Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Impact of Phytobiotic Supplementation Administered in Drinking Water on Meat Quality in Heat-Stressed Broilers

    Kaya, Hacer; Kamiloğlu, Aybike

    This study evaluated the effects of a phytobiotic additive, hawthorn fruit extract (HFE), administered via drinking water on meat quality of broilers subjected to heat stress (HS). A total of 300 one-day-old broiler chicks were distributed into six experimental groups according to a 2×3 factorial design after a one-week acclimation period, with five replicates of 10 chicks each. Chicks had ad libitum access to feed and water for the duration of the 42-day trial and were exposed to a 24-hour lighting program. HS decreased the b* color value of breast meat while increasing L* and a* values and pH of thigh meat. Cooking loss (CL) of both breast and thigh meat was reduced, whereas water-holding capacity (WHC) remained unaffected. HS did not significantly alter thiobarbituric acid-reactive substances (TBARS), total saturated fatty acids (ΣSFA), or total unsaturated fatty acids (ΣUFA), but decreased monounsaturated fatty acids (ΣMUFA) and increased emulsion stability (ES) and polyunsaturated fatty acids (ΣPUFA). Adding HFE to the drinking water did not influence breast meat pH or color intensity, but WHC improved in breast meat with 0.2 mL/L HFE and in thigh meat at both HFE concentrations. The 0.4 mL/L HFE dose increased ΣSFA and decreased ΣUFA and ΣPUFA levels, while ΣMUFA decreased at both HFE concentrations. Overall, HFE supplementation mitigated several adverse effects of HS, notably enhancing ES and reducing redness of thigh meat. These findings suggest that HFE can be an effective phytobiotic strategy to improve meat quality in broilers under thermal stress conditions.

    • SDG 2 · Açlığa Son
  • MakaleAçık Erişim2026
    Üriner İnkontinansı Olan Kadınlarda İnkontinans Şiddetinin Sağlık Arama Davranışı ve Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi

    Karakas, Sevda; Bülbül, Gülsüm Çeter

    Amaç: Üriner inkontinans (Üİ) kadınlar tarafından genellikle göz ardı edilen, sağlık sorunu olarak görülmeyen bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, Üİ’lı kadınlarda inkontinans şiddeti, yaşam kalitesi ve tedavi arama davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu çalışma ilişki arayıcı türde tasarlanan bir araştırmadır. Ocak 2023 – Temmuz 2023 tarihleri arasında 370 kadın ile yürütülmüştür. Veri toplama aşamasında demografik bilgi formu, Ürogenital Distres Envanteri, İnkontinans Şiddeti, Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları İndeksi ve İnkontinans Etki soru formu kullanılmıştır. Bulgular: Kadınların % 63’ünün yaklaşık bir yıldan uzun süredir üriner inkontinans yaşadığı, % 75.1’inin doktora başvurmadığı, %37.3’ünün üriner inkontinansı önemsemediği belirlenmiştir. Kadınlarda inkontinans şiddeti ile doktora başvurma oranları ve yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda kadınlarda yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmesine rağmen dört kadından üçünün doktora başvurmadığı tespit edildi. İnkontinans şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin ciddi düzeyde olumsuz etkilendiği tespit edildi. Toplumda kadınlarda Üİ tanılanması, Üİ’a neden olabilecek risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve Üİ’dan korunma konusunda kadınlarda bilinç ve farkındalık kazandırmada hemşirelere önemli sorumluluklar düşmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2026
    Future Expectations of Occupational Health and Safety Students: An Analysis Based on Educational and Socioeconomic Variables

    Tuna, Hasan; Kaplan, Ahmet

    This study examines the future expectations of Occupational Health and Safety (OHS) students regarding socioeconomic determinants and the emerging digital competency gap. The sample comprises 359 students selected through convenience sampling using the "Future Expectation Scale." Results indicate students possess moderate future expectations (x̄=2.66); while career optimism is high (x̄=3.93), economic and social outlooks are significantly lower. Notably, students from foundation universities and industrially active regions exhibit significantly higher expectations. These disparities highlight a critical gap in accessing practical training resources. Consequently, the study concludes that traditional educational methods are insufficient to meet modern industry demands. Integrating immersive technologies, such as Virtual Reality (VR) and Augmented Reality (AR), into OHS curricula is essential to bridge the gap between theoretical knowledge and Industry 5.0 requirements, enhancing student motivation and career readiness.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    Determining the Optimum Ticket Prices in Bus Transportation by Using Game Theory: Case of Gümüşhane-İstanbul

    Bolayır, Banu

    In a competitive environment, companies must make strategic decisions aligned with their objectives to sustain their existence and advance. One of the methods used to determine the best strategy for companies is game theory. Using the game theory, this study aims to determine the optimal ticket prices for the services of two competing bus companies operating on the same route (Gümüşhane-İstanbul). For this purpose, data on ticket prices and passenger numbers set by the two bus companies between October 2023 and October 2024 were utilized. Based on the data obtained from the two bus companies, the companies’ strategies were first identified, and revenue values were calculated. Subsequently, a two-player, zero-sum, and 7x7 game matrix was constructed using these revenue values. Through the maxmin and minmax methods in game matrix, the saddle point of the game was identified, and the expected values for each strategy determined for each of the two bus companies were calculated separately. Considering these calculations, it was concluded that both companies should set ticket prices between 1,250 TL and 1,350 TL to maximize their revenues.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Using the Laplace Transform Technique to Solve Hilfer Fractional Partial Differential Equations

    Merdan, Mehmet; Şişman, Şeyma

    This work derives analytical solutions to fractional partial differential equations utilizing the Hilfer fractional derivative through the use of the Laplace transform method. The suggested method offers a cohesive solution framework that concurrently retrieves the Liouville-Caputo and Riemann-Liouville formulations as particular instances for designated selections of the Hilfer parameters. Exact novel solution representations are derived for the fractional KdV, modified KdV, K(2,2), and Klein-Gordon equations under appropriate initial conditions, emphasizing the impact of fractional order and type parameters on wave propagation characteristics. The approach circumvents linearization or perturbation assumptions and demonstrates a rapid convergence rate. Numerical simulations and graphical representations produced with the Maple program corroborate the analytical findings and illustrate the efficacy and universality of the proposed method.

  • MakaleAçık Erişim2026
    İletişim Araştırmalarında Netnografi Yönteminin Uygulama Boyutları

    Sönmez, Gülen

    Bu çalışma, iletişim araştırmalarında netnografi yönteminin nasıl uygulandığını bütüncül bir bakışla incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, yöntemin yalnızca yaygınlığını değil, uygulama pratiklerinde ortaya çıkan metodolojik tercihleri ve raporlama biçimlerini görünür kılmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda Web of Science veri tabanında “netnography”, “communication” ve “media” anahtar kelimeleri kullanılarak belirlenen yayınlar üzerinden iki aşamalı bir analiz yürütülmüştür. İlk aşamada gerçekleştirilen bibliyometrik inceleme, yöntemin yıllara göre artan görünürlüğünü, yayın yapılan dergi ve disiplin çeşitliliğini ve sosyal medya merkezli bir kümelenmeyi ortaya koymaktadır. İkinci aşamada ise seçilen çalışmaların yöntem bölümleri tematik olarak değerlendirilmiş; veri toplama stratejileri, analiz araçları, araştırmacı konumlanışı ve etik raporlama pratikleri karşılaştırmalı biçimde incelenmiştir. Bulgular, netnografinin iletişim alanında giderek daha fazla benimsenmesine karşın, uygulama ve raporlama biçimlerinde ortaklaşmış standartların henüz belirginleşmediğini göstermektedir. Araştırmaların önemli bir bölümü sosyal medya temelli dijital izlere dayanmakta; etik şeffaflık ve yöntemsel gerekçelendirme düzeyleri ise çalışmadan çalışmaya farklılık göstermektedir. Bu durum, yöntemin nicel olarak genişlerken metodolojik olarak hâlen gelişim sürecinde olduğunu düşündürmektedir. Çalışma, bibliyometrik eğilimler ile uygulama pratiklerini birlikte ele alarak iletişim alanında netnografi kullanımına ilişkin karşılaştırmalı bir değerlendirme zemini sunmakta ve gelecekteki araştırmalar için daha şeffaf ve tutarlı uygulamalara yönelik bir çerçeve önermektedir.

  • MakaleYalnız künye2026
    Green Economy Practices in Selected Cities of the European Union: The Cases of Amsterdam, Freiburg, Copenhagen and Ljubljana

    Seyhan, Burak

    This study comparatively analyzes green economy practices in four leading EU member states: Amsterdam, Copenhagen, Freiburg, and Ljubljana. Urban green transition strategies through multi-level governance, policy instruments, citizen participation, circular economy practices, and sustainable infrastructure development. A qualitative multiple case study design was adopted for the analysis based on secondary data from municipal strategy documents, EU policy frameworks, academic literature, and reports by international organizations. The cities were selected using purposive sampling based on the following criteria: (i) EU membership; (ii) long-term green economy strategies; (iii) international recognition such as European Green Capital; and (iv) academic and institutional data availability. Data analysis was carried out by means of qualitative content analysis using a category-based coding framework. NVivo 14 was used for coding and thematic structuring. Key analytical categories included policy domains (e.g., energy, mobility, waste, green infrastructure), governance models (e.g., participatory, public-private), policy instruments (e.g., incentives regulatory tools), and performance metrics (e.g., emissions reductions waste diversion rates). Results indicated that the city has developed a distinct mix of green policies determined by its institutional capacity local resources and social context. For example: Amsterdam emphasizes circular economy and smart mobility; Copenhagen integrated infrastructure in line with carbon neutrality targets; Freiburg governance model centered on civic engagement; Ljubljana success in waste management plus planning for green spaces. SWOT analyses revealed the strengths and weaknesses of each city in terms of their green economy policies. The study underlines the importance of multi-layered and participatory governance frameworks, temporally and contextually sensitive policy instruments, as well as data-driven monitoring systems to align local green economy initiatives with broader EU strategies such as the European Green Deal or Sustainable Development Goals. Results provide both conceptual and practical contributions toward an ever-growing literature about sustainable urban policy plus governance within a European context.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 13 · İklim Eylemi
  • MakaleAçık Erişim2026
    Aluminum Recovery and Process Optimization from High-Silica Kemiklitepe (Türkiye) Bauxite Ore by the Alkaline Roasting-Water Leaching Method

    Uysal, Turan

    In this study, an innovative and environmentally friendly alternative method was investigated for aluminum recovery from diasporic bauxite, classified as a critical raw material, without using caustic soda. Within this context, the alkaline roasting–water leaching combination was applied to enhance aluminum recovery from high-silica bauxite ore. Optimization of the process parameters was carried out using Response Surface Methodology (RSM). The effects of key parameters, roasting temperature, milling time, and ball-to-powder/ore ratio (BPR), on Aluminum (Al) dissolution were systematically evaluated through the RSM design. The reliability of the model was confirmed by ANOVA analysis, and the regression results indicated that the coefficient of determination (R²) exceeded 90% for all responses, demonstrating a strong model fit. According to the optimization outcomes, the optimum conditions were determined as a roasting temperature of 919 °C, a milling time of 90 minutes, and a BPR of 23. Water leaching results revealed that aluminum recovery increased by approximately 26% in the ore roasted at 1000 °C compared to the raw (unroasted) ore. Overall, the findings indicate that the alkaline roasting–water leaching method is a promising alternative for processing high-silica bauxite deposits.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Modeling and Performance Analysis of Continuously Variable Series Reactors (CVSR) for Congestion Management in Meshed Distribution Networks

    Ciftci, Okan; Tomsovic, Kevin; Ozkan, Gokhan

    Distribution systems, particularly in densely loaded urban areas, frequently experience transformer overloading during peak consumption hours. Rather than resorting to costly infrastructure reinforcement or complex Flexible AC Transmission Systems (FACTS), this paper proposes a cost-effective optimization and control approach utilizing a Continuously Variable Series Reactor (CVSR). Unlike FACTS devices that rely on expensive power electronics, the CVSR capitalizes on magnetic core saturation to regulate reactance, offering a robust solution at a fraction of the cost (~$10/kVAr). The CVSR regulates the reactance on the primary side of the transformer via magnetic core saturation to control power distribution among transformers. In this study, the steady-state framework of the CVSR is derived and integrated into power flow formulations. The proposed model is validated using a two-parallel transformer system and tested on the heavily meshed IEEE 342-Node Low Voltage Networked Test System (LVNTS). Simulation results demonstrate the CVSR effectively relieves transformer overloading by redistributing power flow, thereby enhancing system flexibility and allowing utilities to avoid or defer extensive grid upgrades.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2026
    Unutulmuş Bir Deyimin İzinde: Klasik Türk Edebiyatı’nda “Ocağına Su Koymak”

    Tılfarlıoğlu, Musa

    Klasik Türk edebiyatı, sadece beşerî duyguların, aşk ve tabiat temalarının işlendiği bir edebiyat olmayıp aynı zamanda toplumun zengin dil kültürünü de içinde barındıran köklü bir edebî gelenektir. Şairler, yaşamış olduğu toplumun dil zenginliklerini kaleme almış oldukları eserlerde kullandıkları deyim ve atasözleri ile yansıtırlar. Bu nedenle şairler soyut kavramları somutlaştırmak, düşünce ve duygularını daha etkileyici bir şekilde aktarmak için dilin önemli unsurlarından biri olan deyimlere sıkça başvururlar. Özellikle gazel, kaside ve mesnevî gibi nazım şekillerinde deyimlerin hem anlamı pekiştirmek hem de şiirsel söyleyişi güçlendirmede etkili bir rol üstlendikleri görülür.Yapılan çalışmalar göstermektedir ki yaklaşık altı yüzyıl varlığını devam ettiren klasik Türk edebiyatında şairler, halk arasında yaygın olan deyimleri eserlerinde kullanarak hem edebiyat ile toplum arasındaki bağı kuvvetlendirmiş hem de dilin estetik yönünü geliştirmiştir. “Ocağına su koymak” deyimi de şairler tarafından kullanılmış bu deyimler arasında kendisine yer edinmiştir. Çalışmamıza kaynaklık eden manzumelerden hareketle bu deyimin ilk olarak 15. yüzyılda kullanıldığı, 16. yüzyıl eserlerinde yaygın olarak yer aldığı ve 18. yüzyıldan sonra dilsel dolaşımdan çekilerek kullanılmadığı tespit edilmiştir.Bu çalışmada, Klasik Türk edebiyatında “ocağına su koymak” deyiminin anlam katmanları, tarihsel süreçteki işlevleri, şairlere göre farklı bağlamlarda kazandığı mecazî boyutlar ve tasavvufî yorumları kapsamlı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir. Çalışma, deyimin hem bireysel aşk acıları hem de toplumsal mücadelelerin ve dini-tasavvufî yorumların bir ifadesi olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte deyimin yüzyıllara ve ifade ettikleri anlam bağlamına göre kullanım oranları da grafikle gösterilmiştir.

  • Derleme MakaleAçık Erişim2026
    Gender and Mental Health: Challenges Faced by Women and a Feminist Perspective

    Türkkan, Tuğba; Odaci, Hatice

    Mental health issues affect millions of people worldwide, leading to negative outcomes in various areas such as academic achievement, job performance, and quality of life. Women are known to be more prone to mental health problems than men, a phenomenon explained by biological sensitivity, genetic and hormonal differences, physiological stress responses, and exposure to environmental risk factors. However, research examining the impact of gender roles on mental health remains limited. Gender roles shape individuals' thought patterns, self-esteem, and emotion regulation strategies, making them significant factors that can influence mental health. In this context, the study aims to explore the effects of gender norms on mental health from a feminist perspective and evaluate the role of gender-based antecedents in this process through a review of the current literature. The study findings reveal that traditional gender roles negatively affect women’s mental health, while approaches promoting equality yield positive outcomes. Enhancing women’s access to education and economic independence is a crucial step toward reducing gender-based inequalities. Additionally, implementing gender equality policies and increasing inclusive representations in the media can mitigate the adverse effects on mental health. Education, awareness campaigns, and supportive social policies have the potential to reduce the impact of gender roles and improve individuals’ mental health. This study aims to guide effective mental health policies and targeted interventions.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    Siyasal İstikrarsızlığın Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkisi: 1991-2001

    Korkmaz, Ayla; Bal, Bülent

    Belirsizlik ortamında ekonomi karar alıcıları, uzun vadeli plan ve stratejilerden ziyade anı kurtarmaya dönük kısa vadeli pozisyon alırlar. Kırılgan bir zemin üzerinde ayakta kalmaya çalışan siyasal iktidarlar her an seçime gidilecek gibi popülist politikalara yönelirken, yerli ve yabancı sermaye fiziki yatırım yapmak yerine riskten uzak, getirisi yüksek finansal yatırımlara ağırlık verir. Bu durumun en bariz gözlemlendiği ülkelerden biri de Türkiye’dir. Türkiye’de karşılaşılan ekonomik krizler ve makroekonomik dengesizlikler, ağırlıklı olarak siyasal istikrarsızlık dönemleriyle paralel bir seyir takip etmiştir. Çalışmanın amacı, 1991-2001 yılları arasında yaşanan siyasal istikrarsızlığın arkasındaki dinamikleri ve bu istikrarsızlığın ekonomik yansımalarını incelemektir. İncelemede siyasal istikrarsızlık ile ekonomik dengesizlikler arasındaki ilişki üç temel parametre üzerinden değerlendirilmiştir: Kürt/PKK sorunu, parçalanmış parti sisteminin ortaya çıkardığı istikrarsız koalisyon hükümetleri ve 28 Şubat süreciyle belirginleşen ekonomik militarizm olgusu. Bu üç parametrenin, kurumsal zafiyetler oluşturduğu, popülist politikaların uygulanmasına ve siyaset dışı aktörlerin müdahalelerine zemin hazırladığı ve Türkiye’yi 1994 ve 2001 ekonomik krizlerine sürüklediği savunulmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Social Protection and the Function of the Loss-Damage Fund in Climate-induced Migration

    Beken, Hıkmet Gülçın

    Today, the accelerated effects of climate change on people's life and ways of livelihood are becoming more and more important. People may use migration as a coping strategy if environmental shocks continue. Resilience to climate change is increased when social protection measures like cash transfers, public works, and economic inclusion are integrated with climate adaptation. Key international agreements also acknowledge social protection as a useful instrument for alleviating poverty and vulnerability brought on by climate change. Loss and damage through climate justice highlights how industrialized nations have historically contributed to the global ecological crisis. On a worldwide level, however, inadequate funding for loss and damage continues to be a major cause of problems. Reducing migration related to climate change can be achieved through increasing adaptive capacity, diversifying local livelihoods, creating social safety networks, and using loss and damage mechanisms. This study examines the combined effects of economic development, social policy, and climate finance on reducing migration related to climate change. It emphasizes on the role of social protection systems and the loss and damage fund among these mechanisms.

    • SDG 1 · Yoksulluğa Son
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 13 · İklim Eylemi
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkçe Politeia Çevirileri: Terminolojik ve Dilsel Problemlere Kısmi Bir Yaklaşım

    Öztürk, Ümit

    Platon’un Politeia’sının Türkçeye çevrilme süreci, 1940’lı yıllarda Georg Rohde yönetiminde gerçekleştirilen, metnin ilk dört kitabıyla başlamıştır. Bu çalışmada, Azra Erhat, Samim Sinanoğlu, Suat Sinanoğlu ve Türkan Tunga gibi çok kıymetli araştırmacılar yer almıştır. Ancak bu eserin günümüzde basımı yoktur ve eser maalesef tamamlanamadan kalmıştır. Bu çalışmadan sonraki tarihsel sürece baktığımızda, dilimizde, güvenilirliği konusunda uzlaşılan iki Politeia çevirisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Bunlardan ilki, 1958 tarihinde S. Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz tarafından hazırlanmıştır. Ülkemizde en çok bilinen çevirinin bu eser olduğu söylenebilir. Diğer çevirisi ise 1973 yılında H. Demirhan tarafından yapılmıştır ve ilkine nazaran daha az tanınır durumdadır. Her iki eser de Türkçe bakımından son derece kıymetlidir. Bahsettiğimiz iki çeviriden sonra, 2000’li yıllarda, Politeia’nın başka çevirilerinin de yapıldığını görmekteyiz. Bu çalışmada, metnin “6.511a, 4-9” bağlamına odaklanma hattında, dilimizdeki bazı çevirilere dair kısmi bir analiz sunuluyor. İlk olarak, tarihsel bir araştırmaya dayalı olarak, çevirilere dair bazı saptamalarda bulunuluyor. İkinci olarak, formel bir analiz çerçevesinde, yaşanan kimi terminolojik problemlere değiniliyor.

  • MakaleYalnız künye2026
    Yoksulluğun Tanımı ve Nedenleri Üzerine Soybilimsel Çözümleme

    (Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum

    Bu çalışmada, yoksulluğun tanımı ve nedenleri farklı paradigmatik yaklaşımlar bağlamında incelenerek, bu yaklaşımların söylemsel temellerinin soybilimsel sorgulama yöntemi ve eleştirel söylem analizi tekniği uygulanarak açığa çıkarılması amaçlandı. Nitel araştırma modeli kullanılarak veriler yoksulluğun tanımı ve nedenlerini içeren temel kuramsal çalışmaların incelenmesiyle toplandı. Bulgular, toplanan veriler soybilimsel sorgulama ve eleştirel söylem analizi süreçlerinden geçirilerek elde edildi. Analiz süreci sonucunda, farklı evren açıklama modellerine içkin bilgi-iktidar ilişkileri çerçevesinde yoksulluğun tanımlanma ve nedenselleştirme biçimleri sınıflandırıldı. Bulgular, alt kültür eksenli davranışçı, piyasa rasyonalitesi eksenli işlevselci ve üretim ilişkileri eksenli çatışmacı yaklaşımların temsilcilerini, tanımlama ve nedenselleştirmelerini, temel kavramlarını ve varsayımlarını karşılaştırmalı olarak sunmaktadır. Ayrıca, her yaklaşımın güçlü ve zayıf yönleri, metodolojik sınırlılıkları ve söylemsel işlevleri eleştirel söylem analizine tabi tutularak yorumlandı. Özellikle işlevselci ve neoliberal söylemler çerçevesinde yoksulluğun depolitize edildiği, bireysel sorumluluk ve piyasa rasyonalitesinin vurgulandığı; çatışmacı yaklaşımlarda ise yapısal nedenlerin görünür kılınmasına rağmen mikro düzey farklılıkların göz ardı edildiği tespit edildi. Sonuç bölümünde çok boyutlu, tarihsel, dizgesel ve söylemsel bir olgu olarak yoksulluğun nesnel bir biçimde nedenselleştirilip tanımlanabilmesi için bütüncül, çok katmanlı ve eleştirel sorgulamayla analiz edilmesi gerektiğinin altı çizilerek akademik çalışmalarda yoksullar ve yoksulluğun görünümlerinden ziyade yoksullaştırma süreçlerine yönelmenin daha isabetli olacağı vurgulandı.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Attitudes Toward Artificial Intelligence Among Physiotherapy and Rehabilitation Students: A Cross-Sectional Study

    Candiri, Büşra; Yılmaz, Ramazan Cihad; Perçin, Alper; Karaoba, Dilan Demirtaş

    Purpose: The aim of this study was to investigate the attitudes of Physiotherapy and Rehabilitation students towards Artificial Intelligence (AI) and to compare the attitudes towards AI according to sociodemographic variable. Methods: 212 students participated in this study. Participants’demographic data were recorded using a sociodemographic data form. Students’ attitudes toward AI were surveyed with the General Attitudes toward Artificial Intelligence Scale (GAAIS). This study was designed as a cross-sectional study. Results: Positive attitude scores differed significantly according to daily internet use duration (Kruskal–Wallis H = 17.934, p = 0.001), with higher scores observed among students using the internet more than four hours per day (47.04 ± 7.83). Negative attitude scores differed significantly by accommodation type (ANOVA F = 2.26, p = 0.003) and source of scholarship income (Kruskal–Wallis H = 2.772, p = 0.028). No significant differences were found according to age, gender, class level, type of high school graduated, perceived income status, and parental education level (p > 0.05). Conclusion: Students had positive attitudes toward AI. Moreover, while students’ attitudes were not affected by sociodemographic variables. However, greater use of the internet and AI was associated with more positive attitudes.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Kimlik, Söylem ve Tehdit Algısı: Konstrüktivist Perspektiften İsrail-İran İlişkileri

    Sahinoglu, Muhammet Cemal

    Bu çalışma, İsrail-İran ilişkilerinde tehdit algısının sabit çıkar hesaplarından değil, kimlik, söylem ve pratikler aracılığıyla nasıl inşa edildiğini konstrüktivist bir perspektifle incelemektedir. Literatürde öne çıkan realist ve tarihsel-diplomatik yaklaşımların ötesine geçerek, kimlik, söylem ve normların karşılıklı inşa süreçlerini merkeze almaktadır. Araştırmanın temel problemi, iki devletin birbirlerini nasıl “öteki” olarak konumlandırdığı ve bu konumlandırmanın dış politikalarını nasıl biçimlendirdiğidir. Bu doğrultuda çalışma, İsrail ve İran’ın hangi söylemler ve ritüel pratikler üzerinden birbirlerini tanımladığını ve bu süreçlerin tehdit algısını nasıl dönüştürdüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, hem akademik literatürdeki önemli bir boşluğu doldurması hem de kimlik temelli güvenlik kültürünün sürekliliğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Araştırma, konstrüktivist kuram çerçevesinde nitel yöntemle yürütülmüştür. Veriler kütüphane ve çevrim içi arşiv taraması yoluyla toplanmış, dönemsel olarak sınıflandırılmış ve söylem-pratik eşleşmesi üzerinden analiz edilmiştir. Bulgular, 1948-1979 arasında var olan pragmatik yakınlığın, 1979 sonrasında kimlik temelli düşmanlığa dönüştüğünü göstermektedir. Ayrıca 1990-2005 döneminde söylem ve ritüellerin bu düşmanlığı kurumsallaştırdığı, 2005 sonrasında ise nükleer krizler, vekâlet savaşları ve doğrudan çatışmaların Hobbesçu güvenlik kültürünü daha da pekiştirdiği ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak, İsrail-İran geriliminin yalnızca stratejik çıkarlarla açıklanamayacağı anlaşılmaktadır. Kimliksel ve söylemsel dinamikler dönüştürülmedikçe, kalıcı bir güvenlik sarmalının varlığını sürdürmesi muhtemel görünmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Lojıstık verımlılıkten sürdürülebılır kalkınmaya: G20 ülkelerı ıçın lpı ve sdgs endekslerının entegratıf analızı

    Macit, Nazife Sahin

    Bu çalışma, G20 ülkelerinde lojistik performans ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki etkileşimi, 2022 yılı Lojistik Performans Endeksi (LPI) ve seçilmiş Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) göstergeleri temelinde, bütüncül bir perspektifle incelemiştir. Korelasyon analizi ile LPI genel skoru ve alt boyutları ile SKH göstergeleri arasındaki ilişkinin boyutunu ve yönünü; sonrasında çok kriterli karar verme (ÇKKV) ve Borda yöntemleri ile ülkelerin bütünleşik performans sıralamasını açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Korelasyon analizleri, özellikle gümrük işlemleri verimliliği, lojistik hizmetlerin kalitesi ve zamanında teslimat alt boyutları ile ithal oransızlaşma arasında; gümrük işlemleri verimliliği ile temel içme suyu hizmetlerine erişim arasında, zamanında teslimat ile temel sanitasyon hizmetlerine erişim gibi SKH göstergeleri arasında anlamlı pozitif ilişkiler olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan, yetersiz beslenme oranı ile LPI ve alt göstergeleri arasında negatif fakat anlamsız bir ilişkinin olduğu, ayrıca elektriğe erişim ile LPI göstergeleri arasında da anlamlı bir korelasyon bulunmadığı tespit edilmiştir. SITDE yöntemi ile hesaplanan kriter ağırlıkları hesaba katılarak ülkelerin performanslarının değerlendirilmesinde FANMA, SWEI ve TODIFFA yönteminden faydalanılmış ve ortaya çıkan sonuçların birleşimi ise Borda yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan bütünleşik değerlendirme sonucunda Almanya, Fransa ve Çin’in en yüksek entegre lojistik ve sürdürülebilir kalkınma performansına sahip olduğu; Güney Afrika, Endonezya ve Meksika’nın ise en düşük performans sergilediği ortaya çıkmıştır. Sonuçlar, gelişmiş lojistik altyapının hem ekonomik rekabet gücünü hem de sürdürülebilir kalkınmaya katkıyı desteklediğini ortaya koymakta ve politika yapıcılar için lojistik ve sürdürülebilirlik stratejilerinin entegrasyonuna yönelik önemli ipuçları sunmaktadır.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleYalnız künye2026
    17. Yüzyıl Mısır'ından Osmanlı Seferlerine Bakmak: IV. Murad'ın 1638 Bağdat Seferi Örneği

    Gökçek, Mehmet Fatih

    Osmanlı kronikleri genellikle merkezde ve yakın çevresinde yaşayan tarihçiler tarafından yazılmış ve umumiyetle merkezî otoritenin yaklaşımını yansıtmıştır. Bununla birlikte taşrada, özellikle de köklü bir ilim ve yazım geleneğine sahip olan Mısır'da üretilen bazı eserler, Osmanlı seferlerine alternatif bakış açıları sunabilmektedir. Mısırlı tarihçiler yalnızca olayları aktarmakla kalmayıp seferin yerel düzeydeki etkilerini de gözler önüne sermektedir. Bu çalışma 17. yüzyılda Mısır'da kaleme alınmış Osmanlı kaynakları üzerinden IV. Murad'ın Bağdat seferine yönelik taşra tarihçilerinin yaklaşım ve anlatılarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel kaynakları Kâdîzâde Ahmed Çelebi'nin Fetihnâme-i Bağdâd ve Müteferrika Ahmed'in Târîhü'l-ihtimâm Bi-fethi Dâri's-selâm adlı eserleridir. Bu iki müellif, Bağdat seferine bizzat katılmış ve sürecin doğrudan tanıkları olarak eserlerinde detaylı bilgiler vermişlerdir. Ayrıca Kâtib Ali, Mehmed bin Yusuf el-Hallâk ve Abdülkerim bin Abdurrahman gibi Mısırlı tarihçilerin ilgili metinlerinden de yararlanılarak taşra tarih yazımının Bağdat seferinin anlatımına katkıları belirlenmiştir. Buna ilaveten payitaht merkezli vakayinamelerin 1638 Bağdat seferi bağlamında ve Mısır askerleri örnekleminde eyalet askerlerinden ne ölçüde bahsettiklerine de değinilmiştir. Söz konusu eserler içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Mısır askerlerinin seferdeki konumu, organizasyonu, faaliyet alanları ve Osmanlı merkezî otoritesiyle ilişkisi ele alınarak taşradan merkeze yönelen bakış açısının nasıl şekillendiği analiz edilmiştir. Bu bağlamda merkez ve taşrada yazılan vakayinamelerin birlikte değerlendirilmesiyle Osmanlı seferlerinin daha bütüncül bir şekilde anlaşılabileceği ortaya konulmuştur.

  • MakaleAçık Erişim2026
    The Joy Luck Club’ın Türkçe Çevirisi Yoluyla Göçmen Kültürünün Aktarımı

    Fidan, Giray; Bilge, Topaloğlu Ayşe

    Günümüzde yoğun bir şekilde yaşanan göç hareketleri bizi melez kültüre sahip insanları anlamaya yöneltmiş, bunun sonucunda kültür odaklı çevirinin önemi artmıştır. Bu çalışmada, göçmenlere ait melez kültürlerin farklı toplumlara aktarımının bir örnek eser aracılığıyla incelenmesi amaçlanmıştır. Bu incelemeyle, göç olgusunun sonuçlarından biri olan melez kültürel unsurların çevirisinde karşılaşılan durumlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmada, Çinli bir göçmen ailenin kızı olan ve “Çinli-Amerikalı” olarak adlandırılan, melez bir kimliğe sahip olan yazar Amy Tan’in The Joy Luck Club adlı romanı ve Mehmet Doğan tarafından Talih Kuşu adıyla Türkçeye aktarılan çevirisi örnek olarak seçilmiştir. Öncelikle kaynak eser, Peter Newmark’ın kültürel unsurlar sınıflandırmasına göre analiz edilmiştir. Eserin çevirisi ise, Lawrence Venuti’nin “yerlileştirme” ve “yabancılaştırma” olarak adlandırdığı makro çeviri stratejileri ile Eirlys E. Davies’in “koruma”, “ekleme”, “yaratma”, “küreselleştirme”, “yerelleştirme”, “çıkarma” ve “değiştirme” olan mikro çeviri stratejileri doğrultusunda incelenmiş olup, çevirmenin süreç içerisindeki tercihleri değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, çevirmenin Çin kültürüne ait ögelerin çevirisinde çoğunlukla “yabancılaştırma” stratejisini uyguladığı, ancak bazı durumlarda, özellikle melez kültürel unsurları hedef kültüre aktarma güçlüğünden dolayı “yerlileştirme” stratejisine başvurduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgular, kültürel kimliklerin çeviri sürecinde nasıl yeniden biçimlendiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Ayrıca bu çalışma, kültürlerarası iletişimde çevirmenin rolünün yalnızca dilsel aktarım değil, aynı zamanda kültürel arabuluculuk işlevi taşıdığını da vurgulamaktadır.