Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Akıllı şebekelerle uyumlu yenilenebilir enerji sistemleri için entegrasyon modeli

    Wilfried Ricardo Tchinda

    Enerji dönüşümü bağlamında, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş ve rüzgâr enerjisinin elektrik şebekelerine giderek artan entegrasyonu; kararlılık, kesintililik yönetimi ve kaynak optimizasyonu açısından önemli zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Bu zorluklar aynı anda kesintisiz beslemeyi, arz-talep dengesini ve akıllı şebeke gereksinimlerine uyumluluğu sağlayabilen entegrasyon modellerinin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma, akıllı şebekelerle uyumlu yenilenebilir enerji entegrasyonu için kural tabanlı kontrol (KTK) yöntemiyle çalışan ve enerji yönetim sistemi (EYS) tarafından yönetilen hibrit bir mikro-şebeke modeli önermektedir. Mikro-şebeke değiştir ve gözle algoritmalı maksimum güç noktası takibi (MGNT) yaklaşımıyla ilişkilendirilmiş 19.7 kW'lık bir fotovoltaik (FV) sistem, ortalama 6.2 kW güç üreten sabit mıknatıslı senkron generatörlü (SMSG) bir rüzgâr enerjisi sistemi, 100 Ah'lik bir batarya ve 700V DA bara üzerinde birbirine bağlı 8 kW'lık paralel RLC yükünden oluşmaktadır. Sistemin enerji akışı dinamiklerini ve bileşenler arasındaki etkileşimleri modellemek, simüle etmek ve analiz etmek amacıyla MATLAB/Simulink ortamında sistematik bir yaklaşım benimsenmiştir. Beş çalışma senaryosu incelenmiş olup, bu senaryolar güneş enerjisi modu, rüzgâr enerjisi modu, ada modu, aşırı yük modu ve batarya modu olarak tanımlanmıştır. Sonuçlar, güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisi modlarında 8 kW'lık yükün elektrik talebinin tamamen karşılandığını ve fazla enerjinin bataryaya yönlendirildiğini göstermektedir. Ada modunda, şebeke bağlantısı kesilmesine rağmen besleme sürekliliği sağlanmış ve DA bara gerilimi 700V'ta kararlı kalmıştır. 100 kW'lık aşırı yük modunda ise KTK-EYS, elektrik talebini karşılamak için şebeke, rüzgâr, güneş ve deşarj modundaki bataryayı koordineli biçimde yönetmiştir. Bu sonuçlar önerilen modelin etkinliğini ve akıllı şebekelerin işlevsel gereksinimlerine uygunluğunu doğrulamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Endonezya’da İslami düşüncenin yenilenmesi: Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ cemiyetleri örneği

    Aqilah Surahman

    Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ, Endonezya’nın en büyük dinî örgütleri arasında yer almakta olup geniş bir üye kitlesine sahiptir. Her iki örgüt de Endonezya’nın bağımsızlığını kazanmasından önce kurulmuştur. Muhammediye, 1912 yılında Ahmed Dahlan tarafından; Nahdatu’l-Ulemâ ise 1926 yılında Hâşim Eş‘arî tarafından kurulmuştur. Endonezya ise 1945 yılında bağımsızlığını elde etmiştir. Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ’nın faaliyetlerini incelemeyi amaçlayan ve betimsel analiz yönteminin kullanıldığı bu tez çalışmasında üç temel bulguya ulaşılmıştır. İlk olarak, Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ’nın Endonezya’daki İslamî cemaat hareketlerinin mücadelesini temsil eden iki önemli sembol olduğu tespit edilmiştir. İkinci olarak, her iki örgütün liderlerinin Endonezya’nın bağımsızlık mücadelesinde aktif rol oynadığı görülmüştür. Bununla birlikte, Muhammediye daha çok yapısal ve modern yöntemler benimserken, Nahdatu’l-Ulemâ kültürel ve geleneksel yöntemleri tercih etmiştir. Üçüncü olarak ise her iki örgütün günümüze kadar varlığını sürdürebilmesinde, kurucularının samimiyetinin, kararlılığının ve toplumsal kabul görmesinin etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu tezde ayrıca, Muhammediye ve Nahdatu’l-Ulemâ’nın İslam düşüncesinin yenilenmesine sağladıkları katkılar ayrıntılı biçimde incelenmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Endonezyalı düşünür Raden Ronggowarsito ve Cava İslam maneviyatı akımı

    Muhammad Soleh

    Bu araştırma, Cava İslamı maneviyatı ile Endonezyalı düşünür Raden Ngabehi Ronggowarsito’nun düşünceleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, Cava İslamı’nın tarihsel oluşum süreci, temel manevî kavramları ve Ronggowarsito’nun bu gelenek içerisindeki yeri ele alınmıştır. Özellikle İslam’ın evrensel öğretileri ile Cava kültürünün yerel değerleri arasındaki etkileşimin, Ronggowarsito’nun eserlerinde nasıl yorumlandığı ve yeniden anlamlandırıldığı araştırılmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemine dayanan kütüphane araştırması niteliğindedir. Çalışmada tarihsel yaklaşım, tasavvuf yaklaşımı ve din antropolojisi yaklaşımı birlikte kullanılmıştır. Veriler, başta Serat Wirid Hidayat Jati, Serat Kalatidha ve Serat Sabdajati olmak üzere Ronggowarsito’ya ait eserlerden elde edilmiş; ilgili kitaplar, makaleler, tezler ve diğer akademik kaynaklarla desteklenmiştir. Elde edilen veriler, tümevarımsal analiz yöntemi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, Ronggowarsito’nun Cava İslamı maneviyatını şekillendiren en önemli düşünürlerden biri olduğu tespit edilmiştir. Onun düşünce sistemi, klasik İslam tasavvufunun temel öğretilerini Cava kültürünün sembolik dili ve manevî gelenekleriyle bütünleştiren özgün bir sentez ortaya koymaktadır. Özellikle Vahdet-i Vücûd, Yedi Mertebe (Martabat Tujuh), Nûr-i Muhammedî, Sangkan Paraning Dumadi ve Manunggaling Kawula Gusti gibi kavramlar, Ronggowarsito tarafından yerel kültürel bağlam içerisinde yeniden yorumlanmıştır. Araştırma ayrıca, Ronggowarsito’nun geliştirdiği “Eling lan Waspada” anlayışının bireysel ahlâk, toplumsal sorumluluk ve manevî farkındalık açısından önemli bir işlev gördüğünü ortaya koymuştur. Sonuç olarak, Ronggowarsito’nun düşünceleri İslam’ın tevhid esaslarını korurken yerel kültürel değerlerle uyumlu bir maneviyat anlayışı geliştirmiştir. Bu yaklaşım, günümüzde Endonezya’da dinî itidal, kültürel çoğulculuk ve çok kültürlü toplumsal yapının korunmasına katkı sağlayan önemli bir entelektüel miras olarak varlığını sürdürmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Endonezya’da İslam kültürünün oluşumu ve Raja Ali Haji’nin katkısı

    Muhammad Ikram

    Raja Ali Haji, Riau Malay topluluğunun büyük yazar ve düşünürlerinden biri olup, etkili bir entelektüel ve dini miras bırakmıştır. Eserleri sadece edebi estetik değere sahip olmakla kalmayıp, nesiller boyu geçerliliğini koruyan ahlaki, sosyal ve İslami öğretiler de içermektedir. Onun fikirleri, Malay topluluğu içinde kimlik ve medeniyetin oluşumunun temeli olarak İslam ve Malay kültürünün bütünleşmesini vurgulamaktadır. Bu çalışma, Raja Ali Haji'nin fikirlerinin 1872'deki ölümünden günümüze kadar Riau Malay topluluğu üzerindeki etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Onun Gurindam Dua Belas, Tuhfat al-Nafis ve Kitab Pengetahuan Bahasa gibi eserleri aracılığıyla, fikirlerinin sürekli olarak miras alındığı ve uygulandığı, zaman içindeki önemli değişikliklere rağmen nesilden nesile Malay toplumunun ahlakını, dilini ve İslami geleneklerini şekillendirdiği kanıtlanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    COP29 bağlamında Türkiye'nin yenilenebilir enerji politikaları ve küresel iklim hedefleri

    Müjdat Maraşlı

    Bu araştırmanın amacı, Türkiye’nin yenilenebilir enerji politikalarını incelemek ve bu politikaların 2024 yılında Azerbaycan’ın Bakü şehrinde gerçekleştirilen COP29 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na yansımalarını değerlendirmektir. Bu kapsamda Türkiye’nin enerji politikalarının dönüşümü, yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişimi, iklim değişikliği politikaları ve küresel iklim hedefleriyle uyum süreci karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş ve doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda COP29 karar metinleri, ulusal enerji strateji belgeleri, Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı, uluslararası enerji raporları, yenilenebilir enerji istatistikleri ve konuya ilişkin akademik çalışmalar incelenmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilerek yenilenebilir enerji politikaları, karbon emisyonlarının azaltılması, sürdürülebilir kalkınma, enerji dönüşümü, net sıfır emisyon hedefleri ve COP29 süreci temel temalar olarak ele alınmıştır. Araştırma sonucunda Türkiye’nin yenilenebilir enerji politikalarında özellikle son yıllarda önemli ilerlemeler kaydettiği gözlenmiştir. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve jeotermal enerji yatırımlarının enerji dönüşüm sürecinde önemli rol oynadığı görülmüştür. COP29 sürecinin Türkiye’nin enerji politikalarında sürdürülebilirlik, yeşil dönüşüm, net sıfır emisyon ve uluslararası iklim hedefleriyle uyum konularını daha görünür hale getirdiği ortaya konmuştur. Bununla birlikte fosil yakıt bağımlılığı, enerji altyapısındaki sınırlılıklar ve finansman ihtiyacı, Türkiye’nin küresel iklim hedefleriyle tam uyum sağlamasının önündeki temel engeller olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Türkiye’nin enerji politikalarının tam dönüşüm öncesi bir geçiş aşamasında olduğu ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, enerji verimliliğinin artırılması, teknolojik altyapının güçlendirilmesi ve iklim politikalarıyla enerji politikalarının daha bütünleşik biçimde yürütülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Yapay zekâ tartışmalarına teolojik yaklaşım

    zeynep Şeren

    Hızla gelişen yapay zekâ teknolojisi insanın en yeni ve etkin başarısı olarak görülmektedir. Yapay zekâ hayatın her alanına nüfuz ederek birçok alanda ihtiyaca çözümler üretebilen yapısı yanında, insana ve onun inancına dair bir takım iddialara kaynaklık etmesi yönünden tartışılmaya muhtaç bir konu haline gelmiştir. Özellikle yapay zekâ teknolojilerini teolojik ve ontolojik boyutlarıyla Kelam ilmi perspektifinden inceleyen bu çalışma, yapay zekânın bilinç ve irade kazanımına dair iddialarını, insanın ontolojisi ve teklife muhatap olması çerçevesinde incelemektedir. Ayrıca epistemolojik yeterliliği, transhümanizm gibi din karşıtı ideolojilerce tevhide aykırı şekillerde kullanılmak üzere desteklenmesi onu araçtan öte bir varlık olarak gösteren tartışmalar içerisine yerleştirmektedir. Yapay zeka çalışmalarına artan destek ve önem onu gelecekte daha bilinçli durumlar gösteren genel yapay zekâya ulaştıracağına dair kanaat oluşturmaktadır. Bu durum, Kelam ilminin konuya dair güncel ve dinamik argümanlar üretmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Kelam ilmi İslâm akaidi çerçevesinde dinin özüne sadık açıklamaları ve savunmaları ile insanı kulluk dairesinden çıkaracak itikadi iddiaların oluşturduğu sapmaları önlemektedir. Çalışma yapay zekânın itikadın temelini oluşturan tevhit ve ahirete dair sapmalara sebebiyet verebilecek iddiaları konu edinmektedir. Ölümsüzlük, dinin yerini teknolojinin alması, insanın yaratıcı olarak konumlanması bunlardan bir kaçıdır. İslâm kelamının ve yapay zekânın iddialarının karşılaştırılması için kavram açıklamalarına ve insan mahiyetine dair kaynak taraması yapılmıştır. Henüz kesin, açık bir açıklaması olmayan bilinç ve ruh gibi kavramların çalışılması yanında yapay zeka sistemlerindeki hızlı gelişmeler konu hakkındaki kanaati belirlemeyi zorlaştıran etmenler olmuştur. Buna rağmen yapay zekâyı tanımak, kelami argümanlarını tartışmak ve doğruluk değerlerini belirlemek açısından çalışma değerlidir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Dilimleme destekli hiper çıkarım ile hava fotoğraflarından bireysel ağaç segmentasyonunun iyileştirilmesi ve ağaç metriklerinin türetimi

    Abdullah Birinci

    Ağaçlar; karbon depolama, mikro iklimin düzenlenmesi ve ekolojik dengenin korunması açısından kentsel ile orman ekosistemlerinin temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle kentsel alanlarda, orman meşcerelerinde ve orman dışı ağaç topluluklarında ağaçların tekil düzeyde doğru biçimde çıkarılması; biyokütle tahmini, karbon stoklarının izlenmesi, orman envanterinin güncellenmesi ve sürdürülebilir kent ve arazi yönetimi açısından önem taşımaktadır. Bununla birlikte hava fotoğraflarından ağaçların semantik segmentasyonu, tekil ağaçların örnek düzeyinde ayrıştırılması ve elde edilen bölütler üzerinden ağaç metriklerinin türetilmesi; tepe taçlarının birbiriyle örtüşmesi, gölge ve aydınlatma koşullarındaki değişimler ile arka plan karmaşıklığı nedeniyle otomatikleştirilmesi güç bir süreçtir. Bu tez çalışmasında, Dilimleme Destekli Hiper Çıkarım (Slicing Aided Hyper Inference-SAHI) yöntemini görsel temel modellerden Segment Anything Model (SAM) ailesinin son sürümü olan SAM 3 ile birleştiren bir yaklaşım önerilmiştir. Öncelikle ağaçların semantik segmentasyonu gerçekleştirilmiş, ardından bireysel ağaç ve kanopi segmentasyonu örnek düzeyinde yapılmış, son aşamada ise elde edilen bölütlerden ağaç metrikleri türetilmiştir. Bu aşamalar, SAM 3’ün tek başına ve SAHI ile birlikte kullanıldığı iki ayrı yapılandırmada yürütülmüş; böylece SAHI yönteminin segmentasyon başarımına katkısı doğrudan karşılaştırılarak OAM-TCD veri seti üzerinde değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar kesinlik, duyarlılık, F1 skoru ve kesişimin birleşime oranı (IoU) ölçütleri üzerinden değerlendirilmiştir. Ağaç örtüsü semantik segmentasyon sonuçları incelendiğinde SAM 3 modeline SAHI dilimli çıkarım mekanizmasının entegre edilmesinin; IoU değerini %67,2’den %72,5’e, F1 skorunu %80,4’ten %84,1’e ve duyarlılık oranını %74,6’dan %86,5’e yükselttiği gözlemlenmiştir. Bireysel ağaç tacı tespitinde ise kanopi bölgeleri dışında duyarlılık %23,4’ten %63,2’ye, F1 skoru %36,0’dan %52,8’e, mAP50 değeri ise 20,84'ten 47,90'a yükselmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Sarıçam ormanlarında ökseotu (Viscum album L. ssp. austriacum) bulunma ve bulaşma durumu: Olur Orman İşletme Şefliği örneği

    Burhan Çiğdem

    Yarı parazit bir bitki olan ökseotu (Viscum album L. ssp. austriacum), sarıçam (Pinus sylvestris L.) meşcerelerinde konukçusunun su ve mineral kaynaklarından yararlanarak fizyolojik stres oluşturabilmektedir. Bu çalışmada, Olur Orman İşletme Şefliği sınırlarındaki saf sarıçam meşcerelerinde ökseotunun bulunma ve bulaşma durumunun belirlenmesi, bulaşmanın ağaç ve meşcere özellikleriyle ilişkilerinin ortaya konulması ve çap artımıyla ilişkisinin farklı değerlendirme yöntemleriyle incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, büyüklükleri 400–800 m² arasında değişen 36 örnek alanda yürütülmüştür. Bulaşma şiddetinin belirlenmesinde Altı Dereceli Bodur Ökseotu Sınıflandırma Sistemi (ADBÖSS) kullanılmış; ayrıca ökseotu öbeklerini sayı ve büyüklüklerine göre değerlendiren Hacimsel Olarak Güçlendirilmiş ADBÖSS (HOGADBÖSS) uygulanmıştır. Artım kalemlerinden elde edilen yıllık halka verileriyle son 10, 20 ve 30 yıllık çap artımları değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, incelenen 672 ağacın 518’inde (%77,1) ökseotu belirlenirken 154’ünde (%22,9) ökseotuna rastlanmamıştır. Bulaşmanın özellikle 1800 m’nin altında, 30–40 cm çap grubundaki bireylerin bulunduğu orta kapalı meşcerelerde yoğunlaştığı; meşcere kapalılığı ve yükseltiye bağlı olarak belirgin biçimde farklılaştığı belirlenmiştir. Ökseotu yükünün taç içerisinde homojen dağılmadığı ve yoğun bulaşmanın orta ve üst taç bölümlerinde arttığı görülmüştür. Yıllık halka analizlerinde bulaşma göstergeleri ile dönemsel çap artımları arasında ilişkiler görülmekle birlikte, yaş ve mevcut çap kontrol edildiğinde bulaşmanın çap artımı üzerindeki bağımsız etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. HOGADBÖSS, çap artımını açıklamada ADBÖSS’ye göre istatistiksel üstünlük göstermemiş; ancak öbeklerin sayı, büyüklük ve taç içindeki dağılımını dikkate alarak bulaşma yükünün daha ayrıntılı değerlendirilmesini sağlamıştır. Bulgular, bölgedeki silvikültürel müdahale, izleme ve mekanik mücadele çalışmalarının planlanması için bilimsel bir altlık sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziYalnız künye2026
    Küresel inovasyon endeksi çerçevesinde E7 ülkelerinin performans analizi

    Ghislaine Issaka Zenaba

    Bu çalışmanın amacı, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından yayımlanan Küresel İnovasyon Endeksi (KİE) çerçevesinde E7 ülkelerinin (Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Meksika, Endonezya ve Türkiye) inovasyon performanslarını karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Bu doğrultuda, söz konusu ülkelerin inovasyon performanslarının değerlendirilmesi ve küresel rekabet ortamındaki gelişme potansiyellerinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Çalışmada, 2011-2023 dönemine ait veriler kullanılarak E7 ülkelerinin inovasyon performansları betimsel ve karşılaştırmalı analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular, E7 ülkelerinin inovasyon performanslarının incelenen dönem boyunca farklı eğilimler gösterdiğini ve ülkeler arasında belirgin performans farklılıkları bulunduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle Çin’in KİE performansı bakımından diğer E7 ülkelerinden belirgin biçimde ayrıldığı görülmektedir. Bununla birlikte, E7 ülkeleri arasında KİE performansı bakımından önemli farklılıkların devam ettiği dikkat çekmektedir. Bu durum, ülkelerin inovasyon kapasitelerinin ve inovasyon sistemlerinin farklı düzeylerde geliştiğini göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, E7 ülkelerinin inovasyon performanslarının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesine katkı sunmakta ve inovasyon politikalarının geliştirilmesine yönelik politika önerileri sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    İsabella Kokulu Üzümünden (Vitis labrusca L.) Üretilen Meyve Suyu, Marmelat, Turşu, Sirke ve Koruk Ekşisinin Fizikokimyasal Özelllikleri İle Antioksidan Aktivite Profillerinin Tespit Edilmesi

    Abdullah Danişmaz

    This study aimed to comprehensively evaluate the physicochemical composition, bioactive properties, and antioxidant potential of five products derived from Isabella grape (Vitis labrusca L.). Among the products, marmalade exhibited the highest HMF content (2.37 mg/kg), followed by pickled grapes (1.84 mg/kg), while grape juice contained 0.59 mg/kg, and fresh grape, verjuice, and vinegar samples showed ≈0 mg/kg HMF. Soluble solid content (°Brix) ranged widely across samples, with marmalade containing 40.33%, whereas verjuice and pickled grapes contained 6.27% and 6.30%, respectively, and grape vinegar had 3.52%. Regarding phenolic compounds and antioxidant activity marmalade showed the highest levels with TPC 251.20 mg GAE/100 g, TFLK 132.73 mg QE/100 g, TAC 312.54 mg AA/100 g, FRAP 189.60 mg FeSO₄/100 g, and DPPH 74.49 mg AA/100 g. TPC values in other products were measured as 126.06 mg GAE/100 g in pickled grapes, 109.79 mg GAE/100 g in verjuice, 125.36 mg GAE/100 g in grape juice, 86.75 mg GAE/100 g in fresh grape, and 33.86 mg GAE/100 g in grape vinegar. As (PCA) results ; marmalade clustered strongly on the sugar–phenolic axis, pickled grapes on the acidity–color change axis, fresh grapes on the ascorbic acid axis, and grape vinegar on the low sugar–low antioxidant activity axis. Overall, the findings demonstrate that Isabella grape–based products exhibit distinct chemical characteristics depending on processing techniques, with marmalade and grape juice showing the highest functional potential.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Tamsayılı Doğrusal Programlama Yöntemi ile İşgücü Planlaması: Maden İşletmesinde Bir Uygulama

    Jean Darly Korila

    Madencilik işletmelerinde verimli ve karlı üretimin sağlanabilmesi için insan ve maddi kaynakların optimize edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle işgücü planlaması önemli bir stratejik konudur. Madencilik sektörü, hem işgücü hem de makine kullanımına dayalı, emek gerektiren bir iş koludur. Madencilik faaliyetleri; madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve pazarlanması da dâhil olmak üzere bir dizi karmaşık süreci kapsamaktadır. Sektör; yasal düzenlemeler, işletmelerin vizyon ve misyonları ile pazar payı gibi birçok etkene bağlı olarak faaliyet göstermektedir. Her sektörde ve her ölçekteki projeler için geçerli olan genel ilkelere odaklanılarak bu çalışmada, madencilik sektöründe en yüksek verimin elde edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma, bir maden işletmesinde işgücü planlaması için karmaşık problemlerin modellenmesine olanak sağlayan ve bir optimizasyon yöntemi olan tamsayılı doğrusal programlama (TDP) yönteminin uygulamasını içermektedir. Çalışmada, Gümüşhane ilinde bulunan bir madencilik işletmesinden alınan verilere dayanarak oluşturulan TDP modeli ile işgücü planlaması yapılması hedeflenmiştir. Bu planlama ile işletmenin işgücü planlamasının kullanıldığı maliyetin minimize elde edilmesi amaçlanarak optimal personel sayısı belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, madencilik işletmesinin işgücü planlamasıyla paralel sonuçlar vermiştir. Bu durum maden işletmesinin optimal işgücü ile çalıştığını ifade etmektedir. Bu uygulama TDP yönteminin, madencilik işletmelerinde operasyonel verimliliğin ve işgücü maliyetlerinin belirlenmesinde kullanılabileceğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENİ ADAYLARINDA KAMU PERSONELİ SEÇME SINAVI İLE İSTİHDAM KAYGISI ARASINDAKİ İLİŞKİDE PSİKOLOJİK SAĞLAMLIĞIN DÜZENLEYİCİ ROLÜ

    Rıza Akbaş

    Beden Eğitimi Öğretmeni adayları, meslek öncesi dönemde Kamu Personeli Seçme Sınavı’na (KPSS) hazırlık sürecinin yarattığı sınav kaygısı ile mezuniyet sonrası istihdam belirsizliğini eşzamanlı olarak deneyimleyebilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Beden Eğitimi Öğretmeni adaylarının Kamu Personeli Seçme Sınavı kaygısı ile istihdam kaygısı arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide psikolojik sağlamlığın düzenleyici rolünü test etmektir. Araştırma nicel yöntemle ilişkisel tarama deseninde yürütülmüş, örneklemi 2023–2025 eğitim-öğretim yıllarında devlet üniversitelerinde öğrenim gören veya mezun 293 öğretmen adayı oluşturmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Connor–Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, KPSS Kaygı Ölçeği ve İstihdam Kaygısı Ölçeği aracılığıyla dijital bir platformda ve çevrimiçi yöntemlerle toplanmıştır. Analizlerde IBM SPSS (v27) ile IBM AMOS istatistiksel paket program kullanılmış, ölçme araçlarının yapı geçerliği doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile desteklenmiş, değişkenler arası ilişkiler korelasyon ve regresyon temelli moderasyon analizi (PROCESS Model 1) ile incelenmiştir. Bulgular, KPSS kaygısının istihdam kaygısını anlamlı biçimde yordadığını ve psikolojik sağlamlığın bu ilişkiyi anlamlı şekilde modere ettiğini göstermiştir. Psikolojik sağlamlığın doğrudan etkisi anlamlı bulunmazken, etkileşim teriminin modele katkı sağlaması psikolojik sağlamlığın ilişkisel dinamiği düzenleyen bir mekanizma olarak işlediğine işaret etmektedir. Model, istihdam kaygısındaki varyansın %36’sını açıklamıştır. Sonuçlar, öğretmen adaylarının mesleğe geçiş sürecinde yalnızca sınav performansına odaklanan desteklerin yeterli olmayabileceğini, psikolojik dayanıklılığı güçlendiren bütüncül yaklaşımların kaygı yönetiminde önemli katkılar sağlayabileceğini göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    YAPAY SİNİR AĞLARI İLE DESTEKLENMİŞ JİROSKOPİK ROBOT STABİLİZASYONU: DERİN ÖĞRENME YAKLAŞIMI

    Hamza Bayraktar

    Bu çalışma, iki tekerlekli jiroskopik bir robotun dinamik kararlılığını ve adaptasyon kabiliyetini artırmak amacıyla, Doğrusal Kuadratik Regülatör (LQR) ile Yapay Sinir Ağlarını (YSA) birleştiren özgün bir hibrit kontrol mimari sunmaktadır. Doğası gereği yüksek derecede doğrusal olmayan ve kararsız bir yapıya sahip olan iki tekerlekli sistemler, özellikle Kontrol Moment Jiroskopu (CMG) disk hızındaki değişimlerden doğrudan etkilenmekte; bu durum geleneksel statik kontrolcülerin dayanıklılığını (robustness) sınırlamaktadır. Önerilen yöntem, farklı operasyonel disk hızları için hesaplanan optimal LQR kazanç matrisleri (K) üzerinde eğitilen bir YSA modelini kontrol döngüsüne entegre etmektedir. Geliştirilen hibrit sistem, anlık disk hızı verilerini işleyerek gerekli katsayıları dinamik olarak kestirmekte ve sistemin değişken koşullara gerçek zamanlı uyum sağlamasına olanak tanımaktadır. Simülasyon sonuçları, bu yaklaşımın statik LQR kontrolcülere kıyasla yerleşme süresi ve aşım miktarı açısından üstün performans sergilediğini ve sistem dinamiklerindeki belirsizliklere karşı dayanıklılığı önemli ölçüde artırdığını kanıtlamaktadır. Deterministik kontrolün hassasiyeti ile derin öğrenmenin esnekliğini sentezleyen bu çalışma, arama-kurtarma ve gözetleme gibi karmaşık ortamlarda görev yapan otonom robotik platformlar için ölçeklenebilir ve güvenilir bir kontrol stratejisi sunmaktadır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2026
    Ferşî Kırâat Farklılıklarının Meşrutiyetten Günümüze Türkçe Meâllerde Tezahürü

    Recep Birinci

    Kur’ân’ın tilâveti ve anlaşılması bakımından kırâat ilminin müstesna bir yeri bulunmaktadır. Kırâat ilmi bu anlamda başta tefsir olmak üzere Kur’ân’ın anlaşılmasına yönelik ilmi disiplinlere kaynaklık etmektedir. Özellikle ferşî kırâat farklılıkları dikkate alındığında, kırâat ilminin tefsir ve meâl faaliyetleriyle münasebeti daha iyi anlaşılabilmektedir. Bu çalışma, Meşrutiyet Dönemi’nden günümüze kadar Türkçe Kur’ân meâli olarak kaleme alınan eserlerde kırâat farklılıklarının anlam üzerindeki etkisini ortaya koymayı ve bu tesirin meâllere nasıl yansıdığını tahlil etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, klasik kırâat ve tefsir kaynaklarında yer alan ve anlamı etkileyen okuyuş farklılıkları tespit edilmiş; ardından bu farklılıkların çalışmada esas alınan Türkçe meâller üzerindeki tezahürü ortaya konulmuştur. Araştırmanın neticesinde kıraat farklılıklarının çalışmada esas alınan meâllere belirli bir düzeyde yansıtıldığı tespit edilmiştir. Mana üzerinde etkisi olan kıraat farklılıklarının bir hayli fazla olmasına karşın meallere yansıtılan ferşî farklılığın oldukça az olduğu gözlenmiştir. Meâl faaliyetlerinin Meşrutiyet Dönemi’nde ivme yakaladığı, Cumhuriyet döneminde hız kazandığı ve son yıllarda tefsirî tercümelerin artmasıyla kırâat farklılıklarının anlam bakımından daha görünür hâle geldiği anlaşılmaktadır. İncelenen eserlerde kırâat farklılıklarının yansıtılmasında, kırâat imamlarının çoğunluğunun okuyuşunu esas alma, alternatif kırâati tercih etme ve her iki okuyuşu birlikte değerlendirme şeklinde üç temel yaklaşım tespit edilmiştir. Ancak Türkiye’de yaygın olarak Âsım kırâatinin tercih edilmesi, anlam çeşitliliğinin meâllere sınırlı düzeyde yansımasına yol açmıştır. Sonuç olarak, kırâat farklılıklarının Türkçe meâllere tam olarak yansıtılmadığı, ancak son dönemlerde bu konuda artan bir bilinç ve çabanın bulunduğu ortaya konulmuştur. Ancak bu konuda hâlen alınması gereken mesafe olduğu görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Üniversite Öğrencilerine Yönelik Ağır Kış Durumlarına Karşı Dirençlilik Ölçeğinin Geliştirilmesi

    Cihan Yildiz

    Üniversite öğrencilerini fiziksel, psikolojik, çevresel ve sosyal olarak etkileyen ağır kış koşulları öğrencilerin günlük yaşamını, öğrenme süreçlerini ve dayanıklılığını olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, üniversite öğrencilerinin ağır kış koşullarına karşı dayanıklılıklarını bütüncül biçimde değerlendirilebilecek bilimsel ölçme araçlarının geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin ağır kış koşullarına yönelik dirençlilik düzeylerini ölçen geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirilmiştir. Araştırmanın verileri, 5’li Likert ölçeği kullanılarak Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden 481 gönüllü katılımcıya uygulanan anket aracılığıyla toplanmıştır. Veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Ölçek geliştirme sürecinde tanımlayıcı istatistikler, açımlayıcı faktör analizi ve güvenirlik analizleri uygulanmıştır. Ölçek; psikolojik, çevresel, sosyal ve fiziksel dirençlilik olmak üzere dört faktörden oluşmakta olup, sonuçlar ölçeğin geçerli ve güvenilir bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Ortalaması en yüksek olan faktör fiziksel dirençlilik faktörü iken, ortalaması en düşük olan faktör ise sosyal dirençlilik faktörüdür. Faktörler arası koralesyon sonuçlarına göre, psikolojik dirençlilik faktörün çevresel dirençlilik ve sosyal dirençlilik faktörlerle negatif, fiziksel dirençlilik faktörle ise pozitif yönlü ilişkisi bulunmakla birlikte, bu ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı değildir. Buna karşın, çevresel dirençlilik, sosyal dirençlilik ve fiziksel dirençlilik faktörler arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Sonuç olarak geliştirilen ölçek ağır kış durumlarının yaşandığı tüm şehirlerde bulunan üniversite öğrencilerine uygulanabilir olacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    MERYEM-TÂHÂ SÛRELERİNDEKİ KIRAAT FARKLILIKLARI VE ANLAMA ETKİSİ

    Mustafa Saltık

    This study examines the impact of Qira'at variants in the Surahs of Maryam and Tâhâ on their meanings and how these variations are reflected in Turkish translations. The thesis consists of an introduction and two main chapters. The introductory section explores several research-related issues. The first chapter provides a general introduction to the science of Qira'at to establish a solid framework for the study and ensure a better understanding of the content. In this context, subjects such as the scope of Qira'at, its historical development, the leading Imams of recitation, and the classification of Qira'at are discussed. Subsequently, orientalist studies on Qira'at and their influences are examined. This is followed by general overview of Surahs Maryam and Tâhâ, highlighting their main themes and content. The second chapter investigates all the difference in recitation in Sûrahs Maryam and Tâhâ, explaining the reflections of meaning-altering variants on translations. This section presents the modes of Istiadha and Basmala during the transition to both Surahs, followed by explanations of phonetic variants, noting which Imam or Rawi applied them. The subsequent section identifies variations regarding Farsh al-Huruf, categorizing them into two separate headings: those that alter the meaning and those that do not. The underlying reasons for these Qira'at variations and their semantic effects are demonstrated by utilizing prominent works from the fields of Tafsir and Qira'at. Finally, the contributions of influential Qira'at variants to Turkish translations produced during the Republican era are addressed. The study concludes with a comprehensive evaluation based on the overall findings.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    SAĞLIK HARCAMALARININ İKTİSADİ ANALİZİ: TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİ KARŞILAŞTIRILMASI

    Metin Sarkı

    Bu çalışmada, sağlık harcamalarının iktisadi boyutu Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri örnekleminde karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Araştırmanın temel amacı, söz konusu ülkelerde sağlık harcamalarının ekonomik göstergelerle ilişkisini inceleyerek bu harcamaların düzeyi, yapısı ve iktisadi anlamına ilişkin bir değerlendirme sunmaktır. Türkiye ve AB ülkeleri arasındaki karşılaştırma, sağlık harcamalarının iktisadi görünümünü ortaya koymaya yönelik bir çerçeve olarak kullanılmıştır. Çalışma kapsamında, Türkiye için 2011–2024 dönemine ait istatistikler ve raporlar ile AB ülkelerine ilişkin karşılaştırılabilir göstergelerden yararlanılmıştır. Araştırma, betimleyici istatistikler ve mevcut veriler üzerinden yapılan karşılaştırmalı değerlendirmelere dayanmaktadır. Sağlık harcamaları; kişi başına sağlık harcamaları, sağlık harcamalarının GSYH içindeki payı, kamu ve özel sektör harcama yapısı ile demografik ve ekonomik değişkenler çerçevesinde ele alınmıştır. Ayrıca seçilmiş göstergeler aracılığıyla sağlık harcamalarının iktisadi etkinliğine ilişkin genel bir değerlendirme yapılmıştır. Elde edilen bulgular, Türkiye’de sağlık harcamalarının hem nominal hem de kişi başına düzeyde artış eğilimi gösterdiğini ortaya koymaktadır. Buna karşın, sağlık harcamalarının GSYH içindeki payının sınırlı bir aralıkta seyrettiği ve AB ülkeleri ortalamasının altında kaldığı gözlemlenmiştir. AB ülkelerinde sağlık harcamalarının ağırlıklı olarak kamu kaynaklarıyla finanse edildiği, Türkiye’de ise kamu ve özel sektör harcamalarının zaman içerisinde farklılaşan bir yapı sergilediği görülmektedir. Ayrıca ebe, hemşire ve hekim sayıları bakımından da ülkeler arasında farklılıklar dikkat çekmektedir. Demografik faktörler, özellikle yaşlı nüfus oranındaki artış, sağlık harcamalarının önemli belirleyicileri arasında öne çıkmaktadır. Sonuç olarak çalışma, sağlık harcamalarının Türkiye ve AB ülkelerinde ekonomik yapı, demografik dinamikler ve finansman modeli ile yakından ilişkili olduğunu ortaya koymakta; Türkiye’de sağlık harcamalarının iktisadi sürdürülebilirlik ve etkinlik açısından geliştirilmesine yönelik politika alanlarına işaret etmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    GÜMÜŞHANE DEVLET HASTANESİNDEKİ HEMŞİRELERİN AFET TEHDİDİ İÇİN PSİKOLOJİK HAZIRLIKLARININ BELİRLENMESİ

    Rabia Arslanca Karadağ

    Bu araştırma, Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşirelerin afet tehdidine yönelik psikolojik hazırlık düzeylerini belirlemek ve bu düzey ile ilişkili sosyodemografik ve mesleki değişkenleri incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Gümüşhane Devlet Hastanesi’nde görev yapan 110 hemşire oluşturmuştur. Veriler, katılımcıların tanıtıcı özelliklerini içeren bilgi formu ve geçerlik-güvenirlik çalışması yapılmış olan Afet Tehdidine Yönelik Psikolojik Hazırlık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre hemşirelerin psikolojik hazırlık düzeylerinin genel olarak orta-üst düzeyde olduğu belirlenmiştir. Erkek hemşirelerin, afet eğitimi alanların, daha önce afette görev almış olanların, tatbikata katılanların ve gönüllü afet kuruluşlarında yer alanların psikolojik hazırlık düzeylerinin anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çok gruplu analizlerde; yaş ve meslekte çalışma yılı değişkenlerine göre psikolojik hazırlık düzeylerinin anlamlı farklılık gösterdiği, özellikle ileri yaş gruplarında ve mesleki deneyimi daha fazla olan hemşirelerde psikolojik hazırlık düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık eğitim düzeyi, çalışma sistemi ve kurumda çalışma süresine göre psikolojik hazırlık düzeyinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Araştırma sonuçları, hemşirelerin afet tehdidine yönelik psikolojik hazırlık düzeylerinin özellikle afet eğitimi, afet deneyimi, tatbikat katılımı ve gönüllülük gibi uygulama ve deneyim temelli değişkenlerle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Buna karşılık formal eğitim düzeyi ve çalışma koşulları gibi değişkenlerin psikolojik hazırlık üzerinde belirleyici olmadığı görülmüştür. Bu bulgular doğrultusunda, sağlık kurumlarında afet hazırlık çalışmalarının yalnızca teorik eğitimlerle sınırlı kalmaması; uygulama temelli eğitimler, düzenli tatbikatlar ve deneyim kazandırıcı süreçlerle desteklenmesi önerilmektedir.

  • Doktora TeziYalnız künye2026
    Afetlere Uyum ve Dirençlilik Ölçeği: Türkçeye Uyarlanması, Geçerliliği ve Güvenirliği

    Ali Doğan

    Afetler, bireylerin psikososyal dengesini sarsan karmaşık süreçlerdir. Bu süreçte bireylerin sergilediği psikolojik uyum ve dirençlilik, iyileşme kapasitesinin en önemli göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Jennifer M. First tarafından geliştirilen Afet Uyumu ve Dirençlilik Ölçeği’ni (AUDÖ) Türkçeye uyarlamak ve kültürel bağlama uygun, geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Araştırma, 2025 yılında İzmir, Trabzon ve Malatya illerinde toplam 1206 afetzede ile yürütülmüştür (pilot: 407, ana uygulama: 799). Uyarlama sürecinde ileri geri çeviri, uzman görüşleri ve pilot uygulama aşamaları takip edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA), Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), t testi, ANOVA, Pearson korelasyon teknikleri ve testleri kullanılmıştır. AFA sonucunda ölçeğin beş faktörlü yapısı doğrulanmış ve toplam varyansın %79,82’si açıklanmıştır. KMO değerleri alt boyutlarda 0,923–0,956, genel ölçekte ise 0,936 olarak saptanmıştır (p<0,05). Bartlett testi sonuçları veri setinin analize uygunluğunu kanıtlamıştır. DFA bulguları (CMIN/DF=2,894; RMSEA=0,049; CFI=0,966) güçlü bir model uyumuna işaret etmiştir. İç tutarlılık katsayıları (Cronbach Alpha) alt boyutlarda 0,901–0,936, genel ölçekte ise 0,954 olarak saptanmıştır. Cinsiyet, meslek, eğitim, gelir, yaşanılan yer, afet türü, konut tipi ve diğer afet kaynaklı değişkenlerin uyum ve dirençlilik üzerinde anlamlı etkileri olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; DARS ölçeğinin afetlerle ilgili bilimsel araştırmalarda ve saha uygulamalarında, psikolojik açıdan afetlere uyum ve dirençliliğin değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olarak uyarlanmıştır. Ölçeğin, afet sonrası riskli grupların belirlenmesinde ve psikososyal müdahale programlarının etkinliğinin ölçülmesinde temel bir referans araç olarak kullanılması önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Yenilenebilir enerji kullanımının ekonomik ve çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki etkileri: Panel veri analizi

    Yeliz Gür

    Bu çalışma yenilenebilir enerji kullanımının ekonomik ve çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki etkilerini G8 ülke grubu kapsamında incelemeyi amaçlamaktadır. Artan küresel enerji talebi ve fosil yakıtlara dayalı üretim yapısının yol açtığı çevresel ve ekonomik maliyetler, yenilenebilir enerji kaynaklarını sürdürülebilir kalkınma açısından kritik bir alternatif haline getirmiştir. Bu doğrultuda çalışmada, yenilenebilir enerji kullanımının hem çevresel sürdürülebilirlik hem de ekonomik sürdürülebilirlik üzerindeki etkileri bütüncül bir çerçevede analiz edilmiştir. Araştırmada 2000-2023 dönemini kapsayan G8 ülkelerine ait veriler kullanılmış ve analizler panel veri yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda biri çevresel sürdürülebilirlik, diğeri ekonomik sürdürülebilirlik olmak üzere iki ayrı model kurulmuştur. Modellerde yenilenebilir enerji kullanımının; ekonomik büyüme ve dışa bağımlılık gibi ekonomik göstergeler ile sera gazı emisyonları ve çevre kirliliği üzerindeki etkileri incelenmiştir. Elde edilen bulgular, yenilenebilir enerji kullanımının çevre kirliliğini azaltıcı yönde anlamlı etkiler yarattığını ve aynı zamanda ekonomik büyümeyi desteklediğini ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, yenilenebilir enerji yatırımlarının çevresel sürdürülebilirliğin sağlanmasının yanı sıra ekonomik performansı da artıran önemli bir unsur olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, politika yapıcıların yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik eden, enerji dönüşümünü hızlandıran ve fosil yakıtlara bağımlılığı azaltan stratejilere öncelik vermesi önerilmektedir.