Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Arslandede (Bayburt) granitoyidi ve içindeki mafik magmatik anklavların petrografik, jeokimyasal ve petrolojik özeliklerinin incelenmesi

    Zikrullah Samet Güloğlu

    Bu çalışmada, Bayburt yöresinde yer alan Arslandede Granitoyidi ve içindeki mafik magmatik anklavlar (MMA)'ın mineralojik-petrografik bileşimi ve tüm kayaç jeokimyası ortaya konularak, kayaçların oluşum mekanizmaları ve kökenleri belirlenmeye çalışılmıştır. Doğu Pontid Güney Zonu'nda yer alan inceleme alanının tabanında Eosen yaşlı andezit ve piroklastitleri bulunmaktadır. Bu birim Eosen yaşlı Arslandede Granitoyidi tarafından kesilmiş olup, tüm bu birimler Kuvaterner yaşlı alüvyonlar ile uyumsuz olarak örtülürler. Granitoyidi oluşturan kayaçlar ince-orta taneli olup, plajiyoklas, ortoklas, kuvars, hornblend, biyotit, klinopiroksen, apatit, zirkon ve opak mineralleri içerirler. Arslandede Granitoyidi'nin yüzeyleri elips şekilli olup, yaklaşık 24 km2'lik bir alanda yüzeylenmiştir. Monzogabro, monzodiyorit, monzonit, kuvarslı monzonit ve granit bileşimli kayaçlardan oluşurlar. Granitoyidi oluşturan kayaçlarda magma karışımını gösteren dengesizlik dokuları gözlenmiştir. Arslandede Granitoyidi içinde koyu renkli mafik magmatik anklavlar (MMA) görülmüştür. Anklavlar içinde yer aldıkları ana kayaçlardan daha ince taneli ve daha koyu renkli olmalarına rağmen, onlarla benzer mineralojik, petrografik ve jeokimyasal özellikler sunarlar. MMA'lar diyorit ve monzodiyorit bileşimli olup, monzonit ve monzogranit bileşimli ana kayaçlar içerisinde gözlenirler. Arslandede Granitoyidi'ni oluşturan kayaçlar genel olarak I-tipi, yüksek K'lu-şosonitik karakterli olup, yüksek SiO2 içeriklerine (% 49.49-71.21) sahiptirler. Kayaçlar metalümin karakterli olup, büyük iyon yarıçaplı litofil elementlerce zenginleşmişlerdir. Kondrite göre normalleştirilmiş nadir toprak element dağılımları konkav şekilli (LaN/YbN= 7.11-11.57) olup, negatif Eu anomalisi (EuN/Eu*=0.37-0.91) gösterirler. Ana ve izelement değişimleri, granitoyidin gelişiminde plajiyoklas, hornblend ve Fe-Ti oksit fraksiyonlaşmasının etkili olduğunu göstermektedir. Mafik magmatik anklavlar (MMA); orta-yüksek metalüminli olup (A/CNK=0.75-0.90) ve ana kayadan daha düşük A/CNK ve SiO2 (% 53.93-58.83) ve daha yüksek Na2O/K2O (1.42-2.27) oranlarına sahiptirler. SiO2 içeriğine karşılık ana oksit ve iz element içerikleri karşılaştırıldığında mafik anklavlar ana kayaçları ile düzgün bir yönseme sunarlar. Kayaçlar BIYLE, HNTE ve ANTE'ce zenginleşmiş, YÇAE'ce (Nb, Ti) fakirleşmiş olup, ana kaya ve anklavlar birbirine uyumlu bir yönseme gösterirler. MMA'lar ana kaya içerisinde soğumuş olan eş yaşlı mafik magmanın küçük kütlelerini temsil eden magma karışım (mixing/magma mingling) ürünleri olarak kabul edilebilirler. Arslandede Granitoyidi ve içlerindeki MMA'larda zirkon ve apatitlerde yapılan hesaplamalarda kristallenme sıcaklıkları ana kayaçlarda 671-836 °C, MMA'larda ise 647-836 °C arasında değişmektedir. Petrografik ve jeokimyasal özellikler, Çakırbağ Granitoyidi'ne ait kayaçların ana magmasının litosferik mantodan türediğini ve kabuk kayaçlarının katkısının nisbeten az olduğunu gösterir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Baraj ve sulama projelerinde ölçme-kamulaştırma sorunları ve çözüm önerileri

    Lokman Güler

    Su, insan yaşamının en önemli ihtiyaçlarından biridir. Su, insan ihtiyacının yanında uzun yıllardır tarım, endüstri ve teknoloji gibi alanlar da büyük ölçüde kullanılmaktadır. Su, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma için gereken en önemli kaynaklardan da biridir. Artan dünya nüfusu, yükselen hayat standartları ve bozulan doğal denge, suya olan ihtiyacı daha da artırmıştır. Bu nedenlerle, insanların su kaynaklarından daha fazla faydalanmak istemeleri, bu kaynakların kontrol altına alma zorunluluğu ve depolama ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden suyun akış yönü değiştirilmiş, su kaynaklarının önüne setler, barajlar, göletler ve hidroelektrik tesisler inşa edilmiştir. Teknolojinin hızla ilerlemesiyle birlikte, imkânlar daha da artmış ve bu durum kaynakların önüne yapılan barajların hızla artmasına neden olmuştur. Barajlar gibi kritik mühendislik yapılarında zamanla ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuzluk, baraj ve yakın çevresinde yaşayan insanlar için kimi zaman bir afete dönüşebilir ve ülke ekonomisi için de ciddi zararlara neden olabilir. Bu sebeple, bu tür mühendislik yapıları, inşasından itibaren izlenmeye alınıp, jeodezik ve jeodezik olmayan ölçme teknikleri kullanılarak muhtemel değişimleri ve deformasyonları belirlenmeye çalışılır.Mühendislik ölçmelerinin hassasiyetle uygulanması gereken ve gelişen teknolojileri de göz önünde bulundurmamızı zorunlu kılan, birçok meslek disiplininin ortaklaşa çalışıp ürettiği büyük su yapılarından en önemlisi Barajlardır. Günümüzde ülke şartlarına göre önemli yatırımlar olan barajların planlanması, projelendirilmesi, inşaatı ve işletilmesi aşamalarında, konularında uzman meslek disiplinlerinin bulunması kaçınılmazdır. Meslek disiplinimiz olan Harita Mühendisliği' de bu aşamaların hepsinde bulunmak zorundadır.Bir barajın projelendirme safhasından en az otuz yıl öncesinde Akım – Rasat istasyonunun kurulması aşamasında başlayan ölçme çalışmaları; barajın projelendirilmesine esas, sayısal hâlihazır haritaların alınması, yine projelendirilmeye esas sondaj ve araştırma kuyuların aplikasyonu, baraj gövdesini oluşturan dolgu zonlarının en kesitlerle miktarlarının hesaplanması, ulaşım ve malzeme taşıma yollarının projelendirilip, kazı – dolgu miktarlarının çıkartılması, inşaatı aşamasında proje kriterlerine göre minimum hata ile aplikasyonu ve kamulaştırma işlemlerinin yapılması, aylık hak ediş miktarlarının tespit edilmesi, baraj inşaatının tamamlanması ile işletme aşamasındaki deformasyon ölçümleri ve hidrografik ölçmelerle baraj ömrünün tamamlanması aşamasına kadar devam eder.Bu çalışmada; Baraj, gölet ve sulama projelerinde planlama, projelendirme, inşaat aşaması, baraj inşaatının tamamlanması ve işletme aşamasında yapılan Ölçme-Kamulaştırma çalışmaları ve bu aşamalarda yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri araştırılmıştır. Arazi çalışmalarında, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve Harita Genel Komutanlığınca onaylı TUTGA noktaları olan ERZR,UDER,KRS1 ve HORS noktaları kullanılmıştır.Devlet Su İşleri'nce arazide tesis edilmiş olan C3 derece nirengi noktaları ve TUTGA noktaları arasında en az 4 uydu ve 2 saatlik oturum ile statik ölçü yapılmış olup arazide elde edilen verilerin büro çalışmaları neticesinde; process yapılarak bozuk sinyaller temizlenmiş ve ağdan çıkarılmış, üçgenleme yapılarak kapalı alan oluşturulmuş,dengeleme hesabı yapılmış ve tecviz sınırları dışında olan noktalar ağdan çıkarılarak ölçüm dışında bırakılmıştır. DSİ Genel Müdürlüğünce yürütülen baraj projelerinde yaşanan en büyük sorunların başında kadastro paftalarının grafik oluşu ve sayısal olmayışıdır. Bununla beraber barajı oluşturan ünitelerinden etkilenen taşınmaz da çok olduğundan dolayı kamulaştırma çalışmaları gecikmekte ve arazide vatandaş sorunu ile karşı karşıya kalınmaktadır. Bu da kamu yararı kararı alınan projenin bir an önce faydaya dönüşme sürecini uzatmaktadır. Çözüm önerisi olarak Kadastro Müdürlüklerince 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 22-a maddesi gereğince yenileme çalışmalarının yapılması gerekmektedir.Deprem, taşkın ve heyelan gibi doğa olaylarının, barajlarda meydana getirdiği her türlü değişimlerin zamanında izlenmesi yani deformasyon ölçümlerinin yapılması gereklidir. Eğer değişimler izlenmez ise tarihte olduğu gibi büyük yıkımlara, can ve mal kaybına sebebiyet verecektir. Çözüm önerisi olarak; Barajlar üzerinde kurulmuş her türlü ölçüm ve gözlem cihazlarından elde edilen veriler analiz edilmelidir. Bunun için baraj çeşitlerine göre farklı ve ilgili barajın karakteristiklerine uygun gözlem yöntemleri uygulanmalı, toplanan veriler irdelenip detaylı analiz edilmeli, risk faktörü yüksek barajlar için kısa, orta ve uzun vadede yapılabilecekler belirlenmeli, hidrografik ölçmelerin bir program dâhilinde ivedilikle bütün barajlarda yapılması sağlanmalıdır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Sağlık personellerinin afetlere hazırlık düzeylerinin incelenmesi :Çanakkale İli örneği

    Mehmet Şirin Yıldız

    Afetlerin ne zaman nerede meydana geleceği tam olarak bilinmemekle birlikte bazı parametreler kullanılarak sadece tahmin yürütülebilmektedir. Afetlerin bu bilinmezliği, mutlak bir hazırlığın gerekliliğini de beraberinde getirmektedir. Türkiye'de 1999 Marmara Depreminden sonra afetlere hazırlık çalışmaları ivme kazanmıştır. Afetlere hazırlık aşamasında tüm kamu ve özel kuruluşların gerekli çalışmaları yapması önem arz etmektedir. Özel ve kamuya ait sağlık kurumları bu kuruluşların başında gelmektedir. Sağlık kurumlarının büyük bir bölümünü oluşturan hastaneler, haftanın yedi günü ve günün yirmi dört saati hizmet vermektedir. Hastanelerde bulunan insanların hassas grupta (yaşlı, hasta, ameliyatlı, engelli, çocuk, hamile vb.) olmaları, hastanelerin olağandışı durumlara hazırlığının en üst seviyede olması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Çalışmanın amacı; Çanakkale ilinde bulunan hastanelerde çalışan personelin afetlere hazırlık düzeylerini incelemektir. Yapılan bu çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Çanakkale Devlet Hastanesi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve Çanakkale Anadolu Hastanelerinde çalışan 386 personel oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Fatih Karabıyık'ın 2010 yılında ''Sağlık Afet Yönetiminde Planlama Ve Risk Analizleri'' isimli tez çalışmasında geliştirmiş olduğu anket formu kullanılmıştır. Uygulanan 386 anket formundan 370 tanesi analizler için uygun görülmüştür. Elde edilen verilere frekans analizi, Bağımsız Gruplarda T testi, Tek Yönlü Anova ve Mann-Whitney U Testi uygulanarak sonuçlara ulaşılmıştır. Uygulanan istatistiki analizler sonucunda, çalışmaya katılan sağlık personellerinin %44,3'ü daha önce herhangi bir afet eğitimi almadığını, %50,8 de daha önce afetlerle ilgili herhangi bir tatbikata katılmadığını belirtmiştir. Birinci derece deprem bölgesinde yer alan Çanakkale ili hastane personelleri üzerinde yapılan bu araştırmada, eğitim ve tatbikat eksikliklerinin yüksek seviyede çıkmasının, afet durumunda hastanede bulunan personel ve hastalar açısından tehlike arz ettiği söylenebilir. Yapılan çalışma sonucunda araştırmaya katılan sağlık personelinin afetlere hazırlık düzeyleri orta seviyede (2,97) bulunmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Donma çözülme etkisindeki betonlarda vakum uygulaması ve lif katkısının etkisi

    Muammer Canlı

    Bu çalışmanın amacı, donma çözülmeye maruz betonlarda lif katkısı ve vakum uygulamasının etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaçla, beton katkısı olarak çelik, polyester, polipropilen lif ve polipropilen elyaf kullanılmıştır. Çelik lifler kısa "3 cm" ve uzun "6 cm" olarak kullanılırken, sentetik lifler kısa "2.5 cm" ve uzun "5 cm" olarak kullanılmıştır. Örneklerin üretim aşamasında, deneysel çalışmanın bir parametresi olarak, betona taze halde vakum uygulaması yapılmıştır. Lif katkılı, vakumsuz ve vakumlu beton örnekler 28 gün sonunda donma çözülmeye maruz bırakılmıştır. Her 50 döngüden sonra temel enine frekans değişim değerleri ölçülmüştür. Elde edilen temel enine frekans değişim değerleri ile dinamik elastisite modülündeki azalma miktarları ve dayanıklılık faktörü değerleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, lif katkısı ve vakum uygulamasının donma çözülmeye maruz betonlarda olumlu etki yaptığı belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Duygusal zeka alt boyutlarının iş etiği üzerindeki etkisi: Muhasebe meslek mensupları üzerine bir araştırma

    Emine Kaynar

    Bu çalışmanın amacı duygusal zekâ alt boyutlarından kişisel farkındalık, kişiler arası ilişkiler, şartlara ve çevreye uyum, genel ruh hali ve stres yönetiminin iş etiği üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmada kullanılan ölçeklerin güvenilirliklerinde Cronbach Alfa Katsayısı yöntemi geçerliliklerinde ise Keşfedici Faktör Analizi kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenilirlik ve geçerlilikleri belirlendikten sonra araştırma hipotezleri, Yapısal Eşitlik Modeli ile test edilmiştir. Analiz bulgularına göre; kişisel farkındalık, kişiler arası ilişkiler, şartlara ve çevreye uyum, stres yönetimi ve genel ruh hali iş etiği üzerine pozitif yönde bir etkiye sahip olmadığı söylenebilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık seviyesinin belirlenmesi üzerine bir araştırma: Doğu Karadeniz örneği

    Eren Kütük

    Küreselleşme ile finansal piyasaların giderek karmaşık bir hal olması, bilgi iletişim teknolojilerinin gelişmesi, yeni finansal türev araçların piyasaya çıkması ve ekonomik dalgalanmalar sonucunda bireyler ekonomik anlamda sorunlar yaşamaktadır. Bu noktada hanehalkı ve yatırımcıların korunması ihtiyacı doğmaktadır. Hanehalkı ve yatırımcıların finansal piyasaların risklerinden korunması finansal okuryazar olmaktan geçmektedir. Finansal okuryazarlık, bireylerin finansal konularda yeterli bilgiye sahip olması ve bu bilgiye uygun finansal tutum ve davranışlar sergilemesini ifade etmektedir. Bu çalışma ile Doğu Karadeniz'de devlet üniversitelerinde okuyan öğrencilerin demografik özellikleri ile finansal okuryazarlık seviyesi arasındaki ilişkileri, ayrıca aylık bir bütçe yapıp buna uygun davrananların ve düzenli tasarruf yapanların finansal okuryazarlık seviyesinin test edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 1240 öğrenci ile anket yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; cinsiyet bakımından erkeklerin, medeni durum bakımından evlilerin, okuduğu fakülte bakımından iktisadi ve idari bilimler fakültesinde okuyanların, yaş grubu bakımından ileri yaş grubunda olanların ve son sınıfta okuyanların finansal okuryazarlık seviyeleri daha yüksektir. Ayrıca, eğitim seviyesi ve gelir arttıkça finansal okuryazarlık seviyesi artmaktadır. Aylık bir bütçe yapıp buna uygun davrananlar ve düzenli tasarruf yapanlar finansal okuryazarlık seviyesi bakımından avantajlıdır. Ancak genel olarak katılımcıların finansal okuryazarlık seviyesi düşüktür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Toz nohut mayası kullanımının yüzey yanıt metoduyla optimizasyonu ve ekmek kalite nitelikleri üzerindeki etkilerinin araştırılması

    Yunus Coşkun

    Bu çalışmanın amacı nohut mayasını toz formda üretmek, instant aktif kuru maya ile birlikte ekmek formülasyonundaki miktarını optimize etmek, bazı kalite parametrelerini değerlendirerek ekmek üretimindeki kullanım olanaklarını araştırmaktır. Çalışmada instant aktif kuru maya ve toz nohut mayası bağımsız faktörler olarak alınmıştır. Bu bağımsız faktörlerin hacim, kabul edilebilirlik ve gözenek faktörü üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla "Yüzey Yanıt Yöntemi" kullanılmıştır. Optimal sonuç elde edilmiş ve deneysel olarak da doğrulanmıştır. Optimize formüle göre üretilen ekmekle (OEkm), nohut mayasız üretilen kontrol ekmeği (KEkm) bazı kalite parametreleri açısından karşılaştırılmıştır. Optimizasyon sonuçlarına göre instant aktif kuru maya kullanım oranı un ağırlığı üzerinden % 0.63, toz nohut mayası kullanım oranı ise % 10.21 olarak tespit edilmiştir. Ekmeklerin gözenek yapıları imaj analizi ile incelenmiştir. Toz nohut mayası kullanımı ekmekte daha küçük ve homojen gözenek yapısının oluşumuna neden olmuş, daha iyi bir kabuk görünümü elde edilmiştir. Toz nohut mayası kullanımıyla ekmeğin antioksidan aktivitesinin, mineral madde içeriğinin ve fizikokimyasal özelliklerinin de geliştiği belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Türkiyede çevre sorunları ve ekonomik etkileri

    Vahide Çelenkli

    Çevre sorunları temelde hızlı nüfus artışı, plansız sanayileşme ve düzensiz kentleşme sonucu ortaya çıkmaktadır. Belli bir bölgede ortaya çıkan bu sorunlar zamanla tüm dünyayı etkileyen global bir sorun haline gelmektedir. Çevre ekonomiye doğal kaynak sağlayan temel faktör olduğundan ve çevresel sorunlar her geçen gün arttığından günümüzde çevreyi dikkate almayan bir ekonomi politikası sürdürülemez olarak nitelendirilmektedir. Bu gerçeğin farkında olan gelişmiş ülkeler ekonomik faaliyetlerinde çevresel kaygıları da dikkate alan bir yaklaşım içerisine girmişlerdir. Çevre baskısının önemli ölçüde taban bulması gelişmiş ülkelerin politikalarına yansırken, gelişmekte olan ülkelerde gerek ekonomik öncelikler gerekse yeterli bilincin oluşmamış olması çevresel politikaların çevre kirliliğini önlemekte yetersiz kalmasına yol açmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı; gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye'de çevre sorunları ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada söz konusu ilişkiyi incelemek üzere; 1980-2014 dönemine ait veriler kullanılarak çevre kirliliği ve ekonomik büyüme ilişkisi zaman serisi analiz yöntemi ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar iki değişken arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Yani Türkiye'de ekonomik büyümeyle birlikte çevre kirliliği artmaktadır. Elde edilen bu bulgu Türkiye'nin büyüme sürecinde çevresel politikalarının önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Çevre Sorunları, Ekonomik Büyüme, Zaman Serisi Analizi

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Nükleer afetlerde kriz yönetimi

    Havva Yılmaz

    Modern zamanların yükselen değeri haline gelen enerji, az gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler açısından ekonomik ve sosyal hayatın sağlıklı bir biçimde işleyebilmesi için büyük önem arz etmektedir. Ülkemiz için de aynı durum söz konusudur. Ülkemizde enerji arzı, enerjiye olan talebi karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Bu durum 2000'li yıllar itibariyle daha bariz hissedilmeye başlamış; enerjiye duyulan ihtiyaca paralel olarak enerjide dışa bağımlılık indeksi giderek yükselmiştir. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak adına, yeni enerji kaynaklarının yaratılması ve tasarruf tedbirlerinin artırılması için yetkili otoriteler alternatif arayışlarına hız vermiştir. Fosil yakıtların tükenmek üzere olması durumu "küresel bir gerçek" olarak enerji otoritelerinin ajandalarında yer almaktadır. Bu yüzden alternatif enerji arayışlarına yönelim çabalar hızlanmıştır. Ülkemiz, linyit hariç öteki fosil yakıtlar rezervleri bakımından yoksul bir ülkedir. Bu nedenle nükleer enerji de dâhil tüm alternatif enerji yolları titizlikle değerlendirilmektedir. Bu kapsamda geliştirilen nükleer santral projeleri ve bu projelerin uygulama safhasına geçmiş olması sık sık kamuoyu gündemini tartışmalarla meşgul etmektedir. Disiplinler arası yaklaşım sergileyen, teorik nitelikteki bu çalışmada; nükleer afetlerde yaşanabilecek kriz durumlarında, uygulanması gereken kriz yönetimi projeksiyonunun değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu bağlamda Dünyadaki ve Türkiye'deki mevcut durum incelenerek; sorunlu alanlar tespit edilecek ve bu noktada sorunlara ilişkin çözüm önerileri ve uygulama stratejileri sunulacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Belediyelerde bütçe saydamlığı: TR90 bölgesi belediyeleri üzerine bir uygulama

    Farideh Niyazi

    Bu çalışmanın amacı, belediyelerde bütçe saydamlığını belirlemektir. Araştırmada ölçeklerin güvenilirliklerinde Cronbach Alfa Katsayısı yöntemi geçerliliklerinde ise Açıklayıcı Faktör Analizi kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenilirlik ve geçerlilikleri belirlendikten sonra araştırma hipotezleri Korelasyon Analizi ve Anova T-testi ile test edilmiştir. Analiz bulgularına göre; TR90 Bölgesi belediyelerinde ihale süreçlerinde prosedürlerin tamamının dikkate alındığı ancak bütçelerin oluşturulma sürecinde vatandaşların katılımına önem verilmediği, belediyelerin komisyon toplantılarında incelenen konularla ilgili akademisyenlerin ve uzmanların görüşlerinden faydalanılmadığı, Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu'nun uygulanabilirliğinin zayıf olduğu belirlenmiştir

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Türkçede kullanılan Arapça kelimeler (İstatistiksel ve karşılaştırmalı)

    Alı Abdelwahed Abdelhameed Mohamed

    Language borrowing is one of the most prominent manifestations of friction or linguistic conflict that arises as a result of a number of religious, geographical, political and economic factors, You cannot find a language of a nation unless it has lent and borrowed from other languages, and borrowing words are usually subject to the sound, morphological and grammatical systems of the language that has been borrowed from it. The aim of this study is to identify the words borrowed by the Turkish language from Arabic, and to monitor the changes that occurred in them orally, morphologically and metaphorically, as it is of great importance as both curriculum developers, teachers and researchers benefit in teaching either of the two languages to other language speakers. In addition to the discovery, and confirmation of cultural and civilizational interdependence between the Arab and Turkish peoples, this study contains on three chapters and a conclusion: In the preface, the researcher reviewed the problem of the study and its objectives, previous studies, in addition the methodology and its limits of study. The first chapter dealt with the issue of linguistic borrowing, and defined its concept and the factors leading to it and its types. The second chapter presents the most important differences between the Arabic and Turkish languages, and the third chapter presents a detailed analysis of the Turkish words borrowed from Arabic. The study concludes with the most important conclusions and recommendations and an appendix contains on a list of words collected by the researcher. The researcher relied on descriptive, comparative and statistical approaches. The most important results of the study were the extraction of a list of Arabic words in the Turkish language and monitoring of its all changes. Key words: language borrowing, Arabic words, Turkish language.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Finansal okuryazarlık: Kayseri ili serbest muhasebeci ve mali müşavirleri üzerine bir araştırma

    Abdullah Küçükaslan

    Çalışma, Kayseri İlinde faaliyet gösteren 102 Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir'in finansal okuryazarlık düzeylerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın genel amacı ise finansal sistem dahilinde bulunan meslek elemanlarının finansal okuryazarlığa verdiği önem ve finansal okuryazarlığın sistemdeki yerinin tespitine ışık tutmaktır. Araştırmada kullanılan veriler, literatür bağlamında oluşturulan anket vasıtasıyla elde edilmiştir. Veriler SPSS 20.0 Sosyal Bilimler İstatistik Analiz programında analiz edilmiştir. Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirlere uygulanan anket demografik bilgileri tanımlayan ifadeler ile finansal okuryazarlık düzeyini ölçer 13 sorudan meydana gelmektedir. Araştırma neticesinde belli niteliklere sahip Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler arasında finansal okuryazarlık düzeyinde farklılıklar tespit edilmiş olup söz konusu farklılıkların en dikkat çekicisi ise mesleki deneyimin artması ile finansal okuryazarlık düzeyinin de artış göstermesidir. Bunun yanı sıra cinsiyet ve eğitim durumuna bağlı olarak finansal okuryazarlık düzeyinin anlamlı şekilde değiştiği gözlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Finans, Finansal Bilinç, Finansal Okuryazarlık.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Dirichlet koşullu bitsadze-samarskii tipi üstbelirli eliptik probleminin kararlılık analizi

    Gulzıpa Akyüz

    Bu tezde, Hilbert uzayında eliptik kısmi diferensiyel denklemler için Dirichlet koşullu Bitsadze-Samarskii tipi üstbelirli probleminin çözümü için kararlılık kestirimleri araştırılmıştır. Üstbelirli probleminin çözümü için kararlılık ve koersif kararlılık kestirimleri elde edilmiştir. Üstbelirli eliptik probleminin yaklaşık çözümünü bulmak için birinci ve ikinci mertebeden doğruluk fark şemaları kurulmuştur. Bu fark şemalarının çözümü için kararlılık kestirimleri elde edilmiştir. Ayrıca, soyut sonuçlar elde edildikten sonra çok boyutlu eliptik denklemi için Dirichlet koşullu Bitsadze-Samarskii tipi üstbelirli Dirichlet ve Neumann sınır değer problemlerinin de birinci ve ikinci mertebeden doğruluk fark şemaları kurulmuştur ve fark şemalarının kararlılık analizleri yapılmıştır. Son olarak, fark şemaları için araştırılmış olan teorik ifadeler sayısal örneklerin sonuçlarıyla doğrulanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Gümüşhane il merkezindeki magmatik kökenli kayaların jeomekanik özelliklerinin araştırılması

    Fatih Alkan

    Bu çalışmada, Gümüşhane il merkezindeki magmatik kökenli kayaların jeomekanik özellikleri belirlenmiş ve bu özellikler arasındaki görgül ilişkiler araştırılmıştır. Bu amaçla farklı alanlardan boyutları yaklaşık 20x30x40 cm olan toplam 30 adet blok örnek alınmış, bu örneklerden ISRM tarafından önerilen yöntemlere göre deney numuneleri hazırlanmış, indeks, mekanik ve elastik özelliklerin belirlenmesine yönelik deneyler yapılmıştır. 33 adet örnek üzerinde petrografik incelemeler gerçekleştirilmiştir. Petrografik tayinler sonucunda monzogranit olarak adlandırılan kayalarda % 30-37.30 kuvars, % 30-36.60 ortoklas, % 18.20-25 plajiyoklas, % 6-12 mafik mineral yüzdesi tespit edilmiştir. Andezitlerde ise modal analiz yapılamamıştır. Deneysel çalışmalar sonucunda, andezitlerde birim hacim ağırlık değerlerinin 24.37-25.73 kN/m3, ağırlıkça su emme değerlerinin % 0.78-1.86, hacimce su emme değerlerinin % 2.02-4.77 arasında değiştiği belirlenmiştir. Granitlerde ise birim hacim ağırlık değerlerinin 25.45-25.97 kN/m3, ağırlıkça su emme değerlerinin % 0.24-0.96, hacimce su emme değerlerinin % 0.63-2.50 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte andezitlerde doygun koşullar için P dalga hızının 3961-5451 m/sn, S dalga hızının ise 2171-3310 m/sn arasında, granitlerde ise P dalga hızının 3850-5812 m/sn, S dalga hızının ise 2151-3115 m/sn arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Andezitlerde kuru koşullarda P dalga hızının 3669-5462 m/sn, S dalga hızının 2205-3011 m/sn arasında, granitlerde ise P dalga hızının 2857-5251 m/sn, S dalga hızının ise 1793-2904 m/sn arasında değiştiği tespit edilmiştir. Andezitlerde tek eksenli sıkışma dayanımı değeri 54.09-214.36 MPa, elastisite modülü 19.80-53.16 GPa ve Poisson oranı 0.11-0.46, granitlerde ise tek eksenli sıkışma dayanımı değeri 24.60-140.15 MPa, elastisite modülü 22.22-76.92 GPa ve Poisson oranı değeri 0.03-0.50 arasında değişim göstermiştir. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda, en yüksek korelasyon katsayısı değerleri andezitlerde 0.90 ve granitlerde 0.94 değeri ile P ve S dalga hızı ölçümlerine ait verilerden elde edilmiştir. En düşük korelasyon katsayısı değeri ise granitlerde kuvars/alkali feldispat oranı ile gözeneklilik arasında tespit edilmiştir. Özellikle istatistiksel olarak anlamlı yüksek korelasyon katsayısı değerine sahip eşitlikler, ilgili parametrelerin dolaylı tahminlerinin belirlenmesi gereken durumlarda kullanılabilir niteliktedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Cebre riyolili'nin (Demirözü-Bayburt) petrografik, jeokimyasal izotopik özellikleri

    Elif Külekçi

    Demirözü (Bayburt) civarında yüzeyleyen Cebre Riyoliti'ne ait kayaçlar petrografik, jeokimyasal ve izotopik açıdan incelendikten sonra elde edilen bulgular bu tez kapsamında petrolojik ve tektonik açıdan yorumlanmaya çalışılmıştır. Yaklaşık 12 km2lik bir alanda yüzeyleyen Cebre Riyoliti, Variskan orojenezi sırasında oluşan çok az sayıdaki yüzey kayalarından biridir. Zirkon U-Pb verileri Cebre Riyoliti'nin 332.8±4.38 my kabuğa yerleştiğini öngörmektedir. Hyaloporfirik ve mikrogranü porfirik dokuların baskın olduğu birimde yer yer akma bandı dokusu da gözlenir. Cebre Riyoliti ana mineral fazları olarak bol miktarda kuvars ve alkali feldispat, az olarak da kordiyerit fenokristalleri ve nadir olarak da muskovit ve biyotit mikro fenokristalleri içerir. Kristaller genellikle kenarları boyunca matriksle etkileşime işaret eden dengesizlik dokuları gösterirler Kordiyerit tamamen pinitleşmiş olup, fenokristalleri yer yer poikilitik dokulu zirkon içerir. Zirkon, titanit, apatit ve Fe-Ti oksit mineralleri tali fazlar olarak bulunurlar. Cebre Riyoliti'ne ait örnekler oldukça yüksek SiO2 (%74.23-80.62), K2O (% 3.72-7.42) ve Al2O3 (% 10.77-14.11) içeriklerine sahiptirler. Buna karşılık CaO (% 0.02-0.21), Na2O (% 0.05-0.78) ve MgO (% 0.3-0.21) içerikleri ise oldukça düşük miktarlardadır. Örnekler 1.48 ilâ 2.95 arasında değişen A/CNK değerleri ve 1.49 ilâ 2.99 arasında değişen A/NK değerleri ile güçlü peralumin özellik sunmaktadır. Ana ve iz elementlerin büyük bir çoğunluğu artan SiO2 içeriği ile negatif bir korelasyon sunmaktadır. Hafif nadir toprak elementler (HNTE), ağır nadir toprak elementlere (ANTE) göre az/orta oranlarda zenginleşmiş (LaN/YbN= 4-11) ve güçlü negatif Eu anomalisi gösterirler (Eu*/Eu=0.04-0.25). Belirgin negatif Nb, Ta, Sr, P ve Ti anomalileri, örneklerde gözlenen diğer jeokimyasal özelliklerdir. Petrografik ve jeokimyasal özellikler, kesirli kristallenmenin, özellikle de K'lu feldispat ve daha az olarak da plajiyoklas ayrımlaşmasının, Cebre Riyoliti'nin bileşimsel aralığının oluşmasında önemli bir rol oynadığına işaret etmektedir. Yukarıda değinilen jeokimyasal özelliklere ilave olarak Cebre Riyoliti'nde kordiyerit ve muskovit gibi alüminyumca zengin mineral fazlarının bulunması, kaynak alan olarak tortul kayaçlara işaret etmektedir. Reyik Okyanusu'nun Erken Karbonifer'de yay-kıta çarpışması şeklinde kapanmasını takiben meydana gelen yiten dilimin kopması astenosferik manto yükselimine yol açtığı ve kabuksal malzemenin ergimesi için gerekli ısıyı sağladığı öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Demirözü, Jeokimya, Kordiyerit, S-tipi Riyolit, Sakarya Zonu, U-Pb zirkon yaşı, Variskan Orojenezi

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Kurşun maden atığı katkılı ağır betonların radyasyon soğurma katsayılarının 662-1460 kev enerji aralığında incelenmesi

    Emir Bakırhan

    Bu çalışmanın amacı; kurşun cevherinin çıkarıldığı kurşun madeninde, içerisindeki kurşun miktarının işlenmesinin ekonomik olmamasından dolayı, maden ocaklarında depolanan ve çevresel olumsuz etkileri olan kurşun madeni atığı kayaçlardan elde edilen agregalar ile üretilen betonların radyasyon zırhlama özelliğinin araştırılmasıdır. Bu kapsamda radyasyon zırhlama betonu olarak kullanılacak ağır betonlar üretilmiştir. Üretilen bu betonlarda kurşun madeni atıkları, Manyetit, Limonit, Barit gibi ağır agregalar ile %25, %50 ve %75 oranında yer değiştirilerek C16/20, C25/30 ve C35/45 beton dayanım sınıflarında örnekler hazırlanmıştır. Radyasyon soğurma katsayısını belirlemek amacıyla 20x20x5cm ebadında hazırlanan beton plaklarla 662 keV, 1173 keV, 1332 keV ve 1460 keV enerji seviyelerinde soğurma katsayıları tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Kermutdere formasyonu kumtaşlarının farklı doygunluk ve anizotropi koşullarında fiziksel ve dayanım özelliklerindeki değişimlerin incelenmesi

    Zarife Soysal

    Bu çalışmada Gümüşhane ili Mescitli yöresinde yüzeylenen Kermutdere Formasyonu' na ait kumtaşlarının farklı doygunluk ve anizotropi koşullarında fiziksel ve dayanım özellikleri belirlenmiştir. Değişen doygunluk ve anizotropi koşullarının belirlenen özellikler üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla laminalanma düzlemleri içeren kumtaşlarından blok örnekler alınmıştır. Bu örneklerden laminalanma düzlemi esas alınarak 0º, 30º, 45º, 60º ve 90º' lik yönelim açılarında standartlara uygun olarak 225 adet deney numunesi hazırlanmıştır. 11 adet örnek üzerinde petrografik incelemeler gerçekleştirilmiştir. Petrografik tayinler sonucunda kumtaşları litik subarkoz ve litik arkoz olarak sınıflandırılmıştır. Deneysel çalışmalar sonucunda kumtaşlarında kuru birim hacim ağırlık değerlerinin 25.73-26.38 kN/m3, doygun birim hacim ağırlık değerlerinin 25.94-26.51 kN/m3, ağırlıkça su emme değerlerinin % 0.42-0.95, hacimce su emme değerlerinin % 1.13-2.53 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte kumtaşlarında farklı doygunluk ve anizotropi koşullarına bağlı olarak P dalga hızının 4046-5444 m/sn, S dalga hızının ise 2126-3114 m/sn arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Kumtaşlarının dinamik elastisite modülü 31.83-59.56 GPa ve dinamik poisson oranı ise 0.07-0.36 arasında değişim göstermiştir. Çalışmada dayanım özelliklerinden tek eksenli sıkışma dayanımı ve dolaylı çekilme dayanımı belirlenmiştir. Kumtaşlarının tek eksenli sıkışma dayanımı değeri 61.2-182.2 MPa ve dolaylı çekilme dayanımı ise 6.8-14.4 MPa arasında değişim göstermiştir. Kumtaşları dayanım anizotropisine göre değerlendirilmiş ve "düşük anizotropi" sınıfında yer almıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda genel olarak laminalanmaya paralel örneklerin laminalanmaya dik olan örneklere göre daha yüksek dalga hızı değerine sahip oldukları gözlemlenmiştir. P dalga hızlarının sabit bir yönelim açısında doygunluk koşullarına bağlı olarak artış gösterdiği, S dalga hızında da artış gözlenmesine rağmen düzenli bir değişimin olmadığı tespit edilmiştir. Dayanım özelliklerinin ise laminalanma düzlemlerine dik ve paralel olan örneklerde ve kuru koşullarda daha yüksek olduğu ve doygunlukla birlikte dayanımın azaldığı belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Çamdere ofiyolitik karışığı (Demirözü-Bayburt) içindeki bazik kayaçların jeokimyasal ve izotopik özellikleri

    Arzu Ulutaş

    Sakarya Zonu doğusundaki Çamdere (Bayburt) yöresi, Geç Karbonifer-Permiyen çökellerinin yüzeylediği iki lokasyondan biridir. 'Çamdere Ofiyolitik Karışığı' olarak adlandırılan tektono-sedimanter birim, bloklar halinde mermer, kireçtaşı, kumtaşı, bazalt, dolerit, gabro, meta-bazalt, meta-gabro gibi farklı çökelme ve tektonik ortamları karakterize eden litolojiler içermektedir. Meta-bazit ve metamorfize olmamış mafik bloklar olmak üzere iki grup altında toplanan bazik magmatik kayaçlar, jeokimyasal ve Sr, Nd, Pb izotop oranları açısından incelenmişlerdir. Her iki gruba ait kayaçlar bazik-ortaç bir kimyasal bileşime sahiptir (SiO2 = 44.0- 56.6 % ağ.). Mafik bloklara ait örnekler toleyit karakterli, meta-bazitler ise düşük, orta ve yüksek K2O içerikleri ile toleyitten şoşonitiğe kadar giden bir dağılım sergilemektedirler. Meta-bazitler La'dan Eu'ya doğru zenginleşme derecesi gittikçe azalan hafif nadir toprak V element (HNTE) ve yaklaşık yatay konumlu ağır nadir toprak element (ANTE) profilleri gösterirken (LaN/YbN = 4.55 - 29.01), mafik bloklara ait örnekler OOSB'ye paralel ve yataya yakın profiller sunmaktadırlar (LaN/YbN =1.44 - 2.19). Yitimle ilişkili kayaçlarda olduğu gibi, her iki gruba ait kayaçlar büyük iyon yarıçaplı element (BİYE) zenginleşmesi ve negatif Nb-Ta-Ti anomalisi sunarlar. Ancak bu zenginleşme ve anomali derecesi mafiklerde daha zayıf veya nötr olarak gözlenir. Meta-bazitler pozitif ve negatif Pb ve P anomalileri sunarken, mafikler genellikle negatif Pb ve P anomalileri sunarlar. Genellikle düşük MgO (<6.5 % ağ.), Cr (<250 ppm) ve Ni (<150 ppm) konsantrasyonları ve düşük Mg-numarası (<60), örneklerin manto kaynağı ile dengeli bir bileşime sahip olmadığını göstermektedir. Kısmen düşük radyojenik 87Sr/86Sr(t) oranları (0.704335−0.706227), orta pozitif ԐNd(t) değerleri (+2.7 − +6.4) ve kuzey yarı küre referans çizgisi (KYRÇ)'nin hemen üzerine çıkan Pb izotop oranları, kıtasal malzemeler veya zenginleşmiş manto II (ZM II) tarafından modifiye edilmiş bir manto kaynağına işaret etmektedir. Kayaçların jeokimyasal özellikleri yitimle ilişkili ortamlarda oluştuklarını veya oluştuktan sonra yitim ilişkili solüsyonlarla etkileşime girdiklerini göstermektedir. Ancak tektonik ortam diyagramlarında yitim zonu solüsyonlarının katkısı çok belirgin olarak ortaya çıkmamaktadır. Bu diyagramlarda meta-bazitler kıta içi bazalt, kalk-alkali bazalt ve ada yayı toleyiti, metamorfize olmamış mafik kayaçlar ise normal okyanus ortası sırtı bazaltı (N-OOSB) gibi yitimden uzak tektonik ortamlarda toplanmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Çamdere-Bayburt, Jeokimya, Meta-bazit, Ofiyolitik melanj, Radyojenik izotop, Tektonik ortam

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2017
    Mavriyas granitoyidi (Çaykara-Trabzon) ve çevre kayaçlarının petrografik, jeokimyasal ve petrolojik özelliklerinin incelenmesi

    Buket Dündar

    Çaykara (Trabzon) yöresinde yer alan Mavriyas Granitoyidi'nin ve çevre kayaçlarının petrografik, jeokimyasal ve petrolojik özelliklerinin incelenmesini konu alan bu çalışmada Mavriyas Granitoyidi'nin gelişimi ortaya konularak, kökeni belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma alanının tabanını, Geç Kretase yaşlı bazalt, andezit, dasit ve bunların proklastları ile temsil olan volkanik kayaçlar oluşmaktadır. Bu birim Eosen yaşlı Uzuntarla Granitoyidi tarafından kesilmekte olup, çalışmanın konusunu oluşturan Geç Kretase yaşlı Mavriyas Granitoyidi'nin birimi keserek yerleştiği gözlemlenmektedir. Bütün formasyonlar Kuvaterner yaşlı alüvyonlar ile uyumsuz olarak örtülmektedir. Granitoyidi oluşturan kayaçlar iri-orta daneli plajiyoklas, kuvars, ortoklas, hornblend ve opak mineraller içermektedir. Mavriyas Granitoyidi elips şekilli olup, yaklaşık 6 km2'lik bir alanda yüzeylenmiştir. Granit, monzogranit, granodiyorit, alkali feldispat granit bileşimli kayaçlardan oluşmuş olup, kuvars monzodiyorit bileşiminde mafik mikrogranüler anklavlar (MMA) içerir. Aynı zamanda granitoyidi oluşturan kayaçlar da magma karışımını işaret eden dengesizlik dokularından poiklitik doku, zonlu yapı, mafik mikrogranüler anklavlar içerisinde plajiyoklas ve K-feldispat fenokristalleri görülmüştür. Mavriyas Granitoyidi'ni oluşturan kayaçlar genellikle I tipi, yüksek K'lu kalk-alkali karakterli olup, SiO2 içerikleri (62.72-77.9 wt%) arasındadır. Granitoyidi oluşturan kayaç örnekleri metalüminden peralümine geçiş göstermekte olup, volkanik yay granitoyidleri özelliği göstermektedir. Ana ve iz element değişimleri, granitoyidin gelişiminde plajiyoklas, hornblend, apatit ve Fe-Ti oksit fraksiyonlaşmasının önemli rol oynadığını göstermektedir. Mavriyas Granitoyidi'nin petrolojik özellikleri göz önüne alındığında, granitoyidin gelişiminde fraksiyonel kristallenme, magma karışımı ve az oranda da asimilasyon ve kısmi ergimenin rol oynadığı görülmektedir. Jeokimyasal veriler, granitoyidin alt kıtasal kabuk kayaçlarının (amfibolitik) kısmi ergimesi yanında litosferik manto bileşenlerinin de önemli rol oynadığını göstermektedir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2017
    Turizm sektöründe hizmet hatası telafi stratejileri, hizmet kalitesi algısı ve kurumsal imaj algısı arasındaki ilişkiye yönelik bir araştırma

    Serap Akdu

    İşletmelerin yaşanan yoğun rekabet şartlarında varlıklarını devam ettirebilmeleri için değişen müşteri isteklerini karşılayabilmeleri gerekmektedir. Bu amaçla işletmelerin, müşteriler için önemli olan hizmet kalitesi, kurumsal imaj gibi konuların yanı sıra önemi son yıllarda anlaşılmaya başlayan hizmet hatası telafisi konularına daha fazla önem vererek fark yaratmaları gerekmektedir. Literatürde, müşteri şikayetleri sonrasında işletmeler tarafından uygulanan telafi stratejilerinin müşterilerin hizmet kalitesi ve kurumsal imaj algılarını etkilediği vurgulanmaktadır. Buradan hareketle bu çalışmada, turizm sektöründe uygulanan hizmet hatası telafi stratejilerinden her birinin, müşterilerin hizmet kalitesi algılarına ve kurumsal imaj algılarına olan etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Uygulama için Antalya'da bulunan beş yıldızlı otellerden hizmet satın almış ve şikayet deneyimi yaşamış kişiler tercih edilmiş ve bu kapsamda 757 katılımcıya yüz yüze anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistik paket programlarında analiz edilmiş olup hipotezlerin test edilmesi için yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre hizmet hatası telafi stratejilerinden (dakiklik, kolaylaştırma, özür, güvenirlik, nezaket ve tazminat) özür stratejisinin müşterilerin hizmet kalitesi algılarını ve kurumsal imaj algılarını pozitif yönde etkilediği, diğer stratejilerin ise etkilerinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, hizmet kalitesi algısının, kurumsal imaj algısını pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Turizm, Hizmet Hatası Telafi Stratejileri, Hizmet Kalitesi, Kurumsal İmaj