Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Yilmaz, Ozgur(20)
- Saylan, Kemal(13)
- Damlıbağ, Fatih(12)
- Çelik, Recep(11)
- Nazir, Bayram(7)
- Yaşaroğlu, Hasan(7)
- Gök, İlhan(6)
- Gökçek, Mehmet Fatih(6)
- Gülmez, Abdurrahman(5)
- Türkal, Merve Karaçay(5)
- Kiremitçi, Ferdi(4)
- Akrep, Mehmet Yunus(3)
- Aktürk, Mehmet Yunus(3)
- Bağrıaçık, Yeşim Işık(3)
- Doğan, Kadir Caner(3)
- Gözün, Abdulvehhab(3)
- Karademir, Aysenur(3)
- Kerimoğlu, Özkan(3)
- Kurban, Nurahmet Kurban Nur Ahmet(3)
- Çiftçi, Ali(3)
- Şen, Fatih(3)
- (Alieva), Vildane Özkan(2)
- Bal, Bülent(2)
- Bozkurt, Hasan(2)
- Doğan, Hasan(2)
- Evren, Savaş(2)
- Gönan, Yavuz(2)
- Hakkıoğlu, Mümin(2)
- Sancak, Kadir(2)
- Sipahi, Ferkan(2)
- Somuncuoğlu, Seda Özsoy(2)
- Yeşilçayır, Celal(2)
- Yılmaz, Banu(2)
- Acar, İlknur(1)
- Ak, Muammer(1)
- Akaryali, Enver(1)
- Aksakal, Vecihi(1)
- Aksoy, Adem(1)
- Aksoy, Metin(1)
- Akyürek, Suat(1)
Yayınlar
- MakaleYalnız künye2014Sıffîn savaşı ve tarihin gizlediği bir gerçek; ali muâviye mütarekesi
Yaşaroğlu, Hasan
Hz. Ali ile Şam valisi Muâviye arasında meydana gelen Sıffîn Savaşı, İslam tarihinin önemli dönüm noktalarından birini teşkil etmektedir. Hz. Osman'ın hilafetinin son yıllarında başlayan ihtilafların giderek derinleşmesi neticesinde adı geçen halifenin asiler tarafından şehit edilmesi ve onun ardından Hz. Ali'nin halife seçilmesi kısa bir süre sükuneti temin etmiş olsa da, önde gelen iki sahâbî Talha b. Ubeydullah ve Zübeyir b. Avvam'ın Hz. Ali'ye karşı bayrak açmaları bu sükuneti bozmuş, bundan sonra da bir türlü istikrar sağlanamamıştır. Mezkur iki sahâbînin isyanı İslam toplumunu bir iç çatışmaya sürüklemiş, ilk iç çatışma olan Cemel Vak'ası'nın bir şekilde üstesinden gelinmesinin ardından yaklaşık bir yıl sonra bu sefer Muâviye'nin Hz. Ali'ye biat etmeyi kabul etmemesi yüzünden ikinci iç savaş Sıffîn'e gidişin önüne geçilememiştir. Sıffîn Savaşı'nın sonuçları çok ağır olmuştur. Bu savaş, İslam toplumu üzerinde tedavisi zor yaralar açmış, derin izler bırakmıştır. Uzun süre devam eden ve her iki taraftan da çok sayıda kayba neden olan bu kanlı çatışmadan, üstelik, somut bir sonuç da elde edilememiştir. Yenişemeyen taraflar, hakeme gitme kararı ile silahları susturmuşlardır. Savaş alanında biraz daha zayıf durumda olan Şam, Mushafları havaya kaldırmak suretiyle yapmış olduğu taktik hamle ile savaşı durdurmayı başarmış, devam eden tahkim görüşmelerinde de bu tür hamlelerini sürdürerek Sıffîn sürecinden güçlü ayrılmayı başarmıştır. Buna karşılık, Hz. Ali tarafı ise kendi içerisinde yaşamış olduğu bölünme neticesinde giderek zayıflamıştır. Böyle olmasına rağmen her iki taraf da, sürecin başarıya ulaştırılması ve ihtilafın çözüme kavuşturulması anlamında, bir başarı elde edememiştir. Tahkimi müteakip taraflar arasında meydana gelen bölgesel çatışmalardan da bir sonuç çıkmamıştır. Bu arada, Ali-Muâviye anlaşmazlığını fırsat bilen ve kaybettiği toprakları geri almak için pusuda bekleyen Bizans da yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştır. Taraflar arasındaki anlaşmazlıklar ve çatışmaların uzayıp gitmesi ve de az önce ifade edildiği gibi Kuzeyde pusuya yatmış olan Bizans'ın Suriye'ye doğru hareketlenmesi konjonktürel bir baskı oluşturmuştur. Gerek Şam, gerekse Irak hemen her açıdan tıkanıklıklar içerisine girmiş, bu tıkanıklıklar tarafları barış yönünde adım atmaya zorlamıştır. Sonuçta Şam tarafının teklifi ile Şam-Irak arasında bir mütareke imzalanmıştır. Bu mütareke her nedense tarihin tozlu rafları arasında kaybolup gitmiştir. Tek bir eser dışında İslam tarihi kaynakları bu mütarekeden söz etmemişlerdir. Doğrusu bu ilginç bir durumdur. Hz. Ali'nin oğlu Hasan ile Muâviye arasında yapılan barış anlaşması hemen hemen tüm kaynaklarda anlaşmasından söz edilmemesi, hatta bu konuya herhangi bir atıf dahi yapılmaması, oldukça dikkat çekicidir. Taberî bu hususta infirat etmektedir. Bununla birlikte, söz konusu rivayetin otantikliği konusunda şüphe duymamızı gerektirecek her hangi bir karine söz konusu değildir. yer almışken, söz konusu Ali-Muâviye barış anlaşmasından söz edilmemesi, hatta bu konuya herhangi bir atıf dahi yapılmaması, oldukça dikkat çekicidir. Taberî bu hususta infirat etmektedir. Bununla birlikte, söz konusu rivayetin otantikliği konusunda şüphe duymamızı gerektirecek her hangi bir karine söz konusu değildir.
- MakaleYalnız künye2014In period of great saljuqids agriculture and livestock in khurasan
Pırlanta, İsmail
The trivet which was based on the important fundamentals of the economy was with trade agriculture and livestock in the Khurasan region as well as the towns of medieval Islam. This reality naturally continued along dominance of the Great Saljuqids Empire in the region. During this period Iktâ system came into force. İkta refers to both systematic cultivation and management of land that is an indispensable raw material of agriculture in Khurasan. Besides, Great Saljuqids rulers had protected irrigation channels which were built by the administrations before them on behalf of development of agriculture. They also had maintained this irrigation channels and in case of necessary they had opened new irrigation channels. As Saljuqids had attached importance to each type of trade including trading of agricultural and livestock products They had been built signal towers on trade routes and the deserts that are places where there are high probabilities of losing passengers' way in Khurasan. On the other hand, ponds and wells had been built especially on the trade routes passing through desert; mail stations, caravanserais, police stations had been established. Obtained agricultural and livestock products as a result of Activities within the framework of the ongoing positive effects of agriculture and livestock were exported to other regions as they were consumed by local people. Therefore, the region's economy was improving. In addition to offer both these products to the domestic market and foreign markets through export also was providing The viability of large in commercial life. In this study we aim to examine every aspect of agriculture and livestock sector which are located on so important for the economy of Khurasan. In this context, We aim to provide information about the region's climate, landform, forms of land cultivation and watering conditions, agricultural products, livestock status, marketing methods and locations of both the agriculture and animal products. We hope that our work is a useful reference for researchers who are interested in this topic
- MakaleYalnız künye2013İslam kaynaklarına göre Sebt Yahudileri'nin maymuna dönüştürülmesi meselesi
Kurban, Nurahmet Kurban Nur Ahmet
İsrailoğulları, kendilerine verilen nimetlere karşı sorumluluklarını çoğunlukla yerine getirmediklerinden, Kurânda birçok kez eleştirilmişlerdir. Kurân kıssalarına bakıldığında İsrailoğullarına verilen cezaların, genellikle sonraki toplumlar için ders ve ibret niteliği taşıdığı görülmektedir. Cumartesi gününde balık avlama yasağına uymayan bir grup Yahudinin maymuna dönüştürülmesi olayı da bunlardan biridir. Literatürde söz konusu gruptan, Sebt Yahudileri ya da Ashabus-Sebt olarak bahsedilmektedir. Bu topluluğun hak ettiği ceza, o dönemde yaşayanlar için olduğu kadar, sonraki nesiller için de bir ders ve ibret kaynağıdır. Ancak bu dönüştürülmenin mecâzî anlamda mı, yoksa hakiki olarak mı gerçekleştiği hususunda farklı görüşler benimsenmiştir. Bu doğrultuda çalışmada konuya ilişkin bu ihtilaf ele alınmıştır.
- MakaleYalnız künye2013-
Arslanboğa, Kadir
Although Ottoman budgets differ from modern budgets, they are important to indicate financial standing of the state yearly. These budgets had been prepared in terms of order book of the day (ruznamçe defteri) having the characteristic of day-book. In 1589-90 financial year, this paper presents annual financial statement of Ottoman Empire by analysing incomes and expenses of centralized treasury according to ruznamçe books. This study, in turn, observes public revenues and public expenditures. Thereafter, policies with short term and long term of state is addressed with data in assessment section.
- MakaleYalnız künye2013Historical development of magazine publishing in Gümüşhane and the first step on the Way to knowledge magazine
Saylan, Kemal
This article examines the magazine publication in the city of GümüĢhane in general and the first GümüĢhane press publication The First Step on the Way to Knowledge magazine in particular. Although the fortnightly magazine, which was launched on April 15, 1924—six months after the declaration of the Turkish republic—lasted only three issues, it is one of the rare local sources that reflected the influence of the republic on the cultural, social and economic structure of the GümüĢhane residents. This article reveals that the education focus of the magazine was in line with the republic‟s aim to educate people.
- MakaleYalnız künye201319. yüzyılda Trabzon’da Fransız ticareti ve yatırımları
Yilmaz, Ozgur
Mısır’ın işgalinin neden olduğu siyasi kriz dönemini sona erdiren 1802 Paris Antlaşması ile Karadeniz’de ticaret hakkı kazanan Fransa, 1803’te Trabzon’da bir konsolosluklar kurdu. Fakat bu süreçte Fransızların Trabzon’un ticaretiyle ilgilenmeleri transit ticaretinin canlandığı 1830’lu yıllara denk gelmektedir. Fransızlar önceleri İran ticareti için Gürcistan yolunu kullanma yönünde ciddi adımlar atsa da bu yola ilişkin planlarını gerçekleştiremeyince, İngilizlerin girişimiyle önem kazanan Trabzon-Tebriz yoluna ilgi göstermeye başladılar. Fakat Fransa Trabzon’daki ticarette, İngiltere’nin çok gerisinde küçük bir paya sahipti. Bu çalışma Fransız arşiv kaynaklarından hareketle, Fransa’nın Trabzon ticaretindeki yerini tayin etme ve Trabzon’da Fransız ilgisini yansıtan yatırım ve yatırım teşebbüslerini inceleme amacındadır.
- MakaleYalnız künye2013Osmanlı Şehir tarihleri açısından yabancı Seyahatnamelerin kaynak değeri,
Yilmaz, Ozgur
Osmanlı şehir tarihi yazımı sırasında başvurulabilecek kaynaklardan biri de seyahatnamelerdir. Bu eserler yazarları ister yerli ister yabancı olsun pek çok bakımdan dikkatle incelenmeye değer bilgiler ihtiva etmektedirler. Seyahatnameler her ne kadar tarihi bir kaynak olarak kabul edilme konusunda tartışma götürmeye devam etse de zamanın ve mekânın canlı bir tasviri olmaları, yazıldıkları dönemin kültürel yapısını yansıtmaları ve bize tarihe farklı bir açıdan bakma imkânı vermeleri nedeniyle her zaman dikkat çekmektedirler. Bu bağlamda Osmanlı şehir tarihlerinin bir kaynağı olarak seyahatnamelerin Osmanlı tarihçiliği açısından daha da önem kazandıkları görülmektedir. Bu yazı Türkiye’de seyahatnameler hakkında yapılan çalışmalar üzerinde genel bir değerlendirmeden sonra seyahatnamelerin şehir tarihleri açısından kaynak değerleri konusunda bazı tespitlerde bulunmayı amaçlamaktadır.
- DerlemeYalnız künye2013Walter Burkert, Yunan Kültüründe Yakındoğu Etkileri, 172 sayfa, İthaki Yayınevi, Çeviren: Mehmet Fatih Yavuz, İstanbul, Eylül 2012, Birinci Baskı, ISBN: 978-605-375-232-5.
Akrep, Mehmet Yunus
-
- MakaleYalnız künye2013From antaeus to the bog queen: Mythological allusions in seamus heaney's north
Parlak, Erdinç; Hakkıoğlu, Mümin
1995 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Seamus Heaney North adlı kitabında İrlanda Sorununu ele alırken mitolojik anıştırmalarda bulunmuş, yaşanan karmaşayı simgesel bir dille anlatmıştır. Yunan mitolojisindeki Antaeus ve Hercules söylenceleri, onun ilgili şiirle - rinde, İrlandalıların köklerinin ve köklerinden kopartılış sürecinin öyküleridir. İskandinav mitolojisindeki Toprak Tanrıçası Nerthus kültüyle ilgili şiirleri ise, iki coğrafya arasındaki ekinsel benzerlikleri vurgulayan, şiddet döngüsünün çağdaş pratiklerini yansıtan anlatılardır. Bu anlamda, Come to the Bower ve Bog Queen şiirlerinde sözü edilen bataklık kraliçeleri, ilkbaharda toprağa bereket getirmesi için kendisine kurbanlar sunulan Nerthus, kurtuluşu için evlatlarının kanına gereksinim duyan İrlanda Ana olarak görünür. Birinci grup, uyuyan dev olarak tanımlanan İrlandanın uykuya yatışının izlerini sürerken, ikinci grup bu devin uyanması için izlenen şiddet yolunu yanlış bularak eleştirir. Heaneynin Yunan ve İskandinav mitolojileri aracılığı ile kendi yereline uzaktan ayna tutmayı yeğlemesi, yaşanan siyasal ve toplumsal karmaşayı bütün boyutlarıyla gösterebilme isteğinin bir sonucudur
- MakaleYalnız künye2013Tek parti iktidarı döneminde (1923-1946) bürokrasi ve siyaset ilişkisinin Weberyan değerlendirmesi
Doğan, Kadir Caner; Inankul, Hakan; Yilmaz, Nihat
Bürokrasi ve siyaset mekanizmaları, çoğu durumda birbirinin yerine geçebilecek özelliklere sahip bulunmaktadırlar. Bürokrasi, siyaset karşısında sahip olduğu bir takım özelliklerinden dolayı siyasa yapma sürecine doğrudan katılabilmektedir. Nitekim, bu çalışmanın konusunu oluşturan Cumhuriyet dönemi tek parti iktidarı süresince bu durum ağırlıklı olarak yaşanmıştır. Çalışmanın amacı, tek parti iktidarı döneminde bürokrasi-siyaset ilişkisinin Max Weberin kavramsallaştırmış olduğu meşru iktidar tipolojileri bağlamında değerlendirilmesidir. Bu amaçla önce bürokrasi ve siyasal iktidar kavramları ele alınmıştır. Daha sonra çalışmanın temelini teşkil eden ve bürokrasinin altın yılları olarak anılan 1923-1946 yılları arasında tek parti iktidarı dönemindeki bürokrasi ve siyaset ilişkisi üzerinde durulmuştur.
- MakaleYalnız künye2013Bir Mültecinin Balkan İzlenimleri (1849-1851)
Saylan, Kemal
Bu çalışmada 1848 Macar ihtilal hareketine yüzbaşı rütbesiyle katılan ancak alınan yenilgi üzerine Osmanlı Devleti'ne sığınan Joseph Hutter'in Balkan coğrafyasındaki yolculuğu sırasında uğradığı yerleşim yerleriyle ilgili gözlemleri ve Osmanlı toplumu hakkındaki izlenimleri ele alınmaktadır. Hutter, bu zorlu günlerde tuttuğu notlarında o dönemin Balkan coğrafyasına dair oldukça canlı tasvirlerde bulunmuş, özellikle uğradığı şehirleri detaylarıyla anlatmıştır. Osmanlı coğrafyasını gezen birçok Batılı seyyahın aksine Hutter Türkçe öğrenmiş, evlerde misafir olmuş, kahvehane ve hamamları ziyaret ederek halkın gündelik yaşamına girerek onları anlamaya çalışmıştır. Lügos'tan yola çıkan Hutter'in de içinde bulunduğu mülteciler, karayoluyla önce Osmanlı sınırındaki Orsova'ya, oradan Vıdın, Löm Palanka, Plevne, Tirnova, Osmanpazar, Eskicuma ve Sumnu güzergâhini izleyerek Varna'ya buradan da deniz yoluyla İstanbul'a gelmişlerdir. Hutter, Osmanlı Balkanlarında geçirdiği günlere ait notlar tutarak daha sonra bunları 1851 tarihinde Braunschweig'de yayınlanmıştır
- MakaleYalnız künye2013Bir taktik ve propaganda dehası olarak muâviye b. ebû süfyân ve hz. osman’ın katillerinin sorgulanması meselesi
Yaşaroğlu, Hasan
Hz. Osman 'ın şehit edilmesinin ardından onu öldürenlerin sorgulanıp gerekli cezaya çarptırılmaları hususu Hz. Ali ile Muâviye arasında derin tartışmalara sebep olmuştur. Hz. Osman dönemi Şam Valisi Muâviye b. Ebû Süfyân, maktûl halifenin velisi sıfatıyla konuyu sürekli gündemde tutarak, Hz. Osman'dan sonra halife olan Hz. Ali aleyhinde yoğun bir propaganda faaliyeti yürütmüş, yeni halifeyi siyaseten yıpratmaya çalışmıştır. Hz. Ali'nin hilafetinin ilk günlerinde yaşanan bu tartışmalar, nihayet Muâviye ile halife Hz. Ali'yi, Sıffîn mevkiinde karşı karşıya getirmiştir. Ancak yaklaşık üç-dört ay devam eden ve "leyletü'l-herîr/hararetli gece yahut hırıltı gecesi" sahneleri ile tarihe geçen bu savaştan ortaya bir sonuç çıkmamıştır. İhtilafın çözümü hakemlere havale edilmiş, hakemlerin ilk toplantılarında Hz. Osman'ın haksız yere öldürülmüş olduğu kararına varmalarıyla da Muâviye, Hz. Ali karşısında avantajlı duruma geçmiştir. Savaş meydanında elde edemediğini masa başında elde eden Muâviye, takip eden süreçte, devlete hakim olma yönündeki taktiksel hamlelerini sürdürerek, sonunda amacına ulaşmıştır. Muâviye bu süreçte propaganda silahını etkili bir yöntem olarak kullanmıştır. Devlete hakim olan Muâviye'nin, Hz. Osman'ın katilleri konusunda her hangi bir takibat yapıp yapmadığı hususu, tabiî olarak merak konusudur. O dönemde bu mesele çeşitli vesilelerle gündeme gelmiş, Muâviye ile Hz. Ali'nin oğlu ve halefi Hz. Hasan'ın hilafetin devri konusunda yapmış oldukları anlaşmada biraz kapalı da olsa mezkur soruna bir atıf yapılmıştır. Ancak bu mesele hiçbir zaman beklendiği şekilde ele alınmamıştır. Muâviye, katillerin sorgulanması konusunda herhangi bir adım atmamış, bir zamanlar ayyuka çıkmış olan mesele de geçen zaman içinde adeta unutulmaya yüz tutmuştur. Sanki taraflar arasında lisan-ı hâl ile "Sen bana itaat et ben de sana dokunmayayım." şeklinde bir anlaşma yapılmıştır. Halbuki bu mesele, başlangıçta, oldukça fazla gündemde tutulmuş, Muâviye, çok hayati bir konu olarak ısrarla bunun üzerinde durmuş, propagandasını yapmıştır. Muâviye, Emevi devletini bir manada bu iddia üzerine kurmuştur. Siyasi iktidarı ele geçirince de bu konuyu yok saymıştır
- MakaleYalnız künye201319. yüzyıl klasik şairlerimizden muhammed şerîfî'nin dürr-i manzûm adlı menakıpnamesi
Kiremitçi, Ferdi
Bu çalışma bir menakıpname örneği olan Dürr-i Manzûm adlı eseri tanıtmayı amaçlamaktadır. Menakıpname, bir velinin hayatı çevresinde oluşmuş menkıbe veya kerâmetleri anlatan dinî-tasavvufî eserlerin ortak adıdır. Türk edebiyatının menakıpnamelerle tanışması İslamiyet'le birlikte şekillenen tasavvuf aracılığıyla olmuştur. Edebiyatımızdaki ilk menakıpname, 11. yüzyılın sonunda yazılan "Tezkire-i Satuk Buğra Han" adlı eserdir. Bu yüzyıldan itibaren Anadolu sahasında telif veya tercüme yoluyla 100'ün üzerinde menakıpname kaleme alınmıştır. Bu türün manzum örneklerinden biri de 19. yüzyıl klasik şairlerimizden Muhammed Şerîfî'ye aittir. Dürr-i Manzûm adındaki bu menakıpnamede Ebû Hanîfe ile talebesi İmâm Yûsuf'un çeşitli kıssaları anlatılmaktadır. Mesnevi nazım şeklinin esas alındığı eserde 605 beyit bulunmaktadır. Eserin tespit edilebilen tek nüshası Milli Kütüphanede (arşiv nu. 06 Mil Yz A 2032) kayıtlıdır. Altı bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde klasik Türk edebiyatındaki mensur ve manzum menakıpnameler hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölüm Dürr-i Manzûm adlı menakıpnameyle ilgili çeşitli tespitlerden oluşmaktadır. İkinci bölüm ilgili eserin transkripsiyonlu metnini içermektedir. Üçüncü bölümde yapılan çalışmanın sonuçları özetlenmiştir. Dördüncü bölümde çalışma esnasında kullanılan kaynak eserler belirtilmiştir. Beşinci bölümde Dürr-i Manzûm'la ilgili kısa bir sözlük yer almaktadır. Son bölümde ise eserden orijinal metin örnekleri verilmiştir. Bu çalışmayla, Türk tarihi, kültürü ve edebiyatı açısından oldukça önemli olan menakıpname türü dikkatlere sunulmuş; ilgili türün manzum bir örneği, "inceleme-metin-sözlük" bağlamında tanıtılmıştır.
- MakaleYalnız künye2013Osmanlı'da bir darbe ve tahlili: genç osman örneği
Yaşaroğlu, Hasan
Osmanlı padişahlarından III. Selim döneminde başlatılan Nizam-ı Cedit hareketi, batılılaşma yönünde atılmış önemli bir adımdır. Osmanlının son dönemlerinde bazı padişahlar benzer adımlar atmaya gayret etmişlerdir. III. Selim'in babası III. Mustafa zamanında dahi ıslahat hareketlerine girişildiğine dair kayıtlar vardır. Daha geriye gittiğimizde karşımıza Lale Devri çıkmaktadır. Lale Devri, zevku sefanın ön planda olduğu bir dönem olmakla beraber, bu dönemde dahi batılılaşma/ yenileşme yönünde bazı adımlar atılmıştır. Yenileşme yönünde atılan adımların ilkini ise Sultan II. Osman dönemi teşkil etmektedir. Mezkur dönemi sona erdiren ise bir ihtilal hareketi olmuştur. Gerek bu İlk Osmanlı yenilik hareketi ve gerekse onu sona erdiren ilk Osmanlı ihtilalı, daha sonrakilere örnek olmaları bakımından önem arz etmektedirler. Osmanlı İmparatorluğunda bundan sonra ortaya çıkmış olan çoğu yenilik hareketi bu Genç Osman yenilik hareketi ile aynı kaderi paylaşmıştır. Amcası I. Mustafa'nın hal edilmesi üzerine padişah olan Genç Osman, sert tavırları yüzünden kısa zamanda Yeniçeri ve Ulemanın nefretini üzerine çekmiştir. Bu nefret padişahın bizzat başkomutanlığı üstlenmesi ve hacca gitmeye karar vermesi üzerine zamanla artmış ve neticede isyana dönüşmüştür. Yeniçeri ve Sipahi Ocakları öncülüğünde başlatılmış olan ve bir sonraki gün ulemanın da katılımı ile güçlenen isyancılar, taleplerini bildirmek üzere Saray'ın kapısına dayanmışlardır. Genç Osman başlangıçta isyancıların taleplerini reddetmiş ancak bu tavrını fazla sürdürememiştir. Sonunda isyancılar Saray'a girmiş ve padişahın amcası I. Mustafa'yı bulunduğu hücreden çıkarıp sultan ilan etmişlerdir. Genç Osman ise Yedi Kule zindanlarına kapatılmış ve orada katledilmiştir. Genç Osman, bir ihtilal sonucu öldürülen ilk Osmanlı padişahıdır.
- MakaleYalnız künye2013İslam'ın ilk kapitalizm itirazı ebû zerr el-gıfârî ve ebû zerr hareketi
Yaşaroğlu, Hasan
İnsanın doğasında mevcut olan mülk edinme hevesi, İslam'ın ilk yıllarında ashap arasında bir takım tartışma ve itirazlara konu olmuştur. Hz. Ömer kendi döneminde bolca gelen ganimet malını, kurmuş olduğu divan teşkilatı marifetiyle halka dağıtarak bu itirazların önüne geçmeyi başarmıştır. Ondan sonra halife olan Hz. Osman döneminde, idarenin bazı tasarrufları nedeniyle, mülk edinme ve zenginlik meseleleri bir takım itirazlara ve tartışmalara konu olmuştur. Bu dönemde Emevi ailesi mensupları hazine kredileri ve ganimet gelirleri ile hususi olarak desteklenince zenginlik ve mülk edinme kaynaklı tartışmalar iyice artmış ve bu durum toplum içerisinde huzursuzluğa sebep olmuştur. Dört halife döneminde devlet gelirlerindeki büyük artışlar ve yanı sıra yeni ve farklı ticari yolların da açılması ile zenginlik ve mülk artışında gözle görülür bir sıçrama ve farklılaşmanın yaşanması, ister istemez toplum kesimleri arasında, bir zengin-fakir ayrımı gündeme getirdiğinden, göstermişlerdir. Sonuçta, aslında insan için faydalı bir şey olan zenginlik ve servet, dengeli dağıtım ve adil bölüşümün iyi bir şekilde sağlanamaması yüzünden toplum kesimleri arasında bir takım itirazlara ve anlaşmazlıklara sebep olmuştur Hz. Peygamberin yakın arkadaşlarından Ebu Zerr el-Gıfari, fakir ve yoksulların bir nevi savunucusu olarak ortaya çıkmış, halifeyi ve diğer idarecileri açıkça eleştirmiş ve servetin belli ellerde toplanmasına itiraz etmiştir. Aynı şekilde o aşırı zenginleşme, mülk edinme hırsı ve zengin fakir arasında giderek yükselen uçuruma karşı çıkmış, sonuç olarak, bu hususlarda itiraz sesini yükselten ilk kişi olarak tarihteki yerini almıştır.
- MakaleYalnız künye2013An assessment of historical sourches of the city of emar
Akrep, Mehmet Yunus
A large parf of knowledge about Emar which is capital of the kingdom of Aştata, comes from the surrounding city-states. The city of Emar are the most glorious times of the fourteenth century BC, even under the control of other states. Economically, the city of Emar is as rich as the city of Aleppo, probably this advantage could not be used in the foreign policy. The city of Emar gives a prominent religious view of the city of Emar. This state was probably taken the stage of the history after the invasion of the Sea People
- Derleme MakaleYalnız künye2012Millî Mücadelede liderlik sorunu ve Kâzım Karabekir
Çiftçi, Ali
Liderlik kavramı bütün siyasal ya da sosyal hareketlerde önem taşıyan temel kavramlardan birisi olup siyasal hareketlerin başarıya ulaşmasında da kilit önemdedir. Liderlik yeteneği çok büyük ölçüde doğuştan gelen bir yetenek olup sonradan eğitim ve benzeri yollarla ancak sınırlı olarak geliştirilebilir. Milli Mücadele Hareketinde de liderlik konusu hem bu mücadelenin verildiği yıllarda hem de daha sonraki yıllarda yoğun olarak tartışılan konulardan biridir. Bu tartışma, Mustafa Kemal Paşanın Erzurumda müfettişlik görevinden azli ve onun askerlikten istifasından sonra büyümüş, bu arada Kâzım Karabekirin liderliği de gündeme gelmiştir. M. Kemal Paşa, kendisini liderliğe her yönüyle uygun ve lâyık görürken Karabekir, lider olmaya yanaşmamış ve lider olmayı kabul etmemiştir. Erzurum Kongresinden önceki günlerde Heyet'i Faale toplantıları sırasında M. Kemal Paşanın liderliği kesin olarak kararlaştırılmıştır. M. Kemal Paşa ile Karabekirin liderlik yetenekleri karşılaştırıldığında M. Kemalin daha üstün yeteneklerle donanımlı olduğu görülmektedir. Karabekir, siyasi tarihimizdeki bazı çevrelerin iddialarının aksine Milli Mücadele içinde liderlik arzusunda olmamış ve M. Kemal Paşanın liderliğini başından itibaren kabul etmiştir. Karabekir, M. Kemal Paşanın yerine lider olmak için mücadele etmemiş ama onu kontrolü altında tutarak yönlendirmek istemiştir.
- MakaleYalnız künye2012El-kütüb'ten israiliyat'a bir kavramın tarih içindeki yolculuğu
Kuzudisli, Ali
Bu makalede: İslam literatürünün ilk kaynaklarında sıkça tekrarlananel-Kütüp = Kitaplar kavramının anlamı; el-Kütüb kavramının İslam öncesi dönemden hicri dör- düncü asrın sonlarına kadar olan dönemdeki gelişimi veİsrailiyat kavramıyla yer değişimi; Kitaplardan gelen nakillerin cümle kalıpları ve geneliçerikleri İsrailiyat kavramını ilk kullanan kişinin önceki bazı ça- lışmalarda iddia edildiği gibi Mesûdî olmayıp, Vehb b.Münebbih olduğu konuları incelenmiştir.
- MakaleYalnız künye2010Ottoman and Hungarıan amity in the period of the second Abdülhamid
Nazir, Bayram
History of amity between Ottoman empire and Hungarian is very old. Relations between two countries developed in a friendly way in the 18th and 19th centuries. Towards end of the 19 century, collaboration between countries in the period of the second Abdülhamit developed more.There were a serie of demonstrations in favour of Ottoman empire in 1877-78 Ottoman- Russian war. Committee, who went to Hungary, drew great interest in 1878. Wherever they visited, they were welcomed extraordinarily. In later years, Peoples of Debrecen,one of Hungarian cities, made a crown in which was carved Ottoman crescent to present to II. Abdülhamid. In 1880 Ottoman empire gave a helping hand to the people damaged in flood in Hungary. Money was particularly sent People of Szeged from Istanbul. Abdülhamid gave back 34 scientific and historical pieces which were brought by Soliman I The Magnificent as booty in the seizure of Budin
- MakaleYalnız künye2010The Netherlands impressions of Mehmed Emin Pasha the Sultans ambassador to London
Nazir, Bayram
Mehmed Emin Pasha functioned as the London ambassador for about two years from 25 July 1848 on. During the 19 th century, London enjoyed a central role in European politics. The Pasha commenced work in a period of very critical developments in Europe. His reports to the Porte included these related to the revolutions of the year 1848 which are of particular significance. Mehmed Emin Pasha had been entrusted with the duty to convey the gratulation letter of the Sultan Abdulmecid to the King of the Netherlands who had ascended to the throne. The Pasha left London for this duty and arrived in the Netherlands after a month and was admitted by the King. The Pasha wrote a pamphlet covering his observations about the Netherlands where he stayed for 20 days. In this writing, the Pasha pointed to the achievements in agriculture and seafaring of a country that was virtually submersed in water. The Pasha told how the sea and the rivers flooded the land and the population built channels to protect themselves from the floods. Mehmed Emin Pasha gives brief but significant information on the Netherlands where he stayed only a short time.








