Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2023
    Sağlıklı Bireylerde Spinal Stabilizasyon Egzersizleri, Kayropraktik Manipülasyon ve Kombine Uygulamasının Otonom Parametreler ve Bazı İlişkili Faktörlere Etkisi

    Arslan, Mesut; Aydın, Emine Büşra

    Bu çalışmanın amacı; sağlıklı bireylerde spinal stabilizasyon egzersizleri, kayropraktik manipülasyon ve kombine uygulamasının otonom parametreler ve bazı ilişkili faktörlere etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 18-45 yaş arası, sağlıklı 72 kişi dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan kişiler randomize olarak 4 gruba ayrılmıştır. Grup 1’e haftada 1 kez olmak üzere 6 seans kayropraktik manipülasyon uygulanmıştır. Grup 2’ye haftada 3 kez olmak üzere 18 seans stabilizasyon egzersizleri yaptırılmıştır. Grup 3’e hem stabilizasyon egzersizleri, hem de kayropraktik manipülasyon uygulanmıştır. Tüm uygulamalar 6 hafta boyunca yapılmıştır. Grup 4 kontrol grubu olarak takip edilmiş, herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Katılımcılar nabız, kan basıncı, solunum frekansı ve kalp hızı değişkenliği parametreleri, göğüs çevre ölçümü, Yorgunluk Şiddet Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Pitsburg Uyku Kalitesi Ölçeği ile uygulama öncesi, uygulama sonrası ve uygulama sonrası 1. ayda değerlendirilmiştir. Tüm eğitim gruplarında uygulama sonrası ölçümde sistolik ve diyastolik kan basıncında anlamlı düşüşler elde edilmiştir. Ayrıca Grup 1’de torakal ekspansiyonda, Grup 3’te ise torakal ekspansiyon ve algılanan stres düzeyinde anlamlı iyileşmeler elde edilmiştir. Ancak değerlendirme parametrelerinin hiç birinde gruplar arası karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2023
    Futbolcularda Kas Kuvveti ve Anaerobik Gücün Şut Hızına Etkisi

    Can, İbrahim; Bayrakdaroğlu, Serdar; Aydin, Mustafa

    Bu çalışmanın amacı, Gümüşhane ilindeki amatör futbolcuların ayaküstü vuruş tekniği kullanarak farklı mesafelerden gerçekleştirdikleri vuruşlar esnasındaki şut hızlarının kas kuvveti ve anaerobik performans parametreleri ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, Gümüşhanespor U19, Kösespor ve Gümüşhane Üniversitesi futbol takımı oyuncularından toplam 23 erkek futbolcu çalışmaya gönüllü olarak katılmıştır. Çalışmada, katılımcıların alt eksremite ölçümü için tam squat hareketinde bir tekrarlı maksimal (1TM) kuvvet testi, anaerobik performanslarını ölçmek için Wingate anaerobik güç testi (WanT) testi uygulanmıştır. Katılımcıların şut hızları ise ayaküstü vuruş tekniği kullanılarak farklı mesafelerden (9m, 11m ve 13 m) gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde; normallik testi, pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, tam squat hareketindeki 1TM değeri ile 9 ve 11 metre mesafeden gerçekleştirilen ayaküstü vuruş sırasındaki şut hızları arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu elde edilmiştir. 9 metre mesafeden gerçekleştirilen vuruşlardaki şut hızı ile mutlak zirve güç (ZG) ve ortalama güç (OG) değerleri arasında; 11 metreden gerçekleştirilen vuruşlardaki hız değerleri ile mutlak OG ve hem mutlak hem de relatif ZG değerleri arasında; 13 metrelik mesafeden gerçekleştirilen vuruşlardaki şut hızları ile hem mutlak hem de relatif ZG ve OG değerleri arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu elde edilmiştir. Bunun haricinde, şut hızları ile diğer parametreler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olmadığı elde edilmiştir. Sonuç olarak, topa vuruş mesafesi arttıkça kas kuvveti etkisinin azaldığı ama anaerobik performansın daha önemli bir bileşen olarak öne çıktığı ileri sürülebilir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleAçık Erişim2023
    Maternal Beslenme, Mikrobiyota ve Krononütrisyon

    Caferoglu Akin, Zeynep; Kurtbeyoğlu, Emine

    Maternal beslenme, fetal büyüme ve gelişmede önemli bir rol oynar. Gebelik sırasındaki olumsuz beslenme koşullarının, bebekteki belirli organların yapısını ve işlevini kalıcı olarak değiştirebilmekte ve bunun da fetal programlanma aracılığıyla birçok yetişkin hastalığına yol açabileceği uzun zamandır bilinmektedir. Bağırsak mikrobiyotasının fetal programlanma hipotezine dahil edilmesi, maternal beslenmenin bebeğin sağlığı ve hastalığı üzerindeki etkisinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Gebelik ve emziklilik dönemindeki maternal beslenme, annenin mikrobiyotasını etkilemekte, böylece gebelik ve erken yaşam sırasında bebeğe aktarılabilen bakteri havuzunu değiştirmektedir. Mikrobiyotanın bileşimi ve aktivitesinin değişmesi ise hem anne hem de bebeğin sağlığında önemli bir yere sahiptir. Diyetin kompozisyonu ve total enerji alımı ile bebeğin gelecekteki sağlığı ve hastalığının etkilendiğine dair kanıtlar oluşmaya başlamakla birlikte, sadece diyetin kompozisyonunun değil aynı zamanda diyetin zamanının (krononütrisyon) da önemli olduğu belirtilmektedir. Literatürde gece ağırlıklı beslenen annelerin diyet kalitesinin düşük, diyetin glisemik yükünün ve yağ içeriğinin yüksek, meyve-posa tüketiminin düşük olduğu bildirilmiştir ve bunun sonucunda hem anne hem de bebeğin sağlığını etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu derlemenin amacı; maternal beslenme, mikrobiyota ve krononütrisyon arasındaki ilişkileri incelemektir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleAçık Erişim2023
    Periferik Venöz Kateterizasyonda Yeni Bir Yaklaşım: Jet Lidokain

    Avşar, Gülçin; Aydin, Esra

    Periferik venöz kateterizasyon, periferik intravenöz kateterlerin yerleştirilmesini ve yönetimini içeren yaygın bir hemşirelik uygulamasıdır. Venöz sisteme geçici erişim sağlayan bu uygulama; genellikle sıvıları, ilaçları, kan ürünlerini veya diğer tedavileri doğrudan kan dolaşımına ulaştırmak amacıyla gerçekleştirilir. Periferik venöz kateterizasyon, tanısal ve teröpatik kapsamı nedeniyle klinik hemşirelik uygulamalarında en sık yapılan invaziv girişimlerdendir. Sağlık hizmetlerinin sunumunda yaygın bir prosedür olan periferik venöz kateterizasyon, hastalarda ağrıya neden olan rahatsız edici bir girişimdir. Periferik venöz kateterizasyon uygulamasında, hemşirelerin etkili bir yöntem kullanarak hissedilen ağrı ve rahatsızlıkları azaltması mümkündür. Özellikle son yıllarda ağrı yönetiminin sağlık bakım kalitesinin önemli bir göstergesi haline gelmesiyle, periferik venöz kateterizasyon sırasında yaşanan ağrıyı azaltmaya yönelik birçok yöntem geliştirilmeye başlanmıştır. Bu amaçla geliştirilen yeni yaklaşımlardan biri de lidokainin jet enjeksiyonudur.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleYalnız künye2023
    Ön Çapraz Bağ Ameliyatı Olan Sporcuların Spora Dönüşlerindeki Duyguları, Performansta Kendine Güvenleri ve Risk Değerlendirmeleri

    Sever, Mehmet Onur; Ekizoğlu, Özlem

    Ön çapraz bağ yaralanması sonrası sporcuların, spora geri dönmeye hazır olup olmadığını ve psikolojik müdahaleye ihtiyaç duyup duymadığını tespit etmeye yardımcı olması amacıyla bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Ön çapraz bağ yaralanması (ÖÇB) sonrası spora dönüş envanteri; duyguları, performansta kendine güveni ve risk değerlendirmelerini ölçen ve mevcut kanıtları özetleyen bir ölçüm aracıdır. Son 2 yıl içinde ön çapraz bağ yaralanması sonrası ameliyat olan, aktif futbol oynayan ve araştırmaya gönüllü katılım sağlayan toplam 153 futbol oyuncusu araştırma grubumuzu oluşturmaktadır. Araştırmanın konusu, katılım şartları ve ölçek bilgileri, e-posta yoluyla 61 farklı kulüp yönetimine ve antrenörlere iletilmiştir. Google Form’ dan oluşturulan ölçek linkinin ilgili sporcularla paylaşılması istenmiştir. Google form linki ilgili sporculara ulaştırılmış ve veriler toplanmıştır. Veriler, SPSS 21.0 paketine aktarılarak her soruya verilen cevapların, frekans analizleri alınmıştır. Sonuç olarak, ön çapraz bağ yaralanması sonrası sporcuların çoğunluğu spor yaparken bazen endişelendiğini, dizini düşünmek sinirlerini bozduğunu, yeniden yaralanma ve kazayla yaralanma korkularının olduğu görülmektedir. Sporcuların dizlerini yeniden yaralayabileceklerini düşünmelerine rağmen bu durumun kendilerini spordan alıkoymadığı sonucuna ulaşılmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2023
    Kadın Basketbolcularda Karakterin, Taktiksel Beceriye Etkisi

    Bostancı, Özgür; Yılmaz, Coşkun; Comba, Doğa

    Çalışmanın amacı farklı lig seviyelerindeki profesyonel kadın basketbolcularda, karakterin taktiksel beceri düzeylerine etkisinin incelenmesidir. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli ile tasarlanmıştır. Çalışmada 2021-2022 basketbol sezonunda aktif spor hayatına devam eden kadın basketbolcular katılmıştır. Çalışmaya katılan farklı lig seviyelerindeki Kadın basketbolcularda veriler, Google Form ve yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Katılımcılardan araştırmacı tarafından geliştirilen, demografik bilgi formu, Elferink-Gemser ve ark.(2004) tarafından geliştirilen ve Türkçeye uyarlaması Yarayan ve ark. (2019) tarafında yapılan sporda taktiksel beceriler envanteri ve Jang (2013) tarafından geliştirilen Türkçe’ ye uyarlaması Görgüt & Tuncel (2017) tarafından yapılan sporda karakter ölçekleri kullanılmıştır. Çalışmada lig düzeyinin taktiksel beceri düzeylerini etkilediği sonucuna varılmıştır (p<0,05). Türkiye kadın basketbol süper ligi sporcularının pozisyon alma, top hareket bilgisi, rakiplerini tanıma ve değişen durumlarda hareket alt boyutlarında diğer lig düzeylerinden daha yüksek puanlar aldıkları belirlenmiştir (p<0,05). Lig düzeyini sporda karakter alt boyutlarından merhamet, sportmenlik, adalet ve karakter toplam puanının etkisinin olmadığı (p<0,05), dürüstlük ve anti-sosyal alt boyutlarını ise etkilemediği (p>0,05) sonucuna ulaşılmıştır. Mevkiinin sporda karakter alt boyutları ve sporda taktiksel beceri düzeylerine etkisinin olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak kadın basketbolcularda lig düzeyi arttıkça taktiksel beceri düzeylerinin arttığı görülürken, karakter puanlarının ise etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Mevkiinin karakter alt boyutları ve taktiksel beceri düzeylerine etkisi görülmemiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Bir Diş İmplant Protezinde Sıcaklık ve Gerilme Dağılımının İncelenmesi

    Aygün, Cemalettin; Taşdemir, İkram

    Günümüzde, implant uygulamalarının artan başarı oranları ve kullanım sıklığı, diş hekimliği alanında dişsel implantlara çekmiştir. Bu çalışmada bir diş implant protezindeki sıcaklık ve gerilim dağılımı sonlu elemanlar yöntemini kullanan ticari yazılımı olan Ansys paket programı kullanılarak, üç boyutlu olarak modellenmiştir. Modele 100N’luk yük ve sırasıyla 45o C ve 10o C sıcaklık uygulanarak implant protezinde meydana gelen değişimler incelenmiştir. Sıcaklık giriş koşulu, en yüksek sıcaklık (45o C) için ocaktan yeni alınmış yiyecek/içecek ve en düşük sıcaklık (10o C) için ise buzdolabından yeni çıkarılmış içecek sıcaklığı olarak kabul edilmiştir. Yapılan analizler (Fluid Flow) sonucunda 45o C ve 10o C sıcaklıkta implant protezinin diş köküne ısıyı iletmediği görülmüştür. 100N ’luk yük altında ise von Mises gerilim dağılımı ve toplam deformasyon analiz sonucunda, çekme ve basma dayanımının iyi olduğu (48.17 MPa), uygulanan yükün büyük bir kısmının ise suni diş kronu tarafından karşılandığı belirlenmiştir. Diş geometrisinden yapısından dolayı uygulanan çiğneme kuvveti, tüm eksenlerde homojen olmayan gerilme dağılımına sebep olmaktadır. Bu durum biyouyumluluğun yanında mekanik uyumluluğunda büyük önem arz ettiğini ortaya koymaktadır. Suni diş kronu ve diş kökün de sıklıkla kullanılan titanyum alaşımları (Ti-6Al-4V) koruyucu oksit tabaka oluşturmasıyla birlikte kemik yapısında da farklılaşmaya sebebiyet vermektedir. Özellikle osteoporoz ve menopoz dönemlerinde kemik hacminde oluşan kayıplar ve kemik erimesi hastalıkları da göz önüne alındığında, implant-kemik arayüzünde sorun oluşabileceği muhtemeldir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2023
    İş Güvenliği Uzmanlarının Bakış Açısıyla Acil Durum Toplanma Alan Özelliklerinin AHP Yöntemi ile Değerlendirilmesi

    Doğan, Onur

    İş güvenliği uzmanları, işyerlerinde muhtemel tehlikeli durumları tespit eden ve bu tehlikelerin riske dönüşmesini önlemek için koruyucu ve önleyici uygulamaları hayata geçiren kişilerdir. Aynı zamanda acil durum toplanma alanlarının belirlenmesinde önemli rol oynamaktadırlar. İşyerleri dinamik bir yapıya sahip olduğundan yerleşim birimlerine nazaran çok sık acil durum gerektiren olaylar yaşanabilmektedir. İş güvenliği uzmanları işletme ekosistemini etkileyebilecek her türlü olumsuz etkiyle (depremi, sabotaj, kaza, yangın vb.) mücadele konusunda uzman ve yetkinlik düzeyi yüksek kişilerdir. Bu nedenle yerleşim birimlerinin olduğu yerlerde acil durum toplanma alanlarının belirlenmesinde iş güvenliği uzmanlarının bilgi ve tecrübelerinden faydalanılmasının önemli olacağı düşünülmektedir. Bu çalışma iş güvenliği uzmanlarının bakış açısıyla acil ve afet durumlarında toplanma alanlarının değerlendirilmesine yönelik yapılmış bir çalışmadır. Çalışmada Çok Kriterli Karar Verme Yöntemlerinden (ÇKKV) Analitik Hiyerarşi Proses (AHP) yöntemi kullanılmıştır. AHP, objektif ve subjektif görüşleri sürece dahil eden bir yöntemdir. Bu yöntemin diğer ÇKKV yöntemlerinden üstün kılan yanı kalitatif ve kantitatif unsurları sürece dahil edilmesine imkân sağlamasıdır. Çalışmada kriter ve bu kriterlere bağlı alt kriterler, literatür araştırması ve alanında uzman kişilerin görüşleri dikkate alınarak hazırlanmış ve iş güvenliği uzmanlarına yüz yüze uygulanmıştır. Çalışmanın çözümünde Microsoft Excel kullanılmış ve yapılan her bir analiz sonucu tutarlı çıkmıştır. Buna göre kriterler arasında yapılan karşılaştırma sonucunda en yüksek ağırlığa sahip kriter, 0.4294 toplanma alan güvenliği olurken bunu sırası ile 0.3602 toplanma alanına erişim, 0.2104 toplanma alan özelliği takip etmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    AtıfOpenAlex10TR Dizin9
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Hemşirelerin Profesyonel Değerler Algısı ve Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi

    Demirağ, Hatice; Hintistan, Sevilay; Can, Aysun Akcakaya; Daştan, Buket

    Amaç: Bu çalışmada, hemşirelerin profesyonel değerler algısı ve bu algıyı etkileyen faktörleri incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipte gerçekleştirilen bu çalışmanın örneklemini Bayburt Devlet Hastanesi ve Kelkit Devlet Hastanesi’nde Ekim 2019 - Kasım 2019 tarihleri arasında çalışan 228 hemşire oluşturdu. Çalışmanın verileri bu tarihler arasında “Hemşire Bilgi Formu” ve “Hemşirelerin Profesyonel Değerler Ölçeği (HPDÖ)” kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde t-testi, ANOVA, Tukey Post Hoc testleri kullanılmıştır. Bulgular: Hemşirelerin, %52.2’si 30 yaş ve altında, %78.9’u kadın olduğu ve kadınların HPDÖ toplam ve alt boyut puan ortalamalarının erkeklere göre anlamlı olarak yüksek olduğu bulundu. Hemşirelerin HPDÖ toplam puan ortalaması ise 152.5±20.81 olarak yüksek bulundu. Evli hemşirelerin HPDÖ toplam puan ortalaması 153.96±21.31 olup, sorumluluk alt boyutu anlamlı olarak yüksek bulundu. Hemşirelik veya sağlık alanında bilimsel yayınları takip eden hemşirelerin toplam puan ortalaması ve alt boyut puan ortalamaları takip etmeyen hemşirelere göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p&lt;0.05). Sonuç: Hemşirelerin mesleki profesyonel değerleri etkileyen farklılıkları göz önüne alınarak yapılacak sürekli eğitimler ve mesleki değerlerle ilgili bilimsel etkinlikler düzenlenmesi önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex4TR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2023
    İlaç - İlaç Etkileşimi Tahmini için Konvolüsyonel Sinir Ağı Tabanlı Yeni Bir Yaklaşım

    Doğan, Ramazan Özgür; Sezen, Feride Sena; Dogan, Hulya

    Aynı anda birden fazla ilaç kullanımında özellikle son yıllarda büyük artış görülmektedir. Bu durum ilaçlar arası reaksiyon olarak tanımlanan ilaç – ilaç etkileşimlerine yol açabilmektedir. Hastalarda oluşabilecek olumsuz durumların engellenmesi için ilaçlar arasındaki etkileşimlerin tahmin edilmesi gerekmektedir. İlaç – ilaç etkileşimlerinin tahmini genelde deneyler ile gerçekleştirmekte ve yoğun iş yükü gerektirmektedir. Klinisyenlerin daha doğru kararlar alması ve uygun tedavi programları oluşturması için literatürde otomatik ilaç – ilaç etkileşimi tahmini gerçekleştiren yaklaşımlar sıklıkla gerçekleştirilmiştir. Literatürde ilaç – ilaç etkileşimi tahmini için birçok çalışma geliştirilmesine rağmen, bu alanda hala belirgin kısıtlamalar mevcuttur. İlaç – ilaç etkileşimi tahmini alanında karşılaşılan kısıtlamaları minimize etmek amacıyla bu çalışmada ilaçların yapısal özellikleri kullanılarak literatürdeki çalışmalardan daha gelişmiş konvolüsyon sinir ağı modeli önerilmektedir. Önerilen yaklaşım, özellik çıkarma ve konvolüsyon sinir ağı modelinin tasarımı olmak üzere iki ana aşamada gerçekleştirilmektedir. Çalışmada kullanılan performans değerlendirme prosedürleri açısından, önerilen yaklaşımın başarısının ilaç – ilaç etkileşimi tahmini için tatmin edici olduğu açıkça görülmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    2D/4D Parmak Oranının Solunum Sistemi ile İlişkisi: Futbolcular Örneği: Tanımlayıcı Araştırma

    Yılmaz, Coşkun

    Amaç: Çalışmada amatör futbolcularda işaret parmağı (2D) ve yüzük parmağının (4D) uzunluk oranı (2D/4D) ile solunum fonk- siyonlarının ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yön- temler: Araştırmaya Bölgesel Amatör Lig tak ımlarından Atakum Belediyespor alt yap ısında aktif futbol oynayan 25 futbolcu kat ıl- mıştır. Vücut kompozisyon ölçümleri için Gaia 359 Plus BodyPass analizörü, el parmak oranları için vermiyeli kompas (0,05 mm) kul- lanılmıştır. Oran ın belirlenmesi için parmak uzunluk oran ı (PO): 2D/4D formülü kullanılmıştır. Solunum fonksiyon testleri için MGC Diagnostics Marka CPFS/D USB Spirometre ile solunum kas kuv- vetlerine ise MicroRPM solunum bas ınçölçer cihazı kullanılmıştır. Çalışmada normallik sınaması için Shapiro-Wilk testi, ilişki düzey- lerini belirlemek için ise Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Tüm veriler SPSS 21,0 program ında analiz edilmi ştir. Bulgular: Çalış- mamıza katılan katılımcıların solunum fonksiyon test de ğerlerinin ortalamaları zorlu vital kapasite [FVC] 5,06±0,85; bir saniyedeki zorlu ekspiratuar hacmi [FEV1] 4,33±0,67; FEV1/FVC oran ı 85,70±7,60; yavaş vital kapasite [SVC] 4,57±0,99; inspirasyon kap- asitesi [IC] 2,94±0,84; maksimum istemli ventilasyon [MVV] 172,60±31,37; solunum kas kuvvetlerinin ise maksimal inspirasyon basıncı [MIP] 139,60±33,08; maksimal ekspirasyon bas ıncının [MEP] 160,70±47,49 cmH2O olduğu hesaplanmıştır. Çalışmamızda katılımcıların Sol PO ile solunum fonksiyon testlerinde FVC (r: 0,747) ve FEV1 (r: 0,747) oranları arasında pozitif yüksek düzeyde, solunum kas kuvvetleri MIP (r: 0,836) ve MEP (r: 0,854) arasında ise pozitif çok yüksek derecede ilişki görülmüştür. Sonuç: Sonuç olarak amatör futbolcularda Sol PO ile solunum fonksiyonlar ı (SVC, IC, MVV, FVC, FEV1) ve solunum kas kuvvetleri arasında ilişki tespit edilmiştir. Bu sonuca göre sol el parmak oranının (Sol PO) solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvvetlerinin de ğerlendirilmesi için pratik bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleAçık Erişim2023
    Çocuk Cinsel İstismarını Ele Alırken Karşılaşılan Tedavi Konuları: Bir Derleme

    Türkkan, Tuğba; Odaci, Hatice

    Çocuk cinsel istismarı birçok toplumda görülen sosyal, psikolojik, politik ve kültürel boyutları olan travmatik bir yaşam olayıdır. Cinsel istismara uğrayan çocuklar yaşamları boyunca davranışsal, duygusal, bilişsel ve fiziksel sağlık sorunları geliştirme riski altındadır ve mevcut durumları yoksulluk gibi diğer risk faktörleriyle birleştiğinde özellikle savunmasızdırlar. İlgili literatürde, bu çocukların psikolojik sorun yaşama riskinin daha yüksek olduğu ve mağdurların tedaviye ihtiyaç duyduğu bildirilmektedir. Psikoterapötik tedavilerin, mağdurların fiziksel ve duygusal güvenliğini sağlamak, travma semptomlarını hafifletmeye yardımcı olmak, yaşam kalitesini ve işleyişini iyileştirmek ve istismarın tekrarını önlemek de dahil olmak üzere yararlı etkileri olduğuna dair kanıtlar vardır. Bu derlemede, cinsel istismara uğrayan çocuklar için en yaygın tedavi konularından bazıları sunulmuştur. Ele alınan tedavi konularının uygunluğu her mağdur için farklılık gösterebilir. Bu tedavi konuları ve önerilen müdahaleler sadece meydana gelebilecek zararları gidermek için değil, aynı zamanda çocuk istismarı deneyimlerinin olumsuz sonuçlarını en aza indirmek ve gelecekte kötü muamelenin tekrarlanmasını önlemek için tasarlanmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Patient Safety Culture Perception Among Surgical Nurses

    Aydin, Aydanur; Gürsoy, Ayla; Candas Altinbas, Bahar; Cilingir, Dilek; Bulut, Enes; Ertürk Yavuz, Melek

    Background: Human and technology factors in healthcare can lead to errors that threaten human life. A strong patient safety culture in hospitals may be linked to better patient outcomes. Because of the potential for mistakes in surgical departments, surgical nurses are critical to establishing and maintaining a patient safety culture. Aim: The aim of this study was to explore the patient safety culture perceptions of surgical nurses. Methods: This descriptive study was performed with 206 nurses working in the surgical clinics and operating rooms of 1 university hospital, 2 public hospitals, and 1 private hospital. A “Questionnaire” and the “Hospital Survey on Patient Safety Culture” were used for data collection. The data were analyzed using mean, number, and percentage values, 1-way analysis of variance, Tukey Honestly Significant Difference (HSD), and chi-square tests. Results: The study revealed that surgical nurses’ patient safety culture perception was at a medium level. The highest mean rate of positive responses in The Hospital Survey on Patient Safety Culture came from “Teamwork within units” and the lowest mean rate of positive answers came from the “Non-punitive response to errors” subdimension. In addition, 85.7% of the surgical nurses did not report any errors in the previous 1 year, and nurses who had been working for ≥11 years submitted more error reports (P = .001). Conclusion: Nurses’ patient safety culture perception was at a medium level. Recommendations for improving patient safety culture should include on-the-job training programs and improvements in employees’ working conditions.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Effect of different specific warm-up protocols and time of day on optimum power performance in kickboxers

    Bayrakdaroğlu, Serdar; Koç, Hürmüz; Yağın, Fatma Hilal; Bayer, Ramazan; Nobari, Hadi; Pardos, Elena Mainer; Eken, Özgür

    Numerous variables can affect performance before the competition. Nevertheless, it could be a subject of curiosity to find out whether a warm-up strategy has a more positive effect on the power performance of kickboxers. The purpose of this study is to evaluate the effect of different specific warm-up protocols and time of day on optimum power performance in kickboxers. Ten volunteer males performed three different warm-up routines in random order. The warm-up protocols consisted of only 20 min for each group. The groups with low-intensity aerobic running (NSWU) and specific warm-ups (SWU-20m) performed 20-min protocols. The other group followed 10 minutes of jogging and 10 minutes of specific warm-up (SWU-10m). All groups followed the warm-up randomly at two different periods of the day (i.e. morning: 09:00-10:00 and evening: 16:00-17:00) on non-consecutive days. A statistically significant difference was found between the groups in terms of Mean Propulsion (W) (F=3.518; p2=0.036). There was a statistically significant difference in Mean propulsive Power (W) between NSWU and SWU-10m (p3= 0.0007) in addition there was also a statistically significant difference in SWU-10m and SWU-20m (p3= 0.0106) and, NSWU and SWU-20m (p3= 0.415) protocols. In conclusion, mean propulsion (W) performance showed diurnal variation, and performances of the kickboxers’ can be affected more positively in the evening hours, especially after SWU protocols.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex14TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • BildiriYalnız künye2023
    Shape of Masses in Contrast Mammography Images and First Order Statistical Features Classification Based on

    Kobya, Mehmet Emin; Ture, Hayati; Dogan, Ramazan Ozgur; Kayikcioglu, Temel; Teymur, Aykut; Kul, Sibel

    Mammography is a valuable tool in the diagnosis and staging of primary breast cancer. Contrast-enhanced mammography (CEM) combines an iodinated contrast agent with traditional mammography to increase diagnostic accuracy, especially in women with more dense parenchymal background patterns. In this study, a Decision Support System (DSS) is proposed that classifies masses using radiomic features obtained from masks of benign and malignant masses in images obtained with the CEM technique. An open-access database containing 2006 CEM images was used in this study. Radiomic features obtained from these images were used to identify differences between benign and malignant masses. The DSS uses these features to classify masses using a decision tree algorithm. This study highlights the importance of the use of iodinated contrast agents to improve diagnostic accuracy in women with more dense parenchymal background patterns. Additionally, it emphasizes the potential benefits of a DSS, in combination with radiomic features, in the diagnosis and staging of breast cancer. In conclusion, this study demonstrates that the use of radiomic features in mammography images obtained with the CEM technique is an effective way to classify benign and malignant masses.The use of this technology could be an important tool in the early diagnosis and accurate classification of breast cancer.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2023
    Neuropsychological and clinical correlations of optical coherence tomography findings in patients with schizophrenia

    Kani, Ayse Sakalli; Çam, Cansun Sahin; Çelik, Esra Biberoglu; Dural, Uzay; Dönmez, Melike Duran; Turhan, Semra Akkaya; Toker, Ayse Ebru; Yildiz, Mesut

    Objective: There are increasing studies examining retinal fiber layer (RNFL) and ganglion cell layer (GCL) thinning in patients with schizophrenia. However, the results are controversial, and clinical and cognitive reflections of these findings remain unclear. With this study, we aim to examine retinal abnormalities and establish correlations with cognitive and clinical parameters.Methods: In this cross-sectional study, we examined 29 patients with schizophrenia and 13 age and gender-matched healthy controls. All participants underwent psychometric assessment, neuropsychological tests, and optical coherence tomography (OCT) measurements. The retinal fiber layer and ganglion cell layer thickness were used as retinal parameters.Results: Five patients dropped out during the OCT measurement process, 24 patients with schizophrenia and nine healthy controls were included in the analysis. There was no statistically significant difference between groups in measuring retinal nerve fiber layer or ganglion cell layer thicknesses. The verbal fluency test score negatively correlated with left RNFL superior (p = - .422, p <.05). STROOP response duration positively correlated with right RNFL on average (p = .551, p <.05), left RNFL on average (p = .498, p <.05), right RNFL superior (p = .507, p <.05), left RNFL superior (p = .461, p <.05) and right RNFL temporal values (p = .434, p <.05). STROOP response error was also positively correlated with right RNFL temporal thickness (p = .430, p <.05). STROOP response duration was positively correlated with right GCL total (p = .646, p <.01), right GCL superior (p = .658, p <.01) and right GCL inferior (p = .596, p <.01) thickness.Conclusion: We did not find a significant relationship between reduced RNFL or GCL thickness and cognitive impairment. However, we had several positive correlations between cognitive task scores and RNFL and GCL thicknesses. Additionally, our study did not correlate symptom severity and clinical severity parameters with reduced RNFL or GCL thickness.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfWoS1OpenAlex2
    Web of Scienceİncele
  • MakaleYalnız künye2023Scopus SJRQ3
    Predicting hospitalization by TAPSE/SPAP and the role of spironolactone in asymptomatic heart failure patients

    Aydinyilmaz, Faruk; Guliyev, Ilkin; Özbeyaz, Nail B.; Algül, Engin; Aker, Mert; Sahan, Haluk F.; Erzurum, Muhammed; Felekoglu, Mehmet A.; Kalkan, Kamuran

    Aim: To appraise the prediction of tricuspid annular plane systolic excursion (TAPSE)/systolic pulmonary artery pressure (SPAP) with regard to hospitalization and the effect of spironolactone use. Materials & methods: A total of 245 patients were evaluated for the study. Patients were followed for 1 year and cardiovascular outcomes were determined. Results: It was determined that TAPSE/SPAP was an independent predictor of hospitalization. A 0.1-mmHg decrease in TAPSE/SPAP was associated with a 9% increase in relative risk. No event was observed above the 0.47 level. Negative correlation with TAPSE (uncoupling) began in the spironolactone group when SPAP was >= 43 and in nonusers when SPAP was 38 (Pearson's correlation coefficient: -,731 vs -,383; p < 0.001 vs p = 0.037). Conclusion: TAPSE/SPAP measurement may be useful in predicting 1-year hospitalization in asymptomatic heart failure patients. This ratio was also found to be higher in patients who used spironolactone.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfWoS3OpenAlex3
    Web of SciencePubMedİncele
  • EditoryalYalnız künye2023Scopus SJRQ3
    Paraspinal cervical chordoma

    Tonkaz, Gokhan; Yitik, Ahmet Yasin; Tonkaz, Mehmet; Tonkaz, Duygu Erkal; Sade, Recep

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfWoS1
    Web of SciencePubMedİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Effect of Ptosis Surgery on Tear Oxidative Stress Levels in Patients with Blepharoptosis and Pseudoptosis

    Sert, Seda; Arici, Ceyhun; Mergen, Burak; Ekmekci, Ozlem Balci

    Objectives: Investigation of the surgical correction effect on tear film functions and tear oxidative stress levels in patients with blepharoptosis and pseudoptosis. Methods: Sixty patients with blepharoptosis or pseudoptosis due to dermatochalasis and 30 healthy controls were included in the study. Forty eyes underwent upper blepharoplasty and 20 eyes underwent levator surgery. The tear oxidative stress levels (8-hydroxydeoxyguanosine [8-OHdG] and 4-hydroxy-2-nonenal [4-HNE]) were determined by enzyme-linked immunosorbent assay and tear film functions were evaluated pre-operatively and at the post-operative 1st and 6th months. Results: 8-OHdG and 4-HNE levels in tears were found higher in patients with dermatochalasis (86.3 +/- 38.2 ng/mL; 29.8 +/- 11.4 ng/mL, respectively) and blepharoptosis (95.3 +/- 43.8 ng/mL; 40.8 +/- 3.8 ng/mL, respectively) compared to healthy controls (52.9 +/- 14.0 ng/mL; 27.8 +/- 6.6 ng/mL, respectively). Both levels decreased 1 month after blepharoplasty surgery. The 8-OHdG level in tears of patients who underwent levator surgery increased 1 month after the surgery (p=0.008). No change was detected in tear function tests findings between visits in any patient group. Conclusion: Dermatochalasis and blepharoptosis may lead to an increase in the tear oxidative stress levels. Contrary to a decrease in these levels after blepharoplasty, they may increase in the early period after levator surgery followed by a return to normal levels at the 6th-month visit.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfWoS1OpenAlex1
    Web of Scienceİncele
  • Editöre MektupAçık Erişim2023Scopus SJRQ4
    Unusual vessel wall magnetic resonance imaging findings in a cerebral autosomal dominant arteriopathy with subcortical infarcts and leukoencephalopathy patient

    Özdemir, Huseyin Nezih; Karakaya, Hanife; Goekcay, Figen

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam