Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Baltaci, Cemalettin(26)
- Uzun, Sevda(24)
- Kulakaç, Nurşen(23)
- Yildiz, Salih(23)
- Ayaydin, Hasan(22)
- Doğan, Kadir Caner(19)
- Kenek, Gökhan(19)
- Tosunoğlu, Büşra(19)
- Yilmaz, Ozgur(19)
- Akyürek, Suat(18)
- Bostan, Sedat(18)
- Can, İbrahim(18)
- Doğru, Bülent(18)
- Peker, İskender(18)
- Çalışır, Gülsüm(18)
- Avcı, İbrahim(17)
- Hayaloğlu, Pınar(17)
- Keyifli, Nazlı(17)
- Ulutaşdemir, Nilgün(17)
- Yildiz, Emel(17)
- Akyol, Hikmet(16)
- Türkkan, Tuğba(16)
- Yeşilçayır, Celal(16)
- Cengiz, Ekrem(15)
- Pala, Fahrettin(15)
- Akyüz, Ahmet Mutlu(14)
- Bayrakdaroğlu, Serdar(14)
- Demirağ, Hatice(14)
- Demirbağ, Orkun(14)
- Evren, Savaş(14)
- Kahraman, Yakup(14)
- Yesilelebi, Gl(14)
- Yıldız, Barış(14)
- Ödemiş, Murat(14)
- Damlıbağ, Fatih(13)
- Hakkıoğlu, Mümin(13)
- Saylan, Kemal(13)
- Taşdelen, Birgül(13)
- Zeybek, Halil İbrahim(13)
- Çam, Alper Veli(13)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2025Economic Crises, Social Protection Policies and the Transformation of Family Structures in the European Union: Panel Data Analysis
Seyhan, Burak
This study investigates the impact of economic crises on the transformation of family structures in European Union (EU) countries through a panel data analysis approach. The divorce rate is used as the dependent variable, while the unemployment rate, real GDP per capita, and social protection expenditures are treated as independent variables. The analysis is based on a balanced panel dataset covering 27 EU member states over the period 1995 to 2022. The study applies several econometric tests including cross-sectional dependence, slope homogeneity, panel unit root, panel cointegration, and long-run estimations (FMOLS, DOLS, OLS). Additionally, panel Granger causality tests are conducted to examine the directionality of relationships between variables. Empirical findings suggest that an increase in unemployment significantly raises divorce rates, while higher social protection spending reduces them. Real GDP per capita is also found to have a statistically significant and positive effect on divorce. The causality results reveal both bidirectional and unidirectional relationships across variables. These outcomes imply that economic instability tends to weaken family cohesion, whereas well-designed social welfare policies act as a stabilizing force. Accordingly, the study emphasizes the critical importance of strengthening social protection systems and adopting employment-centered macroeconomic strategies to ensure the sustainability of family structures within the EU.
- MakaleAçık Erişim2025Ekoturizm İşletmelerinde Hizmet Kalitesinin Ölçülmesi: Gümüşhane Örneği
Akdu, Uğur; Ergün, Bayram
Amaç – Ülkelerin turizm faaliyetlerinin gelişimi ve ekonomileri için önemli bir faaliyet alanı olan Ekoturizm, yerli ve yabancı turistlerin doğa temelli olarak sürdürebilirlik kavramı çerçevesinde gerçekleştirdiği faaliyetler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Turizm sektöründe hizmet kalitesi oldukça önemlidir. Kaliteli hizmet sunumu ziyaretçi memnuniyeti ve devamlılığı açısından önemlidir. Araştırmanın amacı ekoturizm destinasyonunu ziyaret eden turistlerin ekoturizm işletmelerine yönelik hizmet kalitesi düzeyi belirlenmektir. Yöntem – Araştırma kapsamında ekoturizm için elverişli bir bölge olduğu düşünülen Gümüşhane ili seçilmiştir. Ziyaretçilerin deneyimlerini ve hizmet kalitesi algısını ölçebilmek için Khan (1996) tarafından geliştirilen ECOSERV hizmet kalitesi ölçüm modeli kullanılmıştır. Elde edilen veriler beklenti ve algı arasındaki boşluk hesaplaması, frekans dağılımları, güvenilirlik, doğrulayıcı faktör analizi ve regresyon analizi ile test edilmiştir. Bulgular – Analizler katılımcıların beklentilerini karşılamaya en yakın boyutun ‘Empati’ boyutu olduğu, beklentileri karşılamaya en uzak boyutun ‘Güvence’ boyutu olduğu göstermektedir. Bununla birlikte ‘Empati', 'Güvenilirlik', 'Güvence' ve 'Heveslilik' boyutlarının hizmet kalitesindeki değişimi pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Regresyon analizi sonuçları değerlendirildiğinde algılanan hizmet kalitesine en yüksek etki oranına sahip boyutun da “Güvence” boyutu olduğu görülmüştür. Tartışma – Araştırma sonuçlarının literatür ile benzeştiği söylenebilir. Ecoserv’in tüm boyutlarının algılanan hizmet kalitesini olumlu yönde etkilediği, beklenti düzeyi en yüksek boyutun güvence boyutu olduğu ve genel olarak algılanan hizmet kalitesi düzeyinin düşük olduğu görülmüştür. Bu durum beklentilerin her zaman daha yüksek olması ve karşılaşılan en küçük hizmet hatasının tolare edilmesindeki isteksizlik olarak yorumlanabilir. Hesaplanan fark puanları doğrultusunda hizmet sunumunun iyileştirilmesinin hizmet kalitesi düzeyini arttıracağı bu bağlamda araştırmanın ekoturizm destinasyonu, işletmeleri ve planlayıcılara örnek teşkil edebileceği düşünülmektedir.
AtıfTR Dizin1İncele - MakaleAçık Erişim2025Çevresel inovasyon ve sağlık harcamalarının çevre kirliliği üzerindeki etkisi: Kantil panel yaklaşımı
Kanca, Osman Cenk; Yıldız, Barış; Yildiz, Gizem; Çınar, Ezginur
Sağlık harcamaları ve çevresel inovasyon düzeyindeki farklılıklar hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler açısından çeşitli çevresel sonuçlar doğurabilmektedir. Çevresel sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi noktasında bu faktörler oldukça ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı çevresel inovasyon ve sağlık harcamalarının çevre kirliliği üzerindeki etkisini araştırmaktır. Ampirik analizde 2000-2021 dönemine ve 5 ülkeye (Çin, Hindistan, Rusya, Japonya ve ABD) ait panel veriler kullanılmıştır. Çevre kirliliğinin göstergesi olarak literatürde sıklıkla CO2 emisyonu verisi kullanılmasına rağmen çeşitli avantajlarından dolayı bu çalışmada “yük kapasite faktörü” verisi kullanılmıştır. Çevresel inovasyonu temsilen “çevreyi korumaya yönelik teknoloji patent sayıları” verisi, sağlık harcamaları (%GSYH) ve kontrol değişken olarak kişi başına GSYH verisi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki eşbütünleşik ilişki Westerlund (2007) tarafından geliştirilen panel eşbütünleşme testi ile analiz edilmiştir. Ardından uzun dönem katsayılar geleneksel panel veri yöntemi Driscoll-Kraay Standart hatalar (DKSE) ve güncel bir yöntem olan Momentler Metodu Kantil Regresyon (MMQR) yöntemi ile tahmin edilmiştir. Her iki tahmin sonucu birbirine paralellik göstermektedir. Buna göre çevresel inovasyonun çevre kirliliğini arttırdığı, sağlık harcamalarının ise azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Kontrol değişken olarak modellere dahil edilen kişi başına GSYH ise çevre kirliliğini arttırdığı tespit edilmiştir. Son aşamada ilişkilerin yönü Kónya (2006) panel nedensellik testi ile tespit edilmiştir.
AtıfOpenAlex1İncele - MakaleAçık Erişim2025Zamanın Döngüsünde Devlet ve İktidar: İbn Haldun’da Döngüsel Tarih Anlayışı
Serdar, Erdoğan
Tarih boyunca insanların bir araya gelerek oluşturmuş oldukları toplumlar, bu toplumların yönetimi, yönetim düşüncesinde ortaya çıkan devlet kurumu ve siyasi ortamın doğası, yüzyıllar boyunca düşünürlerin sıklıkla tartıştıkları ve fikir ürettikleri alanlardan biri olmuştur. Bu alanların nesiller boyu aktarımında ise en önemli görevi; tarih bilimi, disiplini üstlenmektedir. Bu makale, İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinden hareketle döngüsel tarih anlayışı üzerinden felsefesini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaca uygun olarak girişte İbn Haldun’un tarihsel olaylara dair yaklaşımının sadece kronolojik bir hikâye anlatımı olarak değil, aynı zamanda toplumsal yapıların, siyasal iktidarın ve insan tabiatının, benzer şekilde devletin döngüsel bir süreç olarak ele alındığı gösterilmeye çalışılmıştır. Birinci bölümde İbn Haldun düşüncesinde önemli yer tutan tarih anlayışının temel kavramları çok derine inmeden açıklanmış, umran fikrinden hareketle özgün düşüncesi ortaya konularak temel bilgiler verilmiştir. Çalışmanın amacını oluşturan ikinci bölümde ise devletin doğuşu, yükselişi ve çöküşü gibi siyasal süreçlerin asabiyet kavramı etrafında şekillenen döngüsel zaman modeli bağlamında nasıl kavramsallaştırıldığı analiz edilmektedir. Sonuç kısmında ise İbn Haldun’un tarih felsefesinin tarihsel olayları anlamada indirgemeci yaklaşımların ötesine geçtiği ve çok katmanlı bir açıklama sunduğunu ve bunu ortaya koyarken son derece özgün bir düşünceyi aktardığı ama bütün bunlara rağmen modern dünyadaki bazı durumları açıklamada yetersiz kaldığı eleştirileri vurgulanarak değerlendirme paragrafı ile birlikte çalışma sonlandırılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2025Marking Plurality in Turkish and Persian: A Contrastive Morphological Analysis
Demir, Süleyman
The aim of the study is to compare and contrast the pluralisation suffixes in Turkish and Persian, two geographically and culturally neighbouring languages, in order to analyse both the main morphological differences and parallels between the two languages. To this end, the inventory of plural suffixes in Turkish and Persian are methodically identified and analysed with a special focus on their phonological forms, distributional patterns, and syntactic implications. The study shows that, both languages employ several inflectional suffixes to pluralise nouns but, the type and application of these suffixes are quite different. The analysis is conducted in three stages, namely description, juxtaposition and comparison, which is in accordance with the contrastive grammar methodology. The results of this contrastive study show that, the variety of plural forms in Persian is more than those of in Turkish as Persian has irregular or broken plural forms, and this increases the morphological complexity of the language. In contrast, Turkish pluralisation is highly regular and predictable, sticking closely to morphophonemic standards based on consonantal assimilation and vowel harmony. Another distinguishing trait is that Persian establishes a distinction between animate and inanimate nouns in pluralisation, whereas Turkish does not. It is evident that the pluralisation techniques used in these two languages, which share a large word inventory, are constantly different. Persian-speaking Turkish learners may struggle with these variations, particularly when studying rule-based affixation or dealing with irregularity. Based on these findings, the study makes practical recommendations for instructors, second language learners, curriculum planners, translators, and textbook authors working in bilingual or comparative environments
- MakaleAçık Erişim2025Transhumanism or Transgression: Altered Bodies in Perdido Street Station
Çapoğlu, Kemal
Being an important example of the New Weird genre, China Miéville’s Perdido Street Station (2000), criticizes transhumanist discourse and presents the ethical issues and unfortunate results of technology in New Crobuzon. This study argues that Miéville questions the optimistic point of view of transhumanism that technology improves human life. The novel also showcases how technology can be used to oppress people by creating inequality, torturing bodies and creating disorder among public. The discussion begins with the remade who are beings forcefully transformed into horrible beings in which flesh and machinery coexist. The modifications of the remade challenges the idea of voluntary enhancement because they function as tools of punishment or exploitation that removes autonomy and honour, thus transforming their bodies so that they can be labourers, entertainers and weapons. The discussion then explores the character Yagharek, the Garuda trying to regain his ability to fly after losing his wings because of a crime. Although Yagharek’s pursuit is compatible with transhumanist notion of morphological freedom, his dependence on New Crobuzon power relations and the ethical ambiguity of his pursuit poses contradiction. Additionally, Isaac’s unintentional release of consciousness-consuming slake-moths when carrying out flight experiments creates concerns about the uncontrolled use of technology. Ultimately, by inserting the remades’ oppression into the Yagharek’s journey, Perdido Street Station interrogates the optimistic claims of transhumanism. Miéville produces a framework of exploitation and ethical ambiguity which prioritizes the fact who controls the technology and who utilizes or suffers from it. This analysis not only not only discusses the novel’s criticism but also reflects the real-world debates on technological advancements, requiring further assessment of humanity’s future
- MakaleAçık Erişim2025Bizans İmparatorlarının Kuzeyli Muhafızları: Varegler
Şen, Fatih; Çog, Mehmet
Bizans İmparatorluğu’nun uzun tarihi boyunca imparatorların kişisel güvenlikleri her zaman önemli bir mesele olmuştur. İmparatorluk bünyesinde kurulan ve Hetaireia olarak adlandırılan özel muhafız alayları, bu zorlu görevi üstlenmiştir. Ancak bu muhafız alayları, her zaman imparatorlara sadık olmamışlardır. Bizans tarihinde pek çok kez bu muhafızlar, gaspçı imparatorların ya da isyan eden yetenekli komutanların yanında yer alarak imparatorları arkadan vurmuşlardır. Sadakatleri çok kolay bir şekilde para ile satın alınan bu muhafızlar; saray teşkilatının aksamasına, daha da önemlisi imparatorun hayatının tehlikeye girmesine neden olmuştur. Bu durumun getirdiği tehlikelerin farkında olan İmparator II. Basileios 988’de radikal bir karar ile kişisel muhafızlarını yerli unsurlar yerine o dönemde Kiev’de yaşayan ve sadakatleri ile tanınan Kuzey kökenli Vareglerden seçmeye karar vermiştir. Bundan sonraki süreçte iki kısma ayrılan Vareglerin bir bölüğü imparatorların özel muhafızları olurken diğer bir bölüğü de merkezi orduların içerisine paralı askerler olarak alınmıştır. II. Basileios’un bu tarihi kararından sonra hem sarayda hem de saha ordularında görev alan Vareg savaşçıları, Bizans İmparatorluğu’nun eski parlak günlerine kavuşmasında oldukça büyük katkılar sağlamışlardır. Vareglerin yeni kurulan Rus Devleti’nin siyasi, kültürel ve ekonomik tarihine de oldukça fazla etkileri olmuştur. İlk Rus Devleti’nin Bizans Ortodoksluğunu kabul etmesini, aynı zamanda Bizans adına Karadeniz’den gelecek tehlikelerin de önünün kesilmesini sağlamışlardır. Bu çalışmada Vareg muhafızlarının ve paralı askerlerinin Bizans'ın asker açığını kapatmasına ve eski gücüne kavuşmasına ne türden katkıları olduğu hakkında bilgi verilecektir.
AtıfOpenAlex1İncele - MakaleAçık Erişim2025Sanal Alanda Tüketim Kültürünün Yeniden Üretilmesi: Netnografik Bir Araştırma
Okur, Hatice Duran
Gündelik hayatın bir uzantısı haline gelen ve görselliğin ön planda olduğu sosyal medya platformları, kullanım sıklığı ve yaygınlığı göz önüne alındığında, toplumsal iletişim biçiminin değişip dönüşmesinde, günümüz toplumlarının tüketim kültürünün sanal mecralarda dolaşıma sokulmasında önemli bir araç olarak işlev görmektedir. Bu noktadan yola çıkarak dünya çapında en popüler sosyal medya platformlarından biri olan Instagram’da bireylerin kendilerini sunuş biçimlerinde, iletişim ve etkileşimlerinde tüketim kültürünün izlerini sürmek çalışmanın başlıca amacını oluşturmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden etnografinin dijital alana uyarlanmış biçimi olan dijital etnografi (netnografi) yaklaşımı kullanılmıştır. Bu doğrultuda Instagram’ı aktif olarak ve farklı amaçlarla kullanan 48 kişiyle, yarı yapılandırılmış görüşme formuna bağlı kalarak çevrimiçi derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler ile alanda gerçekleştirilen uzun süreli gözlem, alınan saha notları, katılımcıların Instagram’daki görsel paylaşımlarıyla birlikte anlamlı kategoriler haline getirilerek betimsel analiz yöntemiyle yorumlanmıştır. Sonuç olarak gündelik hayatın estetikleştirilmiş bir yansıması olan Instagram’da, bireylerin tüketim tercihlerinin yer aldığı gündelik hayata dair paylaşımlarıyla benlik ve hayat tarzı sunumlarını gerçekleştirdikleri, Instagram’da marka ve işletmelerin yer alması, Instagram reklamları, Instagram ünlüleri ve onların markalarla olan iş birlikleri gibi faktörlerin gündelik hayattaki tüketim kültürünün bu mecrada dolaşıma sokularak yeniden üretilmesinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca Instagram ortamındaki ilişki ve etkileşimlerle ihtiyaçların manipülasyona uğradığı, ürün satın almada arzuların, isteklerin etkili olduğu, sembolik, hazcı, gösterişçi bir tüketim kültürünün yaygınlığı tespit edilmiştir.
AtıfOpenAlex3TR Dizin1İncele - MakaleAçık Erişim2025Sehl b. hârûn ve eserleri
Kuyanay, Mehmet
Bu makale, Arap edebiyatında İbnu’l-Mukaffa'nın izinden giden klasik nesrin öncülerinden biri kabul edilen Fars kökenli şair, yazar ve mütercim Sehl b. Hârûn'un (ö. 215/830) Arap edebiyatına olan katkılarını ve kaleme aldığı eserleri incelemektedir. Sehl b. Hârûn, kaleme aldığı eserlerle yaşadığı dönemin sosyal ve siyasi yapısını yansıtmaya çalışırken aynı zamanda Arap edebiyatında özellikle fabl türü başta olmak üzere nesir alanında başarılı bir hikâye anlatımı örneği sunmuştur. Ancak bilinmeyen nedenlerden dolayı eserlerinin yalnızca çok azı günümüze ulaşmıştır. Günümüze ulaşan eserlerinden biri olan "Kitâbu’n-Nemr ve’s-Saʿleb" ise ancak yakın zamanda ortaya çıkmıştır. Müellifin diğer eserleri ise kendisinden sonra gelen tarihçilerin ve edebiyatçıların bu eserlerden alıntı yapmaları veya isimlerini anarak eserlerine göndermede bulunmaları suretiyle günümüze ulaşmıştır. Dolayısıyla bu makale, Sehl b. Hârûn'un Arap edebiyatına etkilerini ve katkılarını tanıtmanın yanı sıra, onun eserlerinin ayrıntılı bir incelemesini sağlamayı hedeflemektedir. Sehl b. Harûn’un risâle, hikâye ve fabl türü başta olmak üzere Arap edebiyatına yaptığı katkılar da araştırmanın diğer hedefidir. Araştırma esnasında terâcim ve edebiyat ile ilgili eserlerin taranması ve tahlil metodu araştırmanın yöntemi olarak benimsenmiştir. Ayrıca söz konusu müellif kendisinden önce ve sonra yaşamış olan müelliflerle kıyas edilerek eserleri içerik ve usul açısından incelenmiştir. Bu incelemenin akabinde Sehl b. Harûn’un öne çıkan edebî özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2025Husserl’in Fenomenolojisinde Bilinç ve Fenomen Kavramları
Üner, Aslı
Felsefenin neredeyse tüm disiplinlerine katkı sağlayan ve fenomenolojinin kurucusu olarak kabul edilen Husserl 20. yüzyılın en etkili filozoflarından biridir. Husserl’in yegâne amacı felsefeyi kesin bir bilim haline getirmektir. Ona göre, deneyime dayanan tüm bilimler felsefe aracılığıyla temellendirilebilir. Her disiplinin yöneldiği kendine ait bir fenomen alanı vardır. Felsefe bu fenomenleri belirli bir ontoloji çerçevesinde inceleyerek bilimlerin ontolojik olarak temellendirilmesini sağlar. Her disiplinde geçerli olmak üzere, dış dünyadaki varlıklarla deneyimlerimiz vasıtasıyla ilişki kurarız ve bunu sağlayan şey bilinçtir. Husserl bilinç ve varlıklar arasındaki ilişkinin temellerini sorgulamamızı sağlayacak bir bilgi eleştirisine ihtiyacımızın olduğunu söyler ve bu eleştiriyi ancak fenomenoloji vasıtasıyla yapabileceğimizi düşünür. Husserl’e göre fenomenler özlerini ifşa ederler ve bu özler saf bilinçte kurulur. Dünya olumsal ve göreli bir yapıya sahip iken temel özelliği yönelimsellik olan saf bilinç zorunlu ve mutlak bir oluşa sahiptir. Varlıkların bilinç olmadan var olmalarına olanak yoktur. Bilinç ise yapısı gereği olmamazlık edemez. Saf bilinç bu noktada Husserl fenomenolojisinin araştırma alanını oluşturur. Bu yazıda Husserl fenomenolojisinin kilit kavramlarından olan fenomen ve bilinç kavramları üzerinde durulacaktır. Husserl’in Kartezyen felsefeden ilham alarak geliştirdiği bilinç anlayışı, günümüzde bilişsel bilim ve felsefe arasında köprü vazifesi gören nörofenomenolojinin doğmasına zemin hazırlamıştır. Fenomen kavramı da 20. yüzyılın başlarından itibaren felsefede önemli bir kırılma noktası olmuş ve çağdaş dönemde birçok düşünür tarafından benimsenmiş, eleştirilmiş ya da yeniden yorumlanmıştır. Bu makalenin amacı, daha çok betimleyici bir yaklaşım benimseyerek, Husserl fenomenolojisini günümüzde de etkisini sürdüren bilinç ve fenomen kavramları ile bu kavramlar arasındaki ilişki ekseninde değerlendirmektir.
- MakaleAçık Erişim2025Şair Nushi’nin Bilinmeyen Şiirleri
Selman, Ahmet
Divan ve mesnevilerden sonra klasik Türk edebiyatının en önemli yazılı kaynakları kuşkusuz mecmualardır. Şiir mecmuaları içeriklerinin zenginliğine rağmen çeşitli sebeplerden dolayı edebiyat araştırmacılarının nispeten ihmal ettikleri yazılı eserlerdir. Bu çalışmada şimdiye kadar üzerinde herhangi bir ilmi araştırmanın yapılmadığı İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde yer alan bir mecmuada bulunan Şair Nushî’ye ait dokuz şiir tanıtılmaktadır. Kaynaklarda kim olduğuna dair neredeyse hiç bilgi bulunmayan Nushî’nin kimliğine dair keşfdilen bu şiirler analiz edilerek somut verilere ortaya konmaktadır. Gün yüzüne çıkarılan bu şiirler şekil ve muhteva bakımından tahlil edilerek şairin edebi şahsiyeti veriye dayalı ortaya konmaktadır. Mecmuada yer alan dokuz şiirin tamamı hem biçim hem de içerik açısından incelendikten sonra Şair Nushî’nin klasik edebiyattaki yeri ve ağırlığı tespit edilmeye çalışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2025Ait olma ihtiyacı ölçeği’nin türkçe formunun psikometrik özellikleri
Kavakli, Mehmet; Temel, Ahmet
Bu çalışmada Ait Olma İhtiyacı Ölçeği’nin (AOİÖ) Türkçeye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin Türkiye örnekleminde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla iki farklı çalışma yürütülmüştür. Birinci çalışmada ölçeğin faktör yapısı incelenerek geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Birinci çalışmanın örneklemini 453 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Ait Olma İhtiyacı Ölçeği’nin yakın bir kavram olan genel aidiyet ile teorik olarak ilişkili ancak konsept olarak farklı bir ölçme aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca ait olma ihtiyacının görmezden gelinme, kişiliğin duygusal tutarsızlık, uyumluluk boyutları ile pozitif yönde dışadönüklük ile ise negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu tespit edilmiştir. İkinci çalışmada ise ölçeğin birinci çalışmada elde edilen faktör yapısına ilişkin doğrulayıcı faktör analizi yürütülmüştür. İkinci çalışmanın örneklemi ise 347 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Ait Olma İhtiyacı Ölçeği’nin Türkçe formunun ölçeğin orijinal çalışmasına benzer şekilde tek faktörlü bir yapıya sahip olduğu ve psikometrik özelliklerinin yeterli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Her iki çalışmadan elde edilen sonuçlar Ait Olma İhtiyacı Ölçeği’nin psikometrik özelliklerinin Türkiye popülasyonu için kabul edilebilir olduğunu göstermiştir.
AtıfOpenAlex2İncele - MakaleAçık Erişim2025Sürdürülebilirlik ve ESG Kapsamında Tedarik Zincirlerinde Özen Yükümlülüğü
Beken, Hıkmet Gülçın
Karmaşık ve dinamik tedarik zincirleri içerisinde insan hakları ve çevreye ilişkin ihlaller sıklıkla görülmektedir. Küresel düzeyde yaşanan çevresel, ekonomik, sosyal ve iklim değişikliği kaynaklı riskler ve sorunlar karşısında şirketler faaliyetlerini çevresel-sosyal-yönetimsel (ESG) bağlamda gerçekleştirmelidir. Tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği ve etik tedarik zincirlerinin oluşumunda kurumsal hesap verebilirliğin tedarik zincirlerine yansıması iş dünyasına yönelik uluslararası standartlar, rehber ilkeler ya da günümüzde sıklıkla benimsenmeye başlayan özen yükümlülükleri üzerinden gerçekleştirilmektedir. Özen yükümlülükleri bu bağlamda, kurumsal anlamda gönüllü hesap verebilirlikten zorunlu hesap verebilirliğe geçişi de nitelemektedir. Hem Avrupa hem de Avrupa dışı bölgelerde zorunlu insan hakları özen yükümlülüklerinin artarak benimsendiği görülmektedir. Hesap verebilirliğin küresel tedarik zincirlerindeki yansıması olan bu zorunlu özen yükümlülükleri insan haklarının korunması kadar çevresel konuları da kapsar hale gelmiştir. Çalışmada karşılaştırmalı olarak incelenen Alman Tedarik Zinciri Özen Yükümlülüğü Kanunu (LkSG) ve AB Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifinin gerçekleştirilmesinin temel motivasyonlarına ve bu düzenlemelerin beklenen ekonomik ve ticari etkilerine yer verilmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025The moderating role of general attitude toward artificial intelligence in the effect of job stress on proactive behavior
Bekar, Fevziye
The aim of this study is to examine the moderating role of general attitude toward artificial intelligence in the effect of job stress on proactive behavior, based on Affective Events Theory. The sample of the study consisted of healthcare professionals. The data were collected at two different times using a convenience sampling method and a longitudinal research design; data from 205 participants were analyzed using simple linear regression and the PROCESS Macro (Model 1). The results of the analysis showed that general attitude toward artificial intelligence had a moderating role in the relationship between job stress and proactive behavior. This study contributes to the development of Affective Events Theory through an AI-based theoretical perspective. Another original aspect of this study is the use of an artificial intelligence-based analysis approach. In this respect, the study further contributes by comparing the results of traditional analysis methods with those of artificial intelligence-based approaches.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1İncele - MakaleYalnız künye2025Work-Life Balance and Work Motivation: A Study on Turkish Civil Aviation Employees During the COVID-19 Pandemic
Zeybek, Halil İbrahim; Şahin, Fatih
The objective of this study is to ascertain the impact of work-life balance on the work motivation of cockpit and cabin crew in Turkish civil aviation during the course of the pandemic caused by the COVID-19. This observation points to a significant gap in the research landscape in this domain. The topic of work-life balance is frequently addressed in academic literature, with a particular focus on its relationship with employee productivity, work addiction, organisational commitment, burnout, and gender inequality. The objective of this study is to contribute to the existing literature on civil aviation and tourism by investigating the impact of work-life balance on work motivation during the period of the global pandemic caused by the COVID-19 virus, which represents a novel area of investigation. The data for the research were collected through a questionnaire from 458 cockpit and cabin crew members working in airline companies in Türkiye, utilising a quantitative research method. The statistical analyses, which included independent sample t- tests and one-way ANOVA tests, were employed to assess the differences in work-life balance and work motivation based on the demographic characteristics of the participants. The results revealed a strong positive correlation between these factors.
AtıfTR Dizin1İncele - MakaleAçık Erişim2025Living like a tree: narratives of slow violence in arundhati roy's the ministry of utmost happiness
Yalcin, Elif Guvendi
This article bridges postcolonial studies and ecocriticism to explore the entanglement of environmental degradation and systemic marginalization in Arundhati Roy's The Ministry of Utmost Happiness. Mainly anchored in the theoretical framework of Nixon's concept of "slow violence," this study examines how colonial and neo-colonial ideologies perpetuate ecological exploitation and social inequality. Through characters such as Anjum and Gulabiya, Roy critiques the intersection of environmental injustices, displacement, and socio-political exclusion. Anjum's existence within a graveyard, which is a symbolic site of ecological decay, exemplifies the gradual violence inflicted upon marginalized communities, while the extinction of white-backed vultures symbolizes the ecological ramifications of industrial modernity. Additionally, the Narmada Bachao Andolan and the Bhopal disaster serve as critical case studies of environmental racism, highlighting the disproportionate burdens borne by the Global South in the name of development. By engaging with colonial legacies such as deforestation and industrial expansion, the article underscores how contemporary globalization replicates the exploitative dynamics of imperialism. Roy's narrative strategies amplify the silenced experiences of the dispossessed while critiquing the ethical failures of anthropocentrism and capitalist modernity. The article concludes by emphasizing the role of literature as an activist medium, capable of rendering visible the imperceptible impacts of ecological and social violence. In doing so, it advocates for postcolonial ecocriticism as an essential lens for addressing global environmental and cultural issues.
- MakaleAçık Erişim2025Pandemi sonrası borsa istanbul sağlık şirketlerinin kümeleme analizi ile finansal değerlendirilmesi
Şimşek, Ahmet Bahadır; Karaer, Merve
Covid-19 pandemisi, sağlık sektöründe büyük değişimlere yol açmış ve ekonomik dengeleri derinden etkilemiştir. Bu çalışma ile pandemi sonrası Türkiye sağlık sektöründeki şirketlerin finansal performanslarının analiz edilmesi ve benzer özelliklere sahip şirketlerin belirlemesi amaçlanmıştır. Çalışmada, 2019 yılının son çeyreğinden 2024 yılının ikinci çeyreğine kadar olan dönemi kapsayan, 12 sağlık şirketinin likidite, kârlılık, borçlanma ve varlık yönetimi gibi finansal göstergeleri incelenmiş ve K-ortalamalar algoritması ile şirketler arasında finansal farklılıklar sınıflandırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda; pandemi döneminde sağlık sektörü şirketlerinin finansal göstergelerinde heterojen bir yapı sergilediği ve alt sektörler bazında farklılaşma gösterdiği ortaya çıkmıştır. Pandemi sonrası dönemde ise sektör genelinde finansal performansın homojenleştiği ve şirketler arasında istikrarın arttığı gözlemlenmiştir. Çalışma, pandemi sonrası sektördeki finansal dayanıklılık ve performans farklılıklarını detaylı bir şekilde analiz ederek sektöre dair derinlemesine bir anlayış sunmaktadır. Son olarak, kriz dönemlerine karşı daha dirençli finansal stratejiler geliştirilmesine yardımcı olacak öngörüler sunmaktadır. Bu bağlamda, çalışma sağlık sektörünün büyümesini desteklemek amacıyla stratejik bir yol haritası oluşturmaktadır.
AtıfOpenAlex1İncele - MakaleAçık Erişim2025Akçaabat (Trabzon) İlçesinde Yerleşmelerin Yükselti Basamaklarına Göre Dağılışı
Üzülmez, Mehmet
Bu çalışma, Akçaabat ilçesindeki yerleşim alanlarının dağılımını, yükselti faktörüne bağlı olarak incelemektedir. Çalışma, yerleşim alanlarının coğrafi unsurlara bağlı olarak nasıl değiştiğini ve bu durumun bölge üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Coğrafi ve topoğrafik koşullar, yerleşimlerin ve nüfusun yoğunluğunda belirleyici bir rol oynamaktadır. İlçede iklim verileri, tarım, yerleşim ve ekosistem üzerinde belirgin etkiler yaratmaktadır. Araştırmada, ilçenin yükselti kademeleri (0-400, 401-800, 801-1200, 1201-2000 metre) detaylı olarak incelenmiş ve nüfus ile yerleşim dağılımı analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında, topografik haritalar, nüfus ve iklim verileri ile Sayısal Yükselti Modeli (SYM) kullanılmış; veriler ArcGIS 10.5 yazılımı ile analiz edilmiştir. Bulgular, 0-400 metre yükselti aralığında yerleşimlerin ve nüfusun yoğunlaştığını, yükselti arttıkça hem yerleşim birimlerinin hem de nüfusun azaldığını göstermektedir. 1200 metre üzerinde kalıcı yerleşim bulunmamakla birlikte, yayla yerleşimleri geçici yerleşim alanı olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada, yükseltiye bağlı olarak ekonomik faaliyetlerde de değişim gözlemlenmiştir. Kıyı bölgelerinde tarım ve balıkçılık faaliyetleri yoğunlaşırken, yüksek alanlarda hayvancılık ve yayla turizmi ön plana çıkmaktadır. Özellikle Hıdırnebi Yaylası, turistik potansiyeliyle dikkat çekmekte ve bölge ekonomisine katkı sağlamaktadır.
- MakaleYalnız künye2025Rosgvardiya’nın güvenlik anlayışı ve dijital gözetim: rusya’da yeni bir toplumsal denetim mekanizması
(Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum
Bu araştırmanın amacı, 2016 yılında Rus kolluk kuvvetlerinin bir parçası olarak kurulmuş olan Rosgvardiya’nın (Ulusal Muhafızlar) çağdaş Rusya’daki güvenlik anlayışı ve toplumsal denetim mekanizması bağlamında kültürel sosyolojik bir analizini sunmaktır. Çalışma, güvenliğin sadece teknik ve işlevsel bir mesele olmayıp aynı zamanda kültürel, simgesel ve toplumsal anlamlar taşıyan çok katmanlı bir olgu olduğunu varsaymaktadır. Yöntem olarak, nitel içerik analizi, söylem analizi ve simgesel analiz tekniklerini bir arada kullanan, çoklu veri türlerine dayalı bir yaklaşım benimsenmiştir; bu kapsamda yayınlanmış resmî belgeler, yasa metinleri, medya haberleri, söyleşiler ve politika dokümanları sistematik olarak incelenmiştir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi, Michel Foucault’nun gözetim ve disipliner iktidar kuramı ile Jeffrey C. Alexander’ın kültürel performans ve simgesellik kuramına dayanmaktadır. Araştırmanın bulguları, Rosgvardiya’nın dijital gözetim sistemleri, kamusal performansları, simgeleri ve medya temsilleri aracılığıyla yalnızca fiziksel güvenliği sağlamakla kalmayıp devlete sadakat, otorite ve hiyerarşi gibi değerleri de kültürel olarak yeniden ürettiğini göstermektedir. Temel sonuç, Rosgvardiya’nın çağdaş Rusya’da güvenliğin yalnızca teknik bir pratik değil, aynı zamanda simgesel ve kültürel bir anlatı olarak inşa edilmesinde merkezi bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025Optimizing Reflow Soldering Oven Temperature Control: A Mathematical Approach with First-Order Modelling and PI Controller Design
Altan, Aytaç; Yanarates, Cagfer
This paper presents a comprehensive analysis of the identification and control of a reflow soldering oven, with the primary goal of developing a Proportional-Integral (PI) controller to ensure precise temperature regulation and high-quality solder joints in circuit board manufacturing. The study begins by examining the generic thermal profile of a reflow soldering oven, offering insights into its temperature dynamics and control requirements. A mathematical model of the oven is derived using a first-order transfer function with transport delay, based on system response analysis. This model serves as the basis for designing and tuning the PI controller. The design process involves a systematic approach, including model validation and performance analysis under various operating conditions. The optimization of temperature control focuses on minimizing overshoot, compensating for steady-state errors, and ensuring robust responses to disturbances. Comprehensive simulations are conducted to evaluate the system's performance and stability, taking into account potential disturbances, noise, and time delays. The effectiveness of the developed PI controller is validated through comparisons with a simple Proportional (P) controller, and its accuracy is verified using the pole placement method. The results demonstrate significant improvements in temperature control, highlighting the controller's ability to precisely maintain desired thermal profiles.

















