Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Hakkıoğlu, Mümin(13)
- Kiremitçi, Ferdi(8)
- Yalcin, Elif Guvendi(7)
- Tılfarlıoğlu, Musa(6)
- الأحمد, محمد(6)
- Doğan, Hasan(5)
- Doğan, Çağlayan(4)
- Yazbahar, Zehra(4)
- Alahmad, Mohamad(3)
- Ayyildiz, Mustafa(3)
- Bağrıaçık, Yeşim Işık(3)
- Demir, Nalan(3)
- Güneş, Mustafa(3)
- Işık, Yeşim(3)
- Yeşilçayır, Celal(3)
- Çatak, Adem(3)
- Kuyanay, Mehmet(2)
- Kızılözen, Cihangir(2)
- Selman, Ahmet(2)
- Uysal, Mehmet Başak(2)
- Yalçın, Dilek(2)
- Yalçın, Fatih(2)
- Çapoğlu, Kemal(2)
- Abdurrahman, Arslan(1)
- Akkanat, Salih(1)
- Aktürk, Esra Canlı(1)
- Arısoy, Ekin(1)
- Aydın, Muhammet(1)
- Baytok, Rahime(1)
- Bilge, Topaloğlu Ayşe(1)
- Budak, Nihan(1)
- Demir, Sertac Timur(1)
- Demirtaş, Haşim(1)
- Dost, Betül Özcan(1)
- Duran, Ramazan(1)
- Efe, Fehmi(1)
- Efendıoglu, Süleyman(1)
- Emel Turgut(1)
- Evren, Savaş(1)
- Fidan, Giray(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2024Ehlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” Adlı Romanında Sembol
الأحمد, محمد
Çağdaş Arap romanı, niteliğiyle günümüzün yaygın edebiyat türlerinden biridir. Sanat zenginliğini gerçekleştirebilmek için yenilikleri araştırma girişimlerinde çağın ruhuna ve değişikliklerine uyum sağlamaya çalışır. Bunu da alışılmışın dışında ifadeler kullanarak yapar. Bunların arasında geleneksel romana benzemesi mümkün olmayacak şekilde semboller kullanır. Bu farklılığını göstermek için geleneksel romanın kurallarını tümden değiştirir. Cezayir asıllı Ahlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” adlı romanı sadece duygusal bir roman gibi gözükmektedir. Ancak derinlerine inildiğinde birçok sembolle karşılaşılır. Bu roman, yazarın yaşadığı toplumun çağdaş, siyasi ve sosyal problemlerini irdelediği gibi, çağımızda Arap ülkelerinde yaşanan önemli tarihi olayları da çağrıştırır. Bu makale, Ahlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” adlı romanını kısaca tanıtmaya çalışır. Ardından da sembolün anlamı ve önemi üzerinde durur daha sonra da romandaki sembollerin eşsiz güzelliğine ışık tutar. Araştırmada birçok sonuca ulaşıldı; bunlardan en önemlisi, yazarın romanını oluştururken başta romanın başlığı, üç rakamı, ney, yer ve karakterlerin adları olmak üzere çeşitli sembollerden yararlanmasıdır. Yazar, yirminci yüzyılın son on yılında memleketi Cezayir'de yaşanan siyasi ve toplumsal olayları bu sembollerle ilginç bir üslupla dile getirmiştir.
- MakaleAçık Erişim2024İstanbul Yazma Eser Kütüphanelerinde İbnu’l-Mukaffa‘a Nispet Edilen Eserler
Kuyanay, Mehmet
Arap edebiyatında edebî nesrin öncüsü sayılan Abbasîlerin ünlü kâtibi ve aynı zamanda Kelile ve Dimne’yi Farsçanın eski hali olan Pehleviceden Arapçaya tercüme eden Fars kökenli Abdullah İbnu’l-Mukaffa‘a telif ve tercüme olarak pek çok eser nispet edilmiştir. Ancak ona nispet eden eserlerden bir kısmı biraz da onun sonradan Müslüman oluşunun şüpheyle karşılanması, zındıklıkla itham edilmesi, Kur’ân’a muaraza yapmaya çalıştığı iddiası gibi sebeplerin de etkisiyle günümüze ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan eserlerden bir kısmı ise yeterli derecede tanınmamıştır. Söz gelimi onun el-Fevâʾid ve’l-kalâid, isimli eseri, sadece Alman Şarkiyatçı Carl Brockelmann (1868-1956) tarafından sadece ismen zikredilmiştir. Bu çalışma da onun İstanbul’daki yazma eser kütüphanelerindeki eserleri ile ilgilidir. Zira bu kütüphanelerde bulunan ve ona ait olan eserlerden bir kısmı gerek Arap edebiyatında gerek diğer edebiyatlarda henüz tanınmamaktadır. Bununla birlikte bazı eserlerinin orijinalinin de bu kütüphanelerde bulunan eserlerden alundığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada onun bilinen eserlerinin yanında bilinmeyen eserlerinin de tanınması ihtiyacına cevap mahiyetinde, bu makale ele alınmıştır.
- MakaleYalnız künye2024From Stage to Cyberspace: Intermediality and Performativity in Jennifer Haley’s The Nether
Güneş, Mustafa
Jennifer Haley’s The Nether premiered in 2013 at the Kirk Douglas Theater. It is an interplay between stage and virtual reality (VR), also known as, cyberspace. This quality makes the play an example of “intermedial” theater, which links digital media elements to the performance on stage indissolubly. The play not only provides a rich exploration of intermediality that reshapes traditional notions of character and acting, but also the characters in the play are presented as having avatars in VR, which ultimately highlights the fluidity of roles based on identity. Applying Judith Butler’s theory of performative construction of identity and gender to analyze the characters, who are portrayed as having double identities and fulfilling fluid gender roles, is highly relevant in a play that uniquely blends dramatic performance with digital media to create a complex narrative landscape. By analyzing key scenes and particularly focusing on three major characters in the play, Sims, Doyle, and Morris, it is aimed in this study to see how performativity, as theorized by Butler, is redefined in virtual environments, as characters navigate identities mediated through digital avatars. The interaction between media both enhances the narrative but also prompts audiences to reflect on the significance of repetitive performance in gender and identity formation; therefore, this study also highlights the play’s innovative approach to media interaction and contributes to contemporary discussions on the relationship between theatre, digital technology, space, and gender studies.
- MakaleAçık Erişim2024Navigating Global Migration: An Analysis of Exit West through Appadurai’s Five Scapes
Yalcin, Elif Guvendi
The rapid surge in global migration today is deeply intertwined with shifts in the political and economic structures of the late twentieth century, characterized by the dominance of globalization and transnational capital. These shifts, while rooted in the historical legacies of colonialism, have assumed new dimensions as globalization reconfigures the movement of people, capital, and ideas. In Exit West, Mohsin Hamid connects the personal experiences of migration with larger global forces, using magical doors to metaphorically illustrate the fluidity and unpredictability of global migration patterns. This paper employs Arjun Appadurai's five "scapes," which are ethnoscapes, technoscapes, financescapes, mediascapes, and ideoscapes, to examine how Exit West reflects and critiques the dynamics of globalization, migration, and identity formation. Hamid highlights how technological advancements facilitate movement while simultaneously revealing the inequalities that persist under the guise of globalization. Through the journeys of Saeed and Nadia, the novel reveals the fragmented nature of global flows and their impact on personal and collective identities.
- MakaleYalnız künye2024All the things we never said through the lens of narrative empathy
Uysal, Mehmet Başak; Demir, Nalan
The study examines Yasmin Rahman's young adult novel, All The Things We Never Said, from the perspective of narrative empathy. The work centres around the survival challenges faced by three young individuals: Cara, Olivia, and Mahreen. Cara is rendered immobile as a result of her father's death in a tragic incident, and thereafter manifests symptoms indicative of Post-Traumatic Stress Disorder (PTSD). Olivia is compelled to conceal her mother’s lover's act of abuse in order to ensure her own survival, while Mahreen struggles with the challenges posed by anxiety and depression. The story closes with their relationship progressing from an initial endeavour to assist one another in dying to a strong friendship that promotes reciprocal healing. The novel's narrative strategies were examined within the framework of narrative empathy theory to understand how they evoke empathic responses. The analysis focuses on the point of view, embodied narration, and representation of empathy in the novel.
- MakaleAçık Erişim2024“Chasing a Ghost” in Young Adult Literature: Mental Illness in Am I Normal Yet?
Uysal, Mehmet Başak; Demir, Nalan
The relative lack of attention given to mental health issues compared to physical health problems in society poses a significant barrier to the development of adequate literacy surrounding mental health concerns. Furthermore, the pervasive stigmatization of individuals suffering from these disorders exacerbates the burden they face. In light of the increasing prevalence of mental illnesses and the imperative for timely interventions, the potential of Young Adult Literature depicting mental illnesses to enhance literacy in this realm appears promising. Consequently, it is aimed to examine the representation of obsessive-compulsive disorder in Am I Normal Yet? by the British author Holly Bourne. Initially, the disorders are contextualized within a broader framework, followed by an exploration of their representation within the novel. Subsequently, a thorough analysis is carried out on these representations, with a specific emphasis on how symptoms and treatment alternatives are presented in the narrative. Furthermore, due to the impact of environmental factors on mental health problems, the reactions elicited by these disorders within the storyline are investigated and discussed.
- MakaleAçık Erişim2024Klasik türk şiirinde kitap isimleriyle şiir yazma geleneği ve rahîmî’nin esâmî-i kütüp tarzındaki manzumesi
Doğan, Hasan
Türk tarihinin en uzun soluklu edebî geleneği olarak kabul edilen klasik Türk edebiyatında şairler, çeşitli sanatsal ve edebî tekniklerle eserlerini süsler ve zenginleştirirlerdi. Bu sayede hem okuyucunun ve dinleyicinin hem de sanat koruyucusu mesabesindeki hamilerinin ilgi ve dikkatlerini çekmeye gayret gösterirlerdi. Sınırları keskin çizgilerle belirlenmiş olsa da bazı divan şairlerinin bu gayretlerinin neticesinde yeni söyleyiş ve tarzlar ortaya çıkmıştır. Şairlerin yenilik arayışlarının neticesinde ortaya çıkan tarzlardan biri de kitap isimleriyle şiir yazma geleneğidir. Şairler, manzumelerinde kitap isimlerini kullanarak hem bilgi ve kültürlerini sergilerler hem de metinlerine derinlik kazandırırlar. Bu çalışmada, klasik Türk şiirinde XVIII. yüzyılın başlarından itibaren rağbet gören kitap isimleriyle şiir yazma geleneği incelenecek ve esâmî-i kütüp olarak tavsif edilen tarzda kaleme alınmış manzumelere değinilecektir. Daha sonra ise XVIII. asrın başlarında hayatta olan Rahîmî mahlaslı şairin Sultan III. Ahmed Kütüphanesi için kaleme aldığı esâmî-i kütüp tarzındaki tarih manzumesi etraflıca ele alınacak ve şairinin kimliği tespit edilmeye çalışılacaktır.
- MakaleAçık Erişim2024Çatışmanın Yankıları: Kanlı Madalya ile İç Savaş Sonrası Amerika'nın Sosyoekonomik Dinamikleri Arasındaki Benzerlikleri Keşfetmek
Koç, İbrahim; Çapoğlu, Kemal
Stephen Crane'in Kanlı Madalya (1895) adlı romanı, Amerika'nın en büyük göç ve kentleşme dönemlerinden biri olan İç Savaş sonrası dönemde yayımlanmıştır. Bu dönemi karakterize eden iki önemli faktör vardır: Birincisi, bilimsel gelişmelerin desteğiyle endüstriyel üretimin yükselişi ve bunu izleyen ekonomik genişleme; ikincisi ise Güney'deki ekonomik yıkım ve Kuzey'in sanayi kentlerinin vaat ettiği daha yüksek yaşam standartları nedeniyle artan göç. Bu dönemde üretim tekniklerinde yaşanan değişimler ücret rekabetinde işverenler lehine bir avantaj yaratmıştır. Dolayısıyla fabrika sahipleri vasıflı işçiler yerine vasıfsız göçmen işçileri tercih etmeye başlamış ve bu da kentleşmenin yoğunluğunu artırmıştır. Hızlı nüfus artışı şehirleri güçlünün zayıfı ezdiği endüstriyel cangıllara dönüştürürken, destekleyici sosyal ağlardan yoksun kırsal göçmen işçiler için hayat, sorunlarla dolu bir savaş alanından farksızdı. İşte roman böyle bir dönemde yazıldı. Bu durumu göz önünde bulunduran ve F. Jameson’ın edebi metinlerin yalnızca yaratıcılığın bireysel ifadeleri değil, kültürel, ekonomik ve politik anlamlarla örülü belirli sosyo-tarihsel anların ürünleri olduğu perspektifinden hareket eden bu makale, hikayedeki genç ve deneyimsiz askerlerden oluşan 304. piyade alayının birçok yönden İç Savaş sonrası dönemdeki genç Amerikan sanayi işçilerini anımsattığını savunmaktadır. Bu bağlamda, Kanlı Madalya anlattığı tarihsel olay kadar yazıldığı dönemin sosyo-tarihsel koşullarını da yansıtmaktadır.
- DerlemeYalnız künye2023İslam düşüncesinin batı düşüncesine etkileri
Kerimoğlu, Özkan
Bekir Karlığa eserine “İslam Düşüncesi” ve “Batı Düşüncesi” kavramlarını tanımlayarak başlamaktadır. Yazara göre İslam’ın insan, hayat, kâinat ve Allah hakkındaki telakkilerinin bir bütünü olarak tanımlayabileceğimiz İslam düşüncesi, fikri, felsefi ve edebi türler olarak yazılı şekilde ifade edilebileceği gibi, musiki, resim, hat, süsleme ve mimari gibi değişik kalıplar içerisinde de yorumlanabilir. Batı düşüncesi ise, Batı Avrupa’da geliştirilen düşünce akımının adıdır. Yazar Batı düşünce sisteminin Hıristiyan dünya görüşü, Antik dünyadan devralınan Grek-Latin kültürü ve Batı Avrupa halklarının geçmişten miras kalan milli ve ırki birikimin oluşturduğu geleneksel değerlerden oluşan üç önemli kaynağının olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu üç kaynaktan yararlanılarak insan, hayat, kâinat ve Tanrı hakkında oluşturulan fikri, felsefi ve edebi birikimi de Batı düşüncesi diye isimlendirmektedir. Her iki düşünce sisteminin de oluşumunda Tanrı tarafından gönderildiği kabul edilen ilahi mesajın ve bu mesajdan hareket ederek Müslüman ve Hıristiyanların geliştirdikleri entelektüel birikimin önemli katkısı söz konusudur. İlahi vahyin ve insan aklının ürünü olan İslam ve Batı düşüncesinin birbirleri ile olan ilişkisinin başlangıcını Hz. Peygamber’in hayatta olduğu döneme kadar gittiğini görmekteyiz. Hz. Peygamber döneminde tanışmaya başlayan bu iki dünya 1400 yıllık tarihi boyunca zaman zaman savaştı, kimi zaman birbirini ilgiyle izledi, kimi zaman birbiriyle yarıştı. Ama bu iki düşünce sistemi birbirini anlama, birbirine saygı duyma, birbirini olduğu gibi kabul etme gibi olumlu bir anlayışın içinde olmadılar. İşte bu çalışmada 1400 yılı aşkın zamandır olumlu, olumsuz hep bir etkileşim halinde olan bu iki dünyanın karşılıklı yaşadığı serüven Prof. Dr. Bekir Karlığa tarafından kaleme alınan “İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri” adlı eserde anlatılmaktadır. Yazar eserinin “İslam Düşüncesinin Batıya Geçişi” ve “İslam Düşüncesinin Batıya Etkileri” diye iki ciltten oluşacağını beyan etmektedir. Biz bu çalışmada eserin yayınlanan, giriş ve “İslam Düşüncesinin Batıya Geçişi” başlığını içeren ilk cildi inceleyeceğiz.
- MakaleAçık Erişim2023John Clare’in Tımarhane Şiirlerinde Ev Düşüncesi ve Bellek
Hakkıoğlu, Mümin
Geçmişten günümüze temel bir insan gereksinimi olan ev, çok boyutlu bir çerçevede, değişik perspektiflerin bir araya geldiği ve birbirini kestiği birçok disipline konu olmuştur. Bu disiplinlerarasılık onu, görülür ve dokunulur bir gerçeklikten çok daha fazlasını anlatan bir kavrama dönüştürmüştür. Ömrünün son yirmi yedi yılını tımarhanede geçiren bir 19. yüzyıl İngiliz şairi olan John Clare (1793-1864) de evi merkezi bir tema olarak yaygın biçimde kullanmıştır. Onun tımarhane şiirlerindeki ev düşüncesi, çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği kırsal, içinde yaşadığı kulübesi ve ilk aşkı olmak üzere alışılmışın dışında üç boyutta ortaya çıkar. Böyle bir bakışta kavramın farklı anlamları birbirine geçer ve ev giderek somut bir gerçeklikten onun belleğinde yapılandırılan ussal bir imgeye ve mecaza dönüşür. Bu çalışmanın amacı, Clare’in tımarhane şiirlerindeki ev düşüncesinin; şairin kırsalı, kulübesi ve ilk aşkı ile nasıl ilişkilendirilebileceğini ortaya koymak ve bu ilişkinin tutarlılığını bellek üzerinden araştırmaktır. Çalışma, Clare’in zihinsel rahatsızlığının etkisinde ev kavramının çağrıştırdıklarına nasıl karşılık verdiğini göstermek için tımarhane şiirleri ile sınırlandırılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Toplumsal Cinsiyetçi Roller ve Ataerkil Söylem: Ian McEwan’ın Yabancı Kucak (The Comfort of Strangers) Romanı
Doğan, Çağlayan
Ian McEwan İngiliz çağdaş yazınında birçok farklı konuda kaleme aldığı romanlarıyla öne çıkan bir yazardır. Eserlerinde toplumsal sorunlara, kadın erkek ilişkilerine, psikolojik olgulara, çevresel meselelere sıklıkla temas eden yazar, İngiliz Milletler Topluluğu ülkeleri için en prestijli ödüllerden olan Man Booker sahibidir. Yazarın eserleri birçok dile çevrilmiştir. Ayrıca feminizm ve kadın hareketleri ile ilgili karşıt görüşler ortaya koyan eserde sert bir ataerkillik vurgulanmaktadır. Yazar birçok eserinde benzer konuları kurgulayarak kadın ve erkeğin çağdaş toplumdaki pozisyonlarını irdeler ve sorgular. Yazarın böylelikle geçmişin toplumsal konularını ve sorunlarını bugünün bağlamında okurlarıyla buluşturduğu ve söz konusu olguları şiddet sarmalı içerisine soktuğu görülmektedir. Bu çalışmaya konu olan yazarın Yabancı Kucak isimli romanı genel olarak adı belli olmayan bir şehirde iki İngiliz turistin başından geçen ilginç olayları resmetmektedir. Colin ve Mary adındaki çift yemek yiyecek bir yer ararken karşılaştıkları bir adamla tanışmalarından sonra bir dizi esrarengiz ve olumsuz olay yaşar. Yabancı Kucak genel olarak toplumsal sorunlar, ataerkillik, kadın erkek ilişkileri, psikolojik sapkınlıklar ve şiddet temsilleri gibi temaları barındıran bir romandır. Bu bağlamda, McEvan’ın söz konusu eseri birçok farklı temayı içermesinin yanı sıra, bunların birbirleriyle olan iç içe geçmiş ilişkilerini de ortaya koymaktadır. Bu çalışmada yazarın Yabancı Kucak isimli romanı toplumsal cinsiyetçi roller ve ataerkilliğin temsili bakımından incelenecektir.
- Derleme MakaleAçık Erişim2023Bilim kurgu sinemasında dünya dışı yaşam tasvirleri
Demir, Sertac Timur; Çınar, Mehmet Ali
Dünya hâlâ çözülmemiş sayısız gizemle doludur. Bu durum insanın bitmek bilmeyen merak ve araştırma tutkusunun da özüdür. Elbette bu gizemler yalnızca dünyaya değil; Dünya dışına da dairdir. Bunun sonucu olarak insan yüzünü özellikle varılmamış uzaklara ve keşfedilmemiş uzaya çevirmektedir. İnsanlık tarihi boyunca hep merak konusu olan atmosfer ötesinin gizemi, bilim kurgu sinemasının odağındadır. Gelinen tarihsel dönemeç itibarıyla bilim kurgu sinemasının Dünya dışına dair tasvirleri yapımcının kolektif zihninde oluşan fanteziler bütünü olmaktan çıkarak gitgide bilimsel çalışmaların projeksiyonuna dönüşmektedir. Başka bir deyişle, bilim kurgu düşsel alana bilimsel bir misyon yüklerken; bilimi de sınırları müphem bir ilerlemeye tabi tutmaktadır. Sinemanın Dünya dışı yaşamla ilgili tasvirleri ütopik veya hayali olmaktan çıkmakta ve hızla bilimsel değer kazanmaktadır. Bu çalışmada bilim kurgu sineması bir gelecek projektörü olarak görülmekte ve filmler bu yaklaşımla analiz edilmektedir. Filmlerdeki tasvirlerin sinemada ve bugünün dünyasında nasıl karşılık bulduğu ve geleceğin hangi olasılıklar taşıdığı soruları bu çalışmanın temel çerçevesidir. Bu amaçla makalede analize konu bilim kurgu filmleri zaman, mekân ve teknoloji bağlamlarıyla ele alınmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2023Bilinmeyen Bir Divan Şairi ‘Adlî ve Gazelleri
Tılfarlıoğlu, Musa
XVI. yüzyıl Osmanlı Devleti’nin siyaset, ekonomi ve bilim alanında zirveyi yaşadığı dönemdir. Devletin her alanda güçlü olması kültür ve sanat alanında da kendini göstermiş, divan edebiyatı bu yüzyılda en parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde gelişimini tamamlayan divan şiirinde çok sayıda şair yetişmiş ve bu şairler daha önce örnek aldıkları Fars edebiyatı sahasında yetişmiş sanatçıların eserlerine denk eserler vermiştir. XVI. yüzyılda yetişen şairler tarafından işlenen klasik Türk edebiyatının estetik ve ahenk açısından kusursuz sayılabilecek bir seviyeye ulaştığı söylenebilir. Klasik Türk edebiyatının gelişimine katkıda bulunan bu şairlerin çoğunun adı, edebiyat tarihimiz için en önemli kaynaklar arasında olan tezkirelerde geçmektedir. Klasik Türk edebiyatı geleneği içerisinde eser vermesine rağmen tezkirelerde adı geçmeyen bazı şairlere ve eserlerine şiir mecmualarında rastlamak mümkündür. Farklı asırlarda veya aynı asırda yaşamış şairlere ait manzumeleri içerisinde barındıran şiir mecmuaları; klasik Türk edebiyatı ve Türk halk edebiyatına ait manzumeleri bir arada bulundurması sebebiyle de ayrı bir önem arz etmektedir. Son dönemlerde şiir mecmuaları üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde kaynaklarda adı geçmeyen çok sayıda şair ve bunların eserlerinin bilim âlemine kazandırılması mecmuaların klasik Türk edebiyatı açısından ne kadar önemli olduğunu kanıtlar niteliktedir. Çalışmamızın konusunu oluşturan eser; İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi “Nekty 10002” numarada kayıtlı 46 varaktan müteşekkil mecmuadır. Mecmua içerisinde Taci-zâde Cafer Çelebi, İbn Kemâl, Hayreti, İshâk Çelebi, Hayâlî, Sultân Mustafa, Adlî, İbrahim, Necâtî Bey, Ahmed Paşa gibi XV-XVI. yüzyıla ait sanatçıların manzumeleri bulunmaktadır. Bu sanatçılardan Adlî’nin mecmua içerisinde “Karaverye” adında bir şehrengizi ve altı gazeli yer almaktadır. Çalışmamızda XVI. yüzyıl şairleri arasında yer alan ancak tezkirelerde adı geçmeyen Adlî hakkında bilgi verilip daha sonra şairin altı gazeli şekil, üslup, muhteva açısından incelenip transkripsiyonlu metni verilecektir.
- MakaleAçık Erişim2023Nature As a Site of Balance and A Source of Poetic Material in Joseph Skipsey’s Poems
Hakkıoğlu, Mümin
Victorian poetry, which developed under the influence of profound socio-economic transformations and in company with diverse literary voices and perspectives, includes the poems of the leading figures of the period as well as those of many little-known labouring poets from various professional groups. These poets, most of whom were self-educated, forged their literary perspectives under harsh working conditions, and although they could not write poems with high aesthetic value like the others, they reflected the world they lived in with an intense sensitivity and a sincere language. One of them was the Northumbrian collier Joseph Skipsey (1832-1903), who spent most of his life in the coal mines he entered at seven. In his poems, the traces of communal practices and cultural codes of his region are clearly seen. Even if his living in the country might evoke at first glance that Skipsey is quite close to nature, his relations with it surprisingly exist in a narrowed framework and remain within the confines of traditional narrative forms such as ballad and song. This study aims to reveal the essence of a collier poet’s relationship with nature in his poems within the socio-economic conditions of Victorian England. The main argument of the study is that Skipsey uses nature not as a glorified unity of beings, but as a site of balance and a source of poetic material he refers to in narrating individual emotions, human relations and the realities of miners’ life.
- MakaleAçık Erişim2023Bir Uyumsuzun Notları: Tomris Uyar’ın Güncelerine Yansıyan Çocukluk ve Gençlik Hatıraları
Yazbahar, Zehra; Çelik, Anıl
Bireyin duygu ve düşüncelerinin yanında günlük yaşantısı, deneyimleri, izlenimleri veya kişisel zevkleri hakkında da bilgi veren günlük, kişinin kendini ifade etme yollarından birisi olarak karşımıza çıkar. Anıların ve deneyimlerin saklanıp korunması için fırsat sağlayarak geçmiş ve geleceğe ışık tutar. Türk edebiyatındaki örnekleri roman, hikâye ve şiire göre az olsa da Salâh Birsel, Nigâr Hanım, Nurullah Ataç, Oktay Akbal, Ömer Seyfettin, Cemil Meriç, Muzaffer Buyrukçu, Demir Özlü, Adalet Ağaoğlu gibi yazarlar, günlük türünde eser ortaya koyan isimlerdir. Genellikle hikâyeleri ile ön plana çıkan Tomris Uyar da Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nın günlük yazarları arasında yer alır. Günceleri boyunca anımsamalar yoluyla çocukluk ve gençlik zamanlarına dönüşler yapan yazarın duygu ve düşünce dünyasını yansıtan tutum ve davranışlarının kökenleri bu dönemlere dek uzanır. Sosyal çevresi ve özel ilişkilerini kurduğu insanların önemli bir kısmı yine bu yıllarda hayatına dâhil olur. Aynı zamanda edebî şahsiyeti, büyük ölçüde çocukluk ve gençlik dönemlerindeki kazanımları üzerine kurulur. Bu makalede Tomris Uyar’ın güncelerine yansıyan çocukluk ve gençlik yıllarındaki hatıralarına yer verilmiş, böylece yazarın bakış açısını, hayat görüşünü, karakteristik özelliklerini ve edebiyat yaşamını etkileyen pek çok niteliğin bu yıllarda ortaya çıktığı gösterilmeye çalışılmıştır. Diğer bir ifadeyle çalışmamızda Tomris Uyar’ın günceleri, bahsi geçen periyottaki verilerden hareketle incelenerek yazarın o yıllardaki duyusal ve düşünsel dünyası aktarılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Cihan Aktaş’ın Hikâye ve Romanlarında "Değer" Kavramı
Ayyildiz, Mustafa; Aktürk, Esra Canlı
Cihan Aktaş, farklı edebi türlerde kaleme aldığı eserlerinde kadın, sanat, toplumsal hayat, düşünce hareketleri, kamusallık ve siyaset sorunlarına çözümleyici bir bakış açısıyla yaklaşır, yaşanan çatışma ve olayların sebeplerine dikkat çekerek bu konuları inceleyen pek çok edebi eseri de kaleme alır. 1980 sonrası dönemde, ihtilal yıllarında eser veren yazar, dindar insanların karşılaştığı sorunlar ve insan özgürlüğünü kısıtlayan engeller karşısında kayıtsız kalmaz. Eserlerinde modern hayatın getirdiği değişimler ve kadın karakterlerin yanı sıra yazarın üzerinde durduğu bir başka tema da göç kavramıdır. Hikâye ve romanlarının temelini hayatı, dünya görüşü ve sanat anlayışının oluşturduğu sanatkâr; yazar, mimar, sinema eleştirmeni, gazeteci ve fikir insanı gibi çok yönlü kimliğiyle Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada Cihan Aktaş tarafından kaleme alınan 13 hikâye ve 5 roman türündeki eserlerde yer alan değer kavramları incelenmiştir. Betimsel nitelikte genel tarama modeli kullandığımız çalışmamızda belirlediğimiz 25 değer bakımından ilgili eserler taranmıştır. Yapılan incelemede değerlerin ele alınış yönleri tespit edilerek değerlerle ilgili sonuçlara varılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde eserlerde inanç, sevgi, temizlik, aileye verilen önem değerlerine sıkça rastlanırken kanaatkârlık ve özgürlük değerleri üzerinde daha az durulduğu sonucuna varılmıştır. İncelediğimiz eserlerde değer kavramına yönelik olumsuz iletiler ise bulunmamaktadır.
- MakaleAçık Erişim2023Hanyalı Nûrî Osmân Divânı’nda Naat
Yalçın, Dilek
Temel kaynağı Kur’ân-ı Kerim ve hadisler olan Divan şiirinin belli başlı konularından biri Hz. Muhammed’dir. İnsanoğlu için yaşam mürşidi ve şefaat kaynağı olması sebebiyle Hz. Muhammed’e derin sevgi duyulmuş, bu derin sevgi şiire yansımış, Hz. Muhammed müstakil türlerde ya da türler içinde sıkça ele alınmıştır. Bu türler içinde en yaygın olanı naatlardır. Naatlar; Hz. Muhammed’i anmak, övmek, tanıtmak ve Hz. Muhammed’in şefaatine nail olmak isteyen şairler için en elverişli metin şeklidir. Naatlarda Hz. Muhammed’in hayatı, bedenî ve ahlakî güzellikleri, isim ve sıfatları, yaratılış felsefesindeki önemi, diğer peygamberlerden üstün özellikleri, nesebi, ailesi ve mucizeleri ele alınır. Hz. Muhammed’in tasvirinde çeşitli teşbih ve istiarelere dayanarak ortaya çıkan motiflerden istifade edilir. Şefaat talep edilir. İktibaslardan faydalanılır. Hz. Muhammed’e olan sevgisini şiirlerinde işleyen Divan şairlerinden biri Hanyalı Nûrî Osmân’dır. Hanyalı Nûrî Osmân Divânı, kaside şeklinde tertip edilen bir naatla başlar. Divanda kaside, musammat ve gazel şeklinde yazılan naatlara rastlanılmaktadır. Bu naatlarda Hz. Muhammed’in bedenî ve ahlakî güzellikleri, isim ve sıfatları, mucizeleri, diğer peygamberlerden üstün özellikleri ve yaratılış felsefesindeki önemi çok çeşitli motiflerden ve iktibaslardan faydalanılarak ele alınmıştır. Çalışmamızda öncelikle Hanyalı Nûrî Osmân Divânı’ndaki naatların dış yapı unsurları ele alınmıştır.Bu bölümde naatların başlıkları, vezinleri, nazım şekilleri, redif ve kafiyeleri ile dil ve üslup özellikleri tespit edilmiştir. Daha sonra muhteva; Hz. Muhammed’in isim ve sıfatları, Hz. Muhammed’in bedenî ve söyleyiş özellikleri, Hz. Muhammed etrafında oluşturulmuş motifler, Hz. Muhammed’in mucizeleri, Hz. Muhammed’in tasvirindeki iktibaslar ve şefaat talebi başlıklar altında incelenmiştir. Bu başlıklardan yola çıkılarak Hanyalı Nûrî Osmân Divânı’ndaki naatlarda ortaya koyulan peygamber tasavvuru ve yaratılış felsefesi tespit edilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2023Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından Kar ve İnci Romanı Üzerine Bir Değerlendirme
Uslucan, Fikret; Abdurrahman, Arslan
Sigmund Freud, hastalarını tedavi etmek için kullandığı teknikleri bir süre sonra beklenmedik bir şekilde sanat eserlerine de yöneltmiştir. Freud’un 19. yüzyılın sonlarına doğru Leonardo da Vinci ve Dostoyevski gibi sanatçıların eserleri ve şahsiyetleri üzerine yaptığı bu girişim, psikanalitik edebiyat kuramının/eleştirisinin de ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Multidisipliner bir alanı ifade eden psikanalitik edebiyat eleştirisine zamanla Carl Gustav Jung, Alfred Adler, Rollo May ve Otto Rank gibi isimler de katkı yapmışlardır. Psikanalitik edebiyat eleştirisi, ortaya koyduğu teorilerle özel bir saha olan edebiyat psikolojisinin de dikkatini çekmiştir. Edebiyat psikolojisi, ortak noktaları insan olan edebiyat ve psikolojinin birbirlerinden faydalanmasını ifade etmektedir. Bu iki bilim sahasını ilgilendiren ortak kuramlarla eser, yazar, şair, okur ve yazma süreci gibi konular ele alınmaktadır. Bir eser ortaya koyan yazar, tip ya da karakter olarak psikanalitik kuram ve tekniklerle çözümlenebilmektedir. Aynı zamanda, edebi eserlerde psikolojik tip ve temalar, bu tekniklerle ele alınabilmektedir. Ayrıca, edebiyat ve eserlerin okurlar üzerindeki tesiri, aynı psikanalitik yöntemlerle incelenebilmektedir. Edebiyat psikolojisinin inceleme konuları, bu şekilde çeşitlilik gösterse de edebiyat psikolojisiyle ilgilenen edebiyat araştırmacılarının yazar, şair ve okur şahsiyetinden ziyade psikanalitik kuram ve yöntemleri kullanarak edebi eserleri incelemeleri daha makul karşılanmaktadır. Muadil bir insan ve dolayısıyla muadil bir dünya kurgulamaya çalışan edebi eserlerin dile ait araçlarla oluşturduğu tüm unsurlar, psikanalitik edebiyat kuramının araştırma sahasına girmektedir. Bu anlamda gerçek dünyadaki insanın buhranlarına çözüm bulmaya çalışan psikanaliz, edebi eserlerdeki karakterlerin de daha detaylı bir şekilde anlaşılabilmesi için yeni kapılar aralayabilmektedir. Bu çalışmada, psikolojinin sunduğu imkânların ayırdında olan Nihan Kaya’nın Kar ve İnci romanı ele alınmıştır. Sanatın pratiği yanında teorisine de kafa yoran Kaya’nın bu eserini psikanalitik yöntemlerle incelerken yazarın şahsi hayatından ziyade eser karakterlerine odaklanılmıştır. Odak noktasında insan olan bu çalışmada, tek bir teorisyenin kuramlarıyla değil karakter davranışlarının işaret ettiği kuramlara göre farklı farklı psikanalitik tekniklere müracaat edilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2023“Doğanın Sesi”: İslam ve ekoloji bağlamında İbrahim Tenekeci’nin şiirleri
Yazbahar, Zehra
Çevre sorunlarının yanında insan ile tabiat ilişkisine ve tabiatın sürdürülebilirliğine odaklanan ekoeleştiri, tabiat bilincinin artmasına bağlı düşünsel ve sanatsal bir platform olarak öne çıkar. Geleneksel eleştirinin sınırlarını zorlayan bu kuram hem tabiatın dengesini hem de insan ve çevresindeki ilişkiyi anlamaya ve anlatmaya çalışır. Bunu yaparken de tabiatın insanoğlunun yaşamındaki yerine dikkat çekip çevre sorunlarına farkındalık yaratmayı amaçlar. Diğer bir ifadeyle insanın çevresiyle etkileşimi üzerinde duran ekoeleştiri, çevreyi koruma adına çevre hareketlerini destekleyerek ve uygulanabilir çevre politikalarının oluşturulmasına katkıda bulunarak çevre bilinç düzeyini ve çevresel duyarlılığı arttırmayı hedef edinir. İnsan ve tabiatın birbirine bağlı olduğunu göstermek isteyen birçok sanatkâr da eserlerinde çevreyle ilgili konuları mercek altına alır. Ekolojik yıkım ve bu yıkımın sebep olduğu problemleri irdeleyen kimi sanatkârlar, edebiyatın gücünü kullanarak tabiata yönelik algıları olumlu yönde değiştirmeyi ister. İbrahim Tenekeci de artan çevresel tahribatın sonuçlarını ele alan, aynı zamanda insanın tabiatla uyumlu yaşaması gerektiğine inananlar arasındadır. Tabiatı ilahî bir kaynak olarak nitelendiren Tenekeci, edebiyat aracılığıyla tabiatın yaşamın önemli bir parçası olduğunun vurgusunu yapar. Bazı şiirlerinde çevresel meseleleri sorgulayan şair için tabiat, tefekkür sahasıdır. Bu çalışmada şiirlerini yazarken sosyal, toplumsal, kültürel, siyasal ve özellikle dinî unsurlardan beslenen Cumhuriyet Dönemi sanatkârlarından İbrahim Tenekeci’nin şiirleri ekolojik açıdan incelenerek çevre sorunları; tabiatın yaşamdaki rolü; insanın, toplumsal yapının ve kültürün tabiatla münasebeti şairin bakış açısından verilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2023Günah keçileri Yaratmak: Claire Keegan’ın Bunlar Gibi Küçük Şeyler adlı Romanın- da Kilise, Devlet ve Toplumun Suç Ortaklığı
Hakkıoğlu, Mümin; Güneş, Mustafa
Claire Keegan’ın Small Things Like These (2021) adlı romanı, İrlanda’daki Magdalen Çamaşırhaneleri bağlamında saflık, kirlilik ve günah keçisi ilan etme gibi kavramları tartış- maya açmaktadır. Roman, ahlak ve ahlaksızlığın cinsiyetçi bir kategoriye indirgenmesini eleştirmekte ve toplumun hem kurbanları hem de kurtarıcıları olarak “düşmüş kadınlara” odaklanmaktadır. Roman aynı zamanda kapitalizm ve eşitsizliğin hüküm sürdüğü İrlan- da’daki New Ross kasabasının sert sosyo-ekonomik ortamını ve kapitalist sistemin kur- banları olan karakterleri de tasvir etmektedir. Keegan, 1996 yılına kadar İrlanda ulusu için ideal kadınların yaratılmasında ve halkın “düşmüş” kadınlardan korunmasında etkili olan Magdalen Çamaşırhaneleri’nin bir taslağını çizerek, dini ve kapitalist etkiler arasındaki suç ortaklığına işaret eder. Kapitalizmin özel mülkiyeti, kârı ve rekabeti öncelediğini ve Hıristiyanlığın sistemin temel ilkelerini yaydığını anıştırarak Hıristiyanlık ve kapitalizm arasındaki ilişkiye vurgu yapar. Anlatı, kapitalizmin kâr arayışının savunmasız grupların sömürülmesine ve marjinalleştirilmesine nasıl yol açabileceğinin, zenginlerin ve güçlülerin çıkarlarını korumak için bir günah keçisi ilan etme sistemini nasıl sürdürdüğünün altını çizmektedir. Dolayısıyla, bu çalışmanın temel amacı, Keegan’ın Small Things Like These adlı eserinde özellikle ötekileştirilen ve manastıra kapatılan kızlar ve diğer karakterler üzerinden örneklenen günah keçisi olgusunu, “mimetik arzu,” “şiddet” ve “günah keçisi mekanizması” ile ilgili teorilerden yararlanarak incelemektir. Çalışma ayrıca, dışlanan ve ulusal ideallere zarar vermekle suçlanan bu kızların hakikate ilişkin nasıl bir ayna işle- vi gördüğünü göstermeyi ve hepsi kapitalizmin güçleri tarafından manipüle edilen kilise, devlet ve toplumun karmaşık etkileşimi içinde gerçek bir toplumsal arınmaya ulaşmanın imkansızlığını ortaya koymayı hedeflemektedir.






