Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    The More Secure I Feel, the More I Exist Through My Voice: The Mediating Role of Psychological Safety in the Effect of Perceived Supervisor and Coworker Support on Employee Voice

    Kenek, Gökhan

    The purpose of this research is to examine the relationship between supervisor support and coworker support with employee voice, and the mediating role of psychological safety in these relationships. The sample of the study consists of 203 white-collar employees working at the headquarters of an international construction company in Ankara. Based on the data obtained and the analyses conducted, there are positive and significant relationships among supervisor support, coworker support, psychological safety, and employee voice. The results of the SEM analysis reveal that psychological safety partially mediates the relationship between coworker support and employee voice, and fully mediates the relationship between supervisor support and employee voice. The findings indicate that supportive social relationships and psychological safety are key mechanisms in the emergence of employee voice.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    The mediating role of general attitude towards artificial intelligence in the relationship between thriving at work and psychological well-being

    Bekar, Fevziye

    This research examines the mediating role of general attitudes towards artificial intelligence in the effect of employees' levels of thriving at work (a personal resource) on their psychological well-being, within the framework of the Job Demands and Resources (JDR) theory. The limited number of studies in the literature that integrate attitudes towards self-development, work psychology, and artificial intelligence based on the Job Demands and Resources theory constitute the basis for this research. A quantitative research approach was adopted in the study; data obtained from 399 healthcare workers using a convenience sampling method and a two-stage data collection process were analysed using the PROCESS Macro (Model 4). The findings show that employees' levels of thriving at work increase their attitudes towards artificial intelligence and that these attitudes positively influence their psychological well-being. Consequently, this research adds a technology-based perspective to the Job Demands and Resources theory and offers important insights for organisations to develop employee-focused technology integration and human resources strategies.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • Derleme MakaleAçık Erişim2026
    Gender and Mental Health: Challenges Faced by Women and a Feminist Perspective

    Türkkan, Tuğba; Odaci, Hatice

    Mental health issues affect millions of people worldwide, leading to negative outcomes in various areas such as academic achievement, job performance, and quality of life. Women are known to be more prone to mental health problems than men, a phenomenon explained by biological sensitivity, genetic and hormonal differences, physiological stress responses, and exposure to environmental risk factors. However, research examining the impact of gender roles on mental health remains limited. Gender roles shape individuals' thought patterns, self-esteem, and emotion regulation strategies, making them significant factors that can influence mental health. In this context, the study aims to explore the effects of gender norms on mental health from a feminist perspective and evaluate the role of gender-based antecedents in this process through a review of the current literature. The study findings reveal that traditional gender roles negatively affect women’s mental health, while approaches promoting equality yield positive outcomes. Enhancing women’s access to education and economic independence is a crucial step toward reducing gender-based inequalities. Additionally, implementing gender equality policies and increasing inclusive representations in the media can mitigate the adverse effects on mental health. Education, awareness campaigns, and supportive social policies have the potential to reduce the impact of gender roles and improve individuals’ mental health. This study aims to guide effective mental health policies and targeted interventions.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    The Impact of Financial Sector Employees’ Emotional Intelligence Levels on Their Fear of Missing Out

    Cıranoğlu, Mehmet; Cakir, Mehmet Ali

    Purpose: The purpose of this study is to examine the relationship between the emotional intelligence levels of finance sector employees and their fear of missing out. Design/Methodology: Data were collected from 397 employees working in the finance sector in Turkey through an online survey using snowball sampling. The data were analyzed using structural equation modeling (SEM) with SPSS and AMOS. Findings: The analysis results indicated a significant and positive relationship between the emotional intelligence levels of finance sector employees and their fear of missing out (β = 0.72; z = 6.063; p < 0.01). This result suggests that as employees’ emotional intelligence levels increase, their levels of fear of missing out also increase. Limitations: Although many sectors have finance departments and, consequently, finance employees, the fact that the sample consisted solely of employees working in the finance sector (banking and auditing) can be considered a limitation of the study. Originality/Value: The financial sector, characterized by intense competition, rapid information flow, and high levels of stress, challenges employees’ psychological resilience as well as their professional capabilities. This study aims to contribute to the literature by addressing an important gap and providing guidance for practices that may support the psychological well-being of employees in the financial sector.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    İşe Yabancılaşmanın İşgören Performansı Üzerindeki Etkisinde Yapay Zekâya Yönelik Tutumun Düzenleyici Rolü: Akademisyenler Üzerine Bir Araştırma

    Bekar, Fevziye

    Bu çalışma, “yapay zekâya yönelik tutum, işe yabancılaşmanın işgören performansı üzerindeki etkisini nasıl şekillendirmektedir?” araştırma sorusuna yanıt aramaktadır. Alan yazında işe yabancılaşma ile işgören performansı arasındaki ilişki yaygın biçimde incelenmiş olmakla birlikte, bu ilişkinin dijitalleşen çalışma ortamlarında hangi koşullar altında değiştiğini inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu doğrultuda araştırmanın temeli duygusal olaylar teorisine dayandırılmaktadır. Duygusal Olaylar Teorisi’ne göre iş ortamında yaşanan olaylar işgörenlerde duygusal tepkilere sebep olmaktadır. Bu tepkiler ise işgörenlerin tutum ve iş davranışlarını etkilemektedir. İş yerlerinin yapay zekâ odaklı bir dönüşüme sahip olması önemli bir olaydır. Bu kapsamda yapay zeka genel tutumun iş hayatına etkileri incelenmek istenmiştir. Alan yazındaki boşluktan ve güncel gelişmelerden hareketle bu araştırma, kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenen akademisyenlerden (N = 288) elde edilen veriler doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. PROCESS Macro (Model 2) aracılığıyla test edilen araştırma modelinin sonucunda, işe yabancılaşmanın işgören performansı üzerindeki olumsuz etkisi pozitif yapay zekâ tutumu ile zayıfladığı bulgulanmıştır. Bu araştırma yapay zekânın tutumsal yönünü incelemekte ve iş hayatına yönelik önemli çıkarımlar sunmaktadır. Alan yazına kuramsal ve ampirik katkılar sağlamaktadır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ahlak Gelişiminde Ebeveyn Rolü: Örtük Kuramlar ve Üretkenlik Üzerine Bir Değerlendirme

    Birinci, Ali

    Ahlak gelişimi, bireyler arası etkileşim süreçlerinin temelini oluşturması ve insanların birbirleriyle nasıl geçindiklerini ihtiva etmesi nedeniyle aileler ve toplumlar açısından kritik bir öneme sahiptir. Ahlaki temellerin atıldığı ve ilk sosyal deneyimlerin yaşandığı birincil ortamın aile olması, ebeveynlerin bu süreçteki belirleyici rolünü ön plana çıkarmaktadır. Literatürde ebeveyn özellikleri bağlamında ebeveynlik tarzları ve disiplin uygulamaları üzerine önemli çalışmalar bulunmakla birlikte ebeveyn zihniyetleri/örtük kuramları ile üretkenlik algılarına odaklanan araştırmaların nispeten sınırlı olduğu görülmektedir. Bu kapsamda araştırmada ebeveynlerin ahlak gelişimine katkıları, örtük kuramlar ve üretkenlik algısı olmak üzere iki temel kavram üzerinden kuramsal olarak değerlendirilmektedir. Çalışma nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda ahlak gelişimini aile perspektifinden yeniden düşünmeye imkân veren iki önemli kuramsal yapı birlikte ele alınarak literatüre katkı sunması beklenmektedir. Ortaya konulan kuramsal çerçeve ahlak gelişiminin yalnızca bilişsel bir muhakeme ya da akran etkileşimi süreci olmadığını aksine ebeveynlerin insan doğasına ve niteliklerine ilişkin temel inançları ile nesiller arası sorumluluk anlayışlarının bu sürecin merkezinde yer aldığını göstermektedir. Örtük kuramlar literatürü ışığında ebeveynlerin insan niteliklerini sabit ya da geliştirilebilir olarak algılamalarının disiplin pratiklerinden hata yönetimine, övgü dilinden cezalandırma tercihlerine kadar geniş bir yelpazede belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Sabit zihniyetin toptancı yargılar ve cezalandırıcı yaklaşımlar üzerinden kırılgan bir ahlaki karakter ve kimlik inşa edebileceği buna karşılık gelişim odaklı zihniyetin sürece duyarlı ve telafi edici pratiklerle ahlaki karakterin dinamik gelişimini destekleyebileceği sonucuna varılmıştır. Üretkenlik kuramı perspektifinden bakıldığında ise ebeveynliğin biyolojik olarak yalnızca çocuk doğurmaya indirgenemeyeceği aksine gelecek nesillerin iyiliğine yönelik ahlaki bir sorumluluk bilinciyle şekillenen bir süreç olduğu görülmektedir. Bu anlamda ebeveynlerin üretkenlik algılarının çocuklarına sundukları değerler, anlam çerçeveleri ve yaşam anlatıları aracılığıyla ahlaki karakter ve kimlik inşasını doğrudan etkileyebileceği söylenebilir. Gelecek araştırmaların bu iki değişken arasındaki ilişkiyi farklı kültürel bağlamlarda ampirik yöntemlerle test etmesi ve elde edilen bulgulara dayalı ebeveyn eğitim programları geliştirmesi önerilmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ergenlerde Akıllı Telefon Bağımlılığı İle Sosyal Kaygı Arasındaki İlişki: Çoklu Aracılık Modeli

    Alsaç, Selda Yüzer; Türkmen, Osman Oğulcan; Tuncay, Birgül

    Bu çalışma, ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı ile sosyal kaygının alt boyutları arasındaki ilişkiyi, bir çoklu aracılık modelini test ederek incelemiştir. Tanımlayıcı-kesitsel desende yürütülen araştırmanın verileri, 306 lise öğrencisinden toplanmıştır. Bulgular, akıllı telefon bağımlılığı ile sosyal kaygının kilit boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Çoklu aracılık analizi sonucunda, sosyal kaygının bilişsel temelini oluşturan olumsuz değerlendirilme korkusu ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkide, yeni sosyal durumlardaki korku ve huzursuzluk duyma alt boyutunun tam aracı rol üstlendiği belirlenmiştir. Buna karşın, genel sosyal durumlardaki korku ve huzursuzluk duyma alt boyutunun bu ilişkide aracı bir rolü olmadığı saptanmıştır. Cinsiyetin bağımlılık düzeylerinde anlamlı bir faktör olmadığı görülürken, kişisel telefon sahipliği ve kullanım süresine göre bağımlılık düzeyleri farklılaşmaktadır. Bu sonuçlar, olumsuz değerlendirme korkusunun bağımlılığa giden yolu özellikle yeni sosyal durumlara karşı duyulan kaygı üzerinden tetiklediğini gösteren aracılık modelini desteklemektedir. Sonuç olarak bu çalışma, sosyal kaygıyı ele alan psikoeğitim programlarının, bu popülasyondaki sorunlu akıllı telefon kullanımını azaltmak için etkili bir strateji olabileceğini vurgulamaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    The Mediating Role of Attitudes Towards Psychology of Religion Course in the Relationship Between Theology Students’ Levels of Religious Attitude and Finding Meaning in Life

    Birinci, Ali; Maraşlıoğlu, Şerife Ericek

    The notion of meaning in life can be defined as the subjective experience that life is valuable and worth living. Research has demonstrated that individuals who possess a strong sense of purpose tend to demonstrate positive coping mechanisms and maintain optimal mental well-being when confronted with adversity. In essence, the presence of meaning in life has been shown to enhance an individual’s resilience, thereby mitigating the risk of developing mental health conditions such as pessimism, anxiety, stress, and depression. Religious attitude, on the other hand, shapes an individual’s inner and outer life by directing his/her religious feelings, thoughts and behaviors. As a matter of fact, religious attitude plays a strong role in finding resources to solve life problems, finding explanations for stressful life events such as disappointments and frustrations by affecting the individual’s level of making sense of life. In a similar manner, the objective of the psychology of religion course is to facilitate comprehension and elucidation of the human condition, encompassing the intricacies of individuals’ emotions, cognitions, and behaviours, as well as their interactions with their immediate environment, broader culture, and their spiritual practices. The attainment of this objective is contingent upon the motivations, motives and attitudes of students towards the course. A positive attitude towards the course has been shown to have a significant impact on students’ sense of purpose and their religious attitudes. In this context, it is important to investigate the interactional relationship between the levels of making sense of life and religious attitudes of theology faculty students and their attitudes towards the psychology of religion course. The present study aims to determine whether the psychology of religion course exerts a mediating effect on the relationship between the level of religious attitude exhibited by theology faculty students and their ability to find meaning in life. The study group of the research consists of a total of 320 students, 218 female and 102 male, studying at Gümüşhane University Faculty of Theology in the 2023-2024 academic year. The study data were collected using a Personal Information Form, an Attitude Scale towards the Psychology of Religion Course, a Religious Attitude Scale, and Meaning and Purpose of Life Scales. The data were analysed with IBM SPSS Statistics 26 and Amos 24 software packages. The findings indicated a positive relationship between students’ religious attitude levels and their levels of finding meaning in life. It can thus be posited that individuals who exhibit pronounced religious attitudes are concomitantly characterised by a propensity to engage in the making of sense of life. The findings further revealed significant positive relationships and interactions between the religious attitudes of theology faculty students and their attitudes towards the psychology of religion course. It is thought that the psychology of religion course can contribute to the individual’s efforts to make sense of life by explaining religious feelings, thoughts and behaviours in terms of content and achievement. The study revealed a positive correlation between an individual’s attitude towards the psychology of religion course and the level of meaning in their life. Furthermore, it was observed that the attitude towards the psychology of religion course played a mediating role in the relationship between religious attitude and the level of meaning in life. Consequently, all hypotheses determined within the scope of the research were confirmed. The results of the study indicate that attitudes towards the psychology of religion course are significant for undergraduate students’ religious attitudes and their sense of life’s meaning. In light of these findings, it is recommended that instructors oversee students’ attitudes towards the course during the teaching process, enhance course materials and content, and incorporate diversity in terms of methodology.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Family Functions, Sense of Family Cohesion and Self-Esteem in Married Individuals Gümüşhane Case in Türkiye

    Güngör, Sunay

    Family is a very important institution. Self-Esteem of married individuals is an important issue for the continuation of their marriage therefore this study examines the relationship between family functions, sense of family cohesion, and self-esteem among married individuals in Gümüşhane, Turkey. A sample of 532 participants completed paper surveys, providing data on family functions using the Family Functions Scale (FFS), sense of cohesion within the family using the Family Sense of Coherence Scale, abbreviated (FSOC-S), and self-esteem using the Two-Dimensional Self-Esteem Scale. Descriptive statistics, Pearson’s correlation tests, and Structural Equation Modeling (SEM) was used for data analysis. Results indicate significant direct effects of family functions on both sense of family cohesion (β=1.648, p&lt;0.001) and self-esteem (β=0.682, p&lt;0.001), highlighting the influential role of family dynamics on these variables. Additionally, a significant relationship between sense of family cohesion and self-esteem (β=0.193, p&lt;0.001) underscores importance of family cohesion in shaping individual self-esteem. These findings contribute to understanding the complex interrelations among family functioning, cohesion, and psychological well-being in married individuals.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Kadınlarda hedonik yeme ve yalnızlık arasındaki ilişkide depresyon, anksiyete ve stresin aracı rolü

    Türkkan, Tuğba; Bülbül, Kenan; Zemzemoglu, Tuba Eda Arpa

    Bu çalışmada, yetişkin kadınlarda hedonik yeme ve yalnızlık arasındaki ilişkide depresyon, anksiyete ve stresin aracılık rollerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, Gümüşhane ilinde ikamet eden 278 kadın katılmıştır. Veriler Demografik Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21) ve Hedonik Yeme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Analizlerde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı ve Paralel Aracılık Analizi (PROCESS Macro Model 4) yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulguları, hedonik yeme ile yalnızlık, depresyon, anksiyete ve stres arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Aracılık analizi sonuçlarına göre, depresyon ve anksiyete değişkenlerinin hedonik yeme ile yalnızlık arasındaki ilişkide anlamlı aracı roller üstlendiği, stresin ise aracı rolünün bulunmadığı tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, hedonik yemenin bireylerin psikolojik iyilik halleri ve yalnızlık eğilimleri üzerinde dolaylı etkiler yarattığını göstermekte olup, müdahale programlarının duygusal düzenleme becerilerini geliştirmeye odaklanması gerektiğine işaret etmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Ait olma ihtiyacı ölçeği’nin türkçe formunun psikometrik özellikleri

    Kavakli, Mehmet; Temel, Ahmet

    Bu çalışmada Ait Olma İhtiyacı Ölçeği’nin (AOİÖ) Türkçeye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin Türkiye örnekleminde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla iki farklı çalışma yürütülmüştür. Birinci çalışmada ölçeğin faktör yapısı incelenerek geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Birinci çalışmanın örneklemini 453 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Ait Olma İhtiyacı Ölçeği’nin yakın bir kavram olan genel aidiyet ile teorik olarak ilişkili ancak konsept olarak farklı bir ölçme aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca ait olma ihtiyacının görmezden gelinme, kişiliğin duygusal tutarsızlık, uyumluluk boyutları ile pozitif yönde dışadönüklük ile ise negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu tespit edilmiştir. İkinci çalışmada ise ölçeğin birinci çalışmada elde edilen faktör yapısına ilişkin doğrulayıcı faktör analizi yürütülmüştür. İkinci çalışmanın örneklemi ise 347 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Ait Olma İhtiyacı Ölçeği’nin Türkçe formunun ölçeğin orijinal çalışmasına benzer şekilde tek faktörlü bir yapıya sahip olduğu ve psikometrik özelliklerinin yeterli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Her iki çalışmadan elde edilen sonuçlar Ait Olma İhtiyacı Ölçeği’nin psikometrik özelliklerinin Türkiye popülasyonu için kabul edilebilir olduğunu göstermiştir.

    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Emergency Aid And Disaster Management Students' Experience With The February 6, 2023 Kahramanmaraş Centered Earthquake: A Qualitative Study

    Tatli, Yasemin; Cengiz, Sevil; Kent, Nurçin Küçük; Çolak, Ayse

    Sharing the disaster experiences of individuals helps to better understand the psychological effects that disasters can have on people. The earthquake cente-red in Kahramanmaraş on February 6, 2023 caused many people to be directly or indirectly affected psychologically. In this study, the psychological effects and experien-ces of the process were shared by the Department of Emergency Aid and Disaster Management students between the ages of 21-26, who participated in volun-teer activities in the disaster area and were directly or indirectly exposed to the February 6 earthquake. For this purpose, students were asked to draw three open-ended questions and a picture about the first topic that came to their minds about disaster experiences in order to learn about their disaster experiences by applying the qualitative method study method. The obtained data were evaluated using the MaXQDA qualitative data analysis program. From a behavioral point of view, students are directly or indirectly affected by this disaster, deaths and difficult and limited conditions physically, emotio-nally and behaviorally; In particular, it has been ob-served that the importance of staying calm without panicking and the selection of solid buildings come to the fore. In addition, it is suggested that the use of art therapy applications in further explaining the psychological impact caused by the disasters may be useful in further detailing the conditions that cannot be put into words in terms of disasters and that furt-her studies by experts may be useful in this regard.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2025
    The Interactive Roles of Frustrations and Religious Attitudes on Aggression

    Maraşlıoğlu, Şerife Ericek

    Recent data from the Turkish Statistical Institute (TÜİK) reveal a worrisome escalation in aggression rates among young individuals, including incidents of injury, criminal involvement, and criminal activity. In this context, the basic objective of the present study is to examine the moderating effect of religious attitudes on the relationship between frustration and aggressive behavior. The study data were collected through an online cross-sectional survey conducted with 729 participants (523 female, 206 male) randomly selected between the ages of 18 and 25. To collect the data, the Aggression Scale, the Religious Attitude Scale, and the Basic Psychological Need Satisfaction and Frustration Scale were used. The results showed that frustration was positively related to physical aggression, hostility, anger, and verbal aggression. In contrast, religious attitudes were negatively related to physical aggression, hostility, anger, verbal aggression, and frustration. Additionally, religious attitudes played a moderating role in the relationship between frustration and physical aggression and hostility. However, the findings indicated that religious attitude failed to reduce the effect of frustration on anger and verbal aggression. The results of the study indicate that religious attitudes significantly influence the impact of frustrations on tendencies toward anger and verbal aggression. These findings reveal a complex relationship between frustration and aggression, which depends on the degree of religious inclination. In light of these findings, it is recommended that guidance programs based on religious values be developed—within the framework of the existing literature—to help reduce aggression levels among individuals experiencing need frustration.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    İyimserlik ve Kötümserliğin Dindarlık ile Mutluluk Arasındaki İlişkide Aracılık Rolü

    Maraşlıoğlu, Şerife Ericek

    Ruh sağlığı sorunları üniversite öğrencileri arasında çok yaygındır ve bu durum sağlık profesyonelleri ve eğitimciler için bir endişe hâline gelmektedir. Nitekim üniversite öğrencilerinin gelecekteki yaşamlarını iyileştirmek, kişisel gelişim, aile içi uyum, sosyal denge ve ulusal ilerleme için mutluluğunu destekleyen psikolojik bileşenleri belirlemek esastır. Bu bağlamda mevcut araştırma, üniversite öğrencilerinin dindarlık düzeyinin iyimserlik ve kötümserlik tutumlarını şekillendirerek mutluluklarını etkileyebileceğini varsayarak mevcut literatürü genişletmeyi amaçlamaktadır. Çalışma verileri, 18-29 yaş aralığında 672 katılımcı ile demografik bilgi formu, dindarlık ölçeği, mutluluk ölçeği, iyimserlik ve kötümserlik ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler IBM SPSS AMOS ve SPSS eklenti modülü PROCESS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, çalışmanın bulguları, dindarlık düzeyi yüksek olan bireylerin daha az kötümser olduğunu ve bunun da yüksek mutluluğa yol açtığını göstermektedir. Ayrıca elde edilen bulgular iyimserlik ve kötümserlik düzeyine bağlı olarak dindarlık ve mutluluk arasında çok yönlü bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın sonuçları üniversite öğrencilerinin ruhsal refahını desteklemede önleyici ve geliştirici rehberlik programları hazırlamada teorik ve pratik bilgiler sağlayabilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleYalnız künye2025
    Çocuk suçluluğunun temelleri üzerine genel bir değerlendirme

    Erol, Ceylan

    Bir toplumu oluşturan tüm bireylerin yaş itibari ile en alt tabakasında bulunan suça sürüklenen çocuklara ilişkin yapılan bu çalışmada, öncelikle çocuk kavramı ve tarihsel süreç içerisinde çocuk haklarının hangi aşamalardan geçtiği üzerinde durulmuştur. Çocuk suçluluğunun temellerini izah etmeye çalışan teorik yaklaşımlar kendi içinde biyolojik, psikolojik ve sosyolojik teoriler olarak tasnif edilmiş ve bu tasnife bağlı kalınarak söz konusu teorik yaklaşımların ana hatları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma çocuk suçluluğunun temellerine dair genel bir değerlendirme niteliğinde olduğu için maddi ve şekli ceza hukukunu bakımından çocuklara özgü düzenlemeler çalışma kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu bağlamda çocuk ve suç ilişkisinin hangi temel üzerinde kurulabileceği tartışılmaya çalışılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Duygusal Zekânın Dindarlık ile Minnettarlık Arasındaki İlişkide Aracılık Rolü

    Maraşlıoğlu, Şerife Ericek

    Teorik ve ampirik çalışmalar bireylerin ruhsal bozukluklarına odaklansa da son dönem araştırmalar, insanların karşılaştıkları zorluklarla başa çıkmalarında çeşitli olumlu olguların güçlendirici rolüne ilişkin yararlı bulgular ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı; yaşamın zorlu bir evresi olarak kabul edilen üniversite yıllarında, öğrencilerde dindarlık ile minnettarlık arasındaki doğrudan ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide duygusal zekânın aracılık rolünü test etmektir. Üniversite dönemi, bireylerin akademik, sosyal ve duygusal açıdan önemli stres faktörleriyle karşılaştıkları bir yaşam evresidir. Bu nedenle, söz konusu psikososyal değişkenler arasındaki etkileşimin anlaşılması, öğrencilerin psikolojik iyi oluşlarının desteklenmesi açısından önem taşımaktadır. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın temel problemleri şu sorular etrafında şekillenmektedir: “Bireylerin dindarlık düzeyleri ile minnettarlık eğilimleri arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?” ve “Bu iki değişken arasındaki ilişkide bireylerin duygusal zekâ düzeyleri aracılık rolü üstlenmekte midir?” Çalışma grubu 19-29 arasında değişen ve ortalama yaşı 23 olan 659 (420 kadın 239 erkek) katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmanın verileri Dini Tutum, Minnettarlık ve Duygusal Zekâ Ölçeği ile toplanmıştır. Bunlar IBM SPSS AMOS ve SPSS için PROCESS eklenti modülü kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, dini tutum ile minnettarlık arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir korelasyon olduğunu göstermiştir. Ayrıca duygusal zekânın bu ilişkide aracılık rolü oynadığı belirlenmiştir. Bu doğrultuda bireylerin duygusal zekâ düzeylerinin yüksek olması, dindarlık ile minnettarlık arasındaki ilişkinin gücünü artırabilir. Bulgular, bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları stresörler, akademik ve sosyal uyum sorunları ile kimlik inşası sürecindeki belirsizlikler gibi zorluklarla, sahip oldukları duygusal zekâ düzeyi sayesinde daha etkili başa çıkabildiklerini ve bu süreçte dindarlık ile minnettarlık düzeylerinin güçlenebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla duygusal zekâ, dindarlık ile minnettarlık arasındaki bağı açıklayan önemli bir mekanizma olmasının yanı sıra, psikolojik ve eğitimsel müdahalelerde stratejik bir hedef olarak da değerlendirilebilir

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2024
    Okul tıraşı: foucaultçu bir yaklaşım

    Demirtaş, Haşim

    “İktidar” denildiğinde kavramın zihinde beliren imgelerinden biri siyasal iktidardır. Bu, kavramın dar bir çerçevede algılanması demektir çünkü iktidar, hayatın çok daha geniş alanlarına etki etmektedir. Foucault, iktidar algısına yönelik sınırları ortadan kaldırarak genişletmiştir. Ona göre iktidar, kurumlarda üretilen ve insan ilişkilerinde kendini gösteren bir olgudur ve her iktidar kendi ötekisini yaratmaktadır. Sinemanın toplumu ve insanı anlatan bir sanat olduğu görüşünden hareketle, üretilen bu iktidar örüntülerinin beyaz perdede kendine temsil alanı bulduğunu söylemek mümkündür. Ferit Karahan’ın Okul Tıraşı (2021) filmi, iktidar pratiklerinin nasıl gerçekleştiğini ve bunun da öğretmen-öğrenci ilişkilerini nasıl yapılandırdığını gösteren, Türkiye sosyolojisinin bir kesitinin fotoğrafını çeken bir yapımdır. Bu çalışma, öncelikle Foucault’nun iktidar kavramını özetlemiş, ardından da bu açıklamalar çerçevesinde “öteki”nin nasıl üretildiğini ve okul kurumu içinde nasıl görünür olduğunu sosyolojik analiz yöntemiyle açıklamıştır. Çalışmanın sonucunda filmin Foucault’nun belirttiği iktidar biçim ve disiplin tekniklerini içerdiği görülmüştür.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Kahramanmaraş Depremi Sonrası Üniversite Öğrencilerinde Algılanan Stres Düzeyleri İle Öznel İyi Oluş Durumları Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi

    Akay, Gamze; Oğuzhan, Hatice; Tüfekci, Fatma Güdücü

    Bu çalışma Kahramanmaraş depremi sonrası üniversite öğrencilerinde algılanan stres düzeyleri ile öznel iyi oluş durumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yürütülen çalışma bir devlet üniversitesinde öğrenim gören ve depremden etkilenen illerde ikamet eden 472 öğrenci ile gerçekleşmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında kişisel bilgi formu, algılanan stres ölçeği ve öznel iyi oluş ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Skewness ve Kurtosis, independent sample t-test, Mann-Whitney U test, One Way ANOVA ve post hoc analizinden yararlanılmıştır. Öğrencilerin %60,2’ sinin 21-24 yaş arasında olduğu, %43,2’ sinin yaşadığı yerin depremden az hasar aldığı ve %58,1’ inin depremde yakınını kaybetmediği belirlenmiştir. Cinsiyeti kadın olan öğrencilerin stres algısının daha fazla olduğu ve depremden sonra psikolojik destek alanların stres algılarının daha az olduğu saptanmıştır. Algılanan stres puanı ve öznel iyi oluş puanı arasında negatif yönlü ve düşük düzeyde ilişki olduğu tespit edilmiştir (r=-0.219, p

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex6TR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleAçık Erişim2024
    Türkiye’de ölümle sonuçlanan intihar vakalarının sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi

    Türkkan, Tuğba; Yücel, Ibrahım

    Bu çalışmada, 2002 ve 2022 yılları arasında Türkiye’de intihara bağlı olarak meydana gelen ölümler; yaş grubu, eğitim düzeyi ve medeni durum gibi sosyodemografik değişkenler açısından incelenmiştir. Çalışmada ayrıca intihar nedenleri ve yöntemlerine de yer verilmiştir. Çalışma kapsamında kullanılan veriler Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi internet sitesinde yer alan ve araştırma amaçlı kullanımına izin verilen veri tabanından elde edilmiştir. Çalışma kapsamında 2002 ve 2022 yılları arasında Türkiye’de intihara bağlı ölüm sayılarının yıllar içerisinde arttığı; 15 yaş altı ölümler hariç, tüm yaş gruplarında erkeklerin intihara bağlı ölüm oranlarının kadınlardan yüksek olduğu bulgusu tespit edilmiştir. Eğitim durumu açısından incelendiğinde, 2019 yılına kadar eğitim seviyesi ilkokul olan grubun intihar sonucu ölüm sayısının en yüksek olduğu, ancak 2019 yılından itibaren durumun değiştiği ve son dört yıldır eğitim düzeyi lise ve dengi seviyede bulunan bireylerin risk grubunda yer aldığı görülmüştür. Ayrıca, yaş ilerledikçe ölüm sayıları azalmakla birlikte, 75 yaş ve üstü grupta ölüm sayılarında bir artış olduğu belirlenmiştir. Medeni durum açısından incelendiğinde, evli bireylerin 2002-2022 yılları arasında tüm yıllarda en riskli grup olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte hastalık, aile içi uyuşmazlıklar ve maddi geçim zorluklarının en yaygın intihar nedenlerinden olduğu görülmüştür. İntihar oranları, nüfusun psikososyal refahının makro bir göstergesi ve intiharı önleme stratejilerinin etkinliğinin bir değerlendirme kriteridir. Bu çalışmanın bulguları intiharın özellikle gençler arasında, ölüm nedenleri içerisinde yer alan önemli bir unsur olduğuna işaret etmektedir. İntiharın sosyal belirleyicilerindeki değişen kalıpları inceleyen bu çalışmanın, intiharı önleme politikalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex4TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Effects of Social Media Addiction and Psychological Resilience On Online Purchasing Decisions

    Eda, Dişli Bayraktar

    In this research, it was aimed to assess the influence of social media addiction and psychological resilience on online purchasing decisions from a marketing standpoint. A survey was administered to 384 university students, comprising a demographic questionnaire, the Online Decision-Making Scale (ODMS), the Social Media Addiction Scale (SMAS), and the Psychological Resilience Scale (PRS). Psychological resilience (PRS) exhibited a significant negative correlation with sensitivity to brand dimension of ODMS. SMAS total scores were positively correlated with sensitivity to quality, sensitivity to brand, sensitivity to innovation, sensitivity to mobility and sensitivity to web interface. The effect of social media addiction on online purchase decisions was statistically significant and positive, while the effect of psychological resilience was statistically insignificant. The findings indicate that university students' addiction to social media positively influences their online shopping behavior. As levels of social media addiction increase, students tend to engage in more online purchases.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele