Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sporcu yaralanması antrenör tutum ölçeği: Bir ölçek geliştirme çalışması

    Tuğçe Akal

    Spor yaralanmaları, hem sporcuların performansını hem de antrenörlerin mesleki sorumluluklarını doğrudan etkileyen önemli bir sorundur. Yaralanma sürecinde antrenörlerin yaşadığı kaygı, endişe ve tutumların belirlenmesi, spor ortamındaki etkileşimlerin anlaşılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, antrenörlerin sporcu yaralanmalarına yönelik kaygı, endişe ve tutumlarını ölçebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Araştırmanın örneklemini; Gümüşhane, Trabzon ve Adıyaman Gençlik ve Spor İl Müdürlüklerinde, Gümüşhane, Adıyaman ve Erciyes Üniversiteleri Spor Bilimleri Fakültelerinde ve özel sektörde görev yapan toplam 607 antrenör oluşturmuştur. Kapsamlı bir literatür taraması sonucunda oluşturulan madde havuzu, uzman görüşleri doğrultusunda kapsam geçerliliği açısından değerlendirilmiştir. Verilerin faktör analizine uygunluğu Kaiser-Meyer-Olkin katsayısı (KMO = 0.909) ve Bartlett Küresellik Testi (χ² = 1981.603, sd = 78, p < 0.001) ile doğrulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda faktör yükleri düşük ve madde-toplam korelasyonları zayıf olan altı madde ölçekten çıkarılmış; 13 maddeden oluşan ve toplam varyansın %66.6'sını açıklayan üç faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Faktörler sırasıyla "Antrenörün Performans ve Öz-Yeterlik Kaygısı", "Sporcu Yeterliliği ve Tekrar Yaralanma Algısı" ve "Yaralanma Önleyici ve Bütüncül Yaklaşım" olarak adlandırılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçları, modelin iyi uyum değerlerine sahip olduğunu göstermiştir (χ²/sd = 2.091; RMSEA = 0.060; NFI = 0.937; NNFI = 0.953; CFI = 0.966; GFI = 0.943; AGFI = 0.909). Ölçeğin genel güvenirlik katsayısı Cronbach Alpha = 0.895 olarak bulunmuş, alt boyutlar için bu değerler sırasıyla 0.860, 0.835 ve 0.736'dır. Sonuçlar, Sporcu Yaralanması Antrenör Tutum Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu ve literatüre önemli katkılar sunduğunu ortaya koymaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Depreme yönelik psikolojik mesafe ölçeğinin geliştirilmesi: Koruma motivasyon teorisi ve planlı davranış teorisi ile bütünleştirilmesi

    Damla Nur Yüce

    Depremlerin belirsiz ve öngörülemez doğası göz önüne alındığında, bireylerin bunlara nasıl uyum sağladığını incelemek önemlidir; ancak, depremlere yönelik psikolojik yakınlık-uzaklık algısı ile bunun koruma motivasyonu ve davranışa dönüşümü arasındaki ilişki yeterince ele alınmamıştır. Literatürdeki bu boşluğu doldurmak için bu çalışma, koruma motivasyonu teorisi (KMT) ve planlı davranış teorisini (PDT) psikolojik mesafeye entegre ederek teorik bir araştırma modeli oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, depremlere yönelik psikolojik mesafe ölçeği (DPMÖ) geliştirmek ve bunu KMT ve PDT ile entegre ederek beklenen büyük İstanbul depremine uyumu etkileyen faktörleri incelemektir. Bu nicel çalışmada, anket tekniği uygulanmış ve İstanbul'da yaşayan 18 yaş ve üzeri bireyler dahil edilmiştir. Çalışmada, 4 faktörden (Zamansal mesafe, Sosyal mesafe, Coğrafi mesafe, Belirsizlik) oluşan 12 maddelik geçerli ve güvenilir bir DPMÖ geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçeğin Cronbach Alfa değeri 0,912'dir ve pilot uygulamaya 208, ana uygulamaya ise 1144 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışmadaki değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için yapısal eşitlik modellemesi (YEM) kullanılmıştır. YEM'e göre, psikolojik mesafe tehdit değerlendirmesi üzerinde anlamlı negatif bir etkiye (β=-0,634, p=0,000) sahipken, tehdit değerlendirmesi davranışa yönelik tutum üzerinde anlamlı pozitif bir etkiye (β=0,540, p=0,000) sahiptir. Gelecekteki araştırmalar, DPMÖ'nün KMT ve PDT ile entegre edilerek farklı coğrafi bağlamlarda ve çeşitli afet türlerinde uygulanmasını incelemeyi önermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    "karadut (morus nigra L.) ekstraktlarının antioksidan aktiviteleri ve serum paraoksonaz1 arilesteraz katalaz ve miyeloperoksidaz enzim aktiviteleri üzerine etkilerinin incelenmesi

