Yazarlar
- Ahmet Özdemir(3)
- Ahmet Bayraktar(2)
- Bahadır Tercan(2)
- Bilal Gürsoy(2)
- Burcu Aksoy(2)
- Burcu Sayın Okatan(2)
- Cenk Çarkacı(2)
- Emrah Öztürk(2)
- Emre Tosun(2)
- Emre Turan(2)
- Erdal Demir(2)
- Ertan Aktürk(2)
- Fatma Bostan(2)
- Fevziye Bekar(2)
- Furkan Şahin(2)
- Galip Usta(2)
- Gulzıpa Akyüz(2)
- Gökhan Kaymak(2)
- Gökhan Çaybaşı(2)
- Gülşah Ayvazoğlu(2)
- Hasan Yücel(2)
- Havva Nur Kobya(2)
- Hikmet Akyol(2)
- Kadir Çavuş(2)
- Kaşif Furkan Öztürk(2)
- Kemal Torpuş(2)
- Kübra Akyüz(2)
- Lokman Odabaş(2)
- Mazhar Oyanık(2)
- Melikşah Turan(2)
- Meryem Akbulut(2)
- Muhammet Kılıç(2)
- Nurcan Şimşek(2)
- Nurdan Dizdar(2)
- Pınar Açıkgöz(2)
- Ramazan Aslan(2)
- Rıza Akbaş(2)
- Selim Yalçın(2)
- Sinan Kurt(2)
- Uğur Demirel(2)
Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Genç ergenlerde egzersiz motivasyonunun bireysel ve sosyal sorumluluk düzeylerine etkisi
Hilal Demir
Bu araştırmanın amacı, genç ergenlerde egzersiz motivasyonunun bireysel ve sosyal sorumluluk düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu 2025–2026 eğitim-öğretim yılında Kahramanmaraş ilinde öğrenim gören ve kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen toplam 297 ergen öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Egzersiz Motivasyonu Tutum Ölçeği ve Bireysel ve Sosyal Sorumluluk Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklemler t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, cinsiyet değişkeni açısından egzersiz motivasyonunun “Pozitif Bakış ve Sağlık” ile “Fiziksel Görünüm ve Sağlık” alt boyutlarında erkek öğrenciler lehine anlamlı farklılıklar bulunurken, “Olumsuz Tutum ve Düşünce” ile bireysel ve sosyal sorumluluk düzeylerinde anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Gelir düzeyi değişkenine göre egzersiz motivasyonu ve bireysel-sosyal sorumluluk puanlarında anlamlı farklılık görülmemiştir. Spor yapan öğrencilerin spor yapmayanlara kıyasla egzersiz motivasyonunun olumlu boyutlarında ve bireysel ve sosyal sorumluluk düzeylerinde daha yüksek puanlara sahip oldukları belirlenmiştir. Korelasyon analizi sonuçları, egzersiz motivasyonunun tüm alt boyutları ile bireysel ve sosyal sorumluluk arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermiştir. Regresyon analizi sonuçları ise egzersiz motivasyonunun bireysel ve sosyal sorumluluğun anlamlı bir yordayıcısı olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle “Fiziksel Görünüm ve Sağlık” alt boyutunun bireysel ve sosyal sorumluluk düzeylerini açıklamada en yüksek yordayıcı güce sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, genç ergenlerde egzersiz motivasyonunun bireysel ve sosyal sorumluluk gelişimini destekleyen önemli bir psikososyal unsur olduğu söylenebilir. Düzenli egzersize katılımı teşvik eden ve motivasyonu artıran uygulamaların, ergenlerin sorumluluk davranışlarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceği değerlendirilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Genç ergenlerde temel psikolojik ihtiyaçların fiziksel aktivite tutumuna etkisi
Muhammed Hamza Demir
Bu araştırmanın amacı, genç ergenlerde temel psikolojik ihtiyaçların (özerklik, yeterlik ve ilişkilenme) fiziksel aktiviteye yönelik tutum üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, 2025–2026 eğitim-öğretim yılında Kahramanmaraş ilinde öğrenim gören ve kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 315 genç ergen oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Beden Eğitiminde Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği ve Fiziksel Aktivite Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS istatistik programı kullanılmıştır. Araştırma bulguları, temel psikolojik ihtiyaçlar ile fiziksel aktivite tutumu arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermiştir. Fiziksel aktivite tutumunun toplam puanı ile özerklik (r = 0,230), yeterlik (r = 0,217) ve ilişkilenme (r = 0,147) arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Regresyon analizleri sonucunda özerklik ve yeterlik ihtiyaçlarının özellikle fiziksel aktivitenin sağlık boyutunu anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir. Ayrıca spor yapan öğrencilerin fiziksel aktivite tutumlarının ve temel psikolojik ihtiyaç düzeylerinin spor yapmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Cinsiyet değişkeni açısından erkek öğrencilerin fiziksel aktivite tutumları ile özerklik ve yeterlik düzeylerinin kız öğrencilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, genç ergenlerde temel psikolojik ihtiyaçların karşılanmasının fiziksel aktiviteye yönelik olumlu tutum geliştirilmesinde önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. Özellikle özerklik ve yeterlik ihtiyaçlarının desteklenmesi, ergenlerin fiziksel aktiviteye katılımını artırabilecek önemli psikolojik faktörler olarak öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda beden eğitimi öğretmenlerinin, antrenörlerin ve eğitim politikası geliştiricilerinin gençlerin temel psikolojik ihtiyaçlarını destekleyen uygulamalara öncelik vermeleri önerilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim20268 haftalık pilates reformer egzersizlerinin sedanter kadınlarda fiziksel özellikler, beden memnuniyeti ve mutluluk düzeylerine etkisi
Ayşe Kiliç
Bu araştırmanın amacı, sedanter kadınlarda 8 haftalık pilates reformer egzersizlerinin fiziksel özellikler, beden memnuniyeti ve mutluluk düzeylerine etkilerini incelemektir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden tek grup ön test-son test deneysel desen kullanılarak yürütülmüştür. Çalışmaya Adıyaman ili Merkez ilçesinde yaşayan ve sedanter yaşam tarzına sahip 30 kadın gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılara 8 hafta boyunca haftada 2 gün ve her biri 90 dakika süren pilates reformer egzersiz programı uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, antropometrik ölçümler, Mutluluk Ölçeği ve Beden Memnuniyeti Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programında analiz edilmiş, verilerin normal dağılıma uygunluğu çarpıklık ve basıklık değerleri ile değerlendirilmiştir. Ön test ve son test karşılaştırmalarında bağımlı örneklemler t-testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre uygulanan pilates reformer egzersiz programı sonrasında katılımcıların vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, kol çevresi, göğüs çevresi, bel çevresi, basen çevresi ve bacak çevresi ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma belirlenmiştir (p<0,001). Ayrıca beden memnuniyeti puanlarının 35,80±6,88’den 42,13±3,61’e, mutluluk puanlarının ise 4,13±0,60’tan 4,84±0,24’e yükseldiği ve bu artışların istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). BKİ ile mutluluk düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, BKİ ile beden memnuniyeti düzeyi arasında negatif yönlü ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir (p<0,01). Sonuç olarak, 8 haftalık pilates reformer egzersiz programının sedanter kadınlarda fiziksel özelliklerin iyileşmesine, beden memnuniyetinin artmasına ve mutluluk düzeylerinin yükselmesine önemli katkılar sağladığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, pilates reformer egzersizlerinin sedanter kadınların hem fiziksel hem de psikolojik sağlıklarının geliştirilmesinde etkili bir egzersiz yöntemi olduğunu göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Yerel halkın turizm algısının belirlenmesi: Kamerun Foumban destinasyonu örneği
Ornella Poni
Bu araştırmanın amacı, Kamerun’un önemli kültürel turizm destinasyonlarından biri olan Foumban kentinde yaşayan yerel halkın turizme yönelik algılarını demografik özelliklerine göre incelemektir. Turizm, günümüzde ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı destekleyen önemli sektörlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte turizmin gelişimi, yerel halk üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Bu nedenle yerel halkın turizme yönelik tutum ve algılarının belirlenmesi, sürdürülebilir turizm gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır. Araştırmada, nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler anket tekniği aracılığıyla Foumban’da yaşayan yerel halktan elde edilmiştir. Ankette, yerel halkın görüşlerine dayanılarak turizmin ekonomik, sosyal, kültürel, çevresel ve toplam etkilerini ölçmeyi amaçlayan sorulara yer verilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler, istatistiksel analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, yerel halkın turizmin ekonomik etkilerini genel olarak olumlu değerlendirdiğini göstermektedir. Katılımcılar, Foumban’da turizmin istihdam oluşturduğunu ve yerel ticareti canlandırdığını düşünmektedir. Bununla birlikte bazı katılımcılar, Foumban’da turizmin yaşam maliyetini artırdığı, çevresel sorunlara ve sosyo-kültürel değişimlere yol açtığı kanaatindedir. Bu çalışma, Foumban’da yerel halkın turizme yönelik algılarını inceleyen sınırlı sayıdaki araştırmalardan birisi olması bakımından önem taşımaktadır. Araştırmanın sonuçlarının, yerel yöneticiler ve turizm paydaşları için daha sürdürülebilir ve kapsayıcı turizm politikalarının geliştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir.
- Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026Deprem tehlike analizleri ve kentsel dönüşüm planlaması: Kahramanmaraş - Göksun - Karaömerli örneği
Selahattin Kurt
Türkiye’nin aktif deprem kuşakları üzerinde yer alması, kentsel gelişim ve yatırım süreçlerinde deprem tehlikesinin dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle yapılaşma sürecinde gerçekleştirilecek yer seçim çalışmalarında, bölgenin jeolojik, jeofizik ve jeoteknik özelliklerinin yanı sıra depremsellik parametrelerinin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, aktif deprem bölgelerinde planlanan yapıların depreme dayanıklı olarak tasarlanabilmesi için “Deprem Tehlike Analizleri” temel bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, deprem konutlarının yapılması planlandığı proje sahasında, belirlenen noktalarda mikrotremör ölçümleri gerçekleştirilmiş; zemin hâkim periyot aralıkları ve spektral büyütme oranları belirlenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda zemin-yapı periyot ilişkisi incelenmiş ve bölgenin deprem tehlike düzeyi ortaya konulmuştur. Ayrıca, bina doğal periyodu ile kat adedi ve bina yüksekliği arasındaki ilişkiler kullanılarak, zemin hâkim periyoduna bağlı rezonans bölgesi kat adedi aralıkları belirlenmiştir. Spektral büyütme oranları yardımıyla deprem tehlike düzeyleri ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları, kentsel dönüşüm projelerinde planlanan yeni yerleşim alanlarının depremden en az düzeyde etkilenebilmesi için yer seçiminin mutlaka jeofizik yöntemlerle desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Yerbilimsel verilerden yoksun, yalnızca ekolojik ve teknolojik kriterlere dayalı akıllı şehir uygulamalarının, deprem gibi doğal afetlere karşı yeterli güvenliği sağlayamayacağı vurgulanmıştır. Sonuç olarak; zemin hâkim periyodunun bilinmesi durumunda, tasarlanacak yapıların kat adedi ve bina yüksekliği rezonans bölgesi eğrileri yardımıyla pratik olarak belirlenebilmektedir. Bu yaklaşım, deprem sırasında zemin-yapı etkileşiminin öngörülmesinde basitleştirilmiş ancak bilimsel açıdan geçerli bir yöntem sunmaktadır. Ayrıca, farklı tabaka kalınlıklarının zemin hâkim periyodu hesaplamalarına etkisi tartışılmış ve yönetmelik düzenlemeleri ile yüzey dalgası aktif derinliği dikkate alınarak zemin toplam derinliğinin 50 m olarak kullanılmasının uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Türkiye'de algılanan sağlık durumunun OECD ülkeleri ile karşılaştırmalı analizi ve sağlık yönetimi açısından değerlendirilmesi
Ülkü Yilmaz
Algılanan sağlık durumu, bireylerin kendi sağlıklarını öznel olarak değerlendirmelerine dayanan ve toplumların genel sağlık düzeyini yansıtan önemli bir sağlık göstergesidir. Bu gösterge; sağlık çıktıları, yaşam kalitesi ve sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Algılanan sağlık düzeyi; sosyoekonomik koşullar, sağlık hizmetlerine erişim, yaşam standartları ve sağlık sistemi özelliklerinden etkilenmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de algılanan sağlık durumunun 2010–2024 dönemindeki değişimini OECD ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak incelemek ve sonuçları sağlık yönetimi perspektifinden değerlendirmektir. Araştırma, OECD Sağlık İstatistikleri verileri kullanılarak gerçekleştirilen nicel, betimleyici ve karşılaştırmalı bir ikincil veri analizidir. Çalışmada Türkiye’nin zaman içindeki eğilimi, OECD ortalaması ve medyanı karşısındaki konumu, sıralama performansı, yakınsama-uzaklaşma durumu, ülkeler arası istikrar düzeyi ve sağlık sistemi göstergelerine dayalı SWOT analizi değerlendirilmiştir. Bulgular, Türkiye’nin algılanan sağlık durumu göstergesinin dönem boyunca genel olarak istikrarlı ancak hafif azalış eğiliminde olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin ortalama algılanan sağlık düzeyi %67,33 olup, 2010 yılında %66,0 olan değer 2024 yılında %64,4’e gerilemiştir. Türkiye bazı yıllarda OECD ortalamasına yaklaşmasına rağmen tüm dönem boyunca OECD medyanının altında kalmış, özellikle 2022–2024 döneminde göreli konumu zayıflamıştır. İstikrar analizinde Türkiye’nin düşük düzeyde ancak istikrarlı bir profile sahip olduğu görülmüştür. SWOT analizi sonuçları; sağlık altyapısı ve insan gücündeki gelişmeleri güçlü yönler, algılanan sağlık düzeyindeki düşüş ve memnuniyet azalmasını ise zayıf yönler olarak ortaya koymuştur. Sonuç olarak Türkiye’nin algılanan sağlık durumu açısından OECD ülkeleri içinde orta-alt düzeyde konumlandığı görülmektedir. Bulgular, sağlık politikalarında hizmet kalitesi, hasta deneyimi, sağlık sistemine güven ve sağlık eşitsizliklerinin azaltılmasına yönelik bütüncül yaklaşımların önemini ortaya koymaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Beden eğitimi öğretmenlerinin çok boyutlu 21. yüzyıl becerileri ve yaratıcı düşünme eğilimlerinin incelenmesi
Sinan Kurt
Bu araştırmanın amacı, beden eğitimi öğretmenlerinin çok boyutlu 21. yüzyıl becerileri ile yaratıcı düşünme eğilimlerini belirlemek, bu değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek ve 21. yüzyıl becerilerinin yaratıcı düşünme eğilimlerini yordama düzeyini ortaya koymaktır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. Çalışma grubunu Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan 218 beden eğitimi öğretmeni oluşturmuştur. Veri toplama sürecinde Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu 21. Yüzyıl Becerileri Ölçeği ve Marmara Yaratıcı Düşünme Eğilimleri Ölçeği kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS istatistiksel (versiyon 27) paket programında analiz edilmiş, betimsel istatistikler, Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi ile basit ve çoklu doğrusal regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, beden eğitimi öğretmenlerinin hem çok boyutlu 21. yüzyıl becerileri hem de yaratıcı düşünme eğilimleri açısından yüksek düzeyde puanlara sahip olduklarını göstermiştir. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, çok boyutlu 21. yüzyıl becerileri ile yaratıcı düşünme eğilimleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Çoklu regresyon analizi sonuçları, yaşam boyu öğrenmenin gerekliliklerinden olan kariyer bilinci ile girişimcilik ve inovasyon becerilerinin yaratıcı düşünme eğilimlerinin anlamlı yordayıcıları olduğunu ortaya koymuştur. Buna karşın eleştirel düşünme ve problem çözme ile sosyal sorumluluk ve liderlik becerilerinin yaratıcı düşünme üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir. Basit doğrusal regresyon analizi sonucunda ise çok boyutlu 21. yüzyıl becerilerinin yaratıcı düşünme eğilimlerindeki varyansın %21’ini açıkladığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, çağdaş öğretmen yeterlikleri ile yaratıcı düşünme eğilimleri arasında güçlü bir bağ bulunduğunu göstermekte ve öğretmenlerin 21. yüzyıl becerilerinin geliştirilmesinin yaratıcı düşünmeyi destekleyebileceğine işaret etmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Spor ve bilişsel gelişim ilişkisi: Dikkat eksikliği bulunan ortaokul öğrencilerinde okçuluk uygulamalarının rolü
Ercan Taş
Bu araştırmada, dikkat eksikliği bulunan ortaokul öğrencilerinde sekiz haftalık okçuluk eğitiminin dikkat performansı üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılarak yürütülmüştür. Çalışma grubunu, Gümüşhane ili Merkez ilçesinde bulunan dört ortaokulda gerçekleştirilen d2 Dikkat Testi taramaları sonucunda dikkat eksikliği belirlenen ve araştırmaya dâhil edilme ölçütlerini karşılayan 26 öğrenci oluşturmuştur. Katılımcılar deney (n=13) ve kontrol (n=13) gruplarına ayrılmıştır. Deney grubuna sekiz hafta boyunca planlı okçuluk eğitimi uygulanırken kontrol grubu olağan eğitim sürecine devam etmiştir. Veri toplama aracı olarak d2 Dikkat Testi kullanılmış; Toplam İşlenen Madde Sayısı (TN), Toplam Performans Puanı (TN-E), Konsantrasyon Performansı (CP), hata puanları ve Dalgalanma Oranı (FR) değişkenleri değerlendirilmiştir. Verilerin analizi IBM SPSS istatistiksel paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiş, bağımsız örneklemler t-testi, eşleştirilmiş örneklemler t-testi ve Grup × Zaman karışık desenli varyans analizi uygulanmıştır. Bulgular, deney grubunda dikkat performansını yansıtan TN, TN-E ve CP (p<0,001) puanlarında anlamlı artışlar, hata puanları ile performans dalgalanmalarında ise anlamlı azalmalar olduğunu göstermiştir (p<0,05). Kontrol grubunda bazı değişkenlerde sınırlı düzeyde gelişmeler gözlenmesine karşın, deney grubunda elde edilen değişimlerin daha belirgin olduğu belirlenmiştir. Karışık desenli varyans analizi sonuçları, TN (p<0,001, ηp²=0,445), TN-E (p<0,001, ηp²=0,449) ve CP (p=0,006, ηp²=0,276) değişkenlerinde anlamlı grup × zaman etkileşimleri ortaya koymuş ve okçuluk eğitiminin dikkat performansının geliştirilmesinde etkili bir müdahale yöntemi olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak okçuluk eğitiminin, dikkat eksikliği bulunan öğrencilerde dikkat, konsantrasyon ve performans sürekliliğinin geliştirilmesine katkı sağlayabilecek uygulanabilir ve bilimsel temele dayalı bir sportif müdahale olduğu değerlendirilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Su gövdelerindeki değişimlerin otomatik olarak tespit edilmesi ve analizi
Ozan Kiyat
Uzaktan algılama tarım, orman, bitki örtüsü ve su gibi farklı alanlarda sıklıkla kullanılmaktadır. Göllerde su yüzeyindeki değişimler, ekosistemler ve sürdürülebilir su kaynaklarının yönetimi açısından elzemdir. Bu çalışma, uydu görüntüleri kullanılarak Türkiye’de farklı oluşum kökenlerine ve su kimyalarına sahip 10 gölün (Akşehir, Eber, Tuz, Salda, Manyas, İznik, Van, Beyşehir, Eğirdir, Burdur) 1984–2025 yılları arasındaki göl su yüzey alanı değişimini otomatik olarak tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel veri kaynağını Landsat 5 TM, Landsat 8 OLI/TIRS, Landsat 9 OLI-2/TIRS-2 ve Sentinel-2 MSI uydu görüntüleri oluşturmaktadır. CHIRPS yağış verileri ile ERA5-Land potansiyel buharlaşma verileri hidroklimatik değerlendirmeleri desteklemek amacıyla kullanılmıştır. Veriler, Google Earth Engine platformunda işlenmiştir. Su yüzeylerinin sınıflandırılmasında spektral indeksler ve Otsu eşikleme yöntemi kullanılmış; bu kapsamda Modifiye Edilmiş Normalize Edilmiş Fark Su İndeksi (MNDWI), Normalize Fark Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI), Normalize Fark Su İndeksi (NDWI) ve Otomatik Su Çıkarma İndeksi (AWEI) hesaplanmıştır. Ayrıca tüm analiz yıllarında (1984, 1990, 1995, 2000, 2005, 2010, 2015, 2020, 2025) Rastgele Orman (RO), Destek Vektör Makineleri (DVM), Sınıflandırma ve Regresyon Ağacı (CART) ve K-En Yakın Komşu (KNN) makine öğrenmesi algoritmaları uygulanmıştır. Göllerin su yüzey alanlarında anlamlı azalmalar tespit edilmiştir. En çarpıcı düşüşler, yüzey alanının tamamını yitiren (%100) Akşehir Gölü’nde ve alanının %93,68’ini kaybeden Tuz Gölü’nde gözlemlenmiştir. Makine öğrenmesi algoritmaları arasında RO modeli, %99,25 genel doğrulukla en yüksek sınıflandırma başarısını göstermiştir. Bu çalışma, farklı oluşum ve özelliklere sahip göllerin izlenmesi için genelleştirilebilir ve güncellenebilir bir uzaktan algılama iş akışı sunmaktadır. Ayrıca sürdürülebilir su kaynakları yönetimi için farklı disiplinlere bilimsel bir altlık sağlamaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Sporcularda öğrenme stillerinin VARK modeline göre belirlenmesi: Takım sporları incelemesi
Selim Yalçın
Öğrenme stilleri, bireylerin bilgiyi algılama, işleme ve kullanma süreçlerinde benimsedikleri baskın tercihleri ifade etmekte ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin planlanmasında önemli bir değişken olarak kabul edilmektedir. Spor ortamlarında ise öğrenme stillerinin belirlenmesi, antrenman süreçlerinin daha etkili yapılandırılmasına ve sportif performansın geliştirilmesine katkı sağlayabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, takım sporlarıyla uğraşan sporcuların öğrenme stillerini VARK modeline göre belirlemek ve öğrenme tercihlerini branş değişkeni açısından incelemektir. Araştırma betimsel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu futbol, basketbol, hentbol ve voleybol branşlarında aktif olarak spor yapan 468 sporcu oluşturmuştur. Kişisel Bilgi Formu ile Sporcular İçin VARK Öğrenme Stilleri Envanteri aracılığıyla yüz yüze kağıt-kalem metodu kullanılarak toplanan veriler, IBM SPSS (v27) paket programla analiz edilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare analizi, uyum analizi ve K-means kümeleme yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular, sporcuların baskın olarak en fazla Kinestetik (%40,4) öğrenme stilini tercih ettiğini göstermiştir. Ayrıca sporcuların baskın olarak kinestetik öğrenmeyi tercih etselerde, %67,7’sinin çoklu öğrenme modeline sahip olduğu belirlenmiştir. Branş ile baskın öğrenme stili ve öğrenme modeli arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Uyum analizi sonuçları öğrenme tercihlerinin branşlara göre farklılaşmadığını gösterirken, kümeleme analizi sporcuların öğrenme stillerine göre farklı bireysel profiller oluşturduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, takım sporcularının öğrenme tercihlerinin büyük ölçüde kinestetik ve işitsel boyutlarda yoğunlaştığı, öğrenme süreçlerinde ise çoklu öğrenme yaklaşımının baskın olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, spor eğitiminde bireysel öğrenme özelliklerini dikkate alan çok yönlü öğretim ve antrenman uygulamalarının önemine işaret etmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Analitik hiyerarşi prosesi (AHP) ile ambalaj tasarım kriterlerinin önceliklendirilmesi: Kozmetik sektörü örneği
Tagreed Abdalmonem Mohamed Ibrahim Tagreed Abdalmonem Mohamed Ibrahim
Ülkemizde ve dünyada çalışan kadın sayısının artması ile fiziksel görünüme ilişkin yükselen bilinç, kozmetik pazarının büyümesini yönlendiren temel faktörlerdir. Küresel kozmetik pazarı değerinin 2024 yılında 335,95 ile 419,8 milyar dolar arasında gerçekleştiği ve 2032 yılına kadar 556,21 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Küresel rekabetin yoğun yaşandığı bu sektörde ambalaj; yalnızca ürünün korunmasına hizmet eden yapısal bir unsur değil, aynı zamanda marka kimliğini yansıtan, tüketici algısını etkileyen ve çevresel sorumluluk üstlenen stratejik bir bileşendir. İmalat süreçlerine uyum, maliyet etkinliği, geri dönüştürülebilirlik ve sürdürülebilirlik gereklilikleri ambalaj tasarımında en önemli konuların başında gelmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, kozmetik sektöründe ambalaj tasarımına yön veren ölçütleri sistematik biçimde ele almak ve bunların önem derecelerini ortaya koymaktır. Çalışmada, karar verme sürecindeki çok boyutlu faktörlerin dikkate alınabilmesi ve karar vericilerin subjektif değerlendirmelerinin matematiksel bir yapıya dönüştürülerek sayısallaştırılması amacıyla Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılmıştır. Model kapsamında Fonksiyonel, Estetik, Psikolojik, Ekonomik, Çevresel ve Marka İmajı olmak üzere 6 ana kriter ile 36 alt kriter değerlendirilmiş ve matrislerin tutarlılık oranları (CR < 0,10) doğrulanmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, ambalaj tasarımı kararlarının yalnızca görsellik odaklı olmadığını; üretim verimliliği, maliyet etkinliği, müşteri sadakati ve çevresel sorumlulukla birlikte bütünsel düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Araştırma bulguları, işletmelerin daha sürdürülebilir ve rekabetçi ambalaj stratejileri geliştirmelerine katkı sağlayarak hem akademik literatüre hem de sektörel uygulamalara önemli bir değer katacaktır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Sağlık çalışanlarında istenmeyen olay bildirim engeli algısı ile istenmeyen olay bildirim tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi: Gümüşhane Devlet Hastanesi örneği
Nuran Koç
Bu araştırmanın amacı, Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görev yapan sağlık çalışanlarının istenmeyen olay raporlama süreçlerine yönelik tutumlarını ve bu tutumları etkileyen bireysel, kurumsal ve sistemsel engelleri belirlemektir. Hasta güvenliği kültürünün güçlendirilmesi açısından kritik bir öneme sahip olan istenmeyen olay raporlaması, sağlık hizmetlerinde hataların nedenlerini ortaya koyarak benzer olayların tekrarını önlemeye yönelik stratejik bir araç olarak değerlendirilmektedir. Ancak sağlık çalışanlarının raporlama sürecine katılımının çeşitli engeller nedeniyle sınırlı kaldığı görülmektedir. Araştırmanın evrenini Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görev yapan sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Bu kapsamda araştırmaya gönüllü katılımcılardan oluşan 390 kişiye ulaşılmıştır. Veri toplama aracı olarak üç bölümden oluşan yapılandırılmış anket formu kullanılmıştır. Anketin birinci bölümünde sosyodemografik bilgiler; ikinci bölümünde sağlık çalışanlarının istenmeyen olay bildirimine ilişkin tutumlarını ölçen ifadeler; üçüncü bölümünde ise bireysel, kurumsal ve sistemsel raporlama engellerini belirlemeye yönelik ölçek maddeleri yer almaktadır. Veriler yüz yüze ve çevrim içi yöntemlerle toplanmış, analizlerde tanımlayıcı istatistikler ve karşılaştırmalı testler kullanılmıştır. Araştırma bulguları, sağlık çalışanlarının olay bildirim tutum düzeylerinin yüksek seviyede olduğunu ve olay bildirim için engellerin düşük seviyede olduğunu göstermektedir. Sağlık çalışanları içerisinde ebe olan katılımcıların olay bildiriminin tutumu ortalamaları, diğer sağlık çalışanları olan katılımcılara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, sağlık çalışanlarında olay bildirimi engelleri ortalamasının artması olay bildirim tutumunun azalmasına neden olmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Imre Lakatos: Bilim tarihi olmadan bilim felsefesi mümkün müdür?
Esranur Güneş
Yirminci yüzyılın bilim felsefecileri arasında konuları ele alış biçimi açısından ayrıcalıklı bir konumda bulunduğunu savlayabileceğimiz Imre Lakatos, Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi adlı eserinde bilim olan ile bilim olmayanın ayrılması ile ilgili izlenecek yol hakkındaki görüşlerini ortaya koyarak bilim tarihini iyi bilmenin önemine vurgu yapar. Immanuel Kant’ın “Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür.” ifadesinden mülhem “Bilim tarihi olmaksızın bilim felsefesi boş, bilim felsefesi olmaksızın bilim tarihi kördür.” söyleyişiyle yaklaşım tarzını netlikle sunan Lakatos, bilimsel gelişmenin nasıl olduğunu incelemeye yönelir. Yaşadığı dönemde Karl Raimund Popper ve Thomas Samuel Kuhn arasında gerçekleşen tartışmalara katılan düşünür, bir orta yol bulma amacıyla önce Popper’ın yanlışlamacılık fikrini eleştirir, ardından Kuhn’un ileri sürdüğü tarih tasarımının hatalı yanlarını göstererek bilimsel rasyonalite bunalımına çözüm üretmeye çalışır. Yanlışlamacılığı değerlendirerek işe koyulan Lakatos, “dogmatik, metodolojik ve sofistike yanlışlamacılık” şeklinde üç tür belirler. Deneysel temelin kesinliğinin kuramlara taşınabileceğini reddeden dogmatik yanlışlamacılık, doğrulamacılığın en zayıf türüdür. Metodolojik yanlışlamacılık, uzlaşımcılıkla bir ilişki içinde anlaşılır hale gelmektedir. Sofistike yanlışlamacılık ise kuramı kurtarmaya yönelik bir türdür. Diğer yandan Lakatos, Kuhn’un paradigma kavramına alternatif olarak “bilimsel araştırma programı” fikrini ileri sürer. Bu bağlamda düşünür, bilim felsefesine yeni bir açılım getirir. Bu tezde, Lakatos’un görüşleri Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi kitabı merkeze alınarak incelemeye tabi tutulacaktır. Böylelikle bilim tarihinin ve bilim felsefesinin gelişim seyri Lakatos’un kavrayışı üzerinden serimlenecektir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Entegrasyon teorileri çerçevesinde Türk Devletleri Teşkilatının siyasi ve ekonomik açıdan incelenmesi
İkram Bekar
Bu çalışmanın amacı, Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) bölgesel entegrasyon sürecini siyasal, ekonomik ve kurumsal boyutlarıyla incelemek ve gelecekteki entegrasyon potansiyelini değerlendirmektir. Çalışmada, TDT'nin tarihsel gelişimi, kurumsal yapısı ve temel politika alanları bölgesel entegrasyon teorileri çerçevesinde ele alınmıştır. Bu kapsamda Türk Dünyası 2040 Vizyon Belgesi, TDT'nin resmî dokümanları, ulusal ve uluslararası raporlar ile akademik çalışmalar incelenmiştir. Araştırma kapsamında üye devletlerin ekonomik yapıları, Orta Koridor ve Zengezur Koridoru gibi ulaştırma projeleri ile Türk Yatırım Fonu'nun bölgesel entegrasyona katkıları değerlendirilmiştir. Ayrıca Rusya, Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve İran gibi küresel ve bölgesel aktörlerin TDT entegrasyonuna yönelik yaklaşımları analiz edilmiştir. Bulgular, TDT'nin kültürel iş birliği temelli bir yapıdan ekonomik ve stratejik iş birliğini önceleyen daha kurumsallaşmış bir bölgesel organizasyona dönüşme sürecinde olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte ekonomik farklılıklar, jeopolitik rekabet ve kurumsal sınırlılıkların entegrasyon sürecini zorlaştırdığı belirlenmiştir. Sonuç olarak TDT'nin Avrasya'da önemli bir entegrasyon potansiyeline sahip olduğu, ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için ekonomik ve kurumsal iş birliğinin daha da güçlendirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Çayeli (Rize) ilçesinde jeofizik verilerle bütünleşik heyelan duyarlılığı ve risk haritalarının oluşturulması
Zehra Sürül
Bu çalışmada, Çayeli ilçesinde heyelan duyarlılığının belirlenmesi amacıyla makine öğrenmesi tabanlı bütünleşik bir analiz gerçekleştirilmiştir. Çalışmada topoğrafik, hidrolojik, jeolojik, iklimsel ve sismik/jeoteknik faktörler birlikte değerlendirilmiş; AFAD, MTA, CORINE, OpenStreetMap ve sayısal yükseklik modeli verileri kullanılmıştır. Ayrıca Çayeli Belediyesi’nden temin edilen 55 adet jeolojik-jeoteknik rapor incelenmiş ve jeofizik veriler CBS ortamında modele dahil edilmiştir. Toplam 28 koşullayıcı faktör oluşturulmuş, VIF analizi sonucunda yüksek doğrusal bağlantıya sahip değişkenler çıkarılarak modelleme süreci 22 faktör üzerinden yürütülmüştür. Lojistik Regresyon, Rastgele Orman, XGBoost, LightGBM, SVM ve YSA dahil olmak üzere on farklı makine öğrenmesi algoritması karşılaştırılmıştır. Modeller 5 katlı çapraz doğrulama ve bağımsız test veri seti ile değerlendirilmiştir. Son aşamada SHAP analizi uygulanarak faktörlerin model tahminlerine etkisi yorumlanmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda heyelan duyarlılık haritaları üretilmiş ve çalışma alanındaki mevcut heyelanlarla yüksek mekânsal uyum gösterdiği belirlenmiştir. Çalışma, makine öğrenmesi ve açıklanabilir yapay zekâ yöntemlerinin heyelan duyarlılık analizlerinde etkili sonuçlar sunduğunu ortaya koymuştur.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Otomotiv sektöründe tedarik zinciri dayanıklılığını artırmak için endüstri 4.0 teknolojilerinin kullanılması
Karl Malan
Bu tez çalışması, mikroişlemci kıtlığı ve COVID-19 pandemisi gibi çağdaş krizler karşısında kritik bir öneme sahip olan otomotiv sektöründe, tedarik zinciri dayanıklılığını artırmak için Endüstri 4.0 teknolojilerinin kullanımına odaklanan çalışmaları analiz etmekte ve teknolojik çözümlerin lojistik kırılganlıkları nasıl hafiflettiğini ve proaktif risk yönetimini nasıl optimize ettiğini incelemektedir. Çalışmanın kapsamı, küresel bilimsel literatürün sistematik bir incelemesini ve Türkiye'deki endüstriyel ekosistem ile otomotiv üreticilerinin derinlemesine analizini içermektedir. Metodolojik olarak araştırma, Scopus veri tabanından 2011-2026 dönemine ait 161 akademik makaleden oluşan nihai bir veri seti üzerinde PRISMA çerçevesini kullanan bibliyometrik analiz ile sistematik literatür taramasını birleştiren karma bir yaklaşım benimsemektedir. Elde edilen bulgular; özellikle büyük veri analitiği ve yapay zekânın, reaktif yönetimden proaktif yönetime geçişi sağlayarak aksaklıkları önceden tahmin etmede öncü bir rol oynadığını göstermektedir. Çalışma ayrıca, bu araçların etkinliğinin işletmelerin organizasyonel olgunluk düzeyine ve üreticiler ile tedarikçiler arasındaki sistemik birlikte çalışabilirliğe sıkı sıkıya bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Endüstri 4.0 çağında otomotiv sektörünün dayanıklılığı, katı bir sağlamlık arayışından ziyade, iş birliğine dayalı bir dijital mimarinin sunduğu stratejik esneklikte yatmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026İtalya’da öğrenim gören kadın uluslararası öğrencilerin STEM alanlarına yönelik kariyer kararlarının kesişimsellik bağlamında incelenmesi
Eylem Tuğba Aydin
Bu araştırma, İtalya’da öğrenim gören kadın uluslararası öğrencilerin bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarına yönelik kariyer kararlarını, toplumsal cinsiyet normları ile uluslararası öğrenci statüsünün kesişimi bağlamında incelemektedir. Nitel ve fenomenolojik yaklaşımla yürütülen araştırmanın çalışma grubunu farklı ülke ve STEM disiplinlerinden 24 kadın uluslararası öğrenci oluşturmuştur. Veriler yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmış ve kesişimsellik-bilinçli tematik analizle çözümlenmiştir. Bulgular, kariyer kararı sürecinin ilgi ve merakın yanı sıra toplumsal fayda üretme, yenilik ve araştırmaya katılma, ekonomik güvenlik ve uluslararası hareketlilik beklentileriyle biçimlendiğini göstermiştir. Katılımcılar erkek egemen akademik ve mesleki kültür, sınırlı kadın temsili, teknik yeterliği sürekli kanıtlama baskısı ve toplumsal cinsiyet temelli kalıp yargılarla karşılaştıklarını belirtmiştir. Uluslararası öğrenciler, farklı akademik olanaklar, kültürlerarası deneyim ve profesyonel ağları önemli kazanımlar olarak görürken; dil engeli, bürokrasi, oturum süreçleri, finansal güçlükler ve iş piyasasına erişim sorunlarını temel dezavantajlar olarak tanımlamıştır. Kesişimsellik analizi, kadınlık ve uluslararası öğrenciliğin görünürlük, aidiyet ve fırsatlara erişim üzerinde birlikte etkili olduğunu ortaya koymuştur. Sonuçlar; mentorluk, kariyer rehberliği, dil desteği, ücretli staj, adil değerlendirme ve kapsayıcı kurum politikalarının güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Uzaktan çalışma ve sürdürülebilirlik İlişkisi: Küresel literatürün bibliyometrik analizi
Abdoul Wahidou Mahamane Seydou
Uzaktan çalışma, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin etkisiyle giderek yaygınlaşan bir çalışma modeli hâline gelmiş, özellikle COVID-19 pandemisi sonrasında çalışma yaşamında önemli bir dönüşüm yaratmıştır. Pandemi sürecinde uzaktan ve hibrit çalışma uygulamalarının hızla yaygınlaşması, bu çalışma modelinin ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki etkilerine yönelik akademik ilgiyi de artırmış ve uzaktan çalışma ile sürdürülebilirlik ilişkisini inceleyen bilimsel yayınlar önemli bir ivme kazanmıştır. Buradan hareketle, bu tez çalışmasının amacı, uzaktan çalışma ve sürdürülebilirlik ilişkisini ele alan akademik literatürün gelişim eğilimlerini, entelektüel yapısını ve temel araştırma temalarını bibliyometrik analiz yöntemiyle incelemektir. Araştırma verileri Scopus veri tabanından elde edilmiş ve belirlenen kriterler doğrultusunda 258 yayın analiz kapsamına alınmıştır. Analizlerde R programlama dili, Bibliometrix paketi ve Biblioshiny arayüzü kullanılmıştır. Araştırma bulguları, uzaktan çalışma ve sürdürülebilirlik alanındaki yayınların özellikle COVID-19 sonrasında hızla arttığını ve alanın yıllık büyüme oranının %13,35 olduğunu göstermektedir. Sustainability dergisi en etkili yayın kaynağı olarak öne çıkarken, ABD, İtalya, Çin ve Avustralya alanın en üretken ülkeleri arasında yer almaktadır. Anahtar kelime analizleri, literatürün uzaktan çalışma, hibrit çalışma, sürdürülebilirlik, karbon ayak izi ve COVID-19 temaları etrafında yoğunlaştığını ortaya koymuştur. Özetle bu çalışma, uzaktan çalışmanın sürdürülebilir kalkınma ile ilişkili ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarının giderek daha fazla önem kazandığını göstermekte ve alanın gelecekteki araştırma yönelimlerine ilişkin önemli çıkarımlar sunmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Türkiye’de 40 yaş üzeri bireylerde finansal sömürü düzeyinin incelenmesi
Samed Tonyalı
Yaşlı nüfusun artması ve finansal işlemlerin giderek dijitalleşmesi, yetişkinlerin ekonomik güvenliğini tehdit eden finansal sömürünün belirlenmesini ve önlenmesini önemli hâle getirmektedir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de yaşayan 40 yaş ve üzeri yetişkinlerin finansal sömürü düzeylerini belirlemek ve finansal sömürü ile finansal bilgi, finansal tutum ve finansal davranış arasındaki ilişkileri incelemektir. Nicel, kesitsel ve ilişkisel desende yürütülen araştırmanın örneklemini kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılan 409 katılımcı oluşturmuştur. Veriler anket yoluyla toplanmış; betimsel istatistikler, korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların finansal sömürü puan ortalamasının ölçek orta noktasına yakın olduğu belirlenmiştir. Finansal sömürü ile finansal davranış arasında pozitif ve orta düzeyde (r=0,410), finansal bilgi arasında ise pozitif ve düşük düzeyde (r=0,213) anlamlı ilişki bulunurken, finansal tutumla anlamlı bir ikili ilişki saptanmamıştır. Regresyon modeli finansal sömürüdeki değişimin %18,8’ini açıklamış; finansal davranış en güçlü pozitif yordayıcı (β=0,400), finansal tutum negatif yordayıcı (β=-0,104) olmuş, finansal bilginin bağımsız katkısı anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak, finansal sömürünün önlenmesinde yalnızca bilgi aktarımına değil, güvenli finansal davranışları ve koruyucu tutumları geliştiren uygulamalı eğitimlere, yaş dostu bankacılık önlemlerine ve kurumsal destek mekanizmalarına öncelik verilmesi önerilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Futbolcularda post-aktivasyon performans artışı (PAPE) ve farklı toparlanma stratejilerinin akut performans üzerine etkileri
Kahraman Emirhan Koç
Bu çalışmanın amacı, futbolcularda post-aktivasyon performans artışı (Post-Activation Performance Enhancement; PAPE) sonrasında uygulanan farklı toparlanma stratejilerinin akut performans üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmaya düzenli olarak futbol antrenmanlarına katılan 18 erkek futbolcu gönüllü olarak katılmıştır. Çalışma, tek grup tekrarlı ölçümler deneysel deseninde gerçekleştirilmiş ve tüm katılımcılar farklı günlerde kontrol, PAPE + pasif dinlenme, PAPE + statik germe ve PAPE + dinamik germe olmak üzere dört farklı deneysel koşulu tamamlamıştır. Araştırmanın ilk aşamasında katılımcıların bir tekrar maksimum (1RM) kuvvet düzeyleri belirlenmiştir. Her deneysel oturumda standart ısınma sonrasında countermovement jump (CMJ), free jump (FJ), 10 m sprint, 30 m sprint ve Illinois çeviklik testlerinden oluşan ön test ölçümleri yapılmıştır. PAPE koşullarında katılımcılara %85 1RM yükünde barbell back squat egzersizi uygulanmış, ardından 5 dakikalık pasif dinlenme, statik germe veya dinamik germe protokolleri gerçekleştirilmiştir. Toparlanma süresinin ardından performans testleri tekrar uygulanmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Analiz sonuçları, toparlanma stratejilerinin 10 m sprint, 30 m sprint, CMJ, FJ ve çeviklik performansı üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğunu göstermiştir (p<0,05). Dinamik germe protokolü özellikle 30 m sprint, CMJ, FJ ve çeviklik performansında en yüksek değerlerin elde edildiği uygulama olmuştur. Statik germe bazı performans değişkenlerinde pasif dinlenmeye göre daha olumlu sonuçlar ortaya koyarken, pasif dinlenme genel olarak daha düşük performans değerleri ile ilişkilendirilmiştir. Etki büyüklükleri incelendiğinde uygulamaların özellikle CMJ ve çeviklik performansı üzerinde büyük düzeyde etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, PAPE sonrasında uygulanan toparlanma stratejilerinin akut performans yanıtlarını etkilediği ve dinamik germe uygulamasının sprint, sıçrama ve çeviklik performansının geliştirilmesinde en etkili yöntem olduğu belirlenmiştir.
