Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2025
    Eskiçağda Toplumsal Cinsiyet Olgusu: Hititler Örneği

    Aktürk, Mehmet Yunus; Bingöl, Orhan

    Toplumsal cinsiyet olgusu insan hayatının ve dolayısıyla insani disiplinlerin orta yerindedir. En temelde toplumun kadına ve erkeğe karşı eşitsiz algılarını, yaklaşımlarını ve uygulamalarını ifade eden toplumsal cinsiyet aynı zamanda kadını ikincilleştirmektedir. Kadın, toplumsal cinsiyeti sebebiyle başta ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyal alanlarda erkeğin ötekisi halinde değerlendirilmektedir. Bu durum, toplumsal ve bilimsel açılardan görece yeni ele alınmakla birlikte tarihsel bakımdan o denli eskidir. Çünkü tarihin çeşitli dilimlerinde ve medeniyetlerinde toplumsal cinsiyet ayrımının varlığı açıkça görülür. Bu anlamda Eskiçağ Anadolusu’na bakıldığında Hititler dikkate değerdir. Anadolu’nun yazılı tarihini başlatan Hititler, erkek ve kadına dair hayata geçirdikleriyle Anadolu’daki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin de miladı olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyetin Anadolu’daki sosyolojik başlangıcını Hititlerdeki kadın ve erkeğin gerçekleştirdiği söylenebilir. Bu makalede söz konusu başlangıç incelenmekte, toplumsal kurumları ve genel sosyal ilişkileri dâhilinde Hitit toplumunda kadın ve erkeğin cinsiyet eşitsizliği değerlendirilmektedir.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfTR Dizin1
    İncele
  • Derleme MakaleAçık Erişim2025
    Gerobiyotikler, Yaşlanma ve Mikrobiyota

    Konyalıgil, Nurefşan; Kurtbeyoğlu, Emine

    Yaşlanma, birçok kronik hastalık ve işlevsel gerileme için ortak bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Yaşlı popülasyonda sağlığı koruma ve yaşam kalitesini iyileştirmede probiyotiklerin profilaktik kullanımının faydaları konusunda artan bir farkındalık vardır. Yaşlanmanın temel mekanizmalarını faydalı bir şekilde zayıflatabilen, fizyolojik yaşlanma süreçlerini azaltabilen ve böylece konağın sağlıklı yaşam süresini uzatabilen probiyotik suşları ve bunlardan türetilen postbiyotik ve para-probiyotikleri tanımlamak için yeni bir terim olan “gerobiyotikler” kullanılmaktadır. Gerobiyotiklerin kullanımı, gelecekte insanların sağlıklı yaşam süresini uzatmak için umut verici bir müdahale stratejisi olabilir. Ancak sağlıklı yaşlanmayı sağlamada etkili olduğunu gösterebilmek için daha fazla klinik çalışmaya ve daha uzun süreli müdahalelere ihtiyaç vardır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Examination of awareness, knowledge and beliefs on pelvic floor and pelvic floor muscle training in pregnant women

    Ankarali, Handan; Özengin, Nuriye; Bakar, Yesim; Topcuoglu, Mehmet Ata; Bahar, Betül

    Aim: This study aimed to determine the awareness, knowledge, and beliefs of pregnant women on pelvic floor and pelvic floor muscle training. Methods: A total of 250 volunteer women with gestational weeks ranging between 5 to 40 weeks were included in this study. After the physical and socio-demographic characteristics of the pregnant women were recorded, they were asked to complete the questionnaire assessing their awareness, knowledge and beliefs on pelvic floor and pelvic floor muscle training. Results: It was determined that 70.4% of the pregnant women had not heard of the pelvic floor muscles before, 95.2% did not get information about pelvic floor muscles, 90.8% did not know why they needed pelvic floor muscles. It was found that 47.6% of the pregnant women believed that urinary incontinence during pregnancy was normal. In addition, 98% of the pregnant women did not think that they had sufficient information about pelvic floor muscles. It was found that knowledge, awareness and beliefs about pelvic floor and pelvic floor muscles were similar between gestational trimesters (p> 0.05). Conclusion: As a result, pregnant women had insufficient awareness and knowledge levels, maladaptive beliefs about pelvic floor muscles and training. It is essential for pregnant women to know potential problems, preventive and therapeutic methods in this process which they are at risk for various pelvic floor dysfunctions. Therefore, it can be recommended that pregnant women should be routinely informed about the pelvic floor by health professionals and encouraged to participate in pelvic floor muscle training.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Investigation of Radiation Shielding Performance in Borosilicate Ceramic Glass Samples

