Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2024
    Do we burnout by being overcommitted testing an extended effort-reward imbalance model

    Demirbağ, Orkun; Ors, Serife

    Based on the transactional stress approach, which predicts that employees' negative stress experiences will occur within the framework of their cognitive evaluations of stressors and in a dynamic process, this study evaluates the effects of role stressors on emotional exhaustion within the framework of an extended effort-reward imbalance model. Within the scope of the study, 705 participants consisting of academic staff, physicians and nurses across Turkey were included in the sample. The study aimed to reveal the moderating effects of overcommitment on the indirect effect of role stressors on emotional exhaustion through effort-reward imbalance. The findings obtained through multiple linear regression analysis show that overcommitment moderates the indirect effect of role stressors on emotional exhaustion through effort-reward imbalance, but contrary to expectations, the indirect effect is weaker at higher levels of overcommitment and stronger at lower levels. It was found that overcommitment acts as a buffer in the relationship between effort-reward imbalance and emotional exhaustion.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Amatör futbolcularda özgüven düzeyinin psikolojik kırılganlığa etkisi

    Bostancı, Özgür; Yılmaz, Coşkun

    Bu çalışmanın amacı amatör futbolcuların oynadığı pozisyonlara göre özgüven düzeyi ve psikolojik kırılganlığının değerlendirilmesiydi. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanıldı. Veri toplama aracı olarak Sinclair ve Wallston (1999) tarafından geliştirilen 6 maddeden oluşan psikolojik kırılganlık ölçeği ve Akın (2011) tarafında geliştirilen 33 maddeden oluşan özgüven ölçekleri uygulandı. Çalışmada verilerin analizi SPSS 21.0 istatistik paket programında hesaplandı. İkili grupların analizinde T testi, ikiden fazla gruplar da ise One-way ANOVA testi uygulandı. Ölçekler arasındaki ilişkiyi tahmin etmek için regresyon analizi yapıldı. Elde edilen bulgular incelendiğinde, futbolcunun oynadığı pozisyonlara göre psikolojik kırılganlık düzeylerine etkisi görülmezken, iç özgüven (p=0,064), dış özgüven düzeylerine (p=0,002) ve özgüven toplam puanlarına (p=0,019) etkisinin olduğu görüldü. Psikolojik kırılganlıkta alınan puanların özgüven ölçeğine göre oluşturulan regresyon modelinde kaleci (F(2-29)=3,60, R2=.199, p=.040) ve forvet (F(2-22)=6,674, R2=.378, p=.005) oyuncularında anlamlı, diğer mevkilerde ise anlamlı olmadığı tespit edildi. Sonuç olarak, amatör futbolcularda mevkiinin psikolojik kırılganlık düzeylerini etkilemediği, özgüven düzeylerini etkilediği bulundu. Psikolojik kırılganlığın kaleci ve forvetlerin özgüven düzeylerini etkilediği görülürken, diğer mevkileri etkilemediği görüldü.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Planlı Davranış Teorisi Kapsamında A/B Kişilik Tipine Göre Siber Güvenlik Farkındalığı: Üniversite Öğrencileri Üzerine Araştırma

    Sımsek, Tugçe

    Bireyler arasındaki farklı kişilik tipleri, siber güvenlik farkındalığının etkin bir şekilde geliştirilmesi açısından önemli bir role sahiptir; çünkü bu tipler, kullanıcıların güvenlik konularına yönelik tutumları ve tepkileri üzerinde belirgin bir etki yapabilir. Siber güvenlik de dijitalleşmenin artması ve dijital çağa doğan nüfusun artması ile üzerinde durulması gereken bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Hem özel hayatta hem de çalışma hayatında siber güvenlik farkındalığına sahip olmak kişilerin de kendilerini ve hatta kişisel bilgilerini güvende tutmalarını sağlamaktadır. Son dönemlerde örgütler tüm çalışanlarının siber güvenlik konusunda yeterince bilgiye sahip olmalarını istemektedir. Planlı Davranış Teorisi ışığında siber güvenlik farkındalığının iş hayatında yerini almaya başlayacak olan üniversite öğrencilerindeki durumunu analiz etmek literatüre katkı sağlayacaktır. Bunun yanı sıra çalışmanın sorunsalı A ya da B kişilik tipine sahip olan üniversite öğrencilerinin siber güvenlik farkındalığı konusunda bir farklılık gösterip göstermediğidir. Çalışmanın örneklemi bir devlet üniversitesinde okumakta olan üniversite öğrencilerinde kartopu örneklem yöntemi ile oluşturulmuştur. Verilerin analizinde SPSS Statistics 25 kullanılmıştır. Tanımlayıcı analiz ve iki bağımsız örneklem arasındaki farkın öneminin sınanması için Mann-Whitney Testi kullanılmıştır. 172 katılımcı üzerinden yapılan analiz neticesinde; A ve B kişilik tipine göre siber güvenlik farkındalığı istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa sahiptir. Buna ek olarak cinsiyete göre siber güvenlik farkındalığı da anlamlı bir farklılık göstermiştir. A tipi kişiliğe sahip katılımcıların siber güvenlik farkındalığı ortalaması 2,52 olarak tespit edilmiştir. B tipi kişilikteki katılımcıların ise siber güvenlik farkındalığı ortalaması 2,12 olarak bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre katılımcılar arasında A kişilik tipine sahip ve kadın katılımcıların siber güvenlik farkındalığı daha yüksektir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Nietzsche ile Darwin Arasında: Snowpiercer (2013)

    Demirtaş, Haşim

    Charles Darwin ve Friedrich Nietzsche, dünya düşünce tarihinde önemli ve tartışmalı bir yere sahiptir. Darwin'in evrim teorisi, zaman içerisinde insan topluluklarına da uyarlanmış ve sosyal Darwinizm, toplumsal ilerlemenin açıklamalarından biri olarak ele alınmıştır. Nietzsche ise sıklıkla Darwinci olmakla ilişkilendirilmiştir. Bu ilişkilendirmenin nedeni, her ikisinin de canlıların hayatta kalmak ve varlığını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu motivasyonları tanımlamalarından kaynaklanmaktadır. Darwin için bu motivasyon, varoluş mücadelesi ve en uyumlular hayatta kalır mottosuyken; Nietzsche için güç istencidir. Film endüstrisi için sosyal Darwinizm ilgi çekici bir başlıktır ve sinemada birçok kez ele alınmıştır. Bu çalışmanın teorik altyapısını sosyal Darwinizm ve güç istenci kavramları oluşturmaktadır. Bu kapsamda, yönetmenliğini Bong Joon Ho'nun yaptığı Snowpiercer (2013) filmi amaçlı örneklem dahilinde seçilmiştir. Bu çalışma, Snowpiercer, sosyal Darwinizm ve güç istenci kavramlarıyla okunabilir mi? sorusuna cevap aramaktadır. Çalışmanın yöntemi nitel içerik analizidir. Çalışmanın sonucunda Sosyal Darwinist bakış açısının filmde kendine yer bulduğu görülmüştür. Bununla birlikte karakterlerin eylemlerindeki temel motivasyon kaynağının hayatta kalma içgüdüsü değil, güç istenci olduğu ortaya çıkmıştır.

  • MakaleYalnız künye2024
    Yüksek Performans Beklentilerinin Çalışanların İş Stresi ve Kendini Engelleme Davranışları Üzerindeki Etkisinde Duygusal Kontrolün Düzenleyici Rolü: Öğretmenler Üzerine Bir Çalışma

    Okatan, Yildirim

    Örgütlerde çalışan davranışını yönetici beklentisi çerçevesinde yönlendirmek, çalışanları motive ettiği düşünülse de çalışanların belirlenen performans standartlarını karşılamaya çalışmaları onların daha fazla stres eğilimi göstermelerine neden olacaktır. Çalışma kapsamında, yöneticilerin yüksek performans beklentilerinin çalışanların iş stresi ve kendini engelleme davranışları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırma Trabzon’da görev yapmakta olan özel okul öğretmenleri üzerinde yapılmıştır. 210 katılımcı değerlendirmeye alınmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21 PROCESS ve AMOS 24 paket programları kullanıldı. Yapılan analiz sonuçlarına göre; yüksek performans beklentileri ve çalışanların iş stresi arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda yüksek performans beklentileri ile çalışanların kendini engelleme davranışları arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Diğer yandan çalışanların İş stresleri ile kendini engelleme davranışları arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. İş stresinin yüksek performans beklentisi ile kendini engelleme davranışı arasındaki ilişkiye kısmi aracılık ettiği ve ayrıca yüksek performans beklentileri ile kendini engelleme davranışı arasındaki ilişkide duygusal kontrolün düzenleyici etkisinin olduğu araştırma sonucunda tespit edilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Presenteeism and Job Performance in the Aviation Industry: A Study on Ground Handling Business Employees

    Vural, Selvi

    The aim of this study is to determine the impact of presenteeism on job performance. In the scope of the research, job performance has been examined in terms of both contextual and task performance. This study was conducted with the participation of personnel responsible for ground handling services in the aviation sector. Given the determined objective, it was deci-ded that the quantitative method is suitable for the research, and data were obtained through scale forms. To assess employees' presenteeism tendencies, the "Stanford Presenteeism Scale (SPS-6)" was utilized, while the "Job Performance Scale" was employed to measure job performance. The findings suggest that presenteeism impacts job performance in both task and con-textual dimensions. The results demonstrate that presenteeism significantly and positively affects both areas of job performance. This study highlights the beneficial effect of presenteeism on job performance. However, this significant positive relationship between presenteeism and performance does not entirely eliminate the fact that presenteeism is seen as a problem in busi-nesses.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Examining the psychological well-being, psychological resilience, burnout characteristics of football coaches and the relationship between them; an experimental study

    Toktaş, Sermet; Zambak, Ömer

    The aim of the study is an experimental study on football coaches' psychological well-being, psychological resilience, burnout levels and the relationship between them. The sample of this research, which used a descriptive research design, consisted of 146 football coaches. The data were obtained by applying the 'Psychological Well-Being Scale', 'Maslach Burnout Scale' and 'Connor-Davidson Psychological Resilience Scale'. 146 coaches from Denizli, Ankara and Izmir amateur football leagues participated in the study in 2019. Data regarding the applied scales were analyzed in the SPSS 18 program. It was determined that the psychological well-being, psychological resilience and burnout levels of football coaches were statistically moderate. However, the level of psychological resilience was found to be a significant predictor of burnout and psychological well-being levels. According to the results of the study, football coaches have a statistically moderate burnout, psychological resilience and psychological well-being capacity. Based on the information obtained from the face-to-face interview, it was determined that they felt highly exhausted/powerless. As a result, the study is valuable as it reveals that football coaches are highly affected by the lives of their athletes and that they need support to overcome the psychosocial problems they experience.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Yaşam doyumu ile çalışmaya tutkunluk arasındaki ilişkide psikolojik iyi oluşun aracılık rolü

    Benk, Osman; Kenek, Gökhan; Sımsek, Tugçe

    Bu çalışmanın amacı bireylerin sahip oldukları genel yaşam doyumlarının, psikolojik iyi olma durumlarına ve bir çalışan olarak işlerine olan tutkunluklarına etkisini ortaya koymaktır. Bununla birlikte psikolojik iyi oluşun, yaşam doyumu ile çalışmaya tutkunluk arasında öngörülen aracılık rolünün incelenmesi araştırmanın diğer bir amacıdır. Araştırma, Karadeniz Bölgesi’nde öğrenci barınma hizmetleri kapsamında öğrenci yurtlarında görev yapan çalışanlar örnekleminde 2022 yılı Haziran ile Temmuz ayları arasında gerçekleştirilmiştir. Veri toplamak için yüz yüze anket yönteminin kullanıldığı araştırmada 191 katılımcıdan geri dönüş sağlanmıştır. Elde edilen veriler SPSS26 paket programında korelasyon ve regresyon analizleri ile analiz edilmiştir. Toplanan veriler ve gerçekleştirilen analizler doğrultusunda elde edilen bulgulara göre tüm hipotezler kabul edilmiştir. Hipotezlerin kabulü ile birlikte; bireylerin yaşamlarına ilişkin sahip oldukları tatmin duygusunun onların psikolojik olarak kendilerini iyi hissetmelerinde ve iş hayatlarında da bunu sürdürerek, örgütsel etkinlik ve verimlilik için arzu edilen ve pozitif çalışan davranışlarından biri olarak kabul edilen çalışmaya tutkunluğun gelişmesinde önemli rol oynadığı ifade edilebilir. Sonuçlar yaşam doyumunun artması ile birlikte psikolojik iyi oluş ve çalışmaya tutkunluğun da artış göstereceğine işaret etmektedir. Aynı zamanda psikolojik iyi olma durumunun da çalışmaya tutkunluğun önemli bir belirleyicisi olduğu tespit edilmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Sağlık Bilimleri Fakültesinde Öğrenim Gören Öğrencilerin İşsizlik Kaygısı Düzeylerini Belirlemesi: Kesitsel Araştırma

    Aslan, Ramazan; Göktekin, Zekiye; Yıldız, Eyyüp

    Bu araştırmanın amacı, kamuda istihdamı olan bölümler ile istihdamı olmayan bölümlerde okuyan öğrencilerin iş bulma kaygısı ve bu kaygıyı etkileyen faktörlerin tespit edilmesidir. Araştırmanın evrenini Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Acil Yardım ve Afet Yönetimi (AYAY), Sağlık Yönetimi (SY) ve Hemşirelik bölümlerinde öğrenim gören tüm öğrenciler oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında anket yöntemi kullanılmış, kolayda örnekleme yöntemi seçilmiştir. 294 (%70,3)’ü kadın, 194 (%29,6)’ü erkek olmak üzere toplam 418 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların %,84,6’sı KPSS’ye girmeyi düşündüğünü belirtmiştir. İkili ve çoklu karşılaştırmalar sonucunda, kaygı düzeyi en yüksek olan öğrencilerin kamu istihdamı olmayan Sağlık Yönetimi bölümünde olduğu, Aile gelir düzeyi iyi olan veya yabancı dil bilen öğrencilerin daha az kaygılı oldukları, AYAY bölümünde kadınların daha kaygılı olduğu tespit edilmiştir.

    • SDG 1 · Yoksulluğa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    AtıfOpenAlex4
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Enhancing Psychological Well-Being: Examining the Influence of Attachment Styles, Mediated by Post-conventional Religious Reasoning

    Güngör, Sunay

    This study investigates the intricate relationship between attachment styles, post-conventional religious reasoning, and psychological well-being. With a sample of 650 participants, established measurement tools such as the Psychological Well-Being Scale, the Adult Attachment Styles Scale, the God Attachment Styles Scale and the Modified Belief Scale are used. Utilizing Smart PLS 4.0.4.9 for analysis, the partial least squares (PLS) algorithm with bootstrapping was employed due to its suitability for complex models and small sample sizes. Through Sobel tests, the mediating role of post-conventional religious reasoning is explored. Results reveal significant positive associations between Attachment Styles in Adults and both Post-conventional Religious Reasoning and Psychological Well-being. Similarly, Attachment Styles to God exhibit significant positive relationships with Psychological Well-being and post-conventional religious reasoning. Furthermore, post-conventional religious reasoning demonstrates a significant positive relationship with Psychological Well-being. The findings indicate that it mediates the relationship between Attachment Styles in Adults and Psychological Well-being, as well as between Attachment Styles to God and Psychological Well-being. This study contributes to the understanding of how attachment styles and religious reasoning influence psychological well-being. The findings underscore the importance of considering both attachment to significant others and attachment to a higher power in understanding individuals' well-being. By highlighting the mediating role of post-conventional religious reasoning, this research sheds light on the mechanisms through which these factors interact to influence psychological well-being.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2024
    İleri Yetişkinlerin Kendi Yaş Gruplarına Yönelik Stereotiplerinin Belirlenmesi: Bir Ölçek Geliştirme Çalışması

    Kütük, Bahtım; Özekes, N. Banu Çengelci

    İleri yetişkinler stereotiplere en fazla maruz kalan ve bu stereotiplerle baş etmek durumunda olan gruplardan biridir. Bu çalışmada, ileri yetişkinlerin (65+) kendi yaş gruplarına yönelik stereotip düzeylerini belirlemek için bir ölçek geliştirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya, Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşayan, herhangi bir nörolojik tanısı olmayan 297 katılımcı dâhil edilmiştir. Katılımcıların yaş aralığı 65 ile 91 arasında değişmektedir (Ort.yaş = 71.66, SS = 6.52). Tamamen gönüllük esasına dayalı olan araştırmada veriler anket yöntemi ile yüz yüze toplanmıştır. Katılımcılara alan yazından faydalanılarak ileri yetişkinlere yönelik oluşturulan dokuz farklı stereotipe ne kadar katılıp katılmadığı sorulmuştur. Verilerin faktör analizine uygunluğunu ve örneklemin yeterliliğini test etmek için Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) katsayısı ve Bartlett Küresellik Testi (BKT) kullanılmıştır. KMO katsayısı (.826) ve BKT'nin anlamlılığı (χ² (36) = 664.204; p < 0.001) ölçeğin faktör analizine uygun olduğunu ve verilerin çok değişkenli normal dağılımdan geldiğini göstermiştir. Gerçekleştirilen AFA sonucunda ölçeğin dokuz maddeden oluşan tek faktörlü bir yapı oluşturduğu görülmüştür. Ölçüm aracının faktör yükleri .32 ile .70 arasında değişmektedir ve maddelerdeki ortak varyansın %40 olduğu görülmektedir. DFA sonuçları da maddelerin tek faktörde toplandığını ve uyum iyiliği değerlerinin kabul edilebilir düzeyde olduğunu göstermiştir, χ²/SS = 2.682, RMSEA = .075, CFI = 0.932, TLI = .905, SRMR = .042. Cronbach alfa katsayısı ise 0.80 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, bu ölçeğin ileri yetişkinlerin kendi yaş gruplarına yönelik stereotipleri değerlendirmek için güvenilir ve geçerli bir ölçek olduğu söylenebilir. Bunun yanında, ölçek hem ülkemizde hem de yurt dışında ilk olma özelliğine sahiptir ve ileri yetişkinlere yönelik önyargı ve ayrımcılığın kapsamlı bir şekilde araştırılmasını ve anlaşılmasını sağlayacaktır

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2024
    Boşanma Sürecindeki Bireylere Dair Tanımlayıcı Bir Araştırma

    Barut, Yaşar; Bilgin, Özkan

    Boşanma genellikle nedenleri ve sonuçlarıyla ele alınan, birey ve çocuk üzerindeki etkileri araştırılan bir konudur. Boşanmayı bir süreç olarak ele alan bu araştırmada; boşanma sürecindeki bireylerin sosyo-demografik özellikleri, boşanmaya neden olan faktörler, boşanma sürecindeki bireylerin şimdiki durumları ve geleceğe dair düşünceleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Araştırma genel tarama modelleri arasında yer alan tekil tarama modelli bir araştırmadır. Trabzon 1. Aile Mahkemesi’nde gerçekleştirilen araştırmaya 152 birey katılmıştır. Araştırmacılar tarafından oluşturulan anket formu kullanılarak veriler toplanmıştır. Katılımcılarla yüz yüze görüşmeler yapılarak elde edilen veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edilmiş ve frekans dağılımları yapılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre; katılımcıların en sık belirttiği boşanma nedenlerinin eşinin ailesinin tutum ve davranışları (%42,8), geçimsizlikanlaşamama (%42,7), aldatma (%34,8) ve şiddet (%34,2) olduğu bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların %82,2’sinin evlilik yaşamında eşinden şiddet gördüğü bulunmuştur. Boşanma sürecinin ardından katılımcıların gelecekte karşılaşabilecekleri sorunlar arasında en sık belirtilen konuların; ekonomik sorunlar (%37,5), çocuklarla kişisel ilişki kurmada yaşanacak sorunlar (%23), bireysel düzeyde yaşanacak duygusal ve psikolojik sorunlar (%20,3) ve sosyal/toplumsal alanda damgalanma gibi yaşanacak sorunlar olduğu bulunmuştur. Araştırma sonucunda boşanma sürecinde sunulacak profesyonel desteğin önemi vurgulanmıştır.

  • MakaleYalnız künye2024
    Effect of Learned Helplessness Level on Life Satisfaction: A Research on Unemployed University Graduate Women Abstract

    Gökçe, Ahmet; Mazı, Derya

    Learned helplessness refers to a situation that occurs in line with the belief that a negative event will be repeated consecutively and that the person has no control over these events, and reflects a situation that causes loss of motivation and a decrease in positive feelings towards life. In line with gender roles, the negative situations that women encounter both at the beginning of working life and on their career path cause the feeling of learned helplessness to be experienced quite intensely. Accordingly, the main purpose of this study is to examine the relationship between learned helplessness and life satisfaction in the context of unemployed university graduate women. This research, using the survey method, was conducted with the participation of 260 university graduates and unemployed women residing in Hatay province. As a result of the analyzes, while a moderate and negative relationship was found between learned helplessness and life satisfaction, it was concluded that the level of learned helplessness has a statistically significant negative effect on the level of life satisfaction.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2024
    Anxiety Sensitivity, Mindfulness, and Metacognitive Beliefs: The Mediation of Emotion Regulation

    Güngör, Sunay

    This study aims to explore the mediating role of emotion regulation in the relationship between metacognitive beliefs, mindfulness, and anxiety sensitivity. Data was collected from a sample of 385 participants through a survey questionnaire. The relationships among the latent variables were analyzed using SmartPLS 3. The findings revealed significant positive relationships between mindfulness and emotion regulation, as well as anxiety sensitivity. Similarly, significant positive relationships were observed between metacognitive beliefs and emotion regulation, as well as anxiety sensitivity. Additionally, emotion regulation exhibited a significant positive relationship with anxiety sensitivity. The study further investigated the mediating role of emotion regulation in the relationships between metacognitive beliefs, mindfulness, and anxiety sensitivity. The results, indicate that emotion regulation plays a crucial mediating role in the relationship between metacognitive beliefs and anxiety sensitivity, as well as in the relationship between mindfulness and anxiety sensitivity. These findings highlight the importance of emotion regulation as a mechanism through which metacognitive beliefs and mindfulness influence anxiety sensitivity. Understanding the mediating role of emotion regulation can provide valuable insights for interventions aimed at promoting emotional well-being and reducing anxiety-related concerns.

  • MakaleYalnız künye2024
    Understanding the Concept of Shyness in Turkish Context

    Temel, Ahmet; Çukur, Cemsafak

    Emotions are seen as very important in interpersonal relationships. Shyness, which is a self-conscious emotion, is also one of the important factors affecting interpersonal relationships. For this reason, shyness has become one of the important subjects of study. In particular, some studies have been conducted on cultural differences in terms of the definition and emergence of the concept of shyness. Considering the cultural differences in the conceptualization of shyness, it seems that there are some differences among societies. At the same time, these differences regarding shyness may change over time. Therefore, individuals' opinions are considered crucial in order to better understand these differences. This study aims to understand the concept of shyness in Turkish society and to reveal possible situations that cause shyness. To understand the concept of shyness and to determine the factors that cause shyness, open-ended questions were asked to a total of 147 participants from 3 different groups (people living in rural areas, people living in cities, and shy people). Data collected from participants were used to determine themes within the framework of 6 basic objectives related to shyness using the MAXQDA analysis program. In addition, qualitative study results were evaluated.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Exploring Ostracism as A Risk Factor for Smartphone Addiction in Young People: Resilience and Nomophobia Perspectives

    Kavakli, Mehmet; Coşkun, Muhammet; Türkmen, Osman Oğulcan

    In today's world, the improper use of smartphones has become a growing problem. Such usage might be problematic as people see it as an escape from threats to their basic psychological needs caused by ostracism. Therefore, the purpose of this study is to examine the relationship between ostracism and the risk of smartphone addiction. In addition, a moderated mediation model was explored to see whether nomophobia moderated the mediating role of resilience in the association between ostracism and the risk of smartphone addiction. The sample consisted of 320 young adults, ranging from 18 to 31 years. Data was gathered by using the Ostracism Experience Scale, the Brief Resilience Scale, Nomophobia Scale and Smartphone Addiction Scale. Results indicated a positive association between ostracism and the risk of smartphone addiction, and this association was mediated by resilience. While ostracism increases the risk of smartphone addiction, resilience emerges as a key ability in mitigating this undesired association. Furthermore, nomophobia moderated the mediating impact of resilience in the relationship between ostracism and the risk of smartphone addiction. Increased nomophobia put this mitigating influence of resilience in the shade. Resilience buffers the undesired relationship between social kiss of death (ostracism) and the risk of smartphone addiction in young individuals, but nomophobia frustrates this functional role of resilience. These findings were discussed in light of the relevant literature.

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2024
    All the things we never said through the lens of narrative empathy

    Uysal, Mehmet Başak; Demir, Nalan

    The study examines Yasmin Rahman's young adult novel, All The Things We Never Said, from the perspective of narrative empathy. The work centres around the survival challenges faced by three young individuals: Cara, Olivia, and Mahreen. Cara is rendered immobile as a result of her father's death in a tragic incident, and thereafter manifests symptoms indicative of Post-Traumatic Stress Disorder (PTSD). Olivia is compelled to conceal her mother’s lover's act of abuse in order to ensure her own survival, while Mahreen struggles with the challenges posed by anxiety and depression. The story closes with their relationship progressing from an initial endeavour to assist one another in dying to a strong friendship that promotes reciprocal healing. The novel's narrative strategies were examined within the framework of narrative empathy theory to understand how they evoke empathic responses. The analysis focuses on the point of view, embodied narration, and representation of empathy in the novel.

  • MakaleAçık Erişim2024
    The Effect of Perceived Preoperative Nursing Care and Surgical Anxiety on Postoperative Recovery

    Aydin Sayilan, Aylin; Kulakaç, Nurşen

    Objective: This study was conducted as a cross-sectional and correlational study to determine the effects of preoperative perceived nursing care and surgical anxiety on postoperative recovery. Materials and Methods: The population of the study consisted of 405 patients who were treated in the general surgery and urology clinics of two hospitals in Turkey between January and December 2023. Personal information form, Care Behavior Scale-24 (CBS-24), Surgical Anxiety Questionnaire (SAQ), and Postoperative Recovery Index (PoRI) were used to collect data. Results: The total mean score of the participants included in the study was 3.19±1.07 in the PoRI, 3.29±2.02 in the CBS-24, and 46.56±7.90 in the SAQ. According to the results of multiple linear regression analysis, the postoperative recovery status of patients undergoing surgical intervention is affected by care behaviors, income status and surgical anxiety levels. Conclusion: It was determined that the patients included in this study had great difficulty in recovery and experienced anxiety despite their perception of care being adequate. It was concluded that as the patients' perception of care increased, the difficulty in recovery decreased, and as their anxiety increased, the difficulty in recovery increased.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Deprem Risk Algısı ve Klostrofobi Düzeyi Arasındaki İlişki ve Etkileyen Faktörler

    Akgül, Fatma; Doğan, Melike Demir

    Amaç: Bu araştırma deprem risk algısı ile klostrofobi arasındaki ilişki ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla ilişkisel ve kesitsel olarak planlanmıştır. Yöntem: Bu ilişkisel kesitsel çalışma, 24 Ocak 2020’de Elâzığ depremini yaşayan depremzedelerde oluşan deprem risk algısı ile klostrofobi düzeyi arasındaki ilişki ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni Elâzığ ilinde depremi yaşamış bireylerdir. Araştırmaya katılmayı kabul eden, 18 yaşını doldurmuş 400 kişi araştırmanın örneklem grubunu oluşturmuştur. Bu çalışmada veriler 01.07.2023 ile 01.09.2023 tarihleri arasında çevrimiçi anket yöntemiyle toplanmıştır. Veriler, sosyo-demografik özelliklere ilişkin bilgi formu ve araştırmacılar tarafından ilgili literatür taranarak hazırlanan anket kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalamasının 35,08±12,51 olduğu, yarısının kadın olduğu (%54,8) ve %55’inin çocuk sahibi olduğu belirlendi. Araştırmada uygulanan T-Testi analizlerine göre, deprem risk algısının kadınlar ve erkekler arasında anlamlı düzeyde farklılıklar gösterdiği yönünde bulgulara ulaşılmıştır. Anova Testi analizlerine göre ise depremzedelerin eğitim düzeyleri arttıkça klostrofobi davranışlarının azaldığı; evlerindeki hasar düzeyi arttıkça ise klostrobi davranışlarının da arttığı gözlemlenmiştir. Klostrofobi davranışı ile deprem risk algısı ve duyuşsal ve bilişsel alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı. Yani klostrofobi davranışı yüksek olan bireylerin deprem risk algısı da yüksektir. Sonuç: Elde edilen bulgular neticesinde, eğitim durumu ve cinsiyetin deprem riski algısı üzerinde anlamlı farklılıklara sahip olduğu, duyuşsal ve bilişsel deprem riski algısı ile klostrofobi arasında ise anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Adölesan Muay Thai Sporcularında Aile Ortamı, Beslenme Öz-yeterlik ve Beslenme Tutumlarının Sağlık Algısına Etkisi

    Şahin, Oktay

    Bu çalışmanın amacı, adölesan Muay Thai sporcularında aile ortamı, beslenme öz-yeterlik ve beslenme tutumlarının sağlık algısına etkisinin incelenmesidir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinden faydalanıldı. Çalışmaya 101 erkek ve 63 kadın olmak üzere toplam 164 adölesan Muay Thai sporcusu katıldı. Katılımcılardan veri toplamak amacıyla Çocuk Beslenme Öz-yeterlik Ölçeği, Beslenme Tutum Ölçeği, Aile Ortamı Ölçeği ve Sağlık Algısı Formları kullanıldı. Araştırma verileri SPSS 21.0 (IBM) istatistik paket programında analiz edildi. Verilerdeki normallik dağılımlarını Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirildi. İkiden fazla grupların analizinde ise One-way ANOVA (tek yönlü varyans analizi) testi uygulandı. Ölçekler arasındaki ilişkinin varlığını ve yönünü belirlemek için Pearson korelasyon analizi, ölçeklerin geçerlik-güvenirlikleri Cronbach’s Alpha iç tutarlılık katsayıları ile hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan adölesan Muay Thai sporcularının cinsiyet ve sağlık inançlarına göre beslenme öz-yeterlik ve aile ortamı değerlerinin karşılaştırılmasında erkek katılımcıların sağlık inançlarının beslenme öz-yeterlik düzeylerini, aile ortamında birlik ve beraberliği ve beslenme tutumunu etkilediği görülürken, denetim alt boyutunu etkilemediği (p>0,05), kadın katılımcıların ise sağlık inancının aile ortamında birlik ve beraberliği etkilediği görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, sağlık inançları ve aile birlik- beraberlik düzeyleri yükseldikçe beslenme tutumu ve beslenme öz-yeterlik düzeylerinin de yükseldiği söylenebilir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex3TR Dizin2
    TR Dizinİncele