Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Tüketici davranışlarında etik boyut: Tüketici etiği ve belirleyicileri üzerine bir araştırma

    Mehmet Salih Kurnaz

    Bu araştırmada, tüketici davranışları etik perspektiften incelenmiştir. Bu doğrultuda araştırmada ilk olarak, tüketicilerin tüketici etiği konusundaki algılamaları ölçülmüştür. Böylece, tüketicilerin tüketici etiğine ilişkin olarak hangi davranışları kabul ettiği ve hangilerini kabul etmediği belirlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra, tüketicilerin makyavelist kişilik eğilimi ve etiksel ideolojileri incelenerek, tüketicilerin makyavelist kişilik eğilimlerinin ve etiksel ideolojilerinin tüketici etiği algılamaları üzerinde ayırt edici bir farklılık oluşturup oluşturmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Son olarak, tüketicilerin demografik özelliklerinin tüketici etiği algılamaları üzerinde belirleyici bir rol üstlenip üstlenmediği incelenmiştir. Araştırmanın sonuçları, tüketicilerin genel olarak tüketici etiği konusunda duyarlı olduklarını, ancak bazı davranışlara tolerans gösterebileceğini göstermiştir. Diğer taraftan, makyavelist kişilik eğiliminin ve idealist etik ideolojinin tüketicilerin tüketici etiği algılamaları üzerinde önemli farklılıklara neden olabileceği görülmüştür. Relativist etik ideolojisinin ise tüketicilerin tüketici etiği algılamaları üzerinde önemli farklılık oluşturabileceğine yönelik istatistiksel kanıta ulaşılamamıştır. Ayrıca, tüketicilerin demografik özelliklerinin tüketici etiği algılamaları üzerinde tüketici etiğinin alt boyutları bazında kayda değer farklılıklara neden olabileceği tespit edilmiştir.

  • MakaleYalnız künye2018
    Ludwig wittgenstein’s criticism of science of ethics

    Gülay, Peyyamisefa

    The discussion over the possibility of science of ethics stands for one of the significant parts of philosophy of ethics. Ludwig Wittgenstein does not seem to be dealing with these issues, however he has various vital reasoning that contribute to this discussion. His objections to the idea of science of ethics can be expressed generally under two titles: an ultimate scientific justification and a method established over this justification. In his view, ethics refers to an area in which one is active as the doer. This area demands for a special logic and it cannot be grounded with an approach that does not provide this demand. One of the frames that will not meet this demand is scientific logic. Ethics cannot be justified scientifically, and so it also cannot be founded as a scientific theory of ethics. Actually this would mean that ethics reach an ultimate determination and Wittgenstein states it is against the nature of what he understands from ethics. In addition, that ethics cannot be justified scientifically does not necessarily mean that ethics can be handled with a relativist approach. The former does not mean that ethics does not have a justification, but it will mean that it has a sui generis one.

  • MakaleAçık Erişim2018
    Rethinking Human Rights on the 70th Anniversary

    Bingol, Orhan

    Human is one of the common grounds of almost every science, art, philosophy or religion. Because human actively takes part in all of these areas with his/her thoughts, knowledge, design and belief. With inspiration of this enormous creativity, human has given himself/herself a number of priorities. Human rights are also at the top of these privileges. Human rights essentially emphasize that human makes himself/herself special, important and sheltered. One of the most contentious aspects of the field is that the ideals on this issue collide with reality. This dilemma opens the question of the validity of human rights. Because if human being is human as long as he/she lives his/her rights, when they are not fully realized, war against his/her human and social existence has been waged. Another point at least as striking as this is that human does this to himself/herself again. Human uses his rights as a shield against himself/herself or the structures such as society and the state which is created by himself/herself. According to all these, human rights have been at the head of critical and indispensable problems from yesterday to today. Therefore, this article is written as a compilation that invites people to rethink human rights on the 70th anniversary of its announcement.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2018
    Marka ve sosyal sorumluluk: kişisel bakım markaları örneği

    Doğan, Neva; Sarıtaş, Ayşe

    Bu çalışmada, öncelikle günümüzde marka kavramının önemine değinilerek pazarlama, tanıtım ve reklamla ilişkisideğerlendirilmiştir. Aynı zamanda birey-marka ilişkisi ve marka-toplum ilişkisi ele alınarak markaların sosyalsorumlulukla bağlantısına vurgu yapılmıştır. Günümüzde markaların başarıları sadece kar elde etmeleriyleölçülmemektedir. Markaların arasındaki farkların azalmasıyla sosyal sorumluluk kampanyaları markalarınbirbirinden farklılaşmasını sağlayan önemli faktörlerden biri olmuştur. Sosyal sorumluluk anlayışının gelişimitarihsel açıdan değerlendirilmiş ve günümüzde markaların yalnızca müşteriye değil, içinde bulunduğu topluma dasorumlu olduğu tespitine varılmıştır. Kişisel bakım ürünleri yaygın olarak kullanılmakla birlikte, içerdiği maddelernedeniyle hem sağlığa hem de çevreye zararlı olmasıyla da daima gündemde kalmaktadır. Kullanıcılar kişiselbakım ürünleri satın alırken, tercihlerini daha sağlıklı ve daha doğal olan markalardan yana yapmaktadırlar. Bumarkalar ise bu beklenti karşısında kendilerini daha sağlığa zararsız, çevreye duyarlı olarak konumlandırmayaçalışmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmada Fortune Dergisi’nin 2017 “Yılın En Büyük 500 Şirketi” sıralamasınagiren kişisel bakım markları olan; Unilever, Procter&Gambe, Avon ve Estée Lauder markalarının sosyalsorumluluk kampanyaları, kampanya süresi, türü, işbirlikçileri ve uygulama alanı bağlamında incelenmiştir. Sosyalsorumluluk türleri kategorize edilirken Geoffrey P. Lantos’un ayrımı temel alınmıştır.

  • MakaleYalnız künye2017
    Yargılamada şahitlik ve ahlâk

    Fidan, Yılmaz

    İslâm yargılama hukukunda ilk devirlerden bu yana şahitlik bir ispat vasıtası olarak daima önemini korumuştur. Bunu Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan konu etrafındaki bazı âyetler yanında Hz. Peygamber'in (sav)bazı uygulamaları şekillendirmiştir. Şahitliğin İslâm hukukunda fıkıh ilminin çeşitli mevzularında olduğu gibi dini ve vicdani bir tarafının da varlığı dikkatleri üzerine çekmektedir. Buna göre insanlar tarafından şahitliğin yerine getirilmesinde gönüllü denetim sistemi ile orijinal bir özelliğe sahip olduğu görülür. Ayrıca şahitlerin taşımaları gereken bazı evsafın bulunup bulunmadığının tesbiti yöntemleri ve bu konunun ele alınışı kaynaklarda tarihi bir gelişmenin varlığına işaret etmektedir. İslâm hukukçularının çoğunluğun kabulüne göre şahitlerin iyi hal sahibi oldukları tespit edilmelidir. Bu işleme, ta'dîl veyahut tezkiye adı da verilmektedir. Tanık beyanı sonrasında, şahitte adalet sıfatının tesbitine ilişkin bir soruşturma işlemi yapması, şahit hakkında zann-ı gâlib hasıl etmesi ve kararını ancak bundan sonra vermesi hâkimin kendisinden beklenmektedir. Bu yöndeki uygulamaların ilk zamanlardan itibaren gelişme kaydederek Hz. Ömer'in (ra)uygulamalarında ve daha sonra Hanefî imamlarından İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'in fetvalarında iyice teşekkül ettiği ve bu konuda kaynaklarda serpiştirilmiş vaziyette zengin bir bilginin bulunduğu gözlemlenir. Şahitlerin güvenilirliği hakkında başvurulan araştırma ve tezkiye usulünün Hanefî mezhebi, Şâfiî mezhebi, Hanbelî mezhebi ve Mâlikî mezhebi kaynaklarında tafsilatlı şekilde işlendiği ve zamanla da apayrı bir önem kazandığı görülür. Hanefîler genel mânada fetvaya şahitlerin hallerinin araştırılması yönündeki imâmeynin/Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed'in sözü edilen görüşünü kabul edip buna göre amel ettikleri ve yargıda işlettikleri gözlemlenir. Nihayet bunun Mecelle'de kanun haline getirildiği de bilinmektedir. Medeni Kanunun kabulü ile Türk hukukunda şahitlere yemin verdirilmesi usulü ile yetinilmiş ve şahit soruşturulması usulü ilga olunmuştur. Burada kanun önünde herkesin tanık sıfatını haiz olduğu ön kabulünden yola çıkılmış tezkiye usulü askıya alınmıştır. Buna sebep olarak belli zorluk ve sıkıntılar gerekçe olarak gösterilmiştir. Buna mukabil günümüzde şahitlerin soruşturulmasının gereği ve bundan olumlu neticeler alınabileceği gerçeği basit bir bakışla öngörülebilmektedir. Mahkemelerde yalancı şahitliklere dayalı kararlar verilmesinden böylece işin başında iken sakınmak mümkün gözükebilmektedir. İslâm hukukunda öz olarak denenmiş ve belli esaslara bağlanmış olan şahit soruşturulması usulü mevcuttur. Bilgisayar, internet ve yargı ağları gibi teknik iletişim araçlarından da yardım almak suretiyle mahkemelerin ve hâkimlerin görevleri muhakeme usulü açısından daha verimli hale getirilebilir. Bu konunun genel adaletin tahakkuk ettirilmesinde, mahkeme kararlarının doğru çıkmasında, yargı hatalarının asgariye indirilmesinde, kamu düzeninin tesisinde ve de toplumdaki bireyler arasında iyi ahlâkın hâkim olmasındaki katkılarından söz edilmektedir. Bireylerde vicdani kontrol ve ayrıca kamu denetimi sayesinde suç, ceza ve kabahat oranlarında istatistiksel açıdan düşüş de bu usulden beklenen katkılar arasında sayılmaktadır. Çünkü Müslümanlıkta din, inanç, ibadet, hukuk, yargı, ahlâk, fıkıh ve sosyal hayat bütünleşmiş şekilde vazife görürler.

  • MakaleAçık Erişim2017
    Public Hospital Union Construction and Changing Patient Rights Board Effects on Board Decisions

    Bostan, Sedat

    The concept of patient rights, 1980s went into the literature, developed in 1990, and began to be implemented in health institutions in the 2000s. Thus, a legal infrastructure has gained, institutionalized in 2010 years. The purpose of this study is to investigate patient rights violations through the decisions of the patient rights board, taking into account the change in board structure and public hospital union structuring. The survey was conducted on board decisions taken in 2012- 2015. The data were processed with cross-table technique and the difference between the years was tried to be monitored by Pearson Chi-square test. Public hospital union structure has reduced written complaints of patients and strengthened on-site solutions. When the causes of patient com- plaints are examined, half is concerned with the right to benefit from the service, and issues of re- spect, medical care and information are at the forefront. Approximately half of the complaints are consisted of physicians and one in ten nurses. Significant reductions have been observed in com- plaints of medical secretaries, cleaners, security personnel and administrative staff when there has been a significant increase in complaints of dentists in the last year. According to findings; the in- tegration of patient rights boards within the health directorates and the change of member struc- ture contributed to making decisions more professionally and objectively. As a result, patient privacy violations that have been acknowledged by the system and the patients, is destroying human val- ues. Lack of patient information reduces treatment effectiveness. Health worker's seizure-prone work are increasing their exhaustion and triggers insecurity in medical care. Health administrators and educators should be very interested in these issues.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2016
    Sığınmacılar hakkındaki ön kabulleri belirleyen etmenler üzerine eleştirel bir değerlendirme

    Yeşilçayır, Celal

    Günümüzün en önemli sorunlarından biri olarak kabul edilen sığınmacılık sorunsalına yönelik felsefi tartışmalar özellikle Avrupa ve Amerika'da yaygınlaşmaktadır. Etik, hukuk, siyaset ve epistemoloji gibi felsefe alanlarında şekillenen bu tartışmalarda genellikle sorunların temellerine inilerek analiz yapmak yeğlenmektedir. Son yıllarda ülkemize gelen sığınmacı sayısının artması nedeniyle bu konunun daha fazla tartışıldığı dikkat çekmektedir. Bu makale sığınmacılar konusunda insan zihnine yerleşmiş ön kabulleri belirleyen faktörleri sorgulamayı amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik öncelikle siyaset felsefesi bağlamında sığınmacıların önündeki temel engellerden biri olarak kabul edilen ulusalcılık ve ulusal sınırlar meselesi ele alınmaktadır. İkinci adımda ise, çoğu siyasi iradenin ve toplumun teoride eşit insanlık anlayışını savunmasına rağmen, uygulamada sığınmacılara yönelik ötekileştirici bir tavır takınması tartışılmaktadır. Bu iki temel konu tartışıldıktan sonra sığınmacılık sorunsalına çözüm önerileri ahlak ve hukuk çerçevesinde analiz edilmektedir. Siyasi otoritelerin başka ülkelerden gelenlere karşı oluşturdukları yasakların hukuki çerçevede gerekçelendirilmesi nedeniyle, sığınmacılar için oluşması gereken ahlaki sorumluluk makalenin temel argümanı olarak belirmektedir. Söz konusu sorunsalın temellerine inerek sorgulamak ve çözüme yönelik öneriler sunmak, aynı zamanda mevcut bilgi kirliliğini aşmak için de gerekmektedir

  • MakaleYalnız künye2015
    Kuran kıssalarını (hz süleyman ile belkıs ve hz.musa ile hızır kıssaları örneklemi) hikâye tekniğiyle çözümleme ve şahsiyet eğitimi

    Alan, Selami; Ayyildiz, Mustafa

    Bir topluluğun millet hâline gelmesi, ortak değerlere sahip olup bu değerleri nesilden nesile sürdürmesiyle gerçekleşir. Bu gerçeğin farkına vararak millet statüsüne ulaşmış topluluklar, değerlerinin yeni nesillere aktarılması için birçok yöntem geliştirmiş ve değişik eğitim kurumları oluşturmuşlardır. Kurmaca yapısı sayesinde insanların hayal-düşünce dünyalarında derin izler bırakan hikâye anlatımı yoluyla model oluşturma ise, eğitim için kullanılan en eski ve en etkili yöntemlerden birisi olmuştur. Çünkü kurgusal nitelikteki bu hikâyeler, daha küçüklüğünden itibaren çevresindekileri taklit ederek öğrenmeye başlayan insanlara, dünyaya başkasından gözünden bakma fırsatı sunmuştur. Hikâyeler sayesinde farklı kişiliklere bürünme imkânı elde eden insanlar, çoğu zaman bu kahramanların etkisinde kalmış ve onlar gibi hareket etme eğilimine girmişlerdir. Bu sebeple, toplumlar bünyelerindeki fertlerin sahip olmasını istedikleri değerleri, bu hikâyelerdeki kahramanlara yükleyerek halk için örnek-model şahsiyetler oluşturmuşlardır. Bu rol model kahramanların, hikâyeyi dinleyen veya okuyan insanlar tarafından benimsenmesi yoluyla ideal insan ve ideal toplum konumuna ulaşmak hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda da bir sürü hikâye ve bir sürü rol model kahraman kurgulanmıştır. Değerleri hikâyeleştirerek model şahsiyetler üzerinden anlatma yönteminin kullanıldığı kaynaklardan en iyisi hiç şüphesiz Kuran-ı Kerim'dir. Bu çalışmayla, Kuran kıssalarından iki örneği günümüz hikâye tekniğiyle çözümleyerek bu kıssaların ve kıssalarda yer alan model şahsiyetlerin, öğrencilerin şahsiyet eğitimleri için örnek teşkil etmek üzere kullanılabileceğini göstermek amaçlanmıştır

  • MakaleYalnız künye2015
    Turkish Studies International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 10/14 Fall 2015, p. 273-290

    Doğan, Kadir Caner

    Modernism in the historical process, it puts emphasis on important political, the social and economic change and transformation such as the end of the Middle Ages, Enlightenment, the rise of capitalism, the emergence of the modern state and public administration structuring. Postmodernism, especially after World War II upon impact on art, architecture, society, politics, law and public administration in level the paradigm has led to changes and transformations in the areas that mentioned. Postmodernism which in absolute terms represents a break from modernism, the modern era of theory, ideology and cultural qualities dismissed. Indeed, in this article, in the context reflection to public administration of postmodernism in the context of the emerging premise that relied on the postmodern public administration, considered a similarity the community in between the ombudsman and total quality management that has tried to establish a great relationship with this period. In this study, establishing the similarity mentioned which post-fordism, postbureaucracy and new public management concept is taken as the basis to provide a connection between postmodernism and public administration. In this framework, with support from the concepts mentioned the main features of postmodern public administration has been identified, after further degree of consistency with this feature of the ombudsman and total quality management approach it has been tried to be determined. On the other hand postmodernizm and establishing a relationship between said two approaches in terms historicality, the degree of consistency has also studied support with conceptual historicity. In fact, the importance and relationship of postmodern public administration of approaches of Ombudsman and Total Quality Management constitutes the basic subject matter of this article.

  • MakaleYalnız künye2015
    Yeni kamu yönetimi ve etik anlayışının türk kamu yönetiminde kurumsallaşması: kamu görevlileri

    Doğan, Kadir Caner

    Dünyada 1980'li yıllardan sonra küreselleşme, neo-liberalizm ve yeni kamu yönetimi anlayışına bağlı olarak siyasi, ekonomik, hukuksal ve kültürel alanlarda çok önemli değişimler ve dönüşümler meydana gelmiştir. Nitekim 1980 yılından sonra klasik kamu yönetimi, yeni kamu yönetimi hareketi olarak adlandırılan anlayış tarafından birçok noktada eleştirilmiş ve bu anlayış, kamu yönetimi alanında büyük kabul görmüştür. Yeni kamu yönetiminin temel ilkeleri arasında; "açıklık, hesap verebilirlik, demokratiklik, etkinlik ve verimlilik, yerinden yönetimcilik, özerklik ve etik değer ve ilkelerin yerleşmesi" gibi konular yer almaktadır. Bu bağlamda yeni kamu yönetiminin temel ilkelerinden biri olan etik kural ve değerlerin yeni kamu dönemi ile önemi artmıştır. Türkiye'de de 1980 yılı sonrasında dünyadaki küreselleşmenin ve kapitalizmin yaşamış olduğu dönüşüme bağlı olarak dünya devletleri ile aynı düzeyde değişimler ve reformlar gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Türk kamu yönetimi de bu değişimden etkilenerek esnek ve piyasa tabanlı olarak yeniden yapılandırılmaya çalışılmıştır. Bu değişim ve dönüşüm sürecinde Türk kamu yönetiminin önem verdiği ve uygulamaya koyduğu alanlardan biri de etik konusudur. Bu çalışmanın temel amacı da 1980'li yıllardan sonra yeni kamu yönetimi hareketi çerçevesinde, Türk kamu yönetiminin etik konusunda verdiği mücadelenin, dönüşümün veya kurumsallaşma düzeyinin 2004 tarihli bir yasal düzenlemeye bağlı olarak kurulan "Kamu Görevlileri Etik Kurulu" üzerinden değerlendirilmesidir. Bu bağlamda çalışma, esas olarak Türkiye'de yeni kamu yönetimi ve etik arasındaki ilişkiyi "Kamu Görevlileri Etik Kurulu" ile örneklemektedir

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2014
    İş etiğinin iş tatminine etkisi: Gümüşhane kamu kurumları çalışanları örneği

    Emre Seyrek

    Gelişen ve küreselleşen dünyada rekabet koşulları gün geçtikçe değişmekte ve zorlaşmaktadır. Bu koşullar içinde örgütler rakipleri karşısında daha başarılı bir yönetim ve iş yaşamı sürdürmeleri için çalışanlarının ve yöneticilerinin iş tatmini seviyesini arttırma yoluna gitmelidirler. İş tatmini seviyesini dikkate alan örgütler buna bağlı olarak iş yerinde iş tatminini arttırma yollarına gitmelerinin yanında iş etiğine de büyük önem vermeleri gerekir. İş yerinde etik kurallarının belirlenmesi ve bunlara etiksel ilkelere uygun şekilde davranılması örgütte iş tatmini seviyesini arttıracaktır. İş etiği anlayışı içinde yaşamını sürdüren örgütler, örgüt içinde güvenilir bir ortam oluşturacaktır. Şeffaf bir yönetim anlayışı, adaleti gözeten yöneticiler ve örgütte çalışanların sosyal ortamı ve ilişkileri etik anlayışı içinde olması örgütü daha başarılı hale getirecektir. İş tatmini arttırmanın yolları arayan ve etik ilkeleri göz önünde bulunduran örgütler küreselleşen rekabet çevresinde güvenle yollarına devam edecek rakipleri karşısında başarılı bir yol izleyeceklerdir. Bu çalışmamızda örgütlerdeki iş tatmini ve iş etiği ilişkisini inceleyeceğiz. Gümüşhane ilinde 12 kamu kurumuna 223 anket yapılmış ve iş yerindeki etik yaşamının ve yöneticilerin etiksel hareketlerinin çalışanların iş tatminine etkisi araştırılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2014
    Evrensel ilkeler ve pratik yaşam arasında ahlâkın teşekkülü

    Kahraman, Yakup

    Bu çalışmamızda ahlâki ilkeler ve yaşam arasındaki insanın ahlâki eğilimlerini, ahlâki tavrını nasıl bir yaklaşımla yorumlamamız gerektiği ve ahlâka nasıl bir teorik zemin oluşturabileceğimiz sorgulanmaktadır. Biz bu sorgulamayı, Kantın oluşturmaya çalıştığı, akıl ilkelerine dayalı evrensel bir teorik zeminden hareket eden ahlâk anlayışını temel alarak yapmaktayız. Burada Kantın evrenselci bir refleksiyonla ahlâki ilkeleri sadece akıl a indirgemesinin ve sırf kurgusal bir temelden yola çıkarak yaşam ile ayrışmaz bir yapısı bulunan ahlâkı yönlendirmeye çalışmasının meydana getireceği olumsuzluklar üzerinde durulmaktadır. Bir ilkeden hareket etme zorunluluğunun olmasıyla birlikte yaşamın sürekli değişen yüzünün bireyin ahlâk tecrübesinin oluşumunda dinamik bir yapı meydana getirdiği gösterilmekte ve teori-pratik arasında tek yönlü bir kurgunun olamayacağı Nietzschenin görüşleri de referans alınarak vurgulanmaktadır. Bize göre Aristotelesin phronesis kavramına verdiği anlam etrafında ahlâk ın teorik yönünü oluşturarak pratiğin yönlendirici gücü de ortaya konulabilecektir.

  • MakaleYalnız künye2013
    Ehl-i sünnet’e göre tekfir problematiği

    Karaağaç, Hilmi

    Tekfir, başkalarını küfürle ve iman sınırlarının dışına çıkmakla itham etmek anlamına gelir. İslam, inanç esaslarını tasdik edenleri Müslüman olarak kabul eder. Ehli Sünnet, ehl-i kıblenin tekfir edilemeyeceğini temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna rağmen bazı âlimlerin tekfire başvurdukları görülmektedir. Tekfir en çok Allah'ın sıfatları, insanın fiilleri, halk'ul-Kur'an, ru'yetullah, kabir hayatı, ecel ve rızık konuları etrafında oluşur. Bu çalışmada tekfire neden olan hususlar ve tekfirin nedenleri ele alınacaktır

  • MakaleYalnız künye2013
    The relationship of ethics-politics in max weber’s works

    Doğan, Kadir Caner; Yilmaz, Nihat

    One of the most important problems of current societies is the problem of ethics. It is not easy to solve this ethics problem in societies where it is not considered in terms of certain moral concerns orconcerns about moral problems are not seriously considered. If the problem of ethics is present in a societal system or, more importantly, in a rulership which has the monopoly of using legitimate powers, more serious problems can be faced. Undoubtedly, the most effective tool for politicians to avoid unethic behavior or overcoming corruption in a general sense is political ethics. In the sense of politic ethics, Max Weber’s work “Politics as a Vocation” in the year 1919 where in Weber made ethic classification and explanations on political function of ethics is an important work which should especially be read by current politicians and still keeps its currency. As a matter of fact, in this declaration, the foundation is, firstly, how Weber defines the concept of “ethics”, and how the relationship between ethics and politics is established according to Weber. Information is provided as to how political newcomers should be acting, and in this sense, the duo of “ethics of belief” and “ethics of responsibility”, which holds an important place on how explanation of the relationship between ethics and politics, is touched upon.

  • MakaleYalnız künye2011
    “Sports activities” As a ground of justification in Islamic penal legislation

    Telkenaroğlu, M. Rahmi

    Islam has allowed sports activities that give physical strength and skill toindividuals and benefits to the society at large. Moreover, it orders them to be performed by a sufficient number of Muslim people. The scholars of Islamic law have not found the material element of thegeneral theory of crime that preconditions to inflict punishment on the crimesof manslaughter and actual bodily harm adequate, yet they have also paidattention to whether there are other grounds of justification. One of the factors that removes the criminal responsibility of actual bodily harm when there is no use of violence against rival in sporting activities has been adopted legally by Islamic law, is called “the use of right”. However, the factor that removes this kind of responsibility in the combat sports, which is performed on the rival’s body, is due to a permission taken by the approval of the persons.