Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Türkiye'nin iller düzeyinde araştırma geliştirme ve inovasyon performansının entropi ve gri ilişkisel yöntem ile ölçülmesi

    Elif Takmaz

    Bilgi ve teknoloji temelli ekonomilerin ön plana çıktığı günümüzde, ülkelerin rekabet gücünü belirleyen en önemli unsurlardan biri Ar-Ge ve inovasyon kapasitesidir. Bu kapasitenin yalnızca ulusal düzeyde değil, bölgesel ve yerel düzeyde de doğru ve nesnel biçimde ölçülmesi, kalkınma politikalarının etkinliğini artırmak açısından kritik bir gereklilik hâline gelmiştir. Türkiye'de son yıllarda Ar-Ge harcamaları, nitelikli iş gücü, patent üretimi ve yüksek teknoloji odaklı üretim süreçlerinde önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen, bu ilerlemenin iller düzeyindeki dağılımında belirgin bir dengesizlik söz konusudur. Bu çalışmada, Türkiye'nin iller düzeyinde 2024 yılına ait 23 adet Ar-Ge ve inovasyon göstergesi kullanılarak illerin performansları çok boyutlu bir çerçevede değerlendirilmiştir. Öncelikle Entropi yöntemiyle her bir göstergenin nesnel ağırlıkları hesaplanmış, ardından Gri İlişkisel Analiz (GİA) yöntemi ile illerin göreli performans sıralaması belirlenmiştir. Analiz sonucunda elde edilen entropi ağırlıkları incelendiğinde, Tekno Yatırım (0.0744), Tasarım Merkezi Sayısı (0.0742), Patent Tescil Sayısı (0.0682) gibi göstergeler en yüksek varyansa sahip kriterler olarak ön plana çıkmaktadır. GİA sonuçlarına göre, İstanbul (0.97321), Ankara (0.53416) ve İzmir (0.39188) sırasıyla ilk üç sırada yer almıştır. Analiz sonuçları, Türkiye'de Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin belirli bölgelerde yoğunlaştığını ve bölgesel kalkınma farklılıklarının bu alanda da etkili olduğunu göstermiştir. Çalışma sonucunda elde edilen sıralamalar ve ilişki dereceleri, bölgesel inovasyon politikalarının tasarlanmasına, kaynak tahsisinin daha etkin yapılmasına ve iller arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılmasına yönelik önemli politika çıkarımları sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Holmiyum (HO) katkılı YBCO (358) süperiletken malzemelerine ait radyasyon soğurma parametrelerinin histerezis eğrileri üzerine etkisi

    Osman Gül

    Bu tez çalışmasında, Holmiyum (Ho) katkılı YBCO(358) yüksek sıcaklık süperiletken radyasyon enerjisiyle etkileşim parametreleri üzerinden incelenmiştir. Çalışma kapsamında saf YBCO(358), yarı Ho katkılı YBCO(358) ve tam Ho katkılı YBCO(358) numuneleri ele alınarak, katkı oranının enerji aktarım ve kayıp mekanizmaları üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Manyetik özellikler, sıfır doğru akım manyetik alanı koşulunda alınan mıknatıslanma–manyetik alan (M–H) ölçümleri üzerinden analiz edilmiştir. Elde edilen M–H histerezis eğrileri altında kalan alanlar, MATLAB ortamında sayısal integrasyon yöntemiyle hesaplanarak manyetik alan çevrimi başına karşılık gelen enerji kayıpları nicel olarak belirlenmiştir. Sonuçlar, Ho katkı oranına bağlı olarak histerezis davranışının ve manyetik enerji kaybının belirgin biçimde değiştiğini göstermiştir. Radyasyon enerjisiyle etkileşim parametreleri ise deneysel ölçüm yapılmaksızın, XCOM ve EGS4 tabanlı hesaplamalı yöntemler kullanılarak incelenmiştir. Kütle ve lineer soğurma katsayıları, yarı değer kalınlığı, ortalama serbest yol, radyasyon koruma etkinliği, etkin atom numarası ve kerma katsayıları gibi parametrelerin foton enerjisine bağlı değişimleri değerlendirilmiştir. Hesaplamalı sonuçlar, Ho katkısının atomik bileşim ve yoğunluk üzerinden radyasyon enerjisinin soğurulma ve aktarılma süreçlerini etkilediğini ortaya koymuştur. Manyetik enerji kayıpları ile radyasyon enerjisiyle etkileşim parametreleri arasında doğrudan bir nedensellik kurulmamış olmakla birlikte, her iki enerji rejiminin de malzemenin atomik yapısı ve katkı oranı tarafından belirlendiği gösterilmiştir. Özellikle yarı Ho katkılı numunenin, hem manyetik hem de radyasyonla ilişkili parametreler açısından dengeli bir davranış sergilediği belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, YBCO(358) tabanlı süperiletken seramiklerin enerji sistemleri ve radyasyon ortamlarındaki potansiyel uygulamalarına yönelik önemli çıkarımlar sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Güvem eriği tozunun yoğurt üretiminde kullanım olanakları

    Esra Yeniçeri

    Bu çalışmada, güvem eriği tozu farklı (%2, 4, 6, 8) oranlarda ilave edilerek üretilen yoğurt örneklerinin 21 günlük depolama süresince fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal özellikleri incelenmiştir. Elde edilen fizikokimyasal analiz sonuçlarına göre; güvem eriği tozunun ilavesinin yoğurdun kurumadde, asitlik, pH, yağ, serum ayrılması, viskozite (20 ve 50 rpm), kıvam katsayısı, akış davranış indeksi, L*, a*, b*, C*, H°, beyazlık indeksi (p<0.01) ve kül değerleri (p<0.05) etkisinin istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edilmiştir. Kurmadde, pH, serum ayrılması, viskozite (20 ve 50 rpm), kıvam katsayısı, akış davranış indeksi, L*, H° ve beyazlık indeksi değerlerinin depolamadan etkilendiği (p<0.01), buna karşın kül, asitlik, yağ, a*, b* ve C* değerlerinin etkilenmediği belirlenmiştir (p>0.05). Örneklerin laktobasil ve laktokok sayıları üzerinde güvem eriği tozu ilavesinin ve depolamanın etkisinin istatistiksel olarak önemli olduğu (p<0.01) belirlenmiştir. TAMB ve maya-küf sayıları güvem eriği tozundan etkilenmez iken (p>0.05), depolamadan etkilendiği (p<0.01) saptanmıştır. Yoğurt örneklerinin duyusal özellikler bakımından renk ve görünüş, asitlik, tat ve koku (p<0.05) ve lezzet (p<0.01) puanlarının güvem eriği tozu ilavesinden istatistiksel etkilenirken, yapı ve tekstür, serum ayrılması, gaz oluşumu, ağızda bıraktığı his ve genel kabul edilebilirlik puanlarının ise etkilenmediği (p>0.05) tespit edilmiştir. Örneklerin tüm duyusal özellikleri üzerine depolamanın etkisinin p<0.01 düzeyinde olduğu belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Edremit (Balıkesir) havzasının düşey elektrik sondaj (DES) ve mikrogravite verileri ile taban topoğrafyasının modellenmesi

    Serkan Köksal

    Bu tezin amacı, Balıkesir ilinde yer alan Edremit Körfezi ve yakın çevresinin anakaya taban topoğrafyasının, Mikrogravite ve Düşey Elektrik Sondajı (DES) yöntemleri kullanılarak belirlenmesidir. Çalışmada kullanılan mikrogravite verileri, "Edremit Ovası (Balıkesir) ve Çevresinin Yerel Zemin Etkilerinin Belirlenerek Sahaya Özel Sismik Tehlike ve Zemin Dinamik Davranış Analizlerinin Gerçekleştirilmesi" (TÜBİTAK Projesi, No: 123Y151) kapsamında toplanmıştır. Düşey Elektrik Sondaj (DES) verileri ise, "Balıkesir–Çanakkale–İzmir Türkiye Rejyonel Jeoelektrik Haritalarının Çıkarılması" başlıklı Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) projesi kapsamında, Schlumberger elektrot dizilimi yöntemiyle elde edilmiştir. Söz konusu DES verileri toplam 31 ölçüm noktasında toplanmış olup, ölçümlerden oluşturulan E, F ve G profilleri oluşturulmuştur. Yeniden değerlendirilen veriler ile 1 boyutlu ters çözüm modeli ile jeoelektrik temel yüzeyini gösteren yapı kesitleri oluşturulmuştur. Mikrogravite ölçümleri ise Edremit Havzası ve çevresinde toplam 273 noktada gerçekleştirilmiştir. Bu verilerden elde edilen Bouguer gravite anomalisi haritaları üzerinde çeşitli süzgeçleme (filtering) ve türev tabanlı sınır analizleri uygulanmıştır. Ayrıca 2.5 B'lu Talwani modelleme yöntemi ile anakaya topoğrafyası yeniden yapılandırılmış; bu modelleme sonuçları, DES verilerinden elde edilen yapı kesitleriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Tüm profiller boyunca tanımlanan basamaklı normal faylar, havza tabanının tek bir ana fayla değil, çok segmentli ve çok kademeli bir fay sistemiyle şekillendiğini ortaya koyulmuştur. Bu yapısal özellikler, Bouguer gravite anomali haritalarında izlenen düşük gravite zonları ve 2.5B Talwani gravite model sonuçları ile büyük ölçüde uyumlu olup, gravite ve elektrik özdirenç yöntemlerinin havza geometrisini birbirini tamamlayıcı biçimde ortaya koyduğunu göstermiştir. Ayrıca, Bouguer gravite anomalisi üzerinde uygulanan türev tabanlı sınır analiz teknikleri yardımıyla, bölgedeki gömülü yapısal unsurların olası konumları belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Yüzey kaplama yöntemlerinden biri olan mikro ark oksidasyon (mao) işleminde karşılaşılan risk faktörlerinin belirlenmesi ve örnek bir risk değerlendirme analizi

    Esra Çırak

    Son çeyrek yüzyılda endüstriyel uygulamalarda gerçekleşen teknolojik ilerlemeler yüksek verimin elde edilmesi için sistemlerin hafifliğine ve kullanılan mühendislik malzemelerinin çalışma ömrünün uzatılması üzerine odaklanmaktadır. Bu nedenle otomotiv ve havacılık sanayisi başta olmak üzere uzay ve savunma sanayisinde, denizcilik uygulamaları gibi birçok endüstriyel alanda Alüminyum, Magnezyum, Titanyum gibi hafif metalik mühendislik malzemeleri ve alaşımları kullanılmaktadır. Bu metalik malzemeler ve alaşımlarının sahip olduğu düşük yoğunluk, yüksek mukavemet-ağırlık oranı, özgül sertlik ve kırılganlık, büyük elektriksel iletkenlik, mükemmel elektromanyetik koruma, yüksek sönümleme, geri dönüşüm yeteneği, biyouyumluluk, biyolojik bozula bilirlik ve toksik olmama gibi olağanüstü özelliklerinin yanında mekanik ve tribolojik özelliklerinin aşırı yükler altında düşük olması, düşük tokluğa ve agresif çalışma ortamlarında zayıf korozyon direncine sahip olmaları endüstriyel uygulamalarda kullanımlarını sınırlandırmaktadır. Bu dezavantajları gidermek ve malzemelere daha iyi özellikler kazandırabilmek için yüzeylerinin iyileştirilmesi gerekmektedir. Mikro Ark Oksidasyon (MAO) yöntemi hafif metalik malzemelerin yüzey özelliklerini iyileştirmek amacıyla uygulanan elektrokimyasal bir kaplama yöntemidir. Bu yöntem ile elektrolitik çözelti içerisindeki taban malzeme üzerinde yüksek aşınma ve korozyon direncine sahip, adhezyonu yüksek kararlı seramik kompozit kaplamalar büyütülmektedir. Bu tez çalışmasında, yüzey kaplama sistemlerinden biri olan MAO yöntemi sırasında karşılaşılan risk etmenlerinin belirlenmesi, belirlenen tehlike ve risklerin etki düzeyleri ile uygun düzenleyici-önleyici faaliyetler, iş sağlığı ve güvenliği risk analizi metotlarından Fine-Kinney ile değerlendirilecektir. Değerlendirmeler sonucu elde edilen veriler ile iş sağlığı ve güvenliği alanında mevcut düzenleyici ve önleyici faaliyetlere ek olarak yeni faaliyeteler eklemeyi planlamakta, maruziyetlerin mevcut bilinen etkilerinden farklı olarak diğer etkilerini araştırmak, konu ile alakalı yeni görüşler, yeni çözüm önerileri oluşturarak literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Üniversite öğrencilerine yönelik afet risk iletişimi ve afet güvenlik ölçeğinin geliştirilmesi ve risk iletişiminin güvenlik üzerine etkisi

    Gizem Dursun

    Afetlere hazırlık süreçlerinde üniversite öğrencilerinin afet risklerine ilişkin bilgiye erişim biçimleri ve güvenlik algıları, toplumsal dirençliliğin güçlendirilmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerine yönelik Afet Risk İletişimi ve Afet Güvenliği algısını ölçmeye yönelik iki özgün ölçek geliştirmek ve afet risk iletişiminin afet güvenlik algısı üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma nicel araştırma deseninde yürütülmüş, veriler 2023–2024 akademik yılı bahar döneminde Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 845 öğrenciden anket yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma kapsamında geliştirilen Üniversite Öğrencileri Afet Risk İletişimi Ölçeği 6 maddeden, Üniversite Öğrencileri Afet Güvenlik Ölçeği ise 7 maddeden oluşmakta olup her iki ölçek de 5'li Likert tipinde derecelendirilmiştir. Ölçeklere ilişkin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmış; veriler korelasyon, regresyon ve grup karşılaştırma analizleri ile incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre afet risk iletişimi ile afet güvenlik algısı arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Erkek öğrencilerin afet güvenlik algısı kadın öğrencilere göre daha yüksektir. Üst sınıf öğrencilerinin afet risk iletişimi düzeyi alt sınıf öğrencilerine kıyasla daha yüksektir. Afet eğitimi alan öğrencilerin risk iletişimi düzeyi daha yüksektir. Bölüm bazında yapılan karşılaştırmalarda Sağlık Yönetimi öğrencilerinin hem afet risk iletişimi hem de afet güvenlik algısı daha yüksekken, Hemşirelik ve Sosyal Hizmet bölümlerinde bu düzeyler daha düşüktür. Afetlerden psikolojik olarak etkilenen ve evi afetten zarar gören öğrencilerin afet güvenlik algısı daha düşüktür. Sonuç olarak bu çalışma, afet risk iletişiminin üniversite öğrencilerinin güvenlik algısını doğrudan etkilediğini ortaya koymakta ve üniversitelerde afetlere hazırlık çalışmalarının planlı, sürekli ve bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Trabzon ili Yomra ilçesi ağzı (inceleme-metinler-sözlük)

    Seda Alemdağ

    Çalışma, Trabzon iline bağlı Yomra ilçe merkezi ile bu ilçeye bağlı farklı yerleşim birimlerinden alınmış olan dil ürünlerinin ses ve söz varlığı açısından incelenmesinden oluşmaktadır. Yerleşim birimlerinden alınan ses kayıtlarının titizlikle deşifre edilmesiyle oluşturulan metinlerden hareketle yörenin fonetik özelliklerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın temel unsurlarından biri olan kaynak kişiler belirlenirken; belirli bir yaşın üzerinde olmaları, bulundukları yerleşim biriminden uzun süreli ayrılmamış olmaları, çene ve ağız yapılarının düzgün olması ve konuşmaya engel herhangi bir durumlarının bulunmaması gibi ölçütler esas alınmıştır. Kaynak kişilerden alınan derlemeler yazıya aktarılırken Türk Dil Kurumunun ağız çalışmaları için belirlemiş olduğu ağız transkripsiyonu alfabesi kullanılmış olup bu alfabede yer almayan bazı sesler için ise ağız çalışmalarının genelinde kullanılan işaretlerden faydalanılmıştır. Çalışmanın temelini oluşturan Yomra ilçesinin ağız özelliklerine ilişkin akademik düzeyde yapılmış bir tez çalışması bulunmamaktadır. Bu nedenle, Doğu Karadeniz Bölümü'nün ağız özelliklerini belirgin biçimde yansıtan Yomra ilçesi üzerine böyle bir çalışmanın yapılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Çalışmanın "Giriş" bölümünde ilçenin adı, tarihi, coğrafi durumu, kültürel yapısı ve nüfusu hakkında genel bilgiler verilmiştir. "İnceleme" bölümünde ses bilgisi ele alınmış; bu bölümü "Metinler" ve "Sözlük" bölümleri izlemiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda "Kaynaklar" ve "Kaynak Kişi Listesi" oluşturulmuştur. Bu çalışma, Yomra ilçe merkezi ile merkeze bağlı yerleşim birimlerinden belirlenen 26 kaynak kişiden derleme yöntemiyle elde edilen metinler esas alınarak, yörenin ağız özelliklerinin fonetik (ses bilgisi) ve söz varlığı açısından incelenmesine dayanmaktadır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Demlenmiş çay atığı ve fındık kabuğundan biyokömür üretimi, karakterizasyonu ve bazı ağır metallerin zenginleştirilmesinde kullanımı

    Serdal Şeker

    Bu tez çalışmasında, çevresel su numunelerinde eser düzeyde bulunan Cd(II), Pb(II), Ni(II) ve Co(II) iyonlarının Alevli Atomik Absorpsiyon Spektrofotometresi (FAAS) ile tayini öncesinde, bulundukları ortamdan ayrılması ve zenginleştirilmesi amacıyla katı faz ekstraksiyonu (SPE) yöntemleri geliştirilmiştir. Bu kapsamda düşük maliyetli biyokütle kaynakları olan demlenmiş çay atığı ve fındık kabuğundan piroliz yöntemiyle biyokömürler elde edilmiş ardından demlenmiş çay atığı biyokömürü (DÇAB) ve fındık kabuğu biyokömürü (FKB) manyetik nanopartiküller ile modifiye edilerek yeni manyetik kompozit adsorbanlar sentezlenmiştir. Sentezlenen adsorbanların yapısal ve yüzey özellikleri çeşitli enstrümantal yöntemlerle karakterize edilmiştir. Adsorpsiyon ve desorpsiyon verimini etkileyen sulu çözelti pH'ı, adsorban miktarı, temas süresi ile desorpsiyon çözeltisinin türü ve derişimi gibi deneysel parametreler, DÇAB/Fe3O4 adsorbanı için Merkezi Kompozit Tasarım (MKT) yaklaşımı kullanılarak optimize edilmiş ve elde edilen deneysel veriler kullanılarak yüzde geri kazanımı tahmin edebilen Yapay Sinir Ağı (YSA) tabanlı bir model geliştirilmiştir. DÇAB/CoFe2O4 ve FKB/NiFe2O4 adsorbanları için ise optimizasyon çalışmaları tek değişkenli yaklaşım (OVAT) kullanılarak yürütülmüştür. Geliştirilen yöntemin analitik performansı, zenginleştirme faktörü (ZF), bağıl standart sapma (BSS), gözlenebilme sınırı (GS) ve tayin sınırı (TS) kriterleri temel alınarak incelenmiştir. Sentezlenen adsorbanların maksimum adsorpsiyon kapasiteleri, Langmuir izoterm modeli kullanılarak her bir analit iyonu için belirlenmiş olup; DÇAB/Fe3O4 adsorbanında Cd(II) için 79.4 mg g-1, DÇAB/CoFe2O4 adsorbanında Cd(II), Pb(II) ve Ni(II) için sırasıyla 69.4, 185.2 ve 45.2 mg g-1, FKB/NiFe2O4 adsorbanında ise Cd(II), Pb(II) ve Co(II) için 20.4, 28.2 ve 21.7 mg g-1 olarak hesaplanmıştır. Farklı çevresel su numunelerinde gerçekleştirilen analit ekleme/geri kazanım testleri ile yöntemin doğruluğu ve güvenilirliği ortaya konulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Afet yaşayan bireylerin afet bilinci algısı ve afet okuryazarlığı ilişkisi: Elâzığ ili örneği

    Yaprak Doğan Üstüner

    Afet bilinci algısı, bireylerin risk ve tehlikeyi nasıl algıladığını ifade ederken; afet okuryazarlığı, afetlere ilişkin bilgiyi edinme ve anlama ile bu bilgiyi uygun davranışa dönüştürme becerisini ifade etmektedir. Bu iki kavram arasındaki ilişkinin incelenmesi, afet risklerinin doğru anlaşılması ve etkili müdahalelerin planlanması açısından önemlidir. Bu çalışma, afet yaşamış Elâzığ ilindeki 18–60 yaş aralığında 394 yetişkin bireyin afet bilinci algısı ve afet okuryazarlığı düzeylerini, kesitsel araştırma deseni ve amaçlı örnekleme yöntemi kullanarak karşılaştırmalı biçimde değerlendirmiştir. Elde edilen veri sonuçlarına ait ortalama±standart sapma değerleri ve gruplar arasındaki karşılaştırmalar SPSS istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada Afet Bilinci Algı Ölçeği'nin toplam puan ortalaması 129.49±22.36, afet okuryazarlığı toplam puan ortalaması 32.97±10.47 olup sınırlı seviyede gözlenmiştir. Öğrenim düzeyi ile afet bilinci algısı (R=0.433, p<0.001) ve afet okuryazarlığı toplam puanları (R=0.387, p<0.001) arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmıştır. Linear regresyon analizi sonucunda, afet okuryazarlığı bağımlı değişkeninin; afet eğitimi alma, yanlış afet eğitimi ve afet öncesi bilinci alt boyutlarıyla pozitif yönlü ve anlamlı ilişki (R2=0.403, p<0.001) gözlenmiştir. Afet deneyimi yaşamış topluluklarda afet okuryazarlığının artırılması, yanlış inanış ve kavram yanılgılarının düzeltilmesi ve afet risk yönetimi kapsamında yürütülen bilinçlendirme eğitimlerinin güçlendirilmesi kritik önemdedir. Gelecekteki afet hazırlık stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlanabilmesi için, afet yaşamamış grupları da içeren ve ek değişkenlerle zenginleştirilmiş karşılaştırmalı araştırmaların yapılması önerilmektedir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    İlkokul öğretmenlerinin nükleer kazalara yönelik bilinç, tutum ve davranış ölçek çalışması: Eğitim materyalinin oluşturulması

    Bereket Bülent Ayker

    Afetlerin türü, yeri ve zamanının öngörülememesi okulların afet risklerine karşı hazırlıklı olmasını zorunlu kılmaktadır. Nükleer kazalar öğrenciler ve okul personeli üzerinde fiziksel, psikolojik ve sosyal etkiler oluşturabilmektedir. Bu nedenle okulların nükleer kazalara yönelik hazırlık düzeyinin artırılması afet yönetimi süreçlerinin etkinliğine katkı sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı; Artvin ve Kars'ta görev yapan ilkokul öğretmenlerinin nükleer kazalara yönelik bilinç, tutum ve davranış düzeylerini belirlemek için bir ölçek geliştirmek ve ilkokullara yönelik eğitim materyali hazırlamaktır. Araştırma nicel yöntemle yürütülmüş ve veri toplama aracı olarak ölçek geliştirilmiştir. Örneklem seçiminde tesadüfi olmayan örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Ölçek geliştirme süreci pilot ve saha uygulamaları olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Pilot uygulama Artvin ilinde yapılmış, açıklayıcı faktör analizi ile güvenirlik analizleri uygulanmış ve faktör yapısına uymayan maddeler ölçekten çıkarılmıştır. Saha uygulaması Kars ilinde gerçekleştirilmiş, doğrulayıcı faktör analizi yapılmış ve geçerlik ile güvenirlik analizleri tamamlanmıştır. Son aşamada parametrik istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde Microsoft Office Excel 2013 ve SPSS 25.0 programları kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre afet yönetimi eğitimi alan katılımcıların nükleer kaza bilinç düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bulgular doğrultusunda nükleer kazaların etkilerini azaltmaya yönelik ilkokullara ve ilgili bireylere yönelik uygulanabilir öneriler geliştirilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Güncel türk çeltik çeşitlerinin pirinç patlağı özellikleri yönünden seçimi

    Gonca Gül Öngel

    Bu çalışmada, 22 farklı çeltik çeşidinden pirinç patlağı üretilmiş ve ham çeltikten kargo pirince, oradan pirinç patlağına uzanan işleme zincirinin ürün kalitesi üzerindeki etkileri bütüncül yaklaşımla değerlendirilmiştir. Bu amaçla, çeltikler yarı haşlama (parboiling) işlemine tabi tutulmuş, kurutulup kabukları soyularak kargo pirince dönüştürülmüş ve tuzda patlatma yöntemiyle pirinç patlağı elde edilmiştir. Ham çeltikte tane yapısı ve boyut ve geometriyi yansıtan fiziksel göstergeler; kargo pirinçte bunlara ek olarak akış davranışını ortaya koyan reolojik parametreler; pirinç patlağında ise boyut ve gözeneklilikle ilişkili fiziksel göstergeler, seçilmiş bileşim ve biyoaktif parametreler ile nişasta yapısına ilişkin FTIR bulguları incelenmiştir. Patlatma işlemi, tane boyutlarında hacimsel genişleme ve gözeneklilik artışıyla birlikte yoğunluğun düşmesine yol açmış; ancak yapısal yanıtın çeşide göre farklılaştığı görülmüştür. Şişme davranışı ile porozite arasında belirgin ilişkiler gözlenmiştir. Reolojik değerlendirmeler, her iki üründe de psödoplastikakışın korunduğunu; ancak pirinç patlağında viskozite düzeylerinin yeniden düzenlendiğini göstermiştir. FTIR analizi, patlatmanın nişastayı kimyasal olarak parçalamaktan çok kristalin–amorf dengesini yeniden yapılandırdığını ortaya koymuştur. Toplam fenolikler, flavonoidler, γ-orizanol ve toplam antioksidan kapasite açısından çeşitlere özgü profiller belirlenmiş; antioksidan yanıtın tek bir belirteçle açıklanamayacağı anlaşılmıştır. Bulgular, pirinç patlağında hedeflenen kalite için yalnızca proses parametrelerinin değil, hammaddenin de bilinçli seçilmesi gerektiğini göstermektedir. Sonuç olarak, kaliteyi belirleyen ana mekanizmanın matriks yapısı ile işlem koşullarının etkileşimi olduğu; farklı patlatma teknolojileri ve duyusal değerlendirmelerle desteklenecek çalışmaların ürün geliştirmeyi güçlendireceği düşünülmektedir. Bu doğrultuda bulgular, pirinç patlağı kalitesinin tek bir parametre ile açıklanamayacağını göstermiş; patlatma performansı, duyusal kalite ve fonksiyonel özellikler birlikte değerlendirildiğinde Ç5 (Çakmak), Ç4 (Boyabatkalesi) ve Ç14 (Ormanlı CL) çeşitlerinin endüstriyel üretim açısından öne çıktığını ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Antioksidan kapasite, Çeltik, Pirinç patlağı, Reoloji, Şişme davranışı

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Kur'ân-ı Kerim'de Hz. Mûsâ döneminde ismi zikredilenolumsuz insan modelleri ve davranış özellikleri

    Gökhan Kaymak

    Kur'ân-ı Kerîm, yirmi üç yıl boyunca peyderpey indirilen ilahî bir mesaj olup Allah'ın seçtiği elçi aracılığıyla insanlara ulaştırılmıştır. Tarihsel süreçte vahye yönelik farklı yaklaşımlar ortaya çıktığından, bazı ayetlerin doğru anlaşılabilmesi için belirli ölçütler çerçevesinde açıklanmasına ihtiyaç duyulmuştur. İnsanlık tarihi incelendiğinde, insan tiplerine ait davranış örüntülerinin farklı dönemlerde benzer biçimlerde tekrarlandığı görülmektedir. Bu bağlamda Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Mûsâ dönemi çerçevesinde olumsuz tutum ve davranışlarıyla öne çıkan Firavun, Hâmân, Kārûn ve Sâmirî zikredilmekte; bu şahsiyetler insanın sergileyebileceği olumsuz eğilimlerin temsili tipleri olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Hz. Mûsâ döneminde olumsuz tutum ve davranışlarıyla öne çıkan şahsiyetleri incelemek ve bu davranış tiplerinin tarihsel sürekliliğini ile farklı dönemlerdeki yansımalarını değerlendirmektir. İki bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde, söz konusu kişilerin ortaya çıktığı tarihsel arka plan ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Firavun, Hâmân, Kārûn ve Sâmirî'nin davranış özellikleri analiz edilerek bu tutumların günümüzdeki karşılıkları ve toplumsal yansımaları değerlendirilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Hordeninin antioksidan kapasitesi ve asetilkolinestaraz enzimi üzerine inhibisyon etkisinin incelenmesi

    Seda Taşgın

    Hordenin bileşiği, başta buğday olmak üzere pek çok bitkide bulunan bir feniletilamin alkaloid bileşiğidir. hordenin bileşiği feniletilamin alkaloid ve fenolik yapısından dolayı biyolojik potansiyele sahiptir. Bu çalışmada hordenin ABTS·+, DMPD∙+ ve DPPH∙ radikal giderme aktiviteleri, CUPRAC metodu ile Cu2+-Cu+ indirgeme kapasitesi ve Fe3+-Fe2+ transformasyonu metodu ile indirgeme kapasitesi olmak üzere biyoanalitik metotlar değerlendirilmiştir. DPPH∙ radikal giderme aktivitesinde hordeninin IC50 değeri 231 µg/mL, BHA (8.25 µg/mL), Troloks (5.92 µg/mL) ve α-tokoferole göre daha düşük bir radikal giderme aktivitesi göstermiştir. ABTS·+ giderme aktivitesinde hordenin (11.91 µg/mL) diğer standartlarla benzer düzeyde bulunurken, DMPD∙+ radikal giderme testinde hordenin 19.80 µg/mL değeriyle BHA'ya (14.40 µg/mL) göre daha zayıf bir etki sergilemiştir. İndirgeme gücü analizlerinde hordeninin Fe3+-Fe2+ indirgeme kapasitesi 0.062±0.011 iken, Cu2+-Cu+ indirgeme kapasitesi 0.794±0.156 olarak ölçülmüş ve diğer standart antioksidanlara göre daha düşük indirgeyici etki göstermiştir. Enzim inhibisyon çalışmalarında ise hordeninin AChE ve BChE üzerinde anlamlı düzeyde inhibitör etki gösterdiği belirlenmiştir. AChE için IC50 değeri 364.81 nM ve Ki değeri 254.92±95.48 nM olarak hesaplanmıştır. Hordenin, özellikle BChE üzerinde daha güçlü bir etki göstermiş olup, BChE için IC50 değeri 100.46 nM ve Ki değeri 43.96±10.16 nM bulunmuştur. Bu değerler, hordeninin BChE üzerinde takrinden daha güçlü bir inhibitör olduğunu göstermektedir. Hordeninin her iki enzim için de anlamlı bir inhibitör potansiyeli taşıdığı görülmüştür. Antioksidan özellikleri ile kolinesteraz enzimleri üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde, hordeninin nörodejeneratif hastalıkların tedavi araştırmalarında, gıda teknolojisinde ve farmasötik uygulamalarda kullanılabilir nitelikte biyolojik olarak değerli bir bileşik olduğu sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Rize ili Ardeşen ilçesinde toplumun afet farkındalığı ve hazırlık seviyelerinin belirlenmesi üzerine bir analiz

    Okan kaçalın

    Afet farkındalığı, toplumun afetler sonucu ortaya çıkabilecek birincil ve ikincil etkilere karşı bilgi sahibi olmalarını, afetlerin kişisel yaşamlarının bir parçası olduğu gerçeğini benimsemelerini ve hayatlarına entegre etmelerini sağlar. Ayrıca, afet öncesi, sırası ve sonrasında elde etmiş olduğu bilgi ve birikimlerini, kazanmış olduğu doğru ve hızlı karar verebilme yetisiyle kullanabilme seviyesine ulaşabilmeyi mümkün kılar. Bu çalışmada, Rize ili Ardeşen ilçesinde yaşayan bireylerin afet farkındalık ve hazırlık seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Nicel olarak yürütülen çalışma, kesitsel tarama modelinde tasarlanmış olup veriler yüz yüze anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anket formunda yer alan sorular, ilgili literatür taraması yapıldıktan sonra, literatürde mevcut olan ve farklı araştırmacılar tarafından hazırlanan sorulardan derlenmiştir. Veri toplama aracı iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sosyodemografik bilgi formu, ikinci bölümde ise afet farkındalığı ve hazırlığını ölçmeye yönelik sorular olmak üzere toplamda 29 soru mevcuttur. Örnekleme yöntemi olarak basit rastgele örneklem yöntemi kullanılmış olup, evreni bilinen örneklem hesaplamasına göre örneklem sayısı 380 olarak belirlenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 27.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılım göstermemesi sonucunda non-parametrik testler kullanılmıştır. İkili karşılaştırmalar için Man Whitney U testi ve çoklu karşılaştırmalar için ise Kruskal Wallis H testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre bölgede yaşayan bireylerin afet farkındalığı ve hazırlık seviyelerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Afet tatbikatlarına katılan bireylerin afet farkındalık ve hazırlık seviyelerinin katılmayanlara oranla yüksek olduğu görülmüş, hanelerine doğal afet sigortası yaptıran bireylerin afet farkındalık ve hazırlık seviyelerinin yaptırmayanlara oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, çalışma kapsamında elde edilen bulguların, bölge halkının afet farkındalık ve hazırlık seviyelerinin artışı yönünde katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Hidrolojik afetlerle ilişkili risk algısı ve hazırlık ölçeği: Bir ölçek geliştirme çalışması

    Nurdan Dizdar

    Su kaynaklı olaylar sonucunda ortaya çıkan hidrolojik afetler; can kayıpları, ekonomik zararlar ve çevresel bozulmalara yol açarak toplumların sağlık, yaşam ve altyapı sistemleri üzerinde ciddi riskler oluşturmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, hidrolojik afet riskinin yoğun olarak yaşandığı Giresun ve Kastamonu illerinde bireylerin hidrolojik afetlere yönelik risk algıları ve hazırlık düzeylerini değerlendirmeye yönelik geliştirilen Hidrolojik Afetlerle İlişkili Risk Algısı ve Hazırlık Ölçeği’nin (HARAHÖ) geçerlik ve güvenirliğini incelemek ve risk algısı ile hazırlık düzeylerini etkileyen faktörleri belirlemektir. Araştırma, metodolojik ve tanımlayıcı araştırma deseninde yürütülmüştür. Veriler, 01.05.2025-30.10.2025 tarihleri arasında yüz yüze ve çevrimiçi yöntemlerle toplanmıştır. Toplam 1.060 kişiden elde edilen veriler incelenmiş ve analizler 1.036 katılımcı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Ölçek geliştirme süreci; literatür taraması, Lawshe kapsam geçerlilik yöntemiyle uzman değerlendirmesi, pilot uygulama ve ana uygulama aşamalarından oluşmuştur. Yapı geçerliliği kapsamında örneklem Solomon tekniğiyle ikiye ayrılmış; bir gruba Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), diğer gruba Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) uygulanmıştır. Analizlerde SPSS 27, Factor ve Mplus 7.4 programlarından yararlanılmıştır. Bulgular, HARAHÖ’nün Hazırlık, Kaygı, Bilinç ve Tehdit olmak üzere dört faktör ve 35 maddeden oluştuğunu göstermiştir. Ölçeğin toplam varyansı açıklama oranı %55,07, KMO katsayısı 0,91’dir. DFA sonuçları modelin iyi uyum gösterdiğini ortaya koymuştur (CFI=0,937; TLI=0,933). Cronbach’s Alpha katsayıları 0,83 ile 0,95 arasında değişmektedir. Sonuç olarak HARAHÖ, bireylerin hidrolojik afetlere yönelik risk algılarını ve hazırlık düzeylerini değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Ölçeğin, hidrolojik afetlere ilişkin risk ve hazırlık durumlarının belirlenmesinde, afet risk azaltma çalışmalarının planlanmasında ve afetlere yönelik eğitim ile farkındalık programlarının etkililiğinin değerlendirilmesinde önemli bir değerlendirme aracı olarak kullanılması önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Afet ve acil durum toplanma alanlarının yeterlilik ve uygunluklarının coğrafi bilgi sistemleri destekli analizi: Malatya merkez örneği

    Zehra Kalkan

    Türkiye'nin coğrafi konumu ve jeolojik yapısı; ülkeyi deprem, sel ve heyelan gibi doğal afetlere karşı yüksek riskli bir bölge haline getirmektedir. Bu risk, toplumsal direnci artırmaya yönelik etkili bir afet yönetim stratejisinin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Afet yönetiminin en kritik aşamalarından biri de afetlere yönelik hizmet alanlarının doğru ve ihtiyacı karşılayacak şekilde belirlenmesidir. Ancak yaşanan afetler sonucu ortaya çıkan durum, Türkiye’de bunun henüz başarılamadığı göstermektedir. Bu noktadan hareketle bu tez çalışmasında mevcut mevzuat ve yer seçimi yaklaşımları çerçevesinde belirlenmiş olan afet hizmet alanlarının yeterlilik ve uygunluklarının, Afet ve Acil Durum Toplanma Alanları (AADTA) esas alınarak, Coğrafi Bilgi Sistemleri destekli analizlerle belirlenmesi amaçlanmıştır. Daha anlamlı bir sonuç ortaya koyabilmek adına Şubat 2023 depremlerinden önemli ölçüde etkilenen Malatya ilinin kent merkezi çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Ayrıntılı bir literatür ve mevzuat incelemesi sonucunda belirlenen; “Erişilebilirlik, Kapasite ve Yeterlilik Durumu”, “Topografik Özellikler”, “Ulaşım, Teknik Altyapı ve Arazi Kullanımı Durumu”, “Güvenlik ve Çevresel Risk Durumu” ve “Alansal Doluluk ve Kullanılabilirlik Durumu” ana başlıkları altındaki parametreler kullanılarak çalışma alanındaki AADTA’nın yeterlik ve uygunlukları analiz edilerek değerlendirilmiştir. Buna göre; mevcut AADTA’nın 500 m’lik erişilebilirlik mesafesi için çalışma alanındaki ihtiyacın en iyimser durumda ancak %27’sini karşılayabildiği, tanımlı alanlar ve 2.5 (kişi/m2) kullanımı esas alındığında 188808 kişilik toplam kapasitenin 500 m erişim mesafesindeki potansiyel nüfus açısından yeterli olduğu ancak AADTA’lar bazında sadece 2 tanesinin kapasite yönüyle yeterli olduğu, birleşik erişim alanları esas alındığında ise en çok 6 AADTA’nın kapasite yönüyle yeterli olduğu ve ayrıca alansal doluluk, kullanılabilirlik ve diğer parametreler açısında sorun ve yetersizliklerin olduğu belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Bina çatısına entegre makrokapsüllenmiş faz değiştiren malzemenin kullanımının bina ısıl performansı ve CO2 emisyonu üzerine etkisinin incelenmesi

    Yusuf Mollahüseyinoglu

    Bu tez çalışmasında, DesignBuilder yazılımı kullanılarak teras, kullanılan ve kullanılmayan çatı arası olmak üzere üç farklı bina projeleri modellenmiştir. İstanbul için 2024 yılına ait iklim verilerine göre konut binaları EnergyPlus programında simüle edilmiştir. Faz değiştiren malzeme olarak organik RT18HC, RT21HC, RT24HC, RT25HC, RT28HC ve inorganik RPCM18C, RPCM21C, RPCM23C, RPCM25C ve RPCM29 ticari ürünleri farklı kalınlıklarda kullanılmıştır. FDM entegre çatı tipli bina projelerinin çatı yapı bileşenleri farklı kombinasyonlar denenerek tasarlanmış ve enerji tasarrufunu maksimuma çıkaracak en verimli kombinasyonları seçilmiştir. Kombinasyonların FDM’li ve FDM’siz yapı bileşenleri karşılaştırılarak faz değiştiren malzemenin bina ısıl performansına katkısı ve yıllık ısıtma ve soğutma enerji ihtiyaçlarına etkisi malzeme tipi, kalınlığı ve konuma bağlı olarak araştırılmıştır. Mahal içi ısıl konfor değerlendirilmesinde kullanılan saatlik PMV ve PPD indeksleri ile toplam yıllık konfor saatleri FDM’li ve FDM’siz kombinasyonlar için elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. HVAC sisteminde kullanılan kömür, doğalgaz, fuel-oil, elektrik gibi yakıt tipleri için faz değiştiren malzemenin sağlayacağı CO2 emisyon azalım miktarları hesaplanmıştır. Kullanılan çatı aralı bina modeli için en yüksek ısıtma sezonu enerji kazancı % 31.80 ile Tip 2, 70 mm RT18HC, en yüksek soğutma sezonu enerji kazancı % 17.41 ile Tip 2, 60 mm RPCM21C kombinasyonlarında elde edilmiştir. Ayrıca, 70 mm RT18HC kombinasyonuna ait iç ortam yıllık konfor saatleri, teras çatı tipinde 3680 saat, kullanılmayan çatı aralı tipte 3729 saat ve kullanılan çatı aralı tipte 4078 saat olarak hesaplanmıştır. HVAC sisteminde kullanılan farklı yakıt tipleri ve tasarlanan FDM’li farklı çatı kombinasyonlarına bağlı olarak CO2 emisyon azalım miktarları 1694.83-12667.3 kg CO2/yıl arasında değişmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Türk devletleri teşkilatının enerji arz güvenliği: riskler, fırsatlar ve gelecek projeksiyonları

    Selçuk Oral

    Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Türk Dilli konuşan ülkelerin uluslararası sistemde yerlerini almaları, bölge jeopolitiğinde köklü değişimleri meydana getirmiştir. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), Türk Dilli konuşan ülkeler arasında işbirliğini geliştirmek amacıyla 2009'da imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile kurulmuştur. Teorik çerçevede entegrasyon dinamikleri, sıklıkla neo-fonksiyonalist yaklaşım üzerinden analiz edilmektedir. TDT’nın yapısal gelişimi ve bugüne kadar çeşitli sektörlerde elde ettiği somut kazanımlar, neofonksiyonalist yaklaşımla büyük ölçüde benzerlik arz etmektedir. Avrupa'daki bütünleşme deneyiminin küresel ölçekte uygulanabilirliğini savunan neofonksiyonalist kuramcılar, ulusal hükümetlerin başlattığı iş birliği girişimlerinin zamanla başlangıçta hedeflenen sınırların ötesine geçmesini yayılma etkisi kavramıyla izah ederler. TDT bünyesinde enerji alanında ortaya konulan teknik ve ekonomik iş birliği, siyasi bir bütünleşmeyi tetikleyen bir "yayılma etkisi" oluşturmaktadır. Bu tez çalışması, Türkiye’nin bir enerji koridoru ve enerji merkezi olma hedefinin ve Türk Yatırım Fonu ile Orta Koridor gibi stratejik mekanizmaların, enerji jeopolitiği bağlamında Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin bölgesel hegemonyasını dengeleyerek; Türk Dünyası 2040 Vizyonu’nu gerçeğe dönüştürme potansiyeline sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, TDT’nın enerji arz güvenliğini merkeze alarak geliştireceği işbirliği stratejilerinin, Türk Dünyasının ilerde gerçekleşmesi muhtemel siyasi bütünleşme sürecinde bölgesel entegrasyonun en somut ve operasyonel itici gücü olacağı değerlendirilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sağlık yönetimi perspektifinden Türkiye’de obezite: Sorunlar, politikalar ve çözüm önerileri

    Elifnaz Ergül

    Obezite, bireysel yaşam tarzı tercihleriyle sınırlı biçimde açıklanamayacak; sağlık sistemlerinin örgütlenmesini, koruyucu sağlık hizmetlerini, kronik hastalık yönetimini, sağlık harcamalarını ve toplum düzeyindeki eşitsizlikleri doğrudan etkileyen çok boyutlu bir halk sağlığı sorunudur. Bu tezde, Türkiye’de obezitenin mevcut görünümü sağlık yönetimi perspektifinden değerlendirilmiş; obezite göstergeleri yaş, cinsiyet, uluslararası karşılaştırmalar ve obeziteyle ilişkili biyokimyasal risk göstergeleri temelinde incelenmiştir. Araştırma, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı ikincil veri analizi deseninde yürütülmüştür. Çalışmada Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, Dünya Sağlık Örgütü ve Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) gibi kurumsal kaynaklardan elde edilen veriler kullanılmıştır. Bulgular, mevcut göstergelerin dağılımını, farklılaşma örüntülerini ve sağlık yönetimi açısından işaret ettiği öncelik alanlarını ortaya koymak üzere yorumlanmıştır. Araştırma bulguları, Türkiye’de obezitenin özellikle kadınlarda ve ileri yaş gruplarında daha yüksek düzeyde görüldüğünü; obez öncesi nüfusun da sağlık sistemi açısından önemli bir risk alanı oluşturduğunu göstermektedir. Uluslararası karşılaştırmalar, Türkiye’nin obezite ve obez öncesi nüfus oranları bakımından dikkatle izlenmesi gereken bir konumda bulunduğuna işaret etmektedir. Biyokimyasal göstergeler açısından ise kolesterol ve trigliserid gibi risk alanlarının cinsiyete göre farklılaştığı görülmektedir. Tezde obezite, sağlık politikası döngüsü ve sağlık sistemleri yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmiş; politika geliştirme, uygulama kapasitesi, birinci basamak hizmetleri, okul sağlığı uygulamaları, veri temelli izleme-değerlendirme ve sektörler arası koordinasyon temel öncelikler olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak Türkiye’de obeziteyle mücadelede koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, aile hekimliği ve toplum sağlığı hizmetlerinde düzenli tarama ve danışmanlığın yaygınlaştırılması, okul temelli sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite programlarının desteklenmesi, ulusal izleme sistemlerinin geliştirilmesi ve sağlık, eğitim, yerel yönetimler, gıda politikaları ve sosyal politika alanları arasında sürdürülebilir iş birliği kurulması gerekmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    6306 sayılı kanun uygulanmasına yönelik dönüşümler üzerine karşılaştırmalı bir analiz

    Hüsna Nas

    Bu çalışma, Türkiye’de yaygın olarak kentsel dönüşüm uygulamaları kapsamında değerlendirilen ve uygulamada kentsel dönüşüm projelerinin önemli bir kısmının yürütülmesinde kullanılan 6306 sayılı Kanun’u incelemektedir. Söz konusu kanun, hukuki çerçevesi itibarıyla Afet Riski Altındaki Alanların dönüştürülmesini de düzenlemekte olup, Kanun’un uygulanmasına yönelik dönüşümler üzerine karşılaştırmalı bir analiz olarak ele alınmıştır. Tez kapsamında, afet riski altındaki alanların dönüşüm politikalarının zaman içerisinde geçirdiği dönüşüm hukuki, sosyal ve yönetsel olarak incelenmiştir. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemi çerçevesinde belge incelemesi ve içerik analizi teknikleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Kanun metinleri, yönetmelik değişiklikleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Uygulama süreçlerinin yalnızca normatif düzeyde değil, fiili işleyiş boyutunun değerlendirilmesi amacıyla 2012-2023 dönemi ile 2024 dönemi dönüşüm başvuru türleri, dönüşüm kapsamı incelenmiştir. Çalışma bulguları, 2012-2023 döneminde riskli yapı tespiti prosedürüne dayalı, münferit başvurular ekseninde ve arsa payı çoğunluğuna dayalı karar alma süreçleri çerçevesinde yürütüldüğü görülmüştür. Bu dönemde dönüşüm uygulamalarının daha parçalı ve reaktif bir karakterde olduğu ortaya konmaktadır. 2024 sonrası dönemde Kanun’da yapılan revizyonlar ve rezerv yapı alanlarının genişletilmesiyle birlikte uygulamaların daha planlı, koordineli bir yapıya yöneldiği ve dijital süreçler üzerinden yürütüldüğü, toplu başvuruların ve yürütülen projelerin belirgin biçimde arttığı, uygulama süreçlerinin hızlandığı ve yeni politika modeline evrildiği görülmektedir. Bu evrimin getirdiği sorunlar çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, 2012-2023 ve 2024 sonrası dönem sırası ile Yoğunlaşmamış Merkeziyetçi Dönem ve Yoğunlaşmış Merkeziyetçi Dönem olmak üzere kavramsal olarak kodlanmıştır. Bu çerçevede fiili katılımın kamu eliyle yürütülmesini temel alan, ortaya çıkan yapısal gerilimlerin dengelenmesine katkıda bulunmayı hedefleyen Karma Katılımcı Dönüşüm Modeli (KKDM) önerilmektedir.