Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Kahraman, Yakup(5)
- Kayhan, Mustafa(4)
- الأحمد, محمد(3)
- Altuntaş, Abdurrahman(2)
- Demir, Sertaç Timur(2)
- Hakkıoğlu, Mümin(2)
- Yeşilçayır, Celal(2)
- Yilmaz, Fetullah(2)
- Yıldırmış, Fatma(2)
- Çalışır, Gülsüm(2)
- (Alieva), Vildane Özkan(1)
- Abdurrahman, Arslan(1)
- Aktürk, Arzu Gülhan(1)
- Avcı, İbrahim(1)
- Aytekin, Ayşe(1)
- Bingol, Orhan(1)
- Demir, Sertac Timur(1)
- Dikici, Erkan(1)
- Doğan, Hasan(1)
- Doğan, Kadir Caner(1)
- Duran, Ramazan(1)
- Evren, Emine Şimşek(1)
- Fettahoğlu, Selahattin(1)
- Gençosmanoğlu, Alperen(1)
- Gülay, Peyami Safa(1)
- Gülay, Peyyamisefa(1)
- Karaağaç, Hilmi(1)
- Kesgin, Bedrettin(1)
- Kibris, Ibrahim(1)
- Kiremitçi, Ferdi(1)
- Kocağ, Esra Karapınar(1)
- Koroglu, Cemile Zehra(1)
- Kuzudisli, Ali(1)
- Kütükoğlu, Elif(1)
- Kızılcık, Onur(1)
- Kızılözen, Cihangir(1)
- Parlak, Erdinç(1)
- Sarıtaş, Kamil(1)
- Sürdem, Sule Sınem(1)
- Tanriverdi, Hasan(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2025Ḳīrāṭ Kelimesini İçeren Merfû Hadislerin Mevzû Olma İhtimali Üzerine Bir İnceleme
Kuzudisli, Ali
Buhârî’nin Sahîh’inde yer alan bir rivayette Hz. Peygamber’in birkaç kırat (Ar. ḳīrāṭ ç. ḳarārīṭ) para karşılığı Mekkelilerin koyunlarını güttüğü nakledilmektedir. Muhaddislerden bazıları, rivayette geçen ḳarārīṭ kelimesiyle para kastedilmediğini bu kelimenin Mekke yakınlarında bir yer adı anlamına geldiğini iddia etmiştir. Bazı kimseler de Hz. Peygamber döneminde ḳīrāṭ para biriminin bilinmediğini ileri sürmüştür. Bu meseleyi tartışan muhaddisler arasında, Hz. Peygamber döneminde ḳīrāṭ para ölçüsünün bilinmediği iddiasına karşı çıkan birine rastlanmamıştır. Eğer Hz. Peygamber döneminde ḳīrāṭ kelimesinin bilinmediği gerçekse, ḳīrāṭ kelimesini içeren merfû hadislerin sonraki dönemde uydurulduğuna dair güçlü bir kanıt ortaya çıkmış olacaktır. Bu makale, ḳīrāṭ para biriminin Hz. Peygamber döneminde bilinip bilinmediğini araştırmak ve mümkün olduğunca net bir sonuca ulaşmak amacıyla çalışılmıştır. Elde edilen sonuca göre içinde ḳīrāṭ kelimesi geçen merfû hadislerin, genel bir değerlendirmeyle sonradan üretilmiş rivayetler olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusuna cevap aranmıştır. Bu araştırma, tarihin bir kesitinde ortaya çıkmış ve birkaç yüzyıl boyunca farklı kimseler tarafından tartışılmış bir konuyu ele aldığı için hadis tarihine, ehl-i hadisin düşünce yapısına ve onların diğer ilim ehli kimselerle ilişkilerine dair bazı ipuçları vermektedir.
- MakaleAçık Erişim2024Bulgar Oryantalizminde “Türk Köleliği” Damgası
(Alieva), Vildane Özkan
Başat Bulgar kültüründe geçmiş zaman dilimi, bugün ve gelecek zaman dilimlerinden çok daha etkin rol oynar. Osmanlı Devleti’nin, İkinci Bulgar İmparatorluğu’nu fethederek Bulgarlar üzerinde 1393-1878 yılları arasında kurduğu egemenlik dönemi, başat Bulgar kültüründe “Türk köleliği” dönemi olarak damgalanır. Bu damga, 19. yüzyılda inşa edilerek günümüze kadar sürdürülür. Bulgar kültüründe geçmişe yönelik “Türk köleliği” damgası; günümüzde politika, diplomasi, resmi ve resmi olmayan eğitim, hukuk, din, tören ve bayramlar, folklor, film, sanat, edebiyat, tarih, geleneksel medya, sosyal medya, protesto meydanları vs. gibi birçok kurumsal ve gündelik alanı kuşatmış durumdadır. Ancak bu damga, belirsiz bir tarihsel anlatıya dayandırılır ve oryantalist bir çerçevede biçimlenir. Diğer yandan, günümüzde söz konusu damgayla ilgili Bulgarlar tarafından yöneltilen kısmi eleştiriler de mevcuttur. Makale, Bulgarlar üzerindeki Osmanlı Devleti egemenliği dönemine ilişkin “Türk köleliği” damgasının hangi toplumsal-kültürel koşullarda nasıl inşa edildiği ve günümüzde hangi alanlarda nasıl yeniden üretildiğiyle ilgili sosyolojik bir çözümlemeden oluşur. Konu, büyük ölçüde özgün Bulgarca kaynaklardan elde edilen veriler üzerinden araştırıldı. Çözümlemenin kuramsal boyutunda, Said’in oryantalizm, Goffman’ın damga, Bourdieu’nun alan, Foucault’nun sorunsallaştırma ve Parsons’ın işlev kavramlarından yararlanılmaktadır. Türkçe sosyolojik yazında Bulgar kültürüyle ilgili araştırmaların sayısı yok denecek kadar azdır. Bu nedenle makale, Türkçe sosyolojik yazına bir katkı sağlamayı da amaçlar.
- MakaleAçık Erişim2024جمالية البنية اللغوية في قصة موسى عليه السلام في القرآن الكريم
الأحمد, محمد
يبلغ الترابط بين البنية اللغوية والمعاني التي تتجلّى من خلالها أعلى مستوياته في النظم القرآني. وقصة موسى عليه السلام التي سردها القرآن الكريم في سورة القصص نموذج جليّ للمتلقي، يستطيع من خلاله معرفة أحد أهم أسباب إعجاز القرآن التي تتمثّل في روعة نظمه وسحر بيانه وجمال بنيته اللغوية. سعى هذا البحث إلى الكشف عن مكامن جمالية البنية اللغوية في قصة موسى عليه السلام في سورة القصص في القرآن الكريم، وذلك من خلال تتبع الأصوات والألفاظ والبنية النحوية والبنية الحوارية التي جاءت في هذه القصّة، ودرس العلاقة بينها وبين المعاني التي أراد القرآن الكريم إيصالها إلى المتلقي، وحاول البحث إبراز دقة القرآن الكريم في اختيار بنية لغوية مناسبة لهذه القصة، والوقوف على جمالية هذه البنية. وتمّ الوصول إلى عدّة نتائج أهمها أن قصة موسى عليه السلام في سورة القصص امتازت بدقة اختيار بنية لغوية تآزرت فيها الأصوات والمفردات والجمل في بلوغ المعاني إلى المتلقي على أفضل وجه، وتآزرت أيضًا في منح البنية اللغوية في هذه القصة جمالية منقطعة النظير.
- MakaleAçık Erişim2024The Effect of Materialism, Conspicuous Consumption and Sense of Shame on Intention to Purchase Counterfeit Products and the Mediating Role of Attitude
Avcı, İbrahim
Counterfeiting is an essential issue that has existed since ancient times and has become more prevalent today with technological advancements, and it should be highlighted. Consumers who desire to buy expensive products, particularly luxury items, but lack the financial means to do so engage in the practice of purchasing counterfeits of these products. Counterfeit products are purchased mostly by young customers for a variety of reasons, including having prestige, showing off, and emphasizing materialism. The goal of this study, under this paradigm, is to disclose the impacts of materialism, conspicuous consumption, and sense of shame on the intention to purchase counterfeit products, as well as the mediating function of attitude toward counterfeit products in these effects in a sample of university students. Data were collected for this purpose using an online survey form, and it was discovered that 477 university students engaged in the survey during the data collection procedure. The data analysis revealed a significant positive relationship between university students' materialism and conspicuous consumption behaviors and intention to purchase counterfeit products, as well as a significant negative relationship between their sense of shame and intention to purchase counterfeit products. Furthermore, it was established that attitudes regarding counterfeit products play a significant mediating role in the impacts of materialism, conspicuous consumption, and a sense of shame on the intention to purchase counterfeit products. These findings provide significant theoretical and practical contributions.
- MakaleAçık Erişim2024مدينة دمشق في روايات خيري الذهبي
الأحمد, محمد
توقف هذا البحث عند مدينة دمشق في روايات خيري الذهبي، ورصد فيها بناء المكان الدمشقي، ولا سيما أحياء دمشق وما تضمنته من شوارع ودكاكين ومساجد وأماكن عامّة، والبيت الدمشقي الذي وصفه الروائي بنمطيه القديم والحديث. وتتبع البحث أسماء المجتمع الدمشقي الروائي، ورصد البحث أهم الأزياء والملابس لدى هذا المجتمع، ومعتقداته، وأطعمته وأشربته، والأمثال التي دارت على ألسنة أفراده، والعادات والتقاليد التي برزت لدى أفراده. وتم الوصول إلى عدة نتائج، أهما: أن مدينة دمشق شكّلت المركز الذي دارت حوله مجمل الأحداث التي تضمنتها روايات الذهبي، وبدا الروائي حريصًا على تقديم مدينة دمشق على نحو يكاد يطابق الواقع، وبدا أنّه يريد أن يحفظ هذه المدينة روائيًّا كي يتسنى للقارئ المعاصر معرفتها، وكي يتمكّن القارئ المستقبلي من تكوين صورة واقعية عن هذه المدينة خلال مئة عام تمتد من أوائل القرن العشرين حتى أوائل القرن الحادي والعشرين.
- MakaleAçık Erişim2024Beyin, Bilinç ve Nedensel Güçler
Üner, Aslı
Searle, güçlü yapay zekânın imkânına karşı tasarladığı Çince Odası Argümanı’nın birinci öncülünde ‘beynin bilince neden olduğunu’ iddia eder. Searle’e göre, beyin ve bilinç arasındaki nedensel ilişki ampirik bir gerçektir. Beynin bilinci nedensel olarak meydana getirebilmesi için bunu yapmaya yetecek asgari güce sahip olması gerekir. Bu öncüle dayanarak ulaştığı sonuç ise, yalnızca beyninkine eşit nedensel güce sahip sistemlerin bilinçli olabileceğidir. Diğer bir ifadeyle, herhangi yapay bir sistemin bilinçli olmasının gerekli koşulu, o sistemin bilinci oluşturabilmek için yeterli nedensel güce sahip olmasıdır. Bu doğanın nasıl işlediğiyle ilgili bir olgudur ve bilince sahip olabilecek herhangi bir sistemin en azından beyin kadar “eşik nedensel güçlere” sahip olması gerekir. Örneğin yapay kalpler kas dokusundan üretilmez. Yapay kalp hangi malzemeden yapılmış olursa olsun önemli olan kalbin kan pompalamak için sahip olduğu nedensel güçlerin en azından eşik değerinde nedensel güçlere sahip olmasıdır. Benzer şekilde nöronlardan farklı bir malzemeden yapılmış yapay beyin, eşik nedensel güçlere sahip olduğu takdirde, bilinci meydana getirebilir. Searle böylece beyinlerden daha az nedensel güce sahip yapay sistemlerin ya da insan dışı varlıkların bilinçli olma olasılığını tamamen dışlamış olur. O, bu iddiasını ayrıca panpisişizmin yanlışlığını göstermek amacıyla felsefi rakiplerine karşı da sıklıkla kullanır. David Chalmers'ın The Conscious Mind (1997) isimli kitabı için yazdığı inceleme yazısında Searle, beyinlerin termostatlardan çok daha büyük bir nedensel güce sahip olduğunu iddia ederek panpsişizmin yanlış olduğunu göstermeye çalışır. Bu makalede amacım Searle’ün nedensel güçlerle ilgili iddiasının dayandığı temel olan ‘beyin bilince neden olur’ öncülünün doğru olup olmadığını sorgulamaktır. Searle bu iddiasını desteklemek için herhangi gerekçe ileri sürmez. Ayrıca, bu iddiayı hangi nedensellik teorisine dayanarak öne sürdüğü hakkında da net bir bilgi vermez. Oysa iki olay arasında nedensel bir ilişki olduğunu iddia etmek, o ilişkinin nedensel olduğunu gösteren bir kanıt gerektirir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak onun nedensellik görüşünü ele alacağım. David Hume'un nedensellik anlayışı, nedensellik hakkındaki birçok çağdaş tartışmanın başlangıç noktası kabul edilir. Searle de Hume’un nedensellik anlayışına yönelttiği eleştiriler üzerinden kendi pozisyonunu netleştirmeye çalışır. Bunun için öncelikle Searle’ün nedensellik anlayışını Hume’a yönelttiği eleştiriler üzerinden analiz edeceğim ve onun iddiasının hangi nedensellik teorisiyle test edilebileceğine dair bir öneride bulunacağım. Searle’e göre, çevresel faktörlerin tümünün sabit kalması koşuluyla bir duruma uygulanan değişiklik diğer durum üzerinde de değişiklik meydana getiriyorsa bu, iki durum arasında nedensel ilişki olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Searle’ün nedensel ilişkileri test etmek için önerdiği bu deneysel yöntem James Woodward (2003) tarafından savunulan müdahaleci nedensellik teorisiyle uyuşmaktadır. Nedenlere uygulanan müdahalenin etkiler üzerinde bir değişime yol açması şeklinde ifade edilen müdahaleci nedensellik modeli son dönemde özellikle bilim insanlarının ve istatistikçilerin en çok başvurdukları nedensellik teorilerinin başında gelir. Müdahaleci nedensellik modelini detaylı olarak tanıttıktan sonra Searle’ün ‘beyin bilince neden olur’ iddiasını test etmek için bu teoriye başvuracağım. Son olarak ise, ulaştığım sonuçların nedensel güçlerle ilgili iddiası açısından ne ifade ettiğiyle ilgili bir değerlendirme yapacağım.
- MakaleAçık Erişim2024Paranormal Turizm Kapsamında Nusaybin/Gırnavaz’ın Cinleri
Evren, Emine Şimşek
Paranormal turizm, dünyada son yıllarda yaygınlaşan önemli turizm akımlarından biridir. Türkiye’de ise paranormal turizme yönelik farkındalığın yeterli düzeyde olduğunu söylemek güçtür. Çalışmada Türkiye’nin önemli paranormal alanlarından biri olarak görülen Nusaybin’deki Gırnavaz Höyüğünün bir turizm destinasyonu olarak geliştirilebilme potansiyelinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ile toplanan veriler içerik analizine tabi tutulmuş ve 3 ana tema 10 alt tema tespit edilmiştir. Bulgular, Gırnavaz’ın ilk Müslüman cinlerin mekânı olarak görüldüğünü ve genel olarak paranormal şifa beklentisi ile çarşamba günleri ziyaret edildiğini göstermektedir. Tarihi açıdan da yüksek bir potansiyele sahip olan Gırnavaz'ın ziyaretçilerin tuvalet, su, temizlik, uyuma alanı (ritüel için) gibi temel ihtiyaçlarını karşılama noktasında dahi zayıf kaldığı, bunun temel nedeninin ise arkeolojik sit alanı kısıtlamaları ve bazı yönetim zayıflıkları olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bölgenin sürekli terör ile anılması da önemli bir zayıflık olarak değerlendirilmektedir. Toplumun özellikle şifa amaçlı ziyaretlere büyük ölçüde destek verdiği destinasyonda turizmin geliştirilmesi noktasında önemli bir beklentinin oluştuğu tespit edilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2023Çevreyi Korumaya Yönelik Bireysel Tercihleri Araştırma: Binomial Lojistik Regresyon
Kocağ, Esra Karapınar
Dünya genelinde çevresel bozulma, halk ve politika yapıcılar arasında her ülke için artan bir endişe kaynağıdır. Ekonomik büyüme ve doğal çevredeki bozulma arasındaki ilişki ilgili literatürde geniş bir şekilde tartışılmaktadır. Kuznets (1955) tarafından gelir artışı ve gelir eşitsizliği arasındaki U şeklinde bir ilişkiyi temsil etmesi için önerilen Kuznets Eğrisi, daha sonra araştırmacılar tarafından gelir artışı ve çevre kirliliği arasındaki ilişkiyi incelemek için de kullanılmıştır. Zamanla bu yaklaşım Çevresel Kuznets Eğrisi (EKC) olarak adlandırılıp geniş bir literatür tarafından incelenmiştir. EKC hipotezine yönelik makro yaklaşımlar büyük ölçüde tartışılırken, mikro ekonomik yaklaşımlar oldukça azdır. Bu makale, bu bağlamda, çevresel tercihler hakkında bireysel bir bakış açısı oluşturmayı amaçlamaktadır. Çevresel bir gösterge olarak ekonomik büyümeden ziyade çevrenin korunmasına yönelik bireysel önceliği kullanarak, bu tercihi etkileyen bireysel faktörler incelenmiştir. Literatürdeki sınırlı çalışmalar göz önünde bulundurulduğunda, bu çalışma, 1995-2020 dönemi için yüzden fazla ülkeden bireysel gözlemlerden yararlanması bakımından bireylerin çevresel tercihlerini açıklayan öncü girişimlerdendir. Lojistic regresyon yaklaşımından elde edilen bulgular, EKC hipotezini destekleyecek bireysel düzeyde net bir kanıt olmadığını göstermektedir. Buna karşın elde edilen bulgular, sürdürülebilir bir toplum için çok önemli olan çevreci tercihlerin daha iyi anlaşılması için faydalı bilgiler sağlamaktadır. Politika önerileri kapsamında, kadınların güçlendirilmesinin, eğitimin ve iş fırsatlarının bir toplumda sürdürülebilir yeşil bir gelecek için yararlı araçlar olabileceği önerilebilir.
- MakaleAçık Erişim2023Nature As a Site of Balance and A Source of Poetic Material in Joseph Skipsey’s Poems
Hakkıoğlu, Mümin
Victorian poetry, which developed under the influence of profound socio-economic transformations and in company with diverse literary voices and perspectives, includes the poems of the leading figures of the period as well as those of many little-known labouring poets from various professional groups. These poets, most of whom were self-educated, forged their literary perspectives under harsh working conditions, and although they could not write poems with high aesthetic value like the others, they reflected the world they lived in with an intense sensitivity and a sincere language. One of them was the Northumbrian collier Joseph Skipsey (1832-1903), who spent most of his life in the coal mines he entered at seven. In his poems, the traces of communal practices and cultural codes of his region are clearly seen. Even if his living in the country might evoke at first glance that Skipsey is quite close to nature, his relations with it surprisingly exist in a narrowed framework and remain within the confines of traditional narrative forms such as ballad and song. This study aims to reveal the essence of a collier poet’s relationship with nature in his poems within the socio-economic conditions of Victorian England. The main argument of the study is that Skipsey uses nature not as a glorified unity of beings, but as a site of balance and a source of poetic material he refers to in narrating individual emotions, human relations and the realities of miners’ life.
- MakaleAçık Erişim2023Psikanalitik Edebiyat Eleştirisi Açısından Kar ve İnci Romanı Üzerine Bir Değerlendirme
Uslucan, Fikret; Abdurrahman, Arslan
Sigmund Freud, hastalarını tedavi etmek için kullandığı teknikleri bir süre sonra beklenmedik bir şekilde sanat eserlerine de yöneltmiştir. Freud’un 19. yüzyılın sonlarına doğru Leonardo da Vinci ve Dostoyevski gibi sanatçıların eserleri ve şahsiyetleri üzerine yaptığı bu girişim, psikanalitik edebiyat kuramının/eleştirisinin de ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Multidisipliner bir alanı ifade eden psikanalitik edebiyat eleştirisine zamanla Carl Gustav Jung, Alfred Adler, Rollo May ve Otto Rank gibi isimler de katkı yapmışlardır. Psikanalitik edebiyat eleştirisi, ortaya koyduğu teorilerle özel bir saha olan edebiyat psikolojisinin de dikkatini çekmiştir. Edebiyat psikolojisi, ortak noktaları insan olan edebiyat ve psikolojinin birbirlerinden faydalanmasını ifade etmektedir. Bu iki bilim sahasını ilgilendiren ortak kuramlarla eser, yazar, şair, okur ve yazma süreci gibi konular ele alınmaktadır. Bir eser ortaya koyan yazar, tip ya da karakter olarak psikanalitik kuram ve tekniklerle çözümlenebilmektedir. Aynı zamanda, edebi eserlerde psikolojik tip ve temalar, bu tekniklerle ele alınabilmektedir. Ayrıca, edebiyat ve eserlerin okurlar üzerindeki tesiri, aynı psikanalitik yöntemlerle incelenebilmektedir. Edebiyat psikolojisinin inceleme konuları, bu şekilde çeşitlilik gösterse de edebiyat psikolojisiyle ilgilenen edebiyat araştırmacılarının yazar, şair ve okur şahsiyetinden ziyade psikanalitik kuram ve yöntemleri kullanarak edebi eserleri incelemeleri daha makul karşılanmaktadır. Muadil bir insan ve dolayısıyla muadil bir dünya kurgulamaya çalışan edebi eserlerin dile ait araçlarla oluşturduğu tüm unsurlar, psikanalitik edebiyat kuramının araştırma sahasına girmektedir. Bu anlamda gerçek dünyadaki insanın buhranlarına çözüm bulmaya çalışan psikanaliz, edebi eserlerdeki karakterlerin de daha detaylı bir şekilde anlaşılabilmesi için yeni kapılar aralayabilmektedir. Bu çalışmada, psikolojinin sunduğu imkânların ayırdında olan Nihan Kaya’nın Kar ve İnci romanı ele alınmıştır. Sanatın pratiği yanında teorisine de kafa yoran Kaya’nın bu eserini psikanalitik yöntemlerle incelerken yazarın şahsi hayatından ziyade eser karakterlerine odaklanılmıştır. Odak noktasında insan olan bu çalışmada, tek bir teorisyenin kuramlarıyla değil karakter davranışlarının işaret ettiği kuramlara göre farklı farklı psikanalitik tekniklere müracaat edilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2023İran’ın fars eyaletinde hamse konfederasyonu ve oymakları hakkında bir inceleme
Yanar, Senay
Bu makale, İran'ın güneyinde yer alan Fars eyaletinde 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ortaları arasında siyasi bir topluluk halinde varlığını sürdüren konar-göçer, Türk dilli ve içerisinde kısmen Türkleşmiş boyların bulunduğu Hamse isimli topluluğun tarihi, coğrafî, sosyal ve siyasi yapısını incelemektedir. Hamse topluluğu, 18. yüzyılın sonlarından 19. yüzyılın ortalarına kadar siyasi olarak İran’ın Fars eyaletinde Kaşkaylardan sonra nüfuz ve nüfus bakımından ikinci sırada gelen ve adından anlaşılacağı üzere beş oymaktan oluşan, kısa ömürlü ve suni bir konfederasyondur. Hamse İli olarak da adlandırılan ilgili birliğe dâhil edilen İnallu, Baharlu, Nefer, Basırî ve Arap adlarını taşıyan oymakların yaşadığı bölgeye de Hamse vilayeti adı verilmektedir. Ancak 18. yüzyıl öncesinde bu tabirin siyasi bir anlam taşıdığını düşünmek için hiçbir sebep yoktur. Çünkü bahsi geçen dönem öncesinde bu tabirin daha çok tarihî coğrafya açıdan bir anlam ifade etmekte olduğu anlaşılmaktadır. Her iki anlamıyla da bu birliğin, söz konusu zaman aralığında yalnız iç politikada değil aynı zamanda uluslararası düzeyde de etkili bir biçimde varlık gösterdiği anlaşılmaktadır. Hamse İli tabirinin siyasi açıdan kullanımının başlangıcının 18. yüzyılın sonlarına tarihlendirilmesinin sebebi, tabirin söz konusu yüzyılda henüz ortaya çıkan bir adlandırma olmasıdır. Bu tarihe kadar birbirinden ayrı biçimde yaşayan Hamse oymaklarının her birinin İran’da köklü birer geçmişi vardır. Bilindiği üzere Türkistan’dan dünyanın farklı bölgelerine yapılan Türk göçleri, uzun vadede ilgili yerlerin etnik ve kültürel yapısının şekillenmesinde etkili olmuştur. Bu bölgelerden biri olarak İran, Türk varlığının günümüzde de en çok rastlandığı ülkelerden biridir. Bu nedenle buradaki Türk varlığı hakkındaki araştırmalara katkı yapma hedefindeki bu çalışmada Hamse İli’ne ilişkin iki ana konu üzerinde durulmuştur. Bu konulardan ilki Hamse’yi oluşturan beş oymağın etnik köken ve dil açıdan incelenmesidir. Uzun yıllar boyunca söz konusu bölgede yaşayan ve yaylak-kışlak arası konar-göçer yaşamlarını devam ettiren bu birbirinden bağımsız boylar, dönemin hükümeti Kaçar hanedanının politikaları kapsamında komşu kavim Kaşkaylara karşı rakip güç haline getirilerek birleştirilmiştir. Bu nedenle çalışmada boyların birbirlerinden etnik köken ve dil özellikleri bakımından farklılıklarına değinilmiştir. İkinci konu ise Hamse’nin coğrafî sınırları, yaylak-kışlak bölgeleri, boyların sosyal ve ekonomik yaşayışları ve birbirleriyle ve merkezî hükümetle bağlantıları gibi özellikleridir. Farsça muasır kaynakları ve bu kaynaklara dayanan araştırma eserlerinin ışığında yukarıda bahsedilen konular üzerine bir araştırma makalesi niteliğindeki bu çalışmanın amacı, hakkında son derece az çalışma bulunan Fars eyaletindeki Hamse İli’nin Türk etnik kimliği niteliği ve varlığına ilişkin bilgileri derleyip toparlayarak literatüre katkıda bulunmaktır. Çalışmanın yöntemi söz konusu dönemin tanıkları tarafından kaleme alınmış muasır eserlerin incelenerek karşılaştırılması suretiyle Fars Hamse’sini oluşturan boylarının yerleşim yerleri, alt boyları nüfusları, başlıca geçim kaynakları ve yöneticilerinin faaliyetleri hakkındaki bilgi ve görüşlerin ortaya konulmasıdır.
- MakaleAçık Erişim2023XVIII. Yüzyıl Sanatçılarından Kırımlı Âlî ve Eserleri
Doğan, Hasan
Yalnızca Osmanlı Devleti’nin değil, tüm bir Türk tarihinin en renkli ve eğlenceli asırlarından olan XVIII. yüzyıl sanatsal ve edebî anlamda da sayısızca ismin yetiştiği bir dönem olarak dikkat çekmektedir. İstanbul’un fethinden sonra başkent olarak bir çekim merkezi hâline gelen İstanbul, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda ilim, eğlence ve sanat merkezi olarak da cezbedici bir mekân konumuna yükselmiştir. Bu nedenledir ki siyaset, ilim, sanat, şiir, eğlence vb. alanlarda payesi olan Osmanlı halkından imkân bulabilenlerin yolu İstanbul’a düşmek zorundaydı. Osmanlı başkentine yolu düşen bu kişilerden bir kısmı burada hayatlarına devam ederlerken doğum yerleri olan asıl vatanlarını ise künye olarak isimlerine yaşatmaya devam etmişlerdir. Bu türden örneklerden biri de bu çalışmanın konusu olan ve aslen Kırımlı olması nedeniyle “Kırımî” künyesi ile anılan Âlî’dir. Asıl adı Ali Can olan Âlî hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmadığından şairin doğum tarihi konusunda da yeterli bilgiye sahip değiliz. Hakkında yalnızca Belîğ Tezkiresi, Tuhfe-i Nâilî ve Türk Şairleri’nde bilgi bulunan Âlî’nin vefat tarihi konusunda da bazı tutarsız nakiller mevcuttur. Bu çalışmada, Âlî’nin İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde NEKTY03531 arşiv numarasıyla kayıtlı Mecmû’atü’r-resâ’il içerisinde yer alan Ukde-güşâ isimli eseri ile Dîvân’ı tanıtılacak, mürettibi olduğu bazı şiir mecmualarına değinilecek ve bu eserlerden hareketle bahis konusu şair ve müellifin hayatının karanlık noktaları aydınlatılmaya çalışılarak kaynaklarda nakledilen kimi yanlış bilgilerin tashihi yapılacaktır. Ayrıca çalışmada XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul’da yaşadığı tespit edilen Âlî’nin manzumeleri ve eserlerinden hareketle edebî yönü de ele alınacaktır. Makalenin sonunda da Âlî Dîvânı’ndan örnek manzumeler verilecektir
- MakaleYalnız künye2023Kıyafet Kuralları: Frances Burney'in Evelina; or the History of a young Lady's Entrance into the World (1778) adlı romanı Üzerinden On Sekizinci Yüzyıl Londra'sında Toplumsal Cinsiyet ve Modanın Perde Arkasını Aralamak
Yalcin, Elif Guvendi
Çoğunlukla bireysel tercihlerin bir göstergesi olarak görülen moda aslında sosyal standartlar, kültürel değişimler ve kimlik inşası hakkında derin görüş açıları sunmaktadır. Kıyafet, özellikle önemli kültürel değişimler sırasında karmaşık sosyal dinamikleri, normları ve kimlik değişimlerini yansıtan ve ifade eden bir araç konumundadır. 18. yüzyıl Britanya'sında moda endüstrisi, tüketiciliğin artmasıyla önemli bir dönüşüm yaşamıştır ve bu dönem, toplumdaki cinsiyet rolleri ile moda trendleri arasında önemli bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Genellikle kaprisli ve öngörülemez olarak tasvir edilen kadınlar, modanın geçici doğasını simgeleyen en tutkulu hayranları olarak ortaya çıkmıştır. Bu makale, Frances Burney'in Evelina; or the History of a Young Lady's Entrance into the World (1778) adlı ünlü eserini temel referans olarak kullanarak 18. yüzyıl Londra'sında moda ve toplumsal cinsiyet rolleri arasındaki karmaşık bağı incelemektir. Bu dönemde moda sadece dekoratif değil, aynı zamanda hakim sosyal normlar ve standartlarla da yakından ilişkilidir. Bu araştırma, Evelina'daki kıyafet seçimlerini inceleyerek, dönemin katı toplumsal cinsiyet kurallarını ortaya koymayı ve modanın toplumsal beklentilerin sürdürülmesindeki kritik rolünü göstermeyi amaçlamaktadır. Esasen bu çalışma, 18. yüzyıl Londra'sında yaygın olan katı toplumsal cinsiyet kurallarını ortaya çıkarmak için giysilerin fiziksel katmanlarının ötesine geçmektedir. Tipik olarak yüzeysel kabul edilen modanın, toplumsal standartları ve normları yansıtmada ve oluşturmada nasıl önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır.
- MakaleYalnız künye2022Erzincan Düğün Geleneklerinde Değişim
Dikici, Erkan; Şener, Betül
Toplumun en temel yapı taşı olarak aile kurumu, her toplumda karşımıza çıkan başlıca sosyal kurumlardan birisidir. Ailenin oluşumu için bir takım gereklilikler bulunmaktadır. Evlilik, söz konusu gerekliliklerin başında yer almaktadır. Evlilik aracılığıyla ailenin oluşumu sürecinde bir geçiş dönemi olarak düğünler yapılmaktadır. Birçok toplum için bu geçiş dönemi, bir takım sosyal ve kültürel özellikleri beraberinde getirmiştir. Düğün törenleri, her toplumda farklı şekillerde uygulansa da, sosyal ve kültürel yapıya özgü durumlar ortaya çıkarmıştır. Fakat sosyal ve kültürel dinamik yapısından dolayı bir takım değişimler de yaşanmıştır. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren Türk toplum yapısında düğün törenlerinin zamanla değişim gösterdiği, yeni kültürel motiflerin ortaya çıktığı gözlenmiştir. Bu çalışma düğün törenlerinde yaşanan değişime dikkat çekmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Çalışmanın konusu, Erzincan düğünlerinde yaşanan değişimdir. Çalışmada Erzincan düğünlerinin başladığı andan (kız isteme) bitişine (gerdek gecesi) kadar geçen süreçte var olan kültürel özelliklere yer verilmiştir. Daha sonra bu kültürel özelliklerin günümüzde yaşamış olduğu değişim ortaya konmuştur.
- MakaleYalnız künye2022Keşfü’z-Zunūn’da Kur’ān İlimlerinden Bazılarına Dair Te’lifler ve Müellifler
Kayhan, Mustafa
Kur’ān ilimleri ya da ulūmu’l-Kur’ān, tefsire katkı veren çalışma alanlarından sayılmıştır. İlgili ilimler, Kur’ān’ın açıklanmasında ve tefsirin daha nesnel ve objektif olmasında önemli etkiler hāsıl etmiştir. Bu bağlamda Kātib Çelebī (ö. 1067/1637), yazdığı ansiklopedik eserde ulūmu’l-Kur’ān konularına, o mevzuda yazan müelliflere ve onların yazdığı eserlere temas etmiştir. Bu açıdan Keşfü’z-zunūn bir bilimler ansiklopedisi değerini elde etmiştir. Adı geçen ansiklopedide ulūmu’l-Kur’ān’a dair oldukça fazla bilgiler verilmiştir. Çalışmayla Çelebī’nin eserinin her tarafına dağılmış durumda olan Kur’ān ilimleriyle ilgili konulara ve konuda yazanlara ve onların kitaplarına dair bilgiler bir araya getirilmiştir. Çelebī’nin ilimler ansiklopedisi eseri, Kur’ān ilimlerinde yazan müellifler ve yazdıkları te’lifler açısından incelenmiş ve hiçbir bilginin gözden kaçırılmamasına özen gösterilmiştir. Elde edilen verilerin Osmanlı döneminde Kur’ān ilimlerindeki çalışmaların ortaya çıkarılmasını ve değerlendirilmesini mümkün kılmıştır. Böylece ilgili konuda araştırma yapacak olanlara yeni ufuklar açılacağı düşünülmüştür. Çalışmada Osmanlı kültür tarihini araştıranlar için önemli bilgiler derlenmiştir. Makalede analiz, sentez, tümevarım ve tümdengelim gibi değişik metotlardan yararlanılmıştır.*
- MakaleAçık Erişim2022Vecdi Akyüz’ün Kur’an’da Siyasi Kavramlar İsimli Eseri ve Manzuriddin Ahmed’in Islamic Political System in the Modern Age: Theory and Practice İsimli Eseri’nin Kavramsal Açıdan Kıyası
Aytekin, Ayşe
Çeşitli içeriklere sahip metinleri veya dînî mesajları anlama ve yorumlamada -yeni yöntemlere sahip bir inceleme tarzıyla oluşturulan- odak kavramların veya anahtar kelimelerin, bu kelimelerin ilintili olduğu alanların ve bu alanların özelliklerinin tespit edilmesi önemli bir husustur. Kutsal metnin dönemi ve çağdaş insanın dönemi arasındaki anlama ve anlamlandırma farkı ancak bu şekilde telafi edilebilir. Bu minvalde, insanlara aktarılmak istenen ilâhî mesajların çeşitli kavram kalıpları içerisinde sunulduğu kutsal metinlerin anlamlandırılma sürecinde odak kavramların çözümlenmesi ve anlaşılması diğer metinlere göre çok daha lüzumludur. Nitekim, Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan, temel sözlük anlamlarının yanı sıra yan anlamları haiz odak kavramların mana boyutlarını ve Kurânî siyakta kazandığı yeni anlam alanlarını doğru şekilde incelemek ve bu terimlerin fehvâ serüvenlerini başarılı bir şekilde keşfetmek, hem mesajın anlaşılması ve uygulanması bakımından hem de Tefsir ilmine sağladığı katkı bakımından oldukça kıymetlidir. Dolayısıyla, Tefsir Tarihi sürecinde Kur’ân’ın anlaşılması adına geliştirilen klasik yöntemler ve zengin tarihî ve ilmî tecrübeyle birlikte kavram örgüsü ile donatılmış ilâhî mesajların yorumlanmasında alan ve kavram çözümlemesi bir zorunluluktur. Tefsir faaliyetlerinin tarih içerisinde ilk dönemlerden itibaren günümüze kadar kesintisiz bir şekilde devam ediyor olması onun gerekliliğinin bir göstergesi ve yansımasıdır. Tefsir faaliyeti yolculuğu içerisinde zamanlar, mekanlar, dönemler, koşullar, gereksinimler ve yorumlar değişmiş olsa da bu faaliyetteki söz, fikir, çaba, malzeme ve ürünler çağdaş insanların yorumu ve ihtiyacı açısından son derece zarurîdir. Söz konusu ürünlere -Tefsir faaliyetlerinin, yöntemlerinin ve çeşitlerinin özelleşmesini takip eden dönemde- siyaset, kültür, ekonomi gibi hayatın içerisindeki temel alanların söz ve yorum kapsamında ne derece etki ettiği, hangi merhalelerde faydalı olduğu, hangi merhalelerde zarara neden olduğu gibi hususların tespiti Tefsir çalışması sürecinde sağlıklı bir analiz açısından değerlidir. Zira, hayatın temel özellikleri, unsurları, etkileri ve gereklilikleri temel kılavuz olan kutsal sözde da yer almaları hasebiyle ilâhî maksada erişebilmek için titizlikle incelenmelidir. Titizlikle incelenmesi gereken alanlardan olan siyaset, hayatın en önemli ve aktif alanlarından, toplumların ise en etkili kurumlarından biridir. Nitekim siyaset, diğer toplumların varoluş ve iktidar dönemlerinde olduğu gibi İslâm toplumu içerisinde de aynı ihtimama sahiptir. Sosyal hayatta diğer kurumlarla ve alanlarla ilişkili olduğu gibi ilâhî sözde de çeşitli meselelerde kendisine yer bulmaktadır. Kur’ân’ın hem vahiy dönemi şartlarındaki hem de vahiy sonrası dönemdeki yorum faaliyetlerinde ağırlıkla işlenen konu da siyasettir. Çalışmamızda, bu denli önemli bir meselenin ilâhî emre ve kurallara uyarak mutlu ve huzurlu bir hayat sürdürmek için araştırılması gerektiği kanaatimizle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de hangi kavram ve bağlamlarda yer aldığını ve bu kavramları inceleyen birbiriyle bağlantılı iki eserde nasıl değerlendirildiğini analiz etmeyi amaçlamaktayız. Bu minvalde, siyasetle ilgili kavramları Kur’ân perspektifi ve düzleminde araştıran iki eser çalışmamıza konu olmaktadır. Bu eserler Vecdi Akyüz’ün Kur’an’da Siyasi Kavramlar isimli eseri ve Manzuriddin Ahmed’in Islamic Political System in the Modern Age: Theory and Practice isimli eseridir. Eserlerin müellifleri farklı zaman, kültür ve coğrafyalarda doğmuş, yaşamış, yetişmiş, farklı alanlarda ihtisas yapmış olsalar da Kur’ân’da yer alan siyasi içeriğe sahip kavramları incelemeleri ve yorumlamaları bakımından ortak paydada buluşmaktadırlar. Makalemizde söz konusu siyasi içerikli terimleri ilâhî söz ekseninde ve farklı uzmanlıklara sahip bu iki müellifin yorumları bağlamında incelemeyi hedeflemekteyiz.
- MakaleAçık Erişim2022Halk anlatılarının epik kuralları ışığında bir inceleme: mercan kız masalı
Yıldırmış, Fatma; Aktürk, Arzu Gülhan
Milletlerin kültür hayatında çok fazla karşılaşılan anlatı türü olan masallar, genel kabul gören doğruluk, iyilik, eşitlik, özgürlük, adalet gibi birçok evrensel değere sahiptir. Bunun yanında konularının geniş olması, sunumunun zahmetsiz olması ve dinleyici kitlesinin çoğunlukla hazır olması gibi nedenler masalların yaygınlığında etkilidir. Bilim dünyasına bakıldığında masallar ile ilgili yapılan araştırmaların derleme ve inceleme çalışmalarından oluştuğu görülür. Bu araştırmalarda derlenen masallar arasında birtakım ortak özellikler dikkati çekmiş ve bu ortaklıklar halkbilimciler tarafından tespit edilmeye çalışılmıştır. Burada halkbilimcilerin üzerinde durdukları nokta farklı coğrafya ve kültürlerdeki masalların nasıl ve ne şekilde yaşatılıp aktarıldıkları ve bunlar arasındaki benzerliklerdir. Bunları belirlemek için karşılaştırmalı olarak farklı kültürlerdeki masal çalışmaları yapılmıştır. Tarihî Coğrafi Fin Okulunun temsilcisi olan halkbilimciler, halk anlatılarının bilhassa da masalların ne şekilde, nerede ve ne zaman oluştuğunu, ilk şekillerinin nasıl meydana geldiğini belirlemek amacıyla çeşitli yöntemler geliştirerek ve bu yöntemleri kullanarak masallar üzerinde motif, tip ve yapı çalışmaları yapmışlardır. Hazırlanan bu yöntemlerden biri, Danimarkalı halkbilimci Axel Olrik’in düzenleyip geliştirdiği ve halk anlatı metinlerinin yapı çözümlemesine yönelik ilk örneği olarak bilinen “Halk Anlatılarının Epik Kuralları” dır. Axel Olrik, “Halk Anlatılarının Epik Kuralları” adlı çalışmasında milletlerin sahip olduğu kültürel değerlerini edebi ürünlerinde bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde muhafaza ettiğini göstermek maksadıyla on beş maddelik kurallar oluşturmuş ve bu kuralları birçok eser üzerinde tatbik ederek kuralların geçerliliğini kanıtlamaya çalışmıştır. Dünyada ve Türkiye’de bu konuda birçok çalışma yapılmış, destandan, halk hikâyesine, masallara kadar faklı türlerde eserlere söz konusu epik yasalar uygulanmıştır. Bu çalışmada Mercan Kız masalı, Axel Olrik’in epik yasalarına göre gözden geçirilmiş ve çalışmanın sonunda incelenen masalın “Halk Anlatılarının Epik Kuralları”na uygunluk gösterip göstermediği değerlendirilmiştir. Mercan Kız masalı sözlü anlatı geleneği içinde önemli bir yeri olan “Billur Köşk Masalları” içinde yer almaktadır. Bu eser, içindeki motiflerle Türk kültürünün ve düşüncesinin geleneksel yapısını yansıtan masal kitaplarından birisidir. En eski yazılı nüshası XIX. yüzyıla dayanan “Billur Köşk Masalları” adlı eser, derleyicisi belli olmayan ve içinde on dört adet masal barındıran bir eserdir. Çalışma sonunda Mercan Kız masalının Axel Olrik’in on beş maddeden oluşan “Halk Anlatılarının Epik Kuralları”na tamamına uygun olduğu tespit edilmiştir. Olrik’in ortaya koyduğu yasaların Türk edebi ürünleriyle de uygunluk gösterebilmesi farklı toplumlara ait ürünlerde içerik, icra şekli ve yapısal düzen açısından benzerliklerin olabileceğini göstermektedir.
- MakaleYalnız künye2022Aygıt-İnsan, İnsansız-Yaşam: Teknolojinin Gölgesinde Bedenin, Duyuların ve Hafızanın Yeniden-Tasarımı
Demir, Sertac Timur
Bu çalışma tekno-sosyal çağın ilişkilerine olabildiğince gerçekçi perspektiften baktığı varsayılan bilim kurgu türü üzerinden eleştirel bir tartışma yapmayı hedeflemektedir. Bu tartışmanın odağında bedene, hafızaya ve duyulara iyiden iyiye nüfuz eden teknolojik aygıtlar ve onların insani nitelikler üzerindeki dramatik izdüşümleri vardır. Makalenin argümanına göre ayırt etmek, merhamet göstermek, reddetmek, hata yapmak, dalgın olmak, görmezden gelmek ve unutmak gibi insana özgü vasıfların yerini gündelik yaşamı otomasyon kültüründe işleten, sürekli uyanık ve dinamik tekno-sistemler almaktadır. İnsanı mekanik akışa eklemleyen bu kültürde şiddet de sterilize edilmek suretiyle belirsizleştirilmektedir. Aygıtlar insan bedenini çevreleyen dış dünyaya değil; bizatihi bedene entegre ve bilinç dışına dönük şekilde tasarımlanmaktadır. Özgürlük istencini de bulanıklaştıran bu coşkulu ve hızlı eğilim, uyumak dahil neredeyse tüm alışkanlıkları ve ayrıca duyuları —özellikle de gözü— yeniden formüle etmektedir. Bunun sonucunda bir zamanlar tefekkür ve tahayyülün merkezinde olan duyu(ş)lar teknik olarak araçsallaşmakta ve aygıtların hizmetinde pasif eklentiler halini almaktadır. Bu nitel çalışmada söz konusu yaklaşımlar, son yıllarda oldukça popüler olan Black Mirror dizisinin Senin Tüm Geçmişin ve Acımadan Öldürmek bölümleri ışığında sosyolojik film analizi yöntemiyle incelenmektedir. Bu yöntem filmleri sanat alanına temas eden teknik ve estetik unsurlarından ziyade toplumsal yaşamın yansıması, yorumu veya temsili olarak ele almaktadır. Bu makalede odaklanılan iki bölüm de bu açıdan modern kültürün göstergelerinden olan teknolojik inovasyonların özellikle insan bedeni, hafızası ve duyuları üzerindeki belirleyiciliğini tamamlayıcı tavırla izah etmesi bakımından dikkat çekicidir. Çalışmanın teorik çerçevesini ise modern tekno-kültürel değişimi sosyolojik yaklaşımın eleştirel penceresinden analiz eden Günther Anders, Jean Baudrillard, Zygmunt Bauman, Paul Virilio ve Byung-Chul Han gibi düşünürler oluşturmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2022A Study on the Investigation of Tourists’ Tendency to Adopt Augmented Reality-Based Tour Guide Applications
Özekici, Yakup Kemal; Kızılcık, Onur
Today, it is seen that researches on augmented reality-based guidance applications in tour\rguiding services have a limited scope. From this point of view, it is aimed to obtain useful\rinformation about the future of tour guide applications in the research. For this purpose,\rtourists’ intentions to adopt augmented reality-based tour guide applications were examined\rwithin the framework of Value-Based Adoption Model (VAM). Quantitative research\rmethods were adopted in the research, and the data were collected by questionnaire\rtechnique. The hypotheses specific to the research model, in which 291 tourists who had a\rholiday experience in the last 12 months were taken as a sample, were analyzed through\rPLS-SEM. As a result of the research, the perceived value (PV) for augmented reality based\rtour guide applications was positively and significantly predicted by all of the perceived\rusefulness (PU), perceived enjoyment (PE), perceived technicality (PT) and perceived fee\r(PF) variables. Theoretical and practical implications were derived from the output of these\rresults.
- MakaleYalnız künye2021Nesneden bağımsız üretilen temsiller: Bacon’un Yeni Atlantis’i
Çavdar, Aysegül Çelenk; Sürdem, Sule Sınem
Geçmişten günümüze kadar olan süreçte yaşam, değişen dünya düzeni içerisinde evrilmiştir. Tarih öncesinde temel ihtiyaçlar barınma ve beslenme iken gelişen sanayi ile beraber ihtiyaç ve beklentiler de değişmiştir. Fakat insanlığın var olmasına bağlı olarak değişen düzen birçok kusurların ortaya çıkmasına neden olmuştur. İnsan hep yaşamın merkezinde olmak isterken yaşamın içerisindeki parametreler sonucu yenidünyaları ve daha mükemmel bir düzeni arzulamaktadır. İnsanoğlunun yaşamı boyunca karşılaştığı zorlukları çözüme kavuşturma isteği sonucunda, gerçekleşmesi mümkün olmadığı bilinen birçok düşünce, ütopyaları oluşturmaktadır. Ütopyaların gerçekliği yakalayabilmesi imkânsız gözükse de bireyin zihninde oluşan imajlarla gerçeği algılamak için öznenin nesne ile arasına bir şey sokmaması gerekmektedir. Nesneden bağımsız olarak üretilen temsillerin mekân üzerinden ifade edilmesi, ütopyaları anlama ve onlara dâhil olabilme kolaylığı sağlamaktadır. Günümüz mimarlığı nesnesi olan yapıyı ön plana çıkaran tasarımlar ortaya koymaktadır. Bu anlayış biçimine eleştirel bir ifade getireceği düşünülen ütopyaların, nesneden bağımsız olarak ortaya koyduğu, mimarlıkta önemli olan yapının değil düşünce strüktürünün çeşitli araçlarla temsil edilmesidir. Mimarlık tartışmalarına farklı bir boyut kazandıracağı düşünülerek hazırlanan bu çalışma kapsamında, Bacon’un Yeni Atlantis’i metinsel bir inceleme için seçilen örneklemdir. Metnin nesneden bağımsız olarak ortaya koyduğu temsiller ise mekânsal kurgu üzerinden ele alınmaktadır. Bacon’ın ütopik anlatımıyla ele aldığı gerçekdışı dünyayı, ideal toplum kurgusu üzerinden mekânsal ilişkileri incelemek amaçlanmıştır. Toplumsal dünyayı ve doğayı metninde tasarım nesnesi yapan Bacon’un, Bensalem ismini verdiği adadaki mekânlarla ortaya koyduğu temsiliyet ile amacı doğaya hâkim olmak ve onu insan aklının ve bilimin nesnesi yapmaktır. Mekân tasarılarının oluşumunda ütopik bağlantının doğa üzerinden kurgulandığı görülmektedir.



