Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

  • MakaleAçık Erişim2026
    Mu’tezile Kelamı Perspektifinden Yapay Zekâ ve Ölümsüzlük Tartışmaları

    Sarıkaya, Berat; Şeren, Zeynep; Özer, Zülkif

    Bu makale, transhümanizm ve yapay zekâ bağlamında gündeme gelen biyolojik ve dijital ölümsüzlük iddialarını, İslam kelâmının akılcı ekolü Mu’tezile’nin temel prensipleri ışığında eleştirel bir analize tabi tutmayı amaçlamaktadır. Çalışma, teknolojik bir imkân olarak sunulan ölümsüzlük tasavvurunun, Mu’tezile’nin tevhid, adalet, insan iradesi ve ahiret inancı gibi kurucu ilkeleriyle derin bir gerilim içinde olduğu temel argümanından hareket etmektedir. Makale, öncelikle yapay zekânın “dar” ve “genel” formlarından hareketle ulaştığı noktayı ve transhümanist düşüncenin bu teknolojiye yüklediği ölümsüzlük misyonunu tartışmaya açarak “Biyolojik Ölümsüzlük” hedefi doğrultusunda telomeraz çalışmaları, kriyonik(cryonic) yöntemler, hibernasyon ve beyin-bilgisayar arayüzleri gibi somut girişimleri değerlendirmektedir. Ardından, “Dijital Ölümsüzlük” kavramını, zihin yükleme ve dijital benlik fikri üzerinden inceleyerek bu yaklaşımın insanı maddeden ibaret gören materyalist temelini vurgulamaktadır. Biyolojik ölümsüzlük iddiası, Mu’tezile’nin ecel anlayışıyla; dijital ölümsüzlük tasavvuru ise insanı yaratılmış, ruh-beden bütünlüğüne sahip ve ahirette hesap verecek bir varlık olarak tanımlayan ontolojik çerçeveyle doğrudan çelişmektedir. Özellikle, “yaratıcı” konumuna soyunma ve “ebedilik” iddiası, Mu’tezile’nin tevhid anlayışını ihlal etmektedir. Bununla birlikte, tıbbi müdahaleler gibi “ömrü uzatma” amaçlı, iyileştirici teknolojik uygulamaların, insanın kendini koruma içgüdüsü kapsamında ve yaratıcıyı inkâr etmeyen bir niyetle kullanılmasının sorumluluğunun kişiye ait olduğu kabul edilmektedir. Makale, yapay zekânın bir “amaç” değil, “araç” olarak görülmesi gerektiği ve salim aklın rehberliğinde değerlendirilmesinin zorunlu olduğu fikrini öne çıkarmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    İslam Kelâmında Şâhid-Gâib Diyalektiği: Metafizik Bilginin Epistemolojik Temelleri ve Sınırları

    Sarıkaya, Berat

    İnsanoğlu, yaşadığı dünya ve deneyimlerinin sınırları içinde kalmış bir varlık olarak, gözlemlerinin ötesinde kalan ve “gayb” olarak tanımlanan âleme dair bilgi edinme çabası içerisinde olmuştur. Ancak, mevcut koşullar göz önünde bulundurulduğunda, bu çabanın sanıldığı kadar kolay olmadığı da bir gerçektir. İslam kelamında “şâhidden hareketle gâibi çıkarsama” (kıyâsu’l-gâib ale’ş-şâhid) yöntemi, görünen âlemden (şâhid) hareketle Allah’ın zatı, sıfatları ve metafizik gerçeklikleri (gâib) anlamaya çalışan epistemolojik bir araçtır. Yöntem, şâhid (gözlemlenebilir) dünyadan hareketle, gözlemlenemeyen (gâib) âleme dair bilgi çıkarımı yapılabileceği varsayımına dayanır. Ancak, ontolojik farklılıklar, teşbih riskleri ve yöntemin uygulamasındaki esneklik gibi nedenlerle çeşitli eleştirilerin odağı olmuştur. Özellikle İbn Hazm ve Gazâlî, yöntemin kesin bilgi sunmadığını ve kıyaslamanın Allah’ın aşkınlığıyla çeliştiğini savunmuştur. Bununla birlikte, kelamcılar yöntemin akli bilgi üretmek için kaçınılmaz olduğunu belirtmiştir. Eleştiriler varlığını korusa da yöntem, kelam ekolleri tarafından uygulanmaya devam etmiştir. Bu çalışma, İslam düşüncesinde “şâhidden gâibe akıl yürütme” yöntemini ele alarak, onun bilgiye ulaşmadaki epistemolojik konumunu incelemektedir. Söz konusu yöntemin epistemolojik çerçevesi ele alınarak, kelam ilmindeki uygulama şekillerine yer verilmektedir. Çalışmada bu yöntemin İslam kelamındaki kullanımı ve ona yöneltilen eleştiriler analiz edilmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Evrim Düşüncesi Açısından Ruhun İmkânı

    Sarıkaya, Berat; Bal, Samet Yahya

    Din-bilim ilişkisi ve çatışmasına en çok konu olan, tabiatın ve insanın varoşuna dair meseleler arasında belki de en önemlisi evrimdir. Geniş bir anlam haritası bulunan evrim kavramı, dini açıdan daha çok modern biyolojik evrim teorisi bağlamında ele alınmaktadır. Evrim teorisinin İslam inancının temel öğretileriyle uyumlu olup olmadığı hâlen tartışılmakta olan bir meseledir. Ateist evrimciler evrim teorisini Tanrı’nın yaratmasına bir alternatif olarak görüp itiraz ederken, teistik evrim savunucuları ise yaratılış ile evrim teorisinin uyumlu olduğunu ve evrimin Tanrı’nın bir yaratma modeline işaret ettiğini ileri sürmektedirler. Ateistik evrim düşüncesi, evrimsel süreç içerisinde organik yapının değişim ve dönüşümünü kabul ederken ruhsal cevherin bu sürece dâhil olmadığı fikrini benimsemektedir. Bu çalışma daha çok evrim düşüncesinin kabulü hâlinde ruhsal gerçeklik ve ruh cevherinin inkâr edilmesinin gerekmediği meselesi üzerinde durarak ruhu kabul etmenin evrim teorisiyle çelişen bir yönünün olmadığını bilakis evrimsel süreçteki birtakım boşluk ve ontolojik sıçramaların ruhun kabulüyle birlikte daha da anlam kazanacağını vurgulamayı amaçlamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Teolojik Dilin Sınırlarında Tanrı'nın Sevgisini Anlamak

    Sarıkaya, Berat; Kalyoncu, Ayşe

    Beşerî bir duygu olan “sevgi”, insanlar arası ilişkilerde samimiyet ve muhabbeti doğuran önemli kavramlardan birisidir. Sevgi genellikle bir kişinin bir başkasına duyduğu derin ve olumlu bir bağlılığı ifade eder. Sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturur. Ancak sevgi, ontolojik olarak yaratılmışlardan farklı olan Allah için söz konusu olduğunda, kavramın Allah’a izafesinin nasıl anlaşılması gerektiği hakkında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Konu hakkındaki tartışmaların temelini ise “dil” oluşturmaktadır. Zira Tanrı hakkında konuşmak insan unsuru olan bir dil aracılığı ile yapılmak durumundadır. Asıl problem de bu noktada başlamaktadır. Konu İslam düşüncesinde Tanrı tasavvuru ve O’nun sıfatlarıyla ilgilidir. Tanrı hakkında kullanılacak dil Tevhid ilkesi çerçevesinde oluşturulmak durumundadır. Dolayısıyla hangi durumlarda tenzih, teşbih ve analoji gibi anlatım biçimleri, hangi durumlarda sembolik ve mecazi dil kullanması gerektiği önem arz etmektedir. İnsanlar, soyutlamalar ve semboller aracılığıyla Tanrı'nın niteliklerini ifade ederler. Semantik dilde Tanrı hakkında lafzî anlam kullanılamaz, çünkü kelimeler yanlış anlamaları teşvik edebilir. Mecazî dil, Tanrı'nın niteliklerini anlamada kullanışlı bir araçtır ve insanların duygusal etkileşimlerini genişletir. İslam düşünce geleneğinde, farklı ekoller Tanrı'nın sıfatlarını ve eylemleri konusunda farklı yaklaşımlar sergilemişlerdir. Selefîler, Allah'ın sıfatlarını doğrudan kabul ederken, Mücessime ve Müşebbihe mezhepleri Tanrı'ya cismani bir suret nispet eder. Ehl-i Sünnet bilginleri, tenzihî ve teşbihî dil arasında orta bir yol izler, Tanrı hakkında konuşurken kullandıkları dilin sınırlarına dikkat ederler. Çalışmamız, Allah ile insan arasındaki sevgi ilişkisinin iki boyutunu incelemektedir: birincisi insanın Allah'a olan sevgisi (muhabbetullah), diğeri ise Allah'ın insanlara olan sevgisi. Ayrıca, bu ilişkinin dil ile nasıl ifade edildiğini ve Tanrı'nın nitelikleri konusundaki tartışmaları ele almaktadır.

  • MakaleYalnız künye2024
    Kelamın İnsana Dönük Yüzü: İlahi ve İnsani Arasındaki Dengenin Yeniden Kurulması

    Sarıkaya, Berat; Kalyoncu, Ayşe

    Bu makale, İslam düşünce dünyasında Kelam ilminin günümüzdeki rolünü ve önemini tartışmaktadır. İslam düşüncesinde Kelam ilminin, diğer ilim dallarından farklı metotlara sahip olduğu ve bu metotların zamanla değiştiği bilinmektedir. Yeni bir Kelamın ihtiyacı, geleneksel Kelam’ın günümüzün karmaşık ve değişken dünyasına uyum sağlayamaması ve çağın sorunlarına etkili çözümler sunamamasıyla doğrudan ilişkilidir. Geleneksel Kelam, tarihsel koşullar ve düşünce yapıları içinde gelişmiş olup belirli bir bağlamda anlam kazanmıştır. Ancak, günümüzde karşılaşılan zorluklar ve meydan okumalar, yeni bir Kelam’ın arayışını zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte, yeni bir kelamın inşası sadece çağın zorluklarına değil, aynı zamanda İslam geleneğinin köklü öğretilerine de dayanmalıdır. Bu, geleneği dikkate almanın ve onunla diyaloğa girerek çağın sorunlarına uygun çözümler bulmanın önemini vurgular. Yeni bir Kelam’ın, İslam'ın temel değerlerine bağlı kalmakla birlikte modern dünyanın gerçekleriyle uyumlu bir şekilde düşünce üretmesi gerekmektedir. Bu bağlamda makalede, özellikle "Sosyal Kelam" konusuna temas edilmiştir. İnsan, Tanrı ve toplumsal değişim dinamiği arasındaki ilişkiler incelenirken, geleneksel düşünce kalıplarının sorgulanması ve yenilikçi bir perspektifin ortaya konulması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Tanrı'nın varlığının insanın varlığından ayrı düşünülemeyeceği ve Sosyal Kelam’ın bu anlamda insanı merkeze aldığı vurgulanmaktadır. İnsanın Tanrı ile olan ilişkisi, onun özgürlüğü ve sorumluluğuyla ilişkilendirilerek değerlendirilmektedir.

  • MakaleYalnız künye2022
    İnsan İradesi ve Sorumluluğu Bağlamında Neocebrizm’in İddiaları

    Sarıkaya, Berat; Bal, Samet Yahya

    İslam inancına göre vahyin insanlara ulaşması ve onları sorumlu tutmasının en mühim ve birinci nedeni insanın akleden bir varlık olmasıdır. İnsan, hayvanlardan farklı olarak akıl ve şuur sayesinde mahiyet olarak imtiyaz kazanmıştır. Aklın ve şuurun gereği olarak davranışlarını seçebilmiş ve fiillerinde ihtiyar sahibi olmuştur. Tüm kutsal kitaplar ve dinler insanın iradeli ve mükellef varlık oluşu üzerinde ittifak etmişlerdir. Zira sorumsuz ve iradesiz insan anlayışı Tanrı’yla olan bağın kesilmesine ve bireyin sorumlu kul statüsünden çıkmasına yol açmaktadır. Tarihte olduğu gibi bugün de insanın irade ve fiillerinde hür olması yönünü göz ardı eden gruplar ve ekoller olmuştur. Nitekim ilk dönemler için Cebriye ekolündeki insanın iradeli ve tercihlerinde hür olduğunu reddetme durumu tarihte kalmamış modern zamanda da farklı gerekçe ve başka versiyonlarla kendini göstermiştir. Günümüzde ise determinizm ve özellikle de genetik determinizm (genetik paradigma) anlayışı yeni bir Cebriye (Neocebrizm) sûretinde görünmekte ve bilime dayandığını iddia ederek insan iradesini reddetmektedir. Böylece insanı bir otomat varlık olarak görüp ilâhi vahyi ve insanın ona muhatap oluşunu kabul etmemektedir. Çalışmamızda dinin temel ilkeleriyle çelişen bu modern anlayış, İslam kelamı açısından incelenerek bilimsel gerçeklik değeri ve sosyolojik sonuçları tespit edilmeye çalışılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Artificial Intelligence and Transhumanism in the Context of Human Nature and Consciousness in Theological Perspective

    Sarıkaya, Berat; Bal, Samet Yahya

    According to the religion of Islam, the Creator has placed certain constants in the universe. The transcendent creative power, tawhid, the design product of the universe, the temporary world, the human whose meaning and purpose have been determined, and his mission are at the top of the unchangeable basic constants. The purpose of the science of kalam is to explain and justify these invariable constants and principles with a certain systematic, and to evaluate and answer the objections made against it. In recent years, the developing technology and the innovations such as artificial intelligence brought with it, the understanding of transhumanism that has emerged as a result of this, on the other hand, have opened up the idea that the human species should be changed and updated by arguing against the human nature and the basic parameters of religion. Such interventions aimed at human beings clearly mean changing the species nature and disposition of humans. In addition, the understanding in question is not satisfied with this argument and claims that man can become a God and thus create his own heaven on earth. With these claims, the transhumanist approach can be considered a challenge to the principle of tawhid one of the fundamentals of Islam, the inviolability of nature, and the belief in the afterlife.Artificial intelligence technologies and the claims of the transhumanist approach are frequently brought to the agenda in various media. Our article was written based on the determination that these claims, which are on the agenda, will contribute to the literature from an evaluation in the center of human nature and consciousness in terms of Kalami. Our work is important in terms of taking precautions by making necessary intellectual and scientific preparations against approaches that threaten both divine religions and all humanity with the claims of scientific and technological progress. In our study, the aforementioned understandings, which are contrary to the basic principles of religion, and their definitions, claims and targets made through the concepts of transhumanism and artificial intelligence have been tried to be examined in terms of theology. The transhumanist approach, which sees man as a being composed of only the material body and accepts it as a combination of only physical mechanisms, neglects the transcendent aspect of man. As a result of this negligence, all kinds of savings on people are considered legitimate. For this reason, humanity is in danger of being commodified and detached from its meaning and purpose.

  • MakaleYalnız künye2022
    Çerkeşîzâde Mehmet Tevfîk Efendi’nin İman Anlayışı

    Aynur; Sarıkaya, Berat

    Çerkeşîzâde Mehmet Tevfîk Efendi, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşamış, ilim ve tasavvuf ehli bir ailede yetişmiş, çeşitli bölgelerde birçok hocadan kelam, mantık, fıkıh, sarf, nahiv, edebiyat ve felsefe dersleri almış önemli bir âlimdir. Ayrıca o, yaşadığı dönemde kadılık, müderrislik, müsteşarlık, nazırlık görevlerinde bulunarak devlete hizmet etmiştir. Çerkeşîzâde’nin, yaşadığı dönemde İslami ilimlere özellikle kelam ilmine dair eserler yazması, dikkate değer bir husustur. Nitekim o dönemde yaşanan eğitim sistemindeki bozukluklar ve Batı’da ortaya çıkan akımlar İslam dünyasını olumsuz etkilemiştir. Dolayısıyla bu dönemde yazılan eserlerde, İslami ilimlerin yeniden topluma yön verebilecek, dönemin problemlerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek duruma getirilmesi üzerinde durulmuştur. Bu dönemde, Çerkeşîzâde’nin itikadi meseleler üzerinde durması, döneminin şartlarına göre inanca dair meseleleri yorumlama yönünde bir adım kabul edilmelidir. Makalemizde Çerkeşîzâde’nin, kelam ilmine dair yazdığı Miftâhu’l-Akâid, Meziyyet-i İslâmiyye ve el-İtkân fî Tahkîki’l-İmân adlı akaid risalelerinden hareketle iman anlayışı üzerinde durulacaktır. Bu çerçevede imanın kelime anlamı, imanın mahiyeti, icmâlî ve tafsili iman, iman-amel ilişkisi, imanda artma eksilme, imanda istisna ve mukallidin imanı konularına yer verilecektir.

  • MakaleYalnız künye2018
    The term of the soul and the problem of priority and subsequence of the soul according to the body

    Sarıkaya, Berat

    The belief of the existence of the soul has almost accepted in all religions and communities throughout history and people have believed the existence of the soul that was not seen by eyes and was not known its nature. The relation of the soul and the body generally has become an important problem in many systems of kalam (Islamic theology). There were some thinkers who have defended the necessity of the acceptance of the unity of the soul and the body together and also there was some thinkers who have defended the view of ownership of the independent existence of the soul from the body completely. The understanding which is the soul having self-contained existence and is approved to begin with Platon who is the Ancient Greek philosopher of the First Era have defended by the majority of Islamic thinkers and many different theories about this subject were manifested. In the point of capability of being understood of the soul, the distinction of the soul and the body have provided a basis for discussion of many issues like the existence of the soul before the body in the way of Islamic theology, the situation of the soul after the death of the body, the conditions of the soul and the body in recreation. The lack of the clear expression which has no need any comment about the soul in texts have caused the interpretation with analyzing the verses and hadiths that can be a proof in the understanding of the soul by the thinkers. In this context, the nature of the soul, its situation according to the body, its priority and subsequence, its eternity and perpetuity have become a topic of discussion. In our study first of all, we will mention about the lexical meaning of the term of the soul and the perception of the soul of contemporary science, and then we will deal with monist and dualist theories in terms of the relation of the soul and the body. We will try to transmit the views about this subject with limiting the issue of the priority and subsequence of the soul according to the body and depending on this an analysis and evaluation about the eternity and perpetuity of the soul.

  • MakaleAçık Erişim2018
    The historical background shaping the thought world and belief of alija izetbegovic

    Sarıkaya, Berat

    Alija Izetbegovic is one of the important Muslim thinkers besides being a political man and known as the Wise King of XX century of Europe. Izetbegovic who had played a vital role in the struggle for independence of Bosnia and Herzegovina had demonstrated a decisive stance and he is a leader who had earned the respect of the Muslim world. He is a thinker and an inspiration to the large young audiences by means of his works. He had spent many years at prison in the prime of life and that process had made him stronger. Izetbegovic who had presented Islam as a “third way” between two extreme ends had tried to dominate the “mediocre ummah” which was offered by the Quran. He had defended that it is imperative to emerge a strong belief in the construction of a moral society at the subject of eradication of laziness, hypocrisy, bribery and moral inferiarity among Muslims and the exhibition of moral behaviour which suits that belief he defended it. Alija Izetbegovic was born in a family environment living Islamic values, he had studied the Quran in childhood, and was able to overcome creedal fluctuation which he had during his youth by turning to the Islamic values. He is a philosopher and politician who had put Islam in the center of the world of his thought and he had interpreted the concepts of morality, justice, right, politics and democracy from this center. Certainly, the basis of perseverance and determination in his actions are based on a solid and unwavering belief. Just a strong belief can give direction to hard and struggling life. Surely, the source of strong belief that gives direction to his life is Islam. In our study we aim to introduce the fundamental dynamics of his strong belief that are the sources of his actions and the colors of his struggle.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2017
    İcmâ delili üzerindeki ihtilaf ve delalet bakımından itikadi konularda icmâ

    Sarıkaya, Berat

    Kaynaklar incelendiğinde, icmâ'ın, şer'î delillerden biri olarak kabul edildiği ve birçok meselede bu delile başvurulduğu görülmektedir. Ancak icmâ'ın, şer'î bir delil olarak kabul edilmesi için öne sürülen deliller üzerinde bir ittifak sağlanmış değildir. Ayrıca icmâ'ın konusu, ehli ve bağlayıcılığı gibi konularda da ihtilafların olduğu tespit edilmektedir. Mevcut ihtilaflara rağmen siyasi, hukuki ve itikadî meselelerde icmâ'a müracaat edildiği vakıadır. Çalışmamızda, hakkındaki ihtilaflara rağmen icmâ'ın bir kaynak olarak kabul edilmesi ve bu delile başvurulmasının nedenleri ele alınmıştır. Öte yandan başlangıçta şer'î deliller arasında yer almayan icmâ anlayışını ortaya çıkaran sebepler tespit edilmeye çalışılmıştır. Delile dair yapılan tanım ve uygulamalardan hareketle itikadî konularda icmâ deliline başvurmanın mümkün olup olmadığı araştırılmıştır. Ayrıca icmâ edilen bir meselenin bağlayıcılığı hususundaki görüşlere yer verilmiştir