Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2020
    Ağırlıklı Squat Sıçrama Hareketi Esnasındaki Hız Değerlerinin Analizi: Anaerobik Güç ve Maksimal Kuvvet Önemli Bir Faktör Mü?

    Can, İbrahim; Bayrakdaroğlu, Serdar; Topsakal, Nuri

    Bu çalışmanın amacı; ağırlıklı squat sıçrama hareketi esnasındaki hız değerleri için anaerobik güç vemaksimal kuvvetin önemli bir faktör olup olmadığının belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda; GümüşhaneÜniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunda öğrenim gören ve farklı spor branşlarında aktif sporculisansına sahip olan 36 sporcu öğrenci (yaş: 21,4 ± 1,57 yıl; boy: 175,2 ± 5,91 cm; kilo: 68,7 ± 7,12 kg)çalışmaya gönüllü olarak katıldı. Çalışmada, katılımcıların hız parametrelerini belirlemek için kendi vücutağırlıklarının % 40’ına karşılık gelen bir dış yük kullanılarak ağırlıklı squat sıçrama (SSYük) hareketi yaptırıldı.Ayrıca, katılımcıların maksimal dinamik kuvvet özelliğini belirlemek için tam squat (SQTam) hareketinde birtekrarlı maksimal (1TM) kuvvet testi ve anaerobik güç testi yaptırıldı. Verilerin analizi için Shapiro-Wilknormallik testi, tanımlayıcı istatistik ve Pearson korelasyon analizleri kullanıldı. Analiz sonuçlarına göre;katılımcıların relatif ortalama anaerobik güç ve SQTam hareketindeki absolut ve relatif 1TM kuvvet değeri ileSSYük hareketinin konsantrik evresinde elde edilen zirve hız değerleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarakanlamlı bir ilişki olduğu elde edildi. Ayrıca, absolut 1TM squat kuvveti ile hem absolut maksimal anaerobikgüç hem de absolut ortalama anaerobik güç değerleri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiolduğu elde edildi. Bunun dışında, istatistiksel olarak herhangi bir anlamlı ilişki elde edilmedi. Sonuç olarakhem absolut hem de relatif bakımdan kuvvet ve zirve hız değerleri arasında anlamlı ilişki olmasından dolayı,kuvvet özelliği arttığında konsantrik evre esnasındaki zirve hız değerlerinde bir artış meydana geleceği vehareket hızında bir gelişme sağlamak için maksimal kuvvet antrenmanlarının yapılması gerektiği ilerisürülebilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2020
    Investigation and Curriculum Analysis of Physiotherapy Associate Programs in Vocational High Schools in Turkey

    Pehlivan, Esra; Arslan, Mesut

    The aim of this study is to examine the Physiotherapy associate programs in Turkey and make curriculum analysis. By the scanning of ‘TR Center of Evaluation, Program Selection and Placement (ÖSYM)’ and ‘Higher Education Council (YOK)’ web pages, Physiotherapy associate degree programs in state and foundation universities established in our country were scrutinized. The dates that students were admitted to Physiotherapy programs, 2013 and 2018 quota numbers, number of lecturers, course curricula have been examined, and the data have been documented as percentages and rates. In our data scanning, it is seen that 38 (42.6%) of Physiotherapy associate degree programs were opened in 2013 and before, 58 (57.4%) were opened after 2013. The quota numbers in these schools are 1605 by the year 2013 and 5827 by the year 2018. While the number of lecturers in 2018 is 2 or below in 26 (25.7%) schools, the number of Physiotherapist lecturers is 2 and below in 51 (50.5%) schools. When the curriculums were examined, it has been determined that assessment and evaluation courses were in 64.4% of schools and rehabilitation courses were in 79.2% of schools. According to the obtained results of our study, there is an insufficient number of faculty members in Physiotherapy technician associate degree programs in Turkey and there is a lack of standardization in their curriculum. We think that the program should be organized in accordance with the profession definition and the number of faculty members should be increased.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex5TR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020
    The Relationship Between the Upper-Body Strength Characteristics with Velocity and Power Parameters During the Bench Throw Movement: Is Sport Branch An Important Factor ?

    Can, İbrahim; Bayrakdaroğlu, Serdar

    The purpose of this study was to investigate whether the relationship between the upper-body strength characteristic withvelocity and power parameters during the bench throw exercise shows a significant difference according to sports branches. Inaccordance with this purpose; a total of 52 athletes (age: 22,8±3,61 years; height: 183,3±10,8 cm; weight: 80,1±13,4 kg) including13 volleyball players (age: 20,3±1,25 years; height: 194,7±7,51 cm; weight: 87,8±7,22 kg) and 13 handball players (age: 25,4±3,86years; height: 187,5±8,33 cm; weight: 90,9±14,8 kg) competed in Turkey 1. League together with 13 national martial players (age:25,0±3,24 years; height: 175,1±6,91 cm; weight: 70,0±7,70 kg) and 13 arm wrestling players (age: 20,6±1,93 years; height:175,7±5,39 cm; weight: 71,9±7,92 kg) participated as voluntarily. To determine the velocity and power parameters, a benchthrow (BT) movement was performed using an external load of 30 % of the participants' body weight and mean propulsivevelocity (MPV), peak velocity (PV), mean propulsive power (MPP) and peak power (PP) by the help of an isoinertial velocitytransducer (T-Force dynamic measurement system). Shapiro-Wilk normality test, descriptive statistics and Spearmancorrelation analysis methods were used to evaluate the data. According to the results of the analysis, it was found that therewas a statistically significant relationship between the upper-body strenght characteristics with together velocity and powerparameters during the BT movement and this relationship shows a statistically significant difference compared to the sportsbranches. While both the volleyball players and the handball players have a high and positive relationship between the upperbody strength characteristics with together velocity and power values during the BT movement (p<0.05); it was found thatmartial players have only a significant relationship with PV and MPP values. On the other hand, it was determined that armwrestling players don’t have any statistically significant relationship between both strength and velocity values andcharacteristic of upper-body strength (p>0.05). As a results, it can be asserted that sports branch is an important factor for therelationship between the upper-body strength characteristics with together velocity and power parameters during the benchthrow movement.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Determination of Antioxidant and Antimicrobial Activities and Synergistic effect with Antibiotics of Morus nigra L. Extracts Grown in Elazig Province

    Ozcan, Kadriye; Acet, Tuba; Akmeşe, Osman

    Possible side effects of drugs used as antimicrobial agents and microorganisms' resistance to these drugs pose a great danger to human health. This situation led to the scientific community to new searches. It is known that many herbal products consumed as food are also used by the public for the protection of diseases. However, many of these are still not confirmed by scientific data. In this regard, in the current study, Morus nigra L. (black mulberry) fresh fruit extracts (ethanol, methanol and ethyl acetate) collected from Elazığ province and used by local people to alleviate many diseases, total antioxidant content of total phenolic and total flavonoids capacities were determined. However, the phytochemical content of the ethanol extract was evaluated by RP-HPLC. In addition, their antimicrobial properties and synergies with antibiotics (chloramphenicol, novobiosin and nalidixic acid) were tested. The total phenolic content value and antioxidant properties of ethanol extract were significantly higher than the others. The major component of this extract was determined as chlorogenic acid. It was determined that the extracts showed low efficacy against the test microorganisms, however, all extract antibiotic mixtures exhibited a full synergistic effect on P. aeroginosa, a serious pathogen, except for the methanol extract / chloramphenicol combination. The full synergy is important in terms of ensuring that the antibiotic is more effective at a lower dose. As a result, due to the biological activities of M. nigra fruit extracts, it is thought to have the potential to be used as a natural and alternative source in the food and pharmaceutical industries.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex5TR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020Scopus SJRQ4
    Bir Yeraltı Altın Madeninde Kişisel Koruyucu Donanımlar İçin Risk Değerlendirmesi

    Çavuşoğlu, İbrahim; Ekti, Hatun; Güvendi, Aslıhan; Gökcan, Ahmet; Demir, Hatice

    İş sağlığı ve güvenliği bakımından güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması için öncesinde yapılan risk değerlendirilmesi ile olası tehlikelerbelirlenerek onlarakarşı koruyucu ve önleyici tedbirler alınarak toplu koruma sağlanmaktadır. Ancak toplu korumanın sağlanamadığı durumlarda Kişisel Koruyucu Donanımların (KKD) kullanımları ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak bir yeraltı altın madeninde çalışanların kullandıkları KKD’lar belirlenmiş ve sonrasında çalışanların KKD kullanmadığı durumlara yönelik Risk değerlendirme matrisi (L-Tipi) metodu kullanılarak risk analizi yapılmıştır. KKD kullanılmadığında ortaya çıkabilecek olan tehlike ve riskler yeraltı koşullarında yerinde inceleme yapılarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda yeraltı altın madeninde kullanılan hemen hemen tüm KKD materyalleri için risk değerlendirmeleri Kabul Edilemez ve Dikkate Değer Risk olarak çıkmıştır.Bu çerçevede alınması gereken önlemler de çalışmada değerlendirilmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex3TR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleAçık Erişim2020
    Üremik Pruritus ve Hemşirelik Yönetimi

    Ozkaraman, Ayse; Kazak, Aysun

    Üremik pruritus, başka bir nedene bağlı olmadan son dönem böbrek yetmezliğinde görülen kaşıntıdır. Sıklıkla diyalizöncesi sırt, karın, baş ve kollarda görülen, yaşamı tehdit etmeyen, ciltte kaşınma, çizme isteği yaratan hoşa gitmeyenbir duygudur. Ayrıca bireyin yaşam kalitesini düşüren bir semptomdur. Bu özellikleriyle hastayı biyopsikososyalyönden olumsuz etkileyen ve kontrol altına alınması gereken bir durumdur. Üremik pruritusa yönelik yapılan tedavilersemptomatiktir ve hemşirelik yönetiminde hastanın izlemi, hasta ve hasta yakınlarının eğitimi, cilt ve tırnaklarınbakımı, dikkati başka yöne çekme teknikleri, aromaterapi, akupunktur-akupressör, masaj ve müzik gibi bütünleşikuygulamalara yer verilmektedir.Bu derleme üremik pruritusu olan hastanın hemşirelik yönetimi ve bu yönetim sürecinde yer alabilecek bütünleşikyaklaşımlar hakkında hemşirelere rehberlik sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020Scopus SJRQ4
    Pediatri Hemşirelerinin Apiterapi Hakkındaki Bilgi, Tutum ve Deneyimlerinin Belirlenmesi: Kesitsel Çok Merkezli Bir Çalışma

    Cırık, Vildan Apaydın; Aksoy, Bahar

    Bal üretimi ve arıcılık uygulamaları Doğu Karadeniz bölgesinde daha fazla yapılmaktadır. Bu araştırma, Doğu Karadeniz bölgesinde bulunan hasta kapasitesi en büyük hastanelerinin pediatri kliniklerinde çalışan pediatri hemşirelerinin kişisel ve profesyonel apiterapi kullanımına ilişkin bilgi, deneyim ve tutumlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Türkiye'nin Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki altı hastanede çalışan, çalışmaya katılmaya gönüllü 227 pediatri hemşiresi ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada, cinsiyet, çocuk sahibi olma ve klinik deneyim ile apiterapi kullanımı arasında korelesyon bulunmaktadır. Bal hemşirelerin hem kişisel (%40,4) hem de klinik kullanımda (%39,1) kullandığı en yaygın apiterapötik bir üründür. Hemşireler arı zehirini bilmediklerini, propolis ve arı sütü hakkında ise çok az şey bildiklerini ifade etmişlerdir. Hemşireler, balın “öksürük semptomlarını hafifletme, gastriti tedavi etme, bağışıklık sistemini güçlendirme, yaraları ve yanıkları etkili bir şekilde iyileştirme” gibi olumlu deneyimlerini ve “alerji, baş dönmesi, baş ağrısı ve kaşıntı” gibi yan etkileriyle ilgili olumsuz deneyimlerini belirtmişlerdir. Tamamlayıcı ve alternatif tıp yöntemlerinde yer alan apiterapi yöntemi hakkında hemşirelerin sorumluluk alması ve kanıta dayalı apiterapi yöntemlerini kullanabilmeleri oldukça önemlidir. Hemşirelerin apiterapinin yararları ve yan etkileri konusunda bilgili ve dikkatli olmaları önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex7TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    A focus group study on the importance of occupational safety culture in terms of occupational health and safety

    Gökçe, Ahmet

    Ergonomic design of the working environment in terms of health and safety, minimizing the risks by determining the risk factors, the existence of legal and institutional regulations are the basic elements to ensure occupational health and safety. However, these measures to be taken are not sufficient to prevent work accidents. At this point, the safety culture, which emphasizes the importance of the "human" factor in preventing work accidents and ensuring health and safety in the working environment, has a very critical role. Having all the employees at a work place to adopt this safety culture and expanding it to all levels will bring along a safer working environment. Accordingly, this study aims to determine the safety culture levels by revealing the opinions of the people working in the carpentry profession which is categorized in the dangerous work class on the job safety culture. In this context, focus group interview and observation method which are the qualitative research methods were used. The interviews were held with 24 carpenters working in Erzincan and content analysis method was used as data analysis method. According to the findings, the participants were generally found to have low levels of safety culture and only the fatalism perception, one of the security culture determinants, had a positive effect on the level of safety culture. In addition, it was observed that there weren’t any conscious practices to identify and prevent the risk factors (especially physical and ergonomic risk factors).

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex12TR Dizin11
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Gebelerde Sağlıklı Yaşam Davranışlarının ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi

    Özcan, Handan; Polat, Tuğçe; Yılmaz, Muhammed Mücahid; Öztürk, Mehmet Arif; Aydoğan, Tolga

    Amaç: Araştırma, gebelerde sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve kesitsel türde olan araştırmanın evrenini bir kamu hastanesinde, doğum polikliniklerine 30.02.2018-15.06.2018 tarihleri arasında başvuru yapan gebeler oluşturdu. Çalışmanın örneklemde çalışmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan toplam 207 sağlıklı gebe ele alındı. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği kullanıldı.Bulgular: Gebelerin yaş ortalaması 27,68±4,18 (min:18, max:41)’dir. Gebelerin sağlık davranışları ölçeğinden almış oldukları en yüksek puan; manevi gelişim (26,84±4,88), kişilerarası ilişkiler (25,18±4,82) ve sağlık sorumluluğu (24,49±4,40) olup, en düşük puan ise fiziksel aktiviteye (14,99±4,71) aittir. Ev hanımı olan, düzenli egzersiz yapan, gündüzleri dinlenen, cinsel yaşamı değişmeyen, gebeliği planlı olan, bebeğinin doğum ağırlığı normal sınırlarında olan, son doğumunu vajinal yolla yapan kadınların sağlık davranışları puan ortalamaları daha yüksektir. Sonuç: Gebelikte maternal ve fetal iyilik durumu için sağlıklı yaşam davranışları kaçınılmazdır. Multidisipliner bir ekiple gebeler için sağlıklı yaşam davranışlarına yönelik rehberlerin oluşturulması, farkındalıkların sağlanması önemlidir. Tespit edilen olumsuz sağlık davranışlarının gebe ile birlikte değerlendirilmesi ve değiştirilmesi yönünde destek sağlanması önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex9TR Dizin7
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Dövüş Sporcularına Uygulanan Direnç, Pliometrik ve Kompleks Antrenman Yöntemlerinin Hareket Hızına Etkilerinin Karşılaştırılması

    Can, İbrahim; Bayrakdaroğlu, Serdar; Topsakal, Nuri

    Bu çalışmanın amacı, dövüş sporcularına uygulanan direnç, pliometrik ve kompleks antrenman yöntemlerinin hareket hızına etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmaya katılmak için Gümüşhane Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda öğrenim gören ve mücadele sporlarında aktif spor yaşantısını sürdüren 30 öğrenci rastgele olarak üç farklı deney grubuna (pliometrik, direnç, kompleks antrenman grubu) ayrıldı. Araştırmanın kontrol grubu Düzce Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nde öğrenim gören 10 öğrenciden oluşturuldu. Katılımcılara hem ön-test hem de son-test ölçümlerinde kendi kilolarının %40 oranına karşılık olan dış yüklerde squat sıçraması egzersizi uygulandı ve ortalama hız (OH) değeri, ortalama itme hızı (OİH) değeri ve zirve hız (ZH) değeri dinamik ölçüm sistemi (T-Force dinamik ölçüm sistemi) vasıtasıyla elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde; Kolmogrov-Smirnov Normallik Testi, Kruskal Wallis ve Wilcoxon analiz yöntemleri kullanıldı. Analiz sonuçlarına göre, 8 haftalık pliometrik, direnç ve kompleks antrenmanlarından sonra gruplar arasında ağırlıklı squat sıçrama egzersizinde elde edilen OH, OİH, ZH değerleri bakımından istatistiksel yönden anlamlı bir farklılığın mevcut olduğu bulundu (p&lt;0.05). Sonuç olarak, üç farklı kuvvet antrenman protokolünün de hız parametresini geliştirdiği ve gruplar arasında istatistiksel yönden anlamlı bir farklılık olduğu elde edildi.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Determination of the Forces and Torques Acting on the Upper Limb Joints with Dynamic Model Using Wearable Motion Sensors

    Yilmaz, Sezcan; Usanmaz, Bilal; Yanıkören, Mithat; Tezgel, Selim; Gundogdu, Omer; Yazar, Mehmet

    In this study, it was aimed to determine the forces and torques acting on the shoulder and elbow joints of the upper limbs, which are the most commonly used body parts in daily life. The subject was asked to take a certain load on the table while standing upright, bring him closer to himself and leave it back. A dynamic model was created using the Newton-Euler method to determine the joint force and torque occurring in the shoulder and elbow during the movements performed by the selected subject while performing this task. Wearable motion sensors were used to measure the location data of the joints. The torque and link force values in the joints were calculated using the dynamic model created with the motion data received from these sensors. The calculation results obtained were evaluated comparatively and it was revealed in which cases the forces and torques acting on the joints increased and what measures could be reduced.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Siber zorbalık: üniversite öğrencileri üzerine bir araştırma

    Dursun, Salih; Gökçe, Ahmet; Aytaç, Sevinç Serpil

    Günümüzde bilgi iletişim teknolojilerinin yaygın kullanımı beraberinde birtakım yeni ve farklı sorunları da getirmektedir. Bu sorunlardan biri de sanal ortamlarda hakaret, aşağılanma, sosyal ortamlardan dışlanma, tehdit, teşhir ya da rahatsız edici davranışlar olarak ifade edilen siber zorbalıktır. Siber zorbalık davranışları mağdurlar üzerine önemli etkileri olan bir sorundur. Bu çalışmanın amacı da, siber zorbalığın yaygınlığı, siber zorbalığın uygulandığı araçlar, mağdurların siber zorbalığa karşı gösterdiği tepkiler ve siber zorbalığın mağdurlar üzerine etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmanın örneklemini bir üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde eğitim gören 610 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma, tanımlayıcı bir araştırma olup, verilerinin toplanmasında anket tekniği kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre katılımcıların %41,8’i son altı ay içinde en az bir kez siber zorbalığa maruz kalmıştır. Siber zorbalığın uygulandığı araçlarda ise, ilk üç sırada sırasıyla, e-posta, sosyal paylaşım siteleri ve mesajlar gelmektedir. Ayrıca siber zorbalığın mağdurlar üzerine etkileri incelendiğinde kızgınlık, kaygı, üzgün hissetme, uyku ve konsantrasyon problemleri gibi sorunlara yol açtığı görülmektedir. Elde edilen bu sonuçlar siber zorbalığın önüne geçilmesi için bazı önlemler alınması gerektiğini göstermektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex22TR Dizin14
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    Hastalıklar Verimlilik ve Ulusal Gelir Arasındaki Nedensellik İlişkilerinin Analizi: Türkiye’de Kanser Örneği

    Koç, Pinar

    Ölümcül hastalıklar beşeri emek stokunu azaltıcı etkiler yaratırken, emek verimliliği kanalıyla beşeri sermaye stokunu nitelik bakımından da negatif etkilemektedir. Ayrıca hastalıkların tedavisi için ayrılan kaynak miktarının artması, daha üretken alanlara yapılabilecek yatırım olanaklarını azaltarak etkin kaynak dağılımını bozucu etkiler yaratmaktadır. Bu bağlamda 1990-2017 dönemini kapsayan bu çalışmanın amacı; kanser örneği ele alınarak, hastalıklar, emek verimliliği ve ulusal gelir arasındaki nedensellik ilişkilerini analiz etmektir. Çalışmada simetrik ve zamanla değişen simetrik nedensellik testleri kullanılmıştır. Kanserli hasta sayısı, emek verimlilik endeksi ve kişi başına düşen gelir düzeyi çalışmada kullanılan değişkenlerdir. Simetrik nedensellik testi sonuçlarına göre kanserli hasta sayısı ile emek verimliliği ve kişi başına düşen gelir arasında nedensellik ilişkisi yoktur. Ancak zamanla değişen simetrik nedensellik testi sonuçlarına göre 1990-2006 ve 1998-2014 dönemlerinde kanserli hasta sayısı ile ulusal gelir arasında; 1992-2008 ve 2000-2016 yıllarında kanserli hasta sayısı ile verimlilik arasında nedensellik ilişkisi vardır. Kanserli hasta sayısı ile verimlilik ve ulusal gelir düzeyi arasında eş anlı nedenselliğin görüldüğü yıllar 2000-2014 yıllarıdır

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2020
    COVID-19 ile Mücadelede Sosyal Koruma Sistemleri ve İşgücü Piyasaları

    Beken, Hıkmet Gülçın

    Küresel çapta bir salgına dönüşen COVID-19 ile ulusal ve uluslararası düzeydeki iş birliği temelindeuygulanan politikalar üzerinden mücadele edilmeye çalışılmaktadır. Başta işgücü piyasaları olmak üzere,üretim, tüketim, ticaret ve küresel tedarik zincirleri gibi pek çok alan COVID-19’dan etkilenmektedir. Kamusağlığının korunması amacı ile başlayan politikalar COVID-19 kriziyle mücadele sürecinde çeşitlenmiş;ekonomik, sosyal ve politik düzleme de taşınmıştır. COVID-19 öncesinde dünya ekonomilerinin çoğu için bazıtemel ekonomik göstergeler (borç, istihdam düzeyi) kötü bir performans göstermekte olduğundan COVID-19ile mücadeleye yönelik politika ve stratejiler bu mevcut koşullardan etkilenmiştir. Bazı bölgelerde veekonomilerde enformel istihdamın payının yüksek olduğu görülmektedir. Son dönemlerde UluslararasıÇalışma Örgütü (ILO)’nün de desteğiyle, enformel ekonomiden formel ekonomiye geçiş sürecine ilişkin bazıdüzenlemeler, stratejiler ve kurallar ön plana çıkmaktadır. Bu tavsiyeler içerisinde en önemlisi, ülkelerin sosyalkoruma planlarına ilişkin olmaktadır. Mevcut ulusal düzenlemelerle, sosyal yardım ve desteklerin dışında kalanenformel ve ev-temelli çalışanların kapsanması; genişletilecek sosyal koruma sistemi kapsamı ile mümkünolacaktır. Bu kapsamın genişletilmesinin önemi gelir ve iş kayıplarının yaşandığı COVID-19 ile daha çokanlaşılmıştır. Bu noktada, devletlerin müdahalesi ve bu alanda gerekli düzenlemeleri yapması yönündevatandaşlarından gelen talebe ne ölçüde cevap verebildikleri de ayrıca politik ekonomi açısından bakıldığındayeni bir yapılanma sürecinin de işareti olmaktadır. Bu çalışma, enformellik ve sosyal koruma kavramlarıüzerinden COVID-19 ile mücadele politikalarına yer vermeye çalışacaktır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1TR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    COVID-19 Salgın Sürecinde Yaşlılağa Bakış: 280 Karakter Yaşlılar Hakkında Ne Söylüyor?

    Taşdelen, Birgül

    Mart 2020'de Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 koronavirüs hastalığını (COVID-19) bir pandemi olarak ilanettikten sonra, COVID-19 virüsünün yayılmasına engel olmak için ülkemizde ve dünya çapında ciddi önlemler alınmıştır. Bu önlemlerden biri de 65 yaş ve üstü bireylere getirilen sokağa çıkma yasağıdır. 65 yaş ve üstübireylere getirilen sokağa çıkma yasağı koruyucu olmayı amaçlasa da, COVID-19 vaka ve ölüm oranlarınınyüksek bir yüzdesinin 65 yaş ve üstü bireylerden oluşması, bu hastalığın bir “yaşlı hastalığı” olarakalgılanmasına ve COVID-19’un etkilediği en dezavantajlı grup olmasına dayanak oluşturmuştur. COVID-19öncesi dönemde de yaşa dayalı ayrımcılıklarla karşı karşıya olan yaşlı bireyler, pandemi sürecinde gerek politiktartışma ve düzenlemelerde gerekse haber söylemlerinde yapılan yaş vurgusu nedeniyle, sadece günlük hayattadeğil, çeşitli medya ortamlarında da şiddetli ayrımcı tutumlara maruz kalmıştır. Pandemi sürecinde yaşlılarayönelik ayrımcılığın yansıdığı medya ortamlarından biri de sosyal ağlardır. Sosyal ağlar üzerinden Covid-19nedeniyle yaşlı yetişkinlerin durumuyla ilgili gerçek endişelerin yanında, yaşlılar hakkında olumsuz içeriklerede rastlanmaktadır (Jimenez vd., 2020: 1662). Buna göre söz konusu çalışma, COVID-19 nedeniyle sosyalmedyada yaşçılıkla ilgili içeriklerin Twitterdaki yansımalarını incelemektedir. Çalışma kapsamında 21 Martve 12 Mayıs 2020 tarihleri arasında Twitter üzerinden atılan toplam 221 tweet içerik analiz yöntemi iledeğerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, COVID-19 nedeniyle yaşlılara yönelik rahatsız edici içerikler,korku ve panik içinde olan ve bu nedenle yaşlılara yardım edilmesi gerektiğini belirten tweetlere göre oransalolarak daha fazladır. Ayrıca atılan tweetlerde COVID-19’un çoğunlukla yaşlıları etkilemesinden dolayıönemsizleştirildiği şeklindeki paylaşımlara da rastlanılmıştır. Dolayısıyla, salgın boyunca Twitter’da yaşlıinsanlarla ilgili kaygı ve ilginin azaldığı ve yaşçılık söylemlerin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Acil sonuçlarsadece yaşlı yetişkinlere yönelik dışlanma söylemlerini teşvik etmekle kalmamakta, 65 yaş üstünün “tedbirli” olmasından çok tehlikeli oldukları ve toplumun yaşlı yetişkinlere ihtiyaç duymadığı şeklinde bir algıoluşturmaktadır. Sonuç olarak yaşlılara yönelik ayrımcı ve dışlayıcı tutumların, gündelik hayatın bir uzantısısayılan ve kriz anında bile bağlantıda kalmamızı sağlayan soyal medya platformlarından biri olan Twitter’daşiddetlenmeye başlaması, pandemi sürecinde yaşlıların günlük yaşam biçimlerini karmaşıklaştırmasınınötesinde, kuşaklar arası gerilimin yoğunlaşmasına da neden olabileceği düşünülmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex7TR Dizin9
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2020
    The Impact of Risk Factors in Practice on Anxiety Level of Nursing Students

    Ulutaşdemir, Nilgün; Tuna, Hasan; Şahan, Ozan

    Aim: This descriptive study was realized to determine the hazards and risk encountered by the nursing students during clinical practise and to identify their effects on anxiety levels. Method: The population of this cross-section, descriptive study consisted of nursing students (N:353 persons) in the second, third and fourth years at university in October-November 2017. The whole population was included in the study, and except for the students who dint participate during the lessons and who refused taking part in the survey 288 participants were included in the study. The data of study were collected using a questionnaire including socio-demographic characteristics, risks and hazards arising from environment, Health Worker Safety Scale and Beck Anxiety Scale in the classroom situation. The data were analyzed by using frequency, t test, ANOVA and correlation. Results: The Beck Anxiety Scale mean scores of those satisfied with the hospital were found to be higher than that of those unsatisfied. The Health Workers’ Safety Scale mean scores of those who worked and were satisfied with the hospital were found to be higher than that of those unsatisfied. Conclusion: This study was found that the students had occupational safety but experienced moderate anxiety.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020Scopus SJRQ4
    Hepatic venous Doppler assessment can anticipate simplified pulmonary embolism severity index and right ventricle dysfunction in patients with acute pulmonary embolism

    Acar, Emrah; Izci, Servet; Inanir, Mehmet; Yilmaz, Mehmet F.; Izgi, Ibrahim A.; Gokce, Mustafa; Kirma, Cevat

    Purpose Acute pulmonary embolism (APE) is a life-threating cardiothoracic thromboembolic emergency in which right ventricle dysfunction (RVD) is a major concern. In the present study, we examined the hepatic veins (HVs) blood flow with pulsed-wave spectral Doppler ultrasonography to determine its relationship with the simplified pulmonary embolism severity index (sPESI) and the patient's RVD status. Methods We divided the 243 patients who met the inclusion criteria into two groups based on both their sPESI scores and their RVD status. Transthoracic echocardiography was performed to evaluate the RVD and the HVs within 1 hour after patient admission. The liver was evaluated using subcostal and intercostal echocardiographic windows in grayscale B-mode, and HVs were assessed using color and spectral Doppler assessment though the same echocardiographic windows. Result A cut-off value of the systolic reverse flow velocity-time integral (SrVTI) = 2.2 cm carried a sensitivity and specificity of 84.29% and 74.89%, respectively, for the prediction of sPESI >= 1. A SrVTI cut-off value of 2.1 cm yielded a sensitivity and specificity of 83.03% and 73.91%, respectively, for the prediction of RVD. Conclusion HV Doppler assessment could be a useful method for anticipating the sPESI and the presence of RVD in patients with APE. In addition, it may provide information regarding the hemodynamic impact of APE.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfWoS3OpenAlex3
    Web of SciencePubMedİncele
  • MakaleAçık Erişim2020Scopus SJRQ4
    Investigation of Fosfomycin and Chloramphenicol Susceptibility of Carbapenemase-Producing Klebsiella pneumoniae Strains

    Borsa, Baris Ata; Güngördü-Dalar, Zeynep; Karakullukçu, Asiye; Özalp, Veli Cengiz; Aygün, Gokhan

    Objective: Antimicrobial resistance is one of the most mportant health problems of recent years. Multidrug-resistant Klebsiella pneumoniae strains have been causing serious problems in many countries including Turkey in recent years. Aim of this study was to detect molecular mechanisms behind the carbapenem resistance in carbapenem-resistant K. pneurnoniae strains isolated from rectal swab samples and investigate the susceptibility of two potentially alternative drugs, fosfornycin, and chloramphenicol. Methods: 46 K. pneumoniae strains isolated from rectal screening cultures of intensive care unit patients by using MacConkey agar containing 2 mg/L meropenem were included in this study. Carbapenem resistance of strains were confirmed by minimum inhibitor concentrations of meropenem obtained with gradient strip test. Presence of the bla(KPC,) bla(NDM) and bla(OXA), bla(IMP) and bla(VIM) genes were investigated by the real-time polymerase chain reaction. Broth microdilution method was used to investigate chloramphenicol susceptibility, and gradient strip test was used to investigate fosfomycin susceptibility of the strains. Results: At least one carbapenemase gene was detected in all K. pneumoniae strains. While all strains were found positive for the presence of OXA-48 type carbapenemase gene, 12 (26%) out of 46 were positive for both OXA-48 and NDM-1 carbapenemase genes, and only one (2%) strain was positive for OXA-48, NDM-1, and IMP-1 carbapenemase genes. Only 3 (6%) out of 46 strains were found susceptible to fosfomycin while 23 (50%) of them were susceptible to chloramphenicol. Additionally, we observed that the resistance rates to fosfomycin and chloamphenicol tended to be higher among carbapenemase producers. Conclusions: It is estimated that fosfomycin is not going to be a good option for the treatment of infections caused by carbapenemresistant K. pneumoniae strains in Turkey since only 6% of them were susceptible. Although the chloramphenicol susceptibility rate (50%) was higher than fosfomycin, further clinical studies are required to provide a better knowledge about the usage of this antibiotic in systemic infections. Moreover, multiple carbapenemase producers tended to be more resistant to fosfomycin and also chloramphenicol.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2020
    The Ameliorative Effects of Ethyl Pyruvate and Dimethyl Sulfoxide on Ischemic Tissue Injury in Experimental Carbon Monoxide Intoxication

    Pasli, Sinan; Imamoglu, Melih; Çiçek, Mustafa; Yadigaroglu, Metin; Sahin, Aynur; Karaca, Yunus; Yulug, Esin; Tatli, Ozgur

    Aim: The purpose of this study was to investigate the protective effects of ethyl pyruvate (EP) and dimethyl sulfoxide (DMSO) on ischemic tissue in brain and cardiac and hepatic tissues in experimentally induced carbon monoxide (CO) intoxication. Material and Methods: Thirty-five mature female Sprague Dawley rats were randomized into five groups of seven animals each. Group 1 received no CO or treatment. Rats in groups 2, 3, 4 and 5 were made to inhale a high-concentration 5000 ppm CO gas mixture for 60 min at 4 L/min. CO levels were then measured from 1 mL tail vein blood. Group 2 received no therapeutic agent, group 3 received 6 mg/kg intraperitoneal (ip) DMSO, group 4 received 50 mg/kg ip EP, group 5 received 50 mg/kg EP and 6 mg/kg DMSO ip. All rats were sacrificed by decapitation. Brain, cardiac and hepatic tissues were removed and histopathological scores were compared. Results: Comparison of group 2 with group 3 and group 2 with group 5 revealed that DMSO alone and EP + DMSO exhibited a reducing effect on degree of cerebral neuronal alteration, degenerative neuron rates, and total cardiac injury score (p=0.005, p=0.002, p=0.004 and p=0.002, p=0.001, p=0.004 respectively). There was no histopathological difference between group 2 and group 4 suggesting EP alone had no therapeutic effect on histopathological injury. Conclusion: Based on our study findings, EP administered alone exhibited no protective effects on the organ injuries investigated, while DMSO exhibited reducing effects on degree of neuron alteration, rates of degenerative neurons, and total cardiac injury scores. An ameliorating effect on cardiac and hepatic injury was more prominent with combined treatment.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2020Scopus SJRQ1
    Air pollution, a possible risk factor for multiple sclerosis

    Börü, Ulku Turk; Bölük, Cem; Tasdemir, Mustafa; Gezer, Tugce; Serim, Vedat Ataman

    Objective Studies focusing attention on the effects of environmental pollution on the etiology of multiple sclerosis (MS) are on the increase. The aim of this study was to determine MS prevalence in a city home to an iron and steel factory which causes air pollution. Methods The study was designed as a cross-sectional, population-based, descriptive epidemiologic study. Eregli city, which has an iron and steel factory and proven air pollution, was screened. Additionally, Devrek city, which is a rural and clean city, located 40 km away from Eregli was assigned and results were compared. A validated questionnaire was used for screening. McDonald 2010 criteria were used to diagnose cases. Results 32 261 people were screened in Eregli, and 21 963 people were screened in Devrek. In total, 41 patients were diagnosed with clinical definite MS. Crude prevalence was found to be 96.1/100 000 in Eregli and 45.5/100 000 in Devrek. The mean age of patients was 39.8, and the female/male ratio was 1.9. Conclusion The results of this study indicate a more than double MS prevalence rate in the area home to an iron and steel factory when compared to the rural city. This supports the hypothesis that air pollution may be a possible etiological factor in MS.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    AtıfWoS29OpenAlex38
    Web of SciencePubMedİncele