Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sosyal medya bağımlılığı, yalnızlık ve huzur ilişkisinin incelenmesi: Gümüşhane Üniversitesi örneği

    Hünkar Tunç

    Bu çalışma, sosyal medya bağımlılığı, yalnızlık ve huzur arasındaki ilişkileri bütüncül bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamıştır. Teknolojik devrimle birlikte dijital teknolojilerin ve sosyal medya platformlarının gündelik yaşamda merkezi bir konum kazanması, bireylerin iletişim biçimlerini, sosyal ilişkilerini ve kişisel deneyimlerini önemli ölçüde dönüştürmüştür. Sosyal medya, bireylere sanal ortamda bağlantı ve etkileşim imkânı sunmakla birlikte, başkalarının yaşamlarının sürekli gözlemlenmesi yoluyla yetersizlik ve yalnızlık duygularını artırabilmekte; yoğun ve kontrolsüz kullanım durumlarında ise bireylerin huzur düzeyinde düşüşlere yol açabilmektedir. Araştırma, nicel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiş ve kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evren ve örneklemini, 18 yaş üstü sosyal medya kullanan Gümüşhane Üniversitesi Merkez Kampüs öğrencileri ile idari ve akademik personelden oluşan toplam 535 katılımcı oluşturmuştur. Veriler, yüz yüze anket tekniğiyle toplanmış; Şahin ve Yağcı (2017) tarafından geliştirilen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Doğan, Çötok ve Tekin (2011) tarafından geliştirilen Yalnızlık Ölçeği ile Demirci ve Ekşi (2017) tarafından geliştirilen Huzur Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulguları, sosyal medya bağımlılığı, yalnızlık ve huzur arasındaki ilişkinin doğrusal ve tek yönlü bir yapı sergilemediğini; yaş, meslek, sosyal medya kullanım süresi ve bireysel kaynaklar gibi değişkenler tarafından şekillenen çok boyutlu bir nitelik taşıdığını ortaya koymuştur. Sonuçlar, sosyal medya kullanımının huzuru doğrudan tehdit eden bir unsur olmaktan ziyade, yoğun ve kontrolsüz kullanım koşullarında risk faktörü hâline geldiğini göstermekte; bu yönüyle çalışma, huzur kavramını sosyal medya bağımlılığı literatürüne bütüncül bir değişken olarak dâhil ederken, yalnızlığın bu ilişkide hem neden hem de sonuç olabilen dinamik bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Isabella kokulu üzümünden (vitis labrusca L.) üretilen meyve suyu, marmelat, turşu, sirke ve koruk ekşisinin fizikokimyasal özellikleri ile antioksidan aktivite profillerinin tespit edilmesi

    Abdullah Danışmaz

    Bu çalışmada, İsabella (Vitis labrusca L.) üzümünden elde edilen beş farklı ürünün fizikokimyasal ve fonksiyonel özellikleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Ürünler arasında en yüksek HMF içeriğini marmelat (2.37 mg/kg) göstermiş, bunu koruk turşusu (1.84 mg/kg) izlemiş, üzüm suyunda 0.59 mg/kg HMF belirlenirken, taze üzüm, sirke ve koruk ekşisinde HMF değeri ≈0 mg/kg olarak ölçülmüştür. Suda çözünür kuru madde miktarı (°Brix), ürünler arasında geniş varyasyon göstermiş; marmelatta %40.33, koruk turşusu ve koruk ekşisinde sırasıyla %6.30 ve %6.27, üzüm sirkesinde ise %3.52 olarak belirlenmiştir. Fenolik bileşik ve antioksidan aktivite bakımından en yüksek değerler marmelatta görülmüş; TPC 251.20 mg GAE/100 g, TFLK 132.73 mg QE/100 g, TAC 312.54 mg AA/100 g, FRAP 189.60 mg FeSO₄/100 g ve DPPH 74.49 mg AA/100 g olarak ölçülmüştür. Koruk turşusunda TPC 126.06, koruk ekşisinde 109.79, üzüm suyunda 125.36, taze üzümde 86.75 ve sirke örneğinde 33.86 mg GAE/100 g olarak tespit edilmiştir. PCA sonuçlarına göre; marmelat yüksek şeker–fenolik ekseninde, koruk turşusu renk değişimi–asitlik ekseninde, taze üzüm askorbik asit ekseninde, sirke ise düşük şeker–düşük antioksidan ekseninde konumlanmıştır. Genel olarak, İsabella üzümünden üretilen ürünlerin kimyasal kompozisyonu işleme yöntemine bağlı olarak önemli ölçüde değişmekte olup, marmelat ve üzüm suyunun fonksiyonel bileşenler açısından öne çıktığı sonucuna varılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Dijitalleşme, yoksulluk ve istihdam ilişkisi: Ülkelerin gelir gruplarına göre ampirik bulgular

    Kübra Akyüz

    Teknolojik ilerleme ve ekonomideki etkileri, sürecin yoksullukla ilişkisi, tartışılan temel konular arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, 2015 ve 2020 yıllarının teknolojik göstergeleri, yoksulluk ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiler, ülkelerin gelir düzeyleriyle ampirik olarak incelenmektedir. 2015 internet kullanan bireyler (% nüfus), Ar-Ge harcamaları (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla[GSYİH]'nin yüzdesi), Ar-Ge'de çalışanlar mal, hizmet ithalatı (yıllık % büyüme), mal ve hizmet ihracatı (yıllık % büyüme), GSYİH büyümesi (yıllık %), eğitim, istihdam veya mesleki eğitimde olmayan gençlerin oranı, toplam (% genç nüfusuna oranı) (International Labour Organization[ILO] tahmini modellemesi), 15+nüfusa oranla istihdam oranı, toplam(%) (ILO tahmini modellemesi) yoksulluk sınırında yoksulluk oranı (nüfusun %) değişkenleri kullanılmış, 2020, Ar-Ge'de çalışan araştırmacılar dışındakiler kullanılmıştır. Ülkeler gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler 4 gelir grubundan oluşan 2015 yılı için 34, 2020 yılı için 47 adettir. Çalışmanın amacı, teknolojik gelişmişliğin ülkelerin gelir gruplarına göre farklılığını, bu farklılaşmanın yoksulluk yapısı üzerindeki etkisini ve ekonomik büyümenin bunlar üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Analizlerde Dünya Bankası Dünya Kalkınma Göstergeleri (World Development Indicators) veri tabanından veriler kullanılmıştır. Ülkeler ve değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Gelire göre değişken ortalamalarının farklılaşıp farklılığını test eden tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Sonra diskriminant analizi ile hangi değişkenlerin, hangi yıllarda hangi gelir gruplarını nasıl ayırt ettiği incelenmiştir. Çalışma, teknolojik göstergeler (özellikle internet kullanımı ve Ar-Ge), istihdam yapısı ve yoksulluğun gelir gruplarını ayırmada belirleyici olduğunu göstermiştir. 2015 ve 2020 yıllarında dijital erişim ve sosyal yapı farklılıkları, kalkınma düzeylerindeki ayrışmanın kaynağıdır. Sonuçlar, teknolojinin yoksulluğu azaltıcı etkisinin ancak beşerî sermaye ve kurumsal yapıyla desteklendiğinde sürdürülebilir olduğunu ortaya koymaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Fındık zarı ekstraktının fındık yağı oleojellerinin stabilitesine etkisi

    Hilal Yeşilyurt Bostan

    Bu çalışmada, gliserol monostearat (GMS) ile yapılandırılmış fındık yağı bazlı oleojellerde fındık zarı ekstraktının (FZE) oksidatif stabilite, fizikokimyasal özellikler ve reolojik davranış üzerindeki etkileri incelenmiştir. Oleojeller; kontrol grubu, sentetik antioksidan (BHA) içeren örnek ve farklı konsantrasyonlarda (%0.20, %0.40 ve %0.60) fındık zarı ekstraktı ilave edilmiş formülasyonlar şeklinde hazırlanmıştır. Numuneler 30 gün süreyle depolanmış ve belirli aralıklarla asitlik, peroksit değeri, TBARS, Ransimat indüksiyon süresi, renk parametreleri, yağ ve su tutma kapasitesi, reolojik özellikler ve FTIR analizleri ile değerlendirilmiştir. Depolama süresince tüm örneklerde oksidatif parametrelerde artış gözlenmiş; ancak fındık zarı ekstraktı içeren oleojellerde bu artış kontrol örneğine kıyasla daha sınırlı kalmıştır. Özellikle %0.60 ekstrakt içeren oleojellerde peroksit ve TBARS değerleri kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuş, Ransimat indüksiyon süresi ise yaklaşık %20–30 oranında daha yüksek belirlenmiştir. Yağ tutma kapasitesi ekstrakt ilavesiyle artmış ve %0.60 ekstrakt içeren örneklerde kontrol grubuna kıyasla yaklaşık %10–15 düzeyinde iyileşme gözlenmiştir. FTIR analizlerinde parmak izi ve aromatik bölgelerdeki bant değişimleri, ekstrakt bileşenlerinin oleojel matrisiyle fiziksel etkileşimler yoluyla entegre olduğunu göstermiştir. Reolojik analizler, tüm oleojel örneklerinin artan kayma hızıyla birlikte viskozitelerinin azaldığını ve sistemlerin psödoplastik akış davranışı sergilediğini ortaya koymuştur. Düşük kayma hızlarında viskozite değerleri 10³–10⁴ Pa·s mertebesinde ölçülmüş, ekstrakt ilavesi özellikle % 0.40 ve % 0.60 konsantrasyonlarında viskoziteyi anlamlı biçimde artırarak oleojel ağ yapısının güçlendiğini göstermiştir. Sonuç olarak, fındık zarı ekstraktının fındık yağı oleojellerinde oksidatif ve reolojik stabiliteyi artıran, doğal ve fonksiyonel bir bileşen olarak değerlendirilebilecek önemli bir potansiyele sahip olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, Fındık zarı ekstraktı, Oleojel, Oksidatif stabilite

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Püskürtmeli kurutma koşullarının fındık proteini izolatının tekno-fonksiyonel ve reolojik özelliklerine etkisi

    Başak Derya

    Bu tez çalışmasında, yağsızlaştırılmış fındık küspesinden elde edilen fındık proteini izolatının farklı kurutma yöntemleriyle toz forma dönüştürülmesi ve uygulanan kurutma proseslerinin izolatların tekno-fonksiyonel ve reolojik özellikleri üzerindeki etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, fındık küspesinden alkali ekstraksiyon ve izoelektrik çöktürme yöntemi kullanılarak yüksek saflıkta protein izolatı elde edilmiştir. Elde edilen protein izolatı, dondurarak kurutma (FD) ve farklı giriş hava sıcaklıklarında püskürtmeli kurutma (SD 140, SD 160, SD 180 ve SD 200) yöntemleriyle kurutulmuştur. Farklı kurutma yöntemleriyle elde edilen protein izolatlarının pH'ya bağlı çözünürlük davranışı, pH 4 civarında minimum değerlere (%30–35) düşerken, alkali koşullarda (pH 10–12) belirgin şekilde artmış ve %70–82 aralığına ulaşmıştır. Su tutma kapasitesi 4.11–4.32 g/g, yağ tutma kapasitesi ise 1.92–2.89 g/g aralığında değişmiştir. Köpük kapasitesi %19.0–23.2, köpük stabilitesi %11.9–19.4 ve emülsiyon stabilite indeksi (ESI) 23.2–40.8 arasında belirlenmiştir. Püskürtmeli kurutma sıcaklığının artmasıyla birlikte özellikle SD 180 ve SD 200 örneklerinde emülsiyon stabilitesi ve viskozite değerlerinin arttığı gözlenmiştir. Protein sindirilebilirliği tüm örneklerde yüksek bulunmuş ve %77.7–78.9 aralığında değişmiştir. Renk analizleri, püskürtmeli kurutma uygulanan örneklerde L* değerlerinin FD örneklerine göre arttığını (≈50 → 62–66) ve toplam renk farkının (ΔE) belirginleştiğini göstermiştir. FTIR analizleri, kurutma yöntemlerine bağlı olarak proteinlerin ikincil yapı düzeyinde değişimler meydana geldiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, kurutma yöntemi ve işlem şiddetinin fındık proteini izolatlarının fonksiyonel ve reolojik özelliklerini belirleyen kritik faktörler olduğu; yüksek sıcaklıkta püskürtmeli kurutmanın emülsiyon ve reolojik özellikler açısından, dondurarak kurutmanın ise yapısal korunum açısından avantaj sağladığı belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Beden eğitimi öğretmeni adaylarında kamu personeli seçme sınavı kaygısı ile istihdam kaygısı arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolü

    Rıza Akbaş

    Beden Eğitimi Öğretmeni adayları, meslek öncesi dönemde Kamu Personeli Seçme Sınavı'na (KPSS) hazırlık sürecinin yarattığı sınav baskısı ile mezuniyet sonrası istihdam belirsizliğini eşzamanlı olarak deneyimleyebilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Beden Eğitimi Öğretmeni adaylarının Kamu Personeli Seçme Sınavı kaygısı ile istihdam kaygısı arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolünü test etmektir. Araştırma nicel yöntemle ilişkisel tarama deseninde yürütülmüş, örneklemi 2023–2025 eğitim-öğretim yıllarında devlet üniversitelerinde öğrenim gören veya mezun 293 öğretmen adayı oluşturmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Connor–Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, KPSS Kaygı Ölçeği ve İstihdam Kaygısı Ölçeği aracılığıyla dijital bir platformda ve çevrimiçi yöntemlerle toplanmıştır. Analizlerde IBM SPSS (v27) ile IBM AMOS istatistiksel paket program kullanılmış, ölçme araçlarının yapı geçerliği doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile desteklenmiş, değişkenler arası ilişkiler korelasyon ve regresyon temelli moderasyon analizi (PROCESS Model 1) ile incelenmiştir. Bulgular, KPSS kaygısının istihdam kaygısını anlamlı biçimde yordadığını ve psikolojik sağlamlığın bu ilişkiyi anlamlı şekilde modere ettiğini göstermiştir. Psikolojik sağlamlığın doğrudan etkisi anlamlı bulunmazken, etkileşim teriminin modele katkı sağlaması psikolojik sağlamlığın ilişkisel dinamiği düzenleyen bir mekanizma olarak işlediğine işaret etmektedir. Model, istihdam kaygısındaki varyansın %36'sını açıklamıştır. Sonuçlar, öğretmen adaylarının mesleğe geçiş sürecinde yalnızca sınav performansına odaklanan desteklerin yeterli olmayabileceğini, psikolojik dayanıklılığı güçlendiren bütüncül yaklaşımların kaygı yönetiminde önemli katkılar sağlayabileceğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Yûsuf sûresindeki usûlî ve ferşî kıraat farklılıklarının mânaya etkisi ve meâllere yansıması

    İsmail Bostan

    Bu çalışmada, Yûsuf sûresinde yer alan usûlî ve ferşî kıraat farklılıkları ele alınmıştır. Ayrıca bu farklılıkların mânaya etkileri ile klasik tefsirlerdeki yorumlara ve Türkçe meâllere yansımaları incelenmiştir. Kur'ân kıraatleri, lafzın telaffuzuna dair çeşitli farklılıklar içermektedir. Bu farklılıkların bir kısmı doğrudan anlama etki ederken bir kısmı fonetik düzeyle sınırlı kalmaktadır. Bu çerçevede Yûsuf sûresindeki kıraat farklılıkları, mânaya etki edenler ve etmeyenler şeklinde tasnif edilmiştir. Araştırmada, on sahih kıraat esas alınarak Yûsuf sûresindeki kıraat farklılıkları incelenmiştir. Usûlî kıraat farklılıkları ile mânaya etki etmeyen ferşî kıraat farklılıkları ayrı başlıklar altında değerlendirilmiş, mânaya etki eden ferşî kıraat farklılıkları ise ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Ayrıca sahih kıraatlerle anlam bakımından örtüşen vecihlerle sınırlı olmak kaydıyla, dört şâz kıraat imamına nispet edilen bazı okuyuşlara da yer verilmiştir. Kıraat farklılıklarının sarfî, nahvî ve semantik yönleri, başta kıraat tevcîhi literatürü ve klasik tefsirler olmak üzere temel kaynaklar ışığında incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden kaynak analizi ve mukayeseli yöntem kullanılmıştır. Ayrıca mânaya etki eden ferşî kıraat farklılıklarının ortaya çıkardığı anlam nüansları, seçilen Türkçe meâller üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Yûsuf sûresindeki bazı kıraat farklılıklarının anlamı zenginleştirdiğini göstermektedir. Buna karşılık, söz konusu anlam çeşitliliğinin Türkçe meâllere çoğu zaman yansıtılmadığı veya sınırlı biçimde aktarıldığı tespit edilmiştir. Bu yönüyle çalışma, kıraat, mâna ve meâl ilişkisini Yûsuf sûresi özelinde ortaya koyarak alana katkı sunmayı hedeflemektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sağlık çalışanlarının ruhsal hastalıklara yönelik inançlarının, damgalama ve empatik eğilim düzeylerinin incelenmesi: Ağrı ili örneği

    Mehmet Fatih Taşdan

    Bu çalışmada sağlık çalışanlarının ruhsal hastalıklara yönelik inanç, damgalama ve empatik eğilim düzeyleri incelenmiştir. Araştırmamız Ağrı iline bağlı sağlık kuruluşlarında görev yapan 334 sağlık çalışanı (Doktor, Hemşire, Ebe, odyolog Tıbbi sekreter, Diş protez teknikeri vb.) ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği", "Sağlık Çalışanları için Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği" ve "Empatik Eğilim Ölçeği" olmak üzere toplam dört ayrı veri toplama aracı kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizi için IBM SPSS Version 27 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi, Post-hoc testi ve Spearman korelasyon analizi testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği (RHİÖ) ile Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği (SÇ-RHYDÖ) puanları arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki (p < 0,01) bulunurken, Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) ile (SÇ-RHYDÖ) puanları arasında çok zayıf bir ilişki (p<0,05) saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının ruhsal hastalıklara yönelik inanç düzeyi orta-yüksek, damgalama düzeyi orta, empatik eğilim düzeyi ise yüksek bulunmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Fosil yakıtlardan karbon yakalama ve depolama sistemleri kullanılarak düşük karbonlu hidrojen üretimi

    Abdullah Memiş

    Bu tez çalışması, fosil yakıtlardan hidrojen üretim yöntemlerini teknik, ekonomik ve çevresel boyutlarıyla değerlendirerek, hidrojen ekonomisinin gelişimine katkı sunacak stratejiler ortaya koymayı amaçlamaktadır. Geleneksel buhar reformasyonu ve doğalgazın yüksek sıcaklıkta hidrojen ve karbona ayrıştırılması yöntemleri ele alınarak, karbon yönetimiyle entegrasyonları incelenmiştir. Özellikle düşük karbon salınımlı veya karbon nötr hidrojen üretim yöntemlerinin uygulanabilirliği ve sürdürülebilir enerji dönüşümüne katkıları değerlendirilmiştir. Çalışmada, buhar reformasyonu yöntemi, karbon yakalama ve depolama (KYD) teknolojileriyle birlikte ele alınarak maliyet ve verimlilik açısından incelenmiştir. Ayrıca, doğalgazın yüksek sıcaklıkta katalitik olarak hidrojen ve karbona ayrıştırılması süreci ve yan ürün olarak üretilen karbonun sanayi sektörlerinde kullanım potansiyeli araştırılmıştır. Buhar reformasyonunun KYD ile entegre edilmesi karbon salınımlarını azaltabilmekle birlikte, bu sürecin yaygınlaşmasının önünde ekonomik ve altyapısal zorluklar bulunmaktadır. Diğer yandan, fosil yakıtların yüksek sıcaklıkta hidrojen ve karbona ayrıştırılması yöntemi, karbon depolama ihtiyacını azaltarak ekonomik bir alternatif sunmaktadır. Kısa ve orta vadede hidrojen üretiminde fosil yakıtlar önemli bir rol oynayacak olsa da, uzun vadede yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim hedeflenmelidir. Türkiye'nin mevcut doğalgaz altyapısı hidrojen üretimi ve dağıtımı için önemli bir temel sunmaktadır. KYD teknolojileriyle entegre hidrojen üretimi, Türkiye'nin karbon emisyonlarını azaltma hedeflerine katkı sağlayabilir. Yan ürün olarak üretilen karbon, sanayi, tarım ve enerji sektörlerinde değerlendirilerek ekonomik fayda sağlanabilir. Ayrıca, orta vadede hidrojen üretiminin artırılması, enerji arz güvenliğini sağlamaya ve fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmaya yardımcı olabilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Medikal muhasebe sisteminin incelenmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi: Hastaneler üzerine bir değerlendirme

    Emre Turan

    Bu çalışma, sağlık sektöründe finansal yönetimin önemli bir bileşeni olan medikal muhasebe sisteminin etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte medikal muhasebe uygulamalarının gelişimi, hasta kayıtlarının izlenmesi, faturalandırılamayan işlemlerin kayıt altına alınması, maliyet analizleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile uyumlu muhasebe süreçleri üzerinden incelenmiştir. Araştırmada nitel yaklaşım benimsenmiş, Türkiye'de farklı kamu, özel ve üniversite hastanelerinde görev yapan 23 medikal muhasebe çalışanıyla yüz yüze ve çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş ve 9 tematik alan ortaya çıkmıştır. Bulgular, sağlık sektöründe medikal muhasebe sisteminin güçlü ve zayıf yönlerini, muhasebe sisteminde karşılaşılan yapısal ve süreçsel sorunları, personel ve eğitim ihtiyaçlarını ortaya koymakta; sistemsel verimliliğin artırılması ve sağlık hizmetlerinin finansal sürdürülebilirliğine katkı sağlayacak yönetsel ve stratejik çıkarımlara imkân tanımaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Harşit çayı üzerindeki köprü ayaklarında oyulmaların HEC-RAS ile incelenmesi

    Ayşe Gündüz

    Bu tez çalışmasında, Gümüşhane şehir merkezinden geçen Harşit Çayı üzerinde yer alan üç farklı köprü seçilerek köprü ayaklarında meydana gelen oyulma ve aşınma süreçleri incelenmiştir. Akarsularda köprü ayakları etrafında oluşan oyulma, yapısal hasarların en önemli nedenlerinden biri olup, köprülerin güvenliği ve servis ömürleri açısından kritik bir konudur. Bu kapsamda HEC-RAS 6.5 yazılımı kullanılarak çalışma alanı sayısal olarak modellenmiş ve köprü ayakları çevresindeki akım karakteristikleri analiz edilmiştir. Çalışmada farklı debi koşulları, mevsimsel akım değişimleri ve köprü geometrisinin oyulma üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca duyarlılık analizleri yapılarak modelin geometrik ve hidrolik parametrelere verdiği tepkiler karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar, köprü ayaklarında oyulmanın mevsimsel debi değişimlerine bağlı olarak farklılaştığını, köprü geometrisinin oyulma üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmadan elde edilen bulguların, benzer akarsu yapılarında oyulma risklerinin öngörülmesi ve güvenli tasarımın sağlanması açısından mühendislik uygulamalarına katkı sunacağı değerlendirilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Türkiye'nin iller düzeyinde araştırma geliştirme ve inovasyon performansının entropi ve gri ilişkisel yöntem ile ölçülmesi

    Elif Takmaz

    Bilgi ve teknoloji temelli ekonomilerin ön plana çıktığı günümüzde, ülkelerin rekabet gücünü belirleyen en önemli unsurlardan biri Ar-Ge ve inovasyon kapasitesidir. Bu kapasitenin yalnızca ulusal düzeyde değil, bölgesel ve yerel düzeyde de doğru ve nesnel biçimde ölçülmesi, kalkınma politikalarının etkinliğini artırmak açısından kritik bir gereklilik hâline gelmiştir. Türkiye'de son yıllarda Ar-Ge harcamaları, nitelikli iş gücü, patent üretimi ve yüksek teknoloji odaklı üretim süreçlerinde önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen, bu ilerlemenin iller düzeyindeki dağılımında belirgin bir dengesizlik söz konusudur. Bu çalışmada, Türkiye'nin iller düzeyinde 2024 yılına ait 23 adet Ar-Ge ve inovasyon göstergesi kullanılarak illerin performansları çok boyutlu bir çerçevede değerlendirilmiştir. Öncelikle Entropi yöntemiyle her bir göstergenin nesnel ağırlıkları hesaplanmış, ardından Gri İlişkisel Analiz (GİA) yöntemi ile illerin göreli performans sıralaması belirlenmiştir. Analiz sonucunda elde edilen entropi ağırlıkları incelendiğinde, Tekno Yatırım (0.0744), Tasarım Merkezi Sayısı (0.0742), Patent Tescil Sayısı (0.0682) gibi göstergeler en yüksek varyansa sahip kriterler olarak ön plana çıkmaktadır. GİA sonuçlarına göre, İstanbul (0.97321), Ankara (0.53416) ve İzmir (0.39188) sırasıyla ilk üç sırada yer almıştır. Analiz sonuçları, Türkiye'de Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin belirli bölgelerde yoğunlaştığını ve bölgesel kalkınma farklılıklarının bu alanda da etkili olduğunu göstermiştir. Çalışma sonucunda elde edilen sıralamalar ve ilişki dereceleri, bölgesel inovasyon politikalarının tasarlanmasına, kaynak tahsisinin daha etkin yapılmasına ve iller arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılmasına yönelik önemli politika çıkarımları sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Holmiyum (HO) katkılı YBCO (358) süperiletken malzemelerine ait radyasyon soğurma parametrelerinin histerezis eğrileri üzerine etkisi

    Osman Gül

    Bu tez çalışmasında, Holmiyum (Ho) katkılı YBCO(358) yüksek sıcaklık süperiletken radyasyon enerjisiyle etkileşim parametreleri üzerinden incelenmiştir. Çalışma kapsamında saf YBCO(358), yarı Ho katkılı YBCO(358) ve tam Ho katkılı YBCO(358) numuneleri ele alınarak, katkı oranının enerji aktarım ve kayıp mekanizmaları üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Manyetik özellikler, sıfır doğru akım manyetik alanı koşulunda alınan mıknatıslanma–manyetik alan (M–H) ölçümleri üzerinden analiz edilmiştir. Elde edilen M–H histerezis eğrileri altında kalan alanlar, MATLAB ortamında sayısal integrasyon yöntemiyle hesaplanarak manyetik alan çevrimi başına karşılık gelen enerji kayıpları nicel olarak belirlenmiştir. Sonuçlar, Ho katkı oranına bağlı olarak histerezis davranışının ve manyetik enerji kaybının belirgin biçimde değiştiğini göstermiştir. Radyasyon enerjisiyle etkileşim parametreleri ise deneysel ölçüm yapılmaksızın, XCOM ve EGS4 tabanlı hesaplamalı yöntemler kullanılarak incelenmiştir. Kütle ve lineer soğurma katsayıları, yarı değer kalınlığı, ortalama serbest yol, radyasyon koruma etkinliği, etkin atom numarası ve kerma katsayıları gibi parametrelerin foton enerjisine bağlı değişimleri değerlendirilmiştir. Hesaplamalı sonuçlar, Ho katkısının atomik bileşim ve yoğunluk üzerinden radyasyon enerjisinin soğurulma ve aktarılma süreçlerini etkilediğini ortaya koymuştur. Manyetik enerji kayıpları ile radyasyon enerjisiyle etkileşim parametreleri arasında doğrudan bir nedensellik kurulmamış olmakla birlikte, her iki enerji rejiminin de malzemenin atomik yapısı ve katkı oranı tarafından belirlendiği gösterilmiştir. Özellikle yarı Ho katkılı numunenin, hem manyetik hem de radyasyonla ilişkili parametreler açısından dengeli bir davranış sergilediği belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, YBCO(358) tabanlı süperiletken seramiklerin enerji sistemleri ve radyasyon ortamlarındaki potansiyel uygulamalarına yönelik önemli çıkarımlar sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Güvem eriği tozunun yoğurt üretiminde kullanım olanakları

