Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Banach uzaylarında toplanabilme ve iterasyon yöntemleriyle yaklaşım teoremleri

    Deniz Şimşek

    Bu tezde, Banach ve Hilbert uzaylarında doğrusal olmayan ergodik teori kapsamında Cesàro ortalaması ile Kirk iterasyon yöntemi birleştirilerek sabit nokta ve denge problemlerine yönelik yeni yakınsaklık sonuçları elde edilmiştir. İlk olarak, asimptotik genişlemeyen dönüşümler için Kirk iterasyon yönteminin Cesàro ortalaması ile yakınsaklık davranışı incelenmiş ve bu yöntem için yeni yaklaşım teoremleri geliştirilmiştir. Daha sonra Kirk iterasyonu, Cesàro ortalaması ve hibrit projeksiyon tekniği bir araya getirilerek sabit nokta ve denge problemlerinin ortak çözümlerini elde etmeye yönelik yeni Kirk–Cesàro hibrit algoritmaları önerilmiştir. Son aşamada ise geliştirilen algoritmalar split denge ve sabit nokta problemlerine uygulanmış; sonlu sayıda asimptotik genişlemeyen dönüşüm ailesi için küçülen projeksiyon yöntemi ile Cesàro ortalamasını birleştiren yeni iteratif algoritmalar oluşturulmuştur. Önerilen algoritmaların güçlü yakınsaklık özellikleri ayrıntılı biçimde analiz edilmiş ve literatürdeki mevcut sonuçları genişleten yeni güçlü yakınsaklık teoremleri ispatlanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Gabon cumhuriyeti ombudsmanı: Yapısal ve işlevsel yönleri

    Derrick Sherilyn Christ Ndimangoye-Olibas

    19. yüzyıl İsveç modelinden miras kalan Ombudsmanlık kurumu, çağdaş demokratik yönetişimin vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Kamu yönetimi ve vatandaşlar arasında bağımsız bir gözetim mekanizması olarak Ombudsmanlık, şeffaflığı, adaleti ve temel haklara saygıyı güvence altına almayı amaçlamaktadır. Ancak kurumun etkinliği siyasi rejime, yetki alanına ve sahip olduğu kaynaklara bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Temsili kurumlara duyulan güvenin azaldığı, şeffaflık ve hesap verebilirlik taleplerinin ise arttığı bir ortamda Ombudsmanlık, demokratik konsolidasyonun vazgeçilmez kurumsal mekanizmalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Genellikle uzun, maliyetli ve teknik yargı süreçlerine alternatif sunan bu kurum, adalet ve uzlaşıya odaklanan daha esnek ve erişilebilir bir yaklaşım benimsemiştir. Bu nedenle, Gabon Cumhuriyeti Ombudsmanlığını incelemek, kurumun Gabon’daki demokratikleşme ve yönetişim sürecindeki rolünü anlamak açısından özel bir önem taşımaktadır. Bu çalışma, Gabon Cumhuriyeti Ombudsmanlığının yasal ve kurumsal çerçevesini analiz etmeyi, misyonlarını, çalışma mekanizmalarını ve uyuşmazlık çözüm yöntemlerini incelemeyi, faaliyetlerini engelleyen yapısal ve operasyonel sınırlamaları tespit etmeyi ve son olarak ulusal yönetişimdeki rolünü güçlendirmek adına kurumsal iyileştirmeye yönelik önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Sağlık çalışanlarının olağan dışı durumlarla ilişkili stresle başa çıkma ölçeği: Bir ölçek geliştirme çalışması

    Nursel Kuyrukluyıldız

    İster doğa kökenli afetler ister teknolojik kaynaklı olsun, sağlık personeli olay yerinden ilk müdahale alanlarına ve hastane prosedürlerine kadar aktif rol oynar. Afetlerdeki temel amaç, mümkün olan en kısa sürede mümkün olan en fazla hayatı kurtarmaktır. Bu nedenle, sağlık çalışanları afet mağdurlarıyla uzun süreli temas kurar ve hem fiziksel hem de duygusal sorumluluklar üstlenir. Bu durum, sağlık personelinin stres seviyelerini artırır ve stres yönetimi becerilerini hayati hale getirir. Bu çalışmada, acil durumlarda sağlık profesyonellerinin stresle başa çıkma seviyelerini değerlendirmek amacıyla ‘Sağlık Çalışanlarının Olağan Dışı Durumlarla İlişkili Stresle Başa Çıkma Ölçeği (SOSBÇÖ)’ geliştirilmiştir. Ölçek geliştirme sürecinde metodolojik ve kesitsel bir araştırma tasarımı kullanılmıştır. Örneklem grubuna kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Çalışmanın evreni, Erzincan ve Gümüşhane illerindeki sağlık çalışanlarından oluşmakta olup (n=1010), keşfedici faktör analizi (EFA) için (n=706), doğrulayıcı faktör analizi (CFA) için (n=304) ve Kaiser–Meyer–Olkin (KMO=0,976), Cronbach's Alpha (α=0,949), McDonald's Omega (ω=0,953) gibi yüksek geçerlilik ve güvenirlik göstergeleri elde edilmiştir. Sonuç olarak, Maslow’un insan ihtiyaçları hiyerarşisi dikkate alınarak, 30 maddeden oluşan; fizyolojik, güvenlik, sosyal, saygı ve kendini gerçekleştirme olmak üzere beş alt boyutlu ve 5’li Likert formatında ölçek hazırlanmıştır. Ölçüt bağlantı geçerliğinde, psikolojik sağlamlıkla istatistiksel olarak anlamlı korelasyon göstermiştir (p<0,05). Ölçeğin, özellikle sağlık profesyonellerinin olağanüstü koşullarda stresle başa çıkma düzeylerinin değerlendirilmesinde, psikolojik sağlamlığın desteklenmesine yönelik uygulamaların planlanmasında ve normal koşullarla karşılaştırmalı değerlendirmelerde yararlı bir araç olacağı düşünülmektedir.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Kamusal açık alanların deprem dirençliliğinin çok kriterli karar verme yöntemleriyle değerlendirilmesi ve kardeş afet parkları modeli önerisi: Erzincan örneği