    Kaya, Selim

    Ceramic glass is a multipurpose solid-state material that merges the high thermal stability, mechanical strength, and chemical durability of ceramics with the transparency, light transmission, and aesthetic benefits of glass. Because of these qualities, ceramic glass can be used in both industrial and scientific settings, especially when radiation protection, high-temperature endurance, heat resistance to thermal fluctuations, and optical clarity are required. Radiation shielding properties of five distinct ceramic glass samples with the chemical formula B2O3-ZnO-K2CO3-PbO (abbreviated as BZKP) were comprehensively assessed in this study. The radiation protection parameters of B2O3-ZnO-K2CO3-PbO glass-ceramic systems, including gamma-ray kerma coefficients (kγ), half-value layer (HVL), radiation shielding efficiency (RPE), mean free path (MFP), fast neutron macroscopic cross section ΣR (cm−1), and effective atomic number (Zeff), were theoretically examined using Monte Carlo EGS4 and WinXCOM software. The radiation shielding characteristics at 20 discrete photon energies, ranging from 0.05 MeV to 2 MeV, were theoretically calculated using the EGS4 simulation code and subsequently compared with data obtained from the XCOM program. The results of this study provide solid and valuable information regarding the improved design of high-performance ceramic glasses for radiation shielding applications. To create effective shielding solutions, a comprehensive understanding of the interactions between various materials and ionizing radiation, such as neutrons and gamma rays, is essential. By combining these discoveries, scientists can create new shielding materials that make the most of materials in these critical areas while improving radiation protection.

    AtıfOpenAlex1
    İncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Yüksek Işınlıklı Büyük Hadron Çarpıştırıcısı Bazlı Müon-Proton Çarpıştırıcılarında Uyarılmış Müon Üretimi

    Sahin, Mehmet; Caliskan, Abdullatif

    Bu çalışmada müon+foton son durumuna sahip spin-1/2 uyarılmış müonun Yüksek Işınlıklı Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (YI-BHÇ) bazlı müon-proton çarpıştırıcısında üretimi incelenmiştir. Kütle merkezi enerjisi 9,16 TeV ve yıllık ışınlık değeri 15 fb-1 olan μp çarpıştırıcısında, uyarılmış müonların kontak etkileşim yöntemiyle üretilip ayar etkileşimi yöntemiyle fotonlu kanala bozunumu araştırılmıştır. Uyarılmış müon sinyalini ardalandan ayırmak için sinyal-ardalan analizi yapılmıştır. Bu analiz sonucunda belirlenen keşif sınırlamaları uygulanarak YI-BHÇ bazlı müon-proton çarpıştırıcısında uyarılmış müonun kütlesi için keşif, gözlem ve dışarlama limitleri tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre kompozitlik skalasının Λ = m_(μ^* ) değeri için uyarılmış müonlar 6570 GeV’e kadar bu çarpıştırıcıda keşfedilebilecektir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    An Assessment of Tracking Lost Livestock According to Sumerian Cuneiform Texts

    Aktürk, Mehmet Yunus

    This article examines how cases of lost livestock were recorded, investigated, and compen-sated within the bureaucratic apparatus of Sumer by analysing cuneiform archives from the Ur III period (2112–2004 BCE). It focuses on three interrelated document types: ration lists, which first register the loss; investigation dockets, which detail the cause, the responsi-ble parties, and witness statements; and compensation tablets, which formalise restitution either by an animal in kind or by its barley equivalent. Terms such as “gu₄ gaz” and “udu sikil” simultaneously denote the quantitative deficit and its juridical status, thereby ensuring institutional consistency. The study shows that oaths, sureties, and a double entry technique reinforced administrative transparency, while compensation calculations were shaped by social status. In theft (gazi) cases, indemnities could rise to 150 percent of the ordinary value, highlighting the system’s deterrent function. Ultimately, incidents of lost livestock served a critical role not only in stock control but also in maintaining social hier-archy and bureaucratic legitimacy within the Sumerian economy. These findings demon-strate that Sumerian administrative practice developed a sophisticated system that inte-grated quantitative oversight with legal financial enforcement inside a unified documen-tary chain.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    İlk Mekteplerdeki Din Derslerinin Mantığı: Muallim Abdülbaki Örneği

    Atalay, Abdurrahman

    Öz: Cumhuriyet Türkiye’sinde idareci kadrolardan bağımsız bir din, siyaset, hukuk, ekonomi ve eğitim anlayışının teşekkül etmeyeceği muhakkaktır. Siyasî iktidarın dinî alandaki belirleyici tavrının izleri, kendi beyanatlarının yanı sıra dinî yayınların üslup ve muhtevalarından da takip edilebilir. Özellikle Erken Cumhuriyet Dönemi’nde kaleme alınan din dersi kitaplarının siyasî iktidarın beklentilerini karşılayacak dinî/siyasî esasları ihtiva ettiği bilinmektedir. Bu çerçevede Muallim Abdülbaki’nin (ö. 1982) ilk mekteplerin üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıfları için yazdığı “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” kitabı dönemin siyasî ve dinî ruhunu gösteren önemli yayınlardır. Bu yayınların isim, muhteva ve üslup olarak temsil gücü yüksek olması, çalışmamız için tercih sebebi olmuştur. Cumhuriyet tarihi boyunca din dersi külliyatına ait bu ve benzeri yayınlarla ilgili önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar bağlamında araştırmamızda kelâm ilminin ilke ve yöntemleri çerçevesinde konunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Zira son dönem Osmanlı düşüncesinde Yeni İlm-i Kelâm’ın güncel konuları arasında yer alan materyalist, pozitivist, laik ve seküler yaklaşımların ele alınıp tartışıldığı bilinmektedir. Bu tartışmaların pratik hayatta karşılıkları da olmuştur. Bu beşerî akımlar, dönemin mütefekkirlerinin din-dünya tasavvurlarına ve dolayısıyla dini yorumların şekillenmesine etki etmiştir. Cumhuriyeti kuran kadrolar nezdinde ise bu akımlar, hayatın her alanını düzenlemesi gereken temel prensipler seviyesine çıkarılmıştır. Bu bakış siyasî, sosyal, kültürel, ekonomik sahaya yansımakla kalmamış din anlayışına, inanç, ibadet ve ahlâk gibi dinin temel unsurlarına da kuvvetle sirayet etmiştir. Ayrıca muasır Batı medeniyetine ulaşmak için dinî alanı yeniden tanımlama ve geleneksel din anlayışını tasfiye etme çalışmaları, o dönemin din anlayışının teşekkülünde belirleyici olmuştur. Siyasî merkezin materyalist, pozitivist, laik ve seküler yaklaşımının ve bu yaklaşımıyla doğrudan alakalı olan muasır medeniyet seviyesine çıkma hedefinin dinî alandaki izdüşümlerini araştırmak, çalışmamızın esasını ve kapsamını teşkil etmektedir. Kurucu kadroların din/dünya anlayışı ve bu anlayışın Muallim Abdülbaki’nin din dersi kitaplarındaki yansımalarını tespit edip örnek metinler eşliğinde ortaya koymak, karşılaştırma yapmak ve irtibatlı olduğunu düşündüğümüz kavramlarla kelâm ilminin yetki ve imkânları ölçüsünde ilişkilendirmek de çalışmanın yöntemini oluşturmaktadır. Bu haliyle ele aldığımız konu klasik bir kelam çalışması olmaktan uzak fakat Yeni İlm-i Kelam çalışması olmaya da namzettir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Transhümanizmin Ontolojik Açmazları: Zihin-Beden, Bilinç ve Benlik Problemleri Üzerine Bir İnceleme

    Yazoglu, Ruhattin; Güçlüer, Fatımanur

    Bu makale, insanın biyolojik ve bilişsel sınırlarını aşma arayışında olan transhümanist düşüncenin, karşı karşıya kaldığı temel felsefî sorunları din felsefesi perspektifinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Transhümanizm, zihin-beden ilişkisini yeniden tanımlamayı, bilinci yapay ortamlara aktarmayı ve kişisel kimliği dijital olarak sürdürebilmeyi hedefleyen bir gelecek vizyonu sunar. Ancak bu hedefler, klasik felsefede ruh-beden dualizmi, bilinç fenomeni ve benlik sorunu gibi metafizik tartışmalarla doğrudan çelişen veya onları yeniden yorumlamayı gerektiren bir yapıdadır. Bu bağlamda, insanın kendini dönüştürme arzusu, sadece teknolojik değil, aynı zamanda ontolojik bir mesele olarak ele alınmalıdır. Makalede, özellikle çağdaş filozofların yaklaşımları ışığında bu meseleler yeniden ele alınmakta, insanın tanrısal taklit yoluyla kendi sınırlarını aşmasının, ontolojik ve teolojik sonuçları sorgulanmaktadır. Çalışma, ruhun ölümsüzlüğü, bilincin kaynağı ve insanın aşkın boyutu gibi din felsefesinin temel konularıyla transhümanist projeler arasında bir gerilim olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, literatürde uzun süredir tartışılmakla beraber, transhümanizmin yalnızca teknik değil, aynı zamanda felsefî ve teolojik yönleriyle de ele alınması gereği, çalışmamızın da merkezî bir vurgusunu oluşturmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Factors Affecting Consumers’ Intention to Purchase Domestic and Electric Automobiles (TOGG): A Research in the Eastern Black Sea Region

    Avcı, İbrahim; Yildiz, Salih; Koroglu, Ali

    Many countries in the world produce their domestic cars and take part in the automotive market. Turkey was also included in these countries, with the TOGG electric car brand introduced in 2019. The TOGG electric car brand, was mass-produced and sold in 2022, has begun to be purchased and used by consumers. Therefore, the factors that affect consumers' purchasing intentions for TOGG brand domestic and electric cars are a matter of curiosity. Therefore, the research aims to determine the effects of consumer innovativeness, consumer ethnocentrism, performance expectation, social impact, environmental benefit and price insensitivity on the purchase intention of TOGG brand domestic and electric cars, and also to reveal the moderating role of the subsidies offered for purchase in these effects. The survey form prepared for this purpose was applied face to face to consumers in seven Eastern Black Sea Region provinces. As a result of the analysis, while positive effects of consumer innovativeness, consumer ethnocentrism, performance expectation, social impact and environmental benefit on the intention to purchase the TOGG brand automobile were determined, no significant effect was determined regarding price insensitivity. These findings have substantial implications for both theory and practice.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    AtıfOpenAlex1
    İncele
  • MakaleYalnız künye2025
    Air pollution and premature deaths: A panel analysis of PM2.5 effects in Europe

    Tümay, Muhammed

    This research investigates air pollution's health and economic implications, focusing on the effect of fine particulate matter (PM2.5) on premature death in the European Union (EU)-27 countries from 2007 to 2019. It employs a robust fixed-effect (FE) panel regression to analyze the data. The study considers various economic and demographic factors, including healthcare expenditure as a percentage of GDP, income distribution, healthy life expectancy at age 65, fertility rates, and total deaths. The analysis reveals that a 1% increase in PM2.5 causes a significant 1.9% rise in premature deaths. These findings urge policymakers to limit air pollution and its destructive impact on public health. The results highlight the need to integrate environmental health interventions into economic policies to protect and improve population well-being. It also adds to the existing economic literature on environmental degradation and its impact on health.

  • MakaleYalnız künye2025
    Assessment of Türkiye’s renewable energy, economic growth, and emissions (2000-2021): A decision-making approach with MAXC and MUTRISS models

    Macit, Nazife Sahin

    This study investigates Türkiye’s performance in renewable energy utilization, economic growth, and carbon emissions between 2000 and 2021 through the application of multi-criteria decision-making (MCDM) methods. By employing MAXC and MUTRISS as decision-making models, this study facilitates the integrated assessment of economic development and environmental sustainability objectives. The MAXC-based analysis identifies economic growth (GDP) as the most influential criterion aligned with national development objectives, while environmental sustainability emerges as a secondary yet essential component. Renewable energy consumption is underscored as a fundamental element of sustainable development. The MUTRISS findings indicate that Türkiye exhibited its highest overall performance in 2004, whereas 2007 and 2008 were marked by the lowest performance levels, potentially reflecting the adverse effects of economic downturns and environmental pressures. To validate the robustness of the applied methods, comparative analyses were conducted with other MCDM techniques. Spearman rank correlation results reveal strong concordance between MAXC and objective weighting methods such as Entropy, MPSI, and IDOCRIW, while showing a negative correlation with CILOS. Conversely, MUTRISS demonstrated moderate positive correlations with PIV, SAW, and CoCoSo, indicating relatively lower ranking consistency. The findings contribute to the methodological evaluation of MCDM tools and emphasize the importance of integrated economic–environmental policy approaches in sustainability assessments.

  • MakaleAçık Erişim2025
    EOG Artefaktları Kullanılarak Yörünge Tabanlı Sınıflandırma: Felçli Bireyler İçin Alternatif Bir İnsan-Makine Arayüz Yaklaşımı

    Melek, Mesut; Gökrem, Levent; Aydin, Sefa

    Günümüzde, doğuştan veya omurilik yaralanması gibi sinir sistemi problemleri sebebiyle tamamen felç olmuş bireylerin günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için Beyin-bilgisayar arayüz (BBA) sistemleri geliştirilmiştir. BBAlar, çeşitli cihazları kullanarak topladığı beyin sinyallerini bilgisayarlar aracılığıyla işleyerek, çevre cihazları harekete geçirmek için çıktı komutları üreten sistemlerdir. Fakat BBA sistemlerinin kullanıcılar üzerinde bazı olumsuz etkileri vardır. Bu çalışmada, Görsel uyaran potansiyel (GUP) ve P300 gibi görsel uyaran tabanlı BBA sistemlerinde kullanılan farklı frekans değerlerinde titreşen uyaranların sistem kullanıcılarının göz sağlığı üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkiyi azaltmak amacıyla; hareketli nesneler yaklaşımını kullanan bir İnsan-Makine Arayüz (İMA) sistemi önerilmiştir. Sistem, kullanıcının hareketli topları odaklanarak takip etmesi sonucunda Elektrosefalografi (EEG) sinyallerinde meydana gelen Elektrookülografi (EOG) artefaktlarını kullanarak hareket yörüngelerini makine öğrenme algoritmaları ile sınıflandırmayı amaçlamaktadır. Çalışma, Emotiv EPOC EEG cihazı aracılığıyla dört farklı rotada hareket eden toplar içeren yaklaşım kullanılarak sağlıklı 8 denek üzerinde gerçekleştirilmiştir. Kaydedilen ham verilere ön işleme aşamaları uygulanmıştır ve etkin kanal seçimi yapılmıştır. Tespit edilen etkin kanallara (AF3, AF4) ait verilere Güç Spektral Yoğunluğu (GSY) ve Ayrık Dalgacık Dönüşümü (ADD) yöntemleri uygulanmıştır. Her yöntem için öznitelikler çıkartılmış ve k-en yakın komşu (k-EYK) ve Lineer Diskriminant Analiz (LDA) algoritmaları kullanılarak sınıflandırılmıştır. GSY yöntemi için LDA ve k-EYK algoritmaları ile sırasıyla 93.86%, 92.62% doğruluk oranları ve 31.42 (bit/dk), 30.10 (bit/dk) ITR değerleri hesaplanmıştır. ADD yöntemi için ise sırasıyla 92.84%, 92.17% doğruluk oranları ve 30.36 (bit/dk), 29.62 (bit/dk) ITR değerleri elde edilmiştir. Karşılaştırılan iki yöntemden GSY’nin ADD’ye göre daha yüksek doğruluk oranları ve ITR değerleri verdiği, LDA algoritmasının k-EYK algoritmasından daha başarılı olduğu gözlemlenmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Siyonist Stratejilerde Süreklilik ve Değişim: Oded Yinon Planı Üzerinden Bir Değerlendirme

    Sahinoglu, Muhammet Cemal

    Amaç: Bu çalışma, 1982 tarihli Oded Yinon Planı’nı yalnızca kendi dönemsel bağlamında bir strateji belgesi olarak değil, aynı zamanda 19. yüzyıldan itibaren şekillenen Siyonist stratejik tahayyülün süreklilik gösteren bir parçası olarak değerlendirmektedir. Bu çerçevede, İsrail’in kuruluşundan önceki demografik ve ideolojik planlamaların Yinon Planı’na nasıl yansıdığı, çalışma kapsamında geliştirilen Yinon Ülke Tipolojisi (YÜT) aracılığıyla sistematik biçimde incelenmektedir. Tasarım/Yöntem: Araştırmada nitel yöntem benimsenmiştir. Veriler, kütüphane kaynaklarından elde edilmiş ve analiz sürecinde tarihsel analiz tekniği uygulanmıştır. Oded Yinon Planı, ilgili tarihsel belgeler ve ikincil literatür ile birlikte “süreklilik” ve “değişim” eksenlerinde değerlendirilmiştir. Oded Yinon Planı'nda adı geçen ülkeler arasında yapılan karşılaştırmalar, YÜT çerçevesinde yürütülmüştür. Çalışma nicel bir test veya ölçüm iddiası taşımamaktadır. YÜT, ülkeleri dört temel stratejik yaklaşıma göre kavramsal biçimde sınıflandırmakta ve bu sınıflandırmayı sayısal veriler yerine belgelere ve örnek olaylara dayalı olarak temellendirmektedir. Bulgular: Elde edilen bulgular, Oded Yinon Planı’nın 19. yüzyıldan itibaren gelişen Siyonist stratejik düşünceyle güçlü bir süreklilik içinde konumlandığını göstermektedir. 1982 sonrasında Lübnan, Irak, Suriye ve Mısır gibi ülkelerde gözlenen siyasal ve coğrafi dönüşümler, büyük ölçüde bu tarihsel stratejik çerçeveyle örtüşmektedir. Temel stratejik hedefler sabit kalmakta, buna karşılık kullanılan araçlar ve süreçler dönemsel koşullara göre çeşitlenmektedir. Ayrıca, YÜT’te tanımlanan dört stratejik yaklaşım, incelenen örneklerde farklı biçimlerde karşılık bulmuştur Sınırlılıklar: Çalışma, Yinon Planı’nda öne çıkan Lübnan, Irak, Suriye, Mısır ve Filistin örneklerine odaklanmaktadır. Arap Yarımadası (Suudi Arabistan ve Körfez monarşileri) bölgesel bir bütün olarak ele alınmış, Ürdün ise Filistin bağlamında değerlendirilmiştir. Özgünlük/Değer: Bu makale, Oded Yinon Planı’nı 1982 yılına özgü yorumların ötesine taşıyarak onu Siyonist stratejik tahayyülün tarihsel sürekliliği içinde konumlandırmaktadır. YÜT aracılığıyla, ülkeler arası stratejik araç ve kalıplar sistemli biçimde karşılaştırılmakta, belgesel ve vaka temelli nitel göstergelere dayalı tipolojik benzerlikler ortaya konmaktadır. Böylece çalışma, literatüre hem kavramsal bir tipoloji hem de tarihsel kanıtlara dayalı, karşılaştırmalı ve belge temelli bir analiz çerçevesi sunmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ4
    Granodiyorit atıklarının demir oksitli sırlarda kullanımının araştırılması: estetik ve sürdürülebilirlik perspektifi

    Arıanpour, Aslı Çakır; Gücer, Mehmet Ali; Isiktas, Imre Deniz; Özek, Serap Bedel; Helvacıkara, Fidan Tonza; Sipahi, Ferkan

    Seramik üretimi, doğal hammaddelere dayalı çok aşamalı süreçler gerektirir. Ancak artan çevresel kaygılar ve hammadde kaynakların tükenmesi, alternatif hammadde arayışını ve atık yönetimini seramik endüstrisinin öncelikli konuları haline getirmiştir. Özellikle doğal taş endüstrisinde oluşan atıklar hem çevresel etkilerin azaltılması hem de ekonomik değer yaratılması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu bağlamda, granitoyidik kayaçlar, özellikle demir oksit içeriği sayesinde seramik sırlarında estetik ve işlevsel katkı sağlayabilecek potansiyel bir atık malzeme olarak değerlendirilmiş ve Gümüşhane il merkezindeki bir mermer işletmesinden temin edilen granodiyorit atıklar, demir oksitli sırların renklendirici bileşeni olarak kullanılmıştır. Petrografik analizler sonucunda kayaç numuneleri granodiyorit, diyorit ve granit olarak sınıflandırılmış; özellikle biyotit ve hornblend gibi mafik mineralleri yüksek oranda içeren granodiyorit (H1) örneklerinde toplam Fe₂O₃ oranının %3,96 olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle sır formülasyonlarında granodiyorit örneği esas alınmıştır. Beş farklı seramik bünye (kırmızı, şamot, döküm, porselen ve stoneware) üzerine uygulanan granodiyorit katkılı sırlar 1040°C–1100°C aralığında pişirilmiş ve özellikle aventurin etkili yüzeyler elde edilmiştir. Denemeler sonucunda, granodiyorit atıklarının sır yüzey özelliklerini, renklenme karakterini ve estetik niteliklerini olumlu yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Elde edilen veriler, bu atık malzemenin seramik sektöründe hem sürdürülebilirlik hem de estetik çeşitlilik açısından değerli bir alternatif sunduğunu göstermektedir.

  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ4
    Limitations of conversion factor approaches in the synthesis of complex oxide superconductors: a case study on Y123 and Y358

    Aktaş, İbrahim

    Accurate precursor calculation is essential for the successful synthesis of oxide-based superconductors. This study compares two commonly used methods stoichiometric balance and conversion factor (CF) approaches in the synthesis of YBa2Cu3O7-δ (Y123) and Y3Ba5Cu8O18+δ (Y358) superconductors. The analysis reveals that CF methods introduce substantial systematic errors, particularly for Y2O3, with deviations reaching 21.2% in Y123. These errors are exacerbated in Y358 due to its increased stoichiometric complexity. Unlike stoichiometric methods, CF approaches neglect volatile losses such as CO2 and fail to adjust for oxygen non-stoichiometry (δ variations), leading to misestimations in precursor masses. Statistical tests (χ2 < 0.001, RMSE) and experimental data confirm that these inaccuracies can negatively impact phase purity and crystallographic quality. A strong correlation (R2 = 0.847) between stoichiometric accuracy and phase formation quality emphasizes the importance of rigorous calculation. This study highlights the inherent limitations of CF-based shortcuts and underscores the necessity of comprehensive stoichiometric modeling, especially in complex oxide systems. The findings also provide an educational framework to address common misconceptions in materials synthesis, particularly for early-stage researchers in solid-state chemistry and materials science.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Comparison of Classical and Deep Learning Models for Respiratory Sound Classification

    Türe, Hayati; Aygün, Eren

    This study aims to automatically classify normal and pathological respiratory sounds using a deep learning-based approach developed on the ICBHI 2017 respiratory sound dataset. MFCCs, Mel spectrograms, and spectral features were extracted from segmented respiratory sound recordings. These features were then used to train classical machine learning algorithms (XGBoost, SVM, KNN, Random Forest) and deep learning models (GhostNet v1–v4, EfficientNet-B0, ResNet50, MobileNetV3). The impact of data augmentation techniques was also systematically examined. The results demonstrate that the GhostNet v4 model achieved the highest performance with 89% accuracy and an F1-score of 0.89. This accuracy outperforms many existing methods reported in the literature using the same dataset. Confusion matrix analyses further indicate that the model reliably distinguishes between normal and pathological classes. These findings highlight the effectiveness of deep learning-based models in the automatic analysis of respiratory sounds and suggest promising solutions for integration into clinical decision support systems.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Maden Endüstrisinde L Tipi Matris ve SWARA Yöntemlerine Dayalı Riskleri Değerlendirme ve Önceliklendirme Modeli: Örnek Bir Uygulama

    Doğan, Onur

    Maden zenginleştirme tesisleri, içerdiği yüksek riskli süreçler nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği (İSG) açısından kapsamlı bir değerlendirme gerektirmektedir. Bu çalışmada, L tipi matris yöntemiyle belirlenen risklerin SWARA (Step-wise Weight Assessment Ratio Analysis) yöntemi ile ağırlıklandırılması yoluyla bir risk önceliklendirme modeli geliştirilmiştir. İlk aşamada, L tipi matris analizi kullanılarak madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan iş sağlığı tehlikeleri sistematik olarak belirlenmiş ve sınıflandırılmıştır. Yapılan çalışma pilot bir çalışma olduğundan 135 riskten yalnızca 12 risk analize dahil edilmiştir. Daha sonra bu riskler, uzman görüşlerine dayalı olarak SWARA yöntemi ile göreceli önemi hesaplanarak ağırlıklandırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Çalışma, madencilik sektöründe iş güvenliği yönetimini daha sistematik hale getirmek için çok kriterli karar verme (MCDM) tekniklerinin nasıl etkin bir şekilde kullanılabileceğini ortaya koyması hedeflenmektedir. Ayrıca bu çalışma ile iş güvenliği uzmanlarının kritik durumlarda karar verme süreçlerini olumlu ve minimum düzeye indirmesi birincil önceliktir. Yapılan analiz sonucunda, R.2 kriteri, 0.19 WJ ağırlık değeri ile en yüksek önem düzeyine sahip kabul edilemez risk olarak belirlenmiştir. Çok tehlikeli riskler kategorisinde K.1 kriteri, 0.27 WJ önem ağırlığı ile en kritik risk olarak tespit edilmiştir. Bu verilere dayanarak çalışma sonucunda, madencilik sektöründe proaktif bir risk yönetimi yaklaşımının benimsenmesi gerektiği vurgulanmış ve potansiyel riskler karşısında koruyucu ve önleyici tedbirlere değinilmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleYalnız künye2025
    Economic Development in Türkiye, The Effects of Financial Development on Environmental Sustainability: The Role of Load Capacity Factor

    Durmuş, Savaş; Akyol, Hikmet; Ağırkaya, Melahat Batu

    This research examined the long and short-term effects of economic growth and financial development on environmental sustainability for the Turkish economy in the period between 1982 and 2022. In this context, he analyzed the effects of social and demographic variables. In the study, the effects of economic growth, financial development, and socio-demographic variables on the load capacity factor (LCF) were estimated using the distributed autoregressive (ARDL) bounds test approach. Our results revealed that economic development for Türkiye is an important determinant of environmental sustainability in both the long and short term. Especially in the long run, economic development promotes environmental sustainability. In this respect, encouraging financial policies supporting economic and environmental sustainability will contribute both to environmental sustainability and to Turkey's sustainable development efforts.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Akdeniz’le Ege’nin Buluşma Noktası Datça’da Turizmin Gelişimi: Bir Sözlü Tarih Çalışması

    Evren, Emine Şimşek

    Turizm destinasyonlarının hangi süreçlerden geçerek günümüze geldiğinin incelenmesi geleceğin inşası açı- sından oldukça önemlidir. Bu noktadan hareketle çalışmada Türkiye’nin önemli turizm destinasyonlarından biri olan Datça’nın turizm tarihi incelenmiştir. Sözlü tarih yöntemiyle yürütülen çalışmada Datça’da yüz yüze yapılan görüşmeler ve belge incelemeleriyle veri toplanmıştır. Butler’ın Turizm Bölgesi Yaşam Döngüsü Modeli kapsamında yapılan betimsel analizler; destinasyonun günümüzde olgunluk aşamasını yaşadığını göstermiş- tir. 1950’lere tekabül eden keşif aşamasında Ege adalarından gelenlerin öncü ziyaretçiler olduğu, ziyaretçi- lerin ücretsiz bir şekilde evlerde ağırlandığı görülmüştür. 1960’larda gelişen katılım aşamasında ise yerel halk evlerinin odalarını kiralayarak ve restoranı da olan birkaç odalı otel işletmeleri kurarak turizm arzına katılmışlardır. 1970’lerin başında kurulan büyük otellerle gelişim aşamasına geçen Datça’da bu süreçte ikincil konut turizmine ağırlık verildiği, 2000’ler itibariyle ise olgunluk sürecinin yaşanmaya başladığı anlaşılmaktadır. Pandemi sonrasında en popüler destinasyonlardan biri haline gelen Datça’da günümüzde en önemli tartışmalardan biri ikincil konut temelli çarpık yapılaşma ve turizmin sürdürülebilirliğidir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    A General Assessment of the Retail Price Premiums of Organic Food Products in Türkiye

    Adanacioglu, Hakan; Doğan, Nilgün

    Organic agricultural production has emerged as an alternative to conventional production and aims to promote a sustainable production approach based on the health of soil, the protection of nature and human well-being factors with an environmentally friendly production method. Organic production combines traditional knowledge with scientific innovation to benefit the natural environment and promote a higher quality of life for all. Organic agricultural products, which have gained significant market share globally and expanded into various markets, are mainly produced for export in Türkiye. The growth of the organic market depends on the balance between supply and demand. In this respect, the aim of this study is to examine the product market prices, which is a key factor affecting the purchasing behaviour of consumers in order to grow the organic market and reach the desired level. Price premiums were examined for the following food groups: cereals/legumes, fruit, vegetables, milk, dairy products and eggs, dried fruit and nuts. This study relies on secondary data and retail prices were collected through online websites. According to the results, the price premium, which was calculated by comparing the prices of organic and conventional versions of selected food products, was found to be in favour of organic products. This price premium was found to be particularly high for noodles, dry beans, buckwheat and rice from the cereals/legumes group; grapefruit, apple and pear from the fruit group and yellow chickpeas, pumpkin seeds from the nuts group. These results provide useful insights for food producers, marketers and policy makers when making decisions about organic food.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim