Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Uzun, Sevda(11)
- Gül, Abdulkadir(10)
- Baltacı, Cemalettin(9)
- Kaya, Selim(9)
- Kurnaz, Muammer(9)
- Ozturk, Samet(9)
- Çelik, Necati(9)
- Tuncer, Metin(8)
- Altuner, Elif Esra(7)
- Aydin, Aydanur(7)
- Barut, Abdulkadir(7)
- Cin, Aynur(7)
- Günen, Mehmet Akif(7)
- Ozdes, Duygu(7)
- Zaman, Tolga(7)
- Araz, Onur(6)
- Baltaci, Cemalettin(6)
- Bayrakdaroglu, Serdar(6)
- Bozbeyoglu, Pinar(6)
- Demirağ, Hatice(6)
- Karpuz, Ömer(6)
- Liu, Shuxiang(6)
- Merdan, Mehmet(6)
- Yilmaz, Coskun(6)
- Duran, Celal(5)
- Gulcin, Ilhami(5)
- Koçak, Tevfik(5)
- Pala, Fahrettin(5)
- Pilatin, Abdulmuttalip(5)
- Söyler, Mehmet(5)
- Topal, Fevzi(5)
- Tuncer, Gülsüm Zekiye(5)
- Türkkan, Tuğba(5)
- Uysal, Turan(5)
- Yapici, Ismail(5)
- Zengin, Gokhan(5)
- Çam, Alper Veli(5)
- Öztürk, Serkan(5)
- Şan, Murat(5)
- Şimşek, Ahmet Bahadır(5)
Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Fonokardiyogram verilerinden derin öğrenme tabanlı mel spektrogramanalizi ile kalp üfürümü tespiti
Asmaa Abduh Mohammed Saeed Altaıb
Kalp oskültasyonu, kalp seslerinin değerlendirilmesi ve kapak hastalıklarının belirlenmesinde kullanılan temel klinik yöntemlerden biridir. Ancak bu yöntemin doğruluğu büyük ölçüde klinisyenin deneyimine bağlıdır ve bu durum tanısal sonuçlarda değişkenliğe yol açabilmektedir. Bu çalışma, söz konusu sınırlamaları azaltmak amacıyla kalp seslerinin sınıflandırılmasına yönelik derin öğrenme tabanlı otomatik bir sistem önermektedir. Bu kapsamda fonokardiyogram (FKG) sinyalleri Mel-spektrogram temsiline dönüştürülerek zaman-frekans alanındaki ayırt edici özellikler elde edilmiştir. Elde edilen özellikler, kalp seslerini dört sınıfa ayırmak için kullanılmıştır: normal kalp sesleri, üfürümlü anormal sesler, normal sonuçlu üfürümler ve üfürümsüz anormal sesler. Sınıflandırma sürecinde Konvolüsyonel Sinir Ağları (CNN) kullanılmış ve ResNet50 ile ResNet152 gibi transfer öğrenme tabanlı mimarilerden yararlanılmıştır. Veri kümesindeki sınıf dengesizliğini azaltmak için hedefli veri artırma yöntemleri uygulanmıştır. Deneysel sonuçlar, ResNet152 modelinin yaklaşık %84.6 doğruluk oranı ile en iyi performansı gösterdiğini ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, önerilen yaklaşımın yüksek ayırt edicilik sağladığını ve klinik karar destek sistemlerinde kullanılabileceğini göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Ghostnet tabanlı CNN modelleri ile cilt kanseri sınıflandırılması
Heba Almasanı
Bu tez, dermoskopik görüntülerden cilt kanserini otomatik olarak teşhis edebilen derin öğrenme tabanlı hibrit bir model önermektedir. Amaç; tanısal doğruluğu artırırken hesaplama maliyetini azaltmaktır. Bunun için, önceden eğitilmiş (pretrained) büyük CNN modelleri ile SMOTE-ENN veri dengelemesiyle optimize edilen hafif GhostNet mimarileri birlikte kullanılmıştır.İlk yaklaşımda, ISIC 2019 veri kümesi üzerinde altı model değerlendirilmiştir: VGG16, DenseNet201, EfficientNetB7, EfficientNetV2L, ConvNeXtBase ve MobileNet. Bu aşamada ConvNeXtBase, %84,63 doğruluk ve %78 duyarlılık ile güçlü bir başlangıç performansı göstermiştir. Ancak bu büyük modellerin gerçek zamanlı uygulamalarda kullanımı, yüksek hesaplama maliyeti nedeniyle zor olmuştur. Bu kısıtlamayı aşmak için ikinci yaklaşımda, GhostNet (V1–V3) mimarileri kullanılmıştır. Bu aşamada SMOTE-ENN dengelemesi uygulanmış ve yalnızca eğitim verisi üzerinde kullanılan Ayrık Tam Bağlantılı (DFC) dikkat mekanizmasıyla model performansı artırılmıştır. Sonuç olarak GhostNet V2, büyük CNN modellerine kıyasla parametre sayısını yaklaşık %90 azaltmasına rağmen daha yüksek performans elde etmiş; %95 doğruluk, %93,9 duyarlılık ve 0,99 AUC değerlerine ulaşmıştır. Deneysel sonuçlar, hafif ve verimli modellerin yüksek doğrulukla dermatolog düzeyine yakın tanısal performans sağlayabildiğini göstermektedir. Önerilen sistem; teletıp uygulamaları ve cilt kanseri taramaları için pratik, yorumlanabilir ve gerçek zamanlı bir yapay zekâ çözümü sunmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Solunum sesi sınıflandırması için klasik ve derin öğrenme modellerinin karşılaştırılması
Eren Aygün
Bu çalışmada, solunum sesi sinyallerinin otomatik sınıflandırılması amacıyla ICBHI 2017 veri kümesi üzerinde klasik makine öğrenmesi ve modern derin öğrenme yaklaşımları karşılaştırılmıştır. Ön işleme adımlarının ardından Mel-spektrogram ve tayfsal öznitelikler çıkarılmış; bu öznitelikler klasik yöntemler (SVM, KNN, Random Forest, XGBoost) ile, Mel-spektrogramlar ise evrişim tabanlı mimariler (GhostNet ailesi, ResNet-50, EfficientNet-B0, MobileNetV3) ile değerlendirilmiştir. Değerlendirmede hasta-bağımsız (subject-wise) veri bölmesi kullanılmış; sınıf dengeleme amaçlı veri artırma yalnızca eğitim katlarına uygulanarak doğrulama/sınama sızıntısı engellenmiştir. Bulgular, GhostNetV4 mimarisinin %89.9 doğruluk ve makro-F1 = 0.898 ile diğer derin ve klasik yaklaşımları aştığını göstermektedir. Sonuçlar, hesaplama yükü görece düşük derin öğrenme modellerinin, solunum sesi analizi için klinik karar destek sistemlerine entegrasyonda güçlü adaylar olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışma, hasta-bağımsız protokol ve şeffaf veri artırma politikasıyla literatürdeki değerlendirme farklılıklarına karşı kıyaslanabilirlik sağlamaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Trabzon Fatih Devlet hastanesinde izole edilen klebsiella pneumoniae genomunun biyoinformatik analizi
Şeyma Nur Tosun
Son yıllarda antimikrobiyal direnç küresel ölçekte hızlı bir şekilde artmakta ve bir ülkeden diğerine yayılmaktadır. Son 80 yılda antibiyotiklerin yaygın ve yanlış kullanımı antimikrobiyal direncin oluşmasına neden olmuştur. Klebsiella pneumoniae (K. pneumoniae) ciddi enfeksiyonlara neden olan bir patojendir. K. pneumoniae kaynaklı en sık rastlanan enfeksiyon üriner sistem enfeksiyonlarıdır. K. pneumoniae yayılımı temel sağlık problemi haline gelmiştir. K. pneumoniae'nın sebep olduğu enfeksiyonlarda çoklu antibiyotik direnci nedeniyle tedavi seçeneklerinin kısıtlı olması enfeksiyonun yayılmasına ve ölüme yol açar. Bu yüzden K. pneumoniae izolatlarının genomik analizleri, direnç mekanizmalarının aydınlatılması ve etkili kontrol stratejilerinin geliştirilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu tezde Trabzon Fatih Devlet Hastanesinden temin edilen K. pneumoniae K102 suşu kullanıldı. Suşun tüm genom dizilemesi (WGS) gerçekleştirildi ve antimikrobiyal dirençlilikle ilişkili kromozomal ve genetik elementler araştırıldı. K102 suşunun antibiogramı, EUCAST Fenotipik 2017 programı kullanılarak elde edildi. K. pneumoniae K102 suşunda; ampisilin, seftriakson, sefepim, ertapenem, meropenem, siprofloksasin, kolistin, trimetoprin, sefuroksim aksetil, piperasilin/tazobaktam, sefazolin, sefuroksim, sefoksitin ve seftazidime karşı dirençli; amikasin ve gentamisine duyarlı; tigesikline ise orta duyarlı bulundu. Ayrıca suşta metiltransferaz, kapsül, faj, pili, flagella, fimbria, beta-laktamaz ve virülans faktörleri genleri tespit edildi. Bu araştırmada suşun tüm genom analizi MLST analizi, PlasmidFinder 2.1, ISFinder, BRIG, PHAST, ResFinder 3.2 ve VFDB programları kullanılarak gerçekleştirildi.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Erzurum ili asfalt çalışmalarında risk etmenleri ve iş kazalarının değerlendirilmesi: Ön tehlike analizi (PHA) ve Fine–Kinney yöntemi
Nursu Koyunoğullarından
Dünya genelinde yaklaşık 2,7 milyar çalışan bulunmakta olup bu çalışanların önemli bir bölümü çeşitli riskli çalışma ortamlarında görev yapmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği (İSG) hizmetlerinin kapsamının sınırlı olması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının artmasına neden olmaktadır. Türkiye'de ölümlü iş kazası oranlarının birçok Avrupa ülkesine kıyasla yüksek olması, İSG uygulamalarının önemini daha da artırmaktadır. İSG; çalışanların fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik hâllerinin korunmasını ve çalışma ortamından kaynaklanan risklerin önlenmesini amaçlayan sistematik bir yaklaşımdır. Özellikle yüksek tehlike sınıfındaki sektörlerde kimyasal, fiziksel, biyolojik, ergonomik ve psikososyal risklerin yoğunluğu nedeniyle İSG uygulamaları kritik önem taşımaktadır. Asfalt üretim tesisleri, üretim sürecinde ortaya çıkan kimyasal ve fiziksel maruziyetler nedeniyle yüksek riskli çalışma ortamları arasında yer almaktadır. Agregaların kontrollü sıcaklıklarda bitüm ve filler ile karıştırılması sırasında çalışanlar; yüksek sıcaklık, yanık riski, bitüm buharı ve dumanı, gürültü, ağır makine hareketleri ve ergonomik zorlanmalar gibi çok boyutlu tehlikelere maruz kalmaktadır. Bu nedenle asfalt üretim süreçlerinde kimyasal maruziyetin kontrolü, mühendislik önlemlerinin güçlendirilmesi ve çalışma ortamının izlenmesi büyük önem taşımakta; etkin koruyucu uygulamalar için sistematik risk değerlendirmesini gerekli kılmaktadır. Bu tez çalışmasında, Erzurum Palandöken A.Ş. asfalt üretim tesisi örneğinde İSG uygulamaları değerlendirilmiştir. Ön Tehlike Analizi (PHA) ve Fine–Kinney yöntemleri kullanılarak mevcut riskler tanımlanmış, analiz edilmiş ve kabul edilebilir seviyelere indirilmesine yönelik öneriler geliştirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda asfalt plentlerinde karşılaşılan risklerin yönetimine yönelik stratejiler belirlenmiş ve etkili kontrol önlemleri sunulmuştur. Çalışmanın, asfalt üretim tesislerinde İSG uygulamalarının iyileştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Gümüşhane'de mavi ekonomi ve sürdürülebilir iç su yönetimi: Balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği üzerine Vikor analizi
Tamer A. R. Shalalda
Mavi ekonomi kavramı, dünya genelinde okyanusları ve su kaynaklarını korumayı amaçlayan artan önemine sahip bir stratejidir. Bu kavram, ekonomik faaliyetlerin, deniz ekosistemlerinin bu faaliyetleri sürdürülebilir bir şekilde destekleme uzun vadeli kapasitesi ile dengelendiğinde ortaya çıkar. Mavi ekonomi, bir yandan büyüme ve kalkınma çağrısı yapan, diğer yandan deniz kaynaklarının korunmasına odaklanan iki ana söylem arasındaki temel gerginlikleri yansıtır. Bu gerginlikler, okyanusların sunduğu ekonomik fırsatları değerlendiren, aynı zamanda karşılaşabileceği riskler ve zorlukları tanıyan dengeli çözümler gerektirmektedir. Küresel ölçekte Birleşmiş Milletler bu çözümleri Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG'lar) aracılığıyla desteklemektedir. Ancak, mavi ekonominin kapsamını ve sınırlarını Birleşmiş Milletler hedefleri ile tutarlı bir şekilde belirlemek, önemli bir zorluk olmaya devam etmektedir. Ayrıca, bu alandaki anahtar aktörlerin belirlenmesi, rollerinin ve çıkarlarının net bir şekilde tanımlanması hala yeterince açık değildir; bu da daha fazla araştırma ve açıklama ihtiyacını doğurmaktadır. Bu araştırmada, Gümüşhane ilinde su ürünleri yetiştiriciliği değerlendirmek ve önerileri belirlemektir. Sürdürülebilir iç su yönetimi amacı doğrultusunda, yetiştiricilik ve iç su kriterlerinin tespit edilmesi ve yetiştiricilik ve iç su kaynaklar yönetiminde kullanılan araçların sıralanmasını gerçekleştirmektir. Bu doğrultuda çok kriterli karar verme yöntemlerinden AHP-VIKOR bütünleşik yaklaşımı ile değerlendirmeler yapılmış ve balıkçılık tesislerden, akademisyenlerden ve Gümüşhane il müdürlüğünden uzman görüşü alınmıştır. İlk aşamada gerçekleştirilen AHP sonuçlarına göre yetiştiricilik ve iç su yönetimleri kriterlerinin en önemlisi "Kaynak Kullanımı" ana kriteri olmuş ve onu sırası ile "Sosyal", "Ekonomik" ve "Çevresel" takip etmiştir. İkinci aşamada ise VIKOR yöntemi ile yetiştiricilik ve iç su yönetimleri yönetiminde kullanılan araçların sıralanması yapılmıştır. Buna göre en ideal araç "Entansif (yüksek teknoloji) yöntemler" olarak belirlenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin enerji ve güvenlik stratejileri: Kıbrıs'ın rolü ve önemi
Soner Kışla
Bu tez, Doğu Akdeniz bölgesinde son yıllarda keşfedilen hidrokarbon kaynaklarının tetiklediği jeopolitik rekabeti ve bu rekabetin merkezinde yer alan Türkiye'nin enerji-güvenlik stratejilerini kapsamlı biçimde incelemektedir. Çalışmada, Doğu Akdeniz'in tarihsel arka planı, jeostratejik konumu ve bölgedeki güç mücadelesini şekillendiren temel faktörler analiz edilerek, enerji kaynaklarının yalnızca ekonomik bir unsur değil, aynı zamanda ulusal egemenlik, deniz yetki alanları ve güvenlik politikalarının ayrılmaz bir parçası haline geldiği ortaya konmuştur. Bu kapsamda Türkiye'nin deniz yetki alanları politikasını belirleyen "Mavi Vatan" doktrini, sondaj ve sismik araştırma faaliyetleri, bölgesel diplomasi girişimleri ve askeri caydırıcılık stratejileri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Araştırmada Kıbrıs Adası'nın Türkiye açısından sahip olduğu jeopolitik, enerji ve güvenlik boyutları ayrıntılı olarak ele alınmış, KKTC ile yürütülen iş birliğinin Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasındaki belirleyici ve tamamlayıcı rolü vurgulanmıştır. KKTC ile imzalanan deniz yetki alanı ve ruhsatlandırma anlaşmaları, Türkiye'nin bölgedeki meşru haklarını güçlendiren ve enerji arama faaliyetlerine uluslararası hukuk temelinde zemin hazırlayan stratejik adımlar olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca Türkiye'nin bölgedeki dışlayıcı ittifak yapılarına karşı geliştirdiği diplomatik ve askeri denge politikaları da analiz edilmiştir. Tez, tüm bu unsurlar çerçevesinde Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de izlediği stratejinin enerji bağımsızlığı hedefi ile uluslararası hukuk, diplomasi ve askeri güç unsurlarını birlikte kullanan çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu sonucuna varmaktadır. Türkiye–KKTC iş birliği, bu stratejinin hem jeopolitik hem de enerji güvenliği boyutunda temel dayanağını oluşturmakta, Kıbrıs Adası ise Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki uzun vadeli vizyonunun merkezi jeopolitik noktası olarak öne çıkmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Job satisfaction of medical secretaries working at Erzurum City Hospital and factors affecting their job satisfaction levels
Selçuk Yağan
The aim of this study is to examine the job satisfaction of medical secretaries working as healthcare professionals at Erzurum City Hospital in relation to demographic variables and occupational factors, and to identify the effects of these factors on job satisfaction. The study population consisted of medical secretaries (N=296) employed at Erzurum City Hospital. A total of 290 medical secretaries were reached for the study. Participants completed a sociodemographic data form and the Minnesota Job Satisfaction Scale. The level of statistical significance was set at p<0.05. The participants' average age was 35.9 ± 8.5 years, and 48.3% were women. It was found that 55.2% of the participants perceived their job satisfaction as "Moderate," 33.1% as "High," and 71.4% experienced work-related stress. The participants' "Internal Satisfaction" dimension score was 3.3±0.8, the "External Satisfaction" dimension score was 2.8±0.9, and the "Overall Job Satisfaction" score was 3.1±0.8. The internal satisfaction score was found to be significantly higher among men compared to women (p=0.025). Overall job satisfaction was significantly and positively predicted by satisfaction with the work environment, while work-related stress was significantly and negatively predictive of it (p<0.001). The study revealed that job satisfaction among medical secretaries is influenced by socio-demographic factors, and that work-related stress and satisfaction with the working environment are predictors of job satisfaction. It can be concluded that medical secretaries with high job satisfaction will be more motivated in their work, establish stronger communication with patients and healthcare staff, and that this will contribute more positively to the service delivery process.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Kuşburnu çekirdeği tozunun dondurma üretiminde kullanımı
Miraç Özer Öztuğ
Bu çalışmada, dondurma üretiminde farklı oranlarda (0, %2.5, %5, %7.5, %10) kuşburnu çekirdeği tozu ilave edilerek üretilen dondurma örneklerinin fizikokimyasal, reolojik ve duyusal özellikleri incelenmiştir. Elde edilen fizikokimyasal analiz sonuçlarına göre; kuşburnu çekirdeği tozu ilavesinin dondurmanın kurumadde, yağ, pH, hacim artışı, erime oranı, 20 rpm'deki viskozite, tüm renk değerleri (L*, a*, b*, C*, H° ve beyazlık indeksi) değerleri üzerine etkisinin çok önemli (p<0.01); kül, asitlik, ilk damlama, 50 rpm'deki viskozite, üzerindeki etkilerinin önemli olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Kıvam katsayısı, akış davranış indeksi değerleri üzerindeki kuşburnu çekirdeği tozu ilavesinin etkisinin önemsiz olduğu (p>0.05) tespit edilmiştir. Dondurmaya ilave edilen kuşburnu çekirdeği tozunun, panelistlerin vermiş oldukları renk, sakızımsı yapı, buzlu yapı, tat ve aroma, yabancı tat-aroma, ağızda erime, erimeye dayanıklılık, genel kabul edilebilirlik puanları üzerine etkisinin çok önemli (p<0.01) olduğu tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Sosyal medya bağımlılığı, yalnızlık ve huzur ilişkisinin incelenmesi: Gümüşhane Üniversitesi örneği
Hünkar Tunç
Bu çalışma, sosyal medya bağımlılığı, yalnızlık ve huzur arasındaki ilişkileri bütüncül bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamıştır. Teknolojik devrimle birlikte dijital teknolojilerin ve sosyal medya platformlarının gündelik yaşamda merkezi bir konum kazanması, bireylerin iletişim biçimlerini, sosyal ilişkilerini ve kişisel deneyimlerini önemli ölçüde dönüştürmüştür. Sosyal medya, bireylere sanal ortamda bağlantı ve etkileşim imkânı sunmakla birlikte, başkalarının yaşamlarının sürekli gözlemlenmesi yoluyla yetersizlik ve yalnızlık duygularını artırabilmekte; yoğun ve kontrolsüz kullanım durumlarında ise bireylerin huzur düzeyinde düşüşlere yol açabilmektedir. Araştırma, nicel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiş ve kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evren ve örneklemini, 18 yaş üstü sosyal medya kullanan Gümüşhane Üniversitesi Merkez Kampüs öğrencileri ile idari ve akademik personelden oluşan toplam 535 katılımcı oluşturmuştur. Veriler, yüz yüze anket tekniğiyle toplanmış; Şahin ve Yağcı (2017) tarafından geliştirilen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Doğan, Çötok ve Tekin (2011) tarafından geliştirilen Yalnızlık Ölçeği ile Demirci ve Ekşi (2017) tarafından geliştirilen Huzur Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulguları, sosyal medya bağımlılığı, yalnızlık ve huzur arasındaki ilişkinin doğrusal ve tek yönlü bir yapı sergilemediğini; yaş, meslek, sosyal medya kullanım süresi ve bireysel kaynaklar gibi değişkenler tarafından şekillenen çok boyutlu bir nitelik taşıdığını ortaya koymuştur. Sonuçlar, sosyal medya kullanımının huzuru doğrudan tehdit eden bir unsur olmaktan ziyade, yoğun ve kontrolsüz kullanım koşullarında risk faktörü hâline geldiğini göstermekte; bu yönüyle çalışma, huzur kavramını sosyal medya bağımlılığı literatürüne bütüncül bir değişken olarak dâhil ederken, yalnızlığın bu ilişkide hem neden hem de sonuç olabilen dinamik bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Isabella kokulu üzümünden (vitis labrusca L.) üretilen meyve suyu, marmelat, turşu, sirke ve koruk ekşisinin fizikokimyasal özellikleri ile antioksidan aktivite profillerinin tespit edilmesi
Abdullah Danışmaz
Bu çalışmada, İsabella (Vitis labrusca L.) üzümünden elde edilen beş farklı ürünün fizikokimyasal ve fonksiyonel özellikleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Ürünler arasında en yüksek HMF içeriğini marmelat (2.37 mg/kg) göstermiş, bunu koruk turşusu (1.84 mg/kg) izlemiş, üzüm suyunda 0.59 mg/kg HMF belirlenirken, taze üzüm, sirke ve koruk ekşisinde HMF değeri ≈0 mg/kg olarak ölçülmüştür. Suda çözünür kuru madde miktarı (°Brix), ürünler arasında geniş varyasyon göstermiş; marmelatta %40.33, koruk turşusu ve koruk ekşisinde sırasıyla %6.30 ve %6.27, üzüm sirkesinde ise %3.52 olarak belirlenmiştir. Fenolik bileşik ve antioksidan aktivite bakımından en yüksek değerler marmelatta görülmüş; TPC 251.20 mg GAE/100 g, TFLK 132.73 mg QE/100 g, TAC 312.54 mg AA/100 g, FRAP 189.60 mg FeSO₄/100 g ve DPPH 74.49 mg AA/100 g olarak ölçülmüştür. Koruk turşusunda TPC 126.06, koruk ekşisinde 109.79, üzüm suyunda 125.36, taze üzümde 86.75 ve sirke örneğinde 33.86 mg GAE/100 g olarak tespit edilmiştir. PCA sonuçlarına göre; marmelat yüksek şeker–fenolik ekseninde, koruk turşusu renk değişimi–asitlik ekseninde, taze üzüm askorbik asit ekseninde, sirke ise düşük şeker–düşük antioksidan ekseninde konumlanmıştır. Genel olarak, İsabella üzümünden üretilen ürünlerin kimyasal kompozisyonu işleme yöntemine bağlı olarak önemli ölçüde değişmekte olup, marmelat ve üzüm suyunun fonksiyonel bileşenler açısından öne çıktığı sonucuna varılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Dijitalleşme, yoksulluk ve istihdam ilişkisi: Ülkelerin gelir gruplarına göre ampirik bulgular
Kübra Akyüz
Teknolojik ilerleme ve ekonomideki etkileri, sürecin yoksullukla ilişkisi, tartışılan temel konular arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, 2015 ve 2020 yıllarının teknolojik göstergeleri, yoksulluk ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiler, ülkelerin gelir düzeyleriyle ampirik olarak incelenmektedir. 2015 internet kullanan bireyler (% nüfus), Ar-Ge harcamaları (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla[GSYİH]'nin yüzdesi), Ar-Ge'de çalışanlar mal, hizmet ithalatı (yıllık % büyüme), mal ve hizmet ihracatı (yıllık % büyüme), GSYİH büyümesi (yıllık %), eğitim, istihdam veya mesleki eğitimde olmayan gençlerin oranı, toplam (% genç nüfusuna oranı) (International Labour Organization[ILO] tahmini modellemesi), 15+nüfusa oranla istihdam oranı, toplam(%) (ILO tahmini modellemesi) yoksulluk sınırında yoksulluk oranı (nüfusun %) değişkenleri kullanılmış, 2020, Ar-Ge'de çalışan araştırmacılar dışındakiler kullanılmıştır. Ülkeler gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler 4 gelir grubundan oluşan 2015 yılı için 34, 2020 yılı için 47 adettir. Çalışmanın amacı, teknolojik gelişmişliğin ülkelerin gelir gruplarına göre farklılığını, bu farklılaşmanın yoksulluk yapısı üzerindeki etkisini ve ekonomik büyümenin bunlar üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Analizlerde Dünya Bankası Dünya Kalkınma Göstergeleri (World Development Indicators) veri tabanından veriler kullanılmıştır. Ülkeler ve değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Gelire göre değişken ortalamalarının farklılaşıp farklılığını test eden tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Sonra diskriminant analizi ile hangi değişkenlerin, hangi yıllarda hangi gelir gruplarını nasıl ayırt ettiği incelenmiştir. Çalışma, teknolojik göstergeler (özellikle internet kullanımı ve Ar-Ge), istihdam yapısı ve yoksulluğun gelir gruplarını ayırmada belirleyici olduğunu göstermiştir. 2015 ve 2020 yıllarında dijital erişim ve sosyal yapı farklılıkları, kalkınma düzeylerindeki ayrışmanın kaynağıdır. Sonuçlar, teknolojinin yoksulluğu azaltıcı etkisinin ancak beşerî sermaye ve kurumsal yapıyla desteklendiğinde sürdürülebilir olduğunu ortaya koymaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Fındık zarı ekstraktının fındık yağı oleojellerinin stabilitesine etkisi
Hilal Yeşilyurt Bostan
Bu çalışmada, gliserol monostearat (GMS) ile yapılandırılmış fındık yağı bazlı oleojellerde fındık zarı ekstraktının (FZE) oksidatif stabilite, fizikokimyasal özellikler ve reolojik davranış üzerindeki etkileri incelenmiştir. Oleojeller; kontrol grubu, sentetik antioksidan (BHA) içeren örnek ve farklı konsantrasyonlarda (%0.20, %0.40 ve %0.60) fındık zarı ekstraktı ilave edilmiş formülasyonlar şeklinde hazırlanmıştır. Numuneler 30 gün süreyle depolanmış ve belirli aralıklarla asitlik, peroksit değeri, TBARS, Ransimat indüksiyon süresi, renk parametreleri, yağ ve su tutma kapasitesi, reolojik özellikler ve FTIR analizleri ile değerlendirilmiştir. Depolama süresince tüm örneklerde oksidatif parametrelerde artış gözlenmiş; ancak fındık zarı ekstraktı içeren oleojellerde bu artış kontrol örneğine kıyasla daha sınırlı kalmıştır. Özellikle %0.60 ekstrakt içeren oleojellerde peroksit ve TBARS değerleri kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuş, Ransimat indüksiyon süresi ise yaklaşık %20–30 oranında daha yüksek belirlenmiştir. Yağ tutma kapasitesi ekstrakt ilavesiyle artmış ve %0.60 ekstrakt içeren örneklerde kontrol grubuna kıyasla yaklaşık %10–15 düzeyinde iyileşme gözlenmiştir. FTIR analizlerinde parmak izi ve aromatik bölgelerdeki bant değişimleri, ekstrakt bileşenlerinin oleojel matrisiyle fiziksel etkileşimler yoluyla entegre olduğunu göstermiştir. Reolojik analizler, tüm oleojel örneklerinin artan kayma hızıyla birlikte viskozitelerinin azaldığını ve sistemlerin psödoplastik akış davranışı sergilediğini ortaya koymuştur. Düşük kayma hızlarında viskozite değerleri 10³–10⁴ Pa·s mertebesinde ölçülmüş, ekstrakt ilavesi özellikle % 0.40 ve % 0.60 konsantrasyonlarında viskoziteyi anlamlı biçimde artırarak oleojel ağ yapısının güçlendiğini göstermiştir. Sonuç olarak, fındık zarı ekstraktının fındık yağı oleojellerinde oksidatif ve reolojik stabiliteyi artıran, doğal ve fonksiyonel bir bileşen olarak değerlendirilebilecek önemli bir potansiyele sahip olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, Fındık zarı ekstraktı, Oleojel, Oksidatif stabilite
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Püskürtmeli kurutma koşullarının fındık proteini izolatının tekno-fonksiyonel ve reolojik özelliklerine etkisi
Başak Derya
Bu tez çalışmasında, yağsızlaştırılmış fındık küspesinden elde edilen fındık proteini izolatının farklı kurutma yöntemleriyle toz forma dönüştürülmesi ve uygulanan kurutma proseslerinin izolatların tekno-fonksiyonel ve reolojik özellikleri üzerindeki etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, fındık küspesinden alkali ekstraksiyon ve izoelektrik çöktürme yöntemi kullanılarak yüksek saflıkta protein izolatı elde edilmiştir. Elde edilen protein izolatı, dondurarak kurutma (FD) ve farklı giriş hava sıcaklıklarında püskürtmeli kurutma (SD 140, SD 160, SD 180 ve SD 200) yöntemleriyle kurutulmuştur. Farklı kurutma yöntemleriyle elde edilen protein izolatlarının pH'ya bağlı çözünürlük davranışı, pH 4 civarında minimum değerlere (%30–35) düşerken, alkali koşullarda (pH 10–12) belirgin şekilde artmış ve %70–82 aralığına ulaşmıştır. Su tutma kapasitesi 4.11–4.32 g/g, yağ tutma kapasitesi ise 1.92–2.89 g/g aralığında değişmiştir. Köpük kapasitesi %19.0–23.2, köpük stabilitesi %11.9–19.4 ve emülsiyon stabilite indeksi (ESI) 23.2–40.8 arasında belirlenmiştir. Püskürtmeli kurutma sıcaklığının artmasıyla birlikte özellikle SD 180 ve SD 200 örneklerinde emülsiyon stabilitesi ve viskozite değerlerinin arttığı gözlenmiştir. Protein sindirilebilirliği tüm örneklerde yüksek bulunmuş ve %77.7–78.9 aralığında değişmiştir. Renk analizleri, püskürtmeli kurutma uygulanan örneklerde L* değerlerinin FD örneklerine göre arttığını (≈50 → 62–66) ve toplam renk farkının (ΔE) belirginleştiğini göstermiştir. FTIR analizleri, kurutma yöntemlerine bağlı olarak proteinlerin ikincil yapı düzeyinde değişimler meydana geldiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, kurutma yöntemi ve işlem şiddetinin fındık proteini izolatlarının fonksiyonel ve reolojik özelliklerini belirleyen kritik faktörler olduğu; yüksek sıcaklıkta püskürtmeli kurutmanın emülsiyon ve reolojik özellikler açısından, dondurarak kurutmanın ise yapısal korunum açısından avantaj sağladığı belirlenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Beden eğitimi öğretmeni adaylarında kamu personeli seçme sınavı kaygısı ile istihdam kaygısı arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolü
Rıza Akbaş
Beden Eğitimi Öğretmeni adayları, meslek öncesi dönemde Kamu Personeli Seçme Sınavı'na (KPSS) hazırlık sürecinin yarattığı sınav baskısı ile mezuniyet sonrası istihdam belirsizliğini eşzamanlı olarak deneyimleyebilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Beden Eğitimi Öğretmeni adaylarının Kamu Personeli Seçme Sınavı kaygısı ile istihdam kaygısı arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolünü test etmektir. Araştırma nicel yöntemle ilişkisel tarama deseninde yürütülmüş, örneklemi 2023–2025 eğitim-öğretim yıllarında devlet üniversitelerinde öğrenim gören veya mezun 293 öğretmen adayı oluşturmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Connor–Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, KPSS Kaygı Ölçeği ve İstihdam Kaygısı Ölçeği aracılığıyla dijital bir platformda ve çevrimiçi yöntemlerle toplanmıştır. Analizlerde IBM SPSS (v27) ile IBM AMOS istatistiksel paket program kullanılmış, ölçme araçlarının yapı geçerliği doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile desteklenmiş, değişkenler arası ilişkiler korelasyon ve regresyon temelli moderasyon analizi (PROCESS Model 1) ile incelenmiştir. Bulgular, KPSS kaygısının istihdam kaygısını anlamlı biçimde yordadığını ve psikolojik sağlamlığın bu ilişkiyi anlamlı şekilde modere ettiğini göstermiştir. Psikolojik sağlamlığın doğrudan etkisi anlamlı bulunmazken, etkileşim teriminin modele katkı sağlaması psikolojik sağlamlığın ilişkisel dinamiği düzenleyen bir mekanizma olarak işlediğine işaret etmektedir. Model, istihdam kaygısındaki varyansın %36'sını açıklamıştır. Sonuçlar, öğretmen adaylarının mesleğe geçiş sürecinde yalnızca sınav performansına odaklanan desteklerin yeterli olmayabileceğini, psikolojik dayanıklılığı güçlendiren bütüncül yaklaşımların kaygı yönetiminde önemli katkılar sağlayabileceğini göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Yûsuf sûresindeki usûlî ve ferşî kıraat farklılıklarının mânaya etkisi ve meâllere yansıması
İsmail Bostan
Bu çalışmada, Yûsuf sûresinde yer alan usûlî ve ferşî kıraat farklılıkları ele alınmıştır. Ayrıca bu farklılıkların mânaya etkileri ile klasik tefsirlerdeki yorumlara ve Türkçe meâllere yansımaları incelenmiştir. Kur'ân kıraatleri, lafzın telaffuzuna dair çeşitli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıkların bir kısmı doğrudan anlama etki ederken bir kısmı fonetik düzeyle sınırlı kalmaktadır. Bu çerçevede Yûsuf sûresindeki kıraat farklılıkları, mânaya etki edenler ve etmeyenler şeklinde tasnif edilmiştir. Araştırmada, on sahih kıraat esas alınarak Yûsuf sûresindeki kıraat farklılıkları incelenmiştir. Usûlî kıraat farklılıkları ile mânaya etki etmeyen ferşî kıraat farklılıkları ayrı başlıklar altında değerlendirilmiş, mânaya etki eden ferşî kıraat farklılıkları ise ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Ayrıca sahih kıraatlerle anlam bakımından örtüşen vecihlerle sınırlı olmak kaydıyla, dört şâz kıraat imamına nispet edilen bazı okuyuşlara da yer verilmiştir. Kıraat farklılıklarının sarfî, nahvî ve semantik yönleri, başta kıraat tevcîhi literatürü ve klasik tefsirler olmak üzere temel kaynaklar ışığında incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden kaynak analizi ve mukayeseli yöntem kullanılmıştır. Ayrıca mânaya etki eden ferşî kıraat farklılıklarının ortaya çıkardığı anlam nüansları, seçilen Türkçe meâller üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Yûsuf sûresindeki bazı kıraat farklılıklarının anlamı zenginleştirdiğini göstermektedir. Buna karşılık, söz konusu anlam çeşitliliğinin Türkçe meâllere çoğu zaman yansıtılmadığı veya sınırlı biçimde aktarıldığı tespit edilmiştir. Bu yönüyle çalışma, kıraat, mâna ve meâl ilişkisini Yûsuf sûresi özelinde ortaya koyarak alana katkı sunmayı hedeflemektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Sağlık çalışanlarının ruhsal hastalıklara yönelik inançlarının, damgalama ve empatik eğilim düzeylerinin incelenmesi: Ağrı ili örneği
Mehmet Fatih Taşdan
Bu çalışmada sağlık çalışanlarının ruhsal hastalıklara yönelik inanç, damgalama ve empatik eğilim düzeyleri incelenmiştir. Araştırmamız Ağrı iline bağlı sağlık kuruluşlarında görev yapan 334 sağlık çalışanı (Doktor, Hemşire, Ebe, odyolog Tıbbi sekreter, Diş protez teknikeri vb.) ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği", "Sağlık Çalışanları için Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği" ve "Empatik Eğilim Ölçeği" olmak üzere toplam dört ayrı veri toplama aracı kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizi için IBM SPSS Version 27 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi, Post-hoc testi ve Spearman korelasyon analizi testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği (RHİÖ) ile Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği (SÇ-RHYDÖ) puanları arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki (p < 0,01) bulunurken, Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) ile (SÇ-RHYDÖ) puanları arasında çok zayıf bir ilişki (p<0,05) saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının ruhsal hastalıklara yönelik inanç düzeyi orta-yüksek, damgalama düzeyi orta, empatik eğilim düzeyi ise yüksek bulunmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Fosil yakıtlardan karbon yakalama ve depolama sistemleri kullanılarak düşük karbonlu hidrojen üretimi
Abdullah Memiş
Bu tez çalışması, fosil yakıtlardan hidrojen üretim yöntemlerini teknik, ekonomik ve çevresel boyutlarıyla değerlendirerek, hidrojen ekonomisinin gelişimine katkı sunacak stratejiler ortaya koymayı amaçlamaktadır. Geleneksel buhar reformasyonu ve doğalgazın yüksek sıcaklıkta hidrojen ve karbona ayrıştırılması yöntemleri ele alınarak, karbon yönetimiyle entegrasyonları incelenmiştir. Özellikle düşük karbon salınımlı veya karbon nötr hidrojen üretim yöntemlerinin uygulanabilirliği ve sürdürülebilir enerji dönüşümüne katkıları değerlendirilmiştir. Çalışmada, buhar reformasyonu yöntemi, karbon yakalama ve depolama (KYD) teknolojileriyle birlikte ele alınarak maliyet ve verimlilik açısından incelenmiştir. Ayrıca, doğalgazın yüksek sıcaklıkta katalitik olarak hidrojen ve karbona ayrıştırılması süreci ve yan ürün olarak üretilen karbonun sanayi sektörlerinde kullanım potansiyeli araştırılmıştır. Buhar reformasyonunun KYD ile entegre edilmesi karbon salınımlarını azaltabilmekle birlikte, bu sürecin yaygınlaşmasının önünde ekonomik ve altyapısal zorluklar bulunmaktadır. Diğer yandan, fosil yakıtların yüksek sıcaklıkta hidrojen ve karbona ayrıştırılması yöntemi, karbon depolama ihtiyacını azaltarak ekonomik bir alternatif sunmaktadır. Kısa ve orta vadede hidrojen üretiminde fosil yakıtlar önemli bir rol oynayacak olsa da, uzun vadede yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim hedeflenmelidir. Türkiye'nin mevcut doğalgaz altyapısı hidrojen üretimi ve dağıtımı için önemli bir temel sunmaktadır. KYD teknolojileriyle entegre hidrojen üretimi, Türkiye'nin karbon emisyonlarını azaltma hedeflerine katkı sağlayabilir. Yan ürün olarak üretilen karbon, sanayi, tarım ve enerji sektörlerinde değerlendirilerek ekonomik fayda sağlanabilir. Ayrıca, orta vadede hidrojen üretiminin artırılması, enerji arz güvenliğini sağlamaya ve fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmaya yardımcı olabilir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Medikal muhasebe sisteminin incelenmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi: Hastaneler üzerine bir değerlendirme
Emre Turan
Bu çalışma, sağlık sektöründe finansal yönetimin önemli bir bileşeni olan medikal muhasebe sisteminin etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte medikal muhasebe uygulamalarının gelişimi, hasta kayıtlarının izlenmesi, faturalandırılamayan işlemlerin kayıt altına alınması, maliyet analizleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile uyumlu muhasebe süreçleri üzerinden incelenmiştir. Araştırmada nitel yaklaşım benimsenmiş, Türkiye'de farklı kamu, özel ve üniversite hastanelerinde görev yapan 23 medikal muhasebe çalışanıyla yüz yüze ve çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş ve 9 tematik alan ortaya çıkmıştır. Bulgular, sağlık sektöründe medikal muhasebe sisteminin güçlü ve zayıf yönlerini, muhasebe sisteminde karşılaşılan yapısal ve süreçsel sorunları, personel ve eğitim ihtiyaçlarını ortaya koymakta; sistemsel verimliliğin artırılması ve sağlık hizmetlerinin finansal sürdürülebilirliğine katkı sağlayacak yönetsel ve stratejik çıkarımlara imkân tanımaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Harşit çayı üzerindeki köprü ayaklarında oyulmaların HEC-RAS ile incelenmesi
Ayşe Gündüz
Bu tez çalışmasında, Gümüşhane şehir merkezinden geçen Harşit Çayı üzerinde yer alan üç farklı köprü seçilerek köprü ayaklarında meydana gelen oyulma ve aşınma süreçleri incelenmiştir. Akarsularda köprü ayakları etrafında oluşan oyulma, yapısal hasarların en önemli nedenlerinden biri olup, köprülerin güvenliği ve servis ömürleri açısından kritik bir konudur. Bu kapsamda HEC-RAS 6.5 yazılımı kullanılarak çalışma alanı sayısal olarak modellenmiş ve köprü ayakları çevresindeki akım karakteristikleri analiz edilmiştir. Çalışmada farklı debi koşulları, mevsimsel akım değişimleri ve köprü geometrisinin oyulma üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca duyarlılık analizleri yapılarak modelin geometrik ve hidrolik parametrelere verdiği tepkiler karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar, köprü ayaklarında oyulmanın mevsimsel debi değişimlerine bağlı olarak farklılaştığını, köprü geometrisinin oyulma üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmadan elde edilen bulguların, benzer akarsu yapılarında oyulma risklerinin öngörülmesi ve güvenli tasarımın sağlanması açısından mühendislik uygulamalarına katkı sunacağı değerlendirilmektedir.

