    Nurcan Şimşek

    Afetler sonrasında kamusal açık alanlar, tahliye, geçici barınma, lojistik destek ve sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü kritik kentsel mekânlar olarak öne çıkmaktadır. 27 Aralık 1939 Büyük Erzincan Depremi, ağır kış koşulları altında yaşanan tahliye, geçici barınma ve yardım faaliyetleriyle; 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler ise geniş bir coğrafyada ortaya çıkan barınma, koordinasyon, lojistik ve sağlık hizmeti gereksinimleriyle bu alanların afet yönetimindeki stratejik önemini açık biçimde ortaya koymuştur. Bu araştırmanın amacı, kamusal açık alanların deprem dirençliliğini çok kriterli karar verme yöntemleriyle değerlendirmek ve afet yönetimine yönelik Kardeş Afet Parkları Modeli’ni geliştirmektir. Araştırmanın uygulama alanı olarak, Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerinde yer alan ve gelecekte büyük bir deprem üretme potansiyeline sahip Yedisu Segmenti’nin etki alanındaki Erzincan ili seçilmiştir. Çalışmada Delphi Tekniği, Nötrosofik DEMATEL, Nötrosofik TOPSIS, Nötrosofik VIKOR, Monte Carlo Simülasyonu ve Nominal Grup Tekniği kullanılmıştır. Üç turlu Delphi süreci sonucunda kamusal açık alanların deprem dirençliliğini belirleyen 7 ana kriter ve 51 alt kriter belirlenmiştir. Nötrosofik DEMATEL analizi, altyapı ile kapasite ve mekânsal özellikler kriterlerinin en yüksek önem düzeyine sahip olduğunu, doğal yapı, erişebilirlik ve güvenlik kriterlerinin ise temel belirleyiciler olduğunu ortaya koymuştur. Nötrosofik TOPSIS yöntemiyle değerlendirilen 22 kamusal açık alan arasında Ekşisu Mesire Alanı ve Esentepe Mesire Alanı en yüksek dirençlilik düzeyine sahip alternatifler olarak belirlenmiştir. Nötrosofik VIKOR sonuçları TOPSIS sıralamasını doğrulamış, Monte Carlo simülasyonu ise sonuçların sağlamlığını desteklemiştir. Çalışmanın en özgün çıktısı olarak geliştirilen Kardeş Afet Parkları Modeli, Koordinatör Afet Parkı, Büyük Kardeş Afet Parkı, Ortanca Kardeş Afet Parkı ve Küçük Kardeş Afet Parkı olmak üzere dört kademeli bir yapı önermektedir. Model, afet parklarını bütünleşik bir kentsel dirençlilik modeli olarak kurgulamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sağlık yöneticilerinin liderlik davranışlarının personel iş doyum etkisi: Gümüşhane ili örneği

    Saed Mohamed Jama

    Sağlık yöneticileri, kurumsal operasyonları yönettikleri ve sağlık çalışanlarının davranışlarını, motivasyon seviyelerini ve iş çıktılarını şekillendirdikleri için rollerinde iki önemli işlevi yerine getirirler. Liderlerin iletişim kurma ve karar alma biçimleri, destek, takdir ve çatışma yönetimi yöntemleri, çalışanların işleri hakkındaki hislerini ve memnuniyet düzeylerini doğrudan etkiler. Bu çalışmanın amacı, Gümüşhane İlinin sağlık alanında değişik yönetsel düzeylerinde görev yapan sağlık yöneticilerin gösterdikleri liderlik davranışlarını, bu davranışların iş doyumuna etkisini belirlemek ve çözüm önerileri sunmak amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Gümüşhane İlinin sağlık alanında görev yapan sağlık yöneticileri (N= 100) oluşturdu. Araştırmada örneklem seçimi yapılmadan sağlık yöneticilerinin tamamına ulaşılması hedeflendi. Araştırma gönüllülük esasına göre yürütüldü ve tüm sağlık yöneticilerine ulaşıldı.Araştırma verileri “Kişisel Bilgi Formu", “Liderlik Davranışları Ölçeği” ve "İş Doyumu Ölçeği” ile toplandı. Verilerin analizindef rekans, ortalama, standart sapma, ttesti, ANOVA ve korelasyon testleri kullanıldı. Sağlık yöneticilerinin liderlik davranışları ölçeği puan ortalaması 3,8075, iş doyumu ölçeği puan ortalaması 3,3027 idi. Sağlık yöneticilerin yaşı arttıkça iş doyumları artmaktadır.Daha genç sağlık yöneticileri, ileri yaştaki sağlık yöneticilerine göre daha iyi liderlik davranışına sahiptir. Poliklinik hizmetleri, halk sağlığı birimi, aile hekimliği ve idari-mali işlerde çalışan sağlık yöneticilerinin liderlik davranış puan ortalamaları yüksek bulunmuştur. Bu çalışmada Gümüşhane İlinin sağlık alanında değişik yönetsel düzeylerinde görev yapan sağlık yöneticilerin liderlik davranışları yüksek, iş doyumları orta düzeyde bulunmuştur.İleri yaşlardaki sağlık yöneticilerine liderlik eğitimleri verilerek liderlik davranışları artırılmalıdır. Genç yaştaki sağlık yöneticilerinin iş doyumunu artırmaya yönelik takdir, ödüllendirme ve sosyal faaliyetler artırılmalıdır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sporcularda ruminatif düşünce ve spora özgü kaygı düzeylerinin incelenmesi

    İbrahim Dönmez

    Bu araştırmanın amacı, sporcularda müsabaka süreçlerinde ortaya çıkan ruminatif düşünce biçimleri ile spora özgü kaygı düzeyleri (somatik kaygı, endişe ve konsantrasyon bozukluğu) arasındaki ilişkinin betimsel ve ilişkisel bir yaklaşımla incelenmesidir. Çalışma, yüksek performans beklentisinin sporcuların bilişsel süreçleri üzerindeki etkilerini belirlemeyi ve psikolojik hazırlık stratejilerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini, farklı spor branşlarında faaliyet gösteren 168 erkek ve 175 kadın olmak üzere toplam 343 sporcu oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Spor Müsabakası Ruminasyon Ölçeği ile Sporcu Kaygı Ölçeği-2 kullanılmıştır. Veriler; tanımlayıcı istatistikler, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve basit doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular, müsabaka ruminasyonunun endişe, konsantrasyon bozukluğu ve somatik kaygı üzerinde anlamlı ve yordayıcı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Cinsiyet açısından ruminasyon düzeyleri benzer bulunurken, kadın sporcuların somatik kaygı ve konsantrasyon bozukluğu puanlarının erkek sporculara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Spor deneyimi arttıkça kaygı yönetimi ve odaklanma becerilerinin geliştiği, eğitim düzeyi yükseldikçe ise kaygı puanlarının arttığı saptanmıştır. Ayrıca aile desteği alan sporcuların kaygı düzeylerinin daha düşük olması, sosyal desteğin koruyucu rolünü ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, müsabaka sonrası olumsuz deneyimlere ilişkin ruminatif düşüncelerin gelecekteki performans kaygısını artırdığı belirlenmiş; bu doğrultuda ruminasyonu azaltmaya yönelik psikolojik müdahale programları ile aile destek mekanizmalarının güçlendirilmesi önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Ahmed er-Rifâî ve Hâletü ehli’l-Hakîka ma‘allah adlı eserindeki hadislerin tahrîc ve tahlili

    Muhammet Çakıroğlu

    İslâm kültür ve medeniyetini oluşturan en önemli iki kaynağın ilki Kur’ân-ı Kerîm’dir. İkincisi olan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Sünnet’i, hadis rivayetleri vasıtasıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Hadis kelimesi İslâmiyet’le birlikte farklı bir anlam kazanmış, âdeta onunla kadîm olan Kur’ân-ı Kerîm’in mukabili kastedilmiştir. Sahâbe devrinde ve daha sonraki dönemlerde bu kelime, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sözlerini, fiillerini ve tasviplerini bünyesinde barındıran bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. Hadisler şüphesiz tüm İslâmî ilimler için kaynak değeri taşımaktadır. Bunlardan biri olan tasavvuf ilminin literatüründe de hadislere sıklıkla başvurulmuştur. Özellikle zühd, ahlak, rekâik, tergîb ve terhîb gibi konulara dair hadisler mutasavvıfların arasında çokça tedavül etmektedir. Bu rivayetlerin asıl hadis kaynaklarındaki yerlerinin tespiti kanaatimizce çok önemlidir. Bu nedenle araştırmada sözü edilen eserlerden biri olan Ahmed er-Rifâî’nin, Hâletü Ehl’il Hakîka Ma‘allah adlı eserindeki rivayetlerin tahriç ve tahlili yapılması hedeflenmektedir. Çalışma giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi, kapsamı ve kaynakları gibi hususlar ele alınacaktır. Birinci bölümde öncelikle tahrîc kavramının yanı sıra erbeûn edebiyatına değinilecektir. Devamında Ahmed er-Rifâî’nin hayatı farklı yönleriyle araştırılacaktır. Son olarak çalışmanın teması olan Rifâî’nin, Hâletü Ehl’il Hakîka Ma‘allah adlı eseri detaylı bir şekilde tanıtılacaktır. İkinci bölümde bu eserdeki hadislerin tahrîci ve değerlendirilmesi yapılacaktır. Sonuçta ise Ahmed er-Rifâî’nin hadisçiliği ile sözü edilen eserindeki hadislerin kaynaklardaki yerleri ve farklı açılardan tasnifi yapılacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    12 haftalık yüzme egzersizinin skolyozlu çocuklarda cobb açısı, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluşa etkisinin incelenmesi

    Pelin Sever

    Bu araştırmanın amacı, 12 haftalık temel yüzme eğitiminin 8–14 yaş aralığındaki skolyozlu çocukların Cobb açısı, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmaya Gümüşhane ilinde yaşayan ve uzman hekim tarafından skolyoz tanısı konulmuş 24 çocuk gönüllü olarak katılmıştır. Araştırma tek gruplu ön test-son test yarı deneysel desen ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak katılımcıların Cobb açı değerleri, Stirling Çocuklar İçin Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Çocuk Beden İmajı Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara 12 hafta boyunca düzenli temel yüzme eğitimi uygulanmıştır. Elde edilen veriler Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, Mann–Whitney U Testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, 12 haftalık yüzme eğitimi sonrasında katılımcıların Cobb açılarında anlamlı düzeyde azalma olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca psikolojik iyi oluş puanlarının ön test değerlerine göre anlamlı düzeyde arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Buna karşın beden imajı algısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim bulunmamıştır (p>0,05). Cinsiyet değişkenine göre yapılan analizlerde Cobb açısı ve psikolojik iyi oluş değişimlerinin kadın ve erkek katılımcılar arasında anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir (p>0,05). Korelasyon analizi sonuçları, psikolojik iyi oluş düzeyi ile bazı araştırma değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, 12 haftalık temel yüzme eğitiminin skolyozlu çocuklarda fiziksel ve psikolojik açıdan olumlu etkiler oluşturduğu söylenebilir. Bulgular, yüzme egzersizlerinin skolyozlu çocukların destekleyici tedavi ve rehabilitasyon programlarında kullanılabileceğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Ortaöğretim öğrencilerinin spor değişkenine açışından telefon bağımlılığı ve sosyal kaygı düzeylerinin incelenmesi

    Mehmetali Küçükosman

    Bu araştırma, ortaöğretim öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılığı ve sosyal kaygı düzeylerini farklı değişkenler açısından detaylı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemi 268’i kadın (%53,6), 232’i erkek (%46,4) olmak üzere, toplamda 500 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın veri toplama araçları; araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu, Şata ve Karip (2017) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Aydın ve Sütçü (2007) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan “Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği” kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılım gösterdiği belirlenmiş olup, analizlerde betimsel istatistiklerin yanı sıra, ikili karşılaştırmalar için Bağımsız Örneklem T-Testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılması için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve değişkenler arası ilişkinin tespiti için Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına kadın öğrencilerin akıllı telefon bağımlılığı ve GDSK puanlarının erkek öğrencilere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Çalışmanın temel değişkenlerinden biri olan spor yapma durumu incelendiğinde, lisanslı olarak spor yapan öğrencilerin akıllı telefon bağımlılığı düzeylerinin spor yapmayan akranlarına göre anlamlı biçimde daha düşük olduğu görülmüştür (p<0,05). Korelasyon analizleri ise akıllı telefon bağımlılığı ile sosyal kaygı toplam puanı ve alt boyutları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermiştir (p<0,05). Sonuç olarak, spor yapmanın ergenlerde sosyal kaygı düzeylerinin azaltılmasında koruyucu bir faktör olduğunu; buna karşılık akıllı telefon bağımlılığının spor değişkeninden bağımsız biçimde sosyal kaygı ile eşzamanlı ve güçlendirici bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Bohemyalı seyyah Dr. Jakob Eduard Polak’ın seyahatnamesi ışığında 19. yüzyılda Kaçar Hanedanlığı’nda hastalıklar ve tedavi yöntemleri

    İrem Gülay Demir

    Sağlık, insanlık tarihi boyunca öncelik verilen en temel konulardan biri olmuştur. Çeşitli toplumlar, antik çağlardan günümüze dek insan bedeninin işleyişi, hastalıkların kökeni ve tedaviye ulaşma yolları hakkında araştırmaya ve yöntemlerini geliştirmeye devam etmiştir. Bu süreçte toplumlar, farklı kültürlerle etkileşim kurarak birbirlerinin bilgi birikiminden yararlanmış, gerektiğinde bu birikimleri uyarlamış ve tamamlamıştır. Bu yönüyle sağlık tarihi, bir toplumun yalnızca hastalıklarla nasıl mücadele ettiğini değil, aynı zamanda diğer medeniyetlerle kurduğu ilişkileri anlamamıza imkân tanıyan önemli bir araştırma alanıdır. Tarihsel süreç içerisinde özellikle 19. yüzyıl dünya üzerinde birçok hastalığa dair gerçek sebeplerin keşfedildiği, geleneksel yöntemler ile modern tıbbın karşılaştığı ve bazen de çatıştığı bir gelişim dönemini temsil etmesi bakımından oldukça dikkat çekicidir. Bu çalışmada, tıp tarihi adına önemli bir coğrafya olan İran toprakları üzerinde hüküm süren Kaçar Hanedanlığı’nda görülen hastalıklar ve dönemin tıp pratikleri ele alınmaktadır. Bu bağlamda geleneksel yöntemler ve İran’a 19. yüzyılda çeşitli görevlerle gelen Avrupalı doktorların tanıttığı modern tıp girişimlerinin karşılaşma süreci incelenmiştir. Çalışmanın ana hatları ve içeriği İran Darü’l-Fünûn’unda eğitim vermek üzere hanedanlık topraklarına gelen Bohemyalı Doktor Jakob Eduard Polak’ın İran’da yaşadığı yıllar boyunca yaptığı gözlemlerine dair kaleme aldığı seyahatnamesi ışığında belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Zihin felsefesinde düşünce deneylerinin epistemik statüsü

    Yasemin Revi

    Bu tez, düşünce deneylerinin zihin felsefesindeki yerini ve felsefi bilginin oluşumuna sağladıkları katkıyı bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle, bilincin doğasının, kişisel kimliğin, zihin ile dış dünya arasındaki ilişkinin ve yapay zekânın imkânının tartışıldığı zihin felsefesinde temel bir yöntem olarak kullanılan düşünce deneylerinin, varsayımsal senaryolara dayanması nedeniyle bilgi üretme kapasiteleri, gerçekliği temsil etme biçimleri ve felsefi argümanlardaki epistemik değerleri tartışma konusudur. Bu kapsamda çalışmada öncelikle düşünce deneylerinin tarihsel gelişimi ele alınmış, Antik Çağ’dan modern döneme uzanan süreçte Platon’un Mağara Alegorisi, Theseus’un Gemisi, İbn Sînâ’nın Uçan Adamı ve Descartes’ın Kötü Cin Hipotezi gibi öne çıkan örnekler incelenmiştir. Ardından zihin felsefesinin temel problemleri değerlendirilmiş ve düşünce deneylerinin bu problemlerin açıklanması, kavramsallaştırılması ve tartışılmasındaki işlevi ortaya konmuştur. Bu doğrultuda Frank Jackson’ın Mary’nin Odası, David Chalmers’ın Zombi Argümanı, Hilary Putnam’ın Kavanozdaki Beyni, Alan Turing’in Turing Testi ve John Searle’ün Çince Odası düşünce deneyleri ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Son olarak bu düşünce deneyleri kavramsal tutarlılık, tasavvur edilebilirlik, metafiziksel olanaklılık, sezgisel güvenilirlik, açıklayıcı güç, karşı senaryolara dayanıklılık ve teori seçimindeki rolleri gibi epistemik ölçütler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Böylece, düşünce deneylerinin kavramsal analizin ötesinde felsefi bilgi üretimine özgün bir katkı sağlayıp sağlamadığı sorgulanmıştır.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Afet sonrası konteyner kent yer seçiminde nötrosofik çok kriterli karar verme ve CBS tabanlı entegre model önerisi: Hatay örneği

    Yasemin Deniz Öztürk

    Afetler sonrasında en kritik gereksinimlerden biri, afetzedelerin güvenli ve yeterli geçici barınma alanlarına yerleştirilmesidir. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinden en fazla etkilenen Hatay’da, kriz döneminde hızla kurulan geçici barınma alanları zamanla önemli fiziksel kırılganlıklar göstermiş, acil durumlar ve ikincil afetlerin odağı hâline gelmiştir. Bu çalışma, afet sonrası geçici barınma alanlarının yer seçimi ve uygunluğunu değerlendirmek amacıyla çok kriterli karar verme (ÇKKV) yöntemleri ile Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı bütünleşik bir model önermektedir. Depremden sonraki iki yıl içinde geçici barınma alanlarında 155 yangın, 147 su baskını ve 4 fırtına olmak üzere toplam 306 olay meydana gelmiş; bu olaylar 16 kişinin yaşamını yitirmesine, 67 kişinin yaralanmasına ve 5.075 konteyner ile 420 çadırın zarar görmesine neden olmuştur. Yer seçimi kriterleri, PRISMA analiziyle belirlenen literatür verilerinin 15 uzmanın katıldığı Delphi yöntemiyle değerlendirilmesi sonucunda 25 kritere indirgenmiştir. Nötrosofik DEMATEL yöntemiyle kriterler ağırlıklandırılmış ve en önemli kriterlerin hazır yerleşim planları ile tahliye kolaylığı olduğu belirlenmiştir. AHS ve CBS entegrasyonu ile Hatay merkezinin uygunluk haritası oluşturulmuş, mevcut konteyner kentlerin yalnızca %36’sının uygun alanlarda bulunduğu, bazılarının ise taşkın ovasında yer aldığı saptanmıştır. Jenks Doğal Kırılma yöntemiyle belirlenen küçük, orta ve büyük ölçekli alanlar için 65 alternatif barınma alanı tasarlanmış; bu alanlar Nötrosofik TOPSIS ve VIKOR yöntemleriyle sıralanmıştır. Spearman korelasyonu ve Monte Carlo simülasyonu sonuçları, önerilen modelin farklı ölçeklerde güvenilir, tutarlı ve belirsizliklere karşı dayanıklı bir karar destek sistemi sunduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, geliştirilen entegre modelin, büyük ve küçük ölçekli alanlar için yöntem bağımsız, güvenilir ve güçlü bir karar destek sistemi sunduğunu göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Yahudilerin seçilmişlik doktrini karşısında Kur'an'ın tavrı

    İrem Dal

    Bu çalışma, Yahudi inancında temel bir yer tutan “seçilmişlik doktrini”nin tarihsel ve teolojik arka planını inceleyerek, Kurʾân’ın bu inanca karşı ortaya koyduğu tutumu analiz etmeyi amaçlamaktadır. Yahudiliğe göre İsrailoğulları’nın Tanrı tarafından seçilmiş bir topluluk olduğu inancı, tarih boyunca dini metinlerde önemli bir yer edinmiştir. Bu doktrin, zaman içinde farklı yorumlara konu olmuş ve özellikle üstünlük iddiası bağlamında başka inanç sistemleriyle çatışmalara da neden olmuştur. Kurʾân-ı Kerîm, geçmiş ümmetlerin tutumlarını hem eleştirel hem de öğüt verici bir dille aktarırken, Yahudilerin seçilmişlik anlayışına dair dikkat çekici tespitlerde bulunmaktadır. İman, salih amel ve adalet gibi evrensel ölçütleri vurgulayarak üstünlüğün soy değil, takva temelli olduğunu bildirmektedir. Bu bağlamda tezde; ilgili Kurʾân âyetleri ışığında Yahudilerin tarihsel tavrı ile Kurʾân’daki yaklaşım karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çalışma, klasik tefsir kaynakları, tarihsel belgeler ve modern akademik literatür taranarak hazırlanmış, seçilmişlik doktrinine dair Kurʾâni perspektif kapsamlı bir şekilde ortaya konmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Yerel basının dijitalleşmesi ve değişen gazetecilik pratikleri: Gümüşhane örneği

    Zeynep Öztürk

    Yerel basının dijital dönüşümüyle biçimlenen yeni habercilik süreçleri üzerine yürütülen bu çalışma söz konusu dönüşümün yerel basın üzerindeki yapısal ve işlevsel etkilerini, Gümüşhane ili odağında değişen gazetecilik pratikleri üzerinden çözümlemeyi hedeflemektedir. Araştırmada, geleneksel yayıncılıktan dijital yayıncılığa geçişin yalnızca teknik bir araç değişimi olarak değil, haberin mutfağından okura ulaşmasına kadar tüm aşamaları belirleyen sosyolojik, ekonomik ve etik bir dönüşüm süreci olarak irdelenmektedir. Bu amaç doğrultusunda, Gümüşhane merkez ve ilçelerinde aktif olarak yayın faaliyetini sürdüren Kuşakkaya, Gümüşkoza, Gümüşhane Olay, Gümüşkent, Gündem, Şiran Gündem ve Gümüşhane Ekspres gazetelerinin temsilcileriyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, Gümüşhane yerel basınında gazetecilik pratiklerinin sahadan masaya, anlam odaklılıktan veri odaklılığa ve okur ekseninden algoritma yapısına doğru yapısal bir kırılma yaşadığını ortaya koymaktadır. Dijitalleşme ve BİK kotalarının getirdiği yeni düzen, geleneksel yerel gazetecinin “fikir işçisi” rolünü “içerik işçiliği” yönünde yeniden yapılandırarak algoritmik gazeteciliğe dönüştürmüştür. Haber üretiminde WhatsApp grupları gibi ikincil kaynakların tercih edilmesindeki artış editoryal bağımsızlığı zayıflatırken, yapay zekâ kullanımı da yerel habercilik dilinin standartlaşması riskini berberinde getirmektedir. Diğer taraftan, dijital gazeteciliğe karşın geleneksel yayıncılığı sürdüren ve aralarında derin ekonomik krizlere rağmen şahsi varlıklarını elden çıkararak matbaa borçlarını ödeyen gazete sahiplerinin de olduğu Gümüşhane yerel basın temsilcilerinin anlatıları, yerel basının dijitalleşme baskısı altında bir yandan hayatta kalma mücadelesi verirken diğer yandan mesleki değerleri koruma direncini hâlâ sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar itibarıyla bu çalışma, taşra basınının dijital geleceğine yönelik çözüm önerileri sunarak ilgili literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Elektrikli araç politikaları ve toplumsal tepki: Twitter (X) verileri üzerinden bir kamuoyu analizi

    Bahtiyar Yilmaz

    Elektrikli Araç Politikaları ve Toplumsal Tepki: Twitter (X) Verileri Üzerinden Bir Kamuoyu Analizi başlıklı bu tez çalışması, toplumun bataryalı elektrikli araçlara (BEV) yönelik algı, tutum ve tepkilerini sosyal medya etkileşimleri üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Elektrikli araç (EV) teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, çevresel sürdürülebilirlik, enerji politikaları ve bireysel tüketim davranışları alanlarında önemli değişimler yaşanmaktadır. Bu doğrultuda, sosyal medya verilerinin analizi, kamuoyunun bu dönüşüme ilişkin görüşlerini anlamada etkili bir yöntem sunmaktadır. Çalışmada, sosyal medya platformu Twitter (X) üzerinden Python programlama dili, Pandas kütüphanesi ve Selenium aracı kullanılarak toplam 30.363 tweet toplanmıştır. Veri temizleme ve ön işleme aşamalarının ardından 28.596 tweetten oluşan nihai veri seti elde edilmiş ve analizlerde kullanılmıştır. Ardından, BERT duygu analizi modeli uygulanarak paylaşımlar olumlu, olumsuz ve nötr olarak sınıflandırılmıştır. Analiz sonucunda, kullanıcı söylemlerinin ağırlıklı olarak ekonomik maliyetler, şarj altyapısı, yerli üretim, teknolojik gelişmeler ve kullanım deneyimi etrafında şekillendiği görülmüştür. Analizler, çevresel faydalar ve enerji tasarrufu gibi konuların kullanıcı değerlendirmelerinde de öne çıktığını göstermektedir. Elde edilen bulgular, toplumun bataryalı elektrikli araçlara (BEV) yönelik yaklaşımında hem yenilikçi teknolojilere duyulan ilginin hem de ekonomik ve altyapısal endişelerin belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, Türkiye'de elektrikli araç politikalarına ilişkin kamuoyu algısını sosyal medya verileriyle inceleyen öncü araştırmalardan biri olarak, sürdürülebilir ulaşım politikalarına yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Büyük dil modeli (Llm) kullanarak X (Twitter) verileri tabanlı yerel işlenebilir bir siber tehdit istihbaratı modeli tasarımı

    Sait Emre Oral

    Günümüzdeki siber tehdit istihbaratı (CTI) paylaşımları, çoğunlukla tek başına bir IP adresi veya dosya özeti gibi, tehdidin tam hikayesinden kopuk verilerle sınırlı kalmaktadır. Bu durum, savunma ekiplerinin hangi tehdide öncelik vereceğini belirlemesini zorlaştırmaktadır. X (Twitter) platformu, tehditler hakkında aslında çok daha zengin ve bağlamsal detaylar sunsa da; bu verinin devasa hacmi, gürültülü ve yapılandırılmamış doğası, geleneksel yöntemlerle işlenmesini engellemektedir. Bu tez çalışmasında, X (Twitter) verilerini kullanarak veri egemenliğini koruyan, yerel (onpremise) çalışabilen ve eyleme geçirilebilir sonuçlar üreten, uçtan uca otonom bir CTI modelinin tasarlanması amaçlanmıştır. Geliştirilen Python tabanlı otonom sistem; Selenium kütüphanesi ile veri toplama, Ollama platformu üzerinden yerel olarak çalıştırılan LLaMA 3 modeli ile analiz ve SQLite veritabanında depolama süreçlerini içeren bütüncül bir mimariye sahiptir. Çalışmanın en özgün mühendislik katkısı, Büyük Dil Modellerinin (LLM) deterministik olmayan doğasından kaynaklanan hatalı JSON çıktılarını otonom olarak düzelten "JSON Sağlamlaştırma Protokolü"nün geliştirilmesidir. Elde edilen bulgular, sistemin yapılandırılmamış 62 adet tweet metni üzerinden tehditleri %95'e varan doğruluk oranıyla analiz ettiğini ve tespit edilen içeriklerin %64,5'ini "Yüksek Risk" (High Risk) kategorisinde başarıyla sınıflandırdığını göstermiştir. Yapılan analizlerde "Vulnerability" (13 adet) ve "Threat_Actor" (13 adet) kategorileri en sık rastlanan tehdit türleri olarak öne çıkarken; sistem, CVE numaraları ve tehdit aktörü grupları gibi kritik istihbarat göstergelerini yüksek hassasiyetle ayrıştırmıştır. Bu çalışma, güvenlik açısından kritik verilerin üçüncü taraf sunuculara gönderilmesi riskini ortadan kaldıran, mühendislik açısından dayanıklı ve tam otonom bir CTI çözümünün operasyonel fizibilitesini kanıtlamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Deprem tehlike analizleri ve kentsel dönüşüm planlaması: Kahramanmaraş-Dulkadiroğlu örneği

    Cem Parlayan

    Türkiye'nin, dünyanın en aktif deprem bölgelerinin içinde olduğu göz ardı edilemez. Bu bölgelerde yatırımlar yapılırken, kentsel gelişimin planlanması göz ardı edilemez. Yeni seçilecek yerleşim alanlarında, bölgenin jeolojik-jeofizik-jeoteknik özelliklerinin dışında, deprem tehlikesinin detaylı bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir. Depreme dayanıklı yapıların projelendirilmeden önce “Deprem Tehlike Analizleri” çalışmalarının mutlaka yapılması gerekmektedir. Bu çalışmada. Kahramanmaraş-Dulkadiroğlu bölgesinde yapılması planlanan deprem konutlarının proje sahasında jeofizik uygulamalar kapsamında belirlenen noktalarda yapılan mikrotremör ölçümleri sonucunda rezonans periyot aralıkları ve spektral büyütme oranları hesaplanmıştır. Zemin yapı periyot ilişkisi ve deprem tehlike düzeyi incelenmiş, yapının doğal periyodu, rezonans bölgesi kat adeti ve yapının yüksekliği arasındaki ilişkileri kullanılarak zemin hakim titreşim periyoduna karşılık gelen rezonans bölgesi kat miktarı eğrileri ile tespit edilmiştir. Ayrıca, spektral büyütme oranı ile de deprem tehlike düzeyi tespit edilmiştir. Sonuç olarak, kentsel dönüşüm projelerinde yapılacak olan yeni yerleşim yerlerinin yer seçimleri yapılırken depremden en az şekilde etkilenmesi yada etkilenmemesi için jeofizik yöntemlerden mutlaka yararlanılmalıdır. Yerbilimi verilerinden yoksun, sadece ekolojik ve teknolojik olarak geliştirilen akıllı şehirler, deprem gibi doğa olaylarına karşı korunmasız olacaktır. Bu çalışmada kentsel dönüşüm projelerinde uygulamaya geçilmeden önce planlama ve uygulama esaslarının belirlenmesinin ve aynı zamanda jeofizik parametrelerinin gerekliliği Kahramanmaraş-Dulkadiroğlu Örneği üzerinden vurgulanmıştır. Zemin hakim titreşim periyodu biliniyorsa, tasarlanan yapı yüksekliği kat miktarı rezonans bölgesi eğrilerinden kolayca tespit edilebilmektedir. Ayrıca, deprem rezonans ilişkisine bağlı olarak zemin hakim titreşim periyodu katman kalınlığı tartışılmıştır. Bundan ötürü zemin hakim titreşim periyotları hesaplamasında zemin kalınlığının yani ana kaya derinliğinin hesaplanması gerekmekte olduğu belirtilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Gümüşhane’ de eğitim (1960-1980)

    Kübranur Küçük

    Bu tez, 1960-1980 yılları arasında Gümüşhane ilinde eğitimin genel durumunu ele almaktadır. Türkiye'nin siyasal, toplumsal ve ekonomik açıdan büyük değişimler yaşadığı bu süreçte eğitimin sadece merkezî kararlarla değil yerel koşulların etkisiyle biçimlendiği anlayışı, çalışmanın temel çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bu çerçevede Gümüşhane, taşra düzeyinde yerel eğitimin nasıl şekillendiğini ortaya koymak açısından önemli bir örnek olarak değerlendirilmiştir. 1960-1980 dönemi, Türkiye genelinde olduğu gibi Gümüşhane'de de eğitimin çeşitli sorunlar ve sınırlı imkânlar çerçevesinde şekillendiği bir süreç olmuştur. Bu yıllar boyunca eğitim, sadece okul binaları ve ders programlarıyla sınırlı kalmayıp, bölgenin sosyal yapısı, ekonomik koşulları ve nüfus hareketleriyle doğrudan bağlantılı bir alan olarak devam etmiştir. Merkezde alınan kararlar, Gümüşhane'de yerel koşullara uygun biçimde hayata geçirilmiştir. Bu dönemde, il merkezi ile ilçeler ve köyler arasında eğitim fırsatları bakımından belirgin ayrımlar söz konusudur. Zamanla okul sayıları, öğretmen temini ve fiziki şartlar değişiklik göstermiş; bazı bölgelerde eğitim hizmetlerine ulaşımda güçlükler yaşanmıştır. Öğrenci sayısının artması, öğretmen ihtiyacını da artırmış ve bu durum, eğitim kalitesi üzerinde doğrudan etkili olmuştur. Özellikle kırsal bölgelerde, eğitim imkânlarının kısıtlı olduğu koşullarda eğitim faaliyetleri devam ettirilmeye çalışılmıştır. Ekonomik şartlar ve göç hareketleri, dönemin eğitim yapısını şekillendiren başlıca etkenler olmuştur. Özellikle bölgeden dışarıya gerçekleşen göçler, hem öğrenci sayısını hem de okul düzenini etkilemiş; bu durum eğitimin sürekliliğini de zorlaştırmıştır. Eğitim, resmi kurumların yanı sıra toplumsal yaşamın bir parçası olarak işlevini sürdürmüştür. Eğitim uygulamaları, bölgenin ihtiyaçları ve mevcut imkânları doğrultusunda gelişmiş ve Gümüşhane'ye özgü bir yapı oluşturmuştur. Bu tez, 1960-1980 yılları arasında Gümüşhane'de eğitimin genel görünümünü ele alarak, ilin eğitim tarihine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme sağlamaktadır.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Kur’ân’ın anlaşılması açısından sîretin önemi: Ankebût Sûresi örneği

    Zeynep Çelik Koç

    Kur’ân, belirli muhataplara yöneltilmiş sözlü hitaplardan oluşan, tarihsel olaylarla iç içe ve peyderpey indirilmiş bir kelâmdır. Bu sebeple Kur’ân metninin anlam dünyasına ulaşmak için yalnızca lafzî ve dilsel unsurlar yeterli değildir. Kur’ân’ı doğru biçimde anlamanın önemli adımlarından biri, onun muhataplarını ve nüzûl ortamını mümkün olduğunca doğru biçimde ortaya koymaktır. Kur’ân’ın tarihsel bağlamını bütüncül bir anlayışla tefsire dâhil edebilmek için başvurulması gereken alan ise sîrettir. Sîret-vahiy ilişkisine yönelik çalışmaların modern dönemde yaygınlaştığı görülmekle birlikte Kur’ân metninin anlaşılmasında tarihsel bağlamın tefsire nasıl ve hangi ölçütlerle dâhil edileceği meselesinin yöntemsel bir çerçeveye yeterince kavuşturulmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, Kur’ân’ın anlaşılmasında tarihsel bağlamın taşıdığı önemi merkeze alarak, bu bağlamın metodolojik bir yaklaşımla değerlendirilmesinin gerekliliğini konu edinmektedir. Çalışma, sîret yöntemini Kur’ân ilimleri içerisinde bir başlık olarak ele almayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda ulûmü’l-Kur’ân’ın tanımı, oluşum süreci ve kapsamı incelenmiş, bu alanın sabit ve kapalı bir disiplin olmadığı, aksine yeni ihtiyaçlara göre genişleyebilen dinamik bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Bu tespitten hareketle sîret yönteminin Kur’ân ilimleri içerisinde yapılandırılabilir olduğu değerlendirilmiş, Kur’ân’ın anlaşılmasında sîret yönteminin tanımı, tarihçesi, faydaları, temel özellikleri ve ilkeleri ele alınmıştır. Tezin örneklem kısmında Ankebût sûresi üzerinden bazı tefsirler ele alınmış ve yöntemin uygulanabilirliği ortaya konulmuştur. Bu esnada incelenen tefsirlerin bu yöntemi ne ölçüde uyguladıkları ve ona ne kadar yer verdikleri tespit edilmiştir. Ayrıca bu yöntemin uygulanmadığında açığa çıkacak anlama sorunlarına temas edilmiştir. Böylece Kur’ân’ın anlaşılmasında sîret yönteminin önemi vurgulanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Turizm amaçlı kullanılacak yeraltı mağaralarında iş sağlığı ve güvenliği risklerinin analizi: Gümüşhane Akçakale Mağarası örneğinde FMEA ve HAZOP uygulaması

    Gül Uçak

    Bu çalışma, doğal bir yeraltı ortamı olan Akçakale Mağarası’nda iş sağlığı ve güvenliği (İSG) perspektifinden risklerin değerlendirilmesini ve mağara ortamına özgü tehlike faktörlerinin sistematik olarak analiz edilmesini amaçlamaktadır. Geleneksel olarak endüstriyel alanlarda kullanılan risk değerlendirme yöntemlerinin doğal ortamlara uyarlanabilirliği incelenmiş; bu kapsamda FMEA (Hata Türleri ve Etkileri Analizi) ve HAZOP (Tehlike ve İşletilebilirlik Analizi) yöntemleri birlikte kullanılarak bütüncül bir değerlendirme yapılmıştır.Bu yönüyle çalışma, doğal bir kapalı alan olan mağaralarda İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına yönelik literatüre özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Araştırmada mağara içi fiziksel, kimyasal, biyolojik, çevresel ve jeolojik risk faktörleri; hava kalitesi, nem, sıcaklık, gaz birikimi, çökme riski ve mikroklimatik değişkenler çerçevesinde ele alınmıştır. Ayrıca mağara içi çevresel koşulların insan sağlığı üzerindeki olası etkileri değerlendirilmiş ve risklerin şiddet, olasılık ve tespit edilebilirlik parametrelerine göre sınıflandırılması yapılmıştır. Elde edilen bulgular, mağara ortamlarında en kritik risklerin çökme potansiyeli, gaz birikimi ve mikroklimatik dengesizlikler olduğunu göstermiştir. FMEA ve HAZOP yöntemlerinin birlikte kullanılması, risklerin yalnızca tanımlanmasını değil aynı zamanda önceliklendirilmesini ve yönetilebilir hale getirilmesini sağlamıştır. Sonuç olarak bu tez, yeraltı doğal ortamlarında güvenli çalışma ve araştırma koşullarının geliştirilmesi için uygulanabilir bir risk değerlendirme modeli ortaya koymakta ve gelecekte yapılacak benzer çalışmalar için metodolojik bir çerçeve önermektedir.