE'nın her destek derecesi herhangi bir sınırlama olmaksızın ayrı ayrı gösterilir. Bu nedenle NKK kapsayıcılık bakımından daha geniştir. NTOA yöntemi doğruluk desteği, belirsizlik desteği ve yanlış destek derecelerinin yanı sıra bu destek derecelerini de sınırlayıcı bir çerçevede tek ve çoklu alt kümelere atar. Bu çalışma, Nötrosofik Deng Entropisi (NDE), Nötrosofik Kosinüs Benzerlik Ölçümü (NKBÖ) ve Nötrosofik Jousselme Mesafesi (NJM) gibi NKK'leri için bazı bilgi ölçümleri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Devamında, bir yandan güvenilir kanıtların etkisini artırmak ve diğer yandan güvenilmez kanıtların etkisini azaltmak için çelişkili kanıtları birleştirmek üzere D-S Kanıt Teorisi'ne dayalı iyileştirilmiş bir yöntem oluşturulmasıdır. Son olarak, bu yenilikçi fikirlerin önemini vurgulamak ve üstünlüğünü göstermek üzere hedef tanımlama için sensör veri entegrasyonunu içeren bir örnek durum incelenmiştir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Karayemiş (Prunus laurocerasus L.) meyvesi ve çekirdeklerinden sentez edilen metal nanoparçacıkların gıda güvenliği açısından kullanımlarının araştırılması

    Havva Nur Kobya

    Nanoteknoloji, günümüzde gıda endüstrisi olmak üzere pek çok endüstri alanında yeni ufuklara yol açmaktadır. Nanoteknolojik yöntemlerle sentezlenen metal nanoparçacıklar (MeONP) farklı bir çok alanda etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Bu çalışmada karayemiş (Prunus laurocerasus L.) bitkisinin üç farklı çeşidi olan; yaban (YK), selvi (SK) ve kiraz (KK) çeşitlerinin meyveleri ve çekirdeklerinden yeşil sentez yöntemiyle gümüş (Ag), bakır (Cu) ve demir (Fe) nanoparçacıkları (NP) sentezlenmiş ve bunların biyolojik aktiviteleri ile gıda güvenliğinde kullanımı belirlenmiştir. Dijital refraktometre kullanılarak kuru madde içeriği belirlenen karayemiş meyve ekstraktlarından demir nanoparçacık (FeONP), gümüş nanoparçacık (AgONP) ve bakır nanoparçacıkları (CuONP) sentezlemek için sırasıyla (FeCl3.6H2O, FeSO4), (AgNO3) ve (CuSO4.5H2O) çözeltileri kullanılmıştır. Ultraviyole-görünür bölge spektroskopisi (UV-VIS), fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR), geçirimli elektron mikroskobu (TEM) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizleri ile NP'lerin karakterizasyonu belirlenmiştir. Ayrıca, toplam antioksidan değeri (TAC), toplam fenolik madde (TFK), toksin giderim ve antimikrobiyal analizleri yapılmıştır. MeONP'lerde (TAC) değerinin en çok SK-AgONP'lerde (74506.94±6942.01 µg AA/g), en az ise YK- FeONP'lerde (12152.94±558.82 µg AA/g ) olduğu görülmüştür. MeONP'lerde TFK değeri en çok KK-AgONP'lerde (209870.37±666.87 µg GAE/g), en az ise YK-FeONP'lerde (5689.58±419.65 µg GAE/g) tespit edilmiştir. Patulin ve HMF adsorbsiyonunda; AgONP'ler yüksek değerler göstermiştir. AgONP'ler CuONP'lere göre Bacillus cereus, Escherichia coli, Escherichia coli O157, Listeria monocytogenes, Salmonella typhimurium ve Aeromonas hydrophila bakterilerine karşı güçlü bir antimikrobiyal etki göstermiştir. FeONP'lerde ise; bakterilere karşı bir antimikrobiyal etki tespit edilmemiştir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Türkiye'ye sığınan zorunlu göçmenlerin ikinci afet ile başa çıkma deneyimleri: 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremler örneği

    Kadir Çavuş

    Ülkelerinden istemsiz bir şekilde çevre ülkelere sığınmak zorunda kalan zorunlu göçmenler, birincil afet deneyimlerinin ardından göç ettikleri toplumlarda meydana gelebilecek olası afetlere karşı daha savunmasız ve kırılgan bir konumda bulunmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı 2023 yılı Şubat ayında Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerden etkilenmiş üniversite öğrencisi zorunlu göçmenlerin, ikinci bir afet olarak depremi nasıl deneyimlediklerini anlamaktır. Araştırma, karma yöntem stratejisiyle tasarlanmış olup, nitel ve nicel paradigmalar doğrultusunda yarı yapılandırılmış bir adet açık uçlu soru formu ve çoktan seçmeli sorulardan oluşan yapılandırılmış bir anket formundan oluşmaktadır. Karma yöntem kapsamında, yakınsayan paralel desen tercih edilmiştir. Nitel verilerin analizi içerik analizi yoluyla, nicel verilerin analizi ise betimsel istatistik yöntemleriyle bağımsız biçimde gerçekleştirilmiştir. Her iki analiz sonucunda elde edilen bulgular, alan yazın ile birlikte değerlendirilerek yorumlanmıştır. Nitel aşamada tabakalı örnekleme, maksimum çeşitlilik örneklemesi ve kartopu (zincir) örnekleme yöntemleriyle 28 kişiyle derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Nicel aşamada ise tabakalı ve basit rastgele örnekleme yöntemleri kullanılmış, 169 kişilik katılımcı verisine ulaşılmıştır. Araştırma, toplamda 6 deprem ilinde uygulanmıştır. Nitel veriler MAXQDA programı aracılığıyla kod-tema listeleri oluşturularak analiz edilmiş, nicel veriler ise SPSS paket programı üzerinden analiz edilmiştir. Nitel görüşmeye katılan 28 kişiden 27'si, deprem felaketi öncesinde afetlere dair herhangi bir bilgiye, farkındalığa ya da hazırlığa sahip olmadıklarını ifade etmiştir. Hem nitel hem nicel katılımcılar, özellikle depremin ilk üç gününde barınma, yeme-içme, temizlik, arama-kurtarma ve sağlık hizmetlerine erişim gibi temel ihtiyaçlara ilişkin ciddi zorluklar yaşadıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca, katılımcılar arasında dil sorununun doğrudan kendileri tarafından değilse bile yakın çevreleri tarafından yoğun şekilde deneyimlendiği bildirilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen bulgular doğrultusunda çeşitli öneriler geliştirilmiş ve politika yapıcılara sunulmuştur.