Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2024
    İçsel Pazarlama Uygulamalarının Kişi Örgüt Uyumuna Etkisinde Çalışanların Adalet Algısının Aracı İç Girişimcilik Özelliğinin Düzenleyici Rolü: Telekomünikasyon Sektöründe Bir Uygulama

    Akyüz, Ahmet Mutlu; Yazıcı, Yusuf

    Bu araştırmanın amacı rekabetin arttığı günümüzde avantaj sağlayabilmek için çalışanlara yönelik uygulanan içsel pazarlama uygulamaları ile kişi örgüt uyumu, örgütsel adalet algısı ve iç girişimcilik değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma telekomünikasyon sektöründe hizmet veren bir işletmenin 658 müşteri ilişkileri çalışanının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. İçsel pazarlamanın kişi örgüt uyumuna (KÖU) etkisinde eğitim-gelişim (EG), ücret-ödüllendirme (ÜÖ), güçlendirme (G), iç iletişim (İİL) boyutlarının anlamlı etkisi tespit edilirken esnek çalışmanın (EÇ) etkisi tespit edilememiştir. İçsel pazarlamanın kişi örgüt uyumuna etkisinde Dağıtım adaletinin (DA) aracı etkisi olarak; ücret-ödüllendirme, güçlendirme ve esnek çalışma boyutlarında aracılık etki tespit edilirken eğitim-gelişim, iç iletişim boyutlarında tespit edilememiştir. İçsel pazarlamanın kişi örgüt uyumuna etkisinde İç girişimciliğin(İG) düzenleyici etkisi olarak; iç iletişim ve esnek çalışma boyutlarında düzenleyici etki tespit edilirken eğitim-gelişim, ücret-ödüllendirme, güçlendirme boyutlarında düzenleyici etki tespit edilememiştir.

  • MakaleYalnız künye2024
    Teknolojik Direnç ve Havalimanı Deneyiminin Bibliyometrik Analiz ile İncelenmesi

    Atalık, Özlem; Polat, Güler

    Havalimanları günümüzde önemli birer iş merkezi haline dönüşmüştür. Bu yönüyle havalimanları, sadece havayolu ulaşım hizmeti vermenin yanı sıra birçok farklı iş modelini de bünyesinde barındırmakta ve yoğun bir rekabete sahne olmaktadır. İşletmeler rekabet üstünlüğü sağlayabilmek için yolculara sundukları havalimanı deneyiminin eşsiz olmasına önem vermektedirler. Bu kapsamda en çok yararlandıkları faktör ise teknolojidir. Havalimanlarının teknolojiye son derece duyarlı olmalarının sebeplerinden biri rekabet üstünlüğü sağlama amaçlarıdır. İşletmelerin sunulan teknolojiden maksimum fayda sağlayabilmesi yolcuların teknolojiyi benimseme ve kabul etme düzeylerine göre değişmektedir. Bu kapsamda yolcuların teknolojik dirençleri belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, havalimanı deneyimi ve teknolojik dirence ilişkin mevcut literatürü bibliyometrik analiz yöntemiyle analiz etmeyi ve literatürün yönüne ilişkin bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Bu süreçte 1981-2024 yılları arasında indekslenen 6,188 çalışmanın incelenmesi için R tabanlı Bibliometrix yazılımı kullanılmıştır. Araştırma bulguları, Efsa Journal’ın yayın performansı açısından literatüre öncülük ettiğini göstermektedir. Amerika’dan araştırmacılar, ülke olarak literatüre en yüksek katkıyı sunmaktadır. Aynı zamanda sağlık ve genetik alanında teknolojik direnç ile ilişkili çalışmaların nispeten daha yoğunlukta olduğu bulunmuştur. Bilimsel haritalama tekniği vasıtasıyla ortaya çıkan araştırma temalarının (technological change,technological properties, technological advances, mechanical properties vb.) ise araştırmacılara yol göstermesi beklenmektedir.

  • MakaleYalnız künye2024
    Orman Köylülerinin Orman Kadastrosu Çalışmalarına İlişkin Görüşleri Üzerine Bir Değerlendirme

    Komut, Osman; Özdemir, Faruk

    Bu çalışmada, orman kadastro uygulamalarının devam ettiği alanlarda, orman köylülerinin bu çalışmalara ilişkin farkındalık düzeyi, algı ve görüşlerinin analizi amaçlanmıştır. Çalışma Gümüşhane ili kapsamında 3 farklı ilçe ve bunlara bağlı 29 farklı orman köyünde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak yüz yüze uygulama esasına dayalı anket kullanılmıştır. Araştırma ölçeği; orman kadastrosunun faydaları, bilgilendirme ve yöntem kabul edilirliği, belge ve itirazların dikkate alınması, orman kadastrosu gerekliliği ve kararların kabul edilirliği ile uygulama sonuçları ve sorun çözüm yeterliliği olmak üzere 5 alt grup esasında ele alınmıştır. Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis H testlerinin kullanıldığı istatistik analizlerde, katılımcıların yerleşik bulunduğu ilçe, eğitim durumu, arazisinin tescil durumu ve ormandan gelir elde etme değişkenleri için farklı ölçek alt grupları için anlamlı (p<0,05) görüş farklılıkları tespit edilmiştir. Çalışma sonuçları, orman köylülerinin orman kadastrosu hakkındaki kaygılarının orman kadastro komisyonunun alacağı kararların kabul edilirliği ve bu uygulamanın orman köylülerinin arazi mülkiyeti sorunlarını çözme yeterliliği üzerinde yoğunlaştığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler:

  • MakaleAçık Erişim2024
    A Study on Youth’s Digital Political Participation in Türkiye

    Taşçıoğlu, Raci; Sarıhan, Zekeriya

    Citizens’ existence in the political arena and their active initiatives in the decision-making and policy-making process represent a manifestation of today's understanding of direct democracy. In the historical process, we see that when citizens are able to influence political power or political actors with various tools, methods, and techniques, they are eventually able to make decisions in their favor. Today, however, it can be seen that citizens are staying away from the political field either by their own choice or through state policy. The purpose of this study is to reveal the participation rate and dimension of first-time young voters, who are one of the most important groups of voters, in digitalized politics. While target of the study is constituted by young people that will vote for the first time in the 2023 general elections, the sample chosen for this research includes 646 university students between the ages of 17 and 22, determined by simple measurement, one of the non-probability operating methods from this universe. Research data was obtained by using the quantitative research methods and the questionnaire technique. In this respect, the analysis was performed with the SPSS 22 package program. The study concludes that the participation of young people in digitalized politics is low.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex4TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Fiziksel Risk Faktörlerinin Tıbbi Görüntüleme Ünitelerindeki Sağlık Çalışanları Tarafından Risk Durumuna Göre Önceliklendirilmesi

    Mansur, Fatma; Ciğerci, Kübra

    Amaç - İş sağlığı ve güvenliği (İSG), çalışanların meslek hastalıkları ve iş kazalarının önüne geçebilmek için uygulanması gereken kuralları içermektedir. İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin Tehlike Sınıfları Listesi Tebliği’nde radar, x ışınları ve diğer zararlı radyasyon yayan ışınlarla çalışma yapılan işler “çok tehlikeli işler” sınıfında yer almaktadır. Sağlık çalışanları bu ortamda meslekleri ile ilişkili bazı tehlike ve risklere maruz kalmaktadır. Bu tehlike ve risklerden biri de fiziksel tehlike ve risklerdir. Araştırmada, bu ortamda çalışan tıbbi görüntüleme ünitelerindeki sağlık çalışanları ile görüşülerek fiziksel tehlike ve riskler içinde önceliklendirme yapılması amaçlanmaktadır. Yöntem - Araştırmaya Gümüşhane ve Trabzon Fatih Devlet Hastanesi tıbbi görüntüleme ünitelerinde görev yapan 23 sağlık çalışanı dâhil olmuştur. Bu görüşmeler sonucunda bulguların değerlendirmeleri Entropi tabanlı çok kriterli karar verme (ÇKKV) tekniklerinden yararlanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada çalışanlar tarafından fiziksel risk faktörleri en yüksek risk düzeyinden en düşük risk düzeyine doğru önceliklendirilmiştir. Bulgular - Araştırmada, iş sağlığı ve güvenliği meslek risklerinden fiziksel tehlike ve riskler ele alınmıştır. Fiziksel tehlike ve riskler; radyasyon, basınç, gürültü, toz, termal konfor, aydınlatma ve titreşimi içermektedir. Çalışanların değerlendirmelerine göre; fiziksel riskler arasında en yüksek risk düzeyi radyasyon iken en düşük risk düzeyi titreşim olarak belirlenmiştir. Tartışma – Hastanelerin tıbbi görüntüleme birimleri, tüm birimlerden gönderilen hastalara hizmet vermektedir. Yoğun çalışan bu birimde çalışanların karşılaştığı tehlike ve riskleri önlemek için sağlık kurumları yöneticileri tarafından önlemlerin alınması gerekmektedir. Araştırma sonucunda ortaya çıkan önceliklendirme ile atılacak olan adımlarda karar sürecinin hızlanacağı düşünülmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Havacılık Sektöründe Örgütsel Sessizliğin Öncüllerinin İncelenmesi

    Vural, Mehmet Fatih; Vural, Selvi

    Amaç – Çalışmanın amacı, havacılık sektöründe örgütsel sessizliğin öncüllerini belirlemektir. Buna bağlı olarak, havacılık sektöründe faaliyet gösteren havayolu, hava aracı bakımı, yer ve yolcu hizmetleri gibi çok sayıdaki işletmede ya da örgütte sessizliğe neden olan unsurlara yönelik önceden önlem alınması hedeflenmektedir. Yöntem- Araştırmada, veriler nitel yöntem aracılığıyla elde edilmiş ve çalışan düzeyindeki 30 katılımcı ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada tematik içerik analizinden yararlanılmış olup veri analizleri NVIVO yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular- Elde edilen bulgulara göre; havacılık sektöründe en yaygın görülen sessizlik türü kabullenici sessizlik olup nispeten daha az ölçüde de olsa bilhassa kadın çalışanlar tarafından korumacı (prososyal) sessizlik davranışının sergilendiği görülmektedir. Araştırma bulguları sektörde sessizliğin büyük ölçüde örgütsel birtakım öncüllerden kaynaklı olduğunu fakat havacılık sektöründe bu nedenler arasında yöneticiye duyulan güvenin de yer aldığını göstermektedir. Öte yandan, az sayıdaki çalışanın sessizliği bireysel öncüllere dayanırken, kültürel nedenlerden ise güç mesafesinin yanı sıra havacılık sektöründe kollektif bir yaklaşımla hareket edilmesi nedeniyle toplulukçuluk kültürünün de örgütsel sessizliğin öncülleri arasında yer aldığı bulgusuna ulaşılmıştır. Tartışma- Havacılık sektöründe, yalnızca savunmacı sessizlik türüne hiç rastlanmamıştır ve bu durum hem toplulukçu kültürlerde savunmacı eylemlerin düşük olması hem de yöneticiye duyulan güvenin zayıf olduğu örgütlerde çalışanların savunma davranışında bulunmaması olmak üzere iki temelde açıklanmaktadır. Bir diğer konu, sadece kadın çalışanların korumacı (prososyal) sessizlik davranışları sergilemesi cinsiyet temelli bir yaklaşımla erkeklere nazaran duygusal bağlılığının yüksek düzeyde olmasından kaynaklanmaktadır. Yöneticilerine güven duymayan çalışanların sessizlik davranışları sergilediği görülmekte, pek çok sektörde olduğu gibi havacılık sektöründe de yöneticiye duyulan güven aracılığıyla örgüt içi iletişim arttırılarak ya da etkin kılınarak örgütsel sessizliğin azaltılabileceğine inanılmaktadır. Yazında, kültürel unsurlardan sadece güç mesafesinin örgütsel sessizliğin bir nedeni olduğundan bahsedilmekteyken, elde edilen bulgulara göre havacılık sektöründe çalışanların toplulukçuluk eğiliminin de örgütsel sessizliğin öncüllerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Elbette, bu durum havacılık sektörünün kendine özgü bir nitelik taşıyabilmekte, ancak farklı sektörlerde gerçekleştirilecek araştırmalar ile konunun sektöre özgü bir nitelik taşıyıp taşımadığının ortaya koyulabileceği düşünülmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Tarım ve Balıkçılık Sektörlerinde Karlılığın Belirleyicileri: TCMB Sektör Bilançolarıyla Panel Veri Analizi (1996 – 2021)

    Kekül, Okan

    Amaç - Bu çalışmada, TCMB bünyesinde bulunan ve reel sektör istatistikleri çerçevesinde yayınlanan bilanço, gelir tablosu ve finansal oranlardan faydalanılarak tarım ve balıkçılık sektörlerinde bulunan işletmelerin karlılığını etkileyen faktörlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem - Karlılığı etkileyen faktörler olarak literatürdeki çalışmalar temel alınmış ve bu bağlamda aktif karlılık çalışmanın bağımlı değişkenini temsil etmiştir. Bağımsız değişkenler ise borçlanma oranı, öz sermaye devir hızı, aktif devir hızı, büyüklük, asit-test oranı, cari oran, kaldıraç oranı, alacak devir hızı ve faiz kazanma oranı şeklinde meydana gelmektedir. Çalışmada panel veri analiz yöntemi kullanılmış ve çalışma, panel veri statik modelleri ile yürütülmüştür. Bulgular - Aktif karlılık ile kaldıraç oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde bir ilişki; aktif karlılık ile öz sermaye devir hızı ile pozitif yönlü bir ilişki gözlemlenmiştir. Aktif karlılık ile diğer bağımsız değişkenler arasında herhangi bir anlamlı ilişki tespit edilememiştir. Tartışma - Tarım ve balıkçılık sektöründe yer alan işletmelerin yüksek kaldıraç kullanımı finansal risk olarak açıklanabilmektedir. Yüksek kaldıraç oranı, finansal olarak değerlendirildiğinde daha fazla borca sahip olma şeklinde ifade edilebilmektedir. İşletmelerin daha az borç kullanarak aktif karlılığı (ROA) arttırabileceği düşünülmektedir. Ayrıca teknolojik gelişmelerin takip edilmesi, etkinlik ve verimliliğe yönelik stratejiler belirlenmesi, doğal kaynaklardan sürdürülebilir koşullarda fayda sağlanması, aktif karlılık ile öz sermaye devir hızı arasındaki pozitif ilişkiyi destekleyebileceği düşünülmektedir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Türk İslâm Edebiyatında Edebî Bir Tür Olarak Resm-i Osmânî Konulu Manzumeler ve Cefâyî’nin Resm-i Hatt-ı Kur’ân’a Dâ’ir Manzûme’si

    Doğan, Hasan

    Şiirin eğitim ve öğretimdeki etkinliğini fark eden İslâm âlimleri, mensur olarak aktarıldığında ezberlenmesi zor olan bazı meseleleri manzum olarak ele alarak şiiri İslamî ilimlerin aktarılmasında bir araç olarak kullanmışlardır. Kur’an, sünnet ve edebiyatın kesiştiği bu noktada şiirle ilgilenen âlimlerin birtakım çabaları sonu-cunda tefsir, siyer, hadis, akaid, fıkıh, tecvit gibi konularda geniş bir manzum gelenek oluşmuştur. Asırlar boyunca devam eden bu anlayışın ve çabanın neticesinde yurt için ve yurt dışı kütüphanelerinde manzum tefsir, siyer, hadis tercümeleri, akaid-nâme, tecvit gibi türlerde sayısız örnekle karşılaşmaktayız. Kur’an ve şiirin kesiştiği noktada neşet edip gelişen türlerden biri de Resm-i Mushaf yahut Resm-i Osmânî konulu manzumelerdir. Başta İslâm topraklarının genişlemesi olmak üzere, siyasi, sosyal ve dinî çeşitli sebepler Kur’an’ın çoğaltılıp İslam coğrafyasının önemli merkezlerine gönderilmesini gerektirmiş ve bu ihtiyaca binaen Hz. Osman zamanında bir heyet kontrolünde Mushaf istinsah ettirilmiştir. İslâm âlimleri, Kur’an nüshalarının Hz. Osman’ın onayından geçen Mushafla aynı düzende olmasına ihtimam göstermişler ve Resm-i Mushaf, Mushaf-ı ‘Osmânî veya Mesâhif-i ‘Osmâniyye adı verilen kurallar belirlemişlerdir. Kur’an imlasıyla ilgili olan bu kurallar zamanla yeni bir disiplin teşekkül ettirmiş ve bu sahada çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Şiire ilgisi olan bazı âlimler de söz konusu kuralları manzum olarak kaleme almışlardır. İlk olarak Arap dün-yasında örneklerini gördüğümüz bu manzumeler zamanla Türkçeye de aktarılmıştır. Şairlik kudreti olan bazı Türk âlimler de söz konusu tercümeleri nazmen yapmışlardır. Bu çalışma tercüme veya telif olsun Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış Resm-i Mushaf konulu manzumelere odaklanmaktadır. Bu çalışmada öncelikle kütüphanelerde örneklerine rastlanan ilgili manzumeler tespit edilmiş, ardından Cefâyî mahlaslı bir şair tarafından kaleme alınmış Resm-i Hatt-ı Kur’ân’a Dair Manzume adlı eser incelenmiştir.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Şerhu İleli’t-Tirmizî’deki Eleştiriler Bağlamında Kûfeli Fakihler Ve Hadis Rivayeti

    Futsi, Ali Fuat

    Ehl-i hadis ile ehl-i re’y arasında sünnete yaklaşım ve hadislerin kabulü gibi konularda metot farklılığından kaynaklanan ihtilaflar uzun asırlar boyunca devam etmiştir. Fukahâ olarak bilinen ehl-i re’yin fıkıhla olan yoğun iştigali ve hadisçilerden farklı olarak rivayetlerin kabulünde ortaya koydukları diğer kriterler sebebiyle, ehl-i hadis onları gerek metin gerekse sened açısından hadis bilgilerinin yetersiz olmasıyla itham etmiştir. Öyle ki, ricâl ve tabakât türü eserlerde bir râvinin sadece ehl-i re’yden olması sebebiyle cerh edildiği bile görülebilmektedir. Ehl-i re’yin rivayetlerinin tartışma konusu yapılması, sonraki asırlarda da devam etmiş hatta VIII. yüzyılda yaşamış olan İbn Receb el-Hanbelî’nin (ö. 795/1393) Şerhu İleli’-t-Tirmizî adlı eserinde bile konuyla alakalı müstakil bir başlık yer almıştır. İbn Receb, fukahâ’nın hadisleri ezberlemediği, senedleri karıştırdığı, metinleri mâna ile rivayet ettiği gibi birçok iddiada bulunmaktadır. Onun sözleri, fukahânın neredeyse hiç hadis bilmeyen kimseler oldukları anlamını çağrıştırmaktadır. Fıkıh ve re’y denilince ilk akla gelen yer Irak, daha özelde ise Kûfe şehridir. Abdullah b. Mesʻûd’un (ö. 32/652-53) şehre gelmesiyle başlayan ilmî faaliyet neticesinde burada birçok önemli isim yetişmiş ve bölgede aynı faaliyeti devam ettirmişlerdir. Bu nedenle bu çalışmada, başta İbn Mes’ûd’un öne çıkan talebelerinden başlanarak, İbn Receb’in ismini zikrederek eleştirdiği isimlere kadar ilk dönem Kûfe fakihlerinin hadis ilmi açışından hangi konumda bulunduklarının aydınlatılması hedeflenmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Ehlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” Adlı Romanında Sembol

    الأحمد, محمد

    Çağdaş Arap romanı, niteliğiyle günümüzün yaygın edebiyat türlerinden biridir. Sanat zenginliğini gerçekleştirebilmek için yenilikleri araştırma girişimlerinde çağın ruhuna ve değişikliklerine uyum sağlamaya çalışır. Bunu da alışılmışın dışında ifadeler kullanarak yapar. Bunların arasında geleneksel romana benzemesi mümkün olmayacak şekilde semboller kullanır. Bu farklılığını göstermek için geleneksel romanın kurallarını tümden değiştirir. Cezayir asıllı Ahlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” adlı romanı sadece duygusal bir roman gibi gözükmektedir. Ancak derinlerine inildiğinde birçok sembolle karşılaşılır. Bu roman, yazarın yaşadığı toplumun çağdaş, siyasi ve sosyal problemlerini irdelediği gibi, çağımızda Arap ülkelerinde yaşanan önemli tarihi olayları da çağrıştırır. Bu makale, Ahlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” adlı romanını kısaca tanıtmaya çalışır. Ardından da sembolün anlamı ve önemi üzerinde durur daha sonra da romandaki sembollerin eşsiz güzelliğine ışık tutar. Araştırmada birçok sonuca ulaşıldı; bunlardan en önemlisi, yazarın romanını oluştururken başta romanın başlığı, üç rakamı, ney, yer ve karakterlerin adları olmak üzere çeşitli sembollerden yararlanmasıdır. Yazar, yirminci yüzyılın son on yılında memleketi Cezayir'de yaşanan siyasi ve toplumsal olayları bu sembollerle ilginç bir üslupla dile getirmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    İstanbul Yazma Eser Kütüphanelerinde İbnu’l-Mukaffa‘a Nispet Edilen Eserler

    Kuyanay, Mehmet

    Arap edebiyatında edebî nesrin öncüsü sayılan Abbasîlerin ünlü kâtibi ve aynı zamanda Kelile ve Dimne’yi Farsçanın eski hali olan Pehleviceden Arapçaya tercüme eden Fars kökenli Abdullah İbnu’l-Mukaffa‘a telif ve tercüme olarak pek çok eser nispet edilmiştir. Ancak ona nispet eden eserlerden bir kısmı biraz da onun sonradan Müslüman oluşunun şüpheyle karşılanması, zındıklıkla itham edilmesi, Kur’ân’a muaraza yapmaya çalıştığı iddiası gibi sebeplerin de etkisiyle günümüze ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan eserlerden bir kısmı ise yeterli derecede tanınmamıştır. Söz gelimi onun el-Fevâʾid ve’l-kalâid, isimli eseri, sadece Alman Şarkiyatçı Carl Brockelmann (1868-1956) tarafından sadece ismen zikredilmiştir. Bu çalışma da onun İstanbul’daki yazma eser kütüphanelerindeki eserleri ile ilgilidir. Zira bu kütüphanelerde bulunan ve ona ait olan eserlerden bir kısmı gerek Arap edebiyatında gerek diğer edebiyatlarda henüz tanınmamaktadır. Bununla birlikte bazı eserlerinin orijinalinin de bu kütüphanelerde bulunan eserlerden alundığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada onun bilinen eserlerinin yanında bilinmeyen eserlerinin de tanınması ihtiyacına cevap mahiyetinde, bu makale ele alınmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    17. yüzyıl rasyonalistlerinde matematiksel yöntem

    Üner, Aslı

    17. yüzyıl filozoflarının amacı, en genel haliyle, insan aklının bilimde somutlaşan başarısını örnek alarak felsefede de tıpkı bilimde olduğu gibi kesin bilgiye ulaşılabileceğini göstermektir. Bunun için ilk olarak bilgiyi elde etme yolunda izlenmesi gereken yöntemin detaylı bir betimlemesini yapmışlardır. Bilim cephesinde Kepler, Galileo ve Newton gibi isimlerin evreni matematiğe dayalı bir şekilde açıklama girişimleri, matematiğin bir düşünme yöntemi olarak giderek daha fazla ön plana çıkmasına yol açmıştır. Bu dönemde matematiksel araştırma yöntemleri fiziksel olguların incelenmesine olanak sağlarken felsefede de kesin bilgiye ulaşmak için bir model olarak görülmüştür. Descartes, Spinoza ve Leibniz gibi rasyonalist filozoflar otoritelerin değil insanın kendi aklını rehber olarak kullanması ve buradan hareketle bizi hakikate ulaştıracak yöntemin matematik olduğu konusunda hem fikirdir. Bu makalede amacım üç büyük rasyonalist filozofun, aralarındaki benzerlik ve farklılıklardan yola çıkarak, matematiksel yöntemi kendi felsefelerine nasıl uyguladıklarını göstermeye çalışmaktır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Arama Kurtarma Çalışanlarının Bilgi Teknolojilerine Yönelik Tutumları ve Kullanımları

    Şahinöz, Saime; Tazegül Bekci, Ayşe

    Her yıl çok sayıda doğa olayı meydana gelmekte ve doğa kaynaklı olaylardan meydana gelen kayıpların önde gelen nedenlerinden biri bilgi ve teknoloji eksikliği olarak görülmektedir. Bununla birlikte teknolojideki değişimler ve bilgi birikimindeki hızlı artış, toplumda önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Bu çalışma, Türkiye'nin Adana ilindeki AFAD ve İtfaiye çalışanlarının teknoloji tutumlarını ve bilgi teknolojileri kullanım düzeylerini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma kesitsel bir tasarım kullanılarak gerçekleştirilmiş ve bu kuruluşlardaki hem yöneticilere hem de çalışanlara anket uygulanmıştır. Demografik bilgilerin yer aldığı bilgi formu, teknolojiye ilişkin tutumlara yönelik ölçek ve bilgi teknolojileri kullanım düzeyini ölçen bir ölçek olmak üzere üç ölçek kullanılmıştır. Toplanan veriler, açımlayıcı faktör analizi (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) gibi çeşitli istatistiksel teknikler kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlar, genel olarak, çalışanların müdahalelerinde ve işle ilgili diğer görevlerinde teknoloji kullanımına yönelik olumlu bir tutum sergilediklerini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, çalışanların teknolojiye ilişkin tutum düzeylerinin reel kullanım düzeylerinden daha fazla olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, çalışmada sayısal harita uygulamaları ve coğrafi bilgi sistemi gibi en az kullanılan bazı teknolojiler tespit edilmiştir. Bu bulgular, kuruluşların çalışanları arasında teknolojinin benimsenmesini ve kullanımını artırmaları için değerli bilgiler sağlamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Assessment of Hazards and Risks in a Marble Quarry

    Demir Şahin, Demet; Eker, Hasan

    Potential hazards and risks in marble quarries in Türkiye occur as a result of various factors. These include violations of occupational safety standards, equipment failures, changes in geological structure, lack of worker training and environmental impacts. However; occupational accidents occurring in industrial environments such as marble quarries can be due to various reasons. These may include factors such as falls, equipment failures, rock falls, chemical exposures and fatigue. The L matrix risk assessment method is a management tool used in many areas of industry. This method enables prioritisation of risks by evaluating the probability and impact of the risk on a matrix. The L matrix risk assessment method determines the probability and impact of each of these factors and visualises them on a matrix. The probability and impact values are ranked from low to high and the risk level is calculated by multiplying these values. This method can be an effective tool for identifying, prioritising and managing hazards and risks in marble quarries. However, for a complete and comprehensive assessment, it is important that enterprises cooperate with experts and act in accordance with local regulations. This study analyzed the hazards and risks in a marble quarry in Türkiye with the L-type risk assessment method. The results obtained show that intolerable risks such as tipping over of heavy machinery, falling rocks and breaking off large pieces in marble quarry drilling and open pit mining areas can have fatal consequences. Other significant risks in the open pit area include elements such as machinery and equipment impact, falling parts and dust. In addition, hygiene issues were considered a significant risk in open pit and general operating areas. On the other hand, breakdowns and traffic accidents are classified in the tolerable and mild risk group. This evaluation forms an important basis for taking the necessary measures to increase occupational safety. In this context, hazards and risks in a marble quarry in Türkiye were identified and risk assessment was carried out using the L-type risk assessment method.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Compact analysis of the necessity of padé approximation for delayed continuous-time models in lqr, h-infinity and root locus control strategies

    Altan, Aytaç; Yanarates, Cagfer

    This paper presents a comprehensive analysis of the need for the Padé approximation for continuous-time models with delays, focusing on its critical role in addressing the control challenges posed by time delays. Time delays, often referred to as dead times, transport delays or time lags, are inherent in a wide range of industrial and engineering processes. These delays introduce phase shifts that degrade control performance by reducing control bandwidth and threatening the stability of closed-loop systems. Accurate modelling and compensation of these delays is essential to maintain system stability and ensure effective control. This paper highlights the difficulties that arise when using advanced control techniques such as root locus (RL), linear quadratic regulator (LQR) and H-infinity (H_∞) control in systems with delays. Representing delays in exponential form leads to an infinite number of state problems, complicating the design and analysis of controllers in such systems. To address these challenges, the Padé approximation is proposed as an effective method for approximating time delays with rational polynomials of appropriate order. This approach allows for more accurate simulation, system analysis and controller design, thereby mitigating the problems caused by delays. The paper also provides a detailed comparative analysis between the Padé approximation and Taylor polynomials, demonstrating the superiority of the former in achieving accurate delay modelling and control performance. The results show that the use of Padé approximation not only improves the accuracy of system models, but also improves the robustness and stability of control strategies such as RL, LQR, and H_∞. These results highlight the importance of the Padé approximation as a valuable tool in the design of delay-affected control systems, offering significant advantages for both theoretical and practical applications.

    AtıfOpenAlex4
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Türkiye’nin balkanlardaki yumuşak gücünün analizi: güçlü ve zayıf yönler

    Sancak, Kadir

    İletişim imkânlarındaki hızlı gelişme ve uluslararası kamuoyunun küresel sistemde daha önce olmadığı kadar politik gelişmelerde belirleyici olması yumuşak güce olan ilgiyi artırmıştır. Küresel sistemde söz sahibi olmaya çalışan birçok ülke, son dönemde yumuşak güç politikalarına daha fazla önem vermeye başlamıştır. Türkiye de özellikle son yirmi yılda takip ettiği çok yönlü dış politika bağlamında yumuşak gücü merkeze alan bir politik yaklaşım benimsemiştir. Türkiye’nin uyguladığı yoğun kamu diplomasisi faaliyetleri ile birlikte yumuşak güce en fazla ağırlık verdiği bölgelerden biri Balkanlardır. Bununla birlikte Türkiye’nin Balkanlardaki yumuşak güç politikalarını kolaylaştıran faktörlerin yanında sınırlayan başka etmenler de bulunmaktadır. Türkiye’nin yumuşak gücü ile ilgili yapılan çalışmalarda genellikle olumlu yönlere temas edilerek zayıf yönler ihmal edilmektedir. Oysa zayıf yönler dikkate alınmadan yapılacak olan kamu diplomasisi faaliyetlerinin başarılı olma ihtimali azalacaktır. Bu çalışmada öncelikle ve kısa olarak yumuşak güç kavramı anlatılacak; devamında Türkiye’nin genel yumuşak güç politikaları ve bu bağlamda Balkanlara olan ilgisine yer verilecektir. Sonrasında ise yumuşak gücün kaynakları bağlamında Türkiye’nin Balkanlardaki yumuşak gücünün kuvvetli ve zayıf yönleri ele alınarak çalışma sona erdirilecektir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2024
    Exploring Ostracism as A Risk Factor for Smartphone Addiction in Young People: Resilience and Nomophobia Perspectives

    Kavakli, Mehmet; Coşkun, Muhammet; Türkmen, Osman Oğulcan

    In today's world, the improper use of smartphones has become a growing problem. Such usage might be problematic as people see it as an escape from threats to their basic psychological needs caused by ostracism. Therefore, the purpose of this study is to examine the relationship between ostracism and the risk of smartphone addiction. In addition, a moderated mediation model was explored to see whether nomophobia moderated the mediating role of resilience in the association between ostracism and the risk of smartphone addiction. The sample consisted of 320 young adults, ranging from 18 to 31 years. Data was gathered by using the Ostracism Experience Scale, the Brief Resilience Scale, Nomophobia Scale and Smartphone Addiction Scale. Results indicated a positive association between ostracism and the risk of smartphone addiction, and this association was mediated by resilience. While ostracism increases the risk of smartphone addiction, resilience emerges as a key ability in mitigating this undesired association. Furthermore, nomophobia moderated the mediating impact of resilience in the relationship between ostracism and the risk of smartphone addiction. Increased nomophobia put this mitigating influence of resilience in the shade. Resilience buffers the undesired relationship between social kiss of death (ostracism) and the risk of smartphone addiction in young individuals, but nomophobia frustrates this functional role of resilience. These findings were discussed in light of the relevant literature.

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleYalnız künye2024
    A general evaluation on tax policy in the fight against effects of natural disasters

    Günay, Hamdi Furkan

    As one of the realities that many countries frequently face, natural disasters have various social and economic effects. One of the policy tools used by countries to alleviate the negative socioeconomic consequences arising from natural disasters is taxes. Decisions regarding tax policies for natural disasters require many factors to be taken into consideration under limited information, time and cost pressure. This study aims to evaluate the role of tax policies in combating the effects of natural disasters in the context of country practice examples and literature research. When country practices are examined, it is seen that states generally provide tax deductions and facilities to citizens affected by disasters, while at the same time imposing additional taxes to meet the revenue needs created by the disaster. Based on the research, it is emphasized that tax policies regarding natural disasters have an important but limited role and that comprehensive policies, especially public expenditure policies, are necessary. In addition, the appropriate design of tax legislation is very important in creating a structure prepared for natural disasters.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Entegre Raporlama Üzerine Bibliyometrik Bir İnceleme

    Güven, Birol

    Amaç: Bu araştırmanın amacı, entegre raporlamaya ilişkin akademik çalışmaların gelişimini, genel durumunu ve odak noktalarını bibliyometrik analiz yöntemi ile incelemek ve konu ile ilgili panoramik fotoğraf sunmaktır Tasarım/Yöntem: Araştırmada Web of Science Core Collection veri tabanında 2011-2023 yılları arasında entegre raporlama konusu ile ilgili yayınlanmış 670 makale, bilim haritalama tekniğine dayalı bibliyometrik analiz yöntemi ile incelenmiştir. Bibliyometrik verilerin analiz edilmesi ve sonuçların görselleştirilmesinde R bibliometrix paketi, VOSviewer ve Microsoft Excel birlikte kullanılmıştır. Bulgular: Analizler sonucunda; yıllar itibariyle konuyla ilgili yapılan çalışmaların artış eğilimi gösterdiği ve konuya olan ilginin giderek arttığı; entegre raporlama konusunda en üretken ülkenin İtalya, yazarın Warren Maroun ve derginin Meditari Accountancy Research olduğu; iş birliği oranı en yüksek ülkenin İngiltere ve yazarların Nicola Raimo ve Filippo Vitolla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sınırlılıklar: Çalışmada bir veri tabanının kullanılmış olması, çalışmanın kapsamına sadece makalelerin ve dört çalışma alanının dahil edilmesi araştırımın sınırlılıklarıdır. Özgünlük/Değer: Entegre raporlama ile ilgili bibliyometrik çalışmaların sınırlı sayıda olduğu görülmektedir. Ayrıca ulusal literatürde Web of Science, Scopus gibi dünyaca bilinen veri tabanlarında listelenen çalışmalar üzerine bir araştırmanın yapılmadığı görülmektedir. Bu bakımdan bu çalışma, entegre raporlamaya ilişkin yayınlarının eğilimlerini vurgulayarak literatürüne katkıda bulunması araştırmanın özgün değerini oluşturmaktadır.

    AtıfOpenAlex3TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Ehl-i Sünnet ve Mu’tezile Kelâmı Açısından Emir ve İrade İlişkisinin Neliği Tartışması

    Bal, Samet Yahya

    Ehl-i sünnet ve Mu’tezile arasında tartışmalı pek çok mesele olduğu bilinmektedir. Bunlardan biri de irade ve emir arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğidir. Mu’tezilî kelâm bilginleri irade ve emrin farklı anlamlarda ve yönde olması durumunun imkânsızlığını savunmaktadır. Allah’ın emir ve yasakları hususunda emir ve iradesinin aynı doğrultuda tecelli ettiğini iddia ederler. Ehl-i sünnet kelâm bilginleri ise irade ve emrin mutlak olarak aynı yönde ve anlamda olmadığını iddia etmektedirler. Allah’ın iman etmeyeceğini bildiği kullar bağlamında tezahür eden iradesinin emirden farklı olduğunu savunurlar. Onlara göre Allah’ın özellikle imtihan gereği olarak emrettiği her şeyi irade etmesi ve bu olayın kul istesin ya da istemesin zorunlu olarak gerçekleşmesi ilâhî hikmet açısından mümkün değildir. Ehl-i sünnet ve Mu’tezile bilginlerinin bu farklı yorumlarının altında ilâhî sıfatları ve özellikle de irade sıfatını nasıl yorumladıkları ve onu zattan ayrı bir sıfat olarak görüp görmedikleri yatmaktadır. Buna göre farklı şekillerde tanımlanan irade kavramı üzerinden kelâm bilginleri iradenin emirle olan ilişkisine farklı açılardan yaklaşarak birtakım yargılara varmışlardır.