    Abdoulaye Coulıbaly

    Paraoksonaz (PON) aynı zamanda arilesteraz (ARE) aktivitesine de sahip olan, lipoprotein metabolizmasında aterorpotektif role sahip klinik bir enzimdir. Katalaz (CAT) hidrojen peroksitin bertaraf edilmesinde rol oynarken, Miyeloperoksidaz (MPO) ise bakteriyel enfeksiyonlarda nötrofillerce salınan bakterisidial etkiye sahip bir enzimdir. Bu koruyucu etkisine rağmen prooksidan etkisi kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilendirilmiştir. Çalışmamızda önemli bir tıbbi bitki olan karadut (Morus nigra L) meyvesinin yüksek polifenolik içeriği ve antioksidan özelliğine bağlı olarak bu enzimlerin in vitro şartlarda serum aktiviteleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Etik izinle biyokimya laboratuvarından hasta serum serum havuzu oluşturuldu. Karadut meyvesinin sulu ve etanolik ekstraktlarında toplam fenolik madde (TPC), toplam flavonoid madde (TFC) içerikleri ile FRAP, DPPH, ABTS, total oksidan durum (TOS) ve total antioksidan durum (TAS) aktiviteleri belirlendi. Ayrıca karadut ektraktlarının HPLC ile fenolik bileşik içeriği analiz edildi. Ekstrakların serumla beraber 25,50,75,100 ve 200 µg/mL'lik konsantrasyonları oluşturuldu ve bunların PON, ARE, CAT ve MPO enzim aktiviteleri üzerine etkileri spektrofotometrik ve kinetik belirlendi. Ektraktlar genel olarak PON, ARE, MPO ve TOS aktivitelerini kontrol serumuna göre anlamlı ölçüde azaltırken, TAS, ve CAT değerlerinde ise artış görüldü (p<0.05). Artış ve azalış miktarlarının özellikle 100 ve 200 µg/mL konsantrasyonlarda anlamlı olduğu görüldü HPLC analizinde toplam sulu çözeltide 5 adet, etanolik çözeltide 7 fenolik bileşik tespit edildi. Bunlar içinde Protokatekuik asit en yüksek konsantrasyona sahipti. Anahtar Kelimeler: Antioksidan, Arilesteraz, Karadut, Katalaz, Miyeloperoksidaz, Paraoksonaz

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    2024 Avrupa Futbol Şampiyonasında atılan gollerin teknik ve taktik açıdan analizi

    Ahmet Aydın

    Bu araştırmanın amacı, 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda atılan gollerin zamanlaması, hücum şekilleri ve vuruş biçimleri açısından betimsel maç analizi yaklaşımıyla incelenmesidir. Çalışma, modern futbolda öne çıkan hücum eğilimlerinin belirlenmesini ve bu eğilimlere karşı geliştirilebilecek savunma stratejilerine yönelik bilimsel verilerin ortaya konmasını amaçlamaktadır. Araştırmaya Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Etik Kurulu onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Veriler, UEFA'nın EURO 2024 turnuvasına ait resmi internet sitesinden elde edilmiş; analiz sürecinde TFF Video Supervisor yazılımından yararlanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre gollerin en fazla 16–30. ve 76–90. dakikalar arasında atıldığı görülmüştür. Gollerin büyük çoğunluğu organize set hücumlarından elde edilmiş, frikik önemli bir katkı sağlamış; hızlı ve direkt hücumların etkisi ise daha sınırlı kalmıştır. Vuruş biçimleri açısından değerlendirildiğinde, gollerin büyük kısmının ayakla atıldığı, kafa vuruşları ve penaltıların ise ikincil gol kaynakları olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, modern futbolda gol üretiminde planlı hücum organizasyonları ile ayak vuruşlarının belirleyici rol oynadığını ve gol zamanlamasının özellikle maçın orta ve son bölümlerinde yoğunlaştığını göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Kelam geleneğinde gayb-zaman ilişkisi

    Sinem Demir

    Gaybın zaman ile olan ilişkisini ele aldığımızda, bilinmeyen geçmişte yaşanmış ve bilinmeyen gelecekte yaşanması beklenen olayların, zamanın akışı içerisinde anlam kazandığını görmekteyiz. Nitekim zaman, akışı içerisinde bilinmeyen çoğu bilgiyi açığa çıkarır veya açığa çıkarmayı bekler. İnsanın deneyimlediği sınırlı bir boyut olan ve sırasıyla yaşanan bu akış izafidir. Zamanın akışı içerisinde ortaya çıkan bilinmeyenler ise, insan için gaybdır. Gaybın, yalnızca Allah'ın bilgisi dahilinde olan "mutlak" yönü ve insanların bilgi sahibi olabileceği "izafi" yönü mevcuttur. Dolayısıyla kelam ilminin bilgi kaynakları olan akıl, duyular ve haber, gaybı anlama ve bilme noktasında bizlere yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda temel kaynağımız olan Kur'an-ı Kerim'de, zaman bakımından geçmiş, hâl ve geleceğe dair birçok gaybi bilgileri bizlere haber vermektedir. Bu çalışmada, islam kelamındaki gayb-zaman anlayışını ve bu ikisinin birbiriyle olan ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda gaybın zamansal sınıflandırılarak sistematik bir şekilde ele alınmasının, literatürdeki boşluğa katkı sunması ve konunun kapsamı içerisinde yer verilen bilgilerin, çeşitli tarihsel kaynaklar ve modern bilimsel verilerle ilişkilendirilerek anlatılmasının disiplinler arası bir katkı sunması hedeflenmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Tamsayılı doğrusal programlama yöntemi ile işgücü planlaması: madenişletmesinde bir uygulama

    Jean Darly Korıla

    Madencilik işletmelerinde verimli ve karlı üretimin sağlanabilmesi için insan ve maddi kaynakların optimize edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle işgücü planlaması önemli bir stratejik konudur. Madencilik sektörü, hem işgücü hem de makine kullanımına dayalı, emek gerektiren bir iş koludur. Madencilik faaliyetleri; madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve pazarlanması da dahil olmak üzere bir dizi karmaşık süreci kapsamaktadır. Sektör; yasal düzenlemeler, işletmelerin vizyon ve misyonları ile pazar payı gibi birçok etkene bağlı olarak faaliyet göstermektedir. Her sektörde ve her ölçekteki projeler için geçerli olan genel ilkelere odaklanılarak bu çalışmada, madencilik sektöründe en yüksek verimin elde edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma, bir maden işletmesinde işgücü planlaması için tamsayılı doğrusal programlama (TDP) yönteminin uygulanmasını içermektedir. TDP, tanımlanan kısıtlar altında bir amaç fonksiyonunun maksimize veya minimize edilmesi yoluyla karmaşık problemlerin modellenmesine olanak sağlayan bir optimizasyon yöntemidir. Bu yöntem özellikle madencilik sektörü için uygun bir yöntemdir. Çalışmada, Gümüşhane ilinde bulunan bir madencilik işletmesinden alınan verilere dayanarak oluşturulan TDP modeli ile işgücü planlaması yapılması hedeflenmiştir. Bu planlama ile optimal işgücü kullanılarak en yüksek verimin elde edilmesi amaçlanmış, belirlenen optimal personel sayısı sayesinde işgücü maliyetleri azaltılmıştır. Elde edilen sonuçlar, TDP'nin uygulanmasının madencilik işletmelerinin operasyonel verimliliğini artırdığı gibi işgücü ve kaynak maliyetlerini de düşürdüğünü göstermektedir. Ayrıca bu yöntem ile çalışanların kişisel ve mesleki kısıtlamalarına uygun bir planlama yapılarak çalışan memnuniyetinin artmasına katkı sağlamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Afet risk azaltımı bağlamında doğal afetler ve dış yardımlar ilişkisinin analizi

    Talha Güven

    Bu araştırma Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltma Ofisi (UN Office for Disaster Risk Reduction–UNDRR)'a gönüllü ilerleme raporu sunan 25 gelişmekte olan ülke için geçmiş dış yardımların doğal afetlerden etkilenen nüfus üzerindeki etkilerini incelemiştir. Bu çerçevede afet risk azaltımı mekanizmasını temsilen uyum sağlama kapasitesi eksikliğinin rolünü analiz etmiştir. Araştırmada 25 ülkenin 2000-2023 yılları kapsayan dönemi panel veri analizi tekniği kullanılarak tahmin edilmiştir. Eşbütünleşme analizi sonuçları doğal afetlerden etkilenen nüfus ile geçmiş dış yardımlar, kişi başına düşen gelir, uyum sağlama kapasitesi eksikliği, kentleşme hızı, işgücüne katılım ve doğrudan sabit sermaye yatırımlarının (FDI) uzun dönemde eşbütünleşik olduğunu göstermiştir. DOLS-MG, FMOLS, CCR ve DOLS tahmincisi sonuçları ise geçmiş dış yardımların, kişi başına düşen gelirin, kentleşme hızının ve FDI'nin doğal afetlerden etkilenen nüfus ile negatif ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.Uyum sağlama kapasitesi eksikliği ve işgücüne katılım oranlarının afetlerden etkilenen nüfus üzerindeki etkileri negatif bulunmuştur. Bulgular, geçmiş dış yardımların altyapı ve üstyapıyı güçlendirerek afet etkilerini azalttığını göstermektedir. Tahminler, ekonomik büyümenin yanı sıra sabit sermaye yatırımları ve kentleşmenin kalkınmayı desteklediğini, böylece afetlere dirençli altyapı oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle sürdürülebilir büyümeyi ve dış yatırımları teşvik eden politikalar ile çevre dostu kentleşme stratejileri, gelecekteki afetlerin etkilerini sınırlamak ve savunmasızlığı azaltmak açısından önemlidir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    İslam düşünce geleneğinde yanılmazlık öğretileri

    Mehmet Büyük

    İslâm düşüncesinin temel inanç esaslarından biri olan yanılmazlık öğretileri, kökenleri itibarıyla peygamberlerin ismet sıfatı üzerinden şekillenmiş ve tarihsel süreçte farklı mezheplerin/disiplinlerin yaklaşımlarına göre çeşitli yorumlar kazanmıştır. Bu öğretiler, Kur'an ve hadis gibi temel kaynakların yanı sıra, Sünnî kelâm, Şiî İmâmiyye'de imamet doktrini ve tasavvuf geleneğinde velayet anlayışı etrafında geliştirilen kendine has metodolojilerle teolojik sistemlere dönüştürülmüştür. Bu yorum biçimi, sadece inanç esaslarını değil, aynı zamanda İslam toplumlarının siyasi ve sosyal dinamiklerini, otorite ve liderlik algılarını da derinden etkilemiştir. Bu araştırmanın amacı, yanılmazlık öğretilerinin kavramsal, teolojik ve tarihsel açıdan incelenmesiyle birlikte, altında yatan inançsal temellerin ve çok boyutlu etkilerinin araştırılmasıdır. Kelam ilmi bağlamında gerçekleştirilecek olan bu analiz, farklı mezheplerin/disiplinlerin (Sünni, Şiî, Tasavvuf) verilerinin de dikkate alınmasıyla daha kapsamlı ve objektif sonuçlar ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, yanılmazlık öğretilerinin günümüz mezhepsel dinamikleri üzerindeki etkileri ve mezhepler arası diyalog potansiyeli de ele alınacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Kızılcık çekirdeğinden (cornus mas.l.) üretilen aktif karbon ile biyobozunur AC/PVA nanofiber üretimi, karakterizasyonu ve sulardaki ağır metal kirliliğinin gideriminde kullanılabilirliğinin araştırılması

    Emel Baki Kahveci

    Dünya genelinde gıda ve tarım sektörlerinde üretim süreçleri sonucunda önemli miktarda yan ürün ve atık oluşmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bu atıklar çeşitli geri kazanım ve değerlendirme yöntemleriyle ekonomik değere dönüştürülürken, Türkiye'de bu uygulamalar endüstriyel ölçeğe ulaşamamıştır. Bu çalışmada, tarımsal faaliyetler sonucu atık bir yan ürün olarak ortaya çıkan kızılcık (Cornus mas L.) çekirdeğinden, 1:1 oranında ZnCl₂ kimyasal aktivasyonu uygulanarak aktif karbon (KAC) üretilmiştir. Elde edilen aktif karbon, çevre dostu ve biyobozunur polimer olan polivinil alkol (PVA) ile kompozit hâle getirilmiş ve elektro-eğirme yöntemiyle AC/PVA nanofiberler üretilmiştir. KAC, saf PVA nanofiber ve AC/PVA nanofiber adsorbanların karakterizasyonu için BET yüzey alanı, SEM–EDS, FT-IR, XRD ve DSC analizleri gerçekleştirilmiştir. KAC için BET özgül yüzey alanı 1025.7 m²/g olarak belirlenmiş ve bu değer biyokütle kökenli aktif karbonlar için literatürde raporlanan yüksek yüzey alanlarıyla uyum göstermiştir. Sonuçlar, metal iyonuna ve adsorban yapısına bağlı olarak adsorpsiyon kapasitelerinin önemli ölçüde değiştiğini göstermiştir. KAC adsorbanı üzerinde en yüksek Qmax değeri Pb(II) iyonu için 110.557 mg/g, Cu(II) için 84.231 mg/g ve Cr(VI) için 87.234 mg/g olarak belirlenmiştir. Cd (II) için en yüksek Qmax değeri ise AC/PVA nanofiber üzerinde 48.053 mg/g olarak bulunmuştur. Kinetik analiz verilerinin yalancı ikinci mertebe kinetik modele daha iyi uyduğunu, izoterm analizlerinde ise deneysel verilerin doğrusal olmayan Langmuir izoterm modeli ile daha yüksek uyum sağladığını göstermiştir. Bu bulgular, kızılcık çekirdeğinden elde edilen aktif karbon ve PVA ve AC/PVA nanofiberlerin ağır metal giderimi için etkili, sürdürülebilir ve çevre dostu adsorbanlar olduğunu ortaya koymaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    E-ÇED raporlarının coğrafi bilgi sistemleri ile analizi: Gümüşhane örneği

    Nurhayat Çubukçu

    Yatırım ve faaliyetlerin planlama ile uygulama süreçlerinde doğal unsurların korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanması giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), yalnızca Türkiye'de değil dünya genelinde de stratejik bir araç haline gelmiştir. Doğal, ekolojik ve sosyo-ekonomik çevresel etkilerin büyük ölçüde mekânsal boyuta sahip olması nedeniyle Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), ÇED sürecinin proje alanı seçimi, etki tahmini, alternatif değerlendirme ve izleme dahil tüm aşamalarında etkin bir şekilde kullanılabilecek güçlü bir araç olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de ÇED sürecinin yasal ve kurumsal boyutu incelendikten sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmekte olan e-ÇED Portalı'nda bulunan Gümüşhane ilini kapsayan ÇED raporlarına ait verilerin CBS desteğiyle mekânsal bir veri tabanına aktarılarak analiz edilmesi amaçlanmaktadır. e-ÇED Portal verileri incelendiğinde Türkiye için 2013 yılından bugüne kadar olan yaklaşık 111 bin ÇED raporunun PDF formatında erişilebilir olduğu görülmektedir. Gümüşhane ili için bu sayı 594'tür. e-ÇED Portal'da ÇED raporları 14 sektör altında sınıflandırılmaktadır. Gümüşhane için en çok ÇED raporunun bulunduğu ilk iki sektör, toplamda 394 ÇED raporuyla maden ve toplamda 94 ÇED raporuyla enerji sektörüdür. Yapılan analizler sonucunda, tüm projeler için toplam proje alanının %12'sinin orman alanlarından tahsis edildiği ve il nüfusunun %58'inin bir maden alanına 1 km mesafede yaşadığı belirlenmiştir. CBS desteği sayesinde tüm ÇED raporu gerektiren projelerin Gümüşhane ili genelindeki mekânsal dağılımının gösterilmesi, mekânsal sorgulama ve analizler ile yeni projeler için yer belirlemede daha sağlıklı karar verme olanaklı hale gelmiştir. Mevcut e-ÇED Portal harita tabanlı bir yapıya dönüştürülerek gelecekte benzer uygulamalar tüm iller için gerçekleştirilebilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    6 Şubat depremi sonrası sağlık ihtiyaçlarının metin madenciliği ile analizi: Sosyal medya verileri üzerine bir inceleme

    Mafaza Mohamed Bahıaldıen Nazar

    6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri büyük kayıplara neden olmuş ve sağlık ihtiyaçlarının hızlı ve doğru bir şekilde değerlendirilmesini gerektirmiştir. Bu çalışma, LDA, BERTopic ve dönüştürücü tabanlı duygu analizi (BERTurk) ile denetimli makine öğrenimini birleştiren bir hesaplama çerçevesi kullanarak, afet sonrası iki aylık dönemde 88.073 Türkçe tweeti sistematik olarak analiz ederek bu sorunu ele almaktadır. Çalışma, afet müdahalesine bilgi sağlamak amacıyla deprem sonrası sağlık ihtiyaçları söylemini belirlemeyi ve sınıflandırmayı amaçlamıştır. Konu modellemesi, sağlık ihtiyaçlarını başarıyla kategorize ederek uluslararası insani yardım standartlarıyla (WHO EMT ve SPHERE) güçlü bir uyum olduğunu ortaya koymuştur. Önemli bir bulgu, Hijyen'in (β= 0.3326) olağanüstü önemi olmuştur; bu da, hasar gören Su, Sanitasyon ve Hijyen (WASH) altyapısından kaynaklanan halk sağlığı riskini vurgulamaktadır. Ayrıca, zamansal analiz, ihtiyaçların öngörülebilir bir şekilde geliştiğini ve acil tıbbi hizmetlerden sürekli halk sağlığı ve barınma sorunlarına geçiş yapıldığını doğrulamıştır. Makine öğrenimi değerlendirmesi, Lojistik Regresyon ve Doğrusal SVM'yi sağlık içeriği sınıflandırması için üstün modeller olarak belirlendi ve sırasıyla %89.07 ve %88.92 doğruluk oranları elde edildi. Tıp ve malzemeler gibi geniş kategoriler 0.93 F1 puanı elde ederken, Anne ve Çocuk Sağlığı (F1=0.77) gibi özel ihtiyaçlar, çok sınıflı kategorizasyonda dilbilimsel çakışmanın zorluğunu vurguladı. Duygu analizi, sağlıkla ilgili söylemler ile sıkıntı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon olduğunu ortaya koydu. Sağlıkla ilgili tweetler, sağlıkla ilgili olmayan tweetlere göre %7.1 daha yüksek negatif duygu (79.7) sergiledi (p < 0.001). Bu araştırma, sosyal medya analizini geleneksel ihtiyaç değerlendirmesine etkili, neredeyse gerçek zamanlı bir tamamlayıcı olarak doğrulamakta ve uyarlanabilir afet yönetimi stratejileri için eyleme geçirilebilir içgörüler sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Fonokardiyogram verilerinden derin öğrenme tabanlı mel spektrogramanalizi ile kalp üfürümü tespiti

    Asmaa Abduh Mohammed Saeed Altaıb

    Kalp oskültasyonu, kalp seslerinin değerlendirilmesi ve kapak hastalıklarının belirlenmesinde kullanılan temel klinik yöntemlerden biridir. Ancak bu yöntemin doğruluğu büyük ölçüde klinisyenin deneyimine bağlıdır ve bu durum tanısal sonuçlarda değişkenliğe yol açabilmektedir. Bu çalışma, söz konusu sınırlamaları azaltmak amacıyla kalp seslerinin sınıflandırılmasına yönelik derin öğrenme tabanlı otomatik bir sistem önermektedir. Bu kapsamda fonokardiyogram (FKG) sinyalleri Mel-spektrogram temsiline dönüştürülerek zaman-frekans alanındaki ayırt edici özellikler elde edilmiştir. Elde edilen özellikler, kalp seslerini dört sınıfa ayırmak için kullanılmıştır: normal kalp sesleri, üfürümlü anormal sesler, normal sonuçlu üfürümler ve üfürümsüz anormal sesler. Sınıflandırma sürecinde Konvolüsyonel Sinir Ağları (CNN) kullanılmış ve ResNet50 ile ResNet152 gibi transfer öğrenme tabanlı mimarilerden yararlanılmıştır. Veri kümesindeki sınıf dengesizliğini azaltmak için hedefli veri artırma yöntemleri uygulanmıştır. Deneysel sonuçlar, ResNet152 modelinin yaklaşık %84.6 doğruluk oranı ile en iyi performansı gösterdiğini ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, önerilen yaklaşımın yüksek ayırt edicilik sağladığını ve klinik karar destek sistemlerinde kullanılabileceğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Ghostnet tabanlı CNN modelleri ile cilt kanseri sınıflandırılması

    Heba Almasanı

    Bu tez, dermoskopik görüntülerden cilt kanserini otomatik olarak teşhis edebilen derin öğrenme tabanlı hibrit bir model önermektedir. Amaç; tanısal doğruluğu artırırken hesaplama maliyetini azaltmaktır. Bunun için, önceden eğitilmiş (pretrained) büyük CNN modelleri ile SMOTE-ENN veri dengelemesiyle optimize edilen hafif GhostNet mimarileri birlikte kullanılmıştır.İlk yaklaşımda, ISIC 2019 veri kümesi üzerinde altı model değerlendirilmiştir: VGG16, DenseNet201, EfficientNetB7, EfficientNetV2L, ConvNeXtBase ve MobileNet. Bu aşamada ConvNeXtBase, %84,63 doğruluk ve %78 duyarlılık ile güçlü bir başlangıç performansı göstermiştir. Ancak bu büyük modellerin gerçek zamanlı uygulamalarda kullanımı, yüksek hesaplama maliyeti nedeniyle zor olmuştur. Bu kısıtlamayı aşmak için ikinci yaklaşımda, GhostNet (V1–V3) mimarileri kullanılmıştır. Bu aşamada SMOTE-ENN dengelemesi uygulanmış ve yalnızca eğitim verisi üzerinde kullanılan Ayrık Tam Bağlantılı (DFC) dikkat mekanizmasıyla model performansı artırılmıştır. Sonuç olarak GhostNet V2, büyük CNN modellerine kıyasla parametre sayısını yaklaşık %90 azaltmasına rağmen daha yüksek performans elde etmiş; %95 doğruluk, %93,9 duyarlılık ve 0,99 AUC değerlerine ulaşmıştır. Deneysel sonuçlar, hafif ve verimli modellerin yüksek doğrulukla dermatolog düzeyine yakın tanısal performans sağlayabildiğini göstermektedir. Önerilen sistem; teletıp uygulamaları ve cilt kanseri taramaları için pratik, yorumlanabilir ve gerçek zamanlı bir yapay zekâ çözümü sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Solunum sesi sınıflandırması için klasik ve derin öğrenme modellerinin karşılaştırılması

    Eren Aygün

    Bu çalışmada, solunum sesi sinyallerinin otomatik sınıflandırılması amacıyla ICBHI 2017 veri kümesi üzerinde klasik makine öğrenmesi ve modern derin öğrenme yaklaşımları karşılaştırılmıştır. Ön işleme adımlarının ardından Mel-spektrogram ve tayfsal öznitelikler çıkarılmış; bu öznitelikler klasik yöntemler (SVM, KNN, Random Forest, XGBoost) ile, Mel-spektrogramlar ise evrişim tabanlı mimariler (GhostNet ailesi, ResNet-50, EfficientNet-B0, MobileNetV3) ile değerlendirilmiştir. Değerlendirmede hasta-bağımsız (subject-wise) veri bölmesi kullanılmış; sınıf dengeleme amaçlı veri artırma yalnızca eğitim katlarına uygulanarak doğrulama/sınama sızıntısı engellenmiştir. Bulgular, GhostNetV4 mimarisinin %89.9 doğruluk ve makro-F1 = 0.898 ile diğer derin ve klasik yaklaşımları aştığını göstermektedir. Sonuçlar, hesaplama yükü görece düşük derin öğrenme modellerinin, solunum sesi analizi için klinik karar destek sistemlerine entegrasyonda güçlü adaylar olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışma, hasta-bağımsız protokol ve şeffaf veri artırma politikasıyla literatürdeki değerlendirme farklılıklarına karşı kıyaslanabilirlik sağlamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Trabzon Fatih Devlet hastanesinde izole edilen klebsiella pneumoniae genomunun biyoinformatik analizi

    Şeyma Nur Tosun

    Son yıllarda antimikrobiyal direnç küresel ölçekte hızlı bir şekilde artmakta ve bir ülkeden diğerine yayılmaktadır. Son 80 yılda antibiyotiklerin yaygın ve yanlış kullanımı antimikrobiyal direncin oluşmasına neden olmuştur. Klebsiella pneumoniae (K. pneumoniae) ciddi enfeksiyonlara neden olan bir patojendir. K. pneumoniae kaynaklı en sık rastlanan enfeksiyon üriner sistem enfeksiyonlarıdır. K. pneumoniae yayılımı temel sağlık problemi haline gelmiştir. K. pneumoniae'nın sebep olduğu enfeksiyonlarda çoklu antibiyotik direnci nedeniyle tedavi seçeneklerinin kısıtlı olması enfeksiyonun yayılmasına ve ölüme yol açar. Bu yüzden K. pneumoniae izolatlarının genomik analizleri, direnç mekanizmalarının aydınlatılması ve etkili kontrol stratejilerinin geliştirilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu tezde Trabzon Fatih Devlet Hastanesinden temin edilen K. pneumoniae K102 suşu kullanıldı. Suşun tüm genom dizilemesi (WGS) gerçekleştirildi ve antimikrobiyal dirençlilikle ilişkili kromozomal ve genetik elementler araştırıldı. K102 suşunun antibiogramı, EUCAST Fenotipik 2017 programı kullanılarak elde edildi. K. pneumoniae K102 suşunda; ampisilin, seftriakson, sefepim, ertapenem, meropenem, siprofloksasin, kolistin, trimetoprin, sefuroksim aksetil, piperasilin/tazobaktam, sefazolin, sefuroksim, sefoksitin ve seftazidime karşı dirençli; amikasin ve gentamisine duyarlı; tigesikline ise orta duyarlı bulundu. Ayrıca suşta metiltransferaz, kapsül, faj, pili, flagella, fimbria, beta-laktamaz ve virülans faktörleri genleri tespit edildi. Bu araştırmada suşun tüm genom analizi MLST analizi, PlasmidFinder 2.1, ISFinder, BRIG, PHAST, ResFinder 3.2 ve VFDB programları kullanılarak gerçekleştirildi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Erzurum ili asfalt çalışmalarında risk etmenleri ve iş kazalarının değerlendirilmesi: Ön tehlike analizi (PHA) ve Fine–Kinney yöntemi

    Nursu Koyunoğullarından

    Dünya genelinde yaklaşık 2,7 milyar çalışan bulunmakta olup bu çalışanların önemli bir bölümü çeşitli riskli çalışma ortamlarında görev yapmaktadır. İş sağlığı ve güvenliği (İSG) hizmetlerinin kapsamının sınırlı olması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının artmasına neden olmaktadır. Türkiye'de ölümlü iş kazası oranlarının birçok Avrupa ülkesine kıyasla yüksek olması, İSG uygulamalarının önemini daha da artırmaktadır. İSG; çalışanların fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik hâllerinin korunmasını ve çalışma ortamından kaynaklanan risklerin önlenmesini amaçlayan sistematik bir yaklaşımdır. Özellikle yüksek tehlike sınıfındaki sektörlerde kimyasal, fiziksel, biyolojik, ergonomik ve psikososyal risklerin yoğunluğu nedeniyle İSG uygulamaları kritik önem taşımaktadır. Asfalt üretim tesisleri, üretim sürecinde ortaya çıkan kimyasal ve fiziksel maruziyetler nedeniyle yüksek riskli çalışma ortamları arasında yer almaktadır. Agregaların kontrollü sıcaklıklarda bitüm ve filler ile karıştırılması sırasında çalışanlar; yüksek sıcaklık, yanık riski, bitüm buharı ve dumanı, gürültü, ağır makine hareketleri ve ergonomik zorlanmalar gibi çok boyutlu tehlikelere maruz kalmaktadır. Bu nedenle asfalt üretim süreçlerinde kimyasal maruziyetin kontrolü, mühendislik önlemlerinin güçlendirilmesi ve çalışma ortamının izlenmesi büyük önem taşımakta; etkin koruyucu uygulamalar için sistematik risk değerlendirmesini gerekli kılmaktadır. Bu tez çalışmasında, Erzurum Palandöken A.Ş. asfalt üretim tesisi örneğinde İSG uygulamaları değerlendirilmiştir. Ön Tehlike Analizi (PHA) ve Fine–Kinney yöntemleri kullanılarak mevcut riskler tanımlanmış, analiz edilmiş ve kabul edilebilir seviyelere indirilmesine yönelik öneriler geliştirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda asfalt plentlerinde karşılaşılan risklerin yönetimine yönelik stratejiler belirlenmiş ve etkili kontrol önlemleri sunulmuştur. Çalışmanın, asfalt üretim tesislerinde İSG uygulamalarının iyileştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Gümüşhane'de mavi ekonomi ve sürdürülebilir iç su yönetimi: Balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği üzerine Vikor analizi

    Tamer A. R. Shalalda

    Mavi ekonomi kavramı, dünya genelinde okyanusları ve su kaynaklarını korumayı amaçlayan artan önemine sahip bir stratejidir. Bu kavram, ekonomik faaliyetlerin, deniz ekosistemlerinin bu faaliyetleri sürdürülebilir bir şekilde destekleme uzun vadeli kapasitesi ile dengelendiğinde ortaya çıkar. Mavi ekonomi, bir yandan büyüme ve kalkınma çağrısı yapan, diğer yandan deniz kaynaklarının korunmasına odaklanan iki ana söylem arasındaki temel gerginlikleri yansıtır. Bu gerginlikler, okyanusların sunduğu ekonomik fırsatları değerlendiren, aynı zamanda karşılaşabileceği riskler ve zorlukları tanıyan dengeli çözümler gerektirmektedir. Küresel ölçekte Birleşmiş Milletler bu çözümleri Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG'lar) aracılığıyla desteklemektedir. Ancak, mavi ekonominin kapsamını ve sınırlarını Birleşmiş Milletler hedefleri ile tutarlı bir şekilde belirlemek, önemli bir zorluk olmaya devam etmektedir. Ayrıca, bu alandaki anahtar aktörlerin belirlenmesi, rollerinin ve çıkarlarının net bir şekilde tanımlanması hala yeterince açık değildir; bu da daha fazla araştırma ve açıklama ihtiyacını doğurmaktadır. Bu araştırmada, Gümüşhane ilinde su ürünleri yetiştiriciliği değerlendirmek ve önerileri belirlemektir. Sürdürülebilir iç su yönetimi amacı doğrultusunda, yetiştiricilik ve iç su kriterlerinin tespit edilmesi ve yetiştiricilik ve iç su kaynaklar yönetiminde kullanılan araçların sıralanmasını gerçekleştirmektir. Bu doğrultuda çok kriterli karar verme yöntemlerinden AHP-VIKOR bütünleşik yaklaşımı ile değerlendirmeler yapılmış ve balıkçılık tesislerden, akademisyenlerden ve Gümüşhane il müdürlüğünden uzman görüşü alınmıştır. İlk aşamada gerçekleştirilen AHP sonuçlarına göre yetiştiricilik ve iç su yönetimleri kriterlerinin en önemlisi "Kaynak Kullanımı" ana kriteri olmuş ve onu sırası ile "Sosyal", "Ekonomik" ve "Çevresel" takip etmiştir. İkinci aşamada ise VIKOR yöntemi ile yetiştiricilik ve iç su yönetimleri yönetiminde kullanılan araçların sıralanması yapılmıştır. Buna göre en ideal araç "Entansif (yüksek teknoloji) yöntemler" olarak belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin enerji ve güvenlik stratejileri: Kıbrıs'ın rolü ve önemi

    Soner Kışla

    Bu tez, Doğu Akdeniz bölgesinde son yıllarda keşfedilen hidrokarbon kaynaklarının tetiklediği jeopolitik rekabeti ve bu rekabetin merkezinde yer alan Türkiye'nin enerji-güvenlik stratejilerini kapsamlı biçimde incelemektedir. Çalışmada, Doğu Akdeniz'in tarihsel arka planı, jeostratejik konumu ve bölgedeki güç mücadelesini şekillendiren temel faktörler analiz edilerek, enerji kaynaklarının yalnızca ekonomik bir unsur değil, aynı zamanda ulusal egemenlik, deniz yetki alanları ve güvenlik politikalarının ayrılmaz bir parçası haline geldiği ortaya konmuştur. Bu kapsamda Türkiye'nin deniz yetki alanları politikasını belirleyen "Mavi Vatan" doktrini, sondaj ve sismik araştırma faaliyetleri, bölgesel diplomasi girişimleri ve askeri caydırıcılık stratejileri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Araştırmada Kıbrıs Adası'nın Türkiye açısından sahip olduğu jeopolitik, enerji ve güvenlik boyutları ayrıntılı olarak ele alınmış, KKTC ile yürütülen iş birliğinin Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasındaki belirleyici ve tamamlayıcı rolü vurgulanmıştır. KKTC ile imzalanan deniz yetki alanı ve ruhsatlandırma anlaşmaları, Türkiye'nin bölgedeki meşru haklarını güçlendiren ve enerji arama faaliyetlerine uluslararası hukuk temelinde zemin hazırlayan stratejik adımlar olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca Türkiye'nin bölgedeki dışlayıcı ittifak yapılarına karşı geliştirdiği diplomatik ve askeri denge politikaları da analiz edilmiştir. Tez, tüm bu unsurlar çerçevesinde Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de izlediği stratejinin enerji bağımsızlığı hedefi ile uluslararası hukuk, diplomasi ve askeri güç unsurlarını birlikte kullanan çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu sonucuna varmaktadır. Türkiye–KKTC iş birliği, bu stratejinin hem jeopolitik hem de enerji güvenliği boyutunda temel dayanağını oluşturmakta, Kıbrıs Adası ise Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki uzun vadeli vizyonunun merkezi jeopolitik noktası olarak öne çıkmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Job satisfaction of medical secretaries working at Erzurum City Hospital and factors affecting their job satisfaction levels

    Selçuk Yağan

    The aim of this study is to examine the job satisfaction of medical secretaries working as healthcare professionals at Erzurum City Hospital in relation to demographic variables and occupational factors, and to identify the effects of these factors on job satisfaction. The study population consisted of medical secretaries (N=296) employed at Erzurum City Hospital. A total of 290 medical secretaries were reached for the study. Participants completed a sociodemographic data form and the Minnesota Job Satisfaction Scale. The level of statistical significance was set at p<0.05. The participants' average age was 35.9 ± 8.5 years, and 48.3% were women. It was found that 55.2% of the participants perceived their job satisfaction as "Moderate," 33.1% as "High," and 71.4% experienced work-related stress. The participants' "Internal Satisfaction" dimension score was 3.3±0.8, the "External Satisfaction" dimension score was 2.8±0.9, and the "Overall Job Satisfaction" score was 3.1±0.8. The internal satisfaction score was found to be significantly higher among men compared to women (p=0.025). Overall job satisfaction was significantly and positively predicted by satisfaction with the work environment, while work-related stress was significantly and negatively predictive of it (p<0.001). The study revealed that job satisfaction among medical secretaries is influenced by socio-demographic factors, and that work-related stress and satisfaction with the working environment are predictors of job satisfaction. It can be concluded that medical secretaries with high job satisfaction will be more motivated in their work, establish stronger communication with patients and healthcare staff, and that this will contribute more positively to the service delivery process.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Kuşburnu çekirdeği tozunun dondurma üretiminde kullanımı

    Miraç Özer Öztuğ

    Bu çalışmada, dondurma üretiminde farklı oranlarda (0, %2.5, %5, %7.5, %10) kuşburnu çekirdeği tozu ilave edilerek üretilen dondurma örneklerinin fizikokimyasal, reolojik ve duyusal özellikleri incelenmiştir. Elde edilen fizikokimyasal analiz sonuçlarına göre; kuşburnu çekirdeği tozu ilavesinin dondurmanın kurumadde, yağ, pH, hacim artışı, erime oranı, 20 rpm'deki viskozite, tüm renk değerleri (L*, a*, b*, C*, H° ve beyazlık indeksi) değerleri üzerine etkisinin çok önemli (p<0.01); kül, asitlik, ilk damlama, 50 rpm'deki viskozite, üzerindeki etkilerinin önemli olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Kıvam katsayısı, akış davranış indeksi değerleri üzerindeki kuşburnu çekirdeği tozu ilavesinin etkisinin önemsiz olduğu (p>0.05) tespit edilmiştir. Dondurmaya ilave edilen kuşburnu çekirdeği tozunun, panelistlerin vermiş oldukları renk, sakızımsı yapı, buzlu yapı, tat ve aroma, yabancı tat-aroma, ağızda erime, erimeye dayanıklılık, genel kabul edilebilirlik puanları üzerine etkisinin çok önemli (p<0.01) olduğu tespit edilmiştir.