Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Modeling and Performance Analysis of Continuously Variable Series Reactors (CVSR) for Congestion Management in Meshed Distribution Networks

    Ciftci, Okan; Tomsovic, Kevin; Ozkan, Gokhan

    Distribution systems, particularly in densely loaded urban areas, frequently experience transformer overloading during peak consumption hours. Rather than resorting to costly infrastructure reinforcement or complex Flexible AC Transmission Systems (FACTS), this paper proposes a cost-effective optimization and control approach utilizing a Continuously Variable Series Reactor (CVSR). Unlike FACTS devices that rely on expensive power electronics, the CVSR capitalizes on magnetic core saturation to regulate reactance, offering a robust solution at a fraction of the cost (~$10/kVAr). The CVSR regulates the reactance on the primary side of the transformer via magnetic core saturation to control power distribution among transformers. In this study, the steady-state framework of the CVSR is derived and integrated into power flow formulations. The proposed model is validated using a two-parallel transformer system and tested on the heavily meshed IEEE 342-Node Low Voltage Networked Test System (LVNTS). Simulation results demonstrate the CVSR effectively relieves transformer overloading by redistributing power flow, thereby enhancing system flexibility and allowing utilities to avoid or defer extensive grid upgrades.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2026
    Unutulmuş Bir Deyimin İzinde: Klasik Türk Edebiyatı’nda “Ocağına Su Koymak”

    Tılfarlıoğlu, Musa

    Klasik Türk edebiyatı, sadece beşerî duyguların, aşk ve tabiat temalarının işlendiği bir edebiyat olmayıp aynı zamanda toplumun zengin dil kültürünü de içinde barındıran köklü bir edebî gelenektir. Şairler, yaşamış olduğu toplumun dil zenginliklerini kaleme almış oldukları eserlerde kullandıkları deyim ve atasözleri ile yansıtırlar. Bu nedenle şairler soyut kavramları somutlaştırmak, düşünce ve duygularını daha etkileyici bir şekilde aktarmak için dilin önemli unsurlarından biri olan deyimlere sıkça başvururlar. Özellikle gazel, kaside ve mesnevî gibi nazım şekillerinde deyimlerin hem anlamı pekiştirmek hem de şiirsel söyleyişi güçlendirmede etkili bir rol üstlendikleri görülür.Yapılan çalışmalar göstermektedir ki yaklaşık altı yüzyıl varlığını devam ettiren klasik Türk edebiyatında şairler, halk arasında yaygın olan deyimleri eserlerinde kullanarak hem edebiyat ile toplum arasındaki bağı kuvvetlendirmiş hem de dilin estetik yönünü geliştirmiştir. “Ocağına su koymak” deyimi de şairler tarafından kullanılmış bu deyimler arasında kendisine yer edinmiştir. Çalışmamıza kaynaklık eden manzumelerden hareketle bu deyimin ilk olarak 15. yüzyılda kullanıldığı, 16. yüzyıl eserlerinde yaygın olarak yer aldığı ve 18. yüzyıldan sonra dilsel dolaşımdan çekilerek kullanılmadığı tespit edilmiştir.Bu çalışmada, Klasik Türk edebiyatında “ocağına su koymak” deyiminin anlam katmanları, tarihsel süreçteki işlevleri, şairlere göre farklı bağlamlarda kazandığı mecazî boyutlar ve tasavvufî yorumları kapsamlı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir. Çalışma, deyimin hem bireysel aşk acıları hem de toplumsal mücadelelerin ve dini-tasavvufî yorumların bir ifadesi olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte deyimin yüzyıllara ve ifade ettikleri anlam bağlamına göre kullanım oranları da grafikle gösterilmiştir.

  • Derleme MakaleAçık Erişim2026
    Gender and Mental Health: Challenges Faced by Women and a Feminist Perspective

    Türkkan, Tuğba; Odaci, Hatice

    Mental health issues affect millions of people worldwide, leading to negative outcomes in various areas such as academic achievement, job performance, and quality of life. Women are known to be more prone to mental health problems than men, a phenomenon explained by biological sensitivity, genetic and hormonal differences, physiological stress responses, and exposure to environmental risk factors. However, research examining the impact of gender roles on mental health remains limited. Gender roles shape individuals' thought patterns, self-esteem, and emotion regulation strategies, making them significant factors that can influence mental health. In this context, the study aims to explore the effects of gender norms on mental health from a feminist perspective and evaluate the role of gender-based antecedents in this process through a review of the current literature. The study findings reveal that traditional gender roles negatively affect women’s mental health, while approaches promoting equality yield positive outcomes. Enhancing women’s access to education and economic independence is a crucial step toward reducing gender-based inequalities. Additionally, implementing gender equality policies and increasing inclusive representations in the media can mitigate the adverse effects on mental health. Education, awareness campaigns, and supportive social policies have the potential to reduce the impact of gender roles and improve individuals’ mental health. This study aims to guide effective mental health policies and targeted interventions.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2026
    Siyasal İstikrarsızlığın Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkisi: 1991-2001

    Korkmaz, Ayla; Bal, Bülent

    Belirsizlik ortamında ekonomi karar alıcıları, uzun vadeli plan ve stratejilerden ziyade anı kurtarmaya dönük kısa vadeli pozisyon alırlar. Kırılgan bir zemin üzerinde ayakta kalmaya çalışan siyasal iktidarlar her an seçime gidilecek gibi popülist politikalara yönelirken, yerli ve yabancı sermaye fiziki yatırım yapmak yerine riskten uzak, getirisi yüksek finansal yatırımlara ağırlık verir. Bu durumun en bariz gözlemlendiği ülkelerden biri de Türkiye’dir. Türkiye’de karşılaşılan ekonomik krizler ve makroekonomik dengesizlikler, ağırlıklı olarak siyasal istikrarsızlık dönemleriyle paralel bir seyir takip etmiştir. Çalışmanın amacı, 1991-2001 yılları arasında yaşanan siyasal istikrarsızlığın arkasındaki dinamikleri ve bu istikrarsızlığın ekonomik yansımalarını incelemektir. İncelemede siyasal istikrarsızlık ile ekonomik dengesizlikler arasındaki ilişki üç temel parametre üzerinden değerlendirilmiştir: Kürt/PKK sorunu, parçalanmış parti sisteminin ortaya çıkardığı istikrarsız koalisyon hükümetleri ve 28 Şubat süreciyle belirginleşen ekonomik militarizm olgusu. Bu üç parametrenin, kurumsal zafiyetler oluşturduğu, popülist politikaların uygulanmasına ve siyaset dışı aktörlerin müdahalelerine zemin hazırladığı ve Türkiye’yi 1994 ve 2001 ekonomik krizlerine sürüklediği savunulmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Social Protection and the Function of the Loss-Damage Fund in Climate-induced Migration

    Beken, Hıkmet Gülçın

    Today, the accelerated effects of climate change on people's life and ways of livelihood are becoming more and more important. People may use migration as a coping strategy if environmental shocks continue. Resilience to climate change is increased when social protection measures like cash transfers, public works, and economic inclusion are integrated with climate adaptation. Key international agreements also acknowledge social protection as a useful instrument for alleviating poverty and vulnerability brought on by climate change. Loss and damage through climate justice highlights how industrialized nations have historically contributed to the global ecological crisis. On a worldwide level, however, inadequate funding for loss and damage continues to be a major cause of problems. Reducing migration related to climate change can be achieved through increasing adaptive capacity, diversifying local livelihoods, creating social safety networks, and using loss and damage mechanisms. This study examines the combined effects of economic development, social policy, and climate finance on reducing migration related to climate change. It emphasizes on the role of social protection systems and the loss and damage fund among these mechanisms.

    • SDG 1 · Yoksulluğa Son
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 13 · İklim Eylemi
  • MakaleAçık Erişim2026
    Türkçe Politeia Çevirileri: Terminolojik ve Dilsel Problemlere Kısmi Bir Yaklaşım

    Öztürk, Ümit

    Platon’un Politeia’sının Türkçeye çevrilme süreci, 1940’lı yıllarda Georg Rohde yönetiminde gerçekleştirilen, metnin ilk dört kitabıyla başlamıştır. Bu çalışmada, Azra Erhat, Samim Sinanoğlu, Suat Sinanoğlu ve Türkan Tunga gibi çok kıymetli araştırmacılar yer almıştır. Ancak bu eserin günümüzde basımı yoktur ve eser maalesef tamamlanamadan kalmıştır. Bu çalışmadan sonraki tarihsel sürece baktığımızda, dilimizde, güvenilirliği konusunda uzlaşılan iki Politeia çevirisinin bulunduğu kabul edilmektedir. Bunlardan ilki, 1958 tarihinde S. Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz tarafından hazırlanmıştır. Ülkemizde en çok bilinen çevirinin bu eser olduğu söylenebilir. Diğer çevirisi ise 1973 yılında H. Demirhan tarafından yapılmıştır ve ilkine nazaran daha az tanınır durumdadır. Her iki eser de Türkçe bakımından son derece kıymetlidir. Bahsettiğimiz iki çeviriden sonra, 2000’li yıllarda, Politeia’nın başka çevirilerinin de yapıldığını görmekteyiz. Bu çalışmada, metnin “6.511a, 4-9” bağlamına odaklanma hattında, dilimizdeki bazı çevirilere dair kısmi bir analiz sunuluyor. İlk olarak, tarihsel bir araştırmaya dayalı olarak, çevirilere dair bazı saptamalarda bulunuluyor. İkinci olarak, formel bir analiz çerçevesinde, yaşanan kimi terminolojik problemlere değiniliyor.

  • MakaleYalnız künye2026
    Yoksulluğun Tanımı ve Nedenleri Üzerine Soybilimsel Çözümleme

    (Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum

    Bu çalışmada, yoksulluğun tanımı ve nedenleri farklı paradigmatik yaklaşımlar bağlamında incelenerek, bu yaklaşımların söylemsel temellerinin soybilimsel sorgulama yöntemi ve eleştirel söylem analizi tekniği uygulanarak açığa çıkarılması amaçlandı. Nitel araştırma modeli kullanılarak veriler yoksulluğun tanımı ve nedenlerini içeren temel kuramsal çalışmaların incelenmesiyle toplandı. Bulgular, toplanan veriler soybilimsel sorgulama ve eleştirel söylem analizi süreçlerinden geçirilerek elde edildi. Analiz süreci sonucunda, farklı evren açıklama modellerine içkin bilgi-iktidar ilişkileri çerçevesinde yoksulluğun tanımlanma ve nedenselleştirme biçimleri sınıflandırıldı. Bulgular, alt kültür eksenli davranışçı, piyasa rasyonalitesi eksenli işlevselci ve üretim ilişkileri eksenli çatışmacı yaklaşımların temsilcilerini, tanımlama ve nedenselleştirmelerini, temel kavramlarını ve varsayımlarını karşılaştırmalı olarak sunmaktadır. Ayrıca, her yaklaşımın güçlü ve zayıf yönleri, metodolojik sınırlılıkları ve söylemsel işlevleri eleştirel söylem analizine tabi tutularak yorumlandı. Özellikle işlevselci ve neoliberal söylemler çerçevesinde yoksulluğun depolitize edildiği, bireysel sorumluluk ve piyasa rasyonalitesinin vurgulandığı; çatışmacı yaklaşımlarda ise yapısal nedenlerin görünür kılınmasına rağmen mikro düzey farklılıkların göz ardı edildiği tespit edildi. Sonuç bölümünde çok boyutlu, tarihsel, dizgesel ve söylemsel bir olgu olarak yoksulluğun nesnel bir biçimde nedenselleştirilip tanımlanabilmesi için bütüncül, çok katmanlı ve eleştirel sorgulamayla analiz edilmesi gerektiğinin altı çizilerek akademik çalışmalarda yoksullar ve yoksulluğun görünümlerinden ziyade yoksullaştırma süreçlerine yönelmenin daha isabetli olacağı vurgulandı.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Attitudes Toward Artificial Intelligence Among Physiotherapy and Rehabilitation Students: A Cross-Sectional Study

    Candiri, Büşra; Yılmaz, Ramazan Cihad; Perçin, Alper; Karaoba, Dilan Demirtaş

    Purpose: The aim of this study was to investigate the attitudes of Physiotherapy and Rehabilitation students towards Artificial Intelligence (AI) and to compare the attitudes towards AI according to sociodemographic variable. Methods: 212 students participated in this study. Participants’demographic data were recorded using a sociodemographic data form. Students’ attitudes toward AI were surveyed with the General Attitudes toward Artificial Intelligence Scale (GAAIS). This study was designed as a cross-sectional study. Results: Positive attitude scores differed significantly according to daily internet use duration (Kruskal–Wallis H = 17.934, p = 0.001), with higher scores observed among students using the internet more than four hours per day (47.04 ± 7.83). Negative attitude scores differed significantly by accommodation type (ANOVA F = 2.26, p = 0.003) and source of scholarship income (Kruskal–Wallis H = 2.772, p = 0.028). No significant differences were found according to age, gender, class level, type of high school graduated, perceived income status, and parental education level (p > 0.05). Conclusion: Students had positive attitudes toward AI. Moreover, while students’ attitudes were not affected by sociodemographic variables. However, greater use of the internet and AI was associated with more positive attitudes.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Kimlik, Söylem ve Tehdit Algısı: Konstrüktivist Perspektiften İsrail-İran İlişkileri

    Sahinoglu, Muhammet Cemal

    Bu çalışma, İsrail-İran ilişkilerinde tehdit algısının sabit çıkar hesaplarından değil, kimlik, söylem ve pratikler aracılığıyla nasıl inşa edildiğini konstrüktivist bir perspektifle incelemektedir. Literatürde öne çıkan realist ve tarihsel-diplomatik yaklaşımların ötesine geçerek, kimlik, söylem ve normların karşılıklı inşa süreçlerini merkeze almaktadır. Araştırmanın temel problemi, iki devletin birbirlerini nasıl “öteki” olarak konumlandırdığı ve bu konumlandırmanın dış politikalarını nasıl biçimlendirdiğidir. Bu doğrultuda çalışma, İsrail ve İran’ın hangi söylemler ve ritüel pratikler üzerinden birbirlerini tanımladığını ve bu süreçlerin tehdit algısını nasıl dönüştürdüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, hem akademik literatürdeki önemli bir boşluğu doldurması hem de kimlik temelli güvenlik kültürünün sürekliliğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Araştırma, konstrüktivist kuram çerçevesinde nitel yöntemle yürütülmüştür. Veriler kütüphane ve çevrim içi arşiv taraması yoluyla toplanmış, dönemsel olarak sınıflandırılmış ve söylem-pratik eşleşmesi üzerinden analiz edilmiştir. Bulgular, 1948-1979 arasında var olan pragmatik yakınlığın, 1979 sonrasında kimlik temelli düşmanlığa dönüştüğünü göstermektedir. Ayrıca 1990-2005 döneminde söylem ve ritüellerin bu düşmanlığı kurumsallaştırdığı, 2005 sonrasında ise nükleer krizler, vekâlet savaşları ve doğrudan çatışmaların Hobbesçu güvenlik kültürünü daha da pekiştirdiği ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak, İsrail-İran geriliminin yalnızca stratejik çıkarlarla açıklanamayacağı anlaşılmaktadır. Kimliksel ve söylemsel dinamikler dönüştürülmedikçe, kalıcı bir güvenlik sarmalının varlığını sürdürmesi muhtemel görünmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Lojıstık verımlılıkten sürdürülebılır kalkınmaya: G20 ülkelerı ıçın lpı ve sdgs endekslerının entegratıf analızı

    Macit, Nazife Sahin

    Bu çalışma, G20 ülkelerinde lojistik performans ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki etkileşimi, 2022 yılı Lojistik Performans Endeksi (LPI) ve seçilmiş Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) göstergeleri temelinde, bütüncül bir perspektifle incelemiştir. Korelasyon analizi ile LPI genel skoru ve alt boyutları ile SKH göstergeleri arasındaki ilişkinin boyutunu ve yönünü; sonrasında çok kriterli karar verme (ÇKKV) ve Borda yöntemleri ile ülkelerin bütünleşik performans sıralamasını açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Korelasyon analizleri, özellikle gümrük işlemleri verimliliği, lojistik hizmetlerin kalitesi ve zamanında teslimat alt boyutları ile ithal oransızlaşma arasında; gümrük işlemleri verimliliği ile temel içme suyu hizmetlerine erişim arasında, zamanında teslimat ile temel sanitasyon hizmetlerine erişim gibi SKH göstergeleri arasında anlamlı pozitif ilişkiler olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan, yetersiz beslenme oranı ile LPI ve alt göstergeleri arasında negatif fakat anlamsız bir ilişkinin olduğu, ayrıca elektriğe erişim ile LPI göstergeleri arasında da anlamlı bir korelasyon bulunmadığı tespit edilmiştir. SITDE yöntemi ile hesaplanan kriter ağırlıkları hesaba katılarak ülkelerin performanslarının değerlendirilmesinde FANMA, SWEI ve TODIFFA yönteminden faydalanılmış ve ortaya çıkan sonuçların birleşimi ise Borda yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan bütünleşik değerlendirme sonucunda Almanya, Fransa ve Çin’in en yüksek entegre lojistik ve sürdürülebilir kalkınma performansına sahip olduğu; Güney Afrika, Endonezya ve Meksika’nın ise en düşük performans sergilediği ortaya çıkmıştır. Sonuçlar, gelişmiş lojistik altyapının hem ekonomik rekabet gücünü hem de sürdürülebilir kalkınmaya katkıyı desteklediğini ortaya koymakta ve politika yapıcılar için lojistik ve sürdürülebilirlik stratejilerinin entegrasyonuna yönelik önemli ipuçları sunmaktadır.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleYalnız künye2026
    17. Yüzyıl Mısır'ından Osmanlı Seferlerine Bakmak: IV. Murad'ın 1638 Bağdat Seferi Örneği

    Gökçek, Mehmet Fatih

    Osmanlı kronikleri genellikle merkezde ve yakın çevresinde yaşayan tarihçiler tarafından yazılmış ve umumiyetle merkezî otoritenin yaklaşımını yansıtmıştır. Bununla birlikte taşrada, özellikle de köklü bir ilim ve yazım geleneğine sahip olan Mısır'da üretilen bazı eserler, Osmanlı seferlerine alternatif bakış açıları sunabilmektedir. Mısırlı tarihçiler yalnızca olayları aktarmakla kalmayıp seferin yerel düzeydeki etkilerini de gözler önüne sermektedir. Bu çalışma 17. yüzyılda Mısır'da kaleme alınmış Osmanlı kaynakları üzerinden IV. Murad'ın Bağdat seferine yönelik taşra tarihçilerinin yaklaşım ve anlatılarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel kaynakları Kâdîzâde Ahmed Çelebi'nin Fetihnâme-i Bağdâd ve Müteferrika Ahmed'in Târîhü'l-ihtimâm Bi-fethi Dâri's-selâm adlı eserleridir. Bu iki müellif, Bağdat seferine bizzat katılmış ve sürecin doğrudan tanıkları olarak eserlerinde detaylı bilgiler vermişlerdir. Ayrıca Kâtib Ali, Mehmed bin Yusuf el-Hallâk ve Abdülkerim bin Abdurrahman gibi Mısırlı tarihçilerin ilgili metinlerinden de yararlanılarak taşra tarih yazımının Bağdat seferinin anlatımına katkıları belirlenmiştir. Buna ilaveten payitaht merkezli vakayinamelerin 1638 Bağdat seferi bağlamında ve Mısır askerleri örnekleminde eyalet askerlerinden ne ölçüde bahsettiklerine de değinilmiştir. Söz konusu eserler içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Mısır askerlerinin seferdeki konumu, organizasyonu, faaliyet alanları ve Osmanlı merkezî otoritesiyle ilişkisi ele alınarak taşradan merkeze yönelen bakış açısının nasıl şekillendiği analiz edilmiştir. Bu bağlamda merkez ve taşrada yazılan vakayinamelerin birlikte değerlendirilmesiyle Osmanlı seferlerinin daha bütüncül bir şekilde anlaşılabileceği ortaya konulmuştur.

  • MakaleAçık Erişim2026
    The Joy Luck Club’ın Türkçe Çevirisi Yoluyla Göçmen Kültürünün Aktarımı

    Fidan, Giray; Bilge, Topaloğlu Ayşe

    Günümüzde yoğun bir şekilde yaşanan göç hareketleri bizi melez kültüre sahip insanları anlamaya yöneltmiş, bunun sonucunda kültür odaklı çevirinin önemi artmıştır. Bu çalışmada, göçmenlere ait melez kültürlerin farklı toplumlara aktarımının bir örnek eser aracılığıyla incelenmesi amaçlanmıştır. Bu incelemeyle, göç olgusunun sonuçlarından biri olan melez kültürel unsurların çevirisinde karşılaşılan durumlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmada, Çinli bir göçmen ailenin kızı olan ve “Çinli-Amerikalı” olarak adlandırılan, melez bir kimliğe sahip olan yazar Amy Tan’in The Joy Luck Club adlı romanı ve Mehmet Doğan tarafından Talih Kuşu adıyla Türkçeye aktarılan çevirisi örnek olarak seçilmiştir. Öncelikle kaynak eser, Peter Newmark’ın kültürel unsurlar sınıflandırmasına göre analiz edilmiştir. Eserin çevirisi ise, Lawrence Venuti’nin “yerlileştirme” ve “yabancılaştırma” olarak adlandırdığı makro çeviri stratejileri ile Eirlys E. Davies’in “koruma”, “ekleme”, “yaratma”, “küreselleştirme”, “yerelleştirme”, “çıkarma” ve “değiştirme” olan mikro çeviri stratejileri doğrultusunda incelenmiş olup, çevirmenin süreç içerisindeki tercihleri değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, çevirmenin Çin kültürüne ait ögelerin çevirisinde çoğunlukla “yabancılaştırma” stratejisini uyguladığı, ancak bazı durumlarda, özellikle melez kültürel unsurları hedef kültüre aktarma güçlüğünden dolayı “yerlileştirme” stratejisine başvurduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgular, kültürel kimliklerin çeviri sürecinde nasıl yeniden biçimlendiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Ayrıca bu çalışma, kültürlerarası iletişimde çevirmenin rolünün yalnızca dilsel aktarım değil, aynı zamanda kültürel arabuluculuk işlevi taşıdığını da vurgulamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Örgüt Kültürü ile Yenilikçi İş Davranışı Arasındaki İlişkide Örgütsel Çevikliğin Aracı Rolü: Araştırma Üniversiteleri Örneği

    Kenek, Gökhan

    Bu çalışma, araştırma üniversitelerinde yenilikçi kültür, destekleyici kültür, örgütsel çeviklik ve yenilikçi iş davranışı arasındaki ilişkileri incelemektedir. Veriler, Kasım 2025 içerisinde araştırma üniversitelerinde görev yapan akademik personelden toplanmış ve 410 geçerli anket analize dâhil edilmiştir. Önerilen araştırma modeli, Mplus 9 programı kullanılarak yapısal eşitlik modellemesi (YEM) ile test edilmiştir. Bulgular doğrultusunda, yenilikçi örgüt kültürünün yenilikçi iş davranışı üzerindeki doğrudan etkisinin anlamlı olmadığı gözlemlenmiştir (β = 0,146; p > 0,05). Buna karşılık, yenilikçi örgüt kültürünün yenilikçi iş davranışı üzerinde örgütsel çeviklik aracılığıyla anlamlı dolaylı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiş ve tam aracılık etkisi tespit edilmiştir (β = 0,230; p < 0,001). Destekleyici örgüt kültürünün ise yenilikçi iş davranışı üzerinde hem doğrudan (β = 0,274; p = 0,05) hem de örgütsel çeviklik aracılığıyla dolaylı (β = 0,195, p < 0,001) etkisi tespit edilmiştir (kısmi aracılık). Sonuçlar, yenilikçi iş davranışının yalnızca kültürel unsurlarla değil, aynı zamanda hızlı uyum sağlayabilen ve yapısal açıdan bunu destekleyen örgütsel bağlamla mümkün olduğunu göstermektedir.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    Etik Durum Ölçeği’nin (EDÖ-5) Türkçeye Uyarlanması: Geçerlik ve Güvenirlik Analizi

    Akyildiz, Salih; Birinci, Ali

    Bilişsel yaklaşım, bireylerin yaşadıkları çevreyi anlamlandırmak için kullandıkları zihinsel yapıların ve kategorilerin bilginin tekdüze bir biçimde değil, çeşitli kavramsal çerçeveler içinde yapılandırıldığını ileri sürer. Bu yaklaşım çerçevesinde değerlendirilen ahlaki biliş, bireylerin ahlaki ya da ahlaki olmayan davranışları tanımasını, yorumlamasını ve değerlendirmesini sağlayan psikolojik süreçleri ifade eder. Ahlaki bilişin temel yapı taşı ise ahlaki yargıdır. Literatürde, davranışların doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesinden bireylerin ahlaki karakterleri hakkında çıkarımlarda bulunmaya; toplumsal değerleri veya politikaları onaylamaya kadar geniş bir yelpazede ahlaki yargı türleri araştırılmıştır. Bu yargıları derinlemesine anlamak, onların birbirinden nasıl ayrıştığını ve normlar, duygular ya da cezalandırma gibi olgularla nasıl ilişkilendiğini ortaya koymayı gerektirir. Ahlaki yargılar, bireylerin hem kendilerine hem de başkalarına yönelik gerçekleştirdikleri temel toplumsal değerlendirmeleri içerir ve yalnızca gözlemlenen davranışlara değil, aynı zamanda bireyin karakterine ilişkin daha kalıcı ve derin anlamlar taşır. Ahlak felsefesi ve psikoloji alanındaki güncel ampirik araştırmalar, bu yargıların özellikle başkalarına zarar veren ve toplumsal normlarla çelişen eylemler üzerine yoğunlaştığını göstermektedir. Bununla birlikte bireyler arasında neyin ahlaki neyin gayri ahlaki olduğu konusunda önemli görüş ayrılıkları gözlenmektedir. Bu farklılığın temel nedenlerinden biri, bireylerin etik durumlarının -diğer bir deyişle, idealizm ve görecilik düzeylerinin- değişkenlik göstermesidir. Bu bağlamda Etik Durum Kuramı, bireylerin ahlaki inanç, tutum ve değerlerinin bütüncül bir kişisel ahlak felsefesi oluşturduğunu ve bu sistemin iki temel boyut olan idealizm ve görecilik tarafından şekillendiğini ileri sürmektedir. Kuramsal ve ampirik çalışmalar, ahlaki karar verme süreçlerinde bu iki boyutu eylemin yol açtığı zarar ya da yararın düzeyi ve eylemin ahlaki normlarla ne ölçüde uyum sağladığı açısından tanımlamaktadır. Ahlaki karar verme, bireyin etik ilkeler, kişisel değerler ve toplumsal normlar doğrultusunda bilinçli tercihlerde bulunma sürecidir. Özellikle öğretmenlik gibi yüksek toplumsal etki taşıyan mesleklerde bu süreç profesyonel bir sorumluluk olarak kritik öneme sahiptir. Bu bağlamda geliştirilen Etik Durum Ölçeği, bireylerin idealist ve göreceli tutumlarını ölçmek amacıyla tasarlanmış olup söz konusu boyutların kuramsal geçerliliğini destekleyen çok sayıda bulgular sunmaktadır. Ancak bazı maddelerin ölçülmek istenen yapılarla yeterince örtüşmemesi ve iç tutarlılığın artırılabilir olması yönündeki araştırma bulguları ölçeğin yeniden değerlendirilmesi ve geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, etik karar verme süreçlerini değerlendirmede yaygın olarak kullanılan revize edilmiş Kısa Form Etik Durum Ölçeği’nin (EDÖ-5) Türkçe’ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Uyarlama süreci; çeviri ve geri çeviri yöntemleri ile dilsel eşdeğerlilik, yapı geçerliği ve güvenilirlik analizlerini kapsamaktadır. Araştırma, 2024-2025 öğretim yılında Trabzon Üniversitesi Eğitim ve İlahiyat Fakültesi öğrencileri arasından kolay ulaşılabilir olma ve gönüllülük esasına göre amaçlı örnekleme yöntemi ile elde edilen üç ayrı veri setiyle yürütülmüştür. Birinci grup (n=50) ile dilsel eşdeğerlilik çalışması yapılmış, ikinci grup (n=434) verileriyle Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) gerçekleştirilmiş, üçüncü grup (n=438) ise Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) için kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, ölçeğin özgün formunda yer alan iki faktörlü yapının (idealizm ve görecilik) Türkçe formunda da korunduğunu göstermektedir. Ölçeğin iç tutarlılık katsayıları idealizm boyutu için .79, görecilik boyutu için .76 olarak bulunmuştur. Netice itibariyle, EDÖ-5’in Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu ve etik karar verme süreçlerini inceleyen araştırmalarda kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    A research to examinate the relationship between brand hate, newom and boycotting behavior

    Çinar, Binnaz; Eda, Dişli Bayraktar; Alp, Mustafa; Kalca, Adem

    This study aims to examine the effect of brand hate on consumers’ boycott behavior by exploring the mediating role of negative word-of-mouth (NeWOM). Data were collected from 396 consumers through an online survey distributed via social media and analyzed using Structural Equation Modeling. The findings reveal that brand hate significantly increases NeWOM; NeWOM influences boycott intention and partially mediates the relationship between brand hate and boycott behavior. Overall, strong feelings of brand hate enhance consumers’ tendency to spread negative opinions and experiences, which directly or indirectly strengthen their intention to boycott; thus, the study contributes to understanding the negative emotional and communicational dimensions of consumer–brand relationships.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Varlık vergisi’nin azınlık karşıtı bir uygulamaya dönüşmesi: tasviri efkâr gazetesi üzerinden bir inceleme

    Bal, Bülent

    Varlık Vergisi, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’nın olağanüstü koşullarında ortaya çıkan mali kaynak ihtiyacını karşılamak amacıyla 1942 yılında çıkarılmıştır. Ancak çıkarılan vergi, uygulama aşamasında mali beklentilerle sınırlı kalmayarak azınlık karşıtı bir politikanın aracı haline dönüştürülmüştür. Bu çalışmanın amacı, bu dönüşüm öyküsünün kamuoyuna nasıl aktarıldığını ve meşrulaştırıldığını, dönemin milliyetçi ve Alman yanlısı yayın çizgisiyle öne çıkan Tasviri Efkâr gazetesi örneği üzerinden ele almaktır. Araştırmada metodolojik olarak nitel yöntem benimsenmiştir. Gazetede yer alan haberler, köşe yazıları ve yorumlar, nitel yöntemlerden tarihsel tanımlayıcı ve söylem analizi yaklaşımları çerçevesinde incelenmiştir. İnceleme sonucunda, Varlık Vergisi’nin yalnızca savaş ekonomisinin yarattığı mali yükü hafifletmeye yönelik bir araç olmadığı, aynı zamanda ideolojik ve siyasal bir müdahale mekanizması olarak işlev gördüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda milliyetçi retoriğin vergi politikasıyla iç içe geçirildiği, azınlık karşıtı tutumların basın aracılığıyla meşrulaştırılarak yeniden üretildiği ortaya konulmuştur.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    The relationship between intellectual capital and financial performance: an application on small and medium-sized businesses

    Karaaslan, İbrahim; Karadavut, Ayşegül

    This study investigates the impact of intellectual capital on financial performance. The sample comprises annual data from 2012 to 2023 for companies listed on the BIST SME Industry Index. Two models were constructed in the study. In the first model, return on assets was the dependent variable, while structural capital efficiency, human capital efficiency, capital employed efficiency, market capitalization, and leverage ratio were independent variables. In the second model of the study, market value was the dependent variable, and structural capital efficiency, human capital efficiency, capital employed efficiency, leverage ratio, and return on assets were the independent variables. The study found a statistically significant positive relationship between return on assets, firms’ market values, and capital efficiency. There was also a statistically significant negative relationship between human capital efficiency and the leverage ratio. Firms’ market values were positively related to return on assets and structural capital efficiency. In contrast, the relationship between firms’ market values and capital efficiency was significant and negative.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleAçık Erişim2026
    Filistin-İsrail Savaşı Esnasında Hastaneye Yapılan Saldırının Savaş Suçu Bağlamında Değerlendirilmesi

    Karaer, Merve

    Günümüzde din, dil, ırk ayırımı yapılmaksızın insanlara sağlık hizmeti sunulmalı ve sağlık hizmetlerinin güvenliği korunmalıdır. Bu bağlamda, savaş veya silahlı çatışmalar sırasında hastanelere yönelik saldırılar uluslararası ceza yargısının konusu hâline gelmiştir. Bu çalışmada, Filistin-İsrail Savaşı bağlamında hastane saldırılarının bir savaş suçu olup olmadığının değerlendirilmesi amaçlanmakta, sağlık hizmetlerinin savaş ortamında nasıl ihlal edildiğine dikkat çekilmektedir. Araştırma kapsamında nitel araştırma yöntemi kullanılmış, veriler sosyal medya platformu X üzerinden toplanmıştır. Hastane saldırısının ardından geçen 24 saatlik süreçte “hastane saldırısı” anahtar kelimesiyle yapılan taramalarda ulaşılan 361 kullanıcı yorumu MAXQDA 2020 programına aktarılmış ve tematik analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Kodlama ve tema oluşturma süreci, araştırma sorularına bağlı olarak sistematik biçimde yürütülmüştür. Analiz sonucunda iki temel tema belirlenmiştir: (1) Hastane saldırısının yorumlanması – savaş suçu, uluslararası hukukun ihlali, insanlık suçu gibi kavramsallaştırmalar; (2) Saldırıya gösterilen tepkiler – lanetleme, protesto, diplomatik tepkiler ve yas ilanları. Katılımcı yorumları saldırıların yalnızca hukuki değil aynı zamanda etik ve insani bir kriz olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Sonuç olarak, uluslararası toplumun bu tür saldırılara karşı daha etkin yaptırımlar uygulaması gerektiği, mevcut hukuki mekanizmaların yetersiz kaldığı ve sağlık tesislerine yönelik ihlallerin sistematik savaş stratejilerinin bir parçası hâline geldiği görülmüştür. Çalışma hem literatüre katkı sağlamayı hem de savaş koşullarında sağlık hizmetlerinin korunmasına yönelik farkındalık geliştirmeyi amaçlamaktadır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Removal of Pb(II) ions from aqueous solutions by Brevibacillus agri-loaded clay: Kinetic, isotherm, and artificial neural network modeling

    Belduz, Ali Osman; Inan, Kadriye; Duran, Celal; Ozdes, Duygu; Ozeken, Sengul Tugba; Nalçaoğlu, Aleyna; Şeker, Serdal

    In this study, a novel and efficient adsorbent was developed by immobilizing inactivated Brevibacillus agri biomass onto an abundant natural clay via a simple synthesis route for Pb(II) removal from aqueous media. The adsorption behavior of inactivated Brevibacillus agri-loaded clay (BLC) was evaluated using batch experiments by investigating the effects of initial solution pH (2.0–6.0), BLC dosage (0.5–4.0 g/L), contact time (1–180 min), initial Pb(II) concentration (10–420 mg/L), temperature (25–80°C), and the presence of foreign ions. The optimum conditions were determined to be an initial solution pH of 5.0 and a contact time of 120 min. Isotherm models were applied to elucidate the interactions between Pb(II) ions and BLC, while kinetic studies were conducted to evaluate the adsorption performance and underlying mechanisms. The maximum adsorption capacity of BLC was determined as 65.4 mg/g according to the Langmuir isotherm model. Thermodynamic parameters revealed that Pb(II) adsorption on BLC was exothermic, feasible, and spontaneous at 25ºC. Artificial neural network (ANN) studies provided highly accurate predictions by modeling and confirmed the reliability and applicability of the model for Pb(II) removal in industrial applications. This study presents an innovative and sustainable approach for heavy metal removal, offering an effective solution applicable to environmental remediation processes.

    • SDG 6 · Temiz Su ve Sanitasyon
    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleAçık Erişim2026
    Comparative evaluation of bioactive properties of Philadelphus coronarius leaf and flower extracts: Antioxidant and enzyme inhibitory activities

    Burnaz, Nesibe Arslan; Zemzemoglu, Tuba Eda Arpa

    This study comparatively evaluated the bioactive properties of Philadelphus coronarius leaf and flower extracts, focusing on phenolic composition, antioxidant capacity, and enzyme inhibitory activities. Plant materials were collected, dried, powdered, and extracted using 80% ethanol via ultrasound-assisted extraction. Total phenolic content (TPC), total flavonoid content (TFC), and antioxidant activities (ABTS, DPPH, and FRAP assays) were determined, along with α-glucosidase and acetylcholinesterase inhibitory activities. The leaf extract exhibited significantly higher phenolic and flavonoid contents (4082.81 mg GAE/100 g DW and 3444.17 mg CE/100 g DW, respectively) compared to the flower extract (1864.06 mg GAE/100 g DW and 869.17 mg CE/100 g DW). Similarly, the antioxidant capacities (DPPH, ABTS, and FRAP values) of the leaf extract were found to be significantly higher than those of the flower extract. In enzyme inhibition studies, the leaf extract demonstrated stronger α-glucosidase inhibitory activity (IC50: 0.0211 mg/mL) than the flower extract (IC50: 0.0523 mg/mL). In contrast, acetylcholinesterase inhibition was similar for both extracts. Overall, the findings indicate that P. coronarius leaves possess a strong bioactive potential, particularly in terms of phenolic compounds, antioxidant capacity, and α-glucosidase inhibitory activity. Therefore, the leaf part of this species may be considered a promising natural source of antioxidants and functional bioactive compounds.