Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Derleme MakaleAçık Erişim2026
    Afet Direnci Kavramını Anlamak: Direnç Göstergeleri Üzerine PRISMA Yöntemiyle Sistematik Bir İnceleme

    Peker, İskender; Ozbey, Sümeyye

    Doğal ve beşerî faktörlerin bir araya gelmesiyle oluşan afetler, toplumların güvenliği, sürdürülebilir kalkınması ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi tehditler oluşturmaktadır. Afetlerin önlenebilmesi veya etkilerinin azaltılabilmesi, toplumların ve kurumların afet direncinin artırılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Afetlere dirençli toplumlar, afetlerle karşı karşıya kaldıklarında daha az kayıp yaşamakta, daha hızlı toparlanabilmekte ve yeniden işlevsel hale gelebilmektedir. Afetlerin etkilerinin azaltılması ve toplumsal hazırlığın artırılması amacıyla toplumsal afet direnci kavramına literatürde yer verilmiş olmasına rağmen bu kavrama ilişkin teorik çerçeve sınırlıdır. Kavramın tanımlanması, etkileyen faktörlerin belirlenmesi, hangi yöntemlerle değerlendirilebileceği açık değildir. Bu çalışma, söz konusu kavramsal boşluğu doldurmak amacıyla PRISMA yöntemi kullanılarak kapsamlı bir literatür analizi gerçekleştirmekte ve toplumsal afet direncine dair metodolojik bir çerçeve sunmaktadır. Analiz sonucunda, afetlere karşı kırılganlığın azaltılması için dirençlilikle ilişkili mevcut çalışmalar sistematik biçimde değerlendirilmiş, ayrıca bu kavramın ölçülebilmesi için kullanılabilecek bir dizi ilke ve gösterge sunulmuştur. Sonuç olarak çalışma, afetlere karşı kırılganlığı azaltmaya ve sürdürülebilir bir afet yönetimi yaklaşımı geliştirmeye katkı sunacak kavramsal ve pratik öneriler ortaya koymaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Kadın âşıkların kendilerine biçilmiş geleneksel rollere cinsiyet eşitliği bağlamında eleştirel yaklaşımları

    Yıldırmış, Fatma

    Âşıklık geleneği yüzyıllardır toplumun sesi olmuştur. Şairler; mutluluklarını, sevdalarını, dönemlerinin tarihi-sosyal-siyasi hayatını, özlemlerini, beklentilerini kısacası bütün duygu ve düşüncelerini şiirleri aracılığıyla hem bireysel hem bütünsel biçimde aktarmışlardır. Genellikle erkek egemen icracı konumunda olan gelenekte sayıları az olsa da kadın âşıkların varlığı bilinmektedir. Fakat bu kadın şairlerin şiirlerine ulaşmak ve onlar hakkında bilgi edinmek günümüz şartlarında pek de mümkün değildir. Geçmiş dönemde yaşamış kadın şairlerin hakkında bilgi olmaması varlıklarıyla ilgili değil, onların kadın kimlikleriyle ilgilidir. Geleneksel toplumlarda kadının sosyal, siyasi ve edebî alanlarda görünmesine “namus, ayıp, günah” gibi kavramların yaptırımlarından dolayı pek sıcak bakılmamıştır. Günümüze gelindiğinde bu anlayışın değişmesi, kadının ve kadın şairlerin özgür ve görünür olması, her ortamda şiirlerini icra etmesi hususunda kadın âşıkların çabaları dikkat çekicidir. Kadın âşıklar, kadının sadece aşk şiirlerinde geçmesini eleştiren, toplumsal her alanda kadının varlığını, yerini sorgulayan ve bunları kısıtlayıcı davranışların eleştirildiği şiirler yazarak ve yayımlayarak seslerini duyurmaya gayret etmişlerdir. Bu makalenin amacı âşıklık geleneği içerisinde yer alan günümüz kadın temsilcilerin kadının toplumsal cinsiyet rolünü, anneliğini, kadınlığını, sanatçı kimliklerini, var ve görünür olma mücadelelerini kendi ürettiklerinden örnekler vererek nasıl ele aldıklarını incelemektir. Makalede bahsi geçen temsilcilerin geleneği temsil biçimlerini, bulundukları konumun durumunu ve bu durumun neden-sonuç ilişkilerini sorgulayarak değerlendirilmiştir. Bu makale, bu mücadeleci duruşa hem akademik anlamda bir katkı sağlayacak hem de yapılacak çalışmalara kaynaklık edecektir.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    Hint Alt Kıtasında Hibrit Hukuk Denemesi: Anglo-Muhammadan Law

    Gönan, Yavuz

    Bu çalışma İngiliz sömürge idaresi altında Hint Alt Kıtası’nda ortaya çıkan Anglo-Muhammadan Hukuku’nun (AML) tarihsel oluşumunu, kavramsal temellerini, kurumsal etkilerini ve toplumsal yansımalarını -kısmen- ele almaktadır. AML, Hanefî fıkıh geleneğinden seçilen hükümlerin İngiliz common law teknikleri ve kolonyal yargılama usulleriyle harmanlanarak inşa edilen asimetrik bir hibrit hukuk sistemidir. Bu sentezde fıkhın örf, içtihat ve maslahat gibi dinamik unsurları devre dışı bırakılmış; çeviri ve digest faaliyetleri aracılığıyla daraltılmış ve standartlaştırılmış bir Hanefîlik inşa edilmiştir. Mevcut çalışma, öncelikle Bâbür İmparatorluğu’nun çoğulcu hukuki düzeninden İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin bölgeye girişi ve ardından Britanya’nın doğrudan hâkimiyet kurmasına uzanan tarihsel arka planı sunmaktadır. AML’un normatif temellerini oluşturan çeviri ve digest faaliyetleri çalışmanın merkezi odaklarından birini teşkil etmektedir. Hamilton’un el-Hidâye çevirisi ile Baillie, Sircar ve Wilson tarafından kaleme alınan üç farklı tipteki digest, AML’un fiili kanununu oluşturan kurucu metinler olarak incelenmektedir. Bu digestler hangi fıkhî görüşlerin Müslüman hukuku olarak kabul edileceğine karar veren normatif filtreler işlevi görmüş, Hanefî fıkıh içindeki çoğulculuğu daraltarak tek bir standart Hanefî hukuku inşa etmiştir. Kurumsal dönüşüm açısından üç farklı yaklaşım ele alınmaktadır. Kalküta Medresesi devlet için fakih modeli üreterek ulemayı kolonyal yargıya entegre etmeyi amaçlamış ancak dil rejimi değişikliğiyle bu mezunlar marjinalleştirilmiştir. Diyûbend ekolü sömürge idaresinden bağımsız bir ulema tipi üreterek fetva-vaaz-medrese ağı üzerinden alternatif bir normatif alan inşa etmiştir. Aligarh ise İslâmî kimlik ile İngiliz hukuki modernliğini uzlaştıran hibrit bir elit yetiştirme projesi olarak AML’u içeriden dönüştürmeyi hedeflemiştir. Toplumsal dönüşüm boyutunda ise AML’un Müslüman kimliğini yargısal düzleme elverişli bir hukuki statü kategorisine dönüştürmesi ve nikâh, talâk, miras gibi alanlarda aile hukukunu merkezileştirmesi analiz edilmektedir. Sonuç olarak çalışma AML’u salt teknik bir hibrit hukuk meselesi olarak değil kolonyal iktidarın Müslüman toplumu tanımlama, sınıflandırma ve yönetme biçimlerinin merkezi bir aracı, bir yönetim teknolojisi olarak değerlendirmektedir. Çeviri-digest-kodifikasyon süreci fıkhın dinamik mekanizmalarını devre dışı bırakarak metne bağlı ve kolonyal yargısal denetime elverişli bir sistem inşa etmiş, bu sürecin kurumsal ve toplumsal sonuçları Güney Asya’da Müslüman hukuk bilincinin şekillenmesinde kalıcı izler bırakmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    İlmi Kelâmdan Halk Kelâmına: Vesîletü’n-Necât’ın İtikâdî İşlevi

    Atalay, Abdurrahman

    Bu çalışma, Süleyman Çelebi’nin (ö. 825/1422) Vesîletü’n-Necât adlı eserini klasik ilmi kelâm geleneği ile Osmanlı halk Müslümanlığı arasındaki ilişki bağlamında ele almakta ve eserin ilmi kelâmdan halk kelâmına uzanan aktarım sürecindeki konumunu incelemektedir. Araştırma, birbirini tamamlayan iki temel problem etrafında şekillenmektedir: Birincisi, sistematik kelâm literatüründe kavramsal ve mantıkî delillendirmelerle temellendirilen ulûhiyet, nübüvvet ve âhiret gibi iman esaslarının, sembolik anlatımlar ve olağanüstü ifadeler aracılığıyla Vesîletü’n- Necât’ta yeniden inşası; ikincisi ise bu yeniden inşanın Osmanlı halk Müslümanlığının dinî zihniyet ve kabullerinin teşekkülündeki işlevsel boyutudur. Metin tahlili ve karşılaştırmalı analiz yöntemleri doğrultusunda eserdeki kelâmî temalar, klasik Sünnî kelâm geleneğiyle ilişkileri çerçevesinde incelenmektedir. Bu kapsamda Vesîletü’n-Necât’ta yer verilen ulûhiyet ve özellikle nübüvvet bahisleri bağlamında mucize, mi‘rac ve şefaat tasavvurları ile sahâbe ve hilâfet anlayışı ilmi kelâm metinleriyle mukayeseli biçimde değerlendirilmektedir. Kelâmî muhtevayı tasavvufî-edebî bir üslupla yeniden ele alan eserin Hz. Peygamber merkezli nübüvvet ve şefaat tasavvurunun Osmanlı-Türk halk Müslümanlığı içerisindeki görünümüne işaret edilmektedir. Diğer taraftan Vesîletü’n-Necât, Sünnî kelâm ve tasavvuf geleneğine yaslanarak kolektif hafızada karşılık bulan bir inanç dili üretmekte ve bu yönüyle toplumsal ve siyasî aidiyetin inşasıyla ilişkili bir bağlam oluşturmaktadır. Fetret gibi siyasî ve toplumsal bütünlüğün zayıfladığı bir dönemde, kriz ortamının Hz. Peygamber merkezli bir inanç ve duygu dünyası etrafında aşılmaya çalışılması ve bu doğrultuda ortak bir dinî tasavvurun yeniden inşa edilmesi dikkat çekicidir. Bunların yanı sıra eser, itikâdî meseleleri yalnızca kelâmî bir söylem içinde değil, tasavvufî bir neşve ile de ele alarak katmanlı bir din anlayışının teşekkülüne de imkân tanımaktadır. Bu durum, ilmiye ile halk arasında farklı düzlemlerde işleyen din anlayışlarına da kuvvetle işaret etmektedir. Bütün bu hususlar çerçevesinde Vesîletü’n-Necât, edebî bir metin olmanın ötesinde, Sünnî gelenekle örtüşen bir inanç dünyasını yansıtan; gelenek ve merasim boyutlarıyla halk İslâmı’nın toplumsal düzlemdeki görünümünü şekillendiren kurucu metinler arasında yer almaktadır. Tam da bu noktada çalışma, klasik kelâm mirasının toplumun geniş kesimlerinde yeniden üretim biçimlerini Vesîletü’n-Necât üzerinden görünür kılmayı; halk kelâmı kavramını analitik bir çerçevede tartışarak Halk Müslümanlığı-Kitâbî İslâm tartışmalarına kavramsal ve yöntemsel bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Quality of Life in Patients with Hematological Malignancy Receiving High-Dose Chemotherapy : A Descriptive Study

    Çakmak, Seher; Nural, Nesrin

    Introduction: Hematological malignancies reduce quality of life due to aggressive treatments and related complications. Aim: The aim of this study was to evaluate the quality of life of hematologic cancer patients receiving high-dose chemotherapy. Methods: This descriptive cross-sectional study was conducted with 158 patients selected by simple random sampling method who were treated in the hematology clinic of a university hospital. Data were collected using a personal information form and the European Organization for Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire-Core 30. Results: 51.3% of the patients were aged 18 - 50 years, 52.5% were female, and 67.1% had a diagnosis of leukemia. The mean scores of the quality of life scale were 74.47 ± 19.92 for the functional scale, 71.31 ± 19.31 for the symptom scale, and 39.82 ± 26.31 for the global quality of life. These findings indicate that patients had relatively good functional status, high symptom burden, and low overall quality of life. Among the functional subscales, the highest mean score was observed in cognitive functioning (85.7 ± 18.8), while the lowest was in social functioning (68.9 ± 32.5). Patients diagnosed with lymphoma had significantly lower functional scale scores (p = 0.002), whereas patients with leukemia and those with a history of chemotherapy had significantly higher symptom scale scores (p = 0.017 and p = 0.026, respectively). Conclusion: In conclusion, it was determined that patients had a low quality of life, particularly in the areas of physical and social functioning, and a high symptom burden. Higher symptoms in patients with leukemia and prior chemotherapy underscore the need for symptom control and functional assessment.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2026
    Instagramdaki Sosyal Medya Fenomenlerinin Kadın Tüketiciler Üzerinde Marka Farkındalığı Oluşturmadaki Rolü

    Günay, Mehmet Akif

    Bu çalışma, sosyal medya fenomenlerinin (influencer) marka farkındalığı oluşturmadaki rolünü, özellikle tanınma, hatırlanırlık, akla gelen ilk marka ve marka hâkimiyeti boyutları çerçevesinde incelemektedir. Araştırma, nitel yöntemle yürütülmüş; Gümüşhane ilinde yaşayan, Instagram kullanan ve belirli içerik üreticilerini takip eden 18 yaş üzeri 15 kadın katılımcıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tematik analiz yoluyla değerlendirilmiştir. Bulgular, içerik üreticilerinin marka farkındalığını çoklu kaynaktan maruziyet, tekrar, bağlamsal sergileme ve mikro-öğrenme dinamikleri aracılığıyla kademeli olarak inşa ettiğini göstermektedir. Katılımcılar, içerik üreticilerinin tekrarlı ve gündelik yaşam bağlamı içinde sunduğu içerikler sayesinde markalara yönelik göz aşinalığı geliştirdiklerini ve bu sürecin markaları üst-zihin (top-of-mind) düzeyine taşıdığını ifade etmektedir. Ayrıca marka ile içerik üreticisi arasında kurulan çağrışımsal bağların hatırlama ve tercih süreçlerinde belirleyici olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, bulgular tekil ve mutlak bir marka hâkimiyetinden ziyade, hâkimiyete yönelen bir bilişsel yapılanmaya işaret etmektedir. Çalışma, sosyal medya fenomenlerinin pazarlama temelli kurduğu iletişimin marka farkındalığı üzerindeki rolünü statik bir çıktıdan ziyade, dinamik ve süreç odaklı bir yapı olarak ele alarak literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
  • MakaleAçık Erişim2026
    Ekonomik Büyüme ve İş Kazaları Arasındaki İlişkinin Araştırılması: Türk Mobilya Sektörü Örneği

    Top, Yener

    Mobilya sektörü, iş sağlığı ve güvenliği açısından risk düzeyi yüksek imalat sanayi alt sektörlerinden biridir. Aynı zamanda son yıllarda ekonomik bir büyüme süreci yakalamış ve 2009-2024 yılları arasında ihracat performansını 3.2 kat artırmıştır. Bu çalışmada, Türk Mobilya Sektörü`nün 2009-2024 yılları ihracat değerleri, istihdam sayıları, işyeri sayıları ve iş kaza sayıları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bu sebep ile mobilya sektörü araştırma materyali olarak seçilmiştir. Çalışmada sektöre ilişkin veriler, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) gibi kurumların kamuya açık kaynaklarından elde edilmiştir. Verilerin sunumu ve analizinde grafikler, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. 2009-2024 yılları işletme-çalışan sayıları ve işletme-kaza sayıları arasında sırası ile güçlü ve orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Kurulan regresyon modeline göre işletme sayılarındaki artış sektör kaza sayıları artışının %54`ünü açıklamaktadır. Söz konusu ilişkinin araştırılmasında başka yaklaşımlara gerek duyulduğu ulaşılan bir diğer sonuçtur.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2026
    An Analysis of Forest Crimes Committed between 1997-2025 at the Trabzon Forest Regional Directorate

    Güvendı, Engın; Kahyaoğlu, Nuray; Ertuğrul, Murat Han

    Forests have been one of the most valuable resources for human survival and meeting needs from the beginning of life to the present day. Even the smallest intervention in forests can affect all living things. Therefore, forest crimes are an important issue that needs to be addressed in terms of the sustainable management of natural and forest resources. In this study, forest crimes, crime types, and the distribution of these crimes within the Trabzon Regional Forestry Directorate (OBM) and its affiliated Forestry Management Directorates (OİM) between 1997 and 2025 were examined. According to the research findings, a total of 15,879 crimes were committed in Trabzon OBM during the relevant period, of which 9131 were cutting, 2664 were clearing, 1464 were occupation, 1214 were possession, 755 were transportation, 337 were consumption, 112 were grazing, 115 were arson, 2 were hunting, and 1 was mining. The results show that the most common types of crime in Trabzon Forestry Directorate and its affiliated Forest Management Units are logging, clearing, and illegal occupation, while grazing, arson, mining, and hunting crimes remain at low levels. In conclusion, the types of crimes committed in forest areas within the jurisdiction of the Trabzon Regional Directorate of Forestry and its affiliated Forest Management Directorates, as well as the causes of these crimes, have been comprehensively evaluated; based on the findings, various recommendations have been developed to reduce the frequency of these crimes.

    • SDG 15 · Karasal Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    18. Yüzyıl Mısır Tarihçilerinden Mehemmed Bin Yûsuf El-Hallâk'ın Hayatı ve Târîh-i Mısır El-Kāhire Adlı Eseri

    Gökçek, Mehmet Fatih; Gürbüz, Büşra

    Mehemmed bin Yûsuf el-Hallâk'ın hayatına dair dönemin kaynaklarında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Literatürde geçen sınırlı bilgiler ise müellifin Türkçe olarak yazdığı Târîh-i Mısır el-Kāhire adlı eserinin giriş kısmındaki kayıtlara dayanmaktadır. Söz konusu eser, Yavuz Sultan Selim döneminden başlayarak III. Ahmed devrinin ortalarına kadar merkez tarafından Mısır'a tayin edilen seksen altı beylerbeyini ve Mısır'da bulunan Türk idarî ve sosyal çevresini ayrıntılı bir biçimde ele almaktadır. Eser yalnızca biyografik bir kaynak değil, aynı zamanda Osmanlı dönemi Mısır tarihine dair özgün ve önemli bir başvuru kaynağı niteliğindedir. Bu makalede öncelikle Mehemmed bin Yûsuf el-Hallâk'ın hayatı üzerinde durulmuş, ardından eserin telif sebebi, yazılma tarihi, muhtevası, kaynakları, kaynak değeri ve müellifin tarihçiliği ele alınmıştır. Böylece müellifin ve eserinin Osmanlı dönemi Mısır tarih yazıcılığı içindeki yeri ortaya konulmuştur. Çalışmada yöntem olarak Târîh-i Mısır el-Kāhire isimli eserin mukaddimesinde yer alan ve müellifin hayatına ışık tutan otobiyografik bilgiler başta olmak üzere eserin muhtevasını ve tarihî değerini yansıtan veriler tespit edilerek bütüncül bir yaklaşımla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda müellifin hayatı ve eseri ayrıntılı biçimde tanıtılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    İstihbaratın Üç Simgesel Yüzünün Karşılaştırmalı Çözümlemesi: Haber, Keşif ve Akıl

    (Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum

    Bu makale, istihbaratı yalnızca teknik bir güvenlik kapasitesi olarak değil, dilsel miras, tarihsel bellek ve kurumsal öz-anlatılar içinde kurulan bir kültürel anlam alanı olarak ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Türkçede “istihbarat”, Rusçada “razvedka” ve İngilizcede “intelligence” terimlerinin Türk, Rus ve İngiliz kültürlerindeki simgesel kuruluşunu karşılaştırmalı olarak çözümlemektir. Araştırma, kültürel sosyolojiyi temel kuramsal çerçeve olarak benimsemekte ve karşılaştırmalı tarihsel analiz ile söylem-tarihsel yaklaşımı birlikte kullanmaktadır. Veri kümesi, kamuya açık resmî mevzuat ve kurum metinleri, akademik yazın, sınırlı ama örnekleyici medya metinleri ve seçilmiş popüler kültür ürünlerinden oluşmaktadır. Bulgular, istihbaratın her üç bağlamda ortak bir teknik kapasiteye işaret etmekle birlikte, farklı kültürel kodlar içinde farklı meşruiyet dilleri kazandığını göstermektedir: Türk bağlamında haber alma, devletin bekâsı ve kurumsal koruma; Rus bağlamında keşif, güvenlik ve fedakâr devlet ajanı; İngiliz bağlamında ise analitik akıl, profesyonellik ve hukuki meşruiyet öne çıkmaktadır. Makale, bu farkların yalnızca kurumsal tanımlarda değil, James Bond, Ştirlitz ve Teşkilat gibi popüler kültür ürünlerinde de yeniden üretildiğini ileri sürmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkiye’de turizm talebinin dinamikleri: yapısal kırılmalar bağlamında bir analiz

    Sancar Özkök, Canan; Akbas, Yusuf Ekrem; Dönmez, Zafer

    Bu çalışmada, Türkiye’de 1990–2024 dönemi için turist girişlerinin belirleyicileri üzerinde reel döviz kuru, enflasyon, ekolojik ayak izi ve sosyal küreselleşme endeksinin olası etkileri analiz edilmiştir. Öncelikle serilerin durağanlık özellikleri ADF ve GLS birim kök testleri ile incelenmiştir. Bu testlerin sonuçları ile tüm serilerin birim kök içerdiği tespit edilmiştir. Ancak yapısal kırılmaları dikkate alan Lumsdaine-Papell (1997) birim kök testi sonuçları, bazı değişkenlerin düzeyde durağan olduğunu ortaya koyarak test sonuçlarının kırılmalara duyarlı olduğunu göstermiştir. Elde edilen kırılma tarihlerinin özellikle 2001 ekonomik krizi ve 2019–2020 COVID-19 Pandemisi dönemlerinde yoğunlaştığı belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkiler, hem yapısal kırılma içermeyen standart ARDL modeli hem de 2020 yılı için kukla değişken içeren ARDL modeli ile analiz edilmiştir. Bulgular, yapısal kırılmaların dikkate alınmadığı modelde katsayıların büyük ölçüde anlamsız ve modelin istikrarsız olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, COVID-19 Pandemisini temsilen eklenen kukla değişken ile tahmin edilen modelde hem katsayıların anlamlı hale geldiği hem de modelin istikrarlı olduğu tespit edilmiştir. Uzun dönem sonuçlarına göre sosyal küreselleşme ve ekolojik ayak izi turist girişlerini pozitif yönde etkilerken, reel döviz kuru ve enflasyonun negatif etkileri bulunmaktadır. Elde edilen bulgular, turizm talebinin yapısal kırılmalara ve küresel şoklara son derece duyarlı olduğunu ortaya koymaktadır.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    Evaluation of the Correlation Between Quality of Life and E-Healthy Diet Literacy and Food Choices in Young Adults

    Koçyıgıt, Emıne; Demirel, Yağmur; Koçak, Tevfık

    Aim: This study aimed to assess the correlation between quality of life, dietary literacy, and food choices among young adults. Material and Method: This cross-sectional research involved 522 young individuals aged 19 to 34. Face-to-face interviews and a questionnaire were used for collecting data. A sociodemographic characteristics form, the World Health Organization Quality of Life (QoL) Scale, the Food Choice Questionnaire (FCQ), and the e-Healthy Diet Literacy (e-HDL) Questionnaire were used to obtain data. Results: Of the study population, 50.20% were male and 49.80% were female. Participants had a mean age of 23.66 ± 3.40 years and a BMI of 23.08 ± 3.61 kg/m2. Males had a higher FCQ sensory appeal subdimension score than females, but there were no gender differences in total e-HDL and QoL scores. Overall e-HDL score, assessing, applying, and finding subscores correlated positively with FCQ weight management, ethical concerns, health, and natural content characteristics. The FCQ subdimension scores, overall QoL, and total e-HDL did not correlate significantly. Conclusion: QoL and e-HDL scores were comparable across genders; however, in terms of food choices, females emphasized health and ethical considerations, while males prioritized sensory attributes.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2026
    Orta Anadolu’da Manyetik Anomaliler, Volkanizma ve Depremsellik İlişkilerinin Jeofizik Analizi

    Öztürk, Serkan; Dolmaz, M.Nuri; Kayin, Sercan

    Orta Anadolu, aktif tektonik deformasyon ile volkanik faaliyetlerin birlikte gözlendiği önemli bir jeodinamik bölgedir. Bu çalışmada, Tuz Gölü Fay Zonu ve çevresindeki manyetik anomaliler, derin kabuksal yapılar ve depremsellik arasındaki ilişkiler bütüncül bir yaklaşımla araştırılmıştır. Bu amaçla NOAA tarafından geliştirilen EMAG2-v3 aeromanyetik veri setine Kutba İndirgeme (RTP), Analitik Sinyal (AS) ve Birinci Düşey Türev (FVD) filtreleri uygulanmış, manyetik kaynak derinlikleri hesaplanmıştır. Bölgenin güncel sismotektonik özelliklerini değerlendirmek amacıyla 1900–2026 yılları arasında meydana gelen lokal magnitüdü ML≥3.0 depremler kullanılarak Gutenberg–Richter büyüklük-frekans ilişkisi, b-değeri dağılımı ile deprem episantr ve odak derinliği analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, yüksek manyetik gradyan zonlarının özellikle Tuz Gölü Fay Zonu ve volkanik merkezler boyunca yoğunlaştığını, manyetik kaynak derinliklerinin yaklaşık 1.3–9.7 km arasında değiştiğini ve deprem odaklarının büyük ölçüde 5–15 km derinlik aralığında kümelendiğini göstermektedir. Ayrıca yüksek manyetik gradyan zonları, düşük b-değeri alanları (1.0<) ve deprem kümeleri arasında genel bir mekânsal uyum belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, Orta Anadolu'daki aktif fay sistemleri, volkanik yapılar ve derin kabuksal süreksizliklerin birlikte değerlendirilmesinde manyetik yöntemlerin önemli bir tamamlayıcı araç olduğunu ve bölgenin tektonik ile magmatik evriminin anlaşılmasına katkı sağladığını ortaya koymaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Mavi ekonomi için borç-doğa takasları: yenilikçi finansal mekanizmalar

    Beken, Hıkmet Gülçın

    Çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması ve sosyo-ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesinde küresel ölçekte mavi ekonomi yaklaşımı önem kazanmaktadır. Okyanus kaynaklı ekonomik faaliyetlerin ya da okyanus üzerinde etkili sektörlerin çevresel-sosyal-ekonomik sürdürülebilirliğinin sağlanması günümüzde küresel ısınma, iklim değişikliği, atık yönetimi, kullanılan enerji kaynakları gibi pek çok faktörden etkilenmektedir. Bu bağlamda, mavi ekonomi çerçevesinde mavi finansman ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasındaki ilişkinin de incelenmesi gerekmektedir. Son yıllarda, mavi ekonominin sürdürülebilirliğini destekleyecek yenilikçi finansal mekanizmaların geliştirildiği görülmektedir. Ancak, yönetişim, kurumsal yapı ve borç yönetimine ilişkin sorunlar güç ilişkileri ve borç bağımlılığı üzerinden bu mekanizmaların etkinliğini sınırlayabilmektedir. Çalışma, mavi tahviller ve borç-doğa takası mekanizmalarını parçalı ve betimleyici şekilde ele alan literatürden farklı olarak bütüncül bir çerçeve içerisinde bu yenilikçi mekanizmaların borç sürdürülebilirliği ve yönetişim üzerindeki etkilerini politik ekonomik bakış açısıyla incelemektedir. Çalışma sonucunda, mavi finansman araçlarının sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin desteklenmesine ve deniz ekosistemlerinin korunmasına katkı sağlayabileceği ancak bu araçların etkinliğinin ülkenin kurumsal yapısı, yönetişim ve etkin borç yönetimi mekanizmalarına bağlı olduğuna ulaşılmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Afetlere Dirençli Kentler İçin Kardeş Afet Parkı Yaklaşımı: Yedisu Segmenti’nde Pilot İl Seçimi

    Peker, İskender; Tanyas, Mehmet; Şimşek, Nurcan

    Afetlere dirençli kentler, doğa kaynaklı afetlere karşı hazırlıklı, esnek ve hızlı toparlanabilen yerleşimler olarak tanımlanmaktadır. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren uluslararası politika ve çalışmalarda, afet öncesi risk azaltımı ve afet sonrası iyileşme süreçlerinde kentsel dayanıklılığın güçlendirilmesi öncelikli hale gelmiştir. Bu bağlamda kamusal açık ve yeşil alanlar, deprem gibi yıkıcı afetlerde güvenli toplanma ve geçici barınma mekânları olarak kritik bir rol üstlenmektedir. Bu çalışmada, kardeş şehir modelinden esinlenerek geliştirilen Kardeş Afet Parkları yaklaşımı kapsamında, Yedisu sismik boşluğu çevresindeki iller için pilot il seçimi amaçlanmıştır. Literatürden belirlenen kriterler BWM yöntemiyle ağırlıklandırılmış, TOPSIS analizi sonucunda Erzincan en uygun pilot il olarak belirlenmiştir.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Turkey's active neutrality strategy in the black sea region: practices and analysis

    Ugur, Omer; Aksoy, Metin

    Turkey's foreign policy strategies in the Black Sea region are of great importance in international relations due to its geographical location and geopolitical features. Active neutrality is an approach that envisions states contributing to regional stability through diplomacy and peacebuilding while avoiding taking sides in international conflicts. This article aims to analyze Turkey's Black Sea policies through the concept of “active neutrality” and examine the implementation of this strategy and its regional implications. This study examines Turkey's roles in the Black Sea Economic Cooperation (BSEC), the Montreux Straits Convention, and the Russia-Ukraine tensions through case studies. It also discusses elements such as the broader foreign policy context of active neutrality (relations with Iran) and the triggering role of NATO expansion. Consequently, the advantages and limitations of this strategy and Turkey's interactions with regional dynamics (the Azerbaijan-Armenia conflict) are evaluated. The findings of the article show that Turkey's active neutrality offers opportunities in terms of security, international prestige, and economic interests, but faces challenges due to the influence of major powers, NATO expansion, and domestic political pressures.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Kalimaki Bey in Ottoman Foreign Affairs: His Career and the Role in the 1849 Hungarian Refugee Crisis

    Yilmaz, Banu; Erdogan, Serkan

    This study examines the transformation of the Ottoman Empire's foreign policy during the Tanzimat period and the construction of the empire's image in Europe through the life and diplomatic activities of Alexandros Kalimaki Bey, a prominent diplomat. The main objective of this article is to analyze the career of Kalimaki, who was of Romanian origin and from a Greek family in Phanar, and who stands out as the first non-Muslim subject of the Ottoman Empire to serve as a permanent ambassador to Europe, particularly his crisis management during the Hungarian Refugee Crisis, within its historical context. The research proceeds with a chronological and qualitative method based on primary archival documents of the Ottoman Ministry of Foreign Affairs and Kalimaki's diplomatic reports sent from London and Paris. Data obtained from archival documents have been evaluated within their historical context by considering them alongside studies in the literature. Through this method, the transformation and crisis management processes in Ottoman foreign policy have been qualitatively assessed through the diplomatic correspondence and reports of the period. Within this framework, the study also aims to highlight the interaction between Kalimaki Bey's personal diplomatic capacity and the new diplomatic approach adopted by the Ottoman State after the Tanzimat reforms.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2026
    An assessment of multi-hazard events in post-earthquake temporary shelters: the case of the February 6, 2023 earthquakes in Türkiye

    Deniz Ozturk, Yasemin; Peker, Iskender

    The 6 February 2023 earthquakes caused catastrophic losses across 11 provinces of T & uuml;rkiye. To meet urgent shelter needs, extensive tent and container settlements were rapidly established; over time, however, these sites proved highly vulnerable to multi-hazard events. This study investigates the spatial and temporal distribution and impacts of fires, floods, and storms on temporary shelters over a two-year period following the earthquakes. In total, 306 events were identified across eight provinces - 155 fires, 147 floods, and 4 storms - damaging 5,075 containers and 420 tents, and causing 16 deaths and 67 injuries. Seasonal factors played a critical role of these hazards. As the earthquakes occurred during winter, the region's cold, rainy conditions led to frequent flooding and numerous heating-related tent fires, particularly in winter and early spring. March recorded the highest number of events due to intense rainfall, storms, and elevated heating demand. Vulnerable groups - including children, workers, and refugees - were disproportionately affected, with children accounting for six fire-related fatalities. Overall, the results highlight the seasonal nature of multi-hazard events in temporary shelter areas and emphasise the need for climate-sensitive planning, hazard mitigation measures, and improved safety standards in post-disaster temporary settlements.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
    • SDG 13 · İklim Eylemi
  • MakaleAçık Erişim2026
    Electricity Prices, Technology, Productivity, And Environmental Degradation: Implications For Financial Stability

    Çakir, Mehmet Ali; Ökte, Mehmet Kutlughan Savas

    The limited availability of fossil fuels and the financial pressure they create for countries that do not have the resources have led countries to search for new energy sources. In particular, renewable energy sources and therefore electrical energy obtained from these sources have been proposed in the literature as an alternative to fossil fuels. Thus, this study investigates the impact of electricity prices on financial stability in European Union countries from 2010 to 2021 using Driscoll Kraay fixed effects estimation. Financial stability is measured using the bank z-score, while productivity-intensive technology, environmental quality, and economic growth are included as control variables. The findings indicate that an increase in electricity prices negatively affects the bank z-score. In contrast, productivity-intensive technology positively impacts the bank z-score. Similarly, environmental quality contributes to an increase in the bank z-score. Additionally, economic growth enhances financial stability. Considering that rising electricity prices negatively affect financial stability, policymakers should encourage companies to produce electricity from renewable sources, such as solar panels or wind turbines. This can be supported through incentives such as tax breaks or low-cost financing for firms investing in on-site renewable energy systems. In this way, electricity price fluctuations will have less impact on companies and, in turn, help protect financial stability.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 13 · İklim Eylemi
  • MakaleAçık Erişim2026
    Bicuspid Aortic Valve in Adult Patients: Accompanying Cardiovascular Pathology and Variations

    Akturk, Yeliz; Durmus, Irfan; Kavak, Rasime Pelin; Ozdemir, Meltem

    Introduction: This study aimed to investigate the prevalence of aortic valve calcification, aortic dilatation, and coronary artery disease (CAD) in patients with bicuspid aortic valve (BAV) identified incidentally through coronary computed tomography angiography (CCTA) and to compare epicardial adipose tissue (EAT) thickness between BAV and tricuspid aortic valve (TAV) patients. Materials and Methods: Thirty-five BAV patients aged 42-67 and 75 TAV patients aged 31-66 were included in the study. Aortic diameters were measured at the sinus of Valsalva, sinotubular junction, and ascending and descending aorta. Agatston calcium scores and CAD-Reporting and Data System were used to assess coronary artery calcification and atherosclerosis severity. EAT thickness was measured volumetrically, and its relationship with clinical and imaging parameters was evaluated. Results: In patients with BAV, the aortic diameters at the Valsalva sinus, sinotubular junction, and ascending aorta were larger compared to patients with TAV. The difference was statistically significant (P < 0.001). Aortic valve calcification was present in 45.7% of BAV patients, with an average Agatston score of 349.06 +/- 413.22, while no calcification was detected in TAV patients. Although no significant difference in EAT thickness or CAD prevalence was observed between BAV and TAV groups, EAT thickness was positively correlated with aortic dilatation, coronary artery calcification, and aortic valve calcification. Conclusions: BAV patients exhibit distinct vascular and valvular characteristics, with aortic dilatation and aortic valve calcification being prominent. EAT may serve as a marker for these complications. Further prospective studies are needed to elucidate the pathophysiology of BAV and optimize early intervention strategies.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam