Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2022
    Sosyal medya bağlamında kullanıcının aktifliği sorunsalı: ınstagram’daki içerik üretiminin kültürel analizi

    Çaglar, Bayram

    Bu çalışmada 1970’li yıllarda anaakım televizyon yayınlarına yönelik geliştirilen aktif izleyici tezinin sosyal medya ortamlarından biri olan Instagram’daki içerik üretimine uygulanıp uygulanamayacağı tartışılmıştır. Kültürel Çalışmalar Kuramının bakış açısına göre izleyicinin kendi medya içeriğini üretmesinin günümüzde ne derece gerçekleşebildiği olgusu ortaya konularak Instagram’da üre-tüketicilerin içerik üretimi örneklem konusu yapılmıştır. Bulguların yorumlanması üretilen içeriklerin keşfet denilen anaakış sayfasındaki paylaşımlarının incelenmesiyle yapılmıştır. Analiz eğlence başlığı altında; mizah, cinsellik, mahremiyet, politika, dini, mezhepsel, ideoloji, aile, çocuk, hayvan ve çevre gibi paylaşımlarla sınırlandırılmıştır. Bu kategorilerin önemli noktası ise ordinari bireylerin içerik üretimlerinin dikkate alınmasıdır. Yapılan nitel içerik analizlerinin bulgusunda içerik üreticilerinin eğlence ağırlıklı alternatif bir popüler kültür oluşturdukları görülmüştür. Çalışmanın önemli bulgularından bir diğeri ise rutin pratiklerdeki bireylerin teknolojinin sunduğu imkânları da kullanarak birer aktif izleyici ve aynı zamanda üreticiye dönüştüğü ancak bunun hegemonik okuma pratiği olarak ifade edilebileceğidir. Popüler kültür mecrası olarak değerlendirilebilecek olan sosyal ağların John Fiske’in de ifade ettiği gibi dönüştürücü ve değişime uğratıcı bir yönünün bulunduğu ancak egemen kültürün etkisinden de kurtulamadığı varsayımını teyit eden bulgulara ulaşılmıştır. Özellikle kendi ürettikleri içeriklere ünlü kişilerin ve egemen popüler kültür temsillerinin sesinin veya görüntüsünün eklendiği ve bu bağlamda anaakım medya tarafından üretilen stereotiplerin etkisinde kaldıkları görülmüştür. Çalışmanın sonucunda içerik üretimi bağlamında aktif olan kullanıcıların birer influencer yapısında olup kültürel anlamda özerk bir alan oluşturmaya aday oldukları ancak bunu gerçekleştirecek kültürel sermayeden yoksun bulundukları tezi geliştirilmiştir.

    AtıfOpenAlex1
    İncele
  • MakaleYalnız künye2022
    Eleştirel Teori ve Siyasal Bir Moment Olarak Demokrasi

    Akkanat, Salih

    Bu makale, demokratik moment fikri ile eleştirel teori geleneğinin toplum ve siyaset felsefesi arasında bağ kurmaya çalışmaktadır. Sheldon S. Wolin demokrasiyi, siyasi ve hukuki rejimlerin kuruluşuna önsel ve kurumsal düzen içinde massedilmeye direnen siyasal bir gücün daima canlı tutulması olarak tanımlarken; demokrasinin zamansal açıdan ele avuca sığmayan bir moment olarak kavramlaştırılabileceğini savunur. Bu moment aynı zamanda siyasetin öznesini ve özerkliğini vücuda getiren bir moment olarak görülebilir. Oysa Aydınlanmanın özbilinç, özerklik ve öznellik idelerini ve ideallerini, felsefi ve siyasal bir miras olarak sahiplenen eleştirel teori geleneğinin, demokratik momenti ne ölçüde kavrayabildiği kuşkuludur. Haklı olarak eleştirel teori, özellikle ikinci kuşaktan itibaren yaşayan nesillerin gündelik yaşam deneyimleri ile özbilinç arasında bağ kurmaya çalışmış; birinci kuşağın araçsal akıl eleştirisinin entelektüalizmini eleştirmiştir. Ancak bu eleştiri, Walter Benjamin gibi bir figürün, liberal kamusal alanların şematizmine düşmeden, hatırlama ve deneyimin aktarılması vasıtasıyla, siyasal öznelliği kurma çabasını göz ardı etmiştir.

  • MakaleYalnız künye2022
    Adaletin sağlanmasında hukuka yönelik beklentiler üzerine felsefi bir değerlendirme

    Yeşilçayır, Celal

    Hukuk felsefesinin temel uğraş alanlarından biri, hukuk ve adalet arasındaki ilişkiselliği aydınlatmaktır. Söz konusu ilişkisellik rasyonel ve evrensel bir bakış açısıyla tartışılmaktadır. Bu çerçevede elinizdeki çalışmanın amacı, hukukun, adaletin sağlanmasındaki sorumluluğunu felsefi bir bakış açısıyla incelemektir. Çalışma içinde temel olarak şu problemler ele alınmaktadır: Hukuk ve adalet ilişkisi bağlamında “doğal hukuk”, “pozitif hukuk”, “şekli adalet” ve “içerikli adalet” kavramlarının analizi. Aynı zamanda “hukukun üstünlüğü” ve “hukuk devleti” gibi söylemlerin adalet bağlamında irdelenmesi. Hukuk devleti ve adil devletin aynı şey olup olmadıklarının serimlenmesi. Demokratik ve liberal devletlerin hukuk sistemlerinde adaletin durumu. Bahsi geçen problemler felsefi metin analizi yöntemiyle ele alınmaktadır. Son tahlilde ise hukuk ile adalet arasındaki uyumsuzluğa ilişkin bazı bulgular ve sorunların giderilmesine yönelik bazı öneriler yer almaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2022
    Sanatçının Yaratımından Açılan Farklı Sahneler: Aristoteles’ten Platon’a “Tragedya” Ekseninde Bir Geri Dönüş

    Öztürk, Ümit; Çıvgın, Ayşe Gül

    Bu çalışma, Aristoteles ve Platon özelinde, “poiēsis” fiilinin iki farklı tarzda kavramsallaştırmasından doğan yapıca uzlaşmaz iki “tragedya” anlayışını irdeleme amacı taşımaktadır. Bunun için, Peri Poiētikēs Tekhnēs ile Politeia metinleri yol gösterici olarak seçilmiştir. Tartışmamızı “mimēsis” bağlamına yerleştirerek, bir yandan “poiēsis” etkinliğine diğer yandan ise “poiēsis” etkinliğinin gerçekleştiricisi olan “poiētēs”e yönelip, bu kavramların bahsedilen iki filozofun “sanat” ve “felsefe” kavrayışlarındaki yerini açmayı deniyoruz. Bu denemeyi ise tragedya bağlamında karşımıza çıkan fâil, fiil, münfâil hâl ve seyirci mefhumları üzerinden derinleştirmeye çalışıyoruz. Böylece, sunduğumuz eleştirel değerlendirmelerden hareketle, aslında Aristoteles’in değil, fakat Platon’un “sanat”ın bir “tekhnē (ustalık)” ve “poiētikē (yaratıcılık)” olarak asıl anlamını yakalamış olabileceğine dair bir ipucu bırakıyoruz.

    AtıfTR Dizin2
    İncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Artificial Intelligence and Transhumanism in the Context of Human Nature and Consciousness in Theological Perspective

    Sarıkaya, Berat; Bal, Samet Yahya

    According to the religion of Islam, the Creator has placed certain constants in the universe. The transcendent creative power, tawhid, the design product of the universe, the temporary world, the human whose meaning and purpose have been determined, and his mission are at the top of the unchangeable basic constants. The purpose of the science of kalam is to explain and justify these invariable constants and principles with a certain systematic, and to evaluate and answer the objections made against it. In recent years, the developing technology and the innovations such as artificial intelligence brought with it, the understanding of transhumanism that has emerged as a result of this, on the other hand, have opened up the idea that the human species should be changed and updated by arguing against the human nature and the basic parameters of religion. Such interventions aimed at human beings clearly mean changing the species nature and disposition of humans. In addition, the understanding in question is not satisfied with this argument and claims that man can become a God and thus create his own heaven on earth. With these claims, the transhumanist approach can be considered a challenge to the principle of tawhid one of the fundamentals of Islam, the inviolability of nature, and the belief in the afterlife.Artificial intelligence technologies and the claims of the transhumanist approach are frequently brought to the agenda in various media. Our article was written based on the determination that these claims, which are on the agenda, will contribute to the literature from an evaluation in the center of human nature and consciousness in terms of Kalami. Our work is important in terms of taking precautions by making necessary intellectual and scientific preparations against approaches that threaten both divine religions and all humanity with the claims of scientific and technological progress. In our study, the aforementioned understandings, which are contrary to the basic principles of religion, and their definitions, claims and targets made through the concepts of transhumanism and artificial intelligence have been tried to be examined in terms of theology. The transhumanist approach, which sees man as a being composed of only the material body and accepts it as a combination of only physical mechanisms, neglects the transcendent aspect of man. As a result of this negligence, all kinds of savings on people are considered legitimate. For this reason, humanity is in danger of being commodified and detached from its meaning and purpose.

    AtıfOpenAlex13TR Dizin14
    İncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    Mimetic Desire and Scapegoating Mechanisms in Martin Amis’s “The Last Days of Muhammad Atta”

    Güneş, Mustafa

    René Girard, the French sacrifice theory doyen, bases her sacrifice and scapegoat arguments on cultural and literary representations and claims an end for the sacrificial rites and scapegoating mechanism in cultures and narratives after the exposition and deciphering of the stereotypes of persecution with Christianity. However, by referring to René Girard’s sacrifice theory, this study aims to argue that one of the greatest yet also most notorious writers of English fiction, Martin Amis, who recurrently touches upon such issues in his texts as racism, sexism, wars, capitalism, and terrorism, implies a modern enactment of the mechanism of mimetic desire and scapegoating in a literary work, that is “The Last Days of Muhammad Atta,” which revolves around the last days of one of the terrorists of 9/11. Amis’s short fiction will be subjected to a close reading so as to argue that despite Amis’s interviews and arguments associating terrorism with Islam and the Orient, the text deconstructs Amis’s allegations against Islamism and the Oriental, and when Amis’s text is considered as a modern and multi-layered representation of mechanisms of mimetic desire and scapegoating, the violence and terrorism are revealed to be issues which cannot solely be identified with a single milieu or a group nonchalantly. Instead, it will be clearly seen that the core drive for humans has always been the will to power and to ensure authority over the other throughout the centuries, whether it be primitive tribes, or civilized groups, or modern governments and nations, and such concentrations as a nation, community, or religion further worked to give their civilized members a cause to satisfy the primitive tendency to violence and carnage surviving in their repressed collective unconscious.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfTR Dizin1
    İncele
  • MakaleYalnız künye2021
    Locke ve kant: bilginin sınırları bağlamında bir eskiz

    Öztürk, Ümit; Çıvgın, Ayşe Gül

    Kant, transendental felsefe fikri ile felsefe tarihinin en kuşatıcı ve etkili sistemlerindenbirinin kurucusudur. Bu sistem ana hedefi gereği rasyonalizm ve ampirizmi keskin bireleştiriye tâbi tutarken, bu iki yaklaşımın olumlu yönlerini dikkate almaya da ayrıca özengösterir. Bilindiği üzere transendental felsefenin ilk adımı Saf Aklın Eleştirisi kitabıyla serimlenmiştir. Burada Kant, düşünüş tarzına uygun olarak, ampirist yaklaşımın en önemlitemsilcilerinden Locke’u da farklı vesilelerle mercek altına alır. Kant’ın bakış açısına göreLocke, Deneme adlı yapıtında bir dizi önemli felsefe problemini teşhis etse de bu teşhisteilerleyememiş ve gördüğü problemlerin temeline inememiştir. Sürmekte olan bir araştırma projesinin ilk kısmını oluşturan bu çalışmada biz, Locke ve Kant arasındaki düşünselyakınlıkları, bilgi ve bilginin sınırı bağlamında konu ediniyoruz. Bu şekilde ana hedefimiz,bir yandan rasyonalizm-ampirizm tartışması çerçevesinde Kant’ın Locke’tan nasıl yararlanmış olabileceğini göz önüne sermek diğer yandan ise belirli temalar ekseninde Kant’ınLocke düşüncesini ne yönde geliştirmiş olabileceğine dair ip uçları sunmaktır.

    AtıfTR Dizin1
    İncele
  • MakaleYalnız künye2021
    Farabi's positioning religion and philosophy in the context of philosophy of education

    Yeşilçayır, Celal

    Trying to build syntheses between Ancient Greek Philosophy and Islam, Farabi left a very rich intellectual legacy to later periods. It is understood that the thoughts he wrote about education in the context of his intellectual legacy also had an important share. Although he is in a close relationship with his educational philosophy, politics and moral understanding, the two elements that we encounter prominently in this field are religion and philosophy. Thus, it is revealed that he also applied to the synthesizer method in question within the framework of his thoughts on education. In the present study, it is aimed to address and examine how Farabi positioned religion and philosophy in the field of education. In this context, the meanings attributed to religion and philosophy in the process of ensuring the unity of society and empowerment of people are displayed. In the final analysis to discuss how religion and philosophy are associated and graded among themselves in his philosophy of education.

  • MakaleYalnız künye2021
    Bilincin zor problemi

    Üner, Aslı

    Yaşamımızdaki en tanıdık fakat bir o kadar da gizemli yanımız olan bilinç yüzyıllardır felsefecilerin en hararetli tartışma konularından biridir. Yakın zamandan itibaren, beynimizi araştırmaya olanak sağlayan araçların elverişli hale gelmesiyle birlikte bilinç bilim insanlarının da en çok mesai harcadıkları konulardan biri olmuştur. Üzerinde uzlaşılan ortak bir tanımı olmasa da bilinçten bahsederken genellikle öznel deneyimlere gönderme yapılır. Bilinçli olmak öznel ve niteliksel bir deneyime sahip olmak anlamına gelir. Deneyimlerimiz bir takım fiziksel süreçlerle birlikte ortaya çıkarlar. Nesnel fiziksel süreçlerle birlikte ortaya çıkan fakat fiziksel olarak ifade edilemeyen deneyimin ontolojik statüsünün ne olduğu hakkında henüz bir açıklamamız yoktur. Bilincin zor problemi olarak bilinen ve “nesnel fiziksel süreçlere öznel deneyim nasıl ve neden eşlik eder?” şeklinde formule edilen bu soru, makale boyunca üzerinde duracağım temel sorudur. Amacım, konuyla ilgili zorluğun detaylarını ortaya koyduktan sonra zihin felsefesindeki çözüm önerilerinin bir taslağını çizmek ve onları değerlendirmektir.

    AtıfTR Dizin2
    İncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    Schopenhauer’da Ahlak ve Özgürlük İlişkisi

    Tüzen, M. Ahmet

    Varlığın özünün isteme olduğunu düşünen Schopenhauer, ahlak ve özgürlüğü, insan ve varlık arasında bağlantı kurarak ele alır. Bu bağlamda sonsuz çeşitlilikte kendini dışa vuran, başı-sonu olmayan, evrensel ve bilinçsiz bir güç olan isteme, deneyim dünyasında hiyerarşik bir ontolojiyi ortaya çıkarır. İçinde yaşanılan bu dünya, istemenin tasarımının asgari ifadesinden, istemenin tasarımının en etkili ifadesi olan insana kadar uzanan bir bütünü ifade eder. Bu bütün içerisinde formlar aynı kalırken onları örneklendiren bireyler sürekli ölüp gider; bu nedenle deneyim dünyası acı ve yıkımla karakterize olur. Varlığı bu şekilde çatışma ve savaş içerisinde değerlendiren Schopenhauer’a göre bütün olumsuzlukların kaynağında isteme bulunur. İstemenin tatmin edilemeyen amaçsız yönelim ve çabası bütün bir hayatın kendisinde olduğu gibi insan yaşamında da acıya sebep olur. Schopenhauer’ın ahlak ve özgürlük kavrayışı bu pesimist yaklaşımından çıkar. Bu çalışmada, istemenin ontolojik analizinden hareketle Schopenhauer’ın ahlak ve özgürlüğü nasıl temellendirdiği değerlendirilecektir. Aynı zamanda bu temellendirmenin analizi, ahlak ve özgürlük arasında kurulan bağlantıyı açığa çıkarmayı hedeflemektedir.

    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    İncele
  • MakaleYalnız künye2021
    Transgressing the philosophy-literature border: derrida's idea of metaphor

    Gülay, Peyami Safa

    Derrida claimed that philosophy has traditionally positioned itself in an oppositional relationship to literature. According to this opposition, literature is evaluated in a secondary position compared to philosophy. Metaphor, as a literary movement, also retrieves its share from this secondary position. Therefore, it is understood as an external act and remains in the subsidiary status. Derrida tends to demonstrate this spesific boundary between philosophy and literature as fictional, rather than natural. Philosophy sets this limit in order to occupy a privileged position by excluding the literary movement within it. However, Derrida aims to illustrate the disruption in philosophy's attempt to occupy a privileged position, by focusing on the aspect of metaphor that causes transgression of the aforementioned boundary. Thus, according to Derrida, metaphor is understood as a founding movement that transgresses the philosophy-literature boundary and successfully binds both disciplines.

  • MakaleYalnız künye2021
    Bilgide nesnellik ve gerçeklik sorunu: 3 dünya kuramı

    Özsoy, Seda

    Bilim felsefesine yönelik araştırmalara göz atıldığında başlıca tartışma alanlarından birinin sınırlandırma ayracı olduğu belirginlik kazanır. Viyana Çevresi olarak bilinen mantıksal pozitivistlerin bilim ile sözde bilim/sahte bilimi ayırma noktasında öngördükleri doğrulanabilirlik ilkesi, bir ayraç/ölçüt olarak anlam sorununun giderilmesi bağlamında epistemolojik savların temelinde yer almıştır. Viyana Çevresi düşünürleri, felsefeyi bilimselleştirmek diğer bir ifadeyle metafizikle bağlantılı içerikleri felsefeden arındırmak amacıyla mantık ve dil merkezli çalışmalara ağırlık vermişlerdir. Yeni bir bilimsel yöntem oluşturulması, gerçekliğe ilişkin tatmin edici bir açıklamanın yapılması adına öncelikli olmuştur. Ancak bu yaklaşım tarzı, Karl R. Popper tarafından eleştiriye tabi tutulmuş ve doğrulamacıtümevarımcı bilimin reddi gerçekleşmiştir. Bu doğrultuda Popper, klasik görüşlerin yerine yanlışlanabilirlik ilkesini, eleştirel akılcılığı, kendi nesnellik ve gerçeklik anlayışını koymuştur. Bu makale, yanlışlanabilirlik ve eleştirel akılcılık gibi kavramlaştırmalar ekseninde Popper’ın epistemolojisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bunlarla bağlantısında düşünürün bilgide nesnellik ve gerçeklik hakkındaki fikirleri ele alınacaktır. Gerçeklik problemi söz konusu edildiğinde ise Popper’ın birbirinden farklı içeriklere sahip fakat birbiriyle etkileşimde olan 3 Dünya kuramı karşımıza çıkar. 3 Dünya kuramının ana hatlarıyla değerlendirilmesi, makalenin odağında bulunmaktadır.

  • MakaleYalnız künye2021
    Derrıda’nın hz. ibrahim okuması: derrıda’nın derrıdacı bir eleştirisi

    Gülay, Peyami Safa

    Jacques Derrida Hz. İbrahim kıssasıyla, özellikle de Kierkegaard bağlamında yakından ilgilenmiştir. Bu bağlam, kıssanın Eski Ahit’deki versiyonunu baz almaktadır. Kıssada gerçekleşen hadise Derrida için din, kurban, etik, sorumluluk gibi önemli kavramlar çerçevesinde yapılabilecek bir tartışmayı mümkün kılar. Derrida kıssayı, ondan hareketle yaptığı çıkarımların İslâm dini için de geçerli olabileceğini düşünerek okur. Fakat bunu yaparken, Kuran’daki açık ve Derrida’nın çıkarımları açısından önemli değişikliklere yol açacak farkları gözetmeden yapar. Üstelik Derrida’nın kıssanın Kuran’da da tekrarlandığını bildiği, bizzat kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır. Derrida hem farkları gözetmez fakat hem de yaptığı çıkarımları sanki bu farklar söz konusu değilmiş gibi geneller. Bu kayıtsızlık Derrida düşüncesinin genel yapısı açısından bir çelişkiye yol açacaktır. Böylelikle Derrida, sıklıkla kınadığı bir şeyi yapıyor gibi görünür: Ötekinin farklarını görmezden gelerek, onu aynıyla kaynaştırır. Bu makalenin konusu, kıssanın Kuran’daki farklardan hareketle okunduğunda ne gibi değişikliklerin meydana geleceği hususu değildir. Bu makale öncelikle Derrida’nın öteki kategorisine yönelik hassasiyetlerini görünür kılmaya çalışmaktadır. Sonra da Derrida’nın okumasında farklara yönelik olarak tespit edilen kayıtsızlıktan hareketle Derridacı bir eleştiri geliştirmeye yönelmektedir. Sonuçta, fark fikrini oldukça önemseyen bir düşünür olarak Derrida’nın bu kıssaya yönelik okuması özelinde düşüncesindeki bu hassasiyetten taviz verdiği çıkarımına varmaktadır.

  • MakaleYalnız künye2020
    Mıchael sandel’in deontolojik benlik eleştirisi

    Tüzen, M. Ahmet

    Kantçı liberal geleneği izleyen Rawls, iyi yaşam kavrayışlarına karşı adaletin önceliğinisavunması ve amaçlarına öncel benlik yaklaşımı nedeniyle Sandel tarafından deontolojikliberal olarak adlandırılır. Rawls’un öğretisi bu bakımdan deontolojik birey anlayışıylabağlantılı olarak tarafsızlık ideali taşıyan ve hiçbir kapsamlı öğretiye dayanmadığını iddiaeden bir siyasal adalet anlayışını merkeze alır. Rawls’un siyasal liberalizm anlayışınıntemelinde bulunan bireyin, yükümsüz/köksüz ve soyut olduğunu savunan Sandel, karşıtolarak kişinin benliğini oluşturan amaç ve değerlere bağlı olduğunu ve bunlardan istediği gibi kendini çekerek soyutlanamayacağını düşünür. Buna göre Rawls’un bireyselliğiyücelttiği yerde Sandel, kurucu/oluşturucu bir yapıda olan cemaatin, kimliklerin ayrılmazbir unsurunu teşkil ettiğini kabul eder.

  • MakaleYalnız künye2020
    Oryantalistlerin ghāmıdī’nin teorileri üzerindeki etkisi

    Khan, Alam

    Cavit Ahmet Ğâmidî, Farāhī-Islāhī Fikrî Medresesi’nde önde gelen alimlerdendir. Onun İslam’a karşın alışılmadık yaklaşımı nedeniyle, eserleri Pakistan-Hindistan Altkıtası’nın çağdaş eğitimcileri arasında takdir görmüştür. Onun çalışması yüzeysel bir şekilde incelendiğinde, kendi teorilerini Klasik İslami kaynaklardan istifade ederek sunduğu ancak Modern Avrupa İlmi Çalışmaları’ndan faydalanmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, onun çalışması derin ve karşılaştırmalı bir şekilde incelendiğinde, Kur’an-ı Kerim’deki kıraat farklılıkları, temel dini kaynaklar, Peygamber hadisinin ayrımı, önemli hadis ravilerinin tenkiti gibi hususlarda Oryantalistlerin metodolojisiyle çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu çalışma, Ğâmidî’nin teorileri, teorilerinin kökenleri, bu teorilerin kim tarafından tanıtıldığı ve bunların Ğâmidî tarafından nasıl geliştirildiği gibi konulara dair bazı örnekleri içermektedir.

    AtıfTR Dizin1
    İncele
  • MakaleYalnız künye2020
    Hugo grotıus’un doğal hukuk düşüncesine kazandırdığı paradigmal dönüşüm

    Yeşilçayır, Celal

    Bireyin doğuştan getirdiği temel haklarını temsil eden doğal hukuk,felsefe tarihi sürecinde düşünürler tarafından geliştirilmiş bir anlayıştır. AntikÇağ’dan itibaren düşünürlerin tartıştığı doğal hukuk kuramı, Yeni Çağ’ınbaşlarında Hugo Grotius tarafından ele alınıp, yeniden yorumlanmıştır. Onundoğal hukuk düşüncesine sonraki dönemleri etkileyecek önemli yeniliklersağladığı bilinmektedir. Bu yeniliklerin başında doğal hukuk anlayışında aklınbaşat rol oynaması ve bu düşüncenin anlaşılmasında doğru aklın (recta ratio)önemsenmesi gelmektedir. Onun doğal hukuk ve toplumsallık arasında kurduğuilişki ise bu anlayışa kazandırdığı diğer bir yeniliktir. Bununla birlikte Grotius’unpozitif hukukun kaynağının doğal hukuk ilkeleri olması gerektiğini ileri sürmesihukuk felsefesi bağlamında etkili bir sav olmuştur. Aynı zamanda o, uluslararasıhukuk ve savaş hukukunu doğal hukukla ilişkili bir biçimde ele almak istemiştir.Sonraki dönemlerde onun hukuk felsefesi ve hukuk bilimi adına bir kilometre taşıolarak anılmasında, doğal hukuk düşüncesine kazandırdığı söz konusuyeniliklerin önemli bir etkisi söz konusudur.

    AtıfTR Dizin3
    İncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Rethinking Human Rights Education in a Philo-sophical Context

    Yeşilçayır, Celal

    Although human rights education has existed in schools for more than twenty years, youth’s tendencies towards violence and alienation continue without slowing down. At this juncture, it is confronted with a problem of whether Human Rights Education is duly performed or not. This research pur-poses to discuss the condition of human rights education in Turkey and why the education must be improved referring to the problem. Within this framework primarily what kind of connection between human rights and education will be clari-fied and the importance of human rights education will be add-ressed. After these, the condition of human rights perception and education in our country will be tried to analyze with a philosophical perspective. In this context, causes of not duly performing human rights education will be questioned and it will be aimed to make some points. In the last instance, it will be tried to give some suggestions towards the improvement of human rights education in the context of stated problems.

    AtıfTR Dizin1
    İncele
  • MakaleAçık Erişim2019
    Teoloji’de/kelâm’da vekâletin imkânı

    Aydin, Muhammet Fatih

    İnsanın yeryüzündeki serüveni kendi iradesi sonucundagerçekleşmiş değildir. Allah, iradesiyle varlığı ve insanı yaratmayı dilemiştir. Bu aşamada Allah, tüm varlığa vekâlette bulunarak tasarrufta bulunmuştur. Yani varlığı ve insanı yaratmıştır. İnsanı belli yeteneklerle donatmakla kalmamış, yaratılış amacı konusunda insana rehberliketmiştir. Allah, insana lütuf olmak üzere onun cinsinden elçiler görevlendirmiştir. Ancak elçinin insanla aynı ontolojik kategoriden seçilmesi insanlar tarafından doğru değerlendirilememiştir. Yanlış peygamber algısı sadece elçilikle ilgili olumsuzluklara değil, diğer temelkavramlarla ilgili bazı sapmalara da yol açmıştır. Allah tasavvurundaki sapma, insanın konumu, özgürlüğü ve sorumluluğu gibi dinin en temel konularına etki etmektedir. Dini/teolojik alanda geçerli görmediğimiz vekâletin, siyasi ve hukuki alanlarda geçerli olabileceği söylenebilir. İnsanın sorumluluğu ve özgürlüğü yara almamalı ve insanın yaratılış amacı anlamınım kaybetmemelidir. Allah vekildir. O’nun dışında hiç kimse vekil değildir. Peygamberler sadece elçidirler. Bu sürecin vekâlet adına akamete uğratılmaması gerekir.Müslümanlar sosyal, siyasal, hukuki ve teolojik alanlardakarşılaştıkları sorunları geleneğe başvurarak çözmeye çalışmışlardır.Geleneği bütünüyle olumsuzlamak doğru değildir. Fakat gelenek içerisinde hazır bulunan çözümleri dini bir forma sokarak, onlara ilahilik, kutsallık ve zaman üstülük vasfı kazandırmak da doğru değildir. Birey olma bilincini inşa etmede başarılı olunamamıştır. Sorumluluk ve birey bilinci yüksek ayrıca özgürlüğe dayalı yeni bir teolojik dil üretip sorunlarla yüzleşmeliyiz. Yüce Allah, bunun için vahiyle bize destek olmakta ve kendisine güvenmemizi istemektedir. Çünkü O, yegâne vekildir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfTR Dizin1
    İncele
  • MakaleAçık Erişim2019
    Kıyamet, cennet ve cehennemde görevli meleklerden bahseden ayetlerin meal, tefsirlerinin kurân mesajı ve kurân yolu tefsirlerinden mukayesesi

    Kayhan, Mustafa

    İslam, insanlığın son dini, Kur’ân ise nihâî kutsal kitabıdır.Kıyamette olacaklara ve orada örevli meleklere bu kitapta değinilmiştir.Bu açıdan kıyamet, diriliş, hesap, terazi, mizan, cennet ve cehennemdevazifeli melekler Kur’ân’da anlatılmıştır. Kur’ân’ın gayb saydığı bukonular, bazı tefsirlerde çok farklı yorumlanmıştır.Bu yüzyılda yazılan iki tefsirde çağın olumsuzluklarına temasedilmiştir. Müfessirler, Kur’ân’da meleklerle ilgili ayetleri açıklamıştır.Onlar, ayetlere dünya görüşlerine göre mana vermişlerdir. Bazen buaçıklamalarda ciddi paradokslara düşmüşlerdir. Meleklerin yaratılmasıve işlevlerine dair açıklamalar, Kur’ân’ın ilgilendiği konular olmuştur.Esed, asrın sorunlarını tanımış ve Kur’ân Mesajı adıyla bir tefsiryazmış ve birikimini orada dile getirmiştir. O, hem gelişmeleri vedeğişmeleri hem de bozulmaları görmüştür. Tefsirinde asrınınsorunların etkisinde kalmıştır. Müfesssir, varlıkların yaratılmasıyla ilgiliayetlere özellikle zaman ayırmıştır. Burada Kur’ân’ın yaratılışla ilgiliayetlerine yapılan tefsirler incelenmiştir. Böylece Kur’an’ın anlattığıyaratılış konularını, sistematik bir biçimde Esed’in tefsirinde izlenmesisağlanmıştır. Böylece farklılık veya benzerlikler, gösterilmeye gayretedilmiştir.Burada sadece kıyamet, cennet ve cehennemde görevli melekleraraştırılmıştır. Bu ayetlerdeki bilgiler, Esed’in tefsirindeki açıklamalar bağlamında incelenmiştir. Zira o, ayetlere farklı mealler vermiş vemeleklere farklı açıklamalar yapmıştır. Bu yönüyle Esed’in eseri, etütedilmemiştir. Aynı ayetlerin mealleri ve yorumları, Kur’ân Yolu tefsiri ilemukayese edilmiştir. Bazen Taberî tefsirine müracaat edilmiştir.Kur’ân’da meleklerin, kıyamet, cehennem ve cennette çok ilginçişler yapacakları anlatılmıştır. Kur’ân’da meleklerle ilgili hakikatler,böylelikle anlaşılmaya çalışılmıştır. Kur’ân Mesajı’nda ayetlere mealverilmesi ve meleklerin değişik bir perspektifle incelenmesi,önemsenmiştir. Burada farklı bir tevil çeşidi uygulanmıştır.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    İncele
  • MakaleAçık Erişim2019
    The Problem of Language in Thomas Kuhn: Aristotelian Physics and Hermeneutics

    Öztürk, Ümit

    Comprehending both outdated or superseded and competitive “paradigms” in a common ground, in other words, the conceptualisation of “scientific revolutions” underlies the core idea of the works of Thomas Kuhn. Related with this topic, in his writings after 80s Kuhn shows a hermeneutics based expansion within the frame of a partial linguistic innovation and especially as an alternative to Quine’s translation method. Moreover, he asserts that this expansion had influenced his approaches of the history of science in the 1960s in some sense. In this study, we put forward an analysis of Aristotle reading on which Kuhn based his understanding-oriented approach within the framework of “What are Scientific Revolutions?” So, by making a general criticism of Kuhn’s reception of Aristotle’s Physics, it is aimed to seek the possibilities of different perspectives to Kuhn’s linguistic turn after the 80s.