Yayınlar
- MakaleYalnız künye2021Tanzimat döneminde modern düşüncenin kendisini gösterme biçimi
Kahraman, Yakup
Avrupa’da 17. Yüzyılda kuramsal bir çerçeve kazanan modern düşünce’nin en önemliözelliği aklın doğru yöntemle hakikati bulabileceği iddiasıdır. Bu yaklaşım Aydınlanmadüşüncesinde filozoflar tarafından bütün yaşam alanlarının temel ilkesi olarak değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra olgusallık ve bilimsel veriler ile varlığı, yaşamı anlama veyorumlama çabası 18. yüzyılda paradigma haline gelmiştir. Aynı dönemlerde Osmanlıdüşüncesi ise İslami referansların ve Platon-Aristoteles felsefesinin varlık, bilgi ahlak anlayışlarının etkisi altındadır. Fakat askeri, siyasi alanlarda yapılan yenileşmelerle birliktemodern düşüncenin ilkelerinin Osmanlı düşüncesinde izleri görülmeye başlanmıştır. Tanzimat ile birlikte ise modern düşünceye ait olan akılcılık düşünürler tarafından benimsenmiş bu ilke içerisinde bulundukları kültürel çevre ve İslam-Osmanlı epistemolojisietkisi ile yorumlanarak siyaset, eğitim, hukuk alanına yansıtılmıştır. Dolayısıyla moderndüşünceyi konumlandıran, anlamlandıran çerçevesini belirleyen İslam-Osmanlı epistemolojisidir. Tanzimat düşünürleri modern düşüncenin ilkelerini alımlarken ideolojik birperspektifle değil pratik yaklaşım sergilemişlerdir. Bu çalışmada Tanzimat elitinin içerisinde bulunduğu ontolojik-epistemolojik zemini dikkate alarak modern düşünceye aitözellikleri nasıl yorumladığı gösterilmeye çalışılacaktır.
- MakaleYalnız künye2018Kierkegaard’s Individual-Based Understanding Of Philosophy
Kahraman, Yakup
The introduction of its own methods of natural sciences and the increase in the level of influence of these methods on living has shaped modern thinking accordingly. In this way, we can say that especially since the 17th century, philosophy has been systematized according to natural scientific methods. Along with this period, many philosophers have tried to make philosophy a science and to shape the whole philosophical field according to a certain systematic. One of the most important philosophers of this system is Hegel. Hegel claimed that he could reveal the truth of the whole humanity field with the philosophical system he tried to form. One of the most important criticisms of this approach was brought by Kierkegaard. Kierkegaard objected to evaluate and interpret the human being with certain abstract principles and processes, and instead, he introduced an understanding of existential philosophy which puts forward the individual. In this study, the philosophical approach Hegel tried to form and Kierkegaard’s criticism of this philosophical approach were examined and Kierkegaard’s unique aspect was tried to be presented.
- MakaleYalnız künye2018Hakikati keşfetmenin yolu olarak yöntemli düşünme
Kahraman, Yakup
Modern epistemolojinin en önemli niteliklerinden birisinicelleştirmedir. Bu nicelleştirmenin temeli ise hiç şüphesiz matematikgeometribiliminin felsefi konularda içselleştirilmesidir. 17. Yüzyıl ile birliktematematik-geometri temelli doğa bilimlerinin gelişmesi ve insan yaşamıüzerindeki etkisi filozofların kuramsal zeminini değiştirmesine yol açmıştır.Böylelikle felsefi sistemlerin bu bilimlere göre kurgulandığını görmekteyiz. Buteorik kurgunun en önemli belki de sistematik olarak başlangıç noktasıDescartes’tır. Bu çalışma Descartes’ın matematiği felsefi sisteminin içerisinenasıl yerleştirdiğini ve bunun sonucunda ortaya çıkan refleksiyonu elealmaktadır. Descartes’ın ortaya koyduğu teorik kurgunun en önemliyönlerinden birisi felsefi düşüncenin yöntemsiz herhangi bir sonuç ortayakoyamayacağı fikrinin yerleşmesidir. Bu şekilde felsefi düşünme ve yöntemarasında doğru orantı olduğu fikri yaygınlaşmıştır. Bu fikir hem rasyonelmetafiziğin kökenini oluşturmuş hem de sonraki yüzyıllarda pek çok felsefiyapılanmaya ilham kaynağı olmuştur.
- MakaleAçık Erişim2018Kurucu Öğe Olarak Modern Özne Anlayışının Teşekkülü
Kahraman, Yakup
Tüm varlığı kendisine ait bilgi nesnesi olarak gören ve anlam dünyasını bu varsayımdan hareket ederekoluşturan özne yaklaşımının felsefi temeli modern düşünce ile birlikte atılmıştır.Modern düşüncedeözneyi tüm varlık koşullarından ayrı, bağımsız fakat bu varlığı belirleyen olarak değerlendiren en önemlidüşünür Descartes’tır. Descartes’ın teorik zeminini oluşturduğu bu özne anlayışının kendisinden sonrakietik, sanat, siyaset, din, ekonomi vb. yapılanmalarda da etki ettiğini söyleyebiliriz. Bu yaklaşımın enönemli vasfı varlığı kendisi için meydana gelmiş, nicelleştirilebilen ve el altında tutulabilen alan olarakgörmesidir. Bu bakış açısı tüm varlığı kategorilere indirgeyerek yorumlama çabasını da beraberindegetirmektedir. Böylece varlığın zamana ve mekana bağlı olan çok yönlü anlam yapısı kaybolmakta, soyut,kuru, mekanik bir anlam ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada günümüzde halen etkisini devam ettiren veoldukça sorunlu bir bakış açısı geliştirdiğini düşündüğümüz Descartes’ın kurucu vasıflı özne yaklaşımı vebu yaklaşımın temel sorunları ele alınmıştır.
- MakaleAçık Erişim2018Nermi Uygur’un Yaşam Temelli Felsefe Anlayışı
Kahraman, Yakup
Modern Türk düşüncesini iki döneme ayırır isek bu dönemlerden ilki pozitivist paradigmanın hâkim olduğu cumhuriyetin ilk elli yılıdır. Bu dönemde yapılan felsefi çalışmalar genellikle doğa bilimsel yönteme göre şekillenmiştir. Ayrıca Aydınlanmacı yaklaşımın da popüler olduğu söylenebilir. Bu dönemde verimli eserler meydana getirmiş olan Nermi Uygur ise özellikle Husserl’in fenomenoloji temelli felsefi yaklaşımını benimseyerek farklı bir çığır açmıştır. Uygur’un bu dönemde yaşam temelli bir anlayış ortaya koyması ve her bir yaşam perspektifini felsefi açıdan değerli bulması dikkate değerdir. Bu çalışmada Uygur’un fenomenoloji temelli felsefe yaklaşımının otantik, diyalojik nitelikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylece düşünce geleneğimizde aydınlanmacı, pozitivist paradigmanın yanı sıra farklı seslerin olduğu gösterilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2018Takiyettin Mengüşoğlu’nun Antropoloji Temelli İnsan Anlayışı
Kahraman, Yakup
Modern Türk düşüncesinde insan hakkında Takiyettin Mengüşoğlu’na ait felsefi antropoloji temelli yaklaşım oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Bu yaklaşımın en önemli özelliği soyut, kavramsal, tek yönlü insan tasarımı yerine bilimsel ve antropolojik verilerin ışığında somut insan varoluşunun anlamını ortaya koyma çabasıdır. O, insanı parçalayıp farklı yönlerine göre değerlendiren ve buna göre bir insan yaklaşımı ortaya koymaya çalışan sprütüalist, materyalist yaklaşımları masa başı felsefesi tanımlamasıyla eleştirmektedir. Mengüşoğlu yaptığı felsefi çalışmalarda insanın somut varlık bütününün ortaya konulması ile insana ait evrensel ilkelerin bulunabileceğini düşünmektedir. Bu çalışmada Mengüşoğlu’nun antropoloji temelli felsefi yaklaşımdan ne anladığı, bu yaklaşımın temel ilkelerinin ne olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.
- MakaleYalnız künye2017Felsefi hermenötik refleksiyonun temeli olarak anlama-dil ilişkisi
Kahraman, Yakup
Modern epistemolojinin ortaya çıkması ile birlikte bilinç ile dış dünya arasındaki ilişkinin daha sık sorgulandığını görmekteyiz. Bu paradigmaya dayalı bilme, anlama-yorumlama ve bunun aktarımı konusunda ortaya konulan fikirlerin ise biçimsellikle sınırlı kaldığını söyleyebiliriz. Bu biçimselliğe sistematik şekilde karşı çıkan felsefi hermenötik ontolojik bir yapı ve süreç önermektedir. Buna göre bireyin anlama deneyimi dil üzerinden başlamaktadır ve zamansal, mekânsal faktörleri bir arada bulundurmaktadır. Bizim bilme ve anlama etkinliğimiz tarihsellik barındırmaktadır ve bu tarihselliğin yönlendirdiği ufuk dil sayesinde bize kazandırılmaktadır. O halde tarihsellikten sıyrılmış bir anlama mümkün değildir. Bununla birlikte bu anlamayı yönlendirme gücü olandilin otantik bir yapısı bulunmaktadır. Bu çalışmada anlama ve dili matematiksel yapıya indirgeyerek nesnel, genel-geçer bilginin mümkün olduğunu göstermeye çalışan modern epistemolojinin aksine felsefi hermenötiğin anlama ve dili yaşamın içerisinde nasıl konumlandırdığı gösterilmeye çalışılmıştır.
- MakaleYalnız künye2017Modern epistemolojinin temel refleksiyonu olarak yöntemsel düşünmenin zemini
Kahraman, Yakup
Avrupa’da Rönesans ile başlayan toplumsal ve siyasal dönüşüm ile birlikte düşünsel yapı da değişmiştir. Bu dönemde pratik zeminle eş güdümlü olarak Aristoteles geleneğine bağlı olan epistemolojinin terk edilmeye başlandığı görülmektedir. Varolan pratik zemine ayak uyduramayan Aristotelesçi metafizik yaklaşım yerine, pratik yaşamı yönlendirmeye başlayan doğa bilimsel içerikle donatılmış bir epistemolojiye doğru gidilmiştir. Bu epistemolojinin en önemli özelliği ise doğru bir yöntem meydana getirerek olgusallığı anlamanın yolunu bulmaktır. Bu şekilde oluşturulan modern epistemolojide yöntem bilinci öne çıkmıştır. Francis Bacon tam da böyle bir epistemolojik yaklaşım ile varlığı yönlendirme ve ondan faydalanmanın yollarını bulmaya çalışmaktadır. Onun oluşturduğu bu epistemolojik zemin daha sonraki dönemlerde etkisini arttırarak devam ettirecektir. Bu makalede modern epistemolojinin hakikati anlama ve yönlendirmede yöntem bilincini temel refleksiyon olarak nasıl benimsediği Francis Bacon örneği üzerinden gösterilmeye çalışılmıştır.
- MakaleYalnız künye2014Yaşamın kendisinden varlığın gerçekliğine
Kahraman, Yakup
Felsefe tarihinde özellikle antikçağ yunan felsefesi sonrası ile 19. yy. arasında varlığın ele alınış tarzının genel olarak soyut kabullenmelerin ötesine geçemediğini, kavramsal çerçevelerin içerisine sıkıştığını söyleyebiliriz. Bu makalede varlığı anlama çabasında bu kurgusal yapının ötesine nasıl çıkılabileceği, pozitivist teorinin ortaya koyduğu metafizik karşıtı söylemin gerçekte sağlam bir ontolojik yapı sağlayıp sağlamadığı sorgulanmıştır. Bu yaklaşımın doğa bilimsel yöntemi varlığı anlamak için kullanma çabasının ortaya çıkardığı zeminin de ontolojik yapı için yetersiz olduğu gösterilmiş bu refleksin metafizik, kurgusal yaklaşımları eleştirirken kendisinin de bu duruma düştüğü ortaya konularak, yaşam merkezli varlık yorumlamalarının ontoloji için geçerli olacağı savunulmuştur. Varlık ve yaşamın birbiri ile olan ilişkisinin her ikisini serimleme imkânını ortaya çıkardığı gösterilmeye çalışılmıştır.
- MakaleYalnız künye2014Evrensel ilkeler ve pratik yaşam arasında ahlâkın teşekkülü
Kahraman, Yakup
Bu çalışmamızda ahlâki ilkeler ve yaşam arasındaki insanın ahlâki eğilimlerini, ahlâki tavrını nasıl bir yaklaşımla yorumlamamız gerektiği ve ahlâka nasıl bir teorik zemin oluşturabileceğimiz sorgulanmaktadır. Biz bu sorgulamayı, Kantın oluşturmaya çalıştığı, akıl ilkelerine dayalı evrensel bir teorik zeminden hareket eden ahlâk anlayışını temel alarak yapmaktayız. Burada Kantın evrenselci bir refleksiyonla ahlâki ilkeleri sadece akıl a indirgemesinin ve sırf kurgusal bir temelden yola çıkarak yaşam ile ayrışmaz bir yapısı bulunan ahlâkı yönlendirmeye çalışmasının meydana getireceği olumsuzluklar üzerinde durulmaktadır. Bir ilkeden hareket etme zorunluluğunun olmasıyla birlikte yaşamın sürekli değişen yüzünün bireyin ahlâk tecrübesinin oluşumunda dinamik bir yapı meydana getirdiği gösterilmekte ve teori-pratik arasında tek yönlü bir kurgunun olamayacağı Nietzschenin görüşleri de referans alınarak vurgulanmaktadır. Bize göre Aristotelesin phronesis kavramına verdiği anlam etrafında ahlâk ın teorik yönünü oluşturarak pratiğin yönlendirici gücü de ortaya konulabilecektir.
- MakaleYalnız künye2014Varoluşumuzun temel tavrı olarak anlama
Kahraman, Yakup
Bu çalışmamızda anlamanın nasıl gerçekleştiği ve temel özelliklerinin neler olduğu sorgulanmaktadır. Bu sorgulamanın nedeni ise anlamanın zihinsel, mantıksal, kurgusal temellerin dışında ontolojik bir süreç olarak kavranılması gerektiğini düşünmemizdir. Felsefe tarihindeki bazı filozofların anlamayı sadece özneye indirgeyerek açıklamaya çalışmalarının ötesinde özne-nesne ontolojisini aşan yapısı ele alınmakta, anlamanın kendisinin ortaya çıkış koşulları, niteliği bu varsayımdan hareketle temellendirilmektedir. Burada ortaya çıkmaktadır ki anlama sadece öznenin bir yeteneğine indirgenemeyecek kadar karşılıklı etkileşim sayesinde gerçekleşen, zamansal, mekânsal yönleri bulunan bir süreçtir. Anlamayı bu yönlerini dikkate alarak irdeleyen Heidegger ve Gadamerin, özellikle anlamanın yapısını oluşturan ön anlamalara ait vurguları, anlamanın tarihsel yapısını göz ardı etmemeleri kanaatimizce bize verimli bir felsefi zemin sağlamaktadır.
- MakaleYalnız künye2014Dil varlığının ontolojik zemini
Kahraman, Yakup
Dil konusu pratik yaşamımızın her alanında önemli bir yertutmaktadır. Bu konunun teorik zemini ile ilgili felsefi anlamda yapılmışçalışmaların en önemlilerinden birisi olan Wittgenstein’ın çalışmaları isedönüm noktası niteliğindedir. Wittgenstein’ın dil yaklaşımını birinci ve ikincidönem olarak ele aldığımızda her iki dönemin felsefi zemininin ontolojikyeterliliğinin ne olduğu sorgulanmaktadır. Bu sorgulamanın sonucundaWittgenstein’ın birinci döneminin yaşamsal perspektiflerin ortayakonulmasını sağlayan dil için yeterli bir felsefi zemine sahip olmadığı ikincidöneminin ise bu bakımdan çeşitli yaşam alanlarına saygı duyan bir dil yapısıoluşturduğu ortaya konulmuştur. Bununla birlikte ontolojik zemini dahagüçlü olan ve günümüzdeki dil sorunlarını yaşam pratiklerini de göz önünealarak çözmek için daha verimli bir zemin olarak Herder, Humbolt veHeidegger’in dil yaklaşımları üzerinde durulmuştur
- MakaleYalnız künye2014From the Reality of Life to the Being Itself
Kahraman, Yakup
It can be said that, the way of handling being in the history of philosophy in general, espically between the time period after ancient Greek philosophy and 19th century never goes beyond abstract presuppositions and is jammed into the conceptual frameworks. In this article, we have questioned whether anti-metaphysical discourse as it was put forward by the positivist theory does actually provide a robust ontological structure or not, and how the effort to understand existance may go beyond this fictional structure. It has been shown that ground revealed by using the method of natural sciences to understand existence is inadequate for providing an ontological structure. Considering that while criticizing metaphysics and fictional approaches, this reflex itself falls into the same situation it criticizes, it was advocated that life based interpretations of entities will be valid for ontology. We have tried to show that the relationship between entity and life gives rise to possibility for each to expose the other.
- MakaleYalnız künye2013Hiyerarşik Varlık Algısından Ontolojik Varlık Algısına Geçişin İmkânı
Kahraman, Yakup
Kartezyen özne yaklaşımının yaşam perspektifimizin oluşumunda özelliklede çevre üzerindeki etkisinin irdelendiği çalışmamızda bu felsefi zeminin modern dönemin varlık algısı üzerindeki etkisi ortaya konulmak istenmiştir. Descartes'ın teorik zeminini kurguladığı varlık algısının modernite sürecinde ne gibi olumsuzluklara yol açtığı üzerinde durularak bu sorunun aşılması ve farklı bir pratik zeminin oluşturulabilmesi için gereken felsefi alt yapının ne olabileceği sorgulanmıştır. Bu zeminin oluşabilmesi için modern özne'nin kendinden yola çıkarak varlığı inşa etme sürecinin yerine varlıkla etkileşimin öne çıkarıldığı diyalojik bir tarz benimsemesi gerektiği belirtilerek varlığı yatay düzlemde gören felsefi yaklaşımlar alternatif olarak teklif edilmiştir. Buna göre öznenin kendi tecrübesinin dâhil olduğu fakat sadece kendinden yola çıkarak kavrama algısının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bunun olabilmesi için ise teorik sınırlamaların üzerinde pratiğinde içerisinde olduğu, ontolojik anlamayı mümkün kılacak felsefi zemin olarak Heidegger ve Habermas'ın felsefi yaklaşımları örnek gösterilmiştir.