    Esra Yeniçeri

    Bu çalışmada, güvem eriği tozu farklı (%2, 4, 6, 8) oranlarda ilave edilerek üretilen yoğurt örneklerinin 21 günlük depolama süresince fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal özellikleri incelenmiştir. Elde edilen fizikokimyasal analiz sonuçlarına göre; güvem eriği tozunun ilavesinin yoğurdun kurumadde, asitlik, pH, yağ, serum ayrılması, viskozite (20 ve 50 rpm), kıvam katsayısı, akış davranış indeksi, L*, a*, b*, C*, H°, beyazlık indeksi (p<0.01) ve kül değerleri (p<0.05) etkisinin istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edilmiştir. Kurmadde, pH, serum ayrılması, viskozite (20 ve 50 rpm), kıvam katsayısı, akış davranış indeksi, L*, H° ve beyazlık indeksi değerlerinin depolamadan etkilendiği (p<0.01), buna karşın kül, asitlik, yağ, a*, b* ve C* değerlerinin etkilenmediği belirlenmiştir (p>0.05). Örneklerin laktobasil ve laktokok sayıları üzerinde güvem eriği tozu ilavesinin ve depolamanın etkisinin istatistiksel olarak önemli olduğu (p<0.01) belirlenmiştir. TAMB ve maya-küf sayıları güvem eriği tozundan etkilenmez iken (p>0.05), depolamadan etkilendiği (p<0.01) saptanmıştır. Yoğurt örneklerinin duyusal özellikler bakımından renk ve görünüş, asitlik, tat ve koku (p<0.05) ve lezzet (p<0.01) puanlarının güvem eriği tozu ilavesinden istatistiksel etkilenirken, yapı ve tekstür, serum ayrılması, gaz oluşumu, ağızda bıraktığı his ve genel kabul edilebilirlik puanlarının ise etkilenmediği (p>0.05) tespit edilmiştir. Örneklerin tüm duyusal özellikleri üzerine depolamanın etkisinin p<0.01 düzeyinde olduğu belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Edremit (Balıkesir) havzasının düşey elektrik sondaj (DES) ve mikrogravite verileri ile taban topoğrafyasının modellenmesi

    Serkan Köksal

    Bu tezin amacı, Balıkesir ilinde yer alan Edremit Körfezi ve yakın çevresinin anakaya taban topoğrafyasının, Mikrogravite ve Düşey Elektrik Sondajı (DES) yöntemleri kullanılarak belirlenmesidir. Çalışmada kullanılan mikrogravite verileri, "Edremit Ovası (Balıkesir) ve Çevresinin Yerel Zemin Etkilerinin Belirlenerek Sahaya Özel Sismik Tehlike ve Zemin Dinamik Davranış Analizlerinin Gerçekleştirilmesi" (TÜBİTAK Projesi, No: 123Y151) kapsamında toplanmıştır. Düşey Elektrik Sondaj (DES) verileri ise, "Balıkesir–Çanakkale–İzmir Türkiye Rejyonel Jeoelektrik Haritalarının Çıkarılması" başlıklı Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) projesi kapsamında, Schlumberger elektrot dizilimi yöntemiyle elde edilmiştir. Söz konusu DES verileri toplam 31 ölçüm noktasında toplanmış olup, ölçümlerden oluşturulan E, F ve G profilleri oluşturulmuştur. Yeniden değerlendirilen veriler ile 1 boyutlu ters çözüm modeli ile jeoelektrik temel yüzeyini gösteren yapı kesitleri oluşturulmuştur. Mikrogravite ölçümleri ise Edremit Havzası ve çevresinde toplam 273 noktada gerçekleştirilmiştir. Bu verilerden elde edilen Bouguer gravite anomalisi haritaları üzerinde çeşitli süzgeçleme (filtering) ve türev tabanlı sınır analizleri uygulanmıştır. Ayrıca 2.5 B'lu Talwani modelleme yöntemi ile anakaya topoğrafyası yeniden yapılandırılmış; bu modelleme sonuçları, DES verilerinden elde edilen yapı kesitleriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Tüm profiller boyunca tanımlanan basamaklı normal faylar, havza tabanının tek bir ana fayla değil, çok segmentli ve çok kademeli bir fay sistemiyle şekillendiğini ortaya koyulmuştur. Bu yapısal özellikler, Bouguer gravite anomali haritalarında izlenen düşük gravite zonları ve 2.5B Talwani gravite model sonuçları ile büyük ölçüde uyumlu olup, gravite ve elektrik özdirenç yöntemlerinin havza geometrisini birbirini tamamlayıcı biçimde ortaya koyduğunu göstermiştir. Ayrıca, Bouguer gravite anomalisi üzerinde uygulanan türev tabanlı sınır analiz teknikleri yardımıyla, bölgedeki gömülü yapısal unsurların olası konumları belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Yüzey kaplama yöntemlerinden biri olan mikro ark oksidasyon (mao) işleminde karşılaşılan risk faktörlerinin belirlenmesi ve örnek bir risk değerlendirme analizi

    Esra Çırak

    Son çeyrek yüzyılda endüstriyel uygulamalarda gerçekleşen teknolojik ilerlemeler yüksek verimin elde edilmesi için sistemlerin hafifliğine ve kullanılan mühendislik malzemelerinin çalışma ömrünün uzatılması üzerine odaklanmaktadır. Bu nedenle otomotiv ve havacılık sanayisi başta olmak üzere uzay ve savunma sanayisinde, denizcilik uygulamaları gibi birçok endüstriyel alanda Alüminyum, Magnezyum, Titanyum gibi hafif metalik mühendislik malzemeleri ve alaşımları kullanılmaktadır. Bu metalik malzemeler ve alaşımlarının sahip olduğu düşük yoğunluk, yüksek mukavemet-ağırlık oranı, özgül sertlik ve kırılganlık, büyük elektriksel iletkenlik, mükemmel elektromanyetik koruma, yüksek sönümleme, geri dönüşüm yeteneği, biyouyumluluk, biyolojik bozula bilirlik ve toksik olmama gibi olağanüstü özelliklerinin yanında mekanik ve tribolojik özelliklerinin aşırı yükler altında düşük olması, düşük tokluğa ve agresif çalışma ortamlarında zayıf korozyon direncine sahip olmaları endüstriyel uygulamalarda kullanımlarını sınırlandırmaktadır. Bu dezavantajları gidermek ve malzemelere daha iyi özellikler kazandırabilmek için yüzeylerinin iyileştirilmesi gerekmektedir. Mikro Ark Oksidasyon (MAO) yöntemi hafif metalik malzemelerin yüzey özelliklerini iyileştirmek amacıyla uygulanan elektrokimyasal bir kaplama yöntemidir. Bu yöntem ile elektrolitik çözelti içerisindeki taban malzeme üzerinde yüksek aşınma ve korozyon direncine sahip, adhezyonu yüksek kararlı seramik kompozit kaplamalar büyütülmektedir. Bu tez çalışmasında, yüzey kaplama sistemlerinden biri olan MAO yöntemi sırasında karşılaşılan risk etmenlerinin belirlenmesi, belirlenen tehlike ve risklerin etki düzeyleri ile uygun düzenleyici-önleyici faaliyetler, iş sağlığı ve güvenliği risk analizi metotlarından Fine-Kinney ile değerlendirilecektir. Değerlendirmeler sonucu elde edilen veriler ile iş sağlığı ve güvenliği alanında mevcut düzenleyici ve önleyici faaliyetlere ek olarak yeni faaliyeteler eklemeyi planlamakta, maruziyetlerin mevcut bilinen etkilerinden farklı olarak diğer etkilerini araştırmak, konu ile alakalı yeni görüşler, yeni çözüm önerileri oluşturarak literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Üniversite öğrencilerine yönelik afet risk iletişimi ve afet güvenlik ölçeğinin geliştirilmesi ve risk iletişiminin güvenlik üzerine etkisi

    Gizem Dursun

    Afetlere hazırlık süreçlerinde üniversite öğrencilerinin afet risklerine ilişkin bilgiye erişim biçimleri ve güvenlik algıları, toplumsal dirençliliğin güçlendirilmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerine yönelik Afet Risk İletişimi ve Afet Güvenliği algısını ölçmeye yönelik iki özgün ölçek geliştirmek ve afet risk iletişiminin afet güvenlik algısı üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma nicel araştırma deseninde yürütülmüş, veriler 2023–2024 akademik yılı bahar döneminde Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 845 öğrenciden anket yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma kapsamında geliştirilen Üniversite Öğrencileri Afet Risk İletişimi Ölçeği 6 maddeden, Üniversite Öğrencileri Afet Güvenlik Ölçeği ise 7 maddeden oluşmakta olup her iki ölçek de 5'li Likert tipinde derecelendirilmiştir. Ölçeklere ilişkin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmış; veriler korelasyon, regresyon ve grup karşılaştırma analizleri ile incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre afet risk iletişimi ile afet güvenlik algısı arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Erkek öğrencilerin afet güvenlik algısı kadın öğrencilere göre daha yüksektir. Üst sınıf öğrencilerinin afet risk iletişimi düzeyi alt sınıf öğrencilerine kıyasla daha yüksektir. Afet eğitimi alan öğrencilerin risk iletişimi düzeyi daha yüksektir. Bölüm bazında yapılan karşılaştırmalarda Sağlık Yönetimi öğrencilerinin hem afet risk iletişimi hem de afet güvenlik algısı daha yüksekken, Hemşirelik ve Sosyal Hizmet bölümlerinde bu düzeyler daha düşüktür. Afetlerden psikolojik olarak etkilenen ve evi afetten zarar gören öğrencilerin afet güvenlik algısı daha düşüktür. Sonuç olarak bu çalışma, afet risk iletişiminin üniversite öğrencilerinin güvenlik algısını doğrudan etkilediğini ortaya koymakta ve üniversitelerde afetlere hazırlık çalışmalarının planlı, sürekli ve bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Trabzon ili Yomra ilçesi ağzı (inceleme-metinler-sözlük)

    Seda Alemdağ

    Çalışma, Trabzon iline bağlı Yomra ilçe merkezi ile bu ilçeye bağlı farklı yerleşim birimlerinden alınmış olan dil ürünlerinin ses ve söz varlığı açısından incelenmesinden oluşmaktadır. Yerleşim birimlerinden alınan ses kayıtlarının titizlikle deşifre edilmesiyle oluşturulan metinlerden hareketle yörenin fonetik özelliklerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın temel unsurlarından biri olan kaynak kişiler belirlenirken; belirli bir yaşın üzerinde olmaları, bulundukları yerleşim biriminden uzun süreli ayrılmamış olmaları, çene ve ağız yapılarının düzgün olması ve konuşmaya engel herhangi bir durumlarının bulunmaması gibi ölçütler esas alınmıştır. Kaynak kişilerden alınan derlemeler yazıya aktarılırken Türk Dil Kurumunun ağız çalışmaları için belirlemiş olduğu ağız transkripsiyonu alfabesi kullanılmış olup bu alfabede yer almayan bazı sesler için ise ağız çalışmalarının genelinde kullanılan işaretlerden faydalanılmıştır. Çalışmanın temelini oluşturan Yomra ilçesinin ağız özelliklerine ilişkin akademik düzeyde yapılmış bir tez çalışması bulunmamaktadır. Bu nedenle, Doğu Karadeniz Bölümü'nün ağız özelliklerini belirgin biçimde yansıtan Yomra ilçesi üzerine böyle bir çalışmanın yapılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Çalışmanın "Giriş" bölümünde ilçenin adı, tarihi, coğrafi durumu, kültürel yapısı ve nüfusu hakkında genel bilgiler verilmiştir. "İnceleme" bölümünde ses bilgisi ele alınmış; bu bölümü "Metinler" ve "Sözlük" bölümleri izlemiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda "Kaynaklar" ve "Kaynak Kişi Listesi" oluşturulmuştur. Bu çalışma, Yomra ilçe merkezi ile merkeze bağlı yerleşim birimlerinden belirlenen 26 kaynak kişiden derleme yöntemiyle elde edilen metinler esas alınarak, yörenin ağız özelliklerinin fonetik (ses bilgisi) ve söz varlığı açısından incelenmesine dayanmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Afet yaşayan bireylerin afet bilinci algısı ve afet okuryazarlığı ilişkisi: Elâzığ ili örneği

    Yaprak Doğan Üstüner

    Afet bilinci algısı, bireylerin risk ve tehlikeyi nasıl algıladığını ifade ederken; afet okuryazarlığı, afetlere ilişkin bilgiyi edinme ve anlama ile bu bilgiyi uygun davranışa dönüştürme becerisini ifade etmektedir. Bu iki kavram arasındaki ilişkinin incelenmesi, afet risklerinin doğru anlaşılması ve etkili müdahalelerin planlanması açısından önemlidir. Bu çalışma, afet yaşamış Elâzığ ilindeki 18–60 yaş aralığında 394 yetişkin bireyin afet bilinci algısı ve afet okuryazarlığı düzeylerini, kesitsel araştırma deseni ve amaçlı örnekleme yöntemi kullanarak karşılaştırmalı biçimde değerlendirmiştir. Elde edilen veri sonuçlarına ait ortalama±standart sapma değerleri ve gruplar arasındaki karşılaştırmalar SPSS istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada Afet Bilinci Algı Ölçeği'nin toplam puan ortalaması 129.49±22.36, afet okuryazarlığı toplam puan ortalaması 32.97±10.47 olup sınırlı seviyede gözlenmiştir. Öğrenim düzeyi ile afet bilinci algısı (R=0.433, p<0.001) ve afet okuryazarlığı toplam puanları (R=0.387, p<0.001) arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon saptanmıştır. Linear regresyon analizi sonucunda, afet okuryazarlığı bağımlı değişkeninin; afet eğitimi alma, yanlış afet eğitimi ve afet öncesi bilinci alt boyutlarıyla pozitif yönlü ve anlamlı ilişki (R2=0.403, p<0.001) gözlenmiştir. Afet deneyimi yaşamış topluluklarda afet okuryazarlığının artırılması, yanlış inanış ve kavram yanılgılarının düzeltilmesi ve afet risk yönetimi kapsamında yürütülen bilinçlendirme eğitimlerinin güçlendirilmesi kritik önemdedir. Gelecekteki afet hazırlık stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlanabilmesi için, afet yaşamamış grupları da içeren ve ek değişkenlerle zenginleştirilmiş karşılaştırmalı araştırmaların yapılması önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Güncel türk çeltik çeşitlerinin pirinç patlağı özellikleri yönünden seçimi

    Gonca Gül Öngel

    Bu çalışmada, 22 farklı çeltik çeşidinden pirinç patlağı üretilmiş ve ham çeltikten kargo pirince, oradan pirinç patlağına uzanan işleme zincirinin ürün kalitesi üzerindeki etkileri bütüncül yaklaşımla değerlendirilmiştir. Bu amaçla, çeltikler yarı haşlama (parboiling) işlemine tabi tutulmuş, kurutulup kabukları soyularak kargo pirince dönüştürülmüş ve tuzda patlatma yöntemiyle pirinç patlağı elde edilmiştir. Ham çeltikte tane yapısı ve boyut ve geometriyi yansıtan fiziksel göstergeler; kargo pirinçte bunlara ek olarak akış davranışını ortaya koyan reolojik parametreler; pirinç patlağında ise boyut ve gözeneklilikle ilişkili fiziksel göstergeler, seçilmiş bileşim ve biyoaktif parametreler ile nişasta yapısına ilişkin FTIR bulguları incelenmiştir. Patlatma işlemi, tane boyutlarında hacimsel genişleme ve gözeneklilik artışıyla birlikte yoğunluğun düşmesine yol açmış; ancak yapısal yanıtın çeşide göre farklılaştığı görülmüştür. Şişme davranışı ile porozite arasında belirgin ilişkiler gözlenmiştir. Reolojik değerlendirmeler, her iki üründe de psödoplastikakışın korunduğunu; ancak pirinç patlağında viskozite düzeylerinin yeniden düzenlendiğini göstermiştir. FTIR analizi, patlatmanın nişastayı kimyasal olarak parçalamaktan çok kristalin–amorf dengesini yeniden yapılandırdığını ortaya koymuştur. Toplam fenolikler, flavonoidler, γ-orizanol ve toplam antioksidan kapasite açısından çeşitlere özgü profiller belirlenmiş; antioksidan yanıtın tek bir belirteçle açıklanamayacağı anlaşılmıştır. Bulgular, pirinç patlağında hedeflenen kalite için yalnızca proses parametrelerinin değil, hammaddenin de bilinçli seçilmesi gerektiğini göstermektedir. Sonuç olarak, kaliteyi belirleyen ana mekanizmanın matriks yapısı ile işlem koşullarının etkileşimi olduğu; farklı patlatma teknolojileri ve duyusal değerlendirmelerle desteklenecek çalışmaların ürün geliştirmeyi güçlendireceği düşünülmektedir. Bu doğrultuda bulgular, pirinç patlağı kalitesinin tek bir parametre ile açıklanamayacağını göstermiş; patlatma performansı, duyusal kalite ve fonksiyonel özellikler birlikte değerlendirildiğinde Ç5 (Çakmak), Ç4 (Boyabatkalesi) ve Ç14 (Ormanlı CL) çeşitlerinin endüstriyel üretim açısından öne çıktığını ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Antioksidan kapasite, Çeltik, Pirinç patlağı, Reoloji, Şişme davranışı