Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2010
    Fen Bilgisi Öğretmen adaylarının ışık ve atom kavramlarını anlama seviyelerinin tespiti

    Kaya, Ali

    Bu çalışma, Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümü öğrencilerinin ışık ve atom kavramlarını anlama seviyelerini ve onların bu kavramlarla ilgili yanlış anlamalarının olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma verileri, 2003–2004 eğitim-öğretim yılı güz yarıyılında Fen Bilgisi Öğretmenliği programı 3. sınıf öğrencilerinden 62 öğrenciye geliştirilen 16 maddelik bir test uygulanması ve 12’si ile de mülakat yapılmak suretiyle elde edilmiştir. Test ve mülakatlardan elde edilen bulgular, öğrencilerin ışık ve atom kavramlarını anlama düzeylerinin sırasıyla % 26 ve % 84 olduğu yine bu kavramlarla ilgili sırasıyla % 34 ve % 6 oranlarında yanlış anlamalara sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu yanlış anlamalardan ışık kavramı ile ilgili olan bazıları; “Işık ulaştığı yüzeyi aydınlatan maddedir”, “Işık, belli bir kaynaktan çıkıp sonsuza kadar giden doğrular topluluğudur” şeklinde ve atom kavramı ile ilgili ise; “Atom, maddenin bölünemeyen en küçük yapı taşıdır” şeklindedir. Öğrencilerin ışık kavramı konusunda oldukça düşük bir anlama seviyesine sahip oldukları ve iki kavramla ilgili olarak da yanlış anlamalarının olduğu görülmektedir. Benzer çalışmaların diğer eğitim fakültelerinde de gerçekleştirilerek bu konuların sunumunda elde edilen araştırma sonuçlarının dikkate alınmasının yararlı olacağına inanılmaktadır.

  • Proje2010
    Adakit benzeri porfirlerin petrolojik özellikleri, KD Türkiye: Doğu pontidler'in üst kretase sonrası jeodinamik modeli için yeni bulgular

    Wijbrans, Jan; Uysal, İbrahim; Chen, Bın; Karsli, Orhan; Erduran, Murat; Boztuğ, Durmuş; Kandemir, Raif

    -

  • Proje2010
    Asfalt kaplamalarda sinerjik fayda kavramının anlaşılması, mekaniksel performans deneyleri ve bilgisayarlı tomografi görüntüleri yardımıyla deformasyon ve çatlama problemlerinin değerlendirilmesi

    Iskender, Erol; Yildirim, Yetkin; Tayfur, Süreyya; Aksoy, Atakan; Ozen, Halit

    -

  • Proje2010
    Karadeniz Bölgesi' nde karayemiş seleksiyonu ve çoğaltılması üzerine araştırmalar

    Kalkışım, Özgün; İslam, Ali; Vardal, Emre; Aygün, Ahmet; Çelık, Hüseyın

    -

  • MakaleYalnız künye2009
    The effectiveness of teaching practice module in opinions of final-year student teachers

    Eser, Yusuf; Şahin, Cemil; İlbay, Azmi Bayram; Karadüz, Adnan

    The aim of the study is obtained student teachers’ perceptions of practicum module. Practicum is a module that provides activities for teaching profession and through which student teachers gain skills and experiences as well as form their teaching discourses for teaching profession at the pre-service level. Practicum takes place in the schools that are governed by the Ministry of Education affecting student teachers’ professional learning significantly. The feedback taken from the student teachers just after they taught is an important indication for the effectiveness and evaluation of the practicum module. Their skills and knowledge in terms of pre- and post-practicum periods are compared. The research sample is 4th.-year (senior) student teachers from the department of Turkish teaching of Erciyes University Education Faculty; end the department of primary teaching of Agrı Education Faculty. Assessment is carried out by using the ‘Form of Practicum Assessment’ and chi-square test on SPSS software. Our results indicate that there are some significant differences between pre- and postpracticum periods in terms of student teachers’ perception of practicum module.

  • Derleme MakaleYalnız künye2009
    Mine and mining in Ordu and Giresun region (1860–1914)

    Saylan, Kemal

    It is well known fact that the districts of Ordu and Giresun havevery important mines and from the antiquity the region was the miningarea. Mining in this district continued its importance after the Ottomandominance over the region. In the 19th century copper, silver, limestone,lead, manganese, marble, mineral water were the main mining valueswhile the region was only a scene of iron mining in the Antiquity.Arrangements in the mining sectors from 1842 included district ofOrdu and Giresun and affected mining activities in the region. So, in the second part of the 19th century foreign and native mining companiesopened new mines and contributed favorably economy of region.Inthis study, we mention about mines of the district, the places of themines and their effects on the local economy from 1860 and until the 1st World War.

  • MakaleYalnız künye2009
    Trabzon-Taşönü Malzeme Ocağındaki Killerin Mühendislik Özellikleri

    Ceryan, Nurcihan; Kesimal, Ayhan; Aydın, Ali

    Doğu Karadeniz Bölgesinin en büyük çimento hammadde ocağı olan Taşönü Kireçtaşı Ocağında (Araklı-Trabzon) 2005-2006 tarihleri arasında üç ayrı düzlemsel yenilme gelişmiştir. Değişik fasiyeslerdeki kireçtaşlarından oluşan Kireçhane formasyonunda açılmış olan ocakta gelişen bu heyelanlar sonucunda malzeme alımı büyük miktarda azalmıştır. Heyelanların kayma düzlemleri kalınlığı 15-110 cm arasında değişen killi seviyelerdir. Bu nedenle söz konusu killerin jeomekanik ve jeofizik özellikleri incelenmiştir. Killi seviyelerden alınan örnekler yüksek plastisiteli kil (CH) grubuna girmektedir. Bu örneklerdeki kil minerallerinin yaklaşık % 85-90'ı montmorillonit ve % 10-15'i ise illitdir. Bu alandaki kil çeşitliliğini ortaya koymada yararlanılan hacim manyetik süseptibilite ölçüleri 129-163x10-6 cgs aralığında değişmektedir. Bu değerler kil içindeki ağır metal kirlilik oranları ile irdelenmiş ve özellikle demir oksit (% 3.6-6.8) oranlarının değişimine bağlı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu çalışmada, killi seviyeler ve dolgu malzemesi için elde edilen indeks ve makaslama dayanım değerleri ocaktaki açılacak kazı şevlerinin duraylılığının araştırılmasında kullanılabilir.

  • Proje2009
    Yerüstü ve ayaklı su depolarının deprem davranışlarının sıvı ve zemin etkileşimleri dikkate alınarak incelenmesi

    Livaoğlu, Ramazan; Dogangun, Adem

    -

  • MakaleYalnız künye2009
    Tüketicilerin Ürün Tercihinde Rol Oynayan Ürün Menşeinin, Marka, Fiyat ve Kalite Değişkenleri Açısından İncelenmesi

    Cengiz, Ekrem

    Bu araştırmanın amacı müşterilerin satın alma tercihlerinde ürün menşeinin etkisini irdelemek, yerli ve ithal ürünlerin tercihinde rol oynayan faktörlerin önem derecesini karşılıklı kıyaslama yöntemiyle belirlemektir. Bu amaçla, Trabzon’da yaşayan 381 kişi üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Araştırmada dört ürün özelliği ele alınmıştır; menşe, kalite, marka ve fiyat. Çalışmada dört hipotez oluşturulmuş ve hipotezlerin testinde konjoint analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, ürün menşe faktörünün ürün tercihinde önemli bir özellik olduğu bulunmuştur. Bunun yanısıra, ithal ve yerli menşeli ürünlerin tercih edilme açısından karşılaştırıldığında, fiyat, kalite ve marka faktörlerinin değişik etkilere sahip olduğu tespit edilmiştir.

  • MakaleYalnız künye2009
    Kuzeydoğu Türkiye neojen yaşlı alkalin vokanik kayaçlarındaki düşük basınç klinopiroksenlerinin bileşimsel değişimleri, zonlanma türleri ve petrojenetik anlamları

    Aydin, Faruk; Karsli, Orhan; Sadiklar, M. Burhan

    Clinopyroxene phenocrysts and microphenocrysts in different series of the Neogene alkaline volcanic rocks from the eastern Pontides (NE Turkey) record various stages in the crystallization conditions and evolution history of the alkaline melt as well as its origin. Crystal chemical studies reveal that the clinopyroxenes in each rock series show strong textural and compositional similarities, which all reflect a common petrogenetic affinity. They have relatively high Mg-numbers (0.68–0.95), variable Al2O3 (1.3– 9.6 wt%), low TiO2 (<2.7 wt%) and Na2O (<0.9 wt%) contents and low Al[6]/Al[4] ratios (mostly <0.25), suggesting relatively lowpressure crystallization conditions of the magma in the storage region. The pressures calculated for the clinopyroxenes in each series are nearly similar and vary in the range of 2.4–4.6 ± 0.9 kbars, which approximately corresponds to a crystallization depth of 7– 14 ± 3 km. The analyses of the compositional trends of the clinopyroxenes indicate the following types of zoning: (i) oscillatory and sectorial zoning related to melt crystallization (i.e. rapid cooling and crystallization), (ii) oscillatory, reverse zoning related to the different crystallization paths under a variable fluid regime, (iii) normal zoning related to the differentiation and fractional crystallization of the magma. Based on the primitive mantle- and chondrite-normalized trace and rare earth element patterns, all clinopyroxenes have high abundances of incompatible elements (i.e. La, Ce) with negative high field strength element anomalies (i.e. Zr, Ti) and low Nb/Y (0.1–0.2), Th/Y (< 0.1) and Rb/Y (< 0.03) ratios, suggesting derivation from a similar source. Obtained textural and mineral chemical data, as well as whole-rock compositions, thus suggest that the clinopyroxenes may have started to crystallize from alkaline basaltic magma derived from a homogeneous lithospheric mantle enriched by an earlier subduction event. After this process, the alkaline magma, from which early clinopyroxenes crystallized, underwent a relatively low-pressure fractional crystallization process. This was in closed magma chambers at different levels of the crust (or within a volcanic conduit system devoid of interaction processes), shown by variations in the different crystallization paths and in the fluid regime of the melt during differentiation and ascent of the magma, in a post-collisional extensional tectonic regime which affected the eastern Pontides during the Neogene.

  • MakaleYalnız künye2009
    Doğu pontidler'in (KD Türkiye) 2 ve 3 boyutlu kabuk kalınlığı

    Eyüboğlu, Yener; Bektaş, Osman; Maden, Nafiz; Gelişli, Kenan

    The Eastern Pontide orogenic belt is divided into three subzones (northern, southern and axial zones) based on present lithologies and facies associations. NE–SW-, NW–SE- and E–W-trending fault systems, which play an important role in palaeotectonics and neotectonics of the Eastern Pontides, separate these zones. Three different methods were used to estimate the Moho depth from observed gravity value, namely (i) empirical relationship between Moho depth and Bouguer anomaly; (ii) spectral analysis of the radial wave number and; (iii) by the gravity inversion method. Power spectrum, a statistical approach, is a widely used technique to determine the depth of geological sources successfully. The empirical linear relations between the Bouguer anomalies and seismically determined crustal thicknesses have been used to compute depths to the Conrad and Moho discontinuities, which are consistent with the average depths obtained from the power spectrum method. The crustal structure was also determined from the inversion of a Bouguer anomaly profile along longitude 39°. Gravity inversion results are consistent with those obtained from the empirical relations and power spectrum methods. We calculated the maximum crustal thickness of 43.8 km in the studied region by using the gravity inversion method, which also showed that crustal thickness increases from north to south.

  • MakaleYalnız künye2009
    Crustal thermal properties of the Central Pontides (Northern Turkey) deduced from spectral analys of magnetic data

    Maden, Nafiz

    Pontidler tektonik olarak Doğu, Batı ve Orta Pontidler olmak üzere üç ana bölgeye ayrılabilir. Bu birimlerin her biri okyanusal, kıtasal ve ada yayı parçalarından oluşan birleşik bir tektonik mozayiği göstermektedir. Doğu ve Batı Pontid tektonostratigrafik birimleri Orta Pontidlerde birleşmekte olup burada yapısal olarak kaynaşmakta ve tektonik bir düğüm oluşturmaktadır. Türkiye’nin kuzeyinde yer alan Orta Pontidler Tetis Okyanusuna bitişik Avrasya’nın güney kenarına ait parçaların en iyi görüldüğü yerdir. Çalışma alanı ayrıca Sakarya ve Kırşehir kıtalarını da içermektedir. Curie noktası derinliği ve ısı akısı değerlerini belirlemek için kullanılan Manyetik Spektral Analiz yöntemi Orta Pontidlerin termal rejimini tanımlamak için değerlendirilmiştir. Manyetik veri beş alt bölgeye ayrılmış ve her alt bölgenin ortalama Curie derinliğini belirlemek için 2B Fourier dönüşümü yöntemiyle güç spektrumları hesaplanmıştır. Çalışma alanında, Curie noktası derinlik değerleri güneyde 14.8 km’den kuzeyde 21.8 km’ye değişmektedir. Elde edilen değerler inceleme alanının güneyinde yüksek termal gradienti (39.2 °Ckm-1) ve buna karşılık gelen yüksek ısı akısını (94.1 mWm-2) göstermektedir. Çalışma alanının kuzeyinde yer alan yığışmış okyanusal kabuk malzemesinden oluşan Orta Pontidler düşük termal gradient (26.6 °Ckm-1) ve düşük ısı akısı (63.9 mWm-2) değerlerini göstermektedir. Belirlenen ısı akısı değerlerinin Pontidler gibi ada yaylarına doğru yığışım prizması içinde azaldığını ortaya koymuştur.

  • MakaleYalnız künye2009
    Ekonomik kriz dönemlerinde müşteri memnuniyeti ve proaktif pazarlama ilişkisi

    Cengiz, Ekrem

    Ekonomik krizler firmaların performanslarını dolayısıyla da müşteri memnuniyetlerini etkileyen önemli iş dönemleridir. Her firma ekonomik krizden aynı oranda ve aynı şekilde etkilenmez. Bazı firmalar ekonomik krizleri kendileri için fırsat olarak görüp, bu dönemlerde pazarlama yatırımlarını artırarak proaktif pazarlama stratejisi izlerler. Kriz dönemlerinde müşteri memnuniyetini artırmanın en iyi yolu da proaktif pazarlama anlayışını izlemektir. Proaktif pazarlama anlayışı ise pazarlamaya stratejik düzeyde önem verme, girişimci kültür özelliği, kullanılabilir serbest kaynaklar ve ekonomik krizin derecesi faktörleri tarafından belirlenir. Bu araştırmada proaktif pazarlama anlayışı ve belirleyicilerinin müşteri memnuniyeti üzerine olan etkisi bir model dahilinde 261 firma yöneticisiyle yapılan anket sonuçları ile yapısal eşitlik modeli kullanılarak test edilmiştir. Test sonucunda modelin bir bütün olarak iyi uyum sağladığı bulunmuş ayrıca ileri sürülen sekiz hipotez de kabul edilmiştir. Elde edilen sonuca göre ekonomik kriz dönemlerinde proaktif pazarlama anlayışı ve belirleyicilerinin müşteri memnuniyetini etkileyen önemli faktörler olduğu tespit edilmiştir.

  • MakaleYalnız künye2009
    Bireylerin kredi kartlarını değiştirme tutumları

    Cengiz, Ekrem

    Kredi kartları kağıt paranın yerini almaya aday günümüzün popüler ödeme araçlarıdır. Türkiye’de 1990’lardan sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bankalar da hızla gelişen kredi kartı pazarında söz sahibi olmak için sıkı bir rekabet içine girmişlerdir. Rekabet sonucu çok sayıda ve farklı faydalar sunan kredi kartları ortaya çıkmıştır. Bu araştırmanın amacı bireylerin mevcut kredi kartını değiştirme tercihi olasılıklarını belirleyen demografik değişkenleri ve etki faktörlerini gösteren bir model oluşturmaktır. Araştırma Trabzon, Ordu ve Giresun’da 581 kişi üzerinde uygulanmıştır. Yapılan binary lojistik regresyon analizi sonucunda cinsiyet, yaş, kredi kartının kullanabileceği yerlerin çokluğu, kredi kartının limitinin yüksek olması, internetten alışveriş imkanının iyi durumda olması ve kredi kartını sağlayan kurumun imajının tesirli olması değişkenlerinin, kredi kartını değiştirmeme isteği olasılığını değişik seviyelerde etkiledikleri tespit edilmiştir.

  • MakaleYalnız künye2009
    Motivasyon üzerinde ulusal kültür etkisi

    Okan, Tarhan; Demir, Halis

    Yönetim; insanların belirlenen amaçlar doğrultusunda motive edilmesi olarak tanımlanabilir. Bu tanım belirli soruları gündeme getirmektedir. Örneğin, çalışanlar, yönetimin belirlediği bu amaçları gerçekleştirmek için neden çaba göstersinler ya da belirli eylemleri neden yerine getirsinler? Acaba bir yöneticinin bu soruya verebileceği -tüm dünyada geçerli- evrensel bir yanıt var mıdır? Bu sorulara yanıt arayan teorisyenler farklı kültürel gruplara uygulanabilecek evrensel motivasyon teknikleri arayışında iken Hofstede (1980) farklı kültürlerden gelen çalışanların farklı biçimlerde motive edilebileceğini öne sürmüştür. “Farklı kültürel arka alanlar, motivasyonel güdülerin nispi önemi üzerinde farklı etkilere sahiptir” düşüncesinden hareket eden, bu çalışmada amaç; Maslow (1943)’un ihtiyaçlar hiyerarşisi ile Türk işgörenlerin kültürel yapıları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Kültürel araştırmalarla birlikte, teorilerin evrensellik iddialarının test edilmesinin önemine vurgu yapılmasına karşın, ulusal kültür boyutları ve Maslow’un ihtiyaç aşamaları arasındaki ilişkiyi test eden görgül araştırmalara rastlanamamıştır. Böyle bir ilişki yapısının modellenmesi, kültür ve motivasyon ilişkisi ile ilgili teorik katkılarının yanı sıra, yönetimci bakış açısından da önemli katkılar sağlayacaktır. Yöneticiler konuyu bilimsel bir yaklaşımla ele alarak, işgören davranışlarının altında yatan temel faktörleri anlama ve böylece motivasyon konusunda esnek bir uygulama imkanı bulacaklardır. Bu bağlamda, araştırmada iki değişken seti kullanılmıştır. Maslow (1943)’un ihtiyaçlar hiyerarşisi aşamaları araştırmanın bağımlı değişken setini oluşturmaktadır. Bu ihtiyaçlar, Porter (1961)’ın modeli esas alınarak; güvenlik, sosyal, saygı, otonomi ve kendini gerçekleştirme olmak üzere beş aşamada ölçülmüştür. Bağımsız değişken seti ise, Hofstede (1980)’in ulusal kültür boyutlarından oluşmuştur. Kültür boyutları; belirsizlikten kaçınma, güç mesafesi, dişi kültür, erkek kültür, bireycilik ve toplumculuk olmak üzere altı boyutta ele alınmıştır. Araştırmanın ana kütlesini, Trabzon ilinde faaliyet göstermekte olan ve genel olarak 50’den fazla çalışanı olan üretim işletmelerinin mavi yakalı işgörenleri oluşturmuştur. Elde edilen 200 adet veriye kanonik korelasyon ve aşamalı regresyon analizleri uygulanmıştır. Analiz sonuçları, ulusal kültür boyutları ile bireylerin motivasyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya koyan araştırma hipotezini destekler niteliktedir. Araştırma sonuçları, ulusal kültür yapımızda, güvenlik, saygı ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarının; bireysellik ve toplumculuk kültür boyutları ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Çalışan insanı yüksek düzeyde performansa yönelten motivasyonel içeriğin, ulusal kültür etkisinde şekilleneceği öngörüsünü doğrulayan bu ilişki yapısı, özellikle insan kaynaklarının etkin kullanımı bakımından önem taşımaktadır. Bugün rekabette öne geçmenin anahtarı insansa, kültürel değerleri dikkate almayan yönetsel yaklaşımların, örgütün başarısı için hayati öneme sahip bu kaynağın israfı anlamına geleceği açıktır.

  • MakaleYalnız künye2009
    Membrane thermal stability at different developmental stages of spring wheat Genotypes and Their diallel cross populations

    Bahar, Bilge; Koç, Müjde; Barutçular, Celalettin; Yildirim, Mehmet

    Yüksek sıcaklığa toleransta hücre zarlarının kararlılığı önemli bir fizyolojik seleksiyon kriteri olabilir. Yüksek sıcaklık membran kararlılığı, yüksek sıcaklığa maruz bırakılan yaprak dokusunun içerisinde bulunduğu sulu ortamdaki elektriksel iletkenliğin ölçümüyle belirlenmektedir. Bu araştırma, tarla koşullarında yetiştirilen 4 yazlık buğday anacı ve bunların altı F₂ diallel melez döllerinde, iki farklı yöntemle (MTS, yüksek sıcaklık membran kararlılığı ve RI, zarar indeksi) hesaplanan membran kararlılığının farklı gelisme dönemlerindeki değişimlerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ölçümler, yaprak büyümesi (erken vejetatif dönem), sapa kalkma ve erken süt olum evrelerinde gerçekleştirilmiştir. MTS ve RI ölçümleri üç farklı büyüme evresinde benzer eğilim göstermiştir. Bununla birlikte, büyüme evreleri genotiplerin MTS ve RI değerlerini önemli düzeyde etkilemiştir. Genotiplerin membran kararlılığı parametreleri büyüme evresi ilerledikçe azalmıştır. Tüm ölçümlerde özel uyum yeteneğinin genel uyum yeteneğine üstünlük sağlaması, memran kararlılığı özelliklerinin yönetiminde eklemeli olmayan gen etkilerinin etkin olduğunu göstermektedir. Erken süt olum evresinde bayrak yaprak membran kararlılığı, tane verimiyle önemli düzeyde ilişkili bulunmuştur. Anaçlardan Genç 99 ve 84ÇZT04 düşük verim, Chil’s ve Seri 82 yüksek verim potansiyeli göstermişlerdir. F₂ döllerinde tane verimi, başak verimi ve tane ağırlığı anaçlardan yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar, membran kararlılığı ölçümleri yönünden genotiplerdeki mevcut çeşitliliğin sıcak stresli çevrelerde buğday ıslahında kullanılabileceğini göstermektedir.

  • MakaleYalnız künye2009
    The effect of relational bonding strategies on consumer loyalty in banks

    Er, Bünyamin; Cengiz, Ekrem

    In this research, It is aimed to explain the relationships among relational bonds, customer values, and customer loyalty in the banking industry. Data were obtained from a sample of 236 bank customers with random sampling method. As a result, It is found that all of the relational bonds (social bonds, financial bonds and structural bonds) have strong effect on customer loyalty indirectly via mediator factors (hedonic value and utilitarian value). Mediator factor (hedonic value and utilitarian value) have also affect customer loyalty positively and directly. Beside this, financial bonds affect utilitarian value, social bonds influence hedonic value and structural bonds affect both hedonic value and utilitarian value directly and positively. So seven hypothesis constructed have been accepted.

  • MakaleAçık Erişim2009
    U-Pb SHRIMP zircon ages, geochemical and Sr-Nd isotopic compositions of the late cretaceous I-type Sariosman pluton, Eastern Pontides, NE Turkey

    Kaygusuz, Abdullah; Chen, Bin; Aslan, Zafer; Siebel, Wolfgang; Şen, Cüneyt

    The petrogenesis and U-Pb SHRIMP zircon ages of the Late Cretaceous Sariosman pluton in the Eastern Pontides is investigated by means of whole-rock Sr-Nd isotope data with field, petrographic and whole-rock geochemical studies. The bulk of the I-type Sariosman pluton consists of biotite-hornblende monzogranite, with minor quantities of porphyritic hornblende-biotite monzogranite. The biotite-hornblende monzogranite contains a number of mafic microgranular enclaves (MMEs) of quartz monzodiorite composition. U-Pb zircon sensitive high-resolution ion microprobe dating (SHRIMP) dates the magma emplacement age of the biotite-hornblende monzogranite at 82.7±1.5 Ma. The rocks of the pluton show high-K calc-alkaline, metaluminous to slightly peraluminous characteristics, and are enriched in large ion lithophile elements (LILE) and light rare earth elements (LREE) relative to high field strength elements (HFSE), thus displaying features of arc-related granitoids. Chondrite-normalised rare earth-element (REE) patterns have concave upward shapes (Lacn/Lucn= 10.1-17.4) with pronounced negative Eu anomalies (Eu/Eu*= 0.61-0.80). Initial εNd values vary between -3.0 and -4.1 and initial 87Sr/86Sr values between 0.7062 and 0.707. The MMEs are characterised by higher Mg-numbers (27-29) and lower values of both SiO2 (56-58 wt%) and aluminium saturation index (0.9-1.0), compared to the monzogranites. Fractionation of plagioclase, hornblende and Fe-Ti oxides played an important role in the evolution of the Sariosman pluton. The crystallisation temperatures of the melts ranged from 700 to 800 °C and a relatively shallow intrusion depth (~2 to 7 km) is estimated from the Al-in-hornblende geobarometry. The geochemical and isotopic compositions of the Sariosman pluton suggest an origin through dehydration melting of mafic lower crustal source rocks.

  • MakaleYalnız künye2008
    Elazığ çevresindeki kayaçların beton agregası olarak kullanılabilirliği

    Gurocak, Zulfu; Alemdag, Selcuk

    Bu çalışmada, Elazığ çevresinde yüzeyleyen kayaçların beton agregası olarak kullanılabilirliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Keban Uetamorfitleri, Elazığ Magmatitleri, Harami Formasyonu, Maden Karmaşığı, Kırkgeçit Formasyonu ve Karabakır Formasyonu' ndan farklı noktalardan kaya örnekleri alınmış, kaya ve agrega örneklerinde deneysel çalışmalar yapılmıştır. Petrografik ve kimyasal özellikleri belirlemek için, kimyasal analizler ve ince kesitlerde petrografik çalışmalar yapılmıştır. Ayrıca, kaya örneklerinin birim hacim ağırlık, ağırlıkça ve hacimce su emme, porozite, doluluk oranı, serbest basınç dayanımı belirlenmiştir. Çeneli kırıcı yardımıyla standart boyutta agrega örnekleri hazırlanmış, bu agregaların alkali agrega reaktivitesi, magnezyum sülfat çözeltisinde don kaybı, özgül ağırlık, su emme, yıkanabilir madde içeriği ve Los Angeles aşınma dayanımı belirlenmiştir. Deney sonuçları TSE standartlarındaki sınır değerler ile karşılaştırılmıştır. Keban Metamorfitleri, Elazığ Magmatitleri ve Kırkgeçit Formasyonu' nun düşük Los Angeles aşınma direncine ve özgül ağırlığa sahip olması nedeniyle, bu kayaçların beton agregası olarak kullanılması uygun değildir. Maden Karmaşığı ve Karabakır Formasyonu'na ait bazaltların tüm fiziko-mekanik özellikleri beton agregası olarak kullanılabilme açısından uygundur ve bu kay açlar beton agregası olarak kullanılabilirler.

  • MakaleYalnız künye2008
    Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Çiftliğinde yetiştirilen siyah alaca sığırlarda akrabalı yetiştirme düzeyi ile bunun bazı üreme ve süt verim özellikleri üzerine etkileri

    Bilgin, Ömer C.; Yanar, Mete; Tüzemen, Naci; Güler, Olcay; Aydin, Recep; Akbulut, Omer; Bayram, Bahri

    Bu çalışmada, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Çiftliğinde 1989-2002 yılları arasında yetiştirilen Siyah Alaca sığırlarda akrabalı yetiştirme katsayıları hesaplanmış ve yıllar itibarıyla akrabalı yetiştirme düzeyindeki değişimler incelenmiştir. Ayrıca akrabalı yetiştirme düzeyinin doğum ağırlığı ve ilkine buzağılama yaşı gibi üreme özellikleri ve süt verim özellikleri üzerine etkileri de araştırılmıştır. İncelenen dönemde, doğan Siyah Alaca sığırların ortalama akrabalı yetiştirme katsayısı % 1.35 ± 0.45 olarak saptanmıştır. Yıllara göre akrabalı yetiştirme düzeyi dalgalanmalar göstermiştir. 1995 hariç, 1989–1996 yılları arasında akrabalı yetiştirme söz konusu değildir. Son yıllarda ise, akrabalı yetiştirme katsayısında bir artış saptanmıştır. Akrabalı yetiştirme düzeyinin doğum ağırlığını önemli (P<0.01) seviyede etkilediği saptanmıştır. Akrabalı yetiştirme katsayısındaki her % 1’lik artışa karşılık, doğum ağırlığında 0.264 ± 0.006 kg’lık azalma olmuştur. Akrabalı yetiştirilen Siyah Alaca sığırların ilk laktasyon 305 gün süt (P<0.01), günlük süt (P<0.01) ve laktasyon yağ verimi (P<0.05), akrabalı yetiştirilmeyenlere göre önemli derecede düşük belirlenmiştir. Bununla birlikte, ilkine buzağılama yaşı, % süt yağı oranı ve laktasyon süresi gibi diğer özellikler akrabalı yetiştirmeden etkilenmemiştir.