Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    Kimlik, Söylem ve Tehdit Algısı: Konstrüktivist Perspektiften İsrail-İran İlişkileri

    Sahinoglu, Muhammet Cemal

    Bu çalışma, İsrail-İran ilişkilerinde tehdit algısının sabit çıkar hesaplarından değil, kimlik, söylem ve pratikler aracılığıyla nasıl inşa edildiğini konstrüktivist bir perspektifle incelemektedir. Literatürde öne çıkan realist ve tarihsel-diplomatik yaklaşımların ötesine geçerek, kimlik, söylem ve normların karşılıklı inşa süreçlerini merkeze almaktadır. Araştırmanın temel problemi, iki devletin birbirlerini nasıl “öteki” olarak konumlandırdığı ve bu konumlandırmanın dış politikalarını nasıl biçimlendirdiğidir. Bu doğrultuda çalışma, İsrail ve İran’ın hangi söylemler ve ritüel pratikler üzerinden birbirlerini tanımladığını ve bu süreçlerin tehdit algısını nasıl dönüştürdüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, hem akademik literatürdeki önemli bir boşluğu doldurması hem de kimlik temelli güvenlik kültürünün sürekliliğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Araştırma, konstrüktivist kuram çerçevesinde nitel yöntemle yürütülmüştür. Veriler kütüphane ve çevrim içi arşiv taraması yoluyla toplanmış, dönemsel olarak sınıflandırılmış ve söylem-pratik eşleşmesi üzerinden analiz edilmiştir. Bulgular, 1948-1979 arasında var olan pragmatik yakınlığın, 1979 sonrasında kimlik temelli düşmanlığa dönüştüğünü göstermektedir. Ayrıca 1990-2005 döneminde söylem ve ritüellerin bu düşmanlığı kurumsallaştırdığı, 2005 sonrasında ise nükleer krizler, vekâlet savaşları ve doğrudan çatışmaların Hobbesçu güvenlik kültürünü daha da pekiştirdiği ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak, İsrail-İran geriliminin yalnızca stratejik çıkarlarla açıklanamayacağı anlaşılmaktadır. Kimliksel ve söylemsel dinamikler dönüştürülmedikçe, kalıcı bir güvenlik sarmalının varlığını sürdürmesi muhtemel görünmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin Dış Politika Anlayışının Savunmacı Realizm Yaklaşımı Özelinde İncelenmesi

    Çelik, Recep; Şahin, Ümit

    Uluslararası ilişkiler disiplini içerisindeki teorik yaklaşımlar arasında realizm son derece önemli bir yere sahip olmakla birlikte bu disiplinin teorik gelişiminin şartlarının da belirleyicisidir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası ilişkiler açısından tartışmaların yönünü tayin eden realizm alanın tüm araştırmacı ve teorisyenleri için de bir temel yapı taşı olmuştur. Her ne kadar kalıplaşmış yaklaşımlar temelinde gelişiyor olsa da realizm içerisinde farklı bir görüş olarak nitelendirilebilecek olan, ancak azımsanmayacak sayıda savunucusu da bulunan savunmacı realizm, realizmin bilindik çatışmacı doğası içerisinde farklı bir yere sahiptir. Uluslararası ilişkilerin çatışma odaklı doğasını kabul eden, ancak bunun dışında, savunma odaklı bir realizmin de mümkün olduğuna inanan savunmacı realistler açısından tarihten çeşitli örnekler bulabilmek de mümkündür. Bunlardan biri olarak Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki konumu ve diplomatik anlayışı konuya dair yerinde bir örnek olacaktır. Bu araştırmanın amacı, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nın farklı evrelerinde benimsediği dış politika anlayışının ve pratiğinin yönünü savunmacı realizm yaklaşımı ekseninde tespit etmektir. Araştırmada görüşlerine yer verilen araştırmacı ve teorisyenler ile birlikte Türkiye’nin dış politika anlayışına dair araştırmacıların çıktıları incelendiğinde ise ülkenin savunmacı realist bir yaklaşımının bulunduğu dikkati çekmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2026
    Turkey's active neutrality strategy in the black sea region: practices and analysis

    Ugur, Omer; Aksoy, Metin

    Turkey's foreign policy strategies in the Black Sea region are of great importance in international relations due to its geographical location and geopolitical features. Active neutrality is an approach that envisions states contributing to regional stability through diplomacy and peacebuilding while avoiding taking sides in international conflicts. This article aims to analyze Turkey's Black Sea policies through the concept of “active neutrality” and examine the implementation of this strategy and its regional implications. This study examines Turkey's roles in the Black Sea Economic Cooperation (BSEC), the Montreux Straits Convention, and the Russia-Ukraine tensions through case studies. It also discusses elements such as the broader foreign policy context of active neutrality (relations with Iran) and the triggering role of NATO expansion. Consequently, the advantages and limitations of this strategy and Turkey's interactions with regional dynamics (the Azerbaijan-Armenia conflict) are evaluated. The findings of the article show that Turkey's active neutrality offers opportunities in terms of security, international prestige, and economic interests, but faces challenges due to the influence of major powers, NATO expansion, and domestic political pressures.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2025
    Labour Market Aspirations of Ukrainian Refugees: Determinants and Challenges

    Kocağ, Esra Karapınar

    This study analyses factors influencing Ukrainian refugees’ migration for work, using household-level data from the UNHCR Survey of Intentions and Perspectives of Refugees from Ukraine. Applying logistic regression and propensity score matching (PSM), it examines key determinants, including gender, age, education, residence status, and planned return duration. Results show men are more likely than women to migrate for work (odds ratio: 2.01), highlighting gender-specific barriers. Older individuals and those with higher education levels exhibit lower migration likelihoods. Refugees in private accommodations are less likely to migrate, suggesting housing stability affects mobility. Longer planned return durations increase work-related migration (odds ratio: 1.25), while travelling with a larger family reduces it. These findings highlight the complexity of refugee labour market integration and the need for policies addressing gender disparities, housing stability, and long-term employment prospects to support refugees’ economic inclusion.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Realpolitik Bağlamda İran’ın Azerbaycan Politikası

    Sancak, Kadir

    Realpolitik kavramı ilk defa 19. yüzyılda Almanya’da kullanılmıştır ancak dış politikada realpolitik uygulamaların tarihi antik dönemlere kadar uzanmaktadır. Kısaca, siyasette pragmatizm olarak tanımlanan realpolitik yaklaşım, uluslararası ilişkilerde günümüzde de uygulanmaktadır. Ancak ahlaki ilkelere bağlı kalmayı reddeden Realpolitik kavramı, bu bağlamda muteber bir kavram değildir ve devletler dış politikalarına dair tanımlamalarda bulunurken bu tabiri kullanmamayı tercih etmektedir. 1979 yılındaki İslam Devrimi’nden sonra İran, dış politikasında dini ve mezhepsel söylemleri sıkça kullanmakta, bu da dış politikasının temel dinamiklerinin ideolojik veya dini değerler olduğu algısını güçlendirmektedir. Bu çalışma, İran’ın dış politikasına dair yerleşik algıları sorgulamakta ve realpolitik yaklaşımın modern dış politikada nasıl işlediğine dair önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Bu bağlamda çalışma, İran’ın göründüğü gibi ideolojik saiklerle değil realpolitik bir anlayışla hareket ettiğini savunmakta ve bunu Azerbaycan örneği üzerinden göstermektedir. Çalışmanın kapsamı İran’ın Azerbaycan politikası ile sınırlandırılmakta ancak Ermenistan üzerinden kıyaslama yapılarak meselenin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Filistin-israil savaşının uluslararası medyada çerçevelenmesi

    Günay, Mehmet Akif

    Filistin-İsrail savaşı, on yıllardır devam eden, karmaşık ve çok boyutlu bir sorundur. 7 Ekim 2023’te yeniden alevlenen şiddet olayları, dünya genelinde büyük yankı uyandırmıştır. Bu çalışmada, savaşın ilk beş gününde manşet ve alt başlıklarda Filistin-İsrail savaşına dair hangi çerçevelerin kullanıldığı ve bu çerçevelerin gazetelerin yayın politikalarıyla nasıl ilişkili olduğu incelenmiştir. Bu bağlamda ABD, İngiltere, Türkiye ve Almanya'da yayın yapan The New York Times, The Guardian, Hürriyet ve Taz gazetelerinin bu döneme ait erişilebilen sayıları analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, Türkiye’yi temsil eden Hürriyet gazetesinin savaşın ilk günlerinde tarafsızlığı pekiştiren çerçeveler kullandığı tespit edilmiştir. Buna karşılık, The New York Times, The Guardian ve Taz gazetelerinin manşet ve alt başlıklarında genellikle İsrail’i destekleyen çerçeveler kullandığı gözlemlenmiştir. Genel anlamda, Hürriyet ve diğer örneklem dâhilindeki gazetelerin, gazetecilik ilkeleri çerçevesinde haberleri tam anlamıyla tarafsız ve nesnel bir şekilde sunmadıkları ortaya çıkmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Ombudsmanlık Kurumu Bağlamında Karşılaştırmalı Ülke İncelemeleri: Bahreyn, Bangladeş, Macaristan ve Ürdün Örnekleri

    Doğan, Kadir Caner

    Ombudsman, kamusal şikayet kurumu olarak bir devlette halktan kamu yönetimi sorunlarına dair başvuru alan ve çözen yapıdır. Ombudsman, dünyada ilk defa 18. Yüzyılda İsveç’te ortaya çıkmıştır. Temel özellikleri arasında; demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını güçlendirmesi bulunmaktadır. Günümüzde neredeyse dünyadaki tüm devletlerde uygulanmaktadır. Ombudsman dünyanın farklı kıtalarında ve devletlerinde demokrasi kültürü ve kalitesine göre çeşitli düzeylerde icra edilmektedir. Liberal demokrasinin küresel arenada baskın olduğu bir çağda ombudsman da bu değerlerle bütünleşmektedir. Demokrasinin ve siyasal liberalizmin en büyük sembollerinden biri de ombudsