Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2025
    Examination of awareness, knowledge and beliefs on pelvic floor and pelvic floor muscle training in pregnant women

    Ankarali, Handan; Özengin, Nuriye; Bakar, Yesim; Topcuoglu, Mehmet Ata; Bahar, Betül

    Aim: This study aimed to determine the awareness, knowledge, and beliefs of pregnant women on pelvic floor and pelvic floor muscle training. Methods: A total of 250 volunteer women with gestational weeks ranging between 5 to 40 weeks were included in this study. After the physical and socio-demographic characteristics of the pregnant women were recorded, they were asked to complete the questionnaire assessing their awareness, knowledge and beliefs on pelvic floor and pelvic floor muscle training. Results: It was determined that 70.4% of the pregnant women had not heard of the pelvic floor muscles before, 95.2% did not get information about pelvic floor muscles, 90.8% did not know why they needed pelvic floor muscles. It was found that 47.6% of the pregnant women believed that urinary incontinence during pregnancy was normal. In addition, 98% of the pregnant women did not think that they had sufficient information about pelvic floor muscles. It was found that knowledge, awareness and beliefs about pelvic floor and pelvic floor muscles were similar between gestational trimesters (p> 0.05). Conclusion: As a result, pregnant women had insufficient awareness and knowledge levels, maladaptive beliefs about pelvic floor muscles and training. It is essential for pregnant women to know potential problems, preventive and therapeutic methods in this process which they are at risk for various pelvic floor dysfunctions. Therefore, it can be recommended that pregnant women should be routinely informed about the pelvic floor by health professionals and encouraged to participate in pelvic floor muscle training.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    EOG Artefaktları Kullanılarak Yörünge Tabanlı Sınıflandırma: Felçli Bireyler İçin Alternatif Bir İnsan-Makine Arayüz Yaklaşımı

    Melek, Mesut; Gökrem, Levent; Aydin, Sefa

    Günümüzde, doğuştan veya omurilik yaralanması gibi sinir sistemi problemleri sebebiyle tamamen felç olmuş bireylerin günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için Beyin-bilgisayar arayüz (BBA) sistemleri geliştirilmiştir. BBAlar, çeşitli cihazları kullanarak topladığı beyin sinyallerini bilgisayarlar aracılığıyla işleyerek, çevre cihazları harekete geçirmek için çıktı komutları üreten sistemlerdir. Fakat BBA sistemlerinin kullanıcılar üzerinde bazı olumsuz etkileri vardır. Bu çalışmada, Görsel uyaran potansiyel (GUP) ve P300 gibi görsel uyaran tabanlı BBA sistemlerinde kullanılan farklı frekans değerlerinde titreşen uyaranların sistem kullanıcılarının göz sağlığı üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkiyi azaltmak amacıyla; hareketli nesneler yaklaşımını kullanan bir İnsan-Makine Arayüz (İMA) sistemi önerilmiştir. Sistem, kullanıcının hareketli topları odaklanarak takip etmesi sonucunda Elektrosefalografi (EEG) sinyallerinde meydana gelen Elektrookülografi (EOG) artefaktlarını kullanarak hareket yörüngelerini makine öğrenme algoritmaları ile sınıflandırmayı amaçlamaktadır. Çalışma, Emotiv EPOC EEG cihazı aracılığıyla dört farklı rotada hareket eden toplar içeren yaklaşım kullanılarak sağlıklı 8 denek üzerinde gerçekleştirilmiştir. Kaydedilen ham verilere ön işleme aşamaları uygulanmıştır ve etkin kanal seçimi yapılmıştır. Tespit edilen etkin kanallara (AF3, AF4) ait verilere Güç Spektral Yoğunluğu (GSY) ve Ayrık Dalgacık Dönüşümü (ADD) yöntemleri uygulanmıştır. Her yöntem için öznitelikler çıkartılmış ve k-en yakın komşu (k-EYK) ve Lineer Diskriminant Analiz (LDA) algoritmaları kullanılarak sınıflandırılmıştır. GSY yöntemi için LDA ve k-EYK algoritmaları ile sırasıyla 93.86%, 92.62% doğruluk oranları ve 31.42 (bit/dk), 30.10 (bit/dk) ITR değerleri hesaplanmıştır. ADD yöntemi için ise sırasıyla 92.84%, 92.17% doğruluk oranları ve 30.36 (bit/dk), 29.62 (bit/dk) ITR değerleri elde edilmiştir. Karşılaştırılan iki yöntemden GSY’nin ADD’ye göre daha yüksek doğruluk oranları ve ITR değerleri verdiği, LDA algoritmasının k-EYK algoritmasından daha başarılı olduğu gözlemlenmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Comparison of Classical and Deep Learning Models for Respiratory Sound Classification

    Türe, Hayati; Aygün, Eren

    This study aims to automatically classify normal and pathological respiratory sounds using a deep learning-based approach developed on the ICBHI 2017 respiratory sound dataset. MFCCs, Mel spectrograms, and spectral features were extracted from segmented respiratory sound recordings. These features were then used to train classical machine learning algorithms (XGBoost, SVM, KNN, Random Forest) and deep learning models (GhostNet v1–v4, EfficientNet-B0, ResNet50, MobileNetV3). The impact of data augmentation techniques was also systematically examined. The results demonstrate that the GhostNet v4 model achieved the highest performance with 89% accuracy and an F1-score of 0.89. This accuracy outperforms many existing methods reported in the literature using the same dataset. Confusion matrix analyses further indicate that the model reliably distinguishes between normal and pathological classes. These findings highlight the effectiveness of deep learning-based models in the automatic analysis of respiratory sounds and suggest promising solutions for integration into clinical decision support systems.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Maden Endüstrisinde L Tipi Matris ve SWARA Yöntemlerine Dayalı Riskleri Değerlendirme ve Önceliklendirme Modeli: Örnek Bir Uygulama

    Doğan, Onur

    Maden zenginleştirme tesisleri, içerdiği yüksek riskli süreçler nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği (İSG) açısından kapsamlı bir değerlendirme gerektirmektedir. Bu çalışmada, L tipi matris yöntemiyle belirlenen risklerin SWARA (Step-wise Weight Assessment Ratio Analysis) yöntemi ile ağırlıklandırılması yoluyla bir risk önceliklendirme modeli geliştirilmiştir. İlk aşamada, L tipi matris analizi kullanılarak madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan iş sağlığı tehlikeleri sistematik olarak belirlenmiş ve sınıflandırılmıştır. Yapılan çalışma pilot bir çalışma olduğundan 135 riskten yalnızca 12 risk analize dahil edilmiştir. Daha sonra bu riskler, uzman görüşlerine dayalı olarak SWARA yöntemi ile göreceli önemi hesaplanarak ağırlıklandırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Çalışma, madencilik sektöründe iş güvenliği yönetimini daha sistematik hale getirmek için çok kriterli karar verme (MCDM) tekniklerinin nasıl etkin bir şekilde kullanılabileceğini ortaya koyması hedeflenmektedir. Ayrıca bu çalışma ile iş güvenliği uzmanlarının kritik durumlarda karar verme süreçlerini olumlu ve minimum düzeye indirmesi birincil önceliktir. Yapılan analiz sonucunda, R.2 kriteri, 0.19 WJ ağırlık değeri ile en yüksek önem düzeyine sahip kabul edilemez risk olarak belirlenmiştir. Çok tehlikeli riskler kategorisinde K.1 kriteri, 0.27 WJ önem ağırlığı ile en kritik risk olarak tespit edilmiştir. Bu verilere dayanarak çalışma sonucunda, madencilik sektöründe proaktif bir risk yönetimi yaklaşımının benimsenmesi gerektiği vurgulanmış ve potansiyel riskler karşısında koruyucu ve önleyici tedbirlere değinilmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2025
    Emergency Aid And Disaster Management Students' Experience With The February 6, 2023 Kahramanmaraş Centered Earthquake: A Qualitative Study

    Tatli, Yasemin; Cengiz, Sevil; Kent, Nurçin Küçük; Çolak, Ayse

    Sharing the disaster experiences of individuals helps to better understand the psychological effects that disasters can have on people. The earthquake cente-red in Kahramanmaraş on February 6, 2023 caused many people to be directly or indirectly affected psychologically. In this study, the psychological effects and experien-ces of the process were shared by the Department of Emergency Aid and Disaster Management students between the ages of 21-26, who participated in volun-teer activities in the disaster area and were directly or indirectly exposed to the February 6 earthquake. For this purpose, students were asked to draw three open-ended questions and a picture about the first topic that came to their minds about disaster experiences in order to learn about their disaster experiences by applying the qualitative method study method. The obtained data were evaluated using the MaXQDA qualitative data analysis program. From a behavioral point of view, students are directly or indirectly affected by this disaster, deaths and difficult and limited conditions physically, emotio-nally and behaviorally; In particular, it has been ob-served that the importance of staying calm without panicking and the selection of solid buildings come to the fore. In addition, it is suggested that the use of art therapy applications in further explaining the psychological impact caused by the disasters may be useful in further detailing the conditions that cannot be put into words in terms of disasters and that furt-her studies by experts may be useful in this regard.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Mimari Tasarım Yoluyla İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Bilincinin Geliştirilmesi: Havalimanı Çalışma Alanlarında Süreklilik ve Algı

    Çoruh, Emine; Özsoy, Dilağra

    Hızla gelişen hava taşımacılığı sektörü, yalnızca seyahat sürelerini kısaltmakla kalmayıp, teknolojik ilerlemeler sayesinde daha konforlu ve erişilebilir bir ulaşım imkânı sunmaktadır. Uluslararası Havalimanları Konseyi (ACI) verilerine göre, 2024 yılında dünya genelindeki havalimanları yaklaşık 9,5 milyar yolcuya hizmet vermiştir ve bu rakam, 2023 yılına kıyasla %7,5’lik bir artışa işaret etmektedir. Yolcu sayısındaki artışla birlikte büyüyen operasyonel yoğunluk, havalimanlarını hem yolcular hem de çalışanlar açısından kritik çalışma alanlarına dönüştürmüştür. Bu karmaşık mekânlarda çalışanlar; fiziksel, psikososyal ve örgütsel risklerle karşı karşıya kalmakta, bu durum ise iş sağlığı ve güvenliği (İSG) önlemlerinin mimari düzeyde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, beş farklı havalimanındaki çalışan alanları, “Safety by Design” ve “Design for Wellbeing” yaklaşımları doğrultusunda; mekânsal akış, zemin ve peyzaj tasarımı, estetik, görsel hiyerarşi, sürdürülebilirlik, ergonomi, yangın güvenliği, yapı güvenliği ve havalandırma gibi ölçütler çerçevesinde değerlendirilmiş; ayrıca iş kazaları üzerinden, algılanan güvenlik ile fiziksel mekân arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Bulgular, mimari tasarımın yalnızca işlevsellik ve ergonomiyle sınırlı kalmayıp, çalışanların psikososyal ve bilişsel güvenlik algılarını da şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, iyi tasarlanmış mekânların güvenlik kültürünü destekleyerek çalışan sağlığı ve güvenliğinde belirleyici bir rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Tahliye Tatbikatlarında Çoklu Müdahale ile Performans İyileştirmesi

    Sürdem, Sule Sınem; Doğanay, Fatma

    Eğitim yapılarında acil durumlar tahliyelerinin hızlı, güvenli ve etkili biçimde yürütülmesi, tahliye planlarının kullanıcılar tarafından anlaşılabilirliği yönlendirme sistemlerinin işlevselliği ve kullanıcı farkındalığına bağlıdır. Yalnızca kat krokilerinin bulunduğu yapılarda, yönlendirme hataları ve tahliye süresinin uzaması gibi aksaklıklar meydana gelmektedir. Bu çalışma, çok bileşenli müdahalelerin (tahliye planlarının hazırlanması ve görünür hale getirilmesi, alarm sistemlerinin aktif hale getirilmesi, Temel İş Sağlığı Güvenliği (İSG) Eğitimi verilmesi, QR kod destekli bilgilendirme ve tatbikat farkındalığı) acil durum tahliye performansı üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada iki aşamalı uygulama süreci yürütülmüştür. İlk aşamada mevcut koşullarda habersiz tahliye tatbikatı gerçekleştirilmiş ve altyapı eksiklikleri belirlenmiştir. Ardından alarm ve yönlendirme sistemleri iyileştirilmiş, tahliye planları güncellenerek görünür hâle getirilmiş, personele Temel İSG Eğitimi verilmiş ve QR kod destekli dijital bilgilendirme materyalleri hazırlanmıştır. İkinci aşamada, bu müdahaleler sonrası tekrar habersiz tahliye tatbikatı yapılmış ve sonuçlar karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Çalışma bulguları, çoklu müdahale yaklaşımının tahliye performansını anlamlı ölçüde iyileştirdiğini göstermektedir. Alarm sistemlerinin etkinleştirilmesi, tahliye planlarının güncellenerek görünür hâle getirilmesi, Temel İSG Eğitimi ve QR kod destekli bilgilendirme gibi bileşenlerin birlikte uygulanması sonucunda; katılımcıların yönlendirme işaretlerini fark etme, doğru çıkış rotasını seçme ve toplanma alanına hızlı ve organize biçimde ulaşma davranışlarında belirgin gelişmeler görülmüştür. Ayrıca fiziksel ve sistem düzenlemeleri, dijital bilgilendirme materyali ve eğitim müdahaleleri birlikte değerlendirildiğinde, bu bileşenlerin bilişsel farkındalığı güçlendiren ve tahliye performansını artıran tamamlayıcı unsurlar olarak işlev gördüğü anlaşılmaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2025
    Kişisel Koruyucu Donanımların Kullanımında Çalışan Yaklaşımı: Malatya İlı̇ Cam Sanayı̇ Örneği

    Kaya, Elif Çelenk; Ersoy, Sibel; Ertürk, Gülcan Aydemir

    İş yerlerinde yaşanılan kaza ve meslek hastalıklarının önlenmesi, sağlıklı ve güvenli bir ortam oluşturulması için yapılacak çalışmalarda kişisel koruyucu donanım (KKD) kullanımı önemlidir. Araştırmamızda zorunlu olduğu halde iş güvenliği uygulamalarının gereklerine yeteri kadar uyulmaması sonucu ortaya çıkan iş kazası ve meslek hastalıklarını engellemekte önemli bir etken olan KKD’lerin kullanılmasında çalışan yaklaşımı değerlendirilmiştir. Bu çalışmada Malatya ilinde bulunan bir cam fabrikasında 123 çalışana KKD’lerin kullanımına yönelik anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22, programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bu çalışma ile, cam sektöründe yer alan bir iş yerinde çalışanların kişisel koruyucu donanımlar hakkındaki düşüncelerini ve kullanıma yönelik davranışlarını tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, çalışanlara kişisel koruyucu donanımlar ile ilgili yöneltilen sorularda çalışanların büyük bir kısmının (%82) KKD kullandığını, %99’unun KKD kullanımının önemli olduğuna inandığını, KKD kullanımının onları iş kazaları (%98) ve meslek hastalıklarından (%87) koruduğunu düşündükleri görülmektedir. Çalışanların büyük çoğunluğunun KKD kullanımını benimsemesi ve bunu iş kazaları ile meslek hastalıklarından korunmada etkili görmesi, iş güvenliği kültürünün gelişiminde eğitim ve farkındalık çalışmalarının belirleyici olduğunu ortaya koymuştur.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • Derleme MakaleYalnız künye2025
    Pisilyumun Glutensiz Ekmek Formülasyonlarında Diyet Lifi Kaynağı Olarak Sağlık Etkileri ve Fonksiyonel Kullanımı

    Aykut, Memnune Kabakuş; Özbey, Fatih; Turksoy, Secil

    Bu derlemenin amacı glutensiz ekmeğin diyet lifi içeriğini artırmak için fonksiyonel bir bileşen olarak pisilyumun (Plantago ovata) potansiyelini araştırmaktır. Son yıllarda glutenle ilişkili hastalıkların yaygınlığı, artan sağlık bilinciyle oluşan farkındalığın artması ve gelişmiş tanı yöntemleri sayesinde önemli ölçüde artmıştır. Bu durum, glutensiz ürünlere olan talebin artmasına yol açmıştır. Bununla birlikte en yaygın tüketilen glutensiz ürünlerden biri olan glutensiz ekmek, temel olarak glutenin yokluğu nedeniyle genellikle düşük somun hacmi, zayıf tat ve doku, düşük besin değeri ve yüksek üretim maliyetlerinden mustariptir. Bu zorluklar hem gıda endüstrisi hem de glutensiz diyet uygulayan bireyler için sıkıntı oluşturmaktadır. Bu derleme, pisilyumun sağlığa faydaları ve gıdalardaki potansiyel uygulamaları hakkında kapsamlı bir literatür analizi sunmaktadır. Pisilyum, yüksek diyet lifi içeriği ve glutenin yapısal ve bağlayıcı özelliklerini taklit etme kabiliyeti nedeniyle umut verici bir bileşen olarak öne çıkmaktadır. Bir diğer önemli avantajı, lezzet profilini değiştirmeden gıda ürünlerine kolaylıkla dahil edilebilmesidir. Pisilyum tüketicilerin kalori alımını artırmadan yeterli miktarda diyet lifi alım ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olabilirken, aynı zamanda kolesterol seviyelerinde iyileşme, daha iyi glisemik kontrol ve tokluk hissi gibi ek sağlık yararları da sunar. Bu nedenle, pisilyum daha sağlıklı glutensiz ekmek üretiminde ve bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların önlenmesinde değerli bir rol oynayabilir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Evaluation of Transformational Leadership Characteristics of Healthcare Managers

    Özcan, Koç; Tunç, Faruk

    Purpose – The primary purpose of this research is to evaluate the transformational leadership characteristics of healthcare managers. For this purpose, an application was made to a public hospital in Ankara. Design/methodology/approach – In the research, a questionnaire consisting of the leadership scale was used. The research was conducted on 434 participants. The population of this research consists of physicians, nurses, midwives, and other health workers working in the public hospital where the research was conducted. Participants were asked to evaluate the transformational leadership characteristics of the managers they report to. Results – At the end of the research, it was found that the leadership scale used in the study had high reliability (α = 0.989) and a strong factor structure (KMO = 0.979, total variance explained = 83.4%). Moreover, it was determined that there was no significant difference in the perceptions of transformational leadership between female and male employees and between managers and non-managers. However, it was determined that the differences in the education level, age, and length of service in the ınstitution of healthcare workers did not affect their perceptions of transformational leadership. In addition, the participants stated that their managers had a medium level of transformational leadership. Discussion – In the research, health workers stated that their immediate managers exhibited moderate leadership characteristics (mean score=3,64). According to this result, managers need to improve their transformational leadership characteristics. This situation can be corrected with training. The management of health institutions is quite tricky due to their complex organizational structure. In addition, health institutions operate in a rapidly changing and transforming environment. Therefore, for health institutions to succeed, they must be managed by transformational leaders. In addition, health managers with leadership skills should improve themselves through training.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    İyimserlik ve Kötümserliğin Dindarlık ile Mutluluk Arasındaki İlişkide Aracılık Rolü

    Maraşlıoğlu, Şerife Ericek

    Ruh sağlığı sorunları üniversite öğrencileri arasında çok yaygındır ve bu durum sağlık profesyonelleri ve eğitimciler için bir endişe hâline gelmektedir. Nitekim üniversite öğrencilerinin gelecekteki yaşamlarını iyileştirmek, kişisel gelişim, aile içi uyum, sosyal denge ve ulusal ilerleme için mutluluğunu destekleyen psikolojik bileşenleri belirlemek esastır. Bu bağlamda mevcut araştırma, üniversite öğrencilerinin dindarlık düzeyinin iyimserlik ve kötümserlik tutumlarını şekillendirerek mutluluklarını etkileyebileceğini varsayarak mevcut literatürü genişletmeyi amaçlamaktadır. Çalışma verileri, 18-29 yaş aralığında 672 katılımcı ile demografik bilgi formu, dindarlık ölçeği, mutluluk ölçeği, iyimserlik ve kötümserlik ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler IBM SPSS AMOS ve SPSS eklenti modülü PROCESS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, çalışmanın bulguları, dindarlık düzeyi yüksek olan bireylerin daha az kötümser olduğunu ve bunun da yüksek mutluluğa yol açtığını göstermektedir. Ayrıca elde edilen bulgular iyimserlik ve kötümserlik düzeyine bağlı olarak dindarlık ve mutluluk arasında çok yönlü bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın sonuçları üniversite öğrencilerinin ruhsal refahını desteklemede önleyici ve geliştirici rehberlik programları hazırlamada teorik ve pratik bilgiler sağlayabilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Effect of Homeopathy Intervention on Depression in Women: Systematic Review and Meta-analysis of Randomized Controlled Trials

    Karakas, Sevda; Karaahmet, Aysu Yıldız; Bilgiç, Fatma Şule

    Background and Objectives: The aim of this study was to systematically review randomized controlled trials evaluating the effectiveness of homeopathy intervention given to women on depression and to conduct a meta-analysis of the available evidence. Materials and Methods: Systematic searches of Cochrane, PubMed, SCOPUS, WOS, EMBASE in five databases were conducted between February- March 2025. The risk of bias and the certainty of the evidence were assessed with the Cochrane bias risk tool ROB-2. Summary effect size measurements were calculated using random effects model estimation and reported as standardized mean differences and 95% confidence intervals. Reporting followed PRISMA guidelines. Results: A systematic literature review was conducted with 10 studies included in the analysis. A total of 636 people took part in the studies. Homeopathy intervention had a significant effect on depression (SMD:-0.44, 95% CI:-0.71 to -0.18, Z=3.26, p=0.001), and in the subgroup analysis, it was found to be more effective in women aged 40 years and older than in women aged 40 years (SMD:-0.47, 95% CI: -0.91 to -0.03, Z=2.08, p=0.004). In addition, it was found to have a significant effect on anxiety (SMD:-0.43, 95% CI:-0.69 to -0.17, Z=3.27, p=0.001) and fatigue (MD:-1.58, 95% CI: -2.78 to -0.39, Z=2.59, p=0.009). Conclusions: The study determined that homeopathic intervention in women was effective for depression; It was found that it provided a decrease in anxiety and depression levels. It is important to disseminate homeopathy treatment and ensure accessibility in solving psychological problems such as depression and anxiety that adversely affect women's health.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Yerel halkın kış sporlarına katılım kısıtlarının incelenmesi: Erzurum örneği

    Evren, Savaş; Bozan, Muhammet Zeki

    Kış sporları alanları hem turist çekmesi hem de yerel halkın rekreasyonel kullanımına hizmet etmesi açısından oldukça önemli alanlardır. Ancak Türkiye’de yerel halkın çok yakınındaki kayak merkezinden dahi yeterince yararlanabildiğini söylemek zordur. Bu noktadan hareketle çalışmada yerel halkı kış sporlarına katılım noktasında kısıtlayan faktörlerin neler olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Türkiye’de kayak alanları şehir merkezine en yakın il olan Erzurum’da yerel halktan (n=326) anket tekniğiyle veri toplanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi neticesinde Kış Sporlarına Katılım Kısıtları Ölçeğinin “partner ve zaman eksikliği”, “pahalılık ve cazibe eksikliği”, “stres ve başka rekreasyonel alışkanlıklar”, “korku ve tehlike algısı”, “destinasyon ve tercih kaynaklı kısıtlar”, “zorluk algısı temelli kısıtlar” şeklinde 6 boyutlu bir yapısı olduğu tespit edilmiştir. Tanımlayıcı bulgular, yerel halkın kış sporlarına katılım noktasındaki en önemli kısıtlarının parayla ve pahalılıkla ilgili olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte regresyon analizi bulgularına göre parayla ilgili faktörlerin davranışsal niyet üzerindeki etkisi olumsuz değildir; olumsuz etki eden faktör ise korku ve tehlike algısıdır. Farklılık analizlerinde ise “destinasyon ve tercih kaynaklı kısıtlar” ile “zorluk algısı temelli kısıtlar” boyutlarının pek çok demografik değişkende gruplar arasında anlamlı farklılıkların olduğu boyutlar olarak öne çıkmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Duygusal Zekânın Dindarlık ile Minnettarlık Arasındaki İlişkide Aracılık Rolü

    Maraşlıoğlu, Şerife Ericek

    Teorik ve ampirik çalışmalar bireylerin ruhsal bozukluklarına odaklansa da son dönem araştırmalar, insanların karşılaştıkları zorluklarla başa çıkmalarında çeşitli olumlu olguların güçlendirici rolüne ilişkin yararlı bulgular ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı; yaşamın zorlu bir evresi olarak kabul edilen üniversite yıllarında, öğrencilerde dindarlık ile minnettarlık arasındaki doğrudan ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide duygusal zekânın aracılık rolünü test etmektir. Üniversite dönemi, bireylerin akademik, sosyal ve duygusal açıdan önemli stres faktörleriyle karşılaştıkları bir yaşam evresidir. Bu nedenle, söz konusu psikososyal değişkenler arasındaki etkileşimin anlaşılması, öğrencilerin psikolojik iyi oluşlarının desteklenmesi açısından önem taşımaktadır. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın temel problemleri şu sorular etrafında şekillenmektedir: “Bireylerin dindarlık düzeyleri ile minnettarlık eğilimleri arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?” ve “Bu iki değişken arasındaki ilişkide bireylerin duygusal zekâ düzeyleri aracılık rolü üstlenmekte midir?” Çalışma grubu 19-29 arasında değişen ve ortalama yaşı 23 olan 659 (420 kadın 239 erkek) katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmanın verileri Dini Tutum, Minnettarlık ve Duygusal Zekâ Ölçeği ile toplanmıştır. Bunlar IBM SPSS AMOS ve SPSS için PROCESS eklenti modülü kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, dini tutum ile minnettarlık arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir korelasyon olduğunu göstermiştir. Ayrıca duygusal zekânın bu ilişkide aracılık rolü oynadığı belirlenmiştir. Bu doğrultuda bireylerin duygusal zekâ düzeylerinin yüksek olması, dindarlık ile minnettarlık arasındaki ilişkinin gücünü artırabilir. Bulgular, bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları stresörler, akademik ve sosyal uyum sorunları ile kimlik inşası sürecindeki belirsizlikler gibi zorluklarla, sahip oldukları duygusal zekâ düzeyi sayesinde daha etkili başa çıkabildiklerini ve bu süreçte dindarlık ile minnettarlık düzeylerinin güçlenebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla duygusal zekâ, dindarlık ile minnettarlık arasındaki bağı açıklayan önemli bir mekanizma olmasının yanı sıra, psikolojik ve eğitimsel müdahalelerde stratejik bir hedef olarak da değerlendirilebilir

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Phytogenic Silver and Copper Nanoparticles from Morus nigra L. Leaf as Multifunctional Agents: Antioxidant, Antidiabetic, Antimicrobial, and Anticancer Potency

    Çam Derin, Dilek; Baltaci, Cemalettin; Akmeşe, Osman; Taskin, Irmak Icen; Karpuz, Omer; Gültekin, Enes; Sever, Meryem Rüveyda

    The growing need for eco-friendly nanomaterials has directed attention toward plant-based green synthesis as a sustainable approach for biomedical applications. This study reports the biosynthesis of silver (YAgNPs) and copper nanoparticles (YCuNPs) using Morus nigra L. leaf extract and evaluates their multifunctional properties. The nanoparticles were produced under alkaline aqueous conditions, and their crystalline nature and nanoscale morphology were confirmed by standard structural and elemental analyses. Both YAgNPs and YCuNPs exhibited enhanced antioxidant capacities compared to the crude extract. YAgNPs showed the highest ferric reducing antioxidant power (250.33 mg FeSO₄/g), while YCuNPs demonstrated superior DPPH radical scavenging activity (114.12 mg AAE/g). In antidiabetic assays, YAgNPs strongly inhibited α-amylase (IC₅₀ = 112.02 μg/mL) and α-glucosidase (IC₅₀ = 38.27 μg/mL), approaching the potency of acarbose. Antimicrobial analysis revealed distinct activity profiles: YAgNPs were highly effective in broth cultures with low MIC and MBC values (0.09–0.18 mg/mL against B. subtilis and E. coli), whereas YCuNPs achieved larger inhibition zones in diffusion assays. Checkerboard testing confirmed synergistic interactions between nanoparticles and antibiotics, with FICI values ≤0.5 against E. faecium, E. coli, and P. aeruginosa, highlighting their ability to enhance antibiotic efficacy. YAgNPs exhibited notable cytotoxic effects against HeLa and HCT116 cancer cell lines, with IC₅₀ values of 9.84 and 6.83 μg/mL, respectively. In contrast, YCuNPs displayed weaker anticancer activity. Overall, these findings demonstrate that M. nigra derived nanoparticles combine antioxidant, antidiabetic, antimicrobial, and anticancer activities with synergistic antibiotic-enhancing effects, underscoring their potential as sustainable, multifunctional therapeutic agents.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Evaluation of Adolescents’ Perceptions of Family in Child Sexual Abuse Cases Reported to Forensic Authorities: A Qualitative Study

    Uzun, Sevda; Bayrak, Nurten Gülsüm

    Objective: This study aimed to evaluate the family perceptions of adolescents in cases of child sexual abuse reported to judicial authorities. Material and Methods: In this qualitative investigation, semi-structured, in-depth interviews were conducted with 15 children who were exposed to qualified sexual abuse and lived in a northern Turkish city. The criterion sampling method, a purposive sampling technique, was used to select study participants. Interviews were carried out until data saturation was achieved. All interviews were meticulously recorded and subsequently transcribed verbatim. Thematic analysis was employed to interpret the data. The Consolidated Criteria for Reporting Qualitative Research checklist guidelines were adhered to throughout the study. Results: In the analysis of the data, three overarching categories (reflections on family relationships, sexual abuse and relationships with family, and situations in the family that are desired to change or improve) and eight sub-themes (mother, father, siblings, directly or indirectly, cognitive dimension, emotional dimension and behavioral dimension) were obtained. Conclusion: In this study, it was found that the outcomes related to family dynamics of adolescents who were victims of sexual abuse are very important for healthy mental development. In this context, early detection of negativities related to family dynamics and identification of risky families are very important.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Kardiyak Cerrahi Geçiren Hastaların Yaşadığı Psikososyal Sorunlar ve Yaşam Deneyimleri: Nitel Çalışma

    Uzun, Sevda; Atasayar, Belgin Şen; Emirza, Elif Güzide

    Amaç: Bu araştırmanın amacı, kardiyak cerrahi geçiren hastaların yaşadıkları psikososyal sorunlar ve yaşam deneyimlerini fenomenolojik bir yaklaşımla değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma, Türkiye’nin kuzeyinde yer alan bir ildeki kardiyak cerrahi geçirmiş ve taburcu olmuş 15 hastayla yüz yüze yürütülmüştür. Veriler, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerle elde edilmiştir. Örneklem seçiminde, amaçlı örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Görüşmeler, veri doygunluğu sağlanana kadar sürdürülmüştür. Elde edilen veriler, tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma süreci ve raporlaması, Nitel Araştırma Raporlama için Konsolide Kriterler kontrol listesi doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Verilerin analizinde, “açık kalp cerrahisi operasyonunun etkileri” ve “açık kalp cerrahisi sonrası iş yaşamı ile günlük yaşam aktivitelerine adaptasyon” olmak üzere 2 ana tema bulunmuştur. Ayrıca 8 alt tema (duygusal, fiziksel, sosyal, beslenme, aile hayatı, sosyal yaşam, iş yaşamı ve hastalık/sağlık) saptanmıştır. Katılımcılardan alınan ifadelere göre belirlenen bu temalar doğrultusunda bulgular yorumlanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada, kardiyak cerrahi sonrası hastaların yaşam tarzlarında meydana gelen değişimlerin anksiyete, stresle baş etmede zorluk, yorgunluk, uyku sorunları, beslenme problemleri, günlük yaşamda başkalarına bağımlı olma, aile içindeki rollerin değişmesi ile sosyal ve iş yaşamında çeşitli zorluklara yol açtığı görülmüştür. Bu durumların, hastaların günlük yaşamlarına geri dönmelerini geciktirdiği ve uyum süreçlerini zorlaştırdığı belirlenmiştir. Bu nedenle kardiyak cerrahi geçiren hastaların yalnızca fiziksel değil, psikososyal yönden de desteklenmeleri büyük önem taşımaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    Investigation of parents with high-risk infant on participation in care, depression, quality of life, and anxiety according to the infant's severity of neurologic impact

    Sen, Muserref Ebru; Yakut, Hatice

    Aim: The study aims to examine the psychological consequences such as anxiety levels, quality of life, depression, and participation in the care of parents with high-risk infants who have varying levels of neurological impact severity. Material and Methods: Forty high-risk infants and their mothers were included in the study. The infants were divided into three groups according to the Dubowitz Neurologic Assessment Scale. The State-Trait Anxiety Inventory (STAI), Edinburgh Postpartum Depression Scale (EPDS), Quality of Life Short Form 36 (SF-36), and the NICU Care Participation Scale were administered. Results: There were significant differences in the mothers' anxiety and depression levels (p < 0.001) and many parameters of quality of life according to the severity of neurological impact. However, it was determined that the severity of the neurological impact did not affect the mothers' participation in care (p > 0.01). Discussion: Although our study revealed that parents' depression, anxiety, and quality of life levels changed according to the severity of neurological impairment in high-risk infants, care participation was not affected. The limited sample size and the inability to generalize the results to different cultural and socioeconomic groups are important limitations. Nevertheless, it can be concluded that the medical condition of the newborn seriously affects the mental health of the parents.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    The effect of SARS-CoV-2 pandemic on anxiety levels and attitudes towards e-learning among sports sciences students

    Türker, Ustun; Bostanci, Ozgur

    Background and Study Aim The COVID-19 pandemic has led to significant changes in education and teaching processes, particularly affecting application-based disciplines such as sports science. This study aimed to examine the relationship between COVID-19-related anxiety and attitudes toward e-learning among sports sciences students. Material and Methods The study was conducted using a cross-sectional design with 2,479 students from 14 state universities in Turkey. Data were collected using the Coronavirus Anxiety Scale (CAS) and the Test of E-Learning Related Attitudes Scale (TELRA), and responses were gathered through online surveys. Parametric statistical analyses (t-test, correlation) were performed using SPSS at a significance level of p<0.05. Results Anxiety associated with the SARS-CoV-2 pandemic led to significant changes in the e-learning attitudes of sports sciences students. Students with higher levels of anxiety exhibited stronger tendencies toward technology use and perceived usefulness, whereas only limited differences were noted in satisfaction and motivation. Female students reported higher levels of symptoms and anxiety, while those who engaged in regular exercise demonstrated lower anxiety levels. Interestingly, within the high-anxiety group, students who did not regularly participate in exercise displayed more favorable e-learning attitudes. These findings suggest that anxiety may strengthen the inclination toward digital learning; however, this tendency does not always align with motivational commitment. Conclusions The e-learning attitudes of sports sciences students during the pandemic were influenced by factors such as technological competence, psychological state, gender, exercise habits, and the requirements of practical courses. The findings highlight the importance of designing hybrid and flexible learning models in times of crisis, in a manner that integrates psychological support with pedagogical needs.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleYalnız künye2025
    Economic vulnerability amidst contagion: analyzing unemployment via Covid-19-induced transaction costs

    Cicen, Yildirim Beyazit

    This study delves into the pandemic's influence on unemployment rates, employing the concept of transaction costs. Given the virus's infectious nature, each transaction carries the risk of infection. In this study, Covid-19-induced transaction costs were utilized to gauge the pandemic's impact on unemployment rates. Seven developed countries and seven developing countries were separately scrutinized for this purpose. According to the outcomes of Yilanci and Gorus' (2020) panel causality test, Covid-19-induced transaction costs did not influence unemployment rates in developed countries. However, they significantly impacted unemployment rates in developing countries. These findings underscore the resource gap between developed and developing nations in tackling pandemic-related challenges. Policymakers should consider these economic disparities when devising strategies to alleviate the pandemic's effects.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması