Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Üniversite personelinin iş sağlığı okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi

    Zeynep Gümüş

    Bu araştırmanın amacı, çalışanların iş sağlığı okuryazarlık düzeylerini belirlemek ve bu düzeylerin demografik değişkenler ile bazı bireysel ve örgütsel faktörlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Çalışma nicel araştırma yöntemiyle yürütülmüş, veriler anket tekniği ile toplanmıştır. Araştırmada İş Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmış ve ölçeğin Bilgi/Beceri ile İstek/Sorumluluk boyutları birlikte değerlendirilmiştir. Araştırma 593 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular, iş sağlığı uygulamalarının etkin olduğu çalışma ortamlarında ve iş sağlığı kurallarını uygulayan bir yöneticinin bulunduğu durumlarda çalışanların iş sağlığı okuryazarlık düzeylerinin anlamlı biçimde daha yüksek olduğunu göstermiştir. Ayrıca düzenli sağlık taramasına katılan ve okuma alışkanlığı bulunan bireylerin okuryazarlık düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık bazı demografik değişkenler ve çalışma birimine ilişkin özellikler açısından anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sonuç olarak, hem bireysel farkındalık düzeyi hem de iş yerindeki iş sağlığına yönelik uygulamaların, çalışanların iş sağlığı okuryazarlık düzeyini etkileyen önemli unsurlar olduğu ortaya konmuştur.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Türkiye'deki belediye stratejik planlarının afet risk yönetimi açısından değerlendirilmesi, engeller ve öneriler

    Murat Can Duruel

    Toplumsal yaşamı derinden etkileyen afetler, insanlık tarihi boyunca can ve mal kayıplarına yol açmış felaketlerdir. Günümüzde yaşanan nüfus artışı, kentleşme ve küresel iklim değişikliği gibi unsurlar, afetlerin etkilerini daha yıkıcı hale getirmektedir. Bu sebeple insanlara en yakın kurum olarak hizmet sunan belediyeler, yaptıkları çalışmalar ile afetlere dirençli bir yaşam inşa etmek durumundadırlar. Risk analizi yapılmasından, planlama ve koordinasyona kadar afet yönetimiyle ilgili çeşitli görevleri bulunan belediyeler, söz konusu görevleri yerine getirmek üzere stratejik planlarında yürütecekleri çalışmalara yer vermektedirler. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki belediye stratejik planlarının incelenerek afet risk yönetimine dair durum tespiti yapılması, risk ve zarar azaltma aşamasının öncelikli olmasını engelleyen durumların belirlenmesi ve çözüm önerileri geliştirilmesidir. Amaca uygun olarak öncelikle stratejik plan hazırlamış tüm büyükşehir ve il belediyelerinin stratejik planları doküman incelemesi tekniğiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda hazırlanan görüşme soruları aracılığıyla belediye personeli ve akademisyenler ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme verileri bilgisayar destekli veri analizine tabi tutularak üç tema altında bulgular ortaya koyulmuştur. Çalışma neticesinde; belediyelerde risk yönetimi yaklaşımına yönelik bir farkındalığın olduğu, ancak afet risk yönetiminin kendi içindeki dağılımı incelendiğinde, hazırlık faaliyetlerinin risk ve zarar azaltma faaliyetlerinden daha fazla yer aldığı belirlenmiştir. Bu duruma yol açan en önemli engeller arasında uzman personel eksikliği, çalışmaların yüksek maliyeti, siyasi önceliklerin farklılaşması, kurumsal koordinasyon eksiklikleri, belediyelerin kaynak eksiği, mevzuat sorunları ve halkın farkındalığının yetersizliği tespit edilmiştir. Bu nedenleri ortadan kaldırmak için personel ve bütçeyi kapsayan kaynakların güçlendirilmesi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, mevzuat reformu ve toplumsal farkındalığın artırılması önerileri sunulmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Makroekonomik değişkenlerin iş kazalarına etkisi: Visegrad ülkeleri üzerine bir araştırma

    Aysun Yilmaz Akyol

    İstihdam, ekonomik büyüme ve sosyal refahın temel belirleyicilerinden biridir. Bununla birlikte, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, ekonomik büyümeye odaklanan politikalar iş sağlığı ve güvenliği (İSG) uygulamalarının göz ardı edilmesine yol açabilir. Bu çalışma, 2013–2022 dönemini kapsayan yıllık veriler kullanılarak Visegrad Grubu ülkeleri (Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovakya) iş kazaları üzerindeki makroekonomik değişkenlerin etkilerini incelemektedir. İş kazaları bağımlı değişken olarak kullanılırken, kişi başına GSYİH, işsizlik oranı, ticaretin açıklığı ve hukukun üstünlüğü bağımsız değişkenler olarak modele dahil edilmiştir. Analiz için Swamy Rastgele Katsayılar Modeli kullanılmıştır. Bulgular, kişi başına GSYH değişkeninin tüm ülkelerde iş kazalarının azalması üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuç, ekonomik büyüme ve refah düzeyindeki artışın iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. İşsizlik oranının Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Slovakya’da iş kazaları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve olumsuz bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Kurumsal kalitenin göstergesi olan hukukun üstünlüğü değişkeni, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya’da iş kazalarının azaltılmasında anlamlı sonuçlar vermiştir. Ticaret açıklığının Çek Cumhuriyeti ve Polonya'da iş kazalarını artırıcı yönde anlamlı bir etkiye sahip olması, artan uluslararası rekabet baskısının üretim yoğunluğunu artırarak iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını olumsuz etkileyebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları, iş kazalarının yalnızca teknik ve fiziksel risklerden değil, ekonomik ve örgütsel faktörlerden de etkilendiğini göstermektedir. Bu nedenle, iş kazalarını önlemeye yönelik politikaların, ekonomik koşullar ve iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını bütüncül bir yaklaşımla ele alması önem taşımaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Ham petrol ile kirlenmiş topraklardan petrol parçalayan bakterilerin izolasyonu, moleküler karakterizasyonu ve petrol bozunma potansiyellerinin belirlenmesi

    Sabina Taghiyeva

    Bu çalışma, ham petrol ile kirlenmiş topraklardan petrol parçalayan bakterilerin izolasyonu, moleküler düzeyde karakterizasyonu ve petrol bozunma potansiyellerinin belirlenmesi amacıyla yapılmştır. Toprak örnekleri, Azerbaycan’dan temin edilerek ham petrol ile kontamine edilildikten sonra çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Laboratuvar çalışmalarıyla bakteri izolasyonu prosedürüne uygun çalışmalarla izole edilen bakteriler, morfolojik ve biyokimyasal analizlerin ardından moleküler tanımlama amacıyla DNA izolasyonu ve PCR teknikleri ile incelenmiştir. Ayrıca bakterilerin petrol bozunumu üzerindeki etkileri spektrofotometrik ölçümler ile değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, ekolojik açıdan sürdürülebilir biyoremediasyon yaklaşımlarında bu bakterilerin potansiyelini ortaya koymaktadır. Çalışmalar neticesinde biyoremediasyon potansiyeline sahip 5 bakterinin saf kültürleri elde edilmiştir. Karakterizasyon sonucu ham petrolü parçalayan mikroorganizmaların, pseudomonas neustonica, bacillus licheniformis, corynebacterium stations, sphingobactrrium soli, lysinibacillus fusoformis türlerine ait suşlar olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bakteri suşlarının petrol degredasyon etkisini görmek amacıyla GC–MS analizleri yapıldı. Analizler sonucunda örneklerde toplam 10 farklı bileşik elde edilmiştir. Bu bileşikler arasında alifatik alkoller, ketonlar ve kısa zincirli karboksilik asitler yer almaktadır. Elde edilen Kovats indeks değerleri 810-1813 aralığındadır. Bu sonuçların literatürdeki referans değerlerle büyük ölçüde uyumlu olduğu belirlenmiştir. C2–C5 aralığındaki kısa zincirli organik asitlerin mikrobiyal metabolizmaya işaret ettiği anlaşılmıştır. Pseudomonas neustınica bakterisinin 99,79’luk benzerlik oranına göre petrol biyodegradasyonunda daha baskın bir rol oynadığı belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Ağ trafiği kullanarak saldırı tespit edebilen derin öğrenme modellerinin performans değerlendirmesi

    Rachid Cheick Mohamed

    Dijital altyapıların hızla büyümesi ve siber saldırıların giderek karmaşıklaşması, ağ tabanlı saldırı tespit sistemlerini modern siber güvenliğin temel bileşenlerinden biri hâline getirmiştir. İmza tabanlı yöntemler yeni tehditlerin tespitinde yetersiz kalabildiğinden, makine öğrenmesi ve derin öğrenme yöntemleri önemli alternatifler sunmaktadır. Bu çalışmada, tek boyutlu evrişimli sinir ağı (CNN) ile hibrit CNN-BiLSTM mimarisinin ikili ve çok sınıflı ağ saldırısı sınıflandırma performansları incelenmiştir. Modeller, CIC-IDS2017 ve UNSW-NB15 veri kümeleri üzerinde tabakalı beş katlı çapraz doğrulama, odak kaybı, QuantileTransformer ile ölçeklendirme ve SMOTE ile aşırı örnekleme içeren ortak bir deneysel düzen kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca rastgele orman ve XGBoost, UNSW-NB15 üzerinde klasik karşılaştırma modelleri olarak test edilmiştir. Bulgular, CNN modelinin CIC-IDS2017 ikili sınıflandırma görevinde %99,75 doğruluk ve 0,9999 ROC-AUC değerine ulaştığını göstermiştir. CNN-BiLSTM, UNSW-NB15 ikili sınıflandırma görevinde yanlış negatifleri yaklaşık %36 azaltmış; ancak çıkarım gecikmesi CNN’e göre 4-6 kat artmıştır. Çok sınıflı sınıflandırmada CNN, CIC-IDS2017 üzerinde 0,701 makro F1 skoruyla CNN-BiLSTM’den (0,671) daha yüksek performans göstermiştir. XGBoost ise derin öğrenme modelleriyle benzer F1 skorlarına daha kısa sürede ulaşmıştır. Azınlık saldırı sınıflarının tespiti tüm yapılandırmalarda temel bir güçlük olmayı sürdürmektedir. Sonuçlar, gerçek uygulama kısıtları altında derin öğrenme ve klasik makine öğrenmesi modelleri arasında seçim yapacak araştırmacı ve uygulayıcılar için karşılaştırmalı çıkarımlar sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Antibiyotik direncine yönelik bilgi ve tutumlar ölçeğinin Türkçe geçerlilik ve güvenirlik çalışması

    Brahim Deidah

    Bu çalışma, Alshehri ve Khawagi (2025) tarafından yapılan "Antibiyotik Direncine Yönelik Bilgi ve Tutumlar Ölçeği"ni Türk kültür ve diline kazandırmayı, geçerlik-güvenirlik analizlerini yapmayı hedeflemektedir. Çalışmanın bir diğer odağı ise bu yeni Türkçe form aracılığıyla sağlık bilimleri fakültesindeki öğrencilerin antibiyotik direncine yönelik bilgi ve tutumlarını ölçmek, elde edilen verileri farklı sosyodemografik değişkenler açısından sunmaktadır. Metodolojik ve kesitsel araştırma desenine uygun olarak planlanan çalışmaya, Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde aktif öğrenim gören 505 lisans öğrencisi dahil edilmiştir. Uyarlama aşamasında sırasıyla dil, kapsam ve yapı geçerliği çalışmaları ile güvenirlik analizleri yapılmıştır. Yapı geçerliğini test etmek amacıyla Doğrulayıcı Faktör Analizinden (DFA) yararlanılırken; iç tutarlılık için Cronbach Alfa ve Bileşik Güvenirlik (CR) katsayıları hesaplanmıştır. Bunların yanında, bilgi testindeki soruların zorluk dereceleri ve ayırt edici nitelikleri de analiz edilmiş; toplanan verilerin çözümlenmesinde tanımlayıcı ve karşılaştırmalı istatistiksel analiz teknikleri kullanılmıştır. Özetle; bu çalışma kapsamında gerçekleştirilen ölçek uyarlama süreci sonucunda, Türkçe’ye uyarlanan ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri başarılı bulunmuş, sağlık bilimleri alanındaki öğrenciler üzerinde güvenle kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir.. Elde edilen saha verileri, öğrencilerin bu konudaki bilincini artırmak adına müfredattaki akılcı antibiyotik kullanımı ve direnç mekanizmaları eğitimlerinin daha kapsamlı hale getirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Stok yönetiminde ABC ve VED analizleri: Bir devlet hastanesi örneği

    Şefika Kahreman Halis

    Stok yönetimi, sağlık hizmetlerinin etkinliği ve sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahiptir. Sağlık kurumlarında yürütülen faaliyetlerin kesintisiz bir şekilde sürdürülebilmesi, stokların etkin bir biçimde yönetilmesine bağlıdır. Stok kontrol faaliyetlerinin etkin bir şekilde yürütülmemesi durumunda, gereğinden fazla stok bulundurulması maliyetleri artırarak sağlık kurumlarının kârlılığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, malzeme stok yönetiminin değerlendirilmesinde ABC ve VED analiz yöntemlerinin kullanılmasıyla, malzemelerin öncelik sıralamasına göre sınıflandırılandırılmasıdır. Araştırma kapsamında, Gümüşhane ilinde faaliyet gösteren bir ilçe devlet hastanesinde kullanılan 122 kalem malzeme araştırmanın veri setini oluşturmuştur. Çalışmada, verilerin sınıflandırılması ve analiz edilmesinde çok kriterli karar verme tekniklerinden ABC ve VED analizleri kullanılmıştır. ABC analizi, malzemeleri yıllık tüketim değerine göre sınıflandırırken, VED analizi bu malzemelerin kritik önem düzeylerini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgulara göre, az sayıda malzemenin toplam maliyetin büyük bir kısmını oluşturduğu ve hayati öneme sahip malzemelerin stok yönetiminde öncelikli olarak ele alınması gerektiği belirlenmiştir. Ayrıca, ABC ve VED analizlerinin birlikte kullanılmasıyla oluşturulan ABC-VED matrisi sayesinde, malzemelerin hem maliyet hem de kritik önem düzeylerine göre daha etkin bir şekilde önceliklendirilebildiği görülmüştür. Sonuç olarak, ABC ve VED analiz yöntemlerinin birlikte kullanımı, sağlık kurumlarında stok yönetiminin daha etkin, dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasına katkı sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Bâb-ı Âsafî Ruûs kalemi defterlerinden 1522 numaralı Ruûs defteri (1061-1062/1651-1652), s. 142-274, tahlil ve metin

    Onur Çakir

    Osmanlı Devleti’nin en yüksek yönetim merci olan Divan-ı Hümayun, bürokratik işlemlerini kendisine bağlı kalemler vasıtasıyla icra etmektedir. Ruûs kalemi Divan-ı Hümayunun görevli tevcihatına ilişkin muamelat ile meşgul olmakta, düzenlenen tezkireleri Ruûs defterlerine işleyerek muhafaza etmektedir. Ruûs defterleri yazıldıkları yıllarda, devletin merkez ve merkeze bağlı birimlerinde halihazırdaki görevlere ve görevi tasarrufta bulunan vazifelilere dair kayda değer malumata muhtevidir. Hükümlerdeki özet bilgilerden muayyen bir görev için tevcih gerekçesine, görevlide aranan niteliklere, tavassut eden kişi bilgisine ulaşmak mümkündür. Yerel tarih çalışmaları, önemli kişilerin biyografilerinin oluşturulması ve kurumların kronolojilerinin ortaya konulmasında yine Ruûs defterlerine müracaat edilebilir. Hüküm özetlerinde yer alan, görevi ifa edecek kişiye verilecek günlük ücret bilgisi, Osmanlı maliyesi araştırmalarında kullanılabilir. Osmanlı’nın geniş coğrafyası göz önüne alındığında, birçok ülkenin tarihinin yazılmasında Ruûs defterleri önemli bir arşiv kaynağıdır. İfade edilen hususlar bağlamında, çalışmamızda 1522 Numaralı Ruûs Defteri, mevcut literatüre katkı sağlaması maksadıyla ele alınmıştır. Çalışmamıza konu olan Ruûs defteri, 17. yüzyılın ortasında tutulmuş olup muhtevası muhtelif görevlere yapılan tevcihatla oldukça zengindir. İlmiye, seyfiye ve kalemiye sınıfının üst düzey amirlerinden en alt kademedeki memurlarına kadar birçok görevlinin atamasıyla ilgili kayıtlar defterde mevcuttur. Çalışmamızın giriş bölümünde Divan-ı Hümayun ve kalemleri hakkında bilgi verildikten sonra görevli atamasında yürütülen bürokratik süreç açıklanmıştır. İkinci kısımda defterden elde edilen bulgular analiz edilmiş, son kısımda ise metin transkripsiyonuna yer verilmiştir. İhtiva ettiği bilgilerle yazıldığı yıllarda Osmanlı Devleti’nin idari, iktisadi, askeri ve içtimai hayatının anlaşılmasında önemli bilgiler vermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Newtonyen olmayan analizde karışık tip fonksiyonların yerel yaklaşımları

    Seda Nur Yılmaz

    Newtonyen olmayan analiz, klasik türev ve integral kavramlarının farklı üreteç fonksiyonlar aracılığıyla genelleştirilmesine dayanan ve özellikle geometrik, bigeometrik ve benzeri hızlı büyüme gösteren fonksiyonların incelenmesinde etkin sonuçlar üreten bir analiz alanıdır. Bu tez çalışmasında, klasik analiz kapsamında tanımlanan fonksiyonlar ile Newtonyen olmayan analizde farklı üreteçler kullanılarak elde edilen fonksiyonların klasik toplamları ve alfa toplamları ele alınmaktadır. Literatürde, bu tür karışık tipteki fonksiyonların yerel davranışlarını incelemek için çoğunlukla klasik Taylor yaklaşımı kullanılmakta; ancak bu yaklaşım, Newtonyen olmayan bileşenlerin doğal yapısını yeterince yansıtamamaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, farklı üreteçlerle tanımlanan fonksiyonların Newtonyen olmayan toplamları için birinci mertebeden yeni bir yaklaşım yöntemi geliştirmektir. Önerilen yöntemde, fonksiyonun klasik ve Newtonyen olmayan bileşenleri ayrı ayrı ele alınmakta ve her bir bileşen kendi analiz çerçevesine uygun şekilde lineerleştirilmektedir. Elde edilen yeni yaklaşım, klasik birinci mertebeden Taylor yaklaşımı ile karşılaştırmalı olarak incelenmekte ve hata analizleri yapılmaktadır. Çeşitli sayısal örnekler üzerinden yöntemin etkinliği gösterilmektedir. Örneğin üstel ve çift üstel yapı içeren fonksiyonlar için daha düşük hata değerleri elde edildiği ortaya konulmaktadır. Bu yönüyle çalışmanın, Newtonyen olmayan analizde yerel yaklaşım tekniklerine katkı sağlaması beklenmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Torul (Gümüşhane) ve civarında yer alan adakit benzeri porfirlerin petrografik, jeokimyasal ve petrolojik özelliklerinin incelenmesi

    Hacer Akçay

    Bu tez çalışmasında, Doğu Pontidlerin güney zonunda Mescitli yöresinde yer alan Orta Eosen yaşlı adakitik kayaçların petrografisi ve tüm-kayaç ana ve iz element jeokimyası ve petrolojisi incelenmiş, kayaçları oluşturan magmanın kökeni ve gelişimi belirlenmeye çalışılmıştır. İncelenen adakitik kayaçlar porfirik dokulu olup, genelde andezit, daha az oranda da traki-andezit ve dasit bileşimindedir. Başlıca mineraller plajiyoklas, kuvars, alkali-feldispat, amfibol, biyotit ve Fe-Ti oksit’den oluşmaktadır. İncelenen kayaçlar, orta ila yüksek-K’lu (%1.1-3.6), yüksek LaN/YbN (8.3–11.98) ve Sr/Y (34-63) oranları gösteren adakitik jeokimyaya sahiptir. Kayaçlar LREE’ce zenginleşmiş, HREE bakımından ise yataya yakın bir desen (LaN/LuN = 7.8-11.8) sunarlar ve dikkate değer bir Eu anomalisi (EuN/Eu* =0.91-0.98) göstermezler. Elde edilen tüm jeokimyasal veriler bir arada değerlendirildiğinde; adakitik karakterli bu kayaçların, delaminasyon mekanizması sonucunda mafik alt kabuk ergiyiklerinden türemiş olabilecekleri ve Orta Eosen dönemindeki çarpışma sonrası (post-collisional) tektonik rejimde litosferik manto bileşenleriyle olan muhtemel etkileşimler sonucunda geliştikleri söylenebilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    İkdam Gazetesi’ne göre II. Meşrutiyet’in ilanına Avrupa devletlerinin bakışı (1908-1909)

    Fatma Aydin

    Bu çalışma, İkdam Gazetesi’nde yayımlanan haber ve yorumlar aracılığıyla Avrupa devletlerinin 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet’e bakış açılarını incelemektedir. 24 Temmuz 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet, yalnızca Osmanlı Devleti’nin iç siyasi dengelerini değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerini de derinden etkilemiştir. Avrupa devletleri bu gelişmeyi kendi diplomatik ve ekonomik çıkarları, Osmanlı Devleti ile ilişkileri ve bölgesel güç dengeleri çerçevesinde değerlendirmiştir. Araştırmada, İkdam Gazetesi’nin 1908–1909 yıllarına ait sayıları sistematik olarak incelenmiş; İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve İtalya gibi dönemin önde gelen Avrupa devletleriyle ilgili haber ve makaleler nitel araştırma yöntemiyle analiz edilmiştir. Veriler, tarihsel analiz ve içerik analizi teknikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Avrupa devletlerinin II. Meşrutiyet’e ilişkin yaklaşımlarının büyük ölçüde kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarına dayandığını göstermektedir. İkdam Gazetesi ise bu yaklaşımları hem haber dili hem de yorum köşeleri aracılığıyla Osmanlı kamuoyuna aktarmıştır. Dolayısıyla çalışma, II. Meşrutiyet dönemi Osmanlı basın tarihi ile uluslararası ilişkiler literatürüne özgün bir katkı sunmaktadır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Banach uzaylarında toplanabilme ve iterasyon yöntemleriyle yaklaşım teoremleri

    Deniz Şimşek

    Bu tezde, Banach ve Hilbert uzaylarında doğrusal olmayan ergodik teori kapsamında Cesàro ortalaması ile Kirk iterasyon yöntemi birleştirilerek sabit nokta ve denge problemlerine yönelik yeni yakınsaklık sonuçları elde edilmiştir. İlk olarak, asimptotik genişlemeyen dönüşümler için Kirk iterasyon yönteminin Cesàro ortalaması ile yakınsaklık davranışı incelenmiş ve bu yöntem için yeni yaklaşım teoremleri geliştirilmiştir. Daha sonra Kirk iterasyonu, Cesàro ortalaması ve hibrit projeksiyon tekniği bir araya getirilerek sabit nokta ve denge problemlerinin ortak çözümlerini elde etmeye yönelik yeni Kirk–Cesàro hibrit algoritmaları önerilmiştir. Son aşamada ise geliştirilen algoritmalar split denge ve sabit nokta problemlerine uygulanmış; sonlu sayıda asimptotik genişlemeyen dönüşüm ailesi için küçülen projeksiyon yöntemi ile Cesàro ortalamasını birleştiren yeni iteratif algoritmalar oluşturulmuştur. Önerilen algoritmaların güçlü yakınsaklık özellikleri ayrıntılı biçimde analiz edilmiş ve literatürdeki mevcut sonuçları genişleten yeni güçlü yakınsaklık teoremleri ispatlanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Gabon cumhuriyeti ombudsmanı: Yapısal ve işlevsel yönleri

    Derrick Sherilyn Christ Ndimangoye-Olibas

    19. yüzyıl İsveç modelinden miras kalan Ombudsmanlık kurumu, çağdaş demokratik yönetişimin vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Kamu yönetimi ve vatandaşlar arasında bağımsız bir gözetim mekanizması olarak Ombudsmanlık, şeffaflığı, adaleti ve temel haklara saygıyı güvence altına almayı amaçlamaktadır. Ancak kurumun etkinliği siyasi rejime, yetki alanına ve sahip olduğu kaynaklara bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Temsili kurumlara duyulan güvenin azaldığı, şeffaflık ve hesap verebilirlik taleplerinin ise arttığı bir ortamda Ombudsmanlık, demokratik konsolidasyonun vazgeçilmez kurumsal mekanizmalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Genellikle uzun, maliyetli ve teknik yargı süreçlerine alternatif sunan bu kurum, adalet ve uzlaşıya odaklanan daha esnek ve erişilebilir bir yaklaşım benimsemiştir. Bu nedenle, Gabon Cumhuriyeti Ombudsmanlığını incelemek, kurumun Gabon’daki demokratikleşme ve yönetişim sürecindeki rolünü anlamak açısından özel bir önem taşımaktadır. Bu çalışma, Gabon Cumhuriyeti Ombudsmanlığının yasal ve kurumsal çerçevesini analiz etmeyi, misyonlarını, çalışma mekanizmalarını ve uyuşmazlık çözüm yöntemlerini incelemeyi, faaliyetlerini engelleyen yapısal ve operasyonel sınırlamaları tespit etmeyi ve son olarak ulusal yönetişimdeki rolünü güçlendirmek adına kurumsal iyileştirmeye yönelik önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sağlık yöneticilerinin liderlik davranışlarının personel iş doyum etkisi: Gümüşhane ili örneği

    Saed Mohamed Jama

    Sağlık yöneticileri, kurumsal operasyonları yönettikleri ve sağlık çalışanlarının davranışlarını, motivasyon seviyelerini ve iş çıktılarını şekillendirdikleri için rollerinde iki önemli işlevi yerine getirirler. Liderlerin iletişim kurma ve karar alma biçimleri, destek, takdir ve çatışma yönetimi yöntemleri, çalışanların işleri hakkındaki hislerini ve memnuniyet düzeylerini doğrudan etkiler. Bu çalışmanın amacı, Gümüşhane İlinin sağlık alanında değişik yönetsel düzeylerinde görev yapan sağlık yöneticilerin gösterdikleri liderlik davranışlarını, bu davranışların iş doyumuna etkisini belirlemek ve çözüm önerileri sunmak amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Gümüşhane İlinin sağlık alanında görev yapan sağlık yöneticileri (N= 100) oluşturdu. Araştırmada örneklem seçimi yapılmadan sağlık yöneticilerinin tamamına ulaşılması hedeflendi. Araştırma gönüllülük esasına göre yürütüldü ve tüm sağlık yöneticilerine ulaşıldı.Araştırma verileri “Kişisel Bilgi Formu", “Liderlik Davranışları Ölçeği” ve "İş Doyumu Ölçeği” ile toplandı. Verilerin analizindef rekans, ortalama, standart sapma, ttesti, ANOVA ve korelasyon testleri kullanıldı. Sağlık yöneticilerinin liderlik davranışları ölçeği puan ortalaması 3,8075, iş doyumu ölçeği puan ortalaması 3,3027 idi. Sağlık yöneticilerin yaşı arttıkça iş doyumları artmaktadır.Daha genç sağlık yöneticileri, ileri yaştaki sağlık yöneticilerine göre daha iyi liderlik davranışına sahiptir. Poliklinik hizmetleri, halk sağlığı birimi, aile hekimliği ve idari-mali işlerde çalışan sağlık yöneticilerinin liderlik davranış puan ortalamaları yüksek bulunmuştur. Bu çalışmada Gümüşhane İlinin sağlık alanında değişik yönetsel düzeylerinde görev yapan sağlık yöneticilerin liderlik davranışları yüksek, iş doyumları orta düzeyde bulunmuştur.İleri yaşlardaki sağlık yöneticilerine liderlik eğitimleri verilerek liderlik davranışları artırılmalıdır. Genç yaştaki sağlık yöneticilerinin iş doyumunu artırmaya yönelik takdir, ödüllendirme ve sosyal faaliyetler artırılmalıdır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sporcularda ruminatif düşünce ve spora özgü kaygı düzeylerinin incelenmesi

    İbrahim Dönmez

    Bu araştırmanın amacı, sporcularda müsabaka süreçlerinde ortaya çıkan ruminatif düşünce biçimleri ile spora özgü kaygı düzeyleri (somatik kaygı, endişe ve konsantrasyon bozukluğu) arasındaki ilişkinin betimsel ve ilişkisel bir yaklaşımla incelenmesidir. Çalışma, yüksek performans beklentisinin sporcuların bilişsel süreçleri üzerindeki etkilerini belirlemeyi ve psikolojik hazırlık stratejilerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini, farklı spor branşlarında faaliyet gösteren 168 erkek ve 175 kadın olmak üzere toplam 343 sporcu oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Spor Müsabakası Ruminasyon Ölçeği ile Sporcu Kaygı Ölçeği-2 kullanılmıştır. Veriler; tanımlayıcı istatistikler, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve basit doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular, müsabaka ruminasyonunun endişe, konsantrasyon bozukluğu ve somatik kaygı üzerinde anlamlı ve yordayıcı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Cinsiyet açısından ruminasyon düzeyleri benzer bulunurken, kadın sporcuların somatik kaygı ve konsantrasyon bozukluğu puanlarının erkek sporculara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Spor deneyimi arttıkça kaygı yönetimi ve odaklanma becerilerinin geliştiği, eğitim düzeyi yükseldikçe ise kaygı puanlarının arttığı saptanmıştır. Ayrıca aile desteği alan sporcuların kaygı düzeylerinin daha düşük olması, sosyal desteğin koruyucu rolünü ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, müsabaka sonrası olumsuz deneyimlere ilişkin ruminatif düşüncelerin gelecekteki performans kaygısını artırdığı belirlenmiş; bu doğrultuda ruminasyonu azaltmaya yönelik psikolojik müdahale programları ile aile destek mekanizmalarının güçlendirilmesi önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Ahmed er-Rifâî ve Hâletü ehli’l-Hakîka ma‘allah adlı eserindeki hadislerin tahrîc ve tahlili

    Muhammet Çakıroğlu

    İslâm kültür ve medeniyetini oluşturan en önemli iki kaynağın ilki Kur’ân-ı Kerîm’dir. İkincisi olan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Sünnet’i, hadis rivayetleri vasıtasıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Hadis kelimesi İslâmiyet’le birlikte farklı bir anlam kazanmış, âdeta onunla kadîm olan Kur’ân-ı Kerîm’in mukabili kastedilmiştir. Sahâbe devrinde ve daha sonraki dönemlerde bu kelime, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sözlerini, fiillerini ve tasviplerini bünyesinde barındıran bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. Hadisler şüphesiz tüm İslâmî ilimler için kaynak değeri taşımaktadır. Bunlardan biri olan tasavvuf ilminin literatüründe de hadislere sıklıkla başvurulmuştur. Özellikle zühd, ahlak, rekâik, tergîb ve terhîb gibi konulara dair hadisler mutasavvıfların arasında çokça tedavül etmektedir. Bu rivayetlerin asıl hadis kaynaklarındaki yerlerinin tespiti kanaatimizce çok önemlidir. Bu nedenle araştırmada sözü edilen eserlerden biri olan Ahmed er-Rifâî’nin, Hâletü Ehl’il Hakîka Ma‘allah adlı eserindeki rivayetlerin tahriç ve tahlili yapılması hedeflenmektedir. Çalışma giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi, kapsamı ve kaynakları gibi hususlar ele alınacaktır. Birinci bölümde öncelikle tahrîc kavramının yanı sıra erbeûn edebiyatına değinilecektir. Devamında Ahmed er-Rifâî’nin hayatı farklı yönleriyle araştırılacaktır. Son olarak çalışmanın teması olan Rifâî’nin, Hâletü Ehl’il Hakîka Ma‘allah adlı eseri detaylı bir şekilde tanıtılacaktır. İkinci bölümde bu eserdeki hadislerin tahrîci ve değerlendirilmesi yapılacaktır. Sonuçta ise Ahmed er-Rifâî’nin hadisçiliği ile sözü edilen eserindeki hadislerin kaynaklardaki yerleri ve farklı açılardan tasnifi yapılacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    12 haftalık yüzme egzersizinin skolyozlu çocuklarda cobb açısı, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluşa etkisinin incelenmesi

    Pelin Sever

    Bu araştırmanın amacı, 12 haftalık temel yüzme eğitiminin 8–14 yaş aralığındaki skolyozlu çocukların Cobb açısı, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmaya Gümüşhane ilinde yaşayan ve uzman hekim tarafından skolyoz tanısı konulmuş 24 çocuk gönüllü olarak katılmıştır. Araştırma tek gruplu ön test-son test yarı deneysel desen ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak katılımcıların Cobb açı değerleri, Stirling Çocuklar İçin Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Çocuk Beden İmajı Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara 12 hafta boyunca düzenli temel yüzme eğitimi uygulanmıştır. Elde edilen veriler Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, Mann–Whitney U Testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, 12 haftalık yüzme eğitimi sonrasında katılımcıların Cobb açılarında anlamlı düzeyde azalma olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca psikolojik iyi oluş puanlarının ön test değerlerine göre anlamlı düzeyde arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Buna karşın beden imajı algısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim bulunmamıştır (p>0,05). Cinsiyet değişkenine göre yapılan analizlerde Cobb açısı ve psikolojik iyi oluş değişimlerinin kadın ve erkek katılımcılar arasında anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir (p>0,05). Korelasyon analizi sonuçları, psikolojik iyi oluş düzeyi ile bazı araştırma değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, 12 haftalık temel yüzme eğitiminin skolyozlu çocuklarda fiziksel ve psikolojik açıdan olumlu etkiler oluşturduğu söylenebilir. Bulgular, yüzme egzersizlerinin skolyozlu çocukların destekleyici tedavi ve rehabilitasyon programlarında kullanılabileceğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Ortaöğretim öğrencilerinin spor değişkenine açışından telefon bağımlılığı ve sosyal kaygı düzeylerinin incelenmesi

    Mehmetali Küçükosman

    Bu araştırma, ortaöğretim öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılığı ve sosyal kaygı düzeylerini farklı değişkenler açısından detaylı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemi 268’i kadın (%53,6), 232’i erkek (%46,4) olmak üzere, toplamda 500 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın veri toplama araçları; araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu, Şata ve Karip (2017) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Aydın ve Sütçü (2007) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan “Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği” kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılım gösterdiği belirlenmiş olup, analizlerde betimsel istatistiklerin yanı sıra, ikili karşılaştırmalar için Bağımsız Örneklem T-Testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılması için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve değişkenler arası ilişkinin tespiti için Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına kadın öğrencilerin akıllı telefon bağımlılığı ve GDSK puanlarının erkek öğrencilere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Çalışmanın temel değişkenlerinden biri olan spor yapma durumu incelendiğinde, lisanslı olarak spor yapan öğrencilerin akıllı telefon bağımlılığı düzeylerinin spor yapmayan akranlarına göre anlamlı biçimde daha düşük olduğu görülmüştür (p<0,05). Korelasyon analizleri ise akıllı telefon bağımlılığı ile sosyal kaygı toplam puanı ve alt boyutları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermiştir (p<0,05). Sonuç olarak, spor yapmanın ergenlerde sosyal kaygı düzeylerinin azaltılmasında koruyucu bir faktör olduğunu; buna karşılık akıllı telefon bağımlılığının spor değişkeninden bağımsız biçimde sosyal kaygı ile eşzamanlı ve güçlendirici bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Bohemyalı seyyah Dr. Jakob Eduard Polak’ın seyahatnamesi ışığında 19. yüzyılda Kaçar Hanedanlığı’nda hastalıklar ve tedavi yöntemleri

    İrem Gülay Demir

    Sağlık, insanlık tarihi boyunca öncelik verilen en temel konulardan biri olmuştur. Çeşitli toplumlar, antik çağlardan günümüze dek insan bedeninin işleyişi, hastalıkların kökeni ve tedaviye ulaşma yolları hakkında araştırmaya ve yöntemlerini geliştirmeye devam etmiştir. Bu süreçte toplumlar, farklı kültürlerle etkileşim kurarak birbirlerinin bilgi birikiminden yararlanmış, gerektiğinde bu birikimleri uyarlamış ve tamamlamıştır. Bu yönüyle sağlık tarihi, bir toplumun yalnızca hastalıklarla nasıl mücadele ettiğini değil, aynı zamanda diğer medeniyetlerle kurduğu ilişkileri anlamamıza imkân tanıyan önemli bir araştırma alanıdır. Tarihsel süreç içerisinde özellikle 19. yüzyıl dünya üzerinde birçok hastalığa dair gerçek sebeplerin keşfedildiği, geleneksel yöntemler ile modern tıbbın karşılaştığı ve bazen de çatıştığı bir gelişim dönemini temsil etmesi bakımından oldukça dikkat çekicidir. Bu çalışmada, tıp tarihi adına önemli bir coğrafya olan İran toprakları üzerinde hüküm süren Kaçar Hanedanlığı’nda görülen hastalıklar ve dönemin tıp pratikleri ele alınmaktadır. Bu bağlamda geleneksel yöntemler ve İran’a 19. yüzyılda çeşitli görevlerle gelen Avrupalı doktorların tanıttığı modern tıp girişimlerinin karşılaşma süreci incelenmiştir. Çalışmanın ana hatları ve içeriği İran Darü’l-Fünûn’unda eğitim vermek üzere hanedanlık topraklarına gelen Bohemyalı Doktor Jakob Eduard Polak’ın İran’da yaşadığı yıllar boyunca yaptığı gözlemlerine dair kaleme aldığı seyahatnamesi ışığında belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Zihin felsefesinde düşünce deneylerinin epistemik statüsü

    Yasemin Revi

    Bu tez, düşünce deneylerinin zihin felsefesindeki yerini ve felsefi bilginin oluşumuna sağladıkları katkıyı bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle, bilincin doğasının, kişisel kimliğin, zihin ile dış dünya arasındaki ilişkinin ve yapay zekânın imkânının tartışıldığı zihin felsefesinde temel bir yöntem olarak kullanılan düşünce deneylerinin, varsayımsal senaryolara dayanması nedeniyle bilgi üretme kapasiteleri, gerçekliği temsil etme biçimleri ve felsefi argümanlardaki epistemik değerleri tartışma konusudur. Bu kapsamda çalışmada öncelikle düşünce deneylerinin tarihsel gelişimi ele alınmış, Antik Çağ’dan modern döneme uzanan süreçte Platon’un Mağara Alegorisi, Theseus’un Gemisi, İbn Sînâ’nın Uçan Adamı ve Descartes’ın Kötü Cin Hipotezi gibi öne çıkan örnekler incelenmiştir. Ardından zihin felsefesinin temel problemleri değerlendirilmiş ve düşünce deneylerinin bu problemlerin açıklanması, kavramsallaştırılması ve tartışılmasındaki işlevi ortaya konmuştur. Bu doğrultuda Frank Jackson’ın Mary’nin Odası, David Chalmers’ın Zombi Argümanı, Hilary Putnam’ın Kavanozdaki Beyni, Alan Turing’in Turing Testi ve John Searle’ün Çince Odası düşünce deneyleri ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Son olarak bu düşünce deneyleri kavramsal tutarlılık, tasavvur edilebilirlik, metafiziksel olanaklılık, sezgisel güvenilirlik, açıklayıcı güç, karşı senaryolara dayanıklılık ve teori seçimindeki rolleri gibi epistemik ölçütler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Böylece, düşünce deneylerinin kavramsal analizin ötesinde felsefi bilgi üretimine özgün bir katkı sağlayıp sağlamadığı sorgulanmıştır.