Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Terakki ve Tekâmül Fikrinin Son Dönem Osmanlı Kelâm Düşüncesine Etkileri
Atalay, Abdurrahman
Bu makale, ilerleme düşüncesinin Batı düşünce tarihinde geçirdiği kavramsal dönüşümü tahlil etmekte ve bu düşünsel arka planın son dönem Osmanlı kelâm düşüncesine yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır. İlerleme fikri, hayatın başlangıcı, anlamı ve nihai istikametine dair insanî arayıştan doğmuş; tarih ve tabiat tasavvurlarındaki değişimlere paralel olarak farklı dönemlerde farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Antik çağın durağan ve döngüsel kozmoloji anlayışı içerisinde ilerleme prokope kavramı ile sınırlı ve niteliksel bir gelişim şeklinde ele alınırken, Orta Çağ’da teolojik ve hiyerarşik düzen çerçevesinde ahlâkî ve ruhsal kemâli ifade eden profectus anlayışı ön plana çıkmıştır. Yeni Çağ’da ise tarih ve tabiatın lineer bir gelişim süreci olarak kavranmasıyla birlikte ilerleme, sürekli değişim ve mükemmelleşmeyi esas alan progresus kavramı üzerinden temellendirilmiştir. Modern dönemde ilerleme düşüncesi, bilimsel devrimler ve Aydınlanma felsefesiyle birlikte ontolojik ve epistemolojik bir ilke hâline gelmiş; bu doğrultuda pozitivist, materyalist, Darwinist ve sosyal Darwinist teoriler insanlık tarihini ve insanla ilişkili tüm alanları geleceğe doğru zorunlu ve kesintisiz bir gelişim süreci olarak açıklamıştır. Evrimci tarih anlayışının belirleyici olduğu bu yaklaşım, yalnızca tabiat bilimleriyle sınırlı kalmamış; toplum, kültür, ahlâk ve din gibi alanlara da teşmil edilmiştir. Bu çerçevede dinî inançlar ve geleneksel kabuller, aşkın ve değişmez hakikatler olmaktan ziyade tarihsel şartlar içerisinde ortaya çıkan ve zamanla gelişen olgular olarak yeniden yorumlanmıştır. Batı’da güçlü bir teorik ve kavramsal zemin kazanan ilerleme paradigması, modernleşme süreçleri aracılığıyla Osmanlı entelektüel dünyasına taşınmış; özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren terakki ve tekâmül kavramları etrafında yeni bir düşünsel çerçevenin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Siyasî, askerî, malî ve sosyal alanlarda yaşanan çözülmelerin yanı sıra modern bilim ve felsefenin etkisi, Osmanlı aydınlarını Batı menşeli ilerleme anlayışıyla yüzleşmeye sevk etmiştir. Bu yüzleşme, klasik kelâmın bilgi, varlık ve tarih anlayışının yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmış ve dinî düşüncenin modern bilimsel söylemle ilişkisi tartışma konusu hâline gelmiştir. Bu makalede, söz konusu ilerleme anlayışının son dönem Osmanlı kelâm düşüncesinde nasıl karşılandığı ve dönüştürüldüğü tarihsel ve karşılaştırmalı bir yöntemle ele alınmaktadır. Bu çerçevede, yaklaşımlarıyla dönemin temel bakışını büyük oranda temsil eden Musa Kâzım Efendi (ö. 1920), Filibeli Ahmed Hilmi (ö. 1914), İzmirli İsmail Hakkı (ö. 1946), Elmalılı Muhammed Hamdi (ö. 1942), Ömer Nasûhî Bilmen (ö. 1971) ve Aksekili Ahmet Hamdi’nin (ö. 1951) yaratılış, ilk insan, dinlerin zuhuru ve tarihsel gelişimi gibi temel kelâmî tartışmalardaki tutum ve görüşleri mukayeseli olarak incelenmektedir. Çalışma, bu mütefekkirlerin Batı kaynaklı ilerleme ve evrim düşüncesi karşısında geliştirdikleri eleştirel ve uzlaştırıcı tutumları ortaya koymayı; İslâmî geleneğin temel kabullerini koruyarak modern düşünceyle nasıl bir denge kurmaya çalıştıklarını göstermeyi hedeflemektedir. Bu yönüyle makale, Osmanlı kelâm düşüncesinin modernlik karşısındaki dönüşümünü anlamaya katkı sunmayı amaçlamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2026İlmi Kelâmdan Halk Kelâmına: Vesîletü’n-Necât’ın İtikâdî İşlevi
Atalay, Abdurrahman
Bu çalışma, Süleyman Çelebi’nin (ö. 825/1422) Vesîletü’n-Necât adlı eserini klasik ilmi kelâm geleneği ile Osmanlı halk Müslümanlığı arasındaki ilişki bağlamında ele almakta ve eserin ilmi kelâmdan halk kelâmına uzanan aktarım sürecindeki konumunu incelemektedir. Araştırma, birbirini tamamlayan iki temel problem etrafında şekillenmektedir: Birincisi, sistematik kelâm literatüründe kavramsal ve mantıkî delillendirmelerle temellendirilen ulûhiyet, nübüvvet ve âhiret gibi iman esaslarının, sembolik anlatımlar ve olağanüstü ifadeler aracılığıyla Vesîletü’n- Necât’ta yeniden inşası; ikincisi ise bu yeniden inşanın Osmanlı halk Müslümanlığının dinî zihniyet ve kabullerinin teşekkülündeki işlevsel boyutudur. Metin tahlili ve karşılaştırmalı analiz yöntemleri doğrultusunda eserdeki kelâmî temalar, klasik Sünnî kelâm geleneğiyle ilişkileri çerçevesinde incelenmektedir. Bu kapsamda Vesîletü’n-Necât’ta yer verilen ulûhiyet ve özellikle nübüvvet bahisleri bağlamında mucize, mi‘rac ve şefaat tasavvurları ile sahâbe ve hilâfet anlayışı ilmi kelâm metinleriyle mukayeseli biçimde değerlendirilmektedir. Kelâmî muhtevayı tasavvufî-edebî bir üslupla yeniden ele alan eserin Hz. Peygamber merkezli nübüvvet ve şefaat tasavvurunun Osmanlı-Türk halk Müslümanlığı içerisindeki görünümüne işaret edilmektedir. Diğer taraftan Vesîletü’n-Necât, Sünnî kelâm ve tasavvuf geleneğine yaslanarak kolektif hafızada karşılık bulan bir inanç dili üretmekte ve bu yönüyle toplumsal ve siyasî aidiyetin inşasıyla ilişkili bir bağlam oluşturmaktadır. Fetret gibi siyasî ve toplumsal bütünlüğün zayıfladığı bir dönemde, kriz ortamının Hz. Peygamber merkezli bir inanç ve duygu dünyası etrafında aşılmaya çalışılması ve bu doğrultuda ortak bir dinî tasavvurun yeniden inşa edilmesi dikkat çekicidir. Bunların yanı sıra eser, itikâdî meseleleri yalnızca kelâmî bir söylem içinde değil, tasavvufî bir neşve ile de ele alarak katmanlı bir din anlayışının teşekkülüne de imkân tanımaktadır. Bu durum, ilmiye ile halk arasında farklı düzlemlerde işleyen din anlayışlarına da kuvvetle işaret etmektedir. Bütün bu hususlar çerçevesinde Vesîletü’n-Necât, edebî bir metin olmanın ötesinde, Sünnî gelenekle örtüşen bir inanç dünyasını yansıtan; gelenek ve merasim boyutlarıyla halk İslâmı’nın toplumsal düzlemdeki görünümünü şekillendiren kurucu metinler arasında yer almaktadır. Tam da bu noktada çalışma, klasik kelâm mirasının toplumun geniş kesimlerinde yeniden üretim biçimlerini Vesîletü’n-Necât üzerinden görünür kılmayı; halk kelâmı kavramını analitik bir çerçevede tartışarak Halk Müslümanlığı-Kitâbî İslâm tartışmalarına kavramsal ve yöntemsel bir katkı sunmayı hedeflemektedir.
- MakaleYalnız künye2026Phenolic Profiling of Laurus nobilis by LC–ESI–MS/MS: In Vitro Bioactivities and In Silico Enzyme Docking
Bak, Funda Erşen; Canbolat Gültekin, Deniz; Akmeşe, Osman; Atalay, Abdurrahman; Turan, İbrahim; Gültekin, Ergün; Demir, Selim; Aliyazicioglu, Yüksel
This study evaluated the branch, leaf, and fruit extracts of Laurus nobilis collected from Artvin in terms of phenolic composition, antioxidant, antimicrobial, and antidiabetic activities and additionally investigated the binding of selected phenolics to α-amylase/α-glucosidase targets through molecular docking. Using LC–ESI–MS/MS analysis, 31 phenolic compounds were quantitatively identified, with epicatechin, luteolin-7-O-glucoside, and rutin predominating particularly in the branches and leaves. Antioxidant capacity was higher in branches and leaves (total phenolic content [TPC]/FRAP/DPPH IC50: branches and leaves, respectively, 95.27–60.84 mg gallic acid equivalent [GAE]/g, 206.16–162.05 mg Trolox equivalent [TE]/g, and 46.95–113.49 µg/mL). Antimicrobial activity was observed within a minimum inhibitory concentration (MIC) range of 1.25–10 mg/mL; leaves exhibited the strongest effect against Bacillus cereus (1.25 mg/mL), whereas fruits were most effective against Candida albicans (1.25 mg/mL). In antidiabetic evaluation, fruits yielded the lowest IC50 values against α-amylase and α-glucosidase (4.31 and 8.97 mg/mL, respectively), suggesting a “composition-over-quantity” effect despite low total phenolic content. Docking results supported high binding affinities of rutin (α-glucosidase −9.3 kcal/mol; α-amylase −8.1 kcal/mol) and luteolin (−8.6 kcal/mol for both enzymes). Overall, although branches and leaves exhibited strong antioxidant profiles, fruits showed more pronounced inhibitory effects on digestive enzymes; therefore, fractionation studies and in vivo/kinetic validations are recommended.
- MakaleAçık Erişim2025İlk Mekteplerdeki Din Derslerinin Mantığı: Muallim Abdülbaki Örneği
Atalay, Abdurrahman
Öz: Cumhuriyet Türkiye’sinde idareci kadrolardan bağımsız bir din, siyaset, hukuk, ekonomi ve eğitim anlayışının teşekkül etmeyeceği muhakkaktır. Siyasî iktidarın dinî alandaki belirleyici tavrının izleri, kendi beyanatlarının yanı sıra dinî yayınların üslup ve muhtevalarından da takip edilebilir. Özellikle Erken Cumhuriyet Dönemi’nde kaleme alınan din dersi kitaplarının siyasî iktidarın beklentilerini karşılayacak dinî/siyasî esasları ihtiva ettiği bilinmektedir. Bu çerçevede Muallim Abdülbaki’nin (ö. 1982) ilk mekteplerin üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıfları için yazdığı “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” kitabı dönemin siyasî ve dinî ruhunu gösteren önemli yayınlardır. Bu yayınların isim, muhteva ve üslup olarak temsil gücü yüksek olması, çalışmamız için tercih sebebi olmuştur. Cumhuriyet tarihi boyunca din dersi külliyatına ait bu ve benzeri yayınlarla ilgili önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar bağlamında araştırmamızda kelâm ilminin ilke ve yöntemleri çerçevesinde konunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Zira son dönem Osmanlı düşüncesinde Yeni İlm-i Kelâm’ın güncel konuları arasında yer alan materyalist, pozitivist, laik ve seküler yaklaşımların ele alınıp tartışıldığı bilinmektedir. Bu tartışmaların pratik hayatta karşılıkları da olmuştur. Bu beşerî akımlar, dönemin mütefekkirlerinin din-dünya tasavvurlarına ve dolayısıyla dini yorumların şekillenmesine etki etmiştir. Cumhuriyeti kuran kadrolar nezdinde ise bu akımlar, hayatın her alanını düzenlemesi gereken temel prensipler seviyesine çıkarılmıştır. Bu bakış siyasî, sosyal, kültürel, ekonomik sahaya yansımakla kalmamış din anlayışına, inanç, ibadet ve ahlâk gibi dinin temel unsurlarına da kuvvetle sirayet etmiştir. Ayrıca muasır Batı medeniyetine ulaşmak için dinî alanı yeniden tanımlama ve geleneksel din anlayışını tasfiye etme çalışmaları, o dönemin din anlayışının teşekkülünde belirleyici olmuştur. Siyasî merkezin materyalist, pozitivist, laik ve seküler yaklaşımının ve bu yaklaşımıyla doğrudan alakalı olan muasır medeniyet seviyesine çıkma hedefinin dinî alandaki izdüşümlerini araştırmak, çalışmamızın esasını ve kapsamını teşkil etmektedir. Kurucu kadroların din/dünya anlayışı ve bu anlayışın Muallim Abdülbaki’nin din dersi kitaplarındaki yansımalarını tespit edip örnek metinler eşliğinde ortaya koymak, karşılaştırma yapmak ve irtibatlı olduğunu düşündüğümüz kavramlarla kelâm ilminin yetki ve imkânları ölçüsünde ilişkilendirmek de çalışmanın yöntemini oluşturmaktadır. Bu haliyle ele aldığımız konu klasik bir kelam çalışması olmaktan uzak fakat Yeni İlm-i Kelam çalışması olmaya da namzettir.

