Yazarlar
- Ahmet Bayraktar(2)
- Ahmet Özdemir(2)
- Burcu Aksoy(2)
- Cenk Çarkacı(2)
- Emrah Öztürk(2)
- Ertan Aktürk(2)
- Fatma Bostan(2)
- Gökhan Kaymak(2)
- Hikmet Akyol(2)
- Kübra Akyüz(2)
- Lokman Odabaş(2)
- Muhammet Kılıç(2)
- Rıza Akbaş(2)
- Selim Yalçın(2)
- Sinan Kurt(2)
- Abakar Ali Issakha(1)
- Abdoul Wahidou Mahamane Seydou(1)
- Abdoulaye Coulıbaly(1)
- Abdulkadir Daştan(1)
- Abdulkadir Gök(1)
- Abdulkadir Meydan(1)
- Abdulkadir Murat Güner(1)
- Abdulkerim Özkök(1)
- Abdullah Alperen Okumuş(1)
- Abdullah Birinci(1)
- Abdullah Danişmaz(1)
- Abdullah Danışmaz(1)
- Abdullah Egi(1)
- Abdullah Kolotoğlu(1)
- Abdullah Küçükaslan(1)
- Abdullah Memiş(1)
- Abdullah Necati Doğan(1)
- Abdullah Souda(1)
- Abdullah Turan(1)
- Abdullah Yılmaz(1)
- Abdulsamet Keleş(1)
- Abdulsamet Varan(1)
- Abdurrahman Atalay(1)
- Abdurrahman Oruç(1)
- Abdurrahman Saka(1)
Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Kur’ân-ı kerîm’de hz. mûsâ döneminde ismi zikredilen olumsuz insan modelleri ve davranış özellikleri
Gökhan Kaymak
Kur’ân-ı Kerîm, yirmi üç yıl boyunca peyderpey indirilen ilahî bir mesaj olup Allah’ın seçtiği elçi aracılığıyla insanlara ulaştırılmıştır. Tarihsel süreçte vahye yönelik farklı yaklaşımlar ortaya çıktığından, bazı ayetlerin doğru anlaşılabilmesi için belirli ölçütler çerçevesinde açıklanmasına ihtiyaç duyulmuştur. İnsanlık tarihi incelendiğinde, insan tiplerine ait davranış örüntülerinin farklı dönemlerde benzer biçimlerde tekrarlandığı görülmektedir. Bu bağlamda Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Mûsâ dönemi çerçevesinde olumsuz tutum ve davranışlarıyla öne çıkan Firavun, Hâmân, Kārûn ve Sâmirî zikredilmekte; bu şahsiyetler insanın sergileyebileceği olumsuz eğilimlerin temsili tipleri olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Hz. Mûsâ döneminde olumsuz tutum ve davranışlarıyla öne çıkan şahsiyetleri incelemek ve bu davranış tiplerinin tarihsel sürekliliğini ile farklı dönemlerdeki yansımalarını değerlendirmektir. İki bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde, söz konusu kişilerin ortaya çıktığı tarihsel arka plan ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Firavun, Hâmân, Kārûn ve Sâmirî’nin davranış özellikleri analiz edilerek bu tutumların günümüzdeki karşılıkları ve toplumsal yansımaları değerlendirilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Mavi Ekonomi ve Sürdürülebilir İç Su Yönetimi: VIKOR Yöntemi İle Gümüşhane'de Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Üzerine Bir Araştırma
Tamer Shalalda
Bu araştırmanın temel amacı, Gümüşhane ilinde balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği sektörlerinin mavi ekonomi ve sürdürülebilir iç su yönetimi çerçevesinde incelenmesidir. Mavi ekonomi, ekonomik kalkınma ve çevresel sürdürülebilirliği bir arada ele alan bir yaklaşım olup, bu çalışmada özellikle sürdürülebilir su kaynakları yönetiminin kritik unsurları değerlendirilmiştir. Araştırmada Çok Kriterli Karar Verme Tekniklerinden VIKOR yöntemi kullanılacaktır. Bu yöntemle, sürdürülebilirlik performansını etkileyen çevresel, ekonomik, sosyal ve yönetişim kriterleri göz önünde bulundurularak en uygun yönetim stratejilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Veriler, Gümüşhane ilinde faaliyet gösteren balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği sektöründeki işletme temsilcileri ve uzmanlarla gerçekleştirilen yüz yüze görüşmeler ve anketler yoluyla toplanacaktır. Araştırma sürecinde, katılımcıların gönüllülük esasına dayalı katkıları alınmış, kimlik bilgilerinin gizliliği ve anonimlik sağlanmıştır. Veriler yalnızca bu araştırma amacı doğrultusunda kullanılacak ve üçüncü taraflarla paylaşılmayacaktır. Çalışma, çevreye ve insana yönelik herhangi bir biyolojik veya psikolojik müdahaleyi içermemektedir. Toplanan veriler, VIKOR yöntemi kullanılarak analiz edilecek ve farklı stratejilerin avantaj ve dezavantajları dengelenerek sürdürülebilir iç su yönetimine yönelik en uygun alternatifler ortaya konacaktır. Bu doğrultuda, araştırmanın çıktıları, bölgedeki ekonomik kalkınmaya katkı sağlamanın yanı sıra, toplumsal fayda ve su ekosisteminin korunmasına yönelik bilimsel temellerde öneriler sunmayı hedeflemektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Arazi Toplulaştırma Projelerinde Mülakat Esaslı ve Blok Esaslı Dağıtım Modellerinin Başarı Analizi: Kahramanmaraş Örneği
Erman Bengi̇n
Arazi toplulaştırma çalışmaları sürdürülebilir kalkınma ve arazi yönetimi için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Kahramanmaraş ili Narlı Ovası’nda yürütülen arazi toplulaştırma projelerinde mülakat esaslı dağıtım modeli ile blok esaslı dağıtım modelinin teknik başarılarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Devlet Su İşleri (DSİ) 20. Bölge Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen Narlı Ovası Arazi Toplulaştırması ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri (TİGH) Projesi çalışma alanında yer alan tüm köyler incelenmiş, toplulaştırma oranı en yüksek olan Akdemir ile en düşük olan Salmanıpak köyleri örnek alan olarak seçilmiştir. Projede resmî olarak mülakat esaslı dağıtım uygulanmış, aynı veriler kullanılarak blok esaslı dağıtım modeliyle alternatif parselasyon planları oluşturulmuştur. Karşılaştırma için toplulaştırma literatüründe yaygın kullanılan göstergeler esas alınmıştır. Bu kapsamda her iki model için toplulaştırma öncesi ve sonrası durumlar; ortalama parsel büyüklüğü, parsel şekil analizi, toplulaştırma oranı, tarımsal alan kaybı, şekil indeksi, fraktal büyüklük indeksi, şekil faktörü ve kare piksel ölçeği kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, mülakat esaslı dağıtımın çiftçi tercihlerini yansıtması nedeniyle sosyal kabul düzeyini artırdığını, ancak parsel sayısının azaltılması, parsel şekillerinin iyileştirilmesi ve tarımsal alan kaybının düşürülmesi bakımından sınırlı bir başarı sağladığını göstermiştir. Buna karşılık blok esaslı dağıtım modeli, daha yüksek toplulaştırma oranları, daha büyük ve homojen parseller, daha düşük tarımsal alan kaybı ve şekil indekslerinde belirgin iyileşme üretmiştir. Sonuç olarak, Kahramanmaraş örneğinde blok esaslı dağıtımın teknik açıdan daha etkin olduğu, mülakat esaslı dağıtımın ise sosyal boyutu güçlendiren tamamlayıcı bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026AFETLERLE İLİŞKİLİ İÇ YER DEĞİŞTİRMENİN BEŞERÎ KALKINMA ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: EKONOMİK VE ÇEVRESEL KIRILGANLIKLARIN ROLÜNÜN ANALİZİ
Ümran Öztürk
Bu çalışma, gelişmekte olan ülkelerde afet kaynaklı iç yer değiştirme olgusunun beşerî kalkınma üzerindeki çok boyutlu etkilerini, ekonomik ve çevresel kırılganlıklar bağlamında derinlemesine incelemektedir. Antroposen çağında iklim değişikliği ve çevresel tahribatın giderek şiddetlendirdiği doğal afetler, geniş kitleleri zorunlu göçe iterek insani kalkınma süreçlerini yapısal olarak doğrudan tehdit etmektedir. Araştırmanın temel amacı, yaşanan bu krizlerin insani kalkınma üzerindeki kalıcı tahribatını ampirik bir çerçevede netlikle ortaya koymaktır. Bu doğrultuda, 2008-2023 dönemini kapsayan ve kırk üç gelişmekte olan ülkeyi içeren geniş çaplı bir panel veri seti kullanılmıştır. Analiz sürecinde, yatay kesit bağımlılığını ve veri heterojenliğini dikkate alan gelişmiş ikinci nesil ekonometrik yöntemler titizlikle uygulanmıştır. Temel regresyon tahminleri FE Driscoll-Kraay standart hatalar yaklaşımı ve FE Kantil regresyonu ile gerçekleştirilirken, değişkenler arası dinamik etkileşimler Dumitrescu-Hurlin panel nedensellik testi kullanılarak incelenmiştir. Ampirik bulgular, afet kaynaklı iç yer değiştirmenin ve yüksek çevresel kırılganlık düzeyinin Beşerî Kalkınma Endeksi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Kantil regresyon sonuçlarına göre; afet kaynaklı yer değiştirmenin olumsuz etkisi düşük insani gelişmişlik düzeyindeki ülkelerde daha belirginken, çevresel kırılganlıkların yıkıcı etkisi yüksek insani gelişmişlik düzeyine sahip ülkelerde şiddetlenmektedir. Ayrıca sürekli ekonomik büyüme, planlı kentleşme ve yolsuzlukla etkin mücadelenin kalkınmayı pozitif yönde desteklediği tespit edilmiştir. Nedensellik analizi ise beşerî kalkınma ile çevresel kırılganlık, ekonomik büyüme ve kentleşme arasında çift yönlü dinamik bir yapı bulunduğunu kanıtlamaktadır. Çıkarım olarak, politika yapıcıların afet yönetimini acilen kriz müdahalesi ekseninden çıkararak; afet risk azaltımı, iklim uyumu ve kurumsal şeffaflığı tam merkeze alan bütüncül sürdürülebilir kalkınma stratejilerine mutlak surette entegre etmesi bilimsel bir zorunluluktur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026İnsan Kaynakları Gözünden Y ve Z Kuşaklarının İşe Alım Süreçlerinin Değerlendirilmesi
Menekse Dinc
The aim of this study is to evaluate the recruitment processes of Generations Y and Z from the perspective of human resources professionals and to examine the attitudes, expectations, and differences related to these generations within the context of recruitment processes. In today’s business world, the expectations, behavioral characteristics, and work values of different generations vary significantly; therefore, this situation necessitates a reconsideration of recruitment processes. The study was conducted using a qualitative research method, and the data obtained from in-depth interviews with human resources professionals were analyzed. The findings indicate that the attitudes and expectations of Generations Y and Z differ in terms of their expectations for flexible working conditions, need for rapid feedback, importance attributed to work–life balance, and their relationship with technology. In addition, it has been determined that these generations exhibit different tendencies regarding organizational adaptation, commitment, and career expectations. As a result of the study, it has been revealed that human resources professionals need to take generational differences into account in recruitment processes. In this context, it has been determined that conducting recruitment processes with a more flexible, candidate-oriented, and unbiased approach is of significant importance. Furthermore, considering generation-specific expectations and tendencies is considered important in terms of establishing healthier communication with candidates and strengthening mutual understanding.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026FONOKARDİYOGRAM VERİLERİNDEN DERİN ÖĞRENME TABANLI MEL-SPEKTROGRAM ANALİZİ İLE KALP ÜFÜRÜMÜ TESPİTİ
Asma Altaib
Kalp oskültasyonu, kalp seslerinin değerlendirilmesi ve kapak hastalıklarının belirlenmesinde kullanılan temel klinik yöntemlerden biridir. Ancak bu yöntemin doğruluğu büyük ölçüde klinisyenin deneyimine bağlıdır ve bu durum tanısal sonuçlarda değişkenliğe yol açabilmektedir. Bu çalışma, söz konusu sınırlamaları azaltmak amacıyla kalp seslerinin sınıflandırılmasına yönelik derin öğrenme tabanlı otomatik bir sistem önermektedir. Bu kapsamda fonokardiyogram (FKG) sinyalleri Mel-spektrogram temsiline dönüştürülerek zaman-frekans alanındaki ayırt edici özellikler elde edilmiştir. Elde edilen özellikler, kalp seslerini dört sınıfa ayırmak için kullanılmıştır: normal kalp sesleri, üfürümlü anormal sesler, normal sonuçlu üfürümler ve üfürümsüz anormal sesler. Sınıflandırma sürecinde Konvolüsyonel Sinir Ağları (CNN) kullanılmış ve ResNet50 ile ResNet152 gibi transfer öğrenme tabanlı mimarilerden yararlanılmıştır. Veri kümesindeki sınıf dengesizliğini azaltmak için hedefli veri artırma yöntemleri uygulanmıştır. Deneysel sonuçlar, ResNet152 modelinin yaklaşık %84.6 doğruluk oranı ile en iyi performansı gösterdiğini ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, önerilen yaklaşımın yüksek ayırt edicilik sağladığını ve klinik karar destek sistemlerinde kullanılabileceğini göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026DİJİTALLEŞME, İSTİHDAM VE YOKSULLUK İLİŞKİSİ: ÜLKELERİN GELİR GRUPLARINA GÖRE AMPİRİK BULGULAR
Kübra Akyüz
Teknolojik ilerleme ve ekonomideki etkileri, sürecin yoksullukla ilişkisi, tartışılan temel konular arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, 2015 ve 2020 yıllarının teknolojik göstergeleri, yoksulluk ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiler, ülkelerin gelir düzeyleriyle ampirik olarak incelenmektedir. 2015 internet kullanan bireyler (% nüfus), Ar-Ge harcamaları (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla[GSYİH]'nin yüzdesi), Ar-Ge'de çalışanlar mal, hizmet ithalatı (yıllık % büyüme), mal ve hizmet ihracatı (yıllık % büyüme), GSYİH büyümesi (yıllık %), eğitim, istihdam veya mesleki eğitimde olmayan gençlerin oranı, toplam (% genç nüfusuna oranı) (International Labour Organization[ILO] tahmini modellemesi), 15+nüfusa oranla istihdam oranı, toplam(%) (ILO tahmini modellemesi) yoksulluk sınırında yoksulluk oranı (nüfusun %) değişkenleri kullanılmış, 2020, Ar-Ge'de çalışan araştırmacılar dışındakiler kullanılmıştır. Ülkeler gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler 4 gelir grubundan oluşan 2015 yılı için 34, 2020 yılı için 47 adettir. Çalışmanın amacı, teknolojik gelişmişliğin ülkelerin gelir gruplarına göre farklılığını, bu farklılaşmanın yoksulluk yapısı üzerindeki etkisini ve ekonomik büyümenin bunlar üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Analizlerde Dünya Bankası Dünya Kalkınma Göstergeleri (World Development Indicators) veri tabanından veriler kullanılmıştır. Ülkeler ve değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Gelire göre değişken ortalamalarının farklılaşıp farklılığını test eden tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Sonra diskriminant analizi ile hangi değişkenlerin, hangi yıllarda hangi gelir gruplarını nasıl ayırt ettiği incelenmiştir. Çalışma, teknolojik göstergeler (özellikle internet kullanımı ve Ar-Ge), istihdam yapısı ve yoksulluğun gelir gruplarını ayırmada belirleyici olduğunu göstermiştir. 2015 ve 2020 yıllarında dijital erişim ve sosyal yapı farklılıkları, kalkınma düzeylerindeki ayrışmanın kaynağıdır. Sonuçlar, teknolojinin yoksulluğu azaltıcı etkisinin ancak beşerî sermaye ve kurumsal yapıyla desteklendiğinde sürdürülebilir olduğunu ortaya koymaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Miyosen Volkanitlerinin (Trabzon) Yüksek Sıcaklık Etkisi Altında Fiziksel Ve Mekanik Özelliklerinin Değişiminin İncelenmesi
Samet Yetim
Bu çalışma kapsamında Trabzon İli, Ortahisar İlçesinde yüzeyleyen volkanik kayaçların yüksek sıcaklıklara maruz kalması sonucu fiziksel ve mekanik özelliklerindeki değişimler incelenmiştir. Çalışmada, Ortahisar İlçesi, Pelitli (P), Moloz (Pazarkapı) (M) ve Boztepe (B) mahallelerinden alınan örneklerden standartlarına uygun olarak hazırlanan toplam 234 adet karot numunesi kullanılmıştır. Öncelikle numunelerinin 25 °C sıcaklık koşullarındaki fiziksel ve mekanik özellikleri belirlenmiş, daha sonra sırası ile 200, 400, 600, 800 ve 1000 °C sıcaklık kademelerinde ikişer saat bekletilen numunelerde deneyler tekrarlanarak değişimler incelenmiştir. Isıl işlem sonrasında numunelerin tek eksenli sıkışma dayanımları P grubunda %84,4, B grubunda %70,3, M grubunda %71,3, çekme dayanımları P grubunda %86,8, B grubunda %56,4, M grubunda %66,7 azaldığı görülmüştür. Fiziksel özelliklerde de tüm örneklerde kuru birim hacim ağırlık değerlerinin artan sıcaklıklarla birlikte azaldığı, özgül ağırlık ve gözeneklilik değerlerinin arttığı tespit edilmiştir. Bütün örneklerde boyuna dalga hızı değerleri 600 ºC’ye kadar azalmış daha sonra hemen hemen sabit kalmıştır. Örneklerin taramalı elektron mikroskobu (SEM) görüntüleri incelendiğinde artan sıcaklıkla birlikte öncelikle mikro-çatlak/kırıkların, daha sonra ise ikincil gözeneklerin oluşmaya başladığı görülmüştür. Sıcaklığın artması ile çatlak ve kırıkların uzunluğunda ve açıklıklarda artış, gözeneklerin boyutlarında da büyüme olduğu, 600 ºC ve sonrasında ise bu değişimlerle birlikte tanelerin topaklanmaya başladığı ve 1000 ºC’ye gelindiğinde ise orijinal kayaç dokusunun yok olmaya başladığı gözlemlenmiştir. Neticede sıcaklık koşullarındaki değişimlerin volkanik kayaçlarda dayanım kayıplarına ve birim ağırlıklarında azalmaya neden olduğu anlaşılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026KEHF SÛRESİ VE SÛREDEKİ DEĞERLERİN GÜNCEL YANSIMALARI
Olgun Altundaş
Kur’ân-ı Kerîm, insan hayatını bireysel ve toplumsal bütün boyutlarıyla kuşatan ilahî bir rehber olup, içerdiği kıssalar vasıtasıyla evrensel ilkeler ve kalıcı değerler sunmaktadır. Bu çalışmada, Kur’an kıssaları içerisinde müstesna bir yere sahip olan Kehf Sûresinde yer alan anlatımlar, değerler perspektifinden ele alınmış; sûrede geçen kıssalar üzerinden çıkarılabilecek ahlâkî, itikadî ve sosyal dersler tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada nitel yöntem benimsenmiş; Kehf Sûresi tematik olarak incelenmiş, klasik ve çağdaş yorumlar karşılaştırılarak kıssaların tarihsel, ilahî ve eğitsel boyutları değerlendirilmiştir. Âyetler sûre ve âyet numaralarıyla, hadisler ise güvenilir kaynaklara dayalı olarak ilmî usule uygun biçimde kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde ise değerler eğitimi, din psikolojisi, aile eğitimi ve ahlâk alanındaki çağdaş çalışmalara yer verilerek Kehf Sûresinin güncel yansımaları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, Kehf Sûresinde anlatılan kıssaların, iman bilincinin geliştirilmesi ve değerlerin inşası bakımından örnekleyici bir çerçeve sunduğu; bu kıssaların bireysel ve toplumsal hayata yön veren rehber ilkeler içerdiği ve çağdaş hayata yansımalarının ortaya konulmasının amaçlandığı ifade edilebilir. Kehf Sûresi, Kur’an’ı bilinçli bir şekilde tefekkür ederek hayata aktarmak isteyenler için, yöntem ve içerik bakımından örnek nitelik taşıyan sûrelerden biridir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026İklim Değişikliği Risk Algısının Tarıma Etkisi: Genişletilmiş Planlı Davranış Teorisi
Ahsen Aydın Doğan
İklim değişikliği, sosyal, ekonomik ve çevresel yapılar üzerinde derin ve kalıcı etkiler oluşturan önemli bir küresel sorun olarak öne çıkmakta ve bu süreçle ilişkili afetlerin hem sıklığında hem de şiddetinde artış gözlenmektedir. Bu durum, söz konusu afetlerin yalnızca doğal süreçlerin bir sonucu olmadığını, aynı zamanda insan faaliyetleriyle de yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda bireylerin iklim değişikliğine ilişkin risk algıları, afetlere hazırlık ve uyum davranışlarının şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Tarım sektörü ise iklim değişikliği kaynaklı afetlerden doğrudan etkilenen başlıca alanlardan biri olup, risk algısı bireylerin bu konudaki davranış niyetleri ve davranışları üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Bu nedenle mevcut çalışmada, iklim değişikliği risk algısının tarıma yönelik etkileri genişletilmiş Planlanmış Davranış Teorisi (PDT) çerçevesinde incelenmiştir. Araştırmada geliştirilen hipotezler yapısal eşitlik modeli (YEM) kullanılarak test edilmiştir. Analiz sonuçları, iklim değişikliği risk algısının niyet üzerinde anlamlı ve pozitif (β=0.524, p=0.000), iklim değişikliğine yönelik tutumun niyet üzerinde anlamlı ve pozitif (β=0.734, p=0.000), öznel normun niyet üzerinde anlamlı ve pozitif (β=0.356, p=0.000), algılanan davranış kontrolünün niyet üzerinde anlamlı ve pozitif (β=0.224, p=0.000), niyetin davranış üzerinde anlamlı ve pozitif (β=0.704, p=0.000) ve iklim değişikliği risk algısının iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerine yönelik algı üzerinde anlamlı ve pozitif (β=0.634, p=0.000) bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, gelecekte yapılacak çalışmaların farklı bölgelerde ve farklı örneklem gruplarında benzer modelleri test ederek iklim değişikliği risk algısının tarımsal uyum davranışları üzerindeki etkilerini daha kapsamlı biçimde incelemesi önerilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026FATMA ALIYE’S WRITING OF RELIGION, MODERNIZATION AND RENEWAL
Selin Elaman
This study aims to examine how the concepts of religion, modernization, and religious renewal are addressed in Fatma Aliye’s works. The modernization process experienced in the Ottoman Empire during the nineteenth century created a tension between tradition and Western thought, during which religion emerged as both a protective and transformative element of the social structure. In this context, Fatma Aliye stands out as an important female intellectual who seeks to establish a balance between tradition and modernization. In this research, the author’s novels, articles, and especially her works touching upon the field of kalam (Islamic theology) were analyzed using document analysis and thematic analysis methods. The study reveals how Fatma Aliye grounds issues such as women, education, marriage, and social roles within Islamic references and the attitude she develops toward modernization. Her approach to the women’s question based on the essence of Islam rather than Western feminist discourse demonstrates her intellectual originality. In addition, the study examines her kalam-based critiques of movements such as materialism and positivism, evaluating her discussions on matter, spirit, and existence. In this respect, it is concluded that the author is not only a literary figure but also a thinker who advocates the idea of religious renewal. As a result, this thesis aims to contribute to the literature by analyzing Fatma Aliye’s relationship between tradition and modernization from the perspectives of women and kalam.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Eş’ârîlik ve Mâtürîdîlik Düşüncesinde İlâhî Sıfatlar Meselesi
Burcu Aksoy
İslam kelâmında Allah’ın sıfatları konusu, tarih boyunca yoğun tartışmalara sahne olmuş, Mu’tezile ve Ehl-i Sünnet’in iki ana ekolü olan Eş’arîlik ile Mâtürîdîlik bu tartışmaların merkezinde yer almıştır. Her iki ekol, sıfatların varlığını ve ezelîğini kabul ederek Mu’tezile’nin sıfatları zâtla aynı kabul eden yaklaşımına karşı çıkmış; Allah’ın ezelî olan zâtî ve subutî sıfatlarını savunmuştur. Bununla birlikte sıfatların mahiyeti, zât ile ilişkisi ve özellikle fiilî sıfatların değerlendirilmesinde belirgin farklılıklar ortaya çıkmıştır. Eş’arî (ö. 324/935-36), sıfatları ‘‘ne zâtın aynıdır ne de gayrıdır’’ ilkesiyle açıklamış, haberî sıfatlarda bu yönteme mesafeli durmakla birlikte genellikle tevil yolunu seçmiştir. Ona göre tekvîn müstakil bir sıfat değildir; kudret ve iradenin yansımasıdır. Mâtürîdî (ö. 330/944) ise sıfatları aklî delillerle ispat etmeye yönelmiş, haberî sıfatlarda tevili tercih etmiş ve tekvîni ezelî bir sıfat olarak görmüştür. Kelâm sıfatında ise Eş’arî ‘‘kelâm-ı nefsi’’ kavramını ön plana çıkarırken, Mâtürîdî lafızların mahlûk olduğunu, ancak Allah’ın konuşma sıfatının kadîmliğini vurgulamıştır. Sonuç olarak her iki ekol Allah’ın sıfatlarını tenzih ilkesine bağlı kalarak savunmuş, fakat Eş’arî’nin görüşü daha çok nakil ve teslimiyet ekseninde Mâtürîdî’de ise akıl ve tevil merkezli bir yaklaşım geliştirmiştir. Bu mukayese kelâm ilminin yöntemsel farklılıklarını göstermesi bakımından İslam düşüncesinde akıl-nakil ilişkisinin anlaşılmasına önemli katkılar sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Allah, Eş’arî, Kelâm, Mâtürîdî, Sıfatlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Hikâye Anlatıcılığı Çerçevesinde Gümüşhane Destinasyonuna İlişkin Hikâyeler
Muhammet Kılıç
Bu çalışmanın amacı, hikâye anlatıcılığı çerçevesinde Gümüşhane’ye ilişkin dağınık halde bulunan hikâyeleri derleyerek sistematik bir bütünlük içinde sunmaktır. Hikâyeler, ziyaretçilerin destinasyonla duygusal bağ kurmasını ve deneyimlerini anlamlandırmasını kolaylaştıran önemli kültürel anlatılardır. Turizmde hikâye anlatıcılığı, bir bölgenin tarihî ve kültürel mirasını aktarırken ziyaretçiye özgün bir deneyim sunmakta; destinasyonun kimliğinin kalıcı biçimde algılanmasına katkı sağlamaktadır. Çalışmada, Gümüşhane’ye ait hikâyeler, efsaneler, yerel inanışlar, tarihî olaylar ve karakterler ikincil kaynaklardan derlenmiş ve hikâyenin geçtiği bölgelere göre sınıflandırılmıştır. Elde edilen bulgular, Gümüşhane’ye ait hikâyelerin tarihî, kültürel, inançsal ve doğal unsurları bütüncül bir yapı içinde bir araya getirdiğini ve destinasyonun çok katmanlı ve özgün kimliğini yansıtan nitelikler taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu kapsamda hem turist rehberleri hem de yerel turizm aktörleri için erişilebilir bir hikâye havuzu oluşturulmuş; kentin kültürel mirasının korunmasına ve gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağlanmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Taşrada yaşayan kadınların sanal kimlik rolleri üzerine dramaturjik bir inceleme (Gümüşhane merkez örneği)
Semiha Baş
Günümüzde sosyal medya platformları bireylerin kendilerini görünür kıldığı, kimliklerini sunduğu ve performanslar sergilediği önemli dijital etkileşim alanlarıdır. Özellikle Instagram, kullanıcıların benlik sunumlarını şekillendirdikleri bir sahne olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu benlik sunumunun yalnızca bireysel tercihlerle değerlendirilmesi eksik bir yorumdur. Çünkü bireylerin dijital kimlikleri, içinde yaşadıkları toplumsal ve kültürel çevre tarafından da biçimlendirilmektedir. Bu sebeple araştırma, taşrada yaşayan kadınların Instagram’daki sanal kimlik rollerini Erving Goffman’ın dramaturjik yaklaşımı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımı doğrultusunda bütüncül tek durum çalışması deseninde tasarlanmıştır. Çalışma grubu, Gümüşhane Merkez’de yaşayan ve Instagram’ı aktif olarak kullanan 22 kadından oluşmaktadır. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşmeler ve aynı katılımcıların Instagram hesaplarına yönelik gözlemler aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler hibrit tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, katılımcıların Instagram’da anne, eş, üreten kadın, sosyal kadın ve doğasever gibi farklı kimlik performansları sergilediklerini göstermektedir. Kadınların bu kimlikleri taşra bağlamında etkili olan toplumsal normlar ve tanıdık seyirci kitlesinin olası değerlendirmelerini dikkate alarak yönettikleri belirlenmiştir. Katılımcıların aile yaşamı gibi bazı kişisel alanları çoğunlukla sahne arkasında bıraktıkları ve buna karşılık toplumsal açıdan risksiz görülen içerikleri sahne önüne taşıdıkları tespit edilmiştir. Bu süreçte mahremiyet yönetimi, öz-denetim, içerik sansürü, seyirci seçimi ve görünürlüğü sınırlandırma gibi çeşitli izlenim yönetimi stratejilerinin yaygın biçimde kullanıldığı belirlenmiştir. Bununla beraber katılımcıların olası tepkileri önceden hesaplayarak önleyici görünürlük stratejileri de kullandıkları görülmüştür. Ancak taşrada dijital görünürlüğün yalnızca dışsal bir toplumsal denetim alanı olmadığı, aynı zamanda içselleştirilmiş bir öz-denetim mekanizmasına dönüştüğü değerlendirilmiştir. Sonuç olarak taşra bağlamı, kadınların Instagram’daki kimlik performanslarını sınırlandıran, aynı zamanda aidiyet duygusunun, kültürel ve yerel değerlerin yeniden üretildiği bir toplumsal bağlam olarak değerlendirilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Critic tabanlı Marcos yöntemi ile inovasyon performanslarının değerlendirilmesi: Avrupa Birliği üye ülkeleri ve Türkiye örneği
Ebubekir Yavuzkiliç
Küresel rekabet ortamında inovasyon, ülkelerin ekonomik büyüme, teknolojik gelişme ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle ülkelerin inovasyon performanslarının çok boyutlu göstergeler kullanılarak değerlendirilmesi ve karşılaştırılması politika yapıcılar açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, Avrupa Birliği (AB)’ye üye 27 ülke ve Türkiye’nin inovasyon performanslarını çok kriterli karar verme (ÇKKV) ile analiz etmektir. Bu amaç için inovasyon performansını temsil eden yedi ana kriter kullanılmıştır. Bu kriterler; kurumlar, beşeri sermaye ve araştırma, altyapı, pazar gelişmişliği, iş gelişmişliği, bilgi ve teknoloji çıktıları ve yaratıcı çıktılarıdır. Bu çalışmada kriter ağırlıkları nesnel bir yaklaşım sunan CRITIC yöntemi ile belirlenmiş, ülkelerin inovasyon performanslarının sıralanmasında ise MARCOS yöntemi kullanılmıştır. CRITIC yöntemi ile elde edilen sonuçlara göre inovasyon performansının değerlendirilmesinde en yüksek ağırlığa sahip kriterin altyapı olduğu belirlenmiştir. MARCOS yöntemi ile elde edilen sonuçlara göre Hollanda, Finlandiya ve Danimarka inovasyon performansı açısından ilk sıralarda yer alırken Portekiz, Romanya ve Malta alt sıralarda yer almıştır. Türkiye ise düşük düzeyde bir performans sergileyerek sıralamada alt grupta yer almıştır. Bulgular, Avrupa ülkeleri arasında inovasyon kapasitesi bakımından önemli farklılıklar bulunduğunu ve özellikle güçlü altyapı, gelişmiş pazar yapısı ve yaratıcı üretim kapasitesine sahip ülkelerin inovasyon performansının daha yüksek olduğunu göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Akademik personelin cam tavan algısı üzerinden ampirik bir çalışma: Gümüşhane Üniversitesi örneği
Sinem Benli
Kadınların çalışma yaşamındaki varlığı ve iş gücüne katılımı zaman içerisinde artış göstermesine rağmen, kariyer süreçlerinde kadın ve erkekler arasında çeşitli farklılıkların devam ettiği görülmektedir. Özellikle kadınların üst yönetim ve karar alma mekanizmalarında erkeklere kıyasla daha düşük düzeyde temsil edilmeleri, çalışma yaşamında karşılaşılan önemli kariyer engellerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Kadınların mesleki yeterlilik ve deneyimlerinden bağımsız olarak üst düzey pozisyonlara yükselmelerini sınırlandıran görünmez engeller literatürde “cam tavan” kavramı ile açıklanmaktadır. Cam tavan; bireysel, toplumsal ve örgütsel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkabilmekte ve kadınların kariyer gelişimlerini, terfi olanaklarını ve yönetim kademelerine erişimlerini sınırlandırabilmektedir. Akademik çalışma yaşamında da kadınların sayısal temsilindeki artışın yönetsel pozisyonlara aynı ölçüde yansımaması, cam tavan olgusunun yükseköğretim kurumları açısından incelenmesini önemli hâle getirmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, yükseköğretim kurumunda görev yapan akademik personelin, kadınların yaşadığı cam tavan sendromuna ilişkin algı ve tutumlarını araştırmak ve değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini, Gümüşhane Üniversitesi bünyesinde görev yapan akademik personel oluşturmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yönteminden yararlanılmış, veriler anket tekniği ile elde edilmiştir. Geçerli kabul edilen toplam 251 anketten elde edilen veriler SPSS 27 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada analiz edilen verilere göre akademisyenlerin, cam tavan engellerine ilişkin tutumlarının cinsiyete göre anlamlı biçimde farklılaştığı ve kadın akademisyenlerin bu engelleri birçok alanda erkek akademisyenlere göre daha yoğun bir biçimde yaşadığı belirlenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Akıllı şebekelerle uyumlu yenilenebilir enerji sistemleri için entegrasyon modeli
Wilfried Ricardo Tchinda
Enerji dönüşümü bağlamında, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş ve rüzgâr enerjisinin elektrik şebekelerine giderek artan entegrasyonu; kararlılık, kesintililik yönetimi ve kaynak optimizasyonu açısından önemli zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Bu zorluklar aynı anda kesintisiz beslemeyi, arz-talep dengesini ve akıllı şebeke gereksinimlerine uyumluluğu sağlayabilen entegrasyon modellerinin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma, akıllı şebekelerle uyumlu yenilenebilir enerji entegrasyonu için kural tabanlı kontrol (KTK) yöntemiyle çalışan ve enerji yönetim sistemi (EYS) tarafından yönetilen hibrit bir mikro-şebeke modeli önermektedir. Mikro-şebeke değiştir ve gözle algoritmalı maksimum güç noktası takibi (MGNT) yaklaşımıyla ilişkilendirilmiş 19.7 kW'lık bir fotovoltaik (FV) sistem, ortalama 6.2 kW güç üreten sabit mıknatıslı senkron generatörlü (SMSG) bir rüzgâr enerjisi sistemi, 100 Ah'lik bir batarya ve 700V DA bara üzerinde birbirine bağlı 8 kW'lık paralel RLC yükünden oluşmaktadır. Sistemin enerji akışı dinamiklerini ve bileşenler arasındaki etkileşimleri modellemek, simüle etmek ve analiz etmek amacıyla MATLAB/Simulink ortamında sistematik bir yaklaşım benimsenmiştir. Beş çalışma senaryosu incelenmiş olup, bu senaryolar güneş enerjisi modu, rüzgâr enerjisi modu, ada modu, aşırı yük modu ve batarya modu olarak tanımlanmıştır. Sonuçlar, güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisi modlarında 8 kW'lık yükün elektrik talebinin tamamen karşılandığını ve fazla enerjinin bataryaya yönlendirildiğini göstermektedir. Ada modunda, şebeke bağlantısı kesilmesine rağmen besleme sürekliliği sağlanmış ve DA bara gerilimi 700V'ta kararlı kalmıştır. 100 kW'lık aşırı yük modunda ise KTK-EYS, elektrik talebini karşılamak için şebeke, rüzgâr, güneş ve deşarj modundaki bataryayı koordineli biçimde yönetmiştir. Bu sonuçlar önerilen modelin etkinliğini ve akıllı şebekelerin işlevsel gereksinimlerine uygunluğunu doğrulamaktadır.
- Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026Endonezya’da İslami düşüncenin yenilenmesi: Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ cemiyetleri örneği
Aqilah Surahman
Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ, Endonezya’nın en büyük dinî örgütleri arasında yer almakta olup geniş bir üye kitlesine sahiptir. Her iki örgüt de Endonezya’nın bağımsızlığını kazanmasından önce kurulmuştur. Muhammediye, 1912 yılında Ahmed Dahlan tarafından; Nahdatu’l-Ulemâ ise 1926 yılında Hâşim Eş‘arî tarafından kurulmuştur. Endonezya ise 1945 yılında bağımsızlığını elde etmiştir. Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ’nın faaliyetlerini incelemeyi amaçlayan ve betimsel analiz yönteminin kullanıldığı bu tez çalışmasında üç temel bulguya ulaşılmıştır. İlk olarak, Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ’nın Endonezya’daki İslamî cemaat hareketlerinin mücadelesini temsil eden iki önemli sembol olduğu tespit edilmiştir. İkinci olarak, her iki örgütün liderlerinin Endonezya’nın bağımsızlık mücadelesinde aktif rol oynadığı görülmüştür. Bununla birlikte, Muhammediye daha çok yapısal ve modern yöntemler benimserken, Nahdatu’l-Ulemâ kültürel ve geleneksel yöntemleri tercih etmiştir. Üçüncü olarak ise her iki örgütün günümüze kadar varlığını sürdürebilmesinde, kurucularının samimiyetinin, kararlılığının ve toplumsal kabul görmesinin etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu tezde ayrıca, Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ’nın İslam düşüncesinin yenilenmesine sağladıkları katkılar ayrıntılı biçimde incelenmektedir.
- Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026Endonezyalı düşünür Raden Ronggowarsito ve Cava İslam maneviyatı akımı
Muhammad Soleh
Bu araştırma, Cava İslamı maneviyatı ile Endonezyalı düşünür Raden Ngabehi Ronggowarsito’nun düşünceleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, Cava İslamı’nın tarihsel oluşum süreci, temel manevî kavramları ve Ronggowarsito’nun bu gelenek içerisindeki yeri ele alınmıştır. Özellikle İslam’ın evrensel öğretileri ile Cava kültürünün yerel değerleri arasındaki etkileşimin, Ronggowarsito’nun eserlerinde nasıl yorumlandığı ve yeniden anlamlandırıldığı araştırılmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemine dayanan kütüphane araştırması niteliğindedir. Çalışmada tarihsel yaklaşım, tasavvuf yaklaşımı ve din antropolojisi yaklaşımı birlikte kullanılmıştır. Veriler, başta Serat Wirid Hidayat Jati, Serat Kalatidha ve Serat Sabdajati olmak üzere Ronggowarsito’ya ait eserlerden elde edilmiş; ilgili kitaplar, makaleler, tezler ve diğer akademik kaynaklarla desteklenmiştir. Elde edilen veriler, tümevarımsal analiz yöntemi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, Ronggowarsito’nun Cava İslamı maneviyatını şekillendiren en önemli düşünürlerden biri olduğu tespit edilmiştir. Onun düşünce sistemi, klasik İslam tasavvufunun temel öğretilerini Cava kültürünün sembolik dili ve manevî gelenekleriyle bütünleştiren özgün bir sentez ortaya koymaktadır. Özellikle Vahdet-i Vücûd, Yedi Mertebe (Martabat Tujuh), Nûr-i Muhammedî, Sangkan Paraning Dumadi ve Manunggaling Kawula Gusti gibi kavramlar, Ronggowarsito tarafından yerel kültürel bağlam içerisinde yeniden yorumlanmıştır. Araştırma ayrıca, Ronggowarsito’nun geliştirdiği “Eling lan Waspada” anlayışının bireysel ahlâk, toplumsal sorumluluk ve manevî farkındalık açısından önemli bir işlev gördüğünü ortaya koymuştur. Sonuç olarak, Ronggowarsito’nun düşünceleri İslam’ın tevhid esaslarını korurken yerel kültürel değerlerle uyumlu bir maneviyat anlayışı geliştirmiştir. Bu yaklaşım, günümüzde Endonezya’da dinî itidal, kültürel çoğulculuk ve çok kültürlü toplumsal yapının korunmasına katkı sağlayan önemli bir entelektüel miras olarak varlığını sürdürmektedir.
- Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026Endonezya’da İslam kültürünün oluşumu ve Raja Ali Haji’nin katkısı
Muhammad Ikram
Raja Ali Haji, Riau Malay topluluğunun büyük yazar ve düşünürlerinden biri olup, etkili bir entelektüel ve dini miras bırakmıştır. Eserleri sadece edebi estetik değere sahip olmakla kalmayıp, nesiller boyu geçerliliğini koruyan ahlaki, sosyal ve İslami öğretiler de içermektedir. Onun fikirleri, Malay topluluğu içinde kimlik ve medeniyetin oluşumunun temeli olarak İslam ve Malay kültürünün bütünleşmesini vurgulamaktadır. Bu çalışma, Raja Ali Haji'nin fikirlerinin 1872'deki ölümünden günümüze kadar Riau Malay topluluğu üzerindeki etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Onun Gurindam Dua Belas, Tuhfat al-Nafis ve Kitab Pengetahuan Bahasa gibi eserleri aracılığıyla, fikirlerinin sürekli olarak miras alındığı ve uygulandığı, zaman içindeki önemli değişikliklere rağmen nesilden nesile Malay toplumunun ahlakını, dilini ve İslami geleneklerini şekillendirdiği kanıtlanmıştır.
