Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Kayhan, Mustafa(12)
- Gözün, Abdulvehhab(10)
- Sarıkaya, Berat(10)
- Yilmaz, Fetullah(8)
- Altuntaş, Abdurrahman(7)
- Aydın, Muhammet(6)
- Kartopu, Saffet(6)
- Bal, Samet Yahya(5)
- Birinci, Ali(5)
- Dağcı, Abdullah(4)
- Gönan, Yavuz(4)
- Kerimoğlu, Özkan(4)
- Khan, Alam(4)
- Kurban, Nurahmet Kurban Nur Ahmet(4)
- Kuzudisli, Ali(4)
- Maraşlıoğlu, Şerife Ericek(4)
- Çatak, Adem(4)
- Ak, Muammer(3)
- Aktaş, Hamza(3)
- Atalay, Abdurrahman(3)
- Aytekin, Ayşe(3)
- Erten, Mevlüt(3)
- Koroglu, Cemile Zehra(3)
- Shatlh, Adel Eldesoky Abdelhannan(3)
- Tanriverdi, Hasan(3)
- الأحمد, محمد(3)
- Aynur(2)
- Futsi, Ali Fuat(2)
- Gülmez, Abdurrahman(2)
- Kalyoncu, Ayşe(2)
- Karaağaç, Hilmi(2)
- Yalçın, Dilek(2)
- Özbolat, Abdullah(2)
- Şimşek, Selami(2)
- Aktürk, Mehmet Yunus(1)
- Akyildiz, Salih(1)
- Alan, Selami(1)
- Atmaca, Ertuğrul(1)
- Aydin, Muhammet Fatih(1)
- Aydın, Hasan(1)
Yayınlar
- MakaleYalnız künye2022Fâtiha’nin Başka Bir Biçimde Olan Metni
Jeffery, Arthur; Aytekin, Ayşe
-
- MakaleAçık Erişim2022Vecdi Akyüz’ün Kur’an’da Siyasi Kavramlar İsimli Eseri ve Manzuriddin Ahmed’in Islamic Political System in the Modern Age: Theory and Practice İsimli Eseri’nin Kavramsal Açıdan Kıyası
Aytekin, Ayşe
Çeşitli içeriklere sahip metinleri veya dînî mesajları anlama ve yorumlamada -yeni yöntemlere sahip bir inceleme tarzıyla oluşturulan- odak kavramların veya anahtar kelimelerin, bu kelimelerin ilintili olduğu alanların ve bu alanların özelliklerinin tespit edilmesi önemli bir husustur. Kutsal metnin dönemi ve çağdaş insanın dönemi arasındaki anlama ve anlamlandırma farkı ancak bu şekilde telafi edilebilir. Bu minvalde, insanlara aktarılmak istenen ilâhî mesajların çeşitli kavram kalıpları içerisinde sunulduğu kutsal metinlerin anlamlandırılma sürecinde odak kavramların çözümlenmesi ve anlaşılması diğer metinlere göre çok daha lüzumludur. Nitekim, Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan, temel sözlük anlamlarının yanı sıra yan anlamları haiz odak kavramların mana boyutlarını ve Kurânî siyakta kazandığı yeni anlam alanlarını doğru şekilde incelemek ve bu terimlerin fehvâ serüvenlerini başarılı bir şekilde keşfetmek, hem mesajın anlaşılması ve uygulanması bakımından hem de Tefsir ilmine sağladığı katkı bakımından oldukça kıymetlidir. Dolayısıyla, Tefsir Tarihi sürecinde Kur’ân’ın anlaşılması adına geliştirilen klasik yöntemler ve zengin tarihî ve ilmî tecrübeyle birlikte kavram örgüsü ile donatılmış ilâhî mesajların yorumlanmasında alan ve kavram çözümlemesi bir zorunluluktur. Tefsir faaliyetlerinin tarih içerisinde ilk dönemlerden itibaren günümüze kadar kesintisiz bir şekilde devam ediyor olması onun gerekliliğinin bir göstergesi ve yansımasıdır. Tefsir faaliyeti yolculuğu içerisinde zamanlar, mekanlar, dönemler, koşullar, gereksinimler ve yorumlar değişmiş olsa da bu faaliyetteki söz, fikir, çaba, malzeme ve ürünler çağdaş insanların yorumu ve ihtiyacı açısından son derece zarurîdir. Söz konusu ürünlere -Tefsir faaliyetlerinin, yöntemlerinin ve çeşitlerinin özelleşmesini takip eden dönemde- siyaset, kültür, ekonomi gibi hayatın içerisindeki temel alanların söz ve yorum kapsamında ne derece etki ettiği, hangi merhalelerde faydalı olduğu, hangi merhalelerde zarara neden olduğu gibi hususların tespiti Tefsir çalışması sürecinde sağlıklı bir analiz açısından değerlidir. Zira, hayatın temel özellikleri, unsurları, etkileri ve gereklilikleri temel kılavuz olan kutsal sözde da yer almaları hasebiyle ilâhî maksada erişebilmek için titizlikle incelenmelidir. Titizlikle incelenmesi gereken alanlardan olan siyaset, hayatın en önemli ve aktif alanlarından, toplumların ise en etkili kurumlarından biridir. Nitekim siyaset, diğer toplumların varoluş ve iktidar dönemlerinde olduğu gibi İslâm toplumu içerisinde de aynı ihtimama sahiptir. Sosyal hayatta diğer kurumlarla ve alanlarla ilişkili olduğu gibi ilâhî sözde de çeşitli meselelerde kendisine yer bulmaktadır. Kur’ân’ın hem vahiy dönemi şartlarındaki hem de vahiy sonrası dönemdeki yorum faaliyetlerinde ağırlıkla işlenen konu da siyasettir. Çalışmamızda, bu denli önemli bir meselenin ilâhî emre ve kurallara uyarak mutlu ve huzurlu bir hayat sürdürmek için araştırılması gerektiği kanaatimizle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de hangi kavram ve bağlamlarda yer aldığını ve bu kavramları inceleyen birbiriyle bağlantılı iki eserde nasıl değerlendirildiğini analiz etmeyi amaçlamaktayız. Bu minvalde, siyasetle ilgili kavramları Kur’ân perspektifi ve düzleminde araştıran iki eser çalışmamıza konu olmaktadır. Bu eserler Vecdi Akyüz’ün Kur’an’da Siyasi Kavramlar isimli eseri ve Manzuriddin Ahmed’in Islamic Political System in the Modern Age: Theory and Practice isimli eseridir. Eserlerin müellifleri farklı zaman, kültür ve coğrafyalarda doğmuş, yaşamış, yetişmiş, farklı alanlarda ihtisas yapmış olsalar da Kur’ân’da yer alan siyasi içeriğe sahip kavramları incelemeleri ve yorumlamaları bakımından ortak paydada buluşmaktadırlar. Makalemizde söz konusu siyasi içerikli terimleri ilâhî söz ekseninde ve farklı uzmanlıklara sahip bu iki müellifin yorumları bağlamında incelemeyi hedeflemekteyiz.
- MakaleYalnız künye2022The Role of ‘Ăisha in the Transmission and Critique of Hadīth
Khan, Alam
This article deals with the role of ‘Ăisha in the science of hadīth. She was the younger wife of the Prophet and accompanied him for a long time. She has been distinguished with the sharp memory among Prophet’s companions, that preserved every tiny detail of his life and got a prominent position among the muksirūn al-hadīth. She played a pivotal role in the transmission of hadīth, hence, she was the primary source of referring to the Prophet’s companions and their successors. It is concluded from a thorough review of her narrations that her hadīths were contained those pieces of information which rarely found in the narrations of other transmitters. She was not a transmitter solely, but she was also a great mufassira, muhaddītha, and faqīha of her time. The companions were visiting her for the investigation and attestation of a hadīth, the exegesis of a Quranic verse, and the explanation of an Islamic provision. Moreover, she criticised with a scientific method, the narrations of fellow Prophet’s companions that they attributed to the Prophet. A detailed study of her critique showed that whenever she was informed by a narration and asked for attestation she was presenting it to the Holy Qurān, the authentic hadīth, the proven history, and qiyās al-‘Aqlī. If there was any conflict among the transmitted hadīth with these sources, she was showing her concern about it and questioning the understanding or the memory of the narrator, which are discussed with explanatory examples in this study.
- MakaleYalnız künye2022Bakara Suresi 204-207. Ayetler Bağlamında Övülen (Faydalı) ve Yerilen (Zararlı) İnsan Tipleri
Altuntaş, Abdurrahman
Kur’an’da çeşitli insan tipleri zikredilmektedir. Bu zikredilen insan tipleri Kur’an tarafından gösterdikleri davranışlara göre yerilmekte veya övülmektedir. Kur’an’da yerilen tip, yeryüzünde fesat çıkaran, zulüm yapan, nesli ve ürünleri yok eden kimsedir. Bu tipin iç dünyası ile dış dünyası bir değildir. Dışardan kendisini iyi tanıtsa da aslında iç dünyası insanların kötülüğünü, zararını ister. Övülen tip ise bütün davranış ve hareketlerinde dürüst davranmaya gayret eder. Onun gayesi bireyin, toplumun ve insanlığın selametidir. Yaptığı hareketleri gösteriş için yapan bir kimse değildir. Onun temel amacı Allah rızasını kazanmaktır. Bu kimse ahiret hayatını düşünerek davranışlarının belli bir ölçü ve karakterde olmasına özen gösterir. Bu iki tip bütün tarih boyunca bütün toplumlarda var olagelmiş bundan sonra da her toplumda var olmaya devam edecektir. Kur’an bu kimselerin gerçek durumlarını ortaya koyarak olumlu tiplerin örnek alınmasını, olumsuz tiplerden de uzak olunmasını bizden istemektedir. Bu vurgu Kur’an’ın bütününe yayılmıştır. Kur’an’da sürekli olarak iyi ve kötü karakterler arasındaki mücadele resmedilmektedir. İyilerin dünya ve ahirette mutlu ve huzurlu olacakları, kötülerin ise hem dünyada hem de ahirette hüsrana uğrayacakları sürekli olarak vurgulanmaktadır.
- MakaleYalnız künye2022İnsan İradesi ve Sorumluluğu Bağlamında Neocebrizm’in İddiaları
Sarıkaya, Berat; Bal, Samet Yahya
İslam inancına göre vahyin insanlara ulaşması ve onları sorumlu tutmasının en mühim ve birinci nedeni insanın akleden bir varlık olmasıdır. İnsan, hayvanlardan farklı olarak akıl ve şuur sayesinde mahiyet olarak imtiyaz kazanmıştır. Aklın ve şuurun gereği olarak davranışlarını seçebilmiş ve fiillerinde ihtiyar sahibi olmuştur. Tüm kutsal kitaplar ve dinler insanın iradeli ve mükellef varlık oluşu üzerinde ittifak etmişlerdir. Zira sorumsuz ve iradesiz insan anlayışı Tanrı’yla olan bağın kesilmesine ve bireyin sorumlu kul statüsünden çıkmasına yol açmaktadır. Tarihte olduğu gibi bugün de insanın irade ve fiillerinde hür olması yönünü göz ardı eden gruplar ve ekoller olmuştur. Nitekim ilk dönemler için Cebriye ekolündeki insanın iradeli ve tercihlerinde hür olduğunu reddetme durumu tarihte kalmamış modern zamanda da farklı gerekçe ve başka versiyonlarla kendini göstermiştir. Günümüzde ise determinizm ve özellikle de genetik determinizm (genetik paradigma) anlayışı yeni bir Cebriye (Neocebrizm) sûretinde görünmekte ve bilime dayandığını iddia ederek insan iradesini reddetmektedir. Böylece insanı bir otomat varlık olarak görüp ilâhi vahyi ve insanın ona muhatap oluşunu kabul etmemektedir. Çalışmamızda dinin temel ilkeleriyle çelişen bu modern anlayış, İslam kelamı açısından incelenerek bilimsel gerçeklik değeri ve sosyolojik sonuçları tespit edilmeye çalışılacaktır.
- MakaleAçık Erişim2022Artificial Intelligence and Transhumanism in the Context of Human Nature and Consciousness in Theological Perspective
Sarıkaya, Berat; Bal, Samet Yahya
According to the religion of Islam, the Creator has placed certain constants in the universe. The transcendent creative power, tawhid, the design product of the universe, the temporary world, the human whose meaning and purpose have been determined, and his mission are at the top of the unchangeable basic constants. The purpose of the science of kalam is to explain and justify these invariable constants and principles with a certain systematic, and to evaluate and answer the objections made against it. In recent years, the developing technology and the innovations such as artificial intelligence brought with it, the understanding of transhumanism that has emerged as a result of this, on the other hand, have opened up the idea that the human species should be changed and updated by arguing against the human nature and the basic parameters of religion. Such interventions aimed at human beings clearly mean changing the species nature and disposition of humans. In addition, the understanding in question is not satisfied with this argument and claims that man can become a God and thus create his own heaven on earth. With these claims, the transhumanist approach can be considered a challenge to the principle of tawhid one of the fundamentals of Islam, the inviolability of nature, and the belief in the afterlife.Artificial intelligence technologies and the claims of the transhumanist approach are frequently brought to the agenda in various media. Our article was written based on the determination that these claims, which are on the agenda, will contribute to the literature from an evaluation in the center of human nature and consciousness in terms of Kalami. Our work is important in terms of taking precautions by making necessary intellectual and scientific preparations against approaches that threaten both divine religions and all humanity with the claims of scientific and technological progress. In our study, the aforementioned understandings, which are contrary to the basic principles of religion, and their definitions, claims and targets made through the concepts of transhumanism and artificial intelligence have been tried to be examined in terms of theology. The transhumanist approach, which sees man as a being composed of only the material body and accepts it as a combination of only physical mechanisms, neglects the transcendent aspect of man. As a result of this negligence, all kinds of savings on people are considered legitimate. For this reason, humanity is in danger of being commodified and detached from its meaning and purpose.
- MakaleYalnız künye2022Fıkıh Tarihi Açısından Haydar Rıfat’ın Mâlûmât-ı Kânûniye Adlı Eseri
Yilmaz, Fetullah; Atmaca, Ertuğrul
Bu makalede, Osmanlı’nın son ve Cumhuriyet’in ilk döneminde yaşamış olan Haydar Rıfat’ın Yeni ve Mükemmel Mâlûmât-ı Kânûniye adlı eseri fıkıh tarihi açısından değerlendirilmektedir. Bu amaçla önce yazarın hayatı hakkında bir takım bilgiler verilmektedir. Haydar Rıfat, yazar kimliğine ek olarak, aynı zamanda bir hukukçu olup İstanbul barosunun ilk avukatlarındandır. O, üstlenmiş olduğu davalarla tanınan bir hukukçu olmakla beraber, yazmış olduğu eserler ve başka dillerden yaptığı çevirileriyle de ön plana çıkmıştır. Hukuk alanı dâhil olmak üzere pek çok alanda eser yazmış ve tercümeler yapmıştır. Yazdığı eserlerden birisi de Mâlûmât-ı Kânûniye’dir. Eser hukukun altı bölümünü içermektedir: 1. Medeni hukuk, 2. Mahkeme teşkilatı ve yargılama usulü, 3. Ceza hukuku, 4. İdare hukuku, 5. Kara ve deniz ticareti hukuku, 6. Devletler hukuku. Bunlardan fıkhın etkili olduğu bölüm sadece birincisi, yani medenî hukuk alanıdır. Bu eser oluşturulurken bazı fıkıh kitapları, dönemin kanunları ve hukuk eserlerinden yararlanılmıştır. Bu haliyle yazıldığı devirde fıkhın durumunu ve hukuki manzarayı ortaya koymaktadır.
- MakaleYalnız künye2022Çerkeşîzâde Mehmet Tevfîk Efendi’nin İman Anlayışı
Aynur; Sarıkaya, Berat
Çerkeşîzâde Mehmet Tevfîk Efendi, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşamış, ilim ve tasavvuf ehli bir ailede yetişmiş, çeşitli bölgelerde birçok hocadan kelam, mantık, fıkıh, sarf, nahiv, edebiyat ve felsefe dersleri almış önemli bir âlimdir. Ayrıca o, yaşadığı dönemde kadılık, müderrislik, müsteşarlık, nazırlık görevlerinde bulunarak devlete hizmet etmiştir. Çerkeşîzâde’nin, yaşadığı dönemde İslami ilimlere özellikle kelam ilmine dair eserler yazması, dikkate değer bir husustur. Nitekim o dönemde yaşanan eğitim sistemindeki bozukluklar ve Batı’da ortaya çıkan akımlar İslam dünyasını olumsuz etkilemiştir. Dolayısıyla bu dönemde yazılan eserlerde, İslami ilimlerin yeniden topluma yön verebilecek, dönemin problemlerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek duruma getirilmesi üzerinde durulmuştur. Bu dönemde, Çerkeşîzâde’nin itikadi meseleler üzerinde durması, döneminin şartlarına göre inanca dair meseleleri yorumlama yönünde bir adım kabul edilmelidir. Makalemizde Çerkeşîzâde’nin, kelam ilmine dair yazdığı Miftâhu’l-Akâid, Meziyyet-i İslâmiyye ve el-İtkân fî Tahkîki’l-İmân adlı akaid risalelerinden hareketle iman anlayışı üzerinde durulacaktır. Bu çerçevede imanın kelime anlamı, imanın mahiyeti, icmâlî ve tafsili iman, iman-amel ilişkisi, imanda artma eksilme, imanda istisna ve mukallidin imanı konularına yer verilecektir.
- MakaleYalnız künye2021A Critical Study of Juynboll Approach to al-Mutawātir
Khan, Alam
This study focuses on the subject of al-mutawātir in G. H. A. Juynboll’s works. He questioned the authenticity of the al-mutawātir term as well as the applied examples of al-mutawātir al-lafzī and al-manawī. It is revealed from a keen follow-up of Juynboll’s claims that his conclusion based on the argumentum e silentio, which is proved feeble because we could not access all written sources of the early ages. Besides, it is concluded that Juynboll did not distinguish among the methodology of muhaddithūn and fuqahā’a in the use of the term al-mutawātir. Furthermore, it is proved from the analysis of Juynboll claims about al-mutawātir al-lafzī and al-manawī that Juynboll neglected the historical facts and the early sources of hadīth like al-‘Jāmi of Ibn Wahab and Mamar b. Rāshid. Likewise, it is concluded from a detailed study of Juynboll’s claims that he did not follow one method in the study of isnāds. Consequently, he called some isnāds Iraqis and Syrians that having one narrator from the mentioned regions.
- MakaleYalnız künye2021İletişim Teknolojisinin Ulaşması Muhtemel Bazı Seviyelerine İşaret Eden Bir Hadis ve Analizi
Gözün, Abdulvehhab
Tarih boyunca Allah’ın (c.c.) insanlara gönderdiği peygamberlerin her birinin zamanın ruhuna uygun, yaratıcının dilediği birtakım mucizeleri olmuştur. Son elçi olan Hz. Peygamber’e (s.a.v.) de bu şekilde birçok mucize verilmiştir. Ancak bunların içerisinde en büyüğü şüphesiz Kur’ân olmuştur. Buna yakın olan mucize ise sünnettir. Zira ümmî olan bir peygamberin Kur’ân gibi bir kitabı insanlara tebliğ etmesi ancak bir mucize ve vahiy olmakla açıklanabileceği gibi onun tebyîni ve gerektiği yerde mütemmimi olan sünnetin varlığı da sadece mezkûr yolla izah edilebilir. Kur’ân gibi geçmişte olmuş yahut gelecekte olacak bazı olayları ve durumları ifade eden hadis rivâyetlerinin bulunması da bu hakikati gösteren delillerdendir. Bu tür rivâyetlerden biri de araştırmanın konusu olan ve iletişim teknolojosinin günümüzde ulaştığı yahut yakın gelecekte ulaşması muhtemel bazı seviyelerine işaret ettiği düşünülen hadistir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) risâletine delalet eden, geleceğe dönük mucizevî haberlerden biri olmasından yola çıkılarak bu rivâyetin ele alınıp incelenmesi kanaatimizce önem arzetmektedir. Bu vesileyle araştırmada ilgili rivayetin sened tenkidinin ve metin tahlilinin yapılması amaçlanmaktadır. Sonuçta bu rivayetin sıhhat durumu ve işaret ettiği düşünülen iletişim teknolojileri ortaya konularak Hz. Peybamber’in (s.a.v.) nübüvvetinin delillerinden sayılabilecek bir delil ortaya konulmaya çalışılacaktır.
- MakaleYalnız künye2021Mâtürîdî'nin Düşüncesinde Nübüvvetin Aklî Temellendirilmesi
Aydın, Muhammet
İslam inancına göre dinin/vahyin insanla buluşması peygamberler aracılığıyla gerçekleşmiştir. İlahi irade peygamber göndermekle insana lütufta bulunduğunu beyan etmiştir. Mâtürîdî’nin özellikle Kitâbu’t-Tevhîd adlı eserine baktığımızda, kendi dönemindeki çağdaş akımlarla yüzleştiği ve hesaplaştığı söylenebilir. Konuları ele alırken hem çağdaş inançların müntesipleriyle tartışmaları hem de temellendirmelerinde akli referansları dikkati çekmektedir. Bu şüphesiz dönemsel bir ihtiyacı dile getirmektedir. Özellikle Maveraünnehir havzasının düşünce zenginliği bakımından elverişli bir bölge olması bizlere dönemin sosyal, kültürel ve entelektüel atmosferi hakkında ipuçları vermektedir. Bu makalemizde Mâtürîdî’nin nübüvvete dair rasyonel temellendirmelerini ele almayı amaçladık. Zira dini akideyi savunan bir disiplin olarak Kelâm’ın temel işlevlerinden biri müntesiplerinin akidelerini şüphelerden korumak ve inançta huzura ulaştırmaktır. Mâtürîdî nübüvvet konusuna olgusal ve sosyolojik açılardan da yaklaşmaktadır. Nitekim ona göre insanlar başkalarından yardım alma ve ihtiyaçlarını giderme konularında kendi akıllarını yeterli görmemektedir. Konuya ahlaki açıdan da yaklaşan müellif nimet sahibine teşekkür etmeyi akli bir zorunluluk addetmektedir. Çünkü nimet ve lütuf sahibini tanıyıp teşekkürde bulunmanın yerinde bir davranış olduğu, O’nu inkâr edip nimetine karşı nankörlük göstermenin de çirkin bir fiil niteliği taşıdığı aklen bilinen bir husustur. Mâtürîdî nübüvvetin gerekliliği konusuna Allah’ın hakîm oluşu üzerinden de değinmektedir.
- MakaleAçık Erişim2021Behistun (Bisütun) Kitabesinin İslami Bakış Açısıyla Yorumlanması
Gülmez, Abdurrahman
Bu çalışma 2500 yıl önce Ahameniş İmparatoru olan şah Daryuş’un (M.Ö 522-486) emriyle yazılan Behistun kitabesinde geçen dinî değerlerin neredeyse tamamının İslamiyet’te olan önemli konularla birebir örtüştüğünü ve aynı amaçla yazıldığını ortaya koymak için kaleme alınmıştır. Eserde yalan, zulüm, kitabenin korunması için dua ve bedduanın yer alması, bazı kavimleri kâfir ilan etmesi, yapılan her işi Ahura Mazda’ya bağlaması Şah Daryuş’un dindar olduğunu ve hayatını da Ahura Mazda’nın kurallarına göre idame ettirdiğini ve bu kurallarında İslami değerlerle örtüştüğünü göstermektedir. Kitabede önce tahlil edilen konuların geçtiği bendler verilmiş sonra Kuran-ı Kerim, İncil, Tevrat ve Avesta’da aynı konuların geçtiği ayetler verilmiştir. Bu makale İslami bir değer olan vakıfların devam edebilmesi amacıyla vakfiyelerde yer alan dua ve beddua etme âdetinin bu kitabe için de geçerli olduğu görülmektedir. Dolayısıyla kitabedeki konuları İslami değerler dikkate alınarak tahlil edilmesi kitabeye farklı bir bakış açısı kazandıracağı düşünülmektedir.
- MakaleAçık Erişim2021Eski Yunan’da Dinî Merkezlerin Finansal Yönleri Üzerine Bir Değerlendirme (Delos, Delphoi ve Parthenon Örneği)
Aktürk, Mehmet Yunus
Eski Yunan şehirlerindeki tapınaklar dinî statülerinin yanında finansal işlerde de rol oynamışlardır. Bu durum, Eski Yunan’a has bir durum olmayıp Mezopotamya’dan bildiğimiz bir sistemdir. Ancak Delos ve Delphoi gibi yerlere ait tapınaklar, ekonomik yapılanma meselesini daha sistemli hâle getirmişlerdir. Bu dinî merkezler, devletle sürekli işbirliği hâlinde olmuşlardır. Finansal açıdan Tapınak-Devlet arasındaki münasebet, savaş ve kıtlık gibi olağanüstü zamanlarda üst seviyelere ulaşmıştır. Böylesine sıkıntılı durumlarda dinî ve merkezî otorite, her biri kendi çıkarlarını düşünerek birlikte hareket etmişlerdir. Kimi zaman birbirlerine borç vermişler, kimi zaman da halkı desteklemişlerdir. İlerleyen süreçte ise Atina’da Athena Tapınağı üzerine inşa edilen Parthenon Tapınağı, anladığımız kadarıyla dinî statüsünün önüne geçecek seviyede devletin yedek kasası rolüne bürünmüştür. Öyle ki şimdiye kadar ele geçen yazıtlardan Parthenon Tapınağı’nda yapılmış bir kült törenine dair kayda rastlanmamıştır. Ayrıca burada diğer tapınaklarda olduğu gibi orta kısımda bir sunak da yoktur. Dolayısıyla burası devletin sikke ayarlarını kontrol ettirdiği, dış borçlanmada civar şehirlere güvence tesis eden bir yer hâline gelmiştir. Tapınağa mensup yüksek rütbeli rahipler ise kimi zaman devlet borçlanmasında statülerinden dolayı şahit olarak gösterilmiş ve tapınağa ait mallar, karşı devlete ipotek ettirilmiştir. Çalışmada bütün bu bilgilerden yola çıkarak bazı saptamalarda bulunulacaktır. Bu saptamalar esnasında özellikle hakkında fazlaca sayısal bilgiye sahip olduğumuz Delos, Delphoi ve Parthenon örnekleri üzerinden Tapınak-Devlet işbirliği ve borçlanma hususlarıyla ilgili genel bir değerlendirilme yapılacaktır.
- MakaleYalnız künye2021Bakara 6-7. âyetler bağlamında inkârcıların durumu
Altuntaş, Abdurrahman
Bu makalede Bakara sûresinin 6-7. âyetleri kâfirlerin durumu bağlamındaele alınıp incelenecektir. Bu âyetlere göre kâfirlerin peygamber tarafından uyarılıpuyarılmaması fark etmemektedir. Onlar iman edecek değillerdir. Onların hakkıkabul etmemeleri neticesinde, Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş,gözlerine de perde çekmiştir. Onlar için büyük bir azap hazırlamıştır. Çünkü onlarpeygamber tarafından yapılan uyarılara kulak asmamışlardır. Bunun üzerine deAllah, onların hakkı bilme ve tanıma özelliklerini ortadan kaldırmıştır. Kâfirleriniman etmemelerinde önceden belirlenmiş bir durumun olup olmadığı tespitedilmesi gerekli bir husustur. Kâfirlerin kalplerinin ve gözlerinin mühürlenmesi vegözlerine perde çekilmesi özgür bir şekilde yaptıkları tercihlerin bir sonucudur.Yani burada onlar için herhangi bir ilahi takdir edilmişlik durumu söz konusudeğildir. Onların iman etme potansiyelleri ellerinden alınmamıştır. Bu âyetler baştaolmak üzere Kur’an’daki ilgili âyetler kişinin özgürlüğü bağlamında ele alınıpincelenecektir. Çünkü Kur’an’ın bir kısmı diğer bir kısmını tefsir eder. Yer yerkonuyla ilgili hadislere de yer verilecektir. Makalemizdeki temel amaç, kâfirlereyönelik âyetlerde yer alan bu ifadelerin ilahi bir tercih mi yoksa onların yapıpetmelerinin bir neticesi mi olduğu tartışılacaktır.
- MakaleYalnız künye2021Hukukî hükmün belirlenmesi açısından vâv harfiyle matûf cümlelerden sonra gelen istisnânın merciinin tespiti – ı –
Gönan, Yavuz; Kaya, Ali
Hukukçunun elindeki en önemli malzeme hukuk normlarıdır. Bunlar da ait oldukları dilde ve odilin kuralları doğrultusunda yazılmaktadır. İslam hukukunun kaynağı olan Kur’ân ve Sünnetnasları da Arapça olduğu için fakih, hukukî nasları yorumlarken Arapça dilbilgisi (nahiv)kurallarını dikkate almalıdır. Buna göre fakih; Arapça cümle yapısı şekillerinden biri olan istisnâüslubunun kurallarını bilmeli ve hüküm istidlâlinde bu kuralları uygulamalıdır. İstisnâyla ilgiliusûl-ı fıkıhtaki temel tartışma alanlarından biri de vâv ile matûf cümlelerden sonra gelen istisnânınmerciinin tespitidir. Matûf cümlelerden sonra kullanılan istisnânın merciinin, yani müstesnâminh’in, dilbilgisi kuralları doğrultusunda tespit edilmesi; istisnânın, hukukî hükmün teşekkülüneetkisinin belirlenmesi ve kurallarının uygulanması bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenleçalışmamızda önce genel olarak usulcülerin konuyla ilgili teorik yaklaşımları, gerekçeleri veçözümleri açıklanmış; ardından en-Nûr sûresinin 4-5. âyetleri bağlamında, görüşlerini uygulamalıolarak temellendirme çabaları ele alınmıştır
- MakaleYalnız künye2021Farabi's positioning religion and philosophy in the context of philosophy of education
Yeşilçayır, Celal
Trying to build syntheses between Ancient Greek Philosophy and Islam, Farabi left a very rich intellectual legacy to later periods. It is understood that the thoughts he wrote about education in the context of his intellectual legacy also had an important share. Although he is in a close relationship with his educational philosophy, politics and moral understanding, the two elements that we encounter prominently in this field are religion and philosophy. Thus, it is revealed that he also applied to the synthesizer method in question within the framework of his thoughts on education. In the present study, it is aimed to address and examine how Farabi positioned religion and philosophy in the field of education. In this context, the meanings attributed to religion and philosophy in the process of ensuring the unity of society and empowerment of people are displayed. In the final analysis to discuss how religion and philosophy are associated and graded among themselves in his philosophy of education.
- MakaleAçık Erişim2021An Investigation on the Links Between Prosociality, Empathic Tendency, and Religiousness
Korkmaz, Sezai; Hacıkeleşoğlu, Hızır
In this study, prosocial behaviors including helping, altruistic behaviors, giving, forgiveness, thinking and prioritizing someone else, and the relationship between empathic tendency and religiosity were discussed. Correlation, regression and mediation analysis between prosociality, empathic tendency and religiosity were investigated in the study in accordance with this purpose. In this quantitative study, the Prosociality Scale developed by Ayten and Korkmaz, the Empathic Tendency Scale developed by Dökmen and the Individual Religiosity Scale developed by Zagumny et al. were used. Relational survey and documentation methods were used in the research. The sample of the study consists of 267 volunteers. 83 (31.1%) of the respondents are male, 184 (68.9%) are women. Age range varies between 17 and 60, the average age in the study is 25.61. According to the findings of the study, positive significant relationships were found between individual religiosity with prosociality, empathic tendency and religious practices. There were positive and significant relationships between prosociality with religious practices and empathic tendency. Individual religiousness predicted both prosociality and empathic tendency, while religious practices only predicted prosociality. Individual religiosity partially mediated the relationship between empathic tendency and prosociality.
- MakaleAçık Erişim2021A Comparison of Fiqh (Islamic Jurisprudence) and Tasawwuf (Sufism) In Terms of Purpose
Çatak, Adem; Yilmaz, Fetullah
In the Islamic scientific tradition, kalam (fundamental Islamic beliefs), fiqh (Islamic jurisprudence), and tasawwuf (Sufism) are considered as three branches of Islamic science that\ris directly concern life. In this article, fiqh and tasawwuf which are mentioned above, are compared in terms of their objectives. The study involves an introduction and two sections. In the\rintroduction, definitions, subjects, virtues, sources, purposes, and other relevant issues of these branches are mentioned and the objectives of fiqh and tasawwuf are compared. In the first\rsection, general aims and benefits of both tasawwuf and fiqh are explicated, while the specific\rpurposes and benefits of both branches are discussed in the second. Special purposes are also\rdiscussed in terms of their contribution to the establishment and continuation of the individual\rand social order. Individual and social purposes are evaluated in compliance with the general\rclassification of the subjects of fiqh. The said classification covers the fields of prayers, deeds,\rmarriage (family) and criminal law. Fiqh and tasawwuf, both of which are common in being practical sciences, are evaluated according to their common and divergent features in terms of their\rgoals and purposes, and it is emphasized that they complement each other in religious living.
- MakaleYalnız künye2021Derrıda’nın hz. ibrahim okuması: derrıda’nın derrıdacı bir eleştirisi
Gülay, Peyami Safa
Jacques Derrida Hz. İbrahim kıssasıyla, özellikle de Kierkegaard bağlamında yakından ilgilenmiştir. Bu bağlam, kıssanın Eski Ahit’deki versiyonunu baz almaktadır. Kıssada gerçekleşen hadise Derrida için din, kurban, etik, sorumluluk gibi önemli kavramlar çerçevesinde yapılabilecek bir tartışmayı mümkün kılar. Derrida kıssayı, ondan hareketle yaptığı çıkarımların İslâm dini için de geçerli olabileceğini düşünerek okur. Fakat bunu yaparken, Kuran’daki açık ve Derrida’nın çıkarımları açısından önemli değişikliklere yol açacak farkları gözetmeden yapar. Üstelik Derrida’nın kıssanın Kuran’da da tekrarlandığını bildiği, bizzat kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır. Derrida hem farkları gözetmez fakat hem de yaptığı çıkarımları sanki bu farklar söz konusu değilmiş gibi geneller. Bu kayıtsızlık Derrida düşüncesinin genel yapısı açısından bir çelişkiye yol açacaktır. Böylelikle Derrida, sıklıkla kınadığı bir şeyi yapıyor gibi görünür: Ötekinin farklarını görmezden gelerek, onu aynıyla kaynaştırır. Bu makalenin konusu, kıssanın Kuran’daki farklardan hareketle okunduğunda ne gibi değişikliklerin meydana geleceği hususu değildir. Bu makale öncelikle Derrida’nın öteki kategorisine yönelik hassasiyetlerini görünür kılmaya çalışmaktadır. Sonra da Derrida’nın okumasında farklara yönelik olarak tespit edilen kayıtsızlıktan hareketle Derridacı bir eleştiri geliştirmeye yönelmektedir. Sonuçta, fark fikrini oldukça önemseyen bir düşünür olarak Derrida’nın bu kıssaya yönelik okuması özelinde düşüncesindeki bu hassasiyetten taviz verdiği çıkarımına varmaktadır.
- MakaleYalnız künye2021Fıkıh tarihi açısından osmanlı son dönem hâkimlerinden mihail îd el-bustânî’nin merci‘u’t-tullâb adlı eseri
Yilmaz, Fetullah
İlimde esas olan birikim üzerine kurulu olmaktır. Şer’i ilimler açsından da bu önemli ve gereklidir. Ancak yaşadığımız zaman ile Osmanlı son dönemi arasında ciddi bir kopukluk görülmektedir. Bu dönemde yazılan eserlerin ve tartışılan meselelerin boyutlarının henüz tam olarak tespit edildiğini söylemek zor görünmektedir. Bu durum mevcut ülke sınırlarımız için olduğu kadar, Osmanlı hakimiyetinde bulunmuş yerler için de söz konusudur. Osmanlı’da fıkhın nasıl uygulandığı, yönettiği coğrafya üzerinden tespiti önemli bir husustur. Bu açıdan Osmanlı son dönem Lübnan’ında hâkimlik yapmış Mihâîl el-Bustânî’nin Merci‘u’t-tullâb adlı eseri dikkate değer tespitler içermektedir. Makalede iki ana husus üzerinde durulacaktır. Birincisi, müellifin hayatı, fıkıh, fıkıh öğrenimi, tatbikatı ve Mecelle’ye ilişkin yaptığı değerlendirmelerdir. Yazar, fıkıh ilmini öğrenmek ve öğretmek için yıllarca çalışmış, ayrıca bir hâkim olarak onu tatbik etmiştir. Dolayısıyla alanın sıkıntılarını yakından görmüştür. İkincisi ise eserde muamelat konularının tasnifi biçimidir. Bu tasnif; Batı kaynaklı borçlar hukukunun genel hükümler ve özel hükümler ayrımına benzemektedir. Fakat yazarın, bu tasnifi, ithal etmek yerine fıkıh ilminin konularını dikkate alarak yaptığı görülmektedir.






