Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2014
    Şathiyelerde tanrı algısı: tipolojik bir yaklaşım

    Özbolat, Abdullah; Kartopu, Saffet

    Çalışmamızın odağında şathiyelerdeki tanrı algısının oluşumuna etki eden psiko-sosyal faktörler ve bu faktörlerin etkisiyle oluşan tanrı algısı bulunmaktadır. Bilindiği gibi tanrı algısı kişinin sosyo-kültürel ortamından, aldığı eğitimden ve içsel yaşantılarından etkilenmektedir. Tanrıyla içinde bulunduğu gelenekten daha farklı bir algı içinde oldukları anlaşılan ve bu öznel deneyimi şathiye ile ortaya koyan şairlerin kişisel tarihleri ve kültürel ortamlarıyla ilgili bir analiz, konuyu anlamamıza hizmet edecektir. Bu bağlamda konu iki kısımda değerlendirilmiştir. Birinci kısımda tanrı algısının oluşumu, nesne ilişkileri kuramının tanrı algısının oluşumuyla ilgili yaklaşımları ve bu oluşumu destekleyen toplumsal zemin ele alınmıştır. Ayrıca araştırmanın ana malzemesini oluşturan şathiyelerin anlaşılmasını kolaylaştırmak için kavramsal bir analize yer verilmiştir. İkinci kısımda ise şathiyelerdeki tanrı algısıyla ilgili bir kavramsallaştırma denemesine girişilerek tanrı algısıyla ilgili şiirler tipolojik bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Bu modelde dört temel başlık ön plana çıkmaktadır. Birincisi, tanrıya sitem eden şiirler: Bunlara Yunus Emre ve Âşık İhsani'nin bazı şiirleri örnek olarak verilmiştir. İkincisi, tanrıyı eyleminden dolayı sorgulayan şiirler: Bu türe Kaygusuz Abdal, Azmi Baba ve Âşık Veysel'in bazı dizeleri örnek olarak gösterilmiştir. Üçüncüsü, tanrıyı suçlayan şiirler: Burada yine Kaygusuz Abdal'ın bazı dizeleri ele alınmıştır. Dördüncüsü ise tanrıya yönelik karmaşık duygular ifade eden şiirler: Burada özellikle Pir Edip Harabi'nin bazı dizeleri değerlendirilmiştir. Dönemin toplumsal koşullarında ortaya çıkan ancak şairlerin kişisel ruh dünyalarının ve özgül deneyimlerinin bir yansıması olan şathiyeler, tanrı algısı açısından dikkate değer veriler sunmaktadır

  • MakaleYalnız künye2013
    In the limbo of languages: Linguistic change in Seamus Heaney

    Hakkıoğlu, Mümin

    İngiliz sömürgeciliğinin sonucu İrlandada yaşanan dil sorunu, çağdaş şiirin seçkin temsilcilerinden Seamus Heaneynin yapıtlarında geniş yer bulmuştur. Ozan, İrlanda dilinde görülen büyük aşınmayı ele alarak sorunun tarihsel nedenlerine vurgu yapmış ve dilsel yitimin sonuçları üzerinde durmuştur. Sanatsal başarısını İngiliz yazınının öncülerine borçlu olan Heaneynin, biyolojik ataları ile yazınsal atalarının kullandığı dil arasında kaldığı görülür. Ancak, bu açmazdan, İrlandada konuşulan İngilizce ile Londradaki arasında belirgin farklılıklar bulunduğu sonucuna vararak kurtulur. Sanat dilinin salt egemenliğini benimsemesi evrensellik kazanmasıyla birlikte ulaştığı son aşamanın ürünüdür. Bu yönden bakıldığında, İngilizce artık ozanın ilk şiirlerindeki gibi sömürgecilerin dili değil, farklı dillerin sunduğu olanaklarla zenginleşen ve onun poetik katkılarıyla gelişen, değişime açık yüce bir dildir.

  • MakaleYalnız künye2013
    From antaeus to the bog queen: Mythological allusions in seamus heaney's north

    Parlak, Erdinç; Hakkıoğlu, Mümin

    1995 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Seamus Heaney North adlı kitabında İrlanda Sorununu ele alırken mitolojik anıştırmalarda bulunmuş, yaşanan karmaşayı simgesel bir dille anlatmıştır. Yunan mitolojisindeki Antaeus ve Hercules söylenceleri, onun ilgili şiirle - rinde, İrlandalıların köklerinin ve köklerinden kopartılış sürecinin öyküleridir. İskandinav mitolojisindeki Toprak Tanrıçası Nerthus kültüyle ilgili şiirleri ise, iki coğrafya arasındaki ekinsel benzerlikleri vurgulayan, şiddet döngüsünün çağdaş pratiklerini yansıtan anlatılardır. Bu anlamda, Come to the Bower ve Bog Queen şiirlerinde sözü edilen bataklık kraliçeleri, ilkbaharda toprağa bereket getirmesi için kendisine kurbanlar sunulan Nerthus, kurtuluşu için evlatlarının kanına gereksinim duyan İrlanda Ana olarak görünür. Birinci grup, uyuyan dev olarak tanımlanan İrlandanın uykuya yatışının izlerini sürerken, ikinci grup bu devin uyanması için izlenen şiddet yolunu yanlış bularak eleştirir. Heaneynin Yunan ve İskandinav mitolojileri aracılığı ile kendi yereline uzaktan ayna tutmayı yeğlemesi, yaşanan siyasal ve toplumsal karmaşayı bütün boyutlarıyla gösterebilme isteğinin bir sonucudur

  • MakaleYalnız künye2013
    19. yüzyıl klasik şairlerimizden muhammed şerîfî'nin dürr-i manzûm adlı menakıpnamesi

    Kiremitçi, Ferdi

    Bu çalışma bir menakıpname örneği olan Dürr-i Manzûm adlı eseri tanıtmayı amaçlamaktadır. Menakıpname, bir velinin hayatı çevresinde oluşmuş menkıbe veya kerâmetleri anlatan dinî-tasavvufî eserlerin ortak adıdır. Türk edebiyatının menakıpnamelerle tanışması İslamiyet'le birlikte şekillenen tasavvuf aracılığıyla olmuştur. Edebiyatımızdaki ilk menakıpname, 11. yüzyılın sonunda yazılan "Tezkire-i Satuk Buğra Han" adlı eserdir. Bu yüzyıldan itibaren Anadolu sahasında telif veya tercüme yoluyla 100'ün üzerinde menakıpname kaleme alınmıştır. Bu türün manzum örneklerinden biri de 19. yüzyıl klasik şairlerimizden Muhammed Şerîfî'ye aittir. Dürr-i Manzûm adındaki bu menakıpnamede Ebû Hanîfe ile talebesi İmâm Yûsuf'un çeşitli kıssaları anlatılmaktadır. Mesnevi nazım şeklinin esas alındığı eserde 605 beyit bulunmaktadır. Eserin tespit edilebilen tek nüshası Milli Kütüphanede (arşiv nu. 06 Mil Yz A 2032) kayıtlıdır. Altı bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde klasik Türk edebiyatındaki mensur ve manzum menakıpnameler hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölüm Dürr-i Manzûm adlı menakıpnameyle ilgili çeşitli tespitlerden oluşmaktadır. İkinci bölüm ilgili eserin transkripsiyonlu metnini içermektedir. Üçüncü bölümde yapılan çalışmanın sonuçları özetlenmiştir. Dördüncü bölümde çalışma esnasında kullanılan kaynak eserler belirtilmiştir. Beşinci bölümde Dürr-i Manzûm'la ilgili kısa bir sözlük yer almaktadır. Son bölümde ise eserden orijinal metin örnekleri verilmiştir. Bu çalışmayla, Türk tarihi, kültürü ve edebiyatı açısından oldukça önemli olan menakıpname türü dikkatlere sunulmuş; ilgili türün manzum bir örneği, "inceleme-metin-sözlük" bağlamında tanıtılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2012
    Studies of converting that didactic prosaically works in classical Turkish literature to poetry and Sâdikî’s example of Akaid-Nâme written in verse

    Kiremitçi, Ferdi

    Our study consists of introduction and other three parts. In the introduction chapter, various determinations about converting of didactic prosaically works in classical Turkish literature to poetry takes place. In the first chapter, examples of works converted to poetry are given. In the second chapter, Sâdıkî’s life and analysis of his work named “Manzume-i Risale-i Rûmî Efendi” on account of shape and content are presented. In the last chapter, there is text with transcription of work which is an example of akaid-nâme written in verse.

  • MakaleYalnız künye2012
    Several Notions of Sufism in Mu‘înü’l-Mürîd by Sheikh Islam

    Çatak, Adem

    Mu‘înu’l-Murîd, which occupies a distinguished place in Turkish history of literature, authored to inform Turkmen tribes about sufism and Fiqh-Islamic civil code, addresses Turkmens who don’t know Arabic with their native language. Thanks to its simple and understandable language as well as including subjects commonly appealed by people in daily life, it has been known and red by Turkmens for centuries. In this work I gave summary information about Mu‘inu’l-Murid and its author and analyzed the notions of zikir/dhikr, nafs/ego and sheikh.

  • MakaleYalnız künye2012
    Mevlânâ celâleddin-i rûmî'nin nafs kavramına getirdiği metaforik yaklaşımlar

    Çatak, Adem

    Nefs kavramı, Mevlânâ'nın tasavvuf anlayışının merkezî noktalarından birini oluşturur. Esasen tasavvuf düşüncesinin oluşumundan günümüze kadar nefs kavramı, tasavvufun önemli tartışma konularından biridir. Mevlânâ da nefs kavramı çerçevesinde farklı yorumlarda bulunmuştur. Nefsin mahiyeti ve nefs terbiyesi onun nefs hakkındaki düşüncesinin temel konu başlıklarıdır. Mevlânâ nefs kavramını değişik bağlamlarda açıklamak üzere metaforlardan yararlanmıştır. Bu makale Mevlânâ'nın nefs hakkında ortaya koyduğu metaforik anlatımları incelemeyi amaç edinmiştir. Bu yönüyle çalışmamız, Mevlânâ'nın eserlerinde kullandığı dilin edebî inceliklerinin daha iyi anlaşılabilmesi ve böylece onun düşüncelerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir.

  • MakaleYalnız künye2012
    Atebetü’l-hakayık’ta dünya algısı

    Çatak, Adem

    Dünya algısı öteden beri tartışıla gelmiş bir konudur. İslam düşünürleri de konuya kendi zaviyelerinden farklı yorumlar ve izahlar getirmiştir. Bu bağlamda mutasavvıfların dünya algısı ise nevi şahsına münhasır bir mahiyet arz eder. Tasavvuf düşüncesinin genel anlayış çerçevesinde ortaya konulan dünya tasavvurunun temel argümanı, dünyaya mesafeli durmaktır. Bu düşünce sistemine göre dünya, insanı Allah'tan ve yaratılış gayesinden uzaklaştırmaktadır. Dünya insanı aldatan/yanıltan bir büyücü, bal kabı içinde zehir veren bir düşman ve nihayetinde insanı, insani erdemlerden uzaklaştıran bir tuzaktır. Ayrıca dünya değersiz bir meta ve Hak yolunda bir engeldir. Mutasavvıflarca ortaya konulan dünya algısı, maalesef çoğunlukla yanlış anlaşılmış ve tasavvufî düşünce, haksız eleştirilere maruz kalmıştır. Bu eleştirinin temel nedeni, zenginliğin zemmi, dünyanın değersizliği, fakirliğe övgü ve teşvik konularında mutasavvifenin ortaya koymaya çalıştığı düşünce sisteminin çoğu kez konu bütünlüğünden koparılarak değerlendirilmiş olmasıdır. Bu anlamda tasavvufi düşüncede dünya tasavvurunun mahiyeti üzerinde söz söylemek için, alanda kaleme alınmış eserlerin derinlemesine tahlili en geçerli yol olarak görülmelidir. Bu çalışma, Türk İslam Edebiyatının nadide örneklerin biri olan Atebetü'l-Hakayık'ta ortaya konulan dünya algısını, dünyanın faniliği ve vefasızlığı, hırs ve kanaat, cömertlik ve cimrilik başlıkları altında incelemeyi amaçlamaktadır. İslami Türk Edebiyatının ilk örneklerinden biri olması bakımından dikkate şayan bir eser olan Atebetü'l-Hakayık, İslam inanç ve ahlak ilkelerini manzum bir hâlde ortaya koymuştur. İşlediği konuları itibarıyla, dinî-ahlaki didaktik bir eser olarak kabul edilebilecek olan Atebetü'l-Hakayık, Türk İslam Edebiyatı tarihinin elde bulunan ikinci eseri olmak bakımından başta Türk dili tarihi olmak üzere tarih ve edebiyat tarihi araştırmaları için büyük önemi haiz bir eserdir

  • MakaleYalnız künye2012
    Azerbaycan türkçesi ile doğu anadolu ağızlarındaki ortaklıklar üzerine engin gökçür*

    Gökçür, Engin

    11. yüzyıldan itibaren Orta Asya’dan Abbasi Devleti'nin başkentiBağdat’a kadar olan bölgede konuşulan Oğuz Türkçesine Batı Türkçesidenilmektedir. Bu dönem zamanla iki kola ayrılmıştır. Bunlardan biriAzerbaycan ve Doğu Anadolu sahasını içine alan Doğu Oğuz kolu, diğeriOsmanlı sahasını içine alan Batı Oğuz koludur. Azerbaycan ve DoğuAnadolu sahasının içinde bulunduğu Doğu Oğuz kolu ile Osmanlısahasının içinde bulunduğu Batı Oğuz kolu 16. yüzyıla kadar “BatıTürkçesi” adı altında tek yazı dili ile temsil edilmişlerdir. Azerbaycantopraklarının 15. yüzyılda Karakoyunlu ve Akkoyunluların; 16.yüzyılda da Safevî Devleti’nin egemenliğine girmesiyle Azerbaycan veOsmanlı yazı dilleri 16. yüzyılda birbirinden ayrılmıştır. Bu nedenle BatıTürkçesi, aralarındaki bazı ses ve şekil bilgisine yönelik farklılıklarla 16.yüzyıldan günümüze iki yazı dili hâlinde ulaşır. Doğu Anadolu ağızlarıise 16. yüzyıldan günümüze kadar Batı Oğuz kolu içinde bulunmasınarağmen ses ve şekil bilgisi açısından Doğu Oğuz kolunun özelliklerinigünümüze değin bünyesinde taşımıştır.Doğu Anadolu illerinin dil ürünleri üzerine yapılan çalışmalardabölge ağızlarının genelde Azerbaycan Türkçesinin etki alanı içindeolduğu görülür. Dolayısıyla bu makalede Doğu Anadolu Bölgesindekiillerin (Erzurum, Elazığ, Erzincan, Kars, Iğdır, Ardahan, Muş, Bitlis veVan) ağız çalışmaları incelenmiş; bu çalışmaların ses ve şekil bilgisiaçısından Azerbaycan Türkçesiyle benzerlik taşıyan unsurları tespitedilmiştir.

  • MakaleYalnız künye2011
    Seamus Heaney: Özgün sesini arayan bir ozanın potresi

    Efe, Fehmi; Hakkıoğlu, Mümin

    The most accurate voice to inform a poet is the closest voice to him. Therefore, the artist en route to reach universality finds the source of his uniqueness in his own values. What he seeks, in effect, is a voice coloured with the factors contributing to his personality and raised in concurrence with a harmonious music. Analysing the works of 1995 Nobel Laureate Seamus Heaney, one can see he attaches great importance to these elements. He believes that the poetic voice exposes its owner like a fingerprint and its musicality leads to the creation of interlinear harmony. This voice has bilateral functions; it both distinguishes the poet from average men in terms of his gift and provides a distinct position, within literary tradition, among other poets. The said uniqueness has been felt in all his oeuvre with the same incandescence since his early poems. This is one of the factors that takes the poet from the Mossbawn locale and places him among the distinguished representatives of contemporary Brtish poetry.