Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2017
    Gümüşhane ve Civarındaki Güncel Deprem Aktivitesinin Bölgesel ve Zamana Bağlı Değişimleri: İstatistiksel Bir Değerlendirme

    Öztürk, Serkan

    Bu çalışmada, Gümüşhane ve civarındaki deprem aktivitesinin bölgesel ve zamana bağlı değişimlerinin istatistiksel bir analizi yapılmış ve güncel deprem karakteristikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. İstatistiksel analizler için, 21 Eylül 1970-26 Haziran 2016 yılları arasında süre magnitüdü MD>=1.1 olan ve 2500 depremi içeren yaklaşık 45.76 yıllık bir deprem kataloğu kullanılmıştır. Bununla birlikte, standart normal sapma Z-değerinin hesabı için MD?2.8 olan ve 1336 depremi içeren ayrıştırılmış deprem kataloğu kullanılmıştır. Deprem büyüklükleri genellikle 2.5-3.5 arasında değişim gösterirken MD=2.8 değerinde bir maksimuma ulaşmıştır. 2011 yılına kadar deprem sayılarında gözlenen sistematik artış 2011 yılından sonra bir azalım sürecine girmiştir. Çalışma alanı için tamlık magnitüdü Mc=2.8 olarak alınmış ve b-değeri 1.01±0.02 olarak hesaplanmıştır. Gümüşhane ve civarındaki depremlerin magnitüd-frekans dağılımı genel olarak b=1.0 ile verilen değerle iyi temsil edilir. 1970-2016 yılları arasındaki bölge için büyük sayılabilecek bazı depremlerden önce b-değerinde önemli düşüşler gözlenmekle birlikte son yıllarda önemli bir azalım gözlenmemiştir. Bölgesel ölçekte düşük b-değerleri, Kelkit ve Köse'yi içine alan doğu ve kuzey doğu kısımlar ile Köse'nin kuzeyinde ve Kelkit'in güneyinde gözlenmiştir. Düşük b-değerlerinin gözlendiği bu bölgeler gelecekteki olası deprem potansiyeli açısından önemli olabilir. Depremlerin tekrarlama zamanları ve yıllık olasılıkları üzerine yapılan analizler, Gümüşhane ve civarının büyük sayılabilecek deprem oluşumları açısından önemli bir deprem potansiyeline sahip olmadığını göstermektedir. Depremsellik oran değişimlerine bağlı olarak, 2016 yılı ortalarında herhangi bir sismik durgunluk anomalisi gözlenmemiştir. Sonuç olarak istatistiksel değerlendirmeler, Gümüşhane sınırları içerisinde kısa vadede önemli bir deprem tehlikesi potansiyelinin olmadığını ortaya koyar

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    Akçaabat (Trabzon) Güneyi ve Çevresindeki Kampaniyen Yaşlı Volkanik Kayaçların Petrografisi, Jeokimyası, Jeokronolojisi ve Petrojenezi

    Yücel, Cem

    Doğu Pontid Orojenik Kuşağında Akçaabat (Trabzon) güneyi ve çevresinde yüzeyleme veren Kampaniyen yaşlı volkanik kayaçlar; bazalt, bazaltik andezit ve andezit bileşiminde olup, petrografik olarak klinopiroksen , plajiyoklas (An80-84), olivin ve opak minerallerden oluşurlar. Tüm kayaç hamurunda uygulanan 40Ar-39Ar yaşlandırma metoduyla volkanitlerin yaşları 82.61±0.34 My (Üst Kretase, Kampaniyen) olarak belirlenmiştir. Volkanitler kalk-alkalen karaktere sahiptirler. İlksel manto (İM)'ya normalize edilmiş iz element değişim diyagramlarında büyük iyon yarıçaplı litofil element (BİLE; Sr, K2O, Rb, Ba), Th ve Ce bakımından zenginleşme, Zr, Y, Nb, Ta ve TiO bakımından fakirleşme ile karakterize edilen yitim imzasına sahiptirler. Ayrıca, kondrite normalize edilmiş nadir toprak element (NTE) dağılımları, kayaçların düşük-orta derecede zenginleştirklerini göstermiştir (LaN/LuN=2-3.4). Volkanitlerin ana magmasının gelişiminde fraksiyonel kristallenmenin rolü magma karışımı ve asimilasyonfraksiyonel kristalleşmeye (AFC) göre daha etkindir. Tüm bu veriler ışığında Kampaniyen yaşlı volkanitlerin ana magmasının yitim etkisiyle, daha çok akışkanlar tarafından metazomatizmaya uğratılmış spinel lerzolitik bileşimdeki zenginleşmiş bir kaynaktan türediği ve daha sonra kabuk içerisinde özellikle fraksiyonel kristallenme ve daha az oranda da magma karışımı gibi magmatik olayların etkisiyle geliştiği düşünülmektedir

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017
    An Attempt to Develop A Scale on the Decision Process: The Manager Decision Time Scale

    Bostan, Sedat; Durmus, Ibrahim

    The aim of this study is to develop a valid and reliable data-obtaining tool for exploring which decision stage deems sufficient for managers in the public or private sector, how they use time and how they act in different occasions. Also, a scale demonstrating the approaches which managers are following in their decision processes has not been seen among past studies. This study has been carried out in order to close this gap. The scale has been developed in consideration of the managers’ recommendations about the decision process. Sampling method applied in research is easy sampling method. The 389 participant of this study consist of public and private sector managers in the cities of Gümüşhane and Bayburt in Turkey. The results of this study are assembled under four factors as “manager’s problem noticing time, manager’s problem defining time, manager’s problem solving time, and the manager’s decision time on different occasions.” A “Manager Decision Time Scale” containing 13 items has been developed from these Likert scale factors. It has been tested for validity by Model-Defining Factor Analysis. The scale that was formed with the data obtained at the end of this study has been proved to be a valid and reliable data-obtaining tool.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017Scopus SJRQ3
    Dizel yakıtına etanol ve dietil eter katılmasının motor performansı ve emisyonlara etkilerinin deneysel incelenmesi

    Sezer, İsmet

    Bu çalışmada, etanol ve dietil eterin dizel yakıtına katılmasının motor performansı ve egzoz emisyonlarına etkileri deneyselolarak incelenmiştir. Deneylerde %15 etanol, %15 etanol ile %2 dietil eter ve %15 etanol ile %4 dietil eter içeren üç farklı yakıtkarışımı ve dizel yakıtı kullanılmıştır. Deneyler tek silindirli direkt püskürtmeli bir dizel motoru kullanılarak 1500 d/dk sabitdevir sayısında ve farklı yükleme durumlarında gerçekleştirilmiştir. Dizel yakıtı ve yakıt karışımları için püskürtme, yanma,performans ve emisyon parametreleri değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçları, etanol ve dietil eter yakıt karışımlarının püskürtmebasıncında düşüşe ve dietil eter katkısının püskürtme zamanında gecikmeye neden olduğunu göstermiştir. Yanmanın ilkaşamasında kütlesel yanma oranı etanol ve dietil eter karışımları için düşük değerler alırken yanmanın ilerleyen aşamasındakütlesel yanma oranı dietil eter içeren karışımlar için artış göstermiştir. Ayrıca, etanol ve dietil eter yakıt karışımları silindirbasıncı ve sıcaklığında azalmaya neden olmuştur. Etanol ve dietil eter yakıt karışımları kullanıldığında hava fazlalık katsayısı%9,310,4 oranında artarken egzoz gazı sıcaklığı %4,8-5,5 oranında azalmıştır. Etanol karışımı motor gücünde %1,4 oranındadüşüşe neden olurken, dietil eter karışımları için güçteki azalma %0,3-1,1 arasında kalmıştır. Etanol ve dietil eter karışımlarıefektif verimde %14,7-17,2 oranında artış ve özgül yakıt tüketiminde %8,5 oranında azalma sağlamıştır. Yakıt karışımlarıkullanıldığında NOx emisyonunda %6,8-18,2 ve CO2 emisyonunda %10,313,8 oranında azalma sağlanmıştır. Yakıt karışımlarıHC emisyonunda %5-12,5 artışa neden olurken, CO emisyonu motor yüküne bağlı olarak dalgalanmalar göstermiştir.

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2017Scopus SJRQ4
    Regional and Temporal Analyses of the Current Earthquake Activity in and around the North Anatolian Fault Zone

    Öztürk, Serkan

    In this study, the regional and temporal variations of seismicity in and around the North Anatolian Fault Zone, one of the most seismically active strike slip fault systems in the World, are analyzed by using the seismotectonic b-value, fractal dimension Dcvalue, precursory seismic quiescence Z-value and correlations with each other. In order to produce an up-to-date and reliable statistical relation, several regression methods are tested. In and around the NAFZ, the relation of Dc=2.46-0.58*b having a very strong negative correlation coefficient, r=-0.98, is calculated as a more reliable relation. Significant fluctuations are observed in the temporal changes of b and Dc-values and the decreasing in b-value and thus the increasing trend in Dc-value between the years of 2012 and 2013 may be important in terms of the next earthquake potential in and around the NAFZ. The b-values lower than 1.0 and also the Dc-values larger than 1.85 are observed in the regions covering the vicinity of Düzce fault and the Black Sea coast, the vicinity of Pülümür fault and Erzincan, between Pülümür and Karlıova, Sancak-Uzunpınar and Göynük fault zones. At the beginning of 2016, seismic quiescence anomalies are observed in and around Enez, the north of Etili fault, Çanakkale and Edremit, Tekirdağ-Silivri and Marmara Sea, the part of Black Sea and the vicinity of Yalova-İzmit, the northern part of Manyas fault, İznik-Gebze, Düzce fault and the Black Sea coast, İsmetpaşa segment and Laçin-Merzifon fault zone. The regions having both the smallest b-value and the largest Dc-value with the high Z-value are the vicinity of Düzce fault and the Black Sea coast. As an important result, the combination of these seismotectonic parameters may supply some important evidences in order to reveal the next earthquake potential in and around the NAFZ and, these anomaly areas may be interpreted as the possible locations of the next earthquakes.

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2017
    Farklı Gelişmişlik Düzeylerinde Kurumsal Kalitenin Çevre Performansı Üzerindeki Etkisi: Ampirik Bir Analiz

    Topal, Mehmet Hanefi; Hayaloğlu, Pınar

    Bu çalışmanın amacı, ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeylerini de dikkate alarak kurumsalkalitenin çevre performansı üzerindeki etkisini araştırmaktır. 34’ü gelişmiş, 90’ı gelişmekte olantoplam 124 ülkenin 2000-2014 dönemi verilerinin kullanıldığı araştırmada, diğer çalışmalardan farklıolarak çevre geniş anlamda tanımlanmıştır. Ayrıca kurumsal kalitenin 3 ayrı göstergesinin (politik risk,yönetişim ve demokrasi) kullanıldığı araştırmada, kurumsal kalite göstergeleri ile çevre performansıarasındaki ilişkiler panel veri analiz yöntemlerinden sabit etkiler, rassal etkiler ve iki aşamalı sistemGMM tahmin yöntemleriyle incelenmiştir. Ampirik analizlerden elde edilen sonuçlara göre; herekonomik gelişme seviyesinde düşük politik risk, yüksek yönetişim kalitesi ve demokrasi ülkelerinçevresel performanslarını pozitif yönde etkilemektedir. Bununla beraber, diğer kurumsal göstergeleregöre gelişmiş ekonomilerde politik risk, gelişmekte olan ekonomilerde ise demokrasi çevreperformansı üzerinde daha fazla etkilidir. Elde edilen bulgulardan hareketle, daha yüksek çevreperformansı için ülkelerin kurumsal yapılarının çevresel ihtiyaçlara cevap verecek şekildeoluşturulması gerektiği ifade edilebilir.

    AtıfOpenAlex13TR Dizin12
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2017
    Calculation of the Index of Turkey's Vulnerability in Natural Disasters

    Bostan, Sedat; Yaprak, Unal

    Aim: The aim of this study was to determine the vulnerability levels of Turkey in terms of natural disasters and to guide decision makers and strategists in this field. In the study, disaster data obtained for 1987-2011 were used, and the disaster of type was most observed in our country. Materials and Methods: Data vulnerability indices against the disasters were calculated using a Data Envelopment Analysis Program (DEAP) 2.1 program with a Data envelopment analysis-based output-oriented Malmquist Total Factor Productivity Index method. Results: The regions of Turkey, which have the highest vulnerability index for the disasters, were TRA2 (0.323), TRB2 (0.305), and TRB1 (0.287) regions. In addition, it was seen that in the Black Sea region, the TR82 (0.267) region was more vulnerable than the other places of the region. In this study, a picture of the whole country over a period of 25 years in terms of disasters was captured. Conclusion: In the picture, it is seen that economic and social costs endured due to disasters are separated into two regions starting from the region of Eastern Anatolia and the north branch extends across the Black Sea region and the other south branch reaches to the Mediterranean.

    AtıfOpenAlex1
    Web of ScienceTR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2017
    Reflections of the Terrorist Attacks in 2016 on Humor Magazines

    Türten, Elif

    Cartoon and politics have been in close relationship throughout the history of the press. Political structure of the period, social events that developed due to the political or political events that took place at that time and political actors are reflected on the caricatures and humor magazines. In our country, the year 2016 was very intense in terms of agenda. 27 terrorist attacks took place throughout 2016. During these attacks, hundreds of people lost their lives and thousands were injured. In the study, it was investigated how the terrorist incidents in 2016, which the country experienced in a state of mourning, were handled in the humor magazines, how much space was provided and how the terrorist incidents were evaluated. In this regard, the research question is set as how the political trends and ideological structures of the humor magazines that are the subject of study are reflected in the cartoons. In this context, cover pages of Penguin, Girgir and Uykusuz Magazines were used as a method of critical discourse analysis by Teun van Dijk. These magazines were selected because they constitute important examples of political cartoons and have a large reader base in Turkey. As a result of the examination, 8 cover pages were drawn in Penguen Magazine, 6 in Girgir Magazine and 7 in Uykusuz Magazine. A total of 21 cover pages were examined in the study. The Penguen Magazine approached at people who were exposed to terrorist incidents. Girgir Magazine criticized the events. However, the most serious criticism about the subject was made by Uykusuz Magazine. In general, disappointment from terrorist events has found place in cartoons.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2017Scopus SJRQ1
    Diversity and genetic analysis through DArTseq in common bean (Phaseolus vulgaris L.) germplasm from Turkey

    Nemlı, Seda; Kaygisiz Aşçioğul, Tansel; Ateş, Duygu; Eşıyok, Dursun; Tanyolaç, Muhammed Bahattin

    The common bean (Phaseolus vulgaris L.) is the most consumed food legume in the world and is a major source of dietary protein, carbohydrates, and valuable micronutrients, especially in developing countries. Diversity Arrays Technology (DArTseq), based on genome reduction with restriction enzymes, provides a rapid, high-throughput, and cost-effective tool capable of generating thousands of genotyped single nucleotide polymorphisms (SNPs) for a genome-wide analysis of genetic diversity. In this study, we aimed to characterize common bean accessions using SNPs detected by a DArTseq approach. A total of 43,018 SNPs were identified from 173 common bean accessions, including Andean and Mesoamerican genotypes. After filtering raw and redundant data, a total of 16,366 SNPs were considered for further analyses. According to population structure analysis, the genotypes were roughly divided into 2 gene pools of Andean and Mesoamerican types. Pairwise fixation index (Fst) values were calculated to resolve the differentiation between populations. This study demonstrated that discovering SNPs from the whole genome is a potential resource for identifying naturally diverse accessions and also the information could be used in breeding programs to develop new common bean varieties.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    AtıfScopus19WoS18OpenAlex24TR Dizin3
    ScopusWeb of ScienceTR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2017Scopus SJRQ3
    Cytotoxic effect of Laurocerasus officinalis extract on human cancer cell lines; [Laurocerasus officinalis ekstraktının İnsan kanser hücre serileri üzerindeki sitotoksik etkisi]

    Demİr, Selim; Turan, İbrahim; Demİr, Feyza; Ayazoğlu Demİr, Elif; Alıyazicioğlu, Yuksel

    Laurocerasus officinalis Roem. (Prunus laurocerasus L.), also locally known as “karayemis or taflan”, is a popular black summer fruit belonging to the genus Prunus and the family Rosaceae. L. officinalis exhibits numerous biological activities, such as anti-inflammatory, antinociceptive, antioxidant, neuroprotective, and antidiabetic effects. The aim of this study was to determine the total phenolic content and cytotoxic effect of dimethyl sulfoxide extract of L. officinalis (DEL). The total phenolic content and cytotoxic effect of DEL were investigated using the Folin-Ciocalteu method and thiazolyl blue tetrazolium bromide (MTT) assay, respectively. Total phenolic content value was 33.7±0.13 mg gallic acid equivalent per g sample. DEL exhibited selective cytotoxic effects against four human cancer (lung, colon, liver, and cervix) cell lines. The most selective cytotoxic effect of the extract was observed in colon cancer cells (IC50=265.2±8.1 μg/mL) compared to normal fibroblast cells. These data demonstrate that L. officinalis extract exhibits selective cytotoxicity towards some cancer cells. Further studies are now needed to clarify the molecules involved and their mechanisms.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfScopus17WoS21OpenAlex34TR Dizin14
    ScopusWeb of ScienceTR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2017Scopus SJRQ4
    The effect of sintering in different atmospheres on superconductivity parameters of YBCO

    Başoǧlu, Mehmet

    YBa2Cu3O7 (Y123) is a superconductor material discovered in 1987 and its transition temperature is above the liquid nitrogen temperature. It is known that superconductor samples produced by the solid-state reaction route are very often sintered in air atmosphere. However, in the presented work, Y123 was prepared by the same technique using a sintering ambient composed of a mixture of oxygen and argon gases for the first time. Critical current densities of the samples were calculated using results of magnetization measurements. It was obtained from magnetization analysis that all the samples exhibited superconductor character. It was also observed that the sample sintered in the 50% oxygen and 50% argon atmosphere showed the highest critical current density.

    AtıfOpenAlex1
    ScopusWeb of ScienceTR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2017Scopus SJRQ3
    Synthesis, in vitro DNA interactions, cytotoxicities, antioxidative activities, and topoisomerase inhibition potentials of Mn(II), Co(II), Ni(II), Cu(II), and Zn(II) complexes with azo-oxime ligands

    Ayvaz, Melekcol; Turan, Ibrahim; Dural, Bayram; Demir, Selim; Karaoglu, Kaan; Aliyazicioglu, Yuksel; Serbest, Kerim

    Mn(II), Co(II), Ni(II), Cu(II), and Zn(II) transition metal complexes of 2-hydroxy-5-[(E)-(4-phenyl) diazenyl] benzaldehyde oxime and 2-hydroxy-5-[(E)-(4-nitrophenyl) diazenyl] benzaldehyde oxime ligands were synthesized and characterized through NMR, IR, ESI mass, and UV analysis. DNA binding abilities of the complexes were revealed using a UV-Vis spectrophotometer with the absorption titration and competitive binding techniques. Hydrolytic and oxidative DNA cleavage activities under different conditions were also proved. Topoisomerase I inhibition efficiencies and in vitro free radical scavenging activities of all complexes were examined. Finally, the selective cytotoxic potentials of all complexes were evaluated in human colon cancer, normal colon, and fibroblast cell lines using the water-soluble tetrazolium salt (WST-1) assay. The complexes had the ability to intercalate into stacked base pairs of DNA and topoisomerase I activity was reasonably inhibited in their presence in 0.4 mM concentrations. The abilities for scavenging of DPPH and hydroxyl radicals were found to be higher than those of known standard antioxidants (ascorbic acid, butylated hydroxyanisole, and mannitol). The results obtained from the cytotoxicity experiments are especially promising for further research, which must be carried out for the evaluation of the studied complexes as anticancer drugs.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfScopus8WoS8OpenAlex8TR Dizin2
    ScopusWeb of ScienceTR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2017Scopus SJRQ2
    Accumulation of phenolics in natural and micropropagated plantlets of Thymus pseudopulegioides Klokov & Des.-Shost. with their antioxidant potentials

    Günaydin, Mustafa; Laghari, Abdul Hafeez; Bektas, Ersan; Sökmen, Munevver; Sökmen, Atalay

    Thymus pseudopulegioides plantlets were propagated in vitro via direct organogenesis by using Murashige and Skoog (MS) media containing kinetin, thidiazuron, and 6-benzyladenine (BA) individually. Methanol extracts obtained both from plantlets and wild plants were analyzed for their total phenolics and flavonoid contents, then quantified by HPLC. The highest total phenolic (8.83 mg/g as gallic acid equivalent) and total flavonoid (0.92 mg/mL as rutin equivalent) values were from the MS media supplemented with 1.0 mg/L kinetin and 0.5 mg/L BA, respectively. The plantlets grown in those media also showed remarkable antioxidant activities with an IC50 value of 4.77 mu g/mL in DPPH and 100% inhibition in beta-carotene assays, respectively. HPLC analysis proved the production of protocatechuic, caffeic, vanillic, rosmarinic, ferulic, and o-coumaric acids and rutin. Rosmarinic acid production was predominant in natural samples (115.2 mg/100 g dry weight), while the aforesaid phenolic acids were prevalent in plantlets grown on MS media supplemented with KIN or BA at various concentrations. Rutin production was the highest (50.74 mg/100 g dry weight) in the plantlets grown on MS medium containing kinetin (1.0 mg/L). As an economically important chemical, rosmarinic acid was selected as the target chemical and a novel method was introduced to achieve its selective isolation.

    AtıfScopus6WoS5OpenAlex9TR Dizin2
    ScopusWeb of ScienceTR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Changes in fatty acid composition of hazelnut during fruit development

    İlyasoğlu, Huri

    Fındık oleik asit gibi tekli doymamış yağ asitleri bakımından zengindir. Fındığın yağ asidi kompozisyonusağlık yararları nedeniyle önem kazanmıştır. Bu çalışmanın amacı, meyve gelişimi sırasında Türk fındıkçeşitlerinde yağ asidi kompozisyonundaki (Tombul, Palaz ve Sivri) değişimleri değerlendirmektir. Tümfındık çeşitlerinde tüm gelişim dönemlerinde, dört makro yağ asidi (oleik, linoleik, palmitik ve stearikasit) ve üç minör yağ asidi (palmitoleik, linolenik ve araşidik asit) tespit edilmiştir. Meyve gelişimisırasında Türk fındık çeşitlerinde tekli doymamış yağ asitleri içeriği artarken, çoklu doymamış yağ asidiiçeriği azalmaktadır. Bu sonuçlar, meyve gelişimi sırasında fındık yağının oksidatif stabilitesininartabileceğini göstermiştir

  • MakaleYalnız künye2016
    Ekşi hamur fermantasyonunun ekmeğin biyoaktif bileşenleri ve biyoyararlanımı üzerindeki etkileri

    Hendek, Muge; Hayta, Mehmet

    Ekşi hamur çok uzun yıllardır ekmek üretiminde kullanılmakta olup, ekmeğin kalitesini ve raf ömrünüolumlu yönde etkileyen geleneksel bir üründür. Un, su ve ortamdan gelen mikroorganizmaların etkisiylehamurun doğal fermantasyona uğraması veya starter olarak laktik asit bakterilerinin (LAB) un, su karışımınailave edilmesi sonucunda oluşmaktadır. Her iki yöntemde de, ekşi hamur LAB mikroflorasının niteliklerinegöre meydana gelen metabolitler, ekmeğin besinsel, lezzet, tekstürel ve diğer fizikokimyasal niteliklerinietkilemektedir. Ekşi hamur fermantasyonu sonucu meydana gelen biyokimyasal değişiklikler vemetabolitler sayesinde, ekmeğin biyoaktif bileşenleri ve bunların biyoyararlanımında da değişimmeydana gelmektedir. Bunlar, protein ve mineral biyoyararlanımında artış, biyoaktif bileşen içeriğindezenginleşme ve değişim, dirençli nişasta içeriğinde yükselme, eksopolisakkaritlerin oluşumu, gliadin(çölyak hastaları için toksik protein) degradasyonu, nişastanın mikrobiyel hidrolizi ile ekmeğin sertleşmesininve bayatlamasının önlenmesi, diyet lif içeriğinde yükselme, fitaz aktivitesinde ve safra bağlama kapasitesindeartış, fenolik bileşiklerin etkisiyle ortaya çıkan antioksidan aktivite gibi çoğu besinsel açıdan olumluetkilerdir

    AtıfTR Dizin9
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleYalnız künye2016
    İnfertilitede Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Uygulamaları

    Özcan, Handan; Beji, Nezihe Kızılkaya

    Son yıllarda hem infertilite hastaları hem de hekimler tarafından, tamamlayıcı ve alternatif tıp uygulamalarının kullanımı artmaktadır. Çok güncel bir sorun olan ve sürekli yenilikler getirilen infertilite tedavisinde, tamamlayıcı ve alternatif tıp uygulamaları kaçınılmazdır. Genellikle hastalar tarafından tercih edilen bu uygulamalar akupunktur, vitamin ve mineraller, beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri, homeopati, zihin-beden-enerji tıbbı, yoga, aromaterapi ve psikoterapidir. Kültür, coğrafya, geleneklere göre değişen bu uygulamalar için daha fazla kanıt temelli çalışmalara ihtiyaç vardır

    AtıfTR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Yönetim kurulu çeşitliliği ve kurumsal sosyal sorumluluk söylemleri arasındaki ilişki

    Nas, Tülay İlhan; Koparan, Emrah; Okan, Tarhan

    Bu araştırmanın amacı, yönetim kurulu çeşitliliği ve kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) söylemleri arasındaki ilişkide faaliyet gösterilen ülkeye ait kurumsal çevrenin moderatör etkisini ortaya koymaktır. İlgili literatür çerçevesinde geliştirilen araştırma hipotezleri 30 ülkeden seçilen 192 işletmeden, nitel ve nicel veri toplama araçları bir arada kullanılarak elde edilen veriler ile test edilmektedir. Elde edilen bulgular, kurulda yer alan kadın üye oranı ve Ph.D. derecesine sahip üye oranı ile KSS arasında pozitif yönlü bir ilişkiye kanıt sağlarken, MBA derecesine sahip üye oranı için elde edilen ilişki negatif yönlüdür. Analiz sonuçları YK çeşitliliği ile KSS arasındaki bu ilişkilerin kurumsal çevre boyutları olarak ele alınan düzenleyici, normatif ve bilişsel çevrenin güçlü ve zayıf düzeylerine göre farklılaşacağını ifade eden moderatör hipotezlere de çeşitli düzeylerde kanıt sağlamaktadır

    AtıfTR Dizin6
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Osmanlı Devleti'nde Şeker Üretimi (1840-1908)

    Damlıbağ, Fatih

    Historically only sugar source plant was sugar cane. For the Ottoman Empire, this situation did not also differ. Especially sugar cane cultivator southern provinces were main sugar providing areas of the Ottoman Empire. But with 17th century, strong American competition considerably diminished Ottoman sugar production. Hereafter, sugar became imported goods for Ottoman people. But invention of sugar extraction from beet took attention of many entrepreneurs to this sector. Primarily sugar had already great market in the Ottoman Empire. Moreover sugar beet cultivation has much more advantages than sugar cane. Beet requires less irrigation and it was resistant to lower temperatures. That means many regions of the Ottoman Empire could be opened sugar production. In this article, time period was held quite a long; because sugar manufacturing was not very common activity in the Ottoman Empire in this period. In general, sugar production entrepreneurs could be divided in to two parts. In the beginning, Dimitri Efendi, Davutoğlu Karabet and Monsieur Michel planned to establish their factories in İstanbul and İzmir for transportation facilities and closeness to main consumption centers. But after 1890's, new entrepreneurs took into account raw material needs in their investment plans. All newly chosen places were either former cultivation centers or very convenient places for sugar cane or beet agriculture. This attitude was very important, because sugar production was completely dependent to rapid raw material flow in that time and also today. The Ottoman Empire granted every possible facility to sugar producers to decrease trade deficit. As to entrepreneurs, some of them remained on paper. But Monsieur Michel founded a factory for experimentation. Rauf Pasha started beet cultivation and sent them to analyze for learning sugar content. But in general, sugar production entrepreneurs were not successful. Because sugar remained an important part of import, up to end of the Ottoman Empire.

  • MakaleYalnız künye2016
    Sağlıkta dönüşüm programı hakkında yönetici ve çalışan görüşlerinin karşılaştırılması üzerinden değişime direncin ölçülmesi

    Bostan, Sedat; Köse Ünal, Aslı

    Bu çalışmanın amacı öncelikle hastane yöneticileri ve sağlık çalışanlarının sağlıkta dönüşüm programı uygulamalarıyla gerçekleşen değişimi nasıl değerlendirdiklerini belirlemektir. İkinci olarak değişimin planlayıcısı olan üst yönetim tarafından atanan ve üst yönetimi temsil ettiği varsayılan hastane yöneticileri ile değişimin ortaya çıkardığı belirsizlik karşısında direnç göstermesi beklenen sağlık çalışanlarının görüşlerini karşılaştırmaktır. Son olarak elde edilen sonuçlar üzerinden sağlıkta dönüşüm programı uygulamalarına karşı sağlık çalışanlarının direnç düzeylerini belirlemektir. Bostan (2009) tarafından hastane yöneticileri ve sağlık çalışanlarına uygulanmak üzere oluşturulan sağlıkta dönüşüm programı değerlendirme ölçeği bu çalışmada kullanılmıştır. Ölçek geçerlenip, güvenirliği test edilmiştir. Araştırma kapsamında Türkiye genelinde 75 ilde 284 hastanede 779 hastane yöneticisi ve 774 sağlık çalışanına ulaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler istatistiksel programlarla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre sağlık çalışanları ve hastane yöneticilerinin sağlıkta dönüşüm programı uygulamalarını paralel, fakat istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı değerlendirdikleri görülmüştür. Hastane yöneticilerinin değerlendirme düzeyleri değişime direnç ölçeği açısından genel olarak çoğunlukla kabul, diğer durumlarda kayıtsızlık düzeyinde bulunmuştur. Sağlık çalışanlarının değerlendirmeleri ise genel olarak pasif direniş ve kayıtsızlık düzeyinde belirlenmiştir. Özellikle sağlık çalışanlarının kendi durumlarıyla ilgili ifadelerde her iki grubunda değerlendirme puanları düşmekte ve direnç artmaktadır. Bu sonuçlardan hareketle özellikle sağlık çalışanlarının değişime direnç gösterdiği söylenebilir. Sağlık çalışanlarının kaygılarının azaltılması yönünde çalışmaların yapılması önerilmektedir.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2016
    Crn kaplanan saf titanyumun yapısal ve tribolojik özelliklerinin incelenmesi

    Çelik, İlhan

    Temas halinde çalışan makine elemanlarının bulunduğu uygulamalarda veya korozif ortamlarda kullanılan mühendislik malzemelerinin kullanım ömürlerini uzatmak için genellikle yüzey kaplama yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Bu kaplama yöntemlerinin en önemlilerinden bir tanesi PVD kaplama işlemidir. PVD kaplama, birçok mühendislik uygulamalarında kullanılan makine elemanlarının yüzey özelliklerini iyileştirmek için yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu çalışmada, sahip olduğu mükemmel korozyon direnci, yüksek dayanım/ağırlık oranı ve biyouyumluluk gibi üstün özelliklerine karşın zayıf aşınma direnci nedeniyle kullanım alanları kısıtlanmakta olan saf titanyumun (Kalite 2) yüzeyine PVD yöntemi kullanılarak CrN kaplanmıştır. Kaplanmış ve kaplanmamış numunelerin aşınma davranışları tribolojik uygulamalar için incelenmiştir. CrN kaplanmış numunelerin yüzey morfolojisi ve mikroyapısı XRD ve SEM cihazları yardımıyla incelenmiştir. Aşınma deneyleri pin-on-disk cihazında yapılmıştır. Çalışma sonucunda, CrN kaplanmış numunelerin kaplanmamış numunelere göre daha yüksek yüzey sertliğine ve daha iyi aşınma direncine sahip olduğu görülmüştür