Yazarlar

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Cumhuriyet döneminde gümüşhane (1923-1950)

    Recep Mutlu Ozbayik

    This thesis examines the political, administrative, demographic, economic, cultural, and social transformation that took place in the province of Gümüşhane from the proclamation of the Republic of Turkey to 1950. It aims to reveal how the central modernization and centralization policies implemented in the early Republican period were reflected in the provinces, focusing on Gümüşhane within the framework of provincial administration. In this context, the administrative structure, political life, political representation, electoral processes, population developments, economic activities, and socio-cultural change are evaluated together. The study analyzes the activities of the governors who served in Gümüşhane, local government practices, the provincial organization of the Republican People’s Party, the local organization of the Democrat Party during the transition to multi-party politics, and municipal elections. It also examines the socio-economic structure of the province through population censuses, administrative divisions, agriculture, animal husbandry, mining, trade, municipal services, and infrastructure. In the fields of education and culture, the activities of institutions such as Nation Schools, educational institutions, and People’s Houses are analyzed; the development of the religious structure and health organization is also discussed within the social dimension of provincial administration in the Republican period. The study is based on primary sources such as archival documents, the proceedings of the Grand National Assembly of Turkey, salnames, population tables, official reports, and the local press. The findings demonstrate how center-periphery relations were shaped in Gümüşhane during the early Republican period and aim to contribute to local historiography.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    AFET GÖNÜLLÜSÜ ATAMA VE YÖNETİM SİSTEMİNİN GELİŞTİRİLMESİ: “BEN DE VARIM TÜRKİYE” MODEL ÖNERİSİ

    Sali̇h Doğru

    Disasters, depending on their scale, cause escalating losses of life and property, straining response capacities and rendering professional teams insufficient. This situation makes the effective management of volunteer human resources a critical necessity, particularly during the "golden hours." This thesis presents the "Ben de Varım Türkiye" model, developed to minimize the assignment and management challenges of volunteers who operate either spontaneously or under an institution in disaster areas. The primary objective is to establish a dynamic optimization system that assigns registered and spontaneous volunteers to the "right location" and "right task" based on their competencies, location, and availability. Expert opinions were first obtained from stakeholder groups using the Delphi method to identify management constraints and required competencies. The 12 identified core competency criteria were weighted using the Fermatean Fuzzy DEMATEL method, which models uncertainty over a broader range than classical fuzzy logic. Volunteers were then prioritized according to these criteria using the Fermatean Fuzzy TOPSIS algorithm. The operational robustness of the model was tested on a synthetic pool of 150,000 data points through Monte Carlo simulations (N=10,000 iterations) and Markov Decision Processes. Simulation results demonstrated that the system identifies local resource bottlenecks within seconds, allocates external resources according to the TAMP protocol, and successfully manages chaotic processes. Additionally, the model provides a proactive ecosystem that enhances pre-disaster social resilience through gamification and training modules. By accounting for "stress deviation" during crises, this study proposes a merit-oriented disaster management paradigm that differs from traditional static assignment methods.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    ÇELİK ÇERÇEVE YAPILARDA ALÜMİNYUM KÖPÜK DOLGULU KOLON VE SANDVİÇ DÖŞEME KULLANIMININ SİSMİK DAVRANIŞ ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİN ARAŞTIRILMASI

    Özgül Demi̇rağ

    Bir yapının deprem etkileri altındaki davranışı; yapının kütle, rijitlik ve sönüm gibi dinamik özellikleri ile deprem hareketinin karakteristikleri arasındaki etkileşim sonucunda şekillenmektedir. Yapıların sünek davranışı, deprem sırasında açığa çıkan enerjiyi plastik şekil değiştirmeler yoluyla sönümleyebilme kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. Çelik yapıların sismik performansı ise yalnızca çelik malzemenin sünekliğine bağlı olmayıp, kolonlar, kirişler, birleşim bölgeleri ve kullanılan yapısal sistemlerin özelliklerinden önemli ölçüde etkilenmektedir. Bu çalışmada, çelik çerçeve sistemlerin sismik davranışının iyileştirilmesine yönelik olarak alüminyum köpük esaslı yenilikçi çözümler ele alınmıştır. Alüminyum köpükler, tez kapsamında hem sandviç kompozit döşemelerde çekirdek malzemesi olarak hem de kutu kesitli çelik kolonlarda dolgu malzemesi olarak kullanılmıştır. Sandviç kompozit döşemelerin ve alüminyum köpük dolgulu kolonların, yapının rijitliği, enerji sönümleme kapasitesi ve genel sismik davranışı üzerindeki etkileri sayısal analizler yardımıyla araştırılmıştır. Bu amaçla, literatürde yer alan deneysel çalışmaların sonlu eleman modelleri ABAQUS yazılımı kullanılarak oluşturulmuş ve doğrulanmıştır. Ardından, geleneksel kompozit döşemeli ve boş kesitli kolonlara sahip çelik çerçeveler ile alüminyum köpük esaslı sistemlerin karşılaştırmalı sayısal analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, alüminyum köpük kullanılan sistemlerin yapının yanal rijitliğini artırdığını, yatay yer değiştirme ve göreli kat ötelemelerini önemli ölçüde azalttığını göstermektedir. Yenilikçi sistemlerde, özellikle kolon-kiriş birleşim bölgelerinde iyileştirilmiş gerilme dağılımı ve artan enerji yutma kapasitesi gözlemlenmiştir. Genel olarak, alüminyum köpük dolgulu sandviç kompozit döşemeler ile alüminyum köpük dolgulu çelik kolonların birleştirilmesinin, çelik çerçeve yapıların depreme dayanıklı performansını iyileştirmek için etkili bir yaklaşım sağladığını göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Çelik çerçeve, Enerji yutma kapasitesi, Sandviç kompozit, Sismik davranış, Sonlu elemanlar

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Yapay zekâ tartışmalarına teolojik yaklaşım

    zeynep Şeren

    Hızla gelişen yapay zekâ teknolojisi insanın en yeni ve etkin başarısı olarak görülmektedir. Yapay zekâ hayatın her alanına nüfuz ederek birçok alanda ihtiyaca çözümler üretebilen yapısı yanında, insana ve onun inancına dair bir takım iddialara kaynaklık etmesi yönünden tartışılmaya muhtaç bir konu haline gelmiştir. Özellikle yapay zekâ teknolojilerini teolojik ve ontolojik boyutlarıyla Kelam ilmi perspektifinden inceleyen bu çalışma, yapay zekânın bilinç ve irade kazanımına dair iddialarını, insanın ontolojisi ve teklife muhatap olması çerçevesinde incelemektedir. Ayrıca epistemolojik yeterliliği, transhümanizm gibi din karşıtı ideolojilerce tevhide aykırı şekillerde kullanılmak üzere desteklenmesi onu araçtan öte bir varlık olarak gösteren tartışmalar içerisine yerleştirmektedir. Yapay zeka çalışmalarına artan destek ve önem onu gelecekte daha bilinçli durumlar gösteren genel yapay zekâya ulaştıracağına dair kanaat oluşturmaktadır. Bu durum, Kelam ilminin konuya dair güncel ve dinamik argümanlar üretmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Kelam ilmi İslâm akaidi çerçevesinde dinin özüne sadık açıklamaları ve savunmaları ile insanı kulluk dairesinden çıkaracak itikadi iddiaların oluşturduğu sapmaları önlemektedir. Çalışma yapay zekânın itikadın temelini oluşturan tevhit ve ahirete dair sapmalara sebebiyet verebilecek iddiaları konu edinmektedir. Ölümsüzlük, dinin yerini teknolojinin alması, insanın yaratıcı olarak konumlanması bunlardan bir kaçıdır. İslâm kelamının ve yapay zekânın iddialarının karşılaştırılması için kavram açıklamalarına ve insan mahiyetine dair kaynak taraması yapılmıştır. Henüz kesin, açık bir açıklaması olmayan bilinç ve ruh gibi kavramların çalışılması yanında yapay zeka sistemlerindeki hızlı gelişmeler konu hakkındaki kanaati belirlemeyi zorlaştıran etmenler olmuştur. Buna rağmen yapay zekâyı tanımak, kelami argümanlarını tartışmak ve doğruluk değerlerini belirlemek açısından çalışma değerlidir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Ferşî Kırâat Farklılıklarının Meşrutiyetten Günümüze Türkçe Meâllerde Tezahürü

    Recep Birinci

    Kur’ân’ın tilâveti ve anlaşılması bakımından kırâat ilminin müstesna bir yeri bulunmaktadır. Kırâat ilmi bu anlamda başta tefsir olmak üzere Kur’ân’ın anlaşılmasına yönelik ilmi disiplinlere kaynaklık etmektedir. Özellikle ferşî kırâat farklılıkları dikkate alındığında, kırâat ilminin tefsir ve meâl faaliyetleriyle münasebeti daha iyi anlaşılabilmektedir. Bu çalışma, Meşrutiyet Dönemi’nden günümüze kadar Türkçe Kur’ân meâli olarak kaleme alınan eserlerde kırâat farklılıklarının anlam üzerindeki etkisini ortaya koymayı ve bu tesirin meâllere nasıl yansıdığını tahlil etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, klasik kırâat ve tefsir kaynaklarında yer alan ve anlamı etkileyen okuyuş farklılıkları tespit edilmiş; ardından bu farklılıkların çalışmada esas alınan Türkçe meâller üzerindeki tezahürü ortaya konulmuştur. Araştırmanın neticesinde kıraat farklılıklarının çalışmada esas alınan meâllere belirli bir düzeyde yansıtıldığı tespit edilmiştir. Mana üzerinde etkisi olan kıraat farklılıklarının bir hayli fazla olmasına karşın meallere yansıtılan ferşî farklılığın oldukça az olduğu gözlenmiştir. Meâl faaliyetlerinin Meşrutiyet Dönemi’nde ivme yakaladığı, Cumhuriyet döneminde hız kazandığı ve son yıllarda tefsirî tercümelerin artmasıyla kırâat farklılıklarının anlam bakımından daha görünür hâle geldiği anlaşılmaktadır. İncelenen eserlerde kırâat farklılıklarının yansıtılmasında, kırâat imamlarının çoğunluğunun okuyuşunu esas alma, alternatif kırâati tercih etme ve her iki okuyuşu birlikte değerlendirme şeklinde üç temel yaklaşım tespit edilmiştir. Ancak Türkiye’de yaygın olarak Âsım kırâatinin tercih edilmesi, anlam çeşitliliğinin meâllere sınırlı düzeyde yansımasına yol açmıştır. Sonuç olarak, kırâat farklılıklarının Türkçe meâllere tam olarak yansıtılmadığı, ancak son dönemlerde bu konuda artan bir bilinç ve çabanın bulunduğu ortaya konulmuştur. Ancak bu konuda hâlen alınması gereken mesafe olduğu görülmüştür.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Afetlere Uyum ve Dirençlilik Ölçeği: Türkçeye Uyarlanması, Geçerliliği ve Güvenirliği

    Ali Doğan

    Afetler, bireylerin psikososyal dengesini sarsan karmaşık süreçlerdir. Bu süreçte bireylerin sergilediği psikolojik uyum ve dirençlilik, iyileşme kapasitesinin en önemli göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Jennifer M. First tarafından geliştirilen Afet Uyumu ve Dirençlilik Ölçeği’ni (AUDÖ) Türkçeye uyarlamak ve kültürel bağlama uygun, geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Araştırma, 2025 yılında İzmir, Trabzon ve Malatya illerinde toplam 1206 afetzede ile yürütülmüştür (pilot: 407, ana uygulama: 799). Uyarlama sürecinde ileri geri çeviri, uzman görüşleri ve pilot uygulama aşamaları takip edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA), Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), t testi, ANOVA, Pearson korelasyon teknikleri ve testleri kullanılmıştır. AFA sonucunda ölçeğin beş faktörlü yapısı doğrulanmış ve toplam varyansın %79,82’si açıklanmıştır. KMO değerleri alt boyutlarda 0,923–0,956, genel ölçekte ise 0,936 olarak saptanmıştır (p<0,05). Bartlett testi sonuçları veri setinin analize uygunluğunu kanıtlamıştır. DFA bulguları (CMIN/DF=2,894; RMSEA=0,049; CFI=0,966) güçlü bir model uyumuna işaret etmiştir. İç tutarlılık katsayıları (Cronbach Alpha) alt boyutlarda 0,901–0,936, genel ölçekte ise 0,954 olarak saptanmıştır. Cinsiyet, meslek, eğitim, gelir, yaşanılan yer, afet türü, konut tipi ve diğer afet kaynaklı değişkenlerin uyum ve dirençlilik üzerinde anlamlı etkileri olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; DARS ölçeğinin afetlerle ilgili bilimsel araştırmalarda ve saha uygulamalarında, psikolojik açıdan afetlere uyum ve dirençliliğin değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olarak uyarlanmıştır. Ölçeğin, afet sonrası riskli grupların belirlenmesinde ve psikososyal müdahale programlarının etkinliğinin ölçülmesinde temel bir referans araç olarak kullanılması önerilmektedir.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Deprem Sonrası Yaşanan Travmatik Stres, Bireysel Afet Dirençliliği ve Afet Okuryazarlığı İlişkisi

    Fatma Akgül

    Doğa kaynaklı afetler; ölüm, yıkım ve travmaya neden olarak, afetzedelerde fiziksel etkilerin yanında posttravmatik stres gibi psikolojik sorunlara da yol açmaktadır. Afet yönetimi süreçlerinde bilgi düzeyinin artırılması ve toplumsal farkındalığın geliştirilmesi, afetlerin olumsuz etkilerinin azaltılması ve dirençliliğin artırılması açısından önem taşımaktadır. Bu araştırma, 6 Şubat 2023 depremleri sonrası Hatay ilinde 18–60 yaş arası bireylerde deprem sonrası travma düzeyi, bireysel afet direnci ve afet okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Kesitsel, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde planlanan çalışmada kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veriler, Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme (DSTD) ölçeği, Bireysel Afet Direnci (BAD) ölçeği ve Afet Okuryazarlığı (AFOY) ölçeği kullanılarak anket yoluyla toplanmış, SPSS ve AMOS programlarıyla analiz edilmiştir. Ortalama puanlar (DSTD: 60,06±19,223; BAD: 64,62±10,832; AFOY: 208,32±38,157), örneklemde afet okuryazarlığının sınırlı, afet direncinin orta-üst düzeyde ve travma düzeyinin eşik üzerinde olduğunu göstermektedir. Afet okuryazarlığının bireysel afet direncine etkisinde deprem sonrası travma düzeyinin aracı rolünü incelemek amacıyla yapılan analizde, afet okuryazarlığının afet direnci üzerindeki toplam etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (c = 0,447, %95 CI [0,386, 0,508]). Afet okuryazarlığının travma düzeyini anlamlı biçimde azalttığı (a = -0,132, %95 CI [-0,250, -0,014]) ve travma düzeyinin de afet direncini negatif yönde etkilediği (b = -0,193, %95 CI [-0,230, -0,155]) saptanmıştır. Dolaylı etkinin de anlamlı olması (ab = 0,025, %95 CI [0,001, 0,053]) travma düzeyinin aracı rolünü desteklemektedir. Afet okuryazarlığının etkisinin, travma değişkeni modele eklendiğinde azalmış olsa bile devam etmesi, kısmi aracılığı göstermektedir. Bulgulara dayanarak, bireysel afet direncini güçlendirmek için afet okuryazarlığı eğitimlerinin psikolojik destek ve travmayla başa çıkma becerilerini içermesi önerilmektedir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    İçsel pazarlamanın tükenmişlik üzerindeki etkisinde iş tatmini, içsel motivasyon ve psikolojik sağlamlığın aracılık rolü

    Gülşah Dinçer

    Bu çalışmada, özel öğretim kurumlarında çalışan personelin tükenmişlik düzeyleri ile kurum içinde deneyimlenen bazı örgütsel uygulamalar ve bireysel psikolojik süreçler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma kapsamında, içsel pazarlama uygulamalarının çalışanların iş tatmini, içsel motivasyon ve psikolojik sağlamlık düzeyleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğu ele alınmış; söz konusu değişkenlerin içsel pazarlama ile tükenmişlik arasındaki bağlantıyı ne ölçüde açıkladığı değerlendirilmiştir. Çalışma, nedensel araştırma tasarımında kurgulanmış olup, eğitim hizmetleri bağlamında içsel pazarlama–tükenmişlik ilişkisini yalnızca doğrudan etkiler üzerinden değil, birden fazla psikolojik değişken aracılığıyla birlikte ele almayı hedeflemektedir. Araştırmanın evrenini Malatya ve Elazığ illerinde faaliyet gösteren özel öğretim kurumlarında görev yapan çalışanlar oluşturmaktadır. Örneklem, kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılan 523 çalışandan oluşmaktadır. Veriler yüz yüze anket tekniğiyle toplanmış; içsel pazarlama, iş tatmini, içsel motivasyon, psikolojik sağlamlık ve tükenmişlik değişkenlerine ilişkin ölçümler için literatürde yaygın olarak kullanılan ölçeklerden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 21 ve AMOS paket programları kullanılarak analiz edilmiş ve değişkenler arasındaki ilişkiler yapısal eşitlik modellemesi aracılığıyla test edilmiştir. Analiz bulguları, içsel pazarlama uygulamalarının iş tatmini, içsel motivasyon ve psikolojik sağlamlık ile pozitif yönde ilişkili olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte içsel pazarlamanın tükenmişlik üzerinde doğrudan ve negatif yönde bir etkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca iş tatmini, içsel motivasyon ve psikolojik sağlamlığın tükenmişlik düzeyiyle negatif yönlü ilişkiler sergilediği belirlenmiştir. Aracılık analizleri, bu değişkenlerin içsel pazarlama ile tükenmişlik arasındaki ilişkide tam aracı rol üstlendiğini göstermektedir. Bulgular, içsel pazarlama uygulamalarının çalışan tükenmişliği üzerinde hem doğrudan hem de dolaylı etkiler yoluyla belirleyici olabildiğini ortaya koymaktadır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Demlenmiş çay atığı ve fındık kabuğundan biyokömür üretimi, karakterizasyonu ve bazı ağır metallerin zenginleştirilmesinde kullanımı

    Serdal Şeker

    Bu tez çalışmasında, çevresel su numunelerinde eser düzeyde bulunan Cd(II), Pb(II), Ni(II) ve Co(II) iyonlarının Alevli Atomik Absorpsiyon Spektrofotometresi (FAAS) ile tayini öncesinde, bulundukları ortamdan ayrılması ve zenginleştirilmesi amacıyla katı faz ekstraksiyonu (SPE) yöntemleri geliştirilmiştir. Bu kapsamda düşük maliyetli biyokütle kaynakları olan demlenmiş çay atığı ve fındık kabuğundan piroliz yöntemiyle biyokömürler elde edilmiş ardından demlenmiş çay atığı biyokömürü (DÇAB) ve fındık kabuğu biyokömürü (FKB) manyetik nanopartiküller ile modifiye edilerek yeni manyetik kompozit adsorbanlar sentezlenmiştir. Sentezlenen adsorbanların yapısal ve yüzey özellikleri çeşitli enstrümantal yöntemlerle karakterize edilmiştir. Adsorpsiyon ve desorpsiyon verimini etkileyen sulu çözelti pH'ı, adsorban miktarı, temas süresi ile desorpsiyon çözeltisinin türü ve derişimi gibi deneysel parametreler, DÇAB/Fe3O4 adsorbanı için Merkezi Kompozit Tasarım (MKT) yaklaşımı kullanılarak optimize edilmiş ve elde edilen deneysel veriler kullanılarak yüzde geri kazanımı tahmin edebilen Yapay Sinir Ağı (YSA) tabanlı bir model geliştirilmiştir. DÇAB/CoFe2O4 ve FKB/NiFe2O4 adsorbanları için ise optimizasyon çalışmaları tek değişkenli yaklaşım (OVAT) kullanılarak yürütülmüştür. Geliştirilen yöntemin analitik performansı, zenginleştirme faktörü (ZF), bağıl standart sapma (BSS), gözlenebilme sınırı (GS) ve tayin sınırı (TS) kriterleri temel alınarak incelenmiştir. Sentezlenen adsorbanların maksimum adsorpsiyon kapasiteleri, Langmuir izoterm modeli kullanılarak her bir analit iyonu için belirlenmiş olup; DÇAB/Fe3O4 adsorbanında Cd(II) için 79.4 mg g-1, DÇAB/CoFe2O4 adsorbanında Cd(II), Pb(II) ve Ni(II) için sırasıyla 69.4, 185.2 ve 45.2 mg g-1, FKB/NiFe2O4 adsorbanında ise Cd(II), Pb(II) ve Co(II) için 20.4, 28.2 ve 21.7 mg g-1 olarak hesaplanmıştır. Farklı çevresel su numunelerinde gerçekleştirilen analit ekleme/geri kazanım testleri ile yöntemin doğruluğu ve güvenilirliği ortaya konulmuştur.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    İlkokul öğretmenlerinin nükleer kazalara yönelik bilinç, tutum ve davranış ölçek çalışması: Eğitim materyalinin oluşturulması

    Bereket Bülent Ayker

    Afetlerin türü, yeri ve zamanının öngörülememesi okulların afet risklerine karşı hazırlıklı olmasını zorunlu kılmaktadır. Nükleer kazalar öğrenciler ve okul personeli üzerinde fiziksel, psikolojik ve sosyal etkiler oluşturabilmektedir. Bu nedenle okulların nükleer kazalara yönelik hazırlık düzeyinin artırılması afet yönetimi süreçlerinin etkinliğine katkı sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı; Artvin ve Kars'ta görev yapan ilkokul öğretmenlerinin nükleer kazalara yönelik bilinç, tutum ve davranış düzeylerini belirlemek için bir ölçek geliştirmek ve ilkokullara yönelik eğitim materyali hazırlamaktır. Araştırma nicel yöntemle yürütülmüş ve veri toplama aracı olarak ölçek geliştirilmiştir. Örneklem seçiminde tesadüfi olmayan örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Ölçek geliştirme süreci pilot ve saha uygulamaları olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Pilot uygulama Artvin ilinde yapılmış, açıklayıcı faktör analizi ile güvenirlik analizleri uygulanmış ve faktör yapısına uymayan maddeler ölçekten çıkarılmıştır. Saha uygulaması Kars ilinde gerçekleştirilmiş, doğrulayıcı faktör analizi yapılmış ve geçerlik ile güvenirlik analizleri tamamlanmıştır. Son aşamada parametrik istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde Microsoft Office Excel 2013 ve SPSS 25.0 programları kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre afet yönetimi eğitimi alan katılımcıların nükleer kaza bilinç düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bulgular doğrultusunda nükleer kazaların etkilerini azaltmaya yönelik ilkokullara ve ilgili bireylere yönelik uygulanabilir öneriler geliştirilmiştir.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Hidrolojik afetlerle ilişkili risk algısı ve hazırlık ölçeği: Bir ölçek geliştirme çalışması

    Nurdan Dizdar

    Su kaynaklı olaylar sonucunda ortaya çıkan hidrolojik afetler; can kayıpları, ekonomik zararlar ve çevresel bozulmalara yol açarak toplumların sağlık, yaşam ve altyapı sistemleri üzerinde ciddi riskler oluşturmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, hidrolojik afet riskinin yoğun olarak yaşandığı Giresun ve Kastamonu illerinde bireylerin hidrolojik afetlere yönelik risk algıları ve hazırlık düzeylerini değerlendirmeye yönelik geliştirilen Hidrolojik Afetlerle İlişkili Risk Algısı ve Hazırlık Ölçeği’nin (HARAHÖ) geçerlik ve güvenirliğini incelemek ve risk algısı ile hazırlık düzeylerini etkileyen faktörleri belirlemektir. Araştırma, metodolojik ve tanımlayıcı araştırma deseninde yürütülmüştür. Veriler, 01.05.2025-30.10.2025 tarihleri arasında yüz yüze ve çevrimiçi yöntemlerle toplanmıştır. Toplam 1.060 kişiden elde edilen veriler incelenmiş ve analizler 1.036 katılımcı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Ölçek geliştirme süreci; literatür taraması, Lawshe kapsam geçerlilik yöntemiyle uzman değerlendirmesi, pilot uygulama ve ana uygulama aşamalarından oluşmuştur. Yapı geçerliliği kapsamında örneklem Solomon tekniğiyle ikiye ayrılmış; bir gruba Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), diğer gruba Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) uygulanmıştır. Analizlerde SPSS 27, Factor ve Mplus 7.4 programlarından yararlanılmıştır. Bulgular, HARAHÖ’nün Hazırlık, Kaygı, Bilinç ve Tehdit olmak üzere dört faktör ve 35 maddeden oluştuğunu göstermiştir. Ölçeğin toplam varyansı açıklama oranı %55,07, KMO katsayısı 0,91’dir. DFA sonuçları modelin iyi uyum gösterdiğini ortaya koymuştur (CFI=0,937; TLI=0,933). Cronbach’s Alpha katsayıları 0,83 ile 0,95 arasında değişmektedir. Sonuç olarak HARAHÖ, bireylerin hidrolojik afetlere yönelik risk algılarını ve hazırlık düzeylerini değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Ölçeğin, hidrolojik afetlere ilişkin risk ve hazırlık durumlarının belirlenmesinde, afet risk azaltma çalışmalarının planlanmasında ve afetlere yönelik eğitim ile farkındalık programlarının etkililiğinin değerlendirilmesinde önemli bir değerlendirme aracı olarak kullanılması önerilmektedir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Türkiye'deki belediye stratejik planlarının afet risk yönetimi açısından değerlendirilmesi, engeller ve öneriler

    Murat Can Duruel

    Toplumsal yaşamı derinden etkileyen afetler, insanlık tarihi boyunca can ve mal kayıplarına yol açmış felaketlerdir. Günümüzde yaşanan nüfus artışı, kentleşme ve küresel iklim değişikliği gibi unsurlar, afetlerin etkilerini daha yıkıcı hale getirmektedir. Bu sebeple insanlara en yakın kurum olarak hizmet sunan belediyeler, yaptıkları çalışmalar ile afetlere dirençli bir yaşam inşa etmek durumundadırlar. Risk analizi yapılmasından, planlama ve koordinasyona kadar afet yönetimiyle ilgili çeşitli görevleri bulunan belediyeler, söz konusu görevleri yerine getirmek üzere stratejik planlarında yürütecekleri çalışmalara yer vermektedirler. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki belediye stratejik planlarının incelenerek afet risk yönetimine dair durum tespiti yapılması, risk ve zarar azaltma aşamasının öncelikli olmasını engelleyen durumların belirlenmesi ve çözüm önerileri geliştirilmesidir. Amaca uygun olarak öncelikle stratejik plan hazırlamış tüm büyükşehir ve il belediyelerinin stratejik planları doküman incelemesi tekniğiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda hazırlanan görüşme soruları aracılığıyla belediye personeli ve akademisyenler ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme verileri bilgisayar destekli veri analizine tabi tutularak üç tema altında bulgular ortaya koyulmuştur. Çalışma neticesinde; belediyelerde risk yönetimi yaklaşımına yönelik bir farkındalığın olduğu, ancak afet risk yönetiminin kendi içindeki dağılımı incelendiğinde, hazırlık faaliyetlerinin risk ve zarar azaltma faaliyetlerinden daha fazla yer aldığı belirlenmiştir. Bu duruma yol açan en önemli engeller arasında uzman personel eksikliği, çalışmaların yüksek maliyeti, siyasi önceliklerin farklılaşması, kurumsal koordinasyon eksiklikleri, belediyelerin kaynak eksiği, mevzuat sorunları ve halkın farkındalığının yetersizliği tespit edilmiştir. Bu nedenleri ortadan kaldırmak için personel ve bütçeyi kapsayan kaynakların güçlendirilmesi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, mevzuat reformu ve toplumsal farkındalığın artırılması önerileri sunulmaktadır.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    İslam Kelâmında engellilik olgusu

    Zülkif Özer

    Engellilik insanlık tarihi boyunca değişik kültür, coğrafya ve toplumlarda muhtelif şekillerde bireysel ve toplumsal düzlemde genel anlamda haklar, sorumluluklar, özgürlükler ve imkânların kullanımları bağlamlarında değerlendirilmiş evrensel bir olgudur. İnsanı ilgilendirmesi ve dinin de konusunun insan olması nedenleriyle bu olgunun din ile ilişkilendirilmesi oldukça önemlidir. Çünkü insanı ilgilendiren her husus dinin konusu olmaktadır. Engelli bireyin ve yakınlarının anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştığı bu durumu kabul etmelerinde, engellilikle başa çıkmalarında ve olumlu benlik geliştirmelerinde başvurulabilecekleri referanslardan birisi de dindir. Bu çalışma, engellilik olgusunu Kelâmî ve Kur’ânî perspektifler çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. İnsanlık tarihi boyunca farklı şekillerde anlamlandırılan engellilik, yalnızca biyolojik ya da fiziksel bir durum olmanın ötesinde; bireyin kendisini, toplumu ve varlıkla olan ilişkisini doğrudan etkileyen çok boyutlu bir gerçekliktir. Bu nedenle engelliliğin doğru anlaşılması hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha adil ve kapsayıcı bir yaklaşımın geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Çalışmanın hareket noktası, engellilik olgusunun yalnızca modern bilimlerin sunduğu verilerle değil, aynı zamanda dinî ve özellikle Kelâmî bir perspektifle de ele alınması gerektiği düşüncesidir. Zira insanın varlık, irade, adalet ve sorumluluk gibi temel meseleleriyle doğrudan ilişkili olan engellilik, İslam düşüncesinde ilahî adalet, hikmet ve imtihan kavramları çerçevesinde anlam kazanmaktadır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Banach uzaylarında toplanabilme ve iterasyon yöntemleriyle yaklaşım teoremleri

    Deniz Şimşek

    Bu tezde, Banach ve Hilbert uzaylarında doğrusal olmayan ergodik teori kapsamında Cesàro ortalaması ile Kirk iterasyon yöntemi birleştirilerek sabit nokta ve denge problemlerine yönelik yeni yakınsaklık sonuçları elde edilmiştir. İlk olarak, asimptotik genişlemeyen dönüşümler için Kirk iterasyon yönteminin Cesàro ortalaması ile yakınsaklık davranışı incelenmiş ve bu yöntem için yeni yaklaşım teoremleri geliştirilmiştir. Daha sonra Kirk iterasyonu, Cesàro ortalaması ve hibrit projeksiyon tekniği bir araya getirilerek sabit nokta ve denge problemlerinin ortak çözümlerini elde etmeye yönelik yeni Kirk–Cesàro hibrit algoritmaları önerilmiştir. Son aşamada ise geliştirilen algoritmalar split denge ve sabit nokta problemlerine uygulanmış; sonlu sayıda asimptotik genişlemeyen dönüşüm ailesi için küçülen projeksiyon yöntemi ile Cesàro ortalamasını birleştiren yeni iteratif algoritmalar oluşturulmuştur. Önerilen algoritmaların güçlü yakınsaklık özellikleri ayrıntılı biçimde analiz edilmiş ve literatürdeki mevcut sonuçları genişleten yeni güçlü yakınsaklık teoremleri ispatlanmıştır.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Sağlık çalışanlarının olağan dışı durumlarla ilişkili stresle başa çıkma ölçeği: Bir ölçek geliştirme çalışması

    Nursel Kuyrukluyıldız

    İster doğa kökenli afetler ister teknolojik kaynaklı olsun, sağlık personeli olay yerinden ilk müdahale alanlarına ve hastane prosedürlerine kadar aktif rol oynar. Afetlerdeki temel amaç, mümkün olan en kısa sürede mümkün olan en fazla hayatı kurtarmaktır. Bu nedenle, sağlık çalışanları afet mağdurlarıyla uzun süreli temas kurar ve hem fiziksel hem de duygusal sorumluluklar üstlenir. Bu durum, sağlık personelinin stres seviyelerini artırır ve stres yönetimi becerilerini hayati hale getirir. Bu çalışmada, acil durumlarda sağlık profesyonellerinin stresle başa çıkma seviyelerini değerlendirmek amacıyla ‘Sağlık Çalışanlarının Olağan Dışı Durumlarla İlişkili Stresle Başa Çıkma Ölçeği (SOSBÇÖ)’ geliştirilmiştir. Ölçek geliştirme sürecinde metodolojik ve kesitsel bir araştırma tasarımı kullanılmıştır. Örneklem grubuna kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Çalışmanın evreni, Erzincan ve Gümüşhane illerindeki sağlık çalışanlarından oluşmakta olup (n=1010), keşfedici faktör analizi (EFA) için (n=706), doğrulayıcı faktör analizi (CFA) için (n=304) ve Kaiser–Meyer–Olkin (KMO=0,976), Cronbach's Alpha (α=0,949), McDonald's Omega (ω=0,953) gibi yüksek geçerlilik ve güvenirlik göstergeleri elde edilmiştir. Sonuç olarak, Maslow’un insan ihtiyaçları hiyerarşisi dikkate alınarak, 30 maddeden oluşan; fizyolojik, güvenlik, sosyal, saygı ve kendini gerçekleştirme olmak üzere beş alt boyutlu ve 5’li Likert formatında ölçek hazırlanmıştır. Ölçüt bağlantı geçerliğinde, psikolojik sağlamlıkla istatistiksel olarak anlamlı korelasyon göstermiştir (p<0,05). Ölçeğin, özellikle sağlık profesyonellerinin olağanüstü koşullarda stresle başa çıkma düzeylerinin değerlendirilmesinde, psikolojik sağlamlığın desteklenmesine yönelik uygulamaların planlanmasında ve normal koşullarla karşılaştırmalı değerlendirmelerde yararlı bir araç olacağı düşünülmektedir.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Kamusal açık alanların deprem dirençliliğinin çok kriterli karar verme yöntemleriyle değerlendirilmesi ve kardeş afet parkları modeli önerisi: Erzincan örneği

    Nurcan Şimşek

    Afetler sonrasında kamusal açık alanlar, tahliye, geçici barınma, lojistik destek ve sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü kritik kentsel mekânlar olarak öne çıkmaktadır. 27 Aralık 1939 Büyük Erzincan Depremi, ağır kış koşulları altında yaşanan tahliye, geçici barınma ve yardım faaliyetleriyle; 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler ise geniş bir coğrafyada ortaya çıkan barınma, koordinasyon, lojistik ve sağlık hizmeti gereksinimleriyle bu alanların afet yönetimindeki stratejik önemini açık biçimde ortaya koymuştur. Bu araştırmanın amacı, kamusal açık alanların deprem dirençliliğini çok kriterli karar verme yöntemleriyle değerlendirmek ve afet yönetimine yönelik Kardeş Afet Parkları Modeli’ni geliştirmektir. Araştırmanın uygulama alanı olarak, Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerinde yer alan ve gelecekte büyük bir deprem üretme potansiyeline sahip Yedisu Segmenti’nin etki alanındaki Erzincan ili seçilmiştir. Çalışmada Delphi Tekniği, Nötrosofik DEMATEL, Nötrosofik TOPSIS, Nötrosofik VIKOR, Monte Carlo Simülasyonu ve Nominal Grup Tekniği kullanılmıştır. Üç turlu Delphi süreci sonucunda kamusal açık alanların deprem dirençliliğini belirleyen 7 ana kriter ve 51 alt kriter belirlenmiştir. Nötrosofik DEMATEL analizi, altyapı ile kapasite ve mekânsal özellikler kriterlerinin en yüksek önem düzeyine sahip olduğunu, doğal yapı, erişebilirlik ve güvenlik kriterlerinin ise temel belirleyiciler olduğunu ortaya koymuştur. Nötrosofik TOPSIS yöntemiyle değerlendirilen 22 kamusal açık alan arasında Ekşisu Mesire Alanı ve Esentepe Mesire Alanı en yüksek dirençlilik düzeyine sahip alternatifler olarak belirlenmiştir. Nötrosofik VIKOR sonuçları TOPSIS sıralamasını doğrulamış, Monte Carlo simülasyonu ise sonuçların sağlamlığını desteklemiştir. Çalışmanın en özgün çıktısı olarak geliştirilen Kardeş Afet Parkları Modeli, Koordinatör Afet Parkı, Büyük Kardeş Afet Parkı, Ortanca Kardeş Afet Parkı ve Küçük Kardeş Afet Parkı olmak üzere dört kademeli bir yapı önermektedir. Model, afet parklarını bütünleşik bir kentsel dirençlilik modeli olarak kurgulamaktadır.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Afet sonrası konteyner kent yer seçiminde nötrosofik çok kriterli karar verme ve CBS tabanlı entegre model önerisi: Hatay örneği

    Yasemin Deniz Öztürk

    Afetler sonrasında en kritik gereksinimlerden biri, afetzedelerin güvenli ve yeterli geçici barınma alanlarına yerleştirilmesidir. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinden en fazla etkilenen Hatay’da, kriz döneminde hızla kurulan geçici barınma alanları zamanla önemli fiziksel kırılganlıklar göstermiş, acil durumlar ve ikincil afetlerin odağı hâline gelmiştir. Bu çalışma, afet sonrası geçici barınma alanlarının yer seçimi ve uygunluğunu değerlendirmek amacıyla çok kriterli karar verme (ÇKKV) yöntemleri ile Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı bütünleşik bir model önermektedir. Depremden sonraki iki yıl içinde geçici barınma alanlarında 155 yangın, 147 su baskını ve 4 fırtına olmak üzere toplam 306 olay meydana gelmiş; bu olaylar 16 kişinin yaşamını yitirmesine, 67 kişinin yaralanmasına ve 5.075 konteyner ile 420 çadırın zarar görmesine neden olmuştur. Yer seçimi kriterleri, PRISMA analiziyle belirlenen literatür verilerinin 15 uzmanın katıldığı Delphi yöntemiyle değerlendirilmesi sonucunda 25 kritere indirgenmiştir. Nötrosofik DEMATEL yöntemiyle kriterler ağırlıklandırılmış ve en önemli kriterlerin hazır yerleşim planları ile tahliye kolaylığı olduğu belirlenmiştir. AHS ve CBS entegrasyonu ile Hatay merkezinin uygunluk haritası oluşturulmuş, mevcut konteyner kentlerin yalnızca %36’sının uygun alanlarda bulunduğu, bazılarının ise taşkın ovasında yer aldığı saptanmıştır. Jenks Doğal Kırılma yöntemiyle belirlenen küçük, orta ve büyük ölçekli alanlar için 65 alternatif barınma alanı tasarlanmış; bu alanlar Nötrosofik TOPSIS ve VIKOR yöntemleriyle sıralanmıştır. Spearman korelasyonu ve Monte Carlo simülasyonu sonuçları, önerilen modelin farklı ölçeklerde güvenilir, tutarlı ve belirsizliklere karşı dayanıklı bir karar destek sistemi sunduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, geliştirilen entegre modelin, büyük ve küçük ölçekli alanlar için yöntem bağımsız, güvenilir ve güçlü bir karar destek sistemi sunduğunu göstermektedir.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Kur’ân’ın anlaşılması açısından sîretin önemi: Ankebût Sûresi örneği

    Zeynep Çelik Koç

    Kur’ân, belirli muhataplara yöneltilmiş sözlü hitaplardan oluşan, tarihsel olaylarla iç içe ve peyderpey indirilmiş bir kelâmdır. Bu sebeple Kur’ân metninin anlam dünyasına ulaşmak için yalnızca lafzî ve dilsel unsurlar yeterli değildir. Kur’ân’ı doğru biçimde anlamanın önemli adımlarından biri, onun muhataplarını ve nüzûl ortamını mümkün olduğunca doğru biçimde ortaya koymaktır. Kur’ân’ın tarihsel bağlamını bütüncül bir anlayışla tefsire dâhil edebilmek için başvurulması gereken alan ise sîrettir. Sîret-vahiy ilişkisine yönelik çalışmaların modern dönemde yaygınlaştığı görülmekle birlikte Kur’ân metninin anlaşılmasında tarihsel bağlamın tefsire nasıl ve hangi ölçütlerle dâhil edileceği meselesinin yöntemsel bir çerçeveye yeterince kavuşturulmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, Kur’ân’ın anlaşılmasında tarihsel bağlamın taşıdığı önemi merkeze alarak, bu bağlamın metodolojik bir yaklaşımla değerlendirilmesinin gerekliliğini konu edinmektedir. Çalışma, sîret yöntemini Kur’ân ilimleri içerisinde bir başlık olarak ele almayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda ulûmü’l-Kur’ân’ın tanımı, oluşum süreci ve kapsamı incelenmiş, bu alanın sabit ve kapalı bir disiplin olmadığı, aksine yeni ihtiyaçlara göre genişleyebilen dinamik bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Bu tespitten hareketle sîret yönteminin Kur’ân ilimleri içerisinde yapılandırılabilir olduğu değerlendirilmiş, Kur’ân’ın anlaşılmasında sîret yönteminin tanımı, tarihçesi, faydaları, temel özellikleri ve ilkeleri ele alınmıştır. Tezin örneklem kısmında Ankebût sûresi üzerinden bazı tefsirler ele alınmış ve yöntemin uygulanabilirliği ortaya konulmuştur. Bu esnada incelenen tefsirlerin bu yöntemi ne ölçüde uyguladıkları ve ona ne kadar yer verdikleri tespit edilmiştir. Ayrıca bu yöntemin uygulanmadığında açığa çıkacak anlama sorunlarına temas edilmiştir. Böylece Kur’ân’ın anlaşılmasında sîret yönteminin önemi vurgulanmıştır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Mahmûd bin Muhammed el-Arrānî'nin el-Kâfiyetu fî Şerhi'ş-Şâfiye kitabındaki metodolojisi ve diğer âlimlere karşı tutumu

    İntigam Mammadov

    13-14. yüzyıllarda Azerbaycan'da farklı ilim dallarında çalışmalar yapılmış, bu çalışmaları yapan âlimler birçok talebe yetiştirmiş ve değerli eserler yazmışlardır. Bu dönemde yaşayan âlimler, hadîs, tefsîr, fıkıh gibi İslâmî ilimler yanında Arap dili ve belagâtine dair de birçok eserler kaleme almış, İslâm medeniyetine ve ilmî mirâsına katkıda bulunmuşlardır. Bu âlimler hakkında günümüze kadar çeşitli araştırmalar yapılmış, Arap dilbilimi ve edebiyatına dair yazdıkları ilmî eserler ele alınmıştır. Ancak bu konudaki çalışmaların yeterli olduğu söylenemez. Gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen âlimlerden biri de Azerbaycan'ın Arrân bölgesinde yaşayan ve teze konu olan Mahmûd bin Muhammed el-Arrânî es-Sekînenî'dir. Sekînenî'nin, İbnü'l-Hâcib'in eş-Şâfiye isimli sarf kitabına yazdığı el-Kâfiye isimli bir şerh kitabı vardır. Bu araştırmada el-Arrânî'nin hayatı, el-Kâfiyetü fî Şerhi'ş-Şâfiye adlı şerhinin metodolojisi, zamanında ve kendisinden önce yaşayan dilbilimcilere karşı tutumu ve Arap dilbilimindeki yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Tez, "Giriş", dört ana bölüm ve "Sonuç"tan oluşmaktadır. "Giriş"te araştırmanın konusu, önemi, amacı ve yöntemine, sarf ilmînin tarihine, gramer ekollerine, Basra ve Kûfe ekolleri arasındakı ihtilâfın temellerine dair bilgiler verilmîş, birinci bölümde İbnü'l-Hâcib ve Mahmûd b. Muhammed el- Arrânî'nin hayatı, eserleri ve ilmî şahsiyetleri, ikinci bölümde Mahmûd b. Muhammed el- Arrân'inin el-Kâfiyetü fî Şerhi'ş-Şâfîye isimli kitabının metodolojisi, üçüncü bölümde Mahmûd b. Muhammed'in önceki gramer âlimlerine karşı tutumu, dördüncü bölümde ise eş- Şâfîye kitabının müellifî İbnü'l-Hâcib ve diğer şârihleri ile ilgili tutumu ele alınmıştır. "Sonuç" bölümünde ise bu araştırmada elde edilen tespitler doğrultusunda hükümlere ulaşılmıştır. Tezin amacı bu âlim ve araştırmaya konu olan eseri hakkında henüz az olan bilgileri zenginleştirmek, eserden hareketle bu şahsiyetin ilmî görüşlerini ve metodolojisini ortaya çıkarmaktır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2025
    Dijital pazarlama bağlamında ürün kişiselleştirmenin marka sadakatine etkisinde marka faydası, marka özdeşleşmesi ve algılanan kalitenin aracılık rolü

    Halil Hakdan Öz

    Dijitalleşme ile birlikte tüketici davranışları önemli bir dönüşüm geçirmiş ve kişiselleştirme odaklı pazarlama stratejileri tüketici ve marka ilişkisinin yeniden şekillenmesine yol açmıştır. Bu çalışmada dijital pazarlama bağlamında ürün kişiselleştirmenin marka sadakati üzerindeki etkisi incelenmiş ve bu etkide algılanan kalite, marka özdeşleşmesi ve marka faydasının aracı rolleri bütüncül aracılık modeli çerçevesinde değerlendirilmektedir. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki elektrikli araç kullanıcıları oluşturmaktadır. Söz konusu evren içerisinden kolayda örnekleme yöntemine göre seçilen 443 elektrikli araç sahibinden anket tekniği ile veriler elde edilmiştir. Araştırma bulguları ürün kişiselleştirmenin marka sadakati üzerinde doğrudan bir etkisinin olduğunu ortaya koymakla birlikte bu etkinin sınırlı olduğunu algılanan kalitenin, marka özdeşleşmesinin ve marka faydasının söz konusu etkide anlamlı ve güçlü bir aracı rolü olduğunu göstermektedir. Modelde elde edilen aracılık yapısı ürün kişiselleştirmenin sadakati artırma mekanizmasının psikolojik ve algısal süreçler aracılığı ile işlediğini vurgulamaktadır. Ürünlerin bireysel tercihler dikkate alınarak üretilmesi tüketicinin performans beklentisini, kalite algısını yükseltmekte, marka ile kurulan kimlik temelli ilişkiyi güçlendirmekte ve markadan algılanan toplam faydayı artırmaktadır. Söz konusu süreçlerin birlikte çalışması ürün kişiselleştirme uygulamalarının marka sadakatinin oluşumunda kritik bir rol üstlendiğini göstermektedir. Çalışmada ürün kişiselleştirme çoklu aracılık modeli ile literatüre teorik açıdan katkı sunmaktadır. Ayrıca elektrikli araç sektöründe tüketici davranışlarını anlamaya yönelik güncel ve pratiğe dönük iç görüler barındırmaktadır. Çalışma bulguları işletmelerin ürün kişiselleştirme faaliyetlerini sadece ürünlerin fonksiyonel özellikleri seviyesinde değil, değer oluşturma, kullanıcı deneyimi tasarımı ve marka iletişimi doğrultusunda bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.