Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Islamic Family Law in Liquid Publicity: Production of Rights Discourse via the Press within the Ottoman Law of Family Rights

    Gönan, Yavuz

    This study interrogates the transformations within Ottoman Islamic family law in the post-Tanzimat era, specifically focusing on the intersection of the Second Constitutional Period’s accelerated public sphere, the proliferation of print culture, and the normative contestations surrounding the 1917 Ottoman Law of Family Rights (Hukûk-ı Âile Kararnâmesi). Rather than conceptualizing family law reform as a purely technical exercise in codification, this article foregrounds the socio-legal dynamics that established family law as a critical site for negotiating legitimacy, methodology, and the public circulation or norms. The primary objectives is to shift the analytical focus away from discrete institutional outcomes -such as marriage, divorce, and poligyny- toward the more foundational question of how normative authority was produced, articulated, and stabilized amidst shifting administrative and discursive landscapes. Beginnin with the Tanzimat reforms, administrative modernization consolidated practices of registration, documentation, and surveillance, effectively rendering domestic relations legible to state institutions. This process of legibility did more than streamline governance; it repositioned family law as a domain inextricably linked to public order and state capacity. By the Second Constitutional Period, the instutituonalization of the press and the rise of women’s periodicals catalyzed the circulation of a rights- based vocabulary. Within this context, “rights” functioned not merely as a formal legal category but as a pervasive public idiom for claim-making, exerting unprecedented pressure on the legitimacy of inherited normative frameworks. The study contends that these pressure crystallized into two competing “thesis- antithesis” clusters: The Reformist Thesis: Mobilized concepts of justice, reform, and independent reasoning to advocate for interpretive adaptation and state-led regulatory intervention. The Traditional Antithesis: Emphasized order, continuity, and the preservation of juristic stability, rooted in an uṣūl - based discipline and evidentiary hierarchy. Crucially, the central conflict was often less about sprecific legal rulings and more about the meta-question of authority: who possessed the legitimate power to delimit the sphere of permissibility, and through which methodological framework could this authority be exercised? Zygmunt Bauman’s concept of liquid modernity is utilized here as an analytical lens -rather than a chronological label- to illuminate how accelerated norm-circulation and the pluralization of authority claims generated a climate of heightened uncertainty.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ahlak Gelişiminde Ebeveyn Rolü: Örtük Kuramlar ve Üretkenlik Üzerine Bir Değerlendirme

    Birinci, Ali

    Ahlak gelişimi, bireyler arası etkileşim süreçlerinin temelini oluşturması ve insanların birbirleriyle nasıl geçindiklerini ihtiva etmesi nedeniyle aileler ve toplumlar açısından kritik bir öneme sahiptir. Ahlaki temellerin atıldığı ve ilk sosyal deneyimlerin yaşandığı birincil ortamın aile olması, ebeveynlerin bu süreçteki belirleyici rolünü ön plana çıkarmaktadır. Literatürde ebeveyn özellikleri bağlamında ebeveynlik tarzları ve disiplin uygulamaları üzerine önemli çalışmalar bulunmakla birlikte ebeveyn zihniyetleri/örtük kuramları ile üretkenlik algılarına odaklanan araştırmaların nispeten sınırlı olduğu görülmektedir. Bu kapsamda araştırmada ebeveynlerin ahlak gelişimine katkıları, örtük kuramlar ve üretkenlik algısı olmak üzere iki temel kavram üzerinden kuramsal olarak değerlendirilmektedir. Çalışma nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde doküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda ahlak gelişimini aile perspektifinden yeniden düşünmeye imkân veren iki önemli kuramsal yapı birlikte ele alınarak literatüre katkı sunması beklenmektedir. Ortaya konulan kuramsal çerçeve ahlak gelişiminin yalnızca bilişsel bir muhakeme ya da akran etkileşimi süreci olmadığını aksine ebeveynlerin insan doğasına ve niteliklerine ilişkin temel inançları ile nesiller arası sorumluluk anlayışlarının bu sürecin merkezinde yer aldığını göstermektedir. Örtük kuramlar literatürü ışığında ebeveynlerin insan niteliklerini sabit ya da geliştirilebilir olarak algılamalarının disiplin pratiklerinden hata yönetimine, övgü dilinden cezalandırma tercihlerine kadar geniş bir yelpazede belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Sabit zihniyetin toptancı yargılar ve cezalandırıcı yaklaşımlar üzerinden kırılgan bir ahlaki karakter ve kimlik inşa edebileceği buna karşılık gelişim odaklı zihniyetin sürece duyarlı ve telafi edici pratiklerle ahlaki karakterin dinamik gelişimini destekleyebileceği sonucuna varılmıştır. Üretkenlik kuramı perspektifinden bakıldığında ise ebeveynliğin biyolojik olarak yalnızca çocuk doğurmaya indirgenemeyeceği aksine gelecek nesillerin iyiliğine yönelik ahlaki bir sorumluluk bilinciyle şekillenen bir süreç olduğu görülmektedir. Bu anlamda ebeveynlerin üretkenlik algılarının çocuklarına sundukları değerler, anlam çerçeveleri ve yaşam anlatıları aracılığıyla ahlaki karakter ve kimlik inşasını doğrudan etkileyebileceği söylenebilir. Gelecek araştırmaların bu iki değişken arasındaki ilişkiyi farklı kültürel bağlamlarda ampirik yöntemlerle test etmesi ve elde edilen bulgulara dayalı ebeveyn eğitim programları geliştirmesi önerilmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Mısırlı Edebiyatçı Yûsuf İdrîs’in Beyt min Lahm Adlı Kısa Öyküsü ve Grotesk Kadın Figürü

    Zeyrek, Merve

    Bu makalede, çağdaş Arap edebiyatının önemli temsilcilerinden biri olan Mısırlı edebiyatçı Yûsuf İdrîs’in Beyt min Lahm isimli kısa öyküsü, grotesk estetik bağlamında incelenmiştir. Çalışmada, özellikle öykünün grotesk kadın bedeni üzerine kurgulanan anlatı yapısı çözümlenmiştir. Böylece İdrîs’in grotesk yönlü estetik tutumu ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırma sürecinde, doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Öykü metni üzerinden yapılan detaylı çözümlemelerle, grotesk kadın bedeninin işlevi ve anlam derinliği değerlendirilmiştir. Bu kapsamda makale, giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde İdrîs’in öykücülüğü, groteskin tanımı ve kadın figürlerin edebî metinlerdeki işlevleri hakkında kısa bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde öykü; olay örgüsü, anlatıcı-bakış açısı, zaman, mekân, kişiler dünyası ve tema başlıkları altında yapı açısından incelenmiştir. Bu yapısal çözümleme, öykünün çok katmanlı yapısını anlamaya yönelik bir zemin oluşturmuştur. İkinci bölümde ise İdrîs’in öyküyü kompone ederken yarattığı grotesk kadın bedeni, anlatı düzleminde ele alınmıştır. Makalede yapılan analiz sürecinde, İdrîs’in grotesk yapıyı abartı ve aşırılıkla betimlenen bir estetik unsur olarak değil, insan doğasındaki zıtlıkları ve ahlâkî çöküşü açığa çıkaran bir anlatı zemini olarak kullandığı görülmüştür. Öyküye ad olan “etten” evin, yalnızca fiziksel bir mekân olmadığı, karakterlerin bedensel ve ruhsal yoğunluğunu bir arada taşıyan psikolojik bir mekân olarak olaylar dizisine hizmet ettiği izlenmiştir. Ayrıca yüzük, nefes ve ses gibi leitmotiflerin hem olay örgüsünü hem de ahlâkî kırılmalarını yönlendiren önemli unsurlar olduğu görülmüştür. Sonuç olarak makalede, İdrîs’in bu öyküde kadın bedenini estetik bir haz nesnesi olmaktan çıkararak dinî, ahlâkî ve toplumsal meşrûiyet yargılarının çöküşünü temsil eden grotesk bir alan haline getirdiği saptanmıştır. Buna binaen, Beyt min Lahm yazarın grotesk estetiği toplumsal eleştiriyle buluşturan anlatı tarzının iyi bir örneğidir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    In Ḥāccī Bektāş Velī’s Work Entitled “Maqālāt” the Concept of “The City of The Heart

    Yildirim, Birol; Şimşek, Selami

    This study examines the “city of the heart” (madīnat al-qalb) concept within the seventh and eighth chapters of the Maḳālāt by Ḥāccī Bektāş Velī, a preeminent figure of Anatolian spiritual wisdom (ʿirfān). The analysis is situated within taṣawwufī thought, human conception, and moral edification. A Turkmen shaykh and pīr of the Baktāshiyya ṭarīqa, he journeyed from Nīshāpūr through centers like Najaf, Mecca, al-Ḳuds, Damascus, before settling in Sulucakarahöyük. Revered by his adherents (muntasibīn) as “Hünkār” (sovereign), he lived during a tumultuous era. He actively steered the populace away from armed insurrection, guiding them toward a settled, productive existence through agriculture. Refraining from the Bābāʾī and Akhī Awrān uprisings, he emphasized that the greatest striving is the spiritual struggle against one's own carnal soul (nafs). The study focuses on his conceptualization of the heart as a vast city encompassing all existence from the Divine Throne (al-ʿArsh) to the earth (al-Farsh). In this paradigm, the physical body is the city's citadel, the breast its bazaar, and the inner organs its shops. Virtues such as rectitude (ṣidḳ), volition (irāda), love (maḥabba), reverence (khawf), hope (radjāʾ), certitude (yaḳīn), and absolute reliance on God (tawakkul) are the precious wares therein. Faith (īmān) is the core jewel (jawhar), intellect (ʿaḳl) the mosque (masjid), and spiritual knowledge (maʿrifa) the radiant light illuminating the city. Fundamentally, this research elucidates how the Maqālāt constructs the heart not merely as an emotional center, but as a holistic metaphor for the human inner realm, moral orientations, and existence. Employing a qualitative approach via document and descriptive-interpretive textual analysis, the study utilizes analogous metaphors from profound mystics (mutaṣawwifs) like, Ḥāccī Bektāş Velī, Yūnus Emre, Mawlānā, and Ibn al-ʿArabī to provide a comparative foundation. The primary conclusion highlights the profound magnitude of the human heart, revealing a colossal inner struggle between opposing forces. To achieve victory, intellect and will must concertedly mobilize divine (raḥmānī) sentiments and moral virtues against satanic (shayṭānī) forces. Consequently, Ḥāccī Bektāş Velī’s, “city of the heart” transcends a mere literary device; it is a foundational paradigm essential for self-knowledge, the disciplining of the carnal soul, and fostering societal harmony.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Mu’tezile Kelamı Perspektifinden Yapay Zekâ ve Ölümsüzlük Tartışmaları

    Sarıkaya, Berat; Şeren, Zeynep; Özer, Zülkif

    Bu makale, transhümanizm ve yapay zekâ bağlamında gündeme gelen biyolojik ve dijital ölümsüzlük iddialarını, İslam kelâmının akılcı ekolü Mu’tezile’nin temel prensipleri ışığında eleştirel bir analize tabi tutmayı amaçlamaktadır. Çalışma, teknolojik bir imkân olarak sunulan ölümsüzlük tasavvurunun, Mu’tezile’nin tevhid, adalet, insan iradesi ve ahiret inancı gibi kurucu ilkeleriyle derin bir gerilim içinde olduğu temel argümanından hareket etmektedir. Makale, öncelikle yapay zekânın “dar” ve “genel” formlarından hareketle ulaştığı noktayı ve transhümanist düşüncenin bu teknolojiye yüklediği ölümsüzlük misyonunu tartışmaya açarak “Biyolojik Ölümsüzlük” hedefi doğrultusunda telomeraz çalışmaları, kriyonik(cryonic) yöntemler, hibernasyon ve beyin-bilgisayar arayüzleri gibi somut girişimleri değerlendirmektedir. Ardından, “Dijital Ölümsüzlük” kavramını, zihin yükleme ve dijital benlik fikri üzerinden inceleyerek bu yaklaşımın insanı maddeden ibaret gören materyalist temelini vurgulamaktadır. Biyolojik ölümsüzlük iddiası, Mu’tezile’nin ecel anlayışıyla; dijital ölümsüzlük tasavvuru ise insanı yaratılmış, ruh-beden bütünlüğüne sahip ve ahirette hesap verecek bir varlık olarak tanımlayan ontolojik çerçeveyle doğrudan çelişmektedir. Özellikle, “yaratıcı” konumuna soyunma ve “ebedilik” iddiası, Mu’tezile’nin tevhid anlayışını ihlal etmektedir. Bununla birlikte, tıbbi müdahaleler gibi “ömrü uzatma” amaçlı, iyileştirici teknolojik uygulamaların, insanın kendini koruma içgüdüsü kapsamında ve yaratıcıyı inkâr etmeyen bir niyetle kullanılmasının sorumluluğunun kişiye ait olduğu kabul edilmektedir. Makale, yapay zekânın bir “amaç” değil, “araç” olarak görülmesi gerektiği ve salim aklın rehberliğinde değerlendirilmesinin zorunlu olduğu fikrini öne çıkarmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Corpus-Driven Lexical Profiles of Feminine Words in Turkish: Bayan, Kadın and Karı

    Demir, Süleyman

    This study aims to examine the semantic and pragmatic features of the three female-referential words “bayan,” “kadın,” and “karı” using a corpus-driven approach. Accordingly, colligations, collocations, semantic preferences, and semantic prosodies of the words were analyzed using concordance lines obtained from the Turkish National Corpus (TNC) with an “extended lexical unit model.” To this end, the concordance lines of each word were subjected to multiple readings, and recurring formal and semantic patterns were classified to determine the semantic relationships between words. The findings show that words have different discursive functions and social representations. The word “bayan” is concentrated in institutional, formal, and neutral contexts; in classificatory and labelling areas of use, while not carrying a distinct emotional prosody. “Kadın,” on the other hand, exhibits a multi-layered pattern of meaning in semantic fields such as emotional evaluation, motherhood/family roles, cultural identities, and political discourse, in addition to physical description; it develops positive and negative prosodies depending on the context. The word “karı,” on the other hand, is used in pejorative, slang, and derogatory contexts; it carries a predominantly negative connotation, producing a distinct negative prosody through insulting adjectives, demeaning comparisons, and masculine possessive discourse. The study demonstrates that female-referenced words are shaped at the level of linguistic choice by gender ideologies, value attributions, and discursive positioning. In this respect, the findings provide important clues for broader sociolinguistic research on how representations of women are constructed.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
  • MakaleAçık Erişim2026
    The Impact of Wars on Occupational Expectations and Willingness to Work: A Study on the Future of the Aviation Sector

    Vural, Selvi

    The aim of study is to determine the effects of wars on students' occupational expectations and willingness to work. Within the scope of the research, the attitudes of students towards war were evaluated in terms of the aviation sector. The aviation sector’s one of the important sectors that the wars experienced have affected directly-indirectly from various perspectives. The study was conducted with students enrolled in the aviation management department. In line with the research objectives, a quantitative approach was deemed suitable, and data was collected using standardized scale forms. The findings obtained show that wars have an effect on students' occupational expectations and willingness to work in a general framework. As a result of the research, it was determined that the negative attitude of students towards war has a significant and negative effect on both their occupational expectations and their willingness to work in the sector. The findings of this study draw attention to the negative effect of the wars on the occupational expectations and willingness to work in the sector of aviation management students. Therefore, this situation evidence that students' occupational expectations and willingness to work in the sector are affected by their attitudes towards the wars.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ergenlerde Akıllı Telefon Bağımlılığı İle Sosyal Kaygı Arasındaki İlişki: Çoklu Aracılık Modeli

    Alsaç, Selda Yüzer; Türkmen, Osman Oğulcan; Tuncay, Birgül

    Bu çalışma, ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı ile sosyal kaygının alt boyutları arasındaki ilişkiyi, bir çoklu aracılık modelini test ederek incelemiştir. Tanımlayıcı-kesitsel desende yürütülen araştırmanın verileri, 306 lise öğrencisinden toplanmıştır. Bulgular, akıllı telefon bağımlılığı ile sosyal kaygının kilit boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Çoklu aracılık analizi sonucunda, sosyal kaygının bilişsel temelini oluşturan olumsuz değerlendirilme korkusu ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkide, yeni sosyal durumlardaki korku ve huzursuzluk duyma alt boyutunun tam aracı rol üstlendiği belirlenmiştir. Buna karşın, genel sosyal durumlardaki korku ve huzursuzluk duyma alt boyutunun bu ilişkide aracı bir rolü olmadığı saptanmıştır. Cinsiyetin bağımlılık düzeylerinde anlamlı bir faktör olmadığı görülürken, kişisel telefon sahipliği ve kullanım süresine göre bağımlılık düzeyleri farklılaşmaktadır. Bu sonuçlar, olumsuz değerlendirme korkusunun bağımlılığa giden yolu özellikle yeni sosyal durumlara karşı duyulan kaygı üzerinden tetiklediğini gösteren aracılık modelini desteklemektedir. Sonuç olarak bu çalışma, sosyal kaygıyı ele alan psikoeğitim programlarının, bu popülasyondaki sorunlu akıllı telefon kullanımını azaltmak için etkili bir strateji olabileceğini vurgulamaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • Derleme MakaleAçık Erişim2026
    Afet Direnci Kavramını Anlamak: Direnç Göstergeleri Üzerine PRISMA Yöntemiyle Sistematik Bir İnceleme

    Peker, İskender; Ozbey, Sümeyye

    Doğal ve beşerî faktörlerin bir araya gelmesiyle oluşan afetler, toplumların güvenliği, sürdürülebilir kalkınması ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi tehditler oluşturmaktadır. Afetlerin önlenebilmesi veya etkilerinin azaltılabilmesi, toplumların ve kurumların afet direncinin artırılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Afetlere dirençli toplumlar, afetlerle karşı karşıya kaldıklarında daha az kayıp yaşamakta, daha hızlı toparlanabilmekte ve yeniden işlevsel hale gelebilmektedir. Afetlerin etkilerinin azaltılması ve toplumsal hazırlığın artırılması amacıyla toplumsal afet direnci kavramına literatürde yer verilmiş olmasına rağmen bu kavrama ilişkin teorik çerçeve sınırlıdır. Kavramın tanımlanması, etkileyen faktörlerin belirlenmesi, hangi yöntemlerle değerlendirilebileceği açık değildir. Bu çalışma, söz konusu kavramsal boşluğu doldurmak amacıyla PRISMA yöntemi kullanılarak kapsamlı bir literatür analizi gerçekleştirmekte ve toplumsal afet direncine dair metodolojik bir çerçeve sunmaktadır. Analiz sonucunda, afetlere karşı kırılganlığın azaltılması için dirençlilikle ilişkili mevcut çalışmalar sistematik biçimde değerlendirilmiş, ayrıca bu kavramın ölçülebilmesi için kullanılabilecek bir dizi ilke ve gösterge sunulmuştur. Sonuç olarak çalışma, afetlere karşı kırılganlığı azaltmaya ve sürdürülebilir bir afet yönetimi yaklaşımı geliştirmeye katkı sunacak kavramsal ve pratik öneriler ortaya koymaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Kadın âşıkların kendilerine biçilmiş geleneksel rollere cinsiyet eşitliği bağlamında eleştirel yaklaşımları

    Yıldırmış, Fatma

    Âşıklık geleneği yüzyıllardır toplumun sesi olmuştur. Şairler; mutluluklarını, sevdalarını, dönemlerinin tarihi-sosyal-siyasi hayatını, özlemlerini, beklentilerini kısacası bütün duygu ve düşüncelerini şiirleri aracılığıyla hem bireysel hem bütünsel biçimde aktarmışlardır. Genellikle erkek egemen icracı konumunda olan gelenekte sayıları az olsa da kadın âşıkların varlığı bilinmektedir. Fakat bu kadın şairlerin şiirlerine ulaşmak ve onlar hakkında bilgi edinmek günümüz şartlarında pek de mümkün değildir. Geçmiş dönemde yaşamış kadın şairlerin hakkında bilgi olmaması varlıklarıyla ilgili değil, onların kadın kimlikleriyle ilgilidir. Geleneksel toplumlarda kadının sosyal, siyasi ve edebî alanlarda görünmesine “namus, ayıp, günah” gibi kavramların yaptırımlarından dolayı pek sıcak bakılmamıştır. Günümüze gelindiğinde bu anlayışın değişmesi, kadının ve kadın şairlerin özgür ve görünür olması, her ortamda şiirlerini icra etmesi hususunda kadın âşıkların çabaları dikkat çekicidir. Kadın âşıklar, kadının sadece aşk şiirlerinde geçmesini eleştiren, toplumsal her alanda kadının varlığını, yerini sorgulayan ve bunları kısıtlayıcı davranışların eleştirildiği şiirler yazarak ve yayımlayarak seslerini duyurmaya gayret etmişlerdir. Bu makalenin amacı âşıklık geleneği içerisinde yer alan günümüz kadın temsilcilerin kadının toplumsal cinsiyet rolünü, anneliğini, kadınlığını, sanatçı kimliklerini, var ve görünür olma mücadelelerini kendi ürettiklerinden örnekler vererek nasıl ele aldıklarını incelemektir. Makalede bahsi geçen temsilcilerin geleneği temsil biçimlerini, bulundukları konumun durumunu ve bu durumun neden-sonuç ilişkilerini sorgulayarak değerlendirilmiştir. Bu makale, bu mücadeleci duruşa hem akademik anlamda bir katkı sağlayacak hem de yapılacak çalışmalara kaynaklık edecektir.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    Hint Alt Kıtasında Hibrit Hukuk Denemesi: Anglo-Muhammadan Law

    Gönan, Yavuz

    Bu çalışma İngiliz sömürge idaresi altında Hint Alt Kıtası’nda ortaya çıkan Anglo-Muhammadan Hukuku’nun (AML) tarihsel oluşumunu, kavramsal temellerini, kurumsal etkilerini ve toplumsal yansımalarını -kısmen- ele almaktadır. AML, Hanefî fıkıh geleneğinden seçilen hükümlerin İngiliz common law teknikleri ve kolonyal yargılama usulleriyle harmanlanarak inşa edilen asimetrik bir hibrit hukuk sistemidir. Bu sentezde fıkhın örf, içtihat ve maslahat gibi dinamik unsurları devre dışı bırakılmış; çeviri ve digest faaliyetleri aracılığıyla daraltılmış ve standartlaştırılmış bir Hanefîlik inşa edilmiştir. Mevcut çalışma, öncelikle Bâbür İmparatorluğu’nun çoğulcu hukuki düzeninden İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin bölgeye girişi ve ardından Britanya’nın doğrudan hâkimiyet kurmasına uzanan tarihsel arka planı sunmaktadır. AML’un normatif temellerini oluşturan çeviri ve digest faaliyetleri çalışmanın merkezi odaklarından birini teşkil etmektedir. Hamilton’un el-Hidâye çevirisi ile Baillie, Sircar ve Wilson tarafından kaleme alınan üç farklı tipteki digest, AML’un fiili kanununu oluşturan kurucu metinler olarak incelenmektedir. Bu digestler hangi fıkhî görüşlerin Müslüman hukuku olarak kabul edileceğine karar veren normatif filtreler işlevi görmüş, Hanefî fıkıh içindeki çoğulculuğu daraltarak tek bir standart Hanefî hukuku inşa etmiştir. Kurumsal dönüşüm açısından üç farklı yaklaşım ele alınmaktadır. Kalküta Medresesi devlet için fakih modeli üreterek ulemayı kolonyal yargıya entegre etmeyi amaçlamış ancak dil rejimi değişikliğiyle bu mezunlar marjinalleştirilmiştir. Diyûbend ekolü sömürge idaresinden bağımsız bir ulema tipi üreterek fetva-vaaz-medrese ağı üzerinden alternatif bir normatif alan inşa etmiştir. Aligarh ise İslâmî kimlik ile İngiliz hukuki modernliğini uzlaştıran hibrit bir elit yetiştirme projesi olarak AML’u içeriden dönüştürmeyi hedeflemiştir. Toplumsal dönüşüm boyutunda ise AML’un Müslüman kimliğini yargısal düzleme elverişli bir hukuki statü kategorisine dönüştürmesi ve nikâh, talâk, miras gibi alanlarda aile hukukunu merkezileştirmesi analiz edilmektedir. Sonuç olarak çalışma AML’u salt teknik bir hibrit hukuk meselesi olarak değil kolonyal iktidarın Müslüman toplumu tanımlama, sınıflandırma ve yönetme biçimlerinin merkezi bir aracı, bir yönetim teknolojisi olarak değerlendirmektedir. Çeviri-digest-kodifikasyon süreci fıkhın dinamik mekanizmalarını devre dışı bırakarak metne bağlı ve kolonyal yargısal denetime elverişli bir sistem inşa etmiş, bu sürecin kurumsal ve toplumsal sonuçları Güney Asya’da Müslüman hukuk bilincinin şekillenmesinde kalıcı izler bırakmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    İlmi Kelâmdan Halk Kelâmına: Vesîletü’n-Necât’ın İtikâdî İşlevi

    Atalay, Abdurrahman

    Bu çalışma, Süleyman Çelebi’nin (ö. 825/1422) Vesîletü’n-Necât adlı eserini klasik ilmi kelâm geleneği ile Osmanlı halk Müslümanlığı arasındaki ilişki bağlamında ele almakta ve eserin ilmi kelâmdan halk kelâmına uzanan aktarım sürecindeki konumunu incelemektedir. Araştırma, birbirini tamamlayan iki temel problem etrafında şekillenmektedir: Birincisi, sistematik kelâm literatüründe kavramsal ve mantıkî delillendirmelerle temellendirilen ulûhiyet, nübüvvet ve âhiret gibi iman esaslarının, sembolik anlatımlar ve olağanüstü ifadeler aracılığıyla Vesîletü’n- Necât’ta yeniden inşası; ikincisi ise bu yeniden inşanın Osmanlı halk Müslümanlığının dinî zihniyet ve kabullerinin teşekkülündeki işlevsel boyutudur. Metin tahlili ve karşılaştırmalı analiz yöntemleri doğrultusunda eserdeki kelâmî temalar, klasik Sünnî kelâm geleneğiyle ilişkileri çerçevesinde incelenmektedir. Bu kapsamda Vesîletü’n-Necât’ta yer verilen ulûhiyet ve özellikle nübüvvet bahisleri bağlamında mucize, mi‘rac ve şefaat tasavvurları ile sahâbe ve hilâfet anlayışı ilmi kelâm metinleriyle mukayeseli biçimde değerlendirilmektedir. Kelâmî muhtevayı tasavvufî-edebî bir üslupla yeniden ele alan eserin Hz. Peygamber merkezli nübüvvet ve şefaat tasavvurunun Osmanlı-Türk halk Müslümanlığı içerisindeki görünümüne işaret edilmektedir. Diğer taraftan Vesîletü’n-Necât, Sünnî kelâm ve tasavvuf geleneğine yaslanarak kolektif hafızada karşılık bulan bir inanç dili üretmekte ve bu yönüyle toplumsal ve siyasî aidiyetin inşasıyla ilişkili bir bağlam oluşturmaktadır. Fetret gibi siyasî ve toplumsal bütünlüğün zayıfladığı bir dönemde, kriz ortamının Hz. Peygamber merkezli bir inanç ve duygu dünyası etrafında aşılmaya çalışılması ve bu doğrultuda ortak bir dinî tasavvurun yeniden inşa edilmesi dikkat çekicidir. Bunların yanı sıra eser, itikâdî meseleleri yalnızca kelâmî bir söylem içinde değil, tasavvufî bir neşve ile de ele alarak katmanlı bir din anlayışının teşekkülüne de imkân tanımaktadır. Bu durum, ilmiye ile halk arasında farklı düzlemlerde işleyen din anlayışlarına da kuvvetle işaret etmektedir. Bütün bu hususlar çerçevesinde Vesîletü’n-Necât, edebî bir metin olmanın ötesinde, Sünnî gelenekle örtüşen bir inanç dünyasını yansıtan; gelenek ve merasim boyutlarıyla halk İslâmı’nın toplumsal düzlemdeki görünümünü şekillendiren kurucu metinler arasında yer almaktadır. Tam da bu noktada çalışma, klasik kelâm mirasının toplumun geniş kesimlerinde yeniden üretim biçimlerini Vesîletü’n-Necât üzerinden görünür kılmayı; halk kelâmı kavramını analitik bir çerçevede tartışarak Halk Müslümanlığı-Kitâbî İslâm tartışmalarına kavramsal ve yöntemsel bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Quality of Life in Patients with Hematological Malignancy Receiving High-Dose Chemotherapy : A Descriptive Study

    Çakmak, Seher; Nural, Nesrin

    Introduction: Hematological malignancies reduce quality of life due to aggressive treatments and related complications. Aim: The aim of this study was to evaluate the quality of life of hematologic cancer patients receiving high-dose chemotherapy. Methods: This descriptive cross-sectional study was conducted with 158 patients selected by simple random sampling method who were treated in the hematology clinic of a university hospital. Data were collected using a personal information form and the European Organization for Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire-Core 30. Results: 51.3% of the patients were aged 18 - 50 years, 52.5% were female, and 67.1% had a diagnosis of leukemia. The mean scores of the quality of life scale were 74.47 ± 19.92 for the functional scale, 71.31 ± 19.31 for the symptom scale, and 39.82 ± 26.31 for the global quality of life. These findings indicate that patients had relatively good functional status, high symptom burden, and low overall quality of life. Among the functional subscales, the highest mean score was observed in cognitive functioning (85.7 ± 18.8), while the lowest was in social functioning (68.9 ± 32.5). Patients diagnosed with lymphoma had significantly lower functional scale scores (p = 0.002), whereas patients with leukemia and those with a history of chemotherapy had significantly higher symptom scale scores (p = 0.017 and p = 0.026, respectively). Conclusion: In conclusion, it was determined that patients had a low quality of life, particularly in the areas of physical and social functioning, and a high symptom burden. Higher symptoms in patients with leukemia and prior chemotherapy underscore the need for symptom control and functional assessment.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2026
    Instagramdaki Sosyal Medya Fenomenlerinin Kadın Tüketiciler Üzerinde Marka Farkındalığı Oluşturmadaki Rolü

    Günay, Mehmet Akif

    Bu çalışma, sosyal medya fenomenlerinin (influencer) marka farkındalığı oluşturmadaki rolünü, özellikle tanınma, hatırlanırlık, akla gelen ilk marka ve marka hâkimiyeti boyutları çerçevesinde incelemektedir. Araştırma, nitel yöntemle yürütülmüş; Gümüşhane ilinde yaşayan, Instagram kullanan ve belirli içerik üreticilerini takip eden 18 yaş üzeri 15 kadın katılımcıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tematik analiz yoluyla değerlendirilmiştir. Bulgular, içerik üreticilerinin marka farkındalığını çoklu kaynaktan maruziyet, tekrar, bağlamsal sergileme ve mikro-öğrenme dinamikleri aracılığıyla kademeli olarak inşa ettiğini göstermektedir. Katılımcılar, içerik üreticilerinin tekrarlı ve gündelik yaşam bağlamı içinde sunduğu içerikler sayesinde markalara yönelik göz aşinalığı geliştirdiklerini ve bu sürecin markaları üst-zihin (top-of-mind) düzeyine taşıdığını ifade etmektedir. Ayrıca marka ile içerik üreticisi arasında kurulan çağrışımsal bağların hatırlama ve tercih süreçlerinde belirleyici olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, bulgular tekil ve mutlak bir marka hâkimiyetinden ziyade, hâkimiyete yönelen bir bilişsel yapılanmaya işaret etmektedir. Çalışma, sosyal medya fenomenlerinin pazarlama temelli kurduğu iletişimin marka farkındalığı üzerindeki rolünü statik bir çıktıdan ziyade, dinamik ve süreç odaklı bir yapı olarak ele alarak literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ekonomik Büyüme ve İş Kazaları Arasındaki İlişkinin Araştırılması: Türk Mobilya Sektörü Örneği

    Top, Yener

    Mobilya sektörü, iş sağlığı ve güvenliği açısından risk düzeyi yüksek imalat sanayi alt sektörlerinden biridir. Aynı zamanda son yıllarda ekonomik bir büyüme süreci yakalamış ve 2009-2024 yılları arasında ihracat performansını 3.2 kat artırmıştır. Bu çalışmada, Türk Mobilya Sektörü`nün 2009-2024 yılları ihracat değerleri, istihdam sayıları, işyeri sayıları ve iş kaza sayıları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bu sebep ile mobilya sektörü araştırma materyali olarak seçilmiştir. Çalışmada sektöre ilişkin veriler, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) gibi kurumların kamuya açık kaynaklarından elde edilmiştir. Verilerin sunumu ve analizinde grafikler, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. 2009-2024 yılları işletme-çalışan sayıları ve işletme-kaza sayıları arasında sırası ile güçlü ve orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Kurulan regresyon modeline göre işletme sayılarındaki artış sektör kaza sayıları artışının %54`ünü açıklamaktadır. Söz konusu ilişkinin araştırılmasında başka yaklaşımlara gerek duyulduğu ulaşılan bir diğer sonuçtur.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2026
    An Analysis of Forest Crimes Committed between 1997-2025 at the Trabzon Forest Regional Directorate

    Güvendı, Engın; Kahyaoğlu, Nuray; Ertuğrul, Murat Han

    Forests have been one of the most valuable resources for human survival and meeting needs from the beginning of life to the present day. Even the smallest intervention in forests can affect all living things. Therefore, forest crimes are an important issue that needs to be addressed in terms of the sustainable management of natural and forest resources. In this study, forest crimes, crime types, and the distribution of these crimes within the Trabzon Regional Forestry Directorate (OBM) and its affiliated Forestry Management Directorates (OİM) between 1997 and 2025 were examined. According to the research findings, a total of 15,879 crimes were committed in Trabzon OBM during the relevant period, of which 9131 were cutting, 2664 were clearing, 1464 were occupation, 1214 were possession, 755 were transportation, 337 were consumption, 112 were grazing, 115 were arson, 2 were hunting, and 1 was mining. The results show that the most common types of crime in Trabzon Forestry Directorate and its affiliated Forest Management Units are logging, clearing, and illegal occupation, while grazing, arson, mining, and hunting crimes remain at low levels. In conclusion, the types of crimes committed in forest areas within the jurisdiction of the Trabzon Regional Directorate of Forestry and its affiliated Forest Management Directorates, as well as the causes of these crimes, have been comprehensively evaluated; based on the findings, various recommendations have been developed to reduce the frequency of these crimes.

    • SDG 15 · Karasal Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    18. Yüzyıl Mısır Tarihçilerinden Mehemmed Bin Yûsuf El-Hallâk'ın Hayatı ve Târîh-i Mısır El-Kāhire Adlı Eseri

    Gökçek, Mehmet Fatih; Gürbüz, Büşra

    Mehemmed bin Yûsuf el-Hallâk'ın hayatına dair dönemin kaynaklarında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Literatürde geçen sınırlı bilgiler ise müellifin Türkçe olarak yazdığı Târîh-i Mısır el-Kāhire adlı eserinin giriş kısmındaki kayıtlara dayanmaktadır. Söz konusu eser, Yavuz Sultan Selim döneminden başlayarak III. Ahmed devrinin ortalarına kadar merkez tarafından Mısır'a tayin edilen seksen altı beylerbeyini ve Mısır'da bulunan Türk idarî ve sosyal çevresini ayrıntılı bir biçimde ele almaktadır. Eser yalnızca biyografik bir kaynak değil, aynı zamanda Osmanlı dönemi Mısır tarihine dair özgün ve önemli bir başvuru kaynağı niteliğindedir. Bu makalede öncelikle Mehemmed bin Yûsuf el-Hallâk'ın hayatı üzerinde durulmuş, ardından eserin telif sebebi, yazılma tarihi, muhtevası, kaynakları, kaynak değeri ve müellifin tarihçiliği ele alınmıştır. Böylece müellifin ve eserinin Osmanlı dönemi Mısır tarih yazıcılığı içindeki yeri ortaya konulmuştur. Çalışmada yöntem olarak Târîh-i Mısır el-Kāhire isimli eserin mukaddimesinde yer alan ve müellifin hayatına ışık tutan otobiyografik bilgiler başta olmak üzere eserin muhtevasını ve tarihî değerini yansıtan veriler tespit edilerek bütüncül bir yaklaşımla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda müellifin hayatı ve eseri ayrıntılı biçimde tanıtılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    İstihbaratın Üç Simgesel Yüzünün Karşılaştırmalı Çözümlemesi: Haber, Keşif ve Akıl

    (Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum

    Bu makale, istihbaratı yalnızca teknik bir güvenlik kapasitesi olarak değil, dilsel miras, tarihsel bellek ve kurumsal öz-anlatılar içinde kurulan bir kültürel anlam alanı olarak ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Türkçede “istihbarat”, Rusçada “razvedka” ve İngilizcede “intelligence” terimlerinin Türk, Rus ve İngiliz kültürlerindeki simgesel kuruluşunu karşılaştırmalı olarak çözümlemektir. Araştırma, kültürel sosyolojiyi temel kuramsal çerçeve olarak benimsemekte ve karşılaştırmalı tarihsel analiz ile söylem-tarihsel yaklaşımı birlikte kullanmaktadır. Veri kümesi, kamuya açık resmî mevzuat ve kurum metinleri, akademik yazın, sınırlı ama örnekleyici medya metinleri ve seçilmiş popüler kültür ürünlerinden oluşmaktadır. Bulgular, istihbaratın her üç bağlamda ortak bir teknik kapasiteye işaret etmekle birlikte, farklı kültürel kodlar içinde farklı meşruiyet dilleri kazandığını göstermektedir: Türk bağlamında haber alma, devletin bekâsı ve kurumsal koruma; Rus bağlamında keşif, güvenlik ve fedakâr devlet ajanı; İngiliz bağlamında ise analitik akıl, profesyonellik ve hukuki meşruiyet öne çıkmaktadır. Makale, bu farkların yalnızca kurumsal tanımlarda değil, James Bond, Ştirlitz ve Teşkilat gibi popüler kültür ürünlerinde de yeniden üretildiğini ileri sürmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye’de turizm talebinin dinamikleri: yapısal kırılmalar bağlamında bir analiz

    Sancar Özkök, Canan; Akbas, Yusuf Ekrem; Dönmez, Zafer

    Bu çalışmada, Türkiye’de 1990–2024 dönemi için turist girişlerinin belirleyicileri üzerinde reel döviz kuru, enflasyon, ekolojik ayak izi ve sosyal küreselleşme endeksinin olası etkileri analiz edilmiştir. Öncelikle serilerin durağanlık özellikleri ADF ve GLS birim kök testleri ile incelenmiştir. Bu testlerin sonuçları ile tüm serilerin birim kök içerdiği tespit edilmiştir. Ancak yapısal kırılmaları dikkate alan Lumsdaine-Papell (1997) birim kök testi sonuçları, bazı değişkenlerin düzeyde durağan olduğunu ortaya koyarak test sonuçlarının kırılmalara duyarlı olduğunu göstermiştir. Elde edilen kırılma tarihlerinin özellikle 2001 ekonomik krizi ve 2019–2020 COVID-19 Pandemisi dönemlerinde yoğunlaştığı belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkiler, hem yapısal kırılma içermeyen standart ARDL modeli hem de 2020 yılı için kukla değişken içeren ARDL modeli ile analiz edilmiştir. Bulgular, yapısal kırılmaların dikkate alınmadığı modelde katsayıların büyük ölçüde anlamsız ve modelin istikrarsız olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, COVID-19 Pandemisini temsilen eklenen kukla değişken ile tahmin edilen modelde hem katsayıların anlamlı hale geldiği hem de modelin istikrarlı olduğu tespit edilmiştir. Uzun dönem sonuçlarına göre sosyal küreselleşme ve ekolojik ayak izi turist girişlerini pozitif yönde etkilerken, reel döviz kuru ve enflasyonun negatif etkileri bulunmaktadır. Elde edilen bulgular, turizm talebinin yapısal kırılmalara ve küresel şoklara son derece duyarlı olduğunu ortaya koymaktadır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    Evaluation of the Correlation Between Quality of Life and E-Healthy Diet Literacy and Food Choices in Young Adults

    Koçyıgıt, Emıne; Demirel, Yağmur; Koçak, Tevfık

    Aim: This study aimed to assess the correlation between quality of life, dietary literacy, and food choices among young adults. Material and Method: This cross-sectional research involved 522 young individuals aged 19 to 34. Face-to-face interviews and a questionnaire were used for collecting data. A sociodemographic characteristics form, the World Health Organization Quality of Life (QoL) Scale, the Food Choice Questionnaire (FCQ), and the e-Healthy Diet Literacy (e-HDL) Questionnaire were used to obtain data. Results: Of the study population, 50.20% were male and 49.80% were female. Participants had a mean age of 23.66 ± 3.40 years and a BMI of 23.08 ± 3.61 kg/m2. Males had a higher FCQ sensory appeal subdimension score than females, but there were no gender differences in total e-HDL and QoL scores. Overall e-HDL score, assessing, applying, and finding subscores correlated positively with FCQ weight management, ethical concerns, health, and natural content characteristics. The FCQ subdimension scores, overall QoL, and total e-HDL did not correlate significantly. Conclusion: QoL and e-HDL scores were comparable across genders; however, in terms of food choices, females emphasized health and ethical considerations, while males prioritized sensory attributes.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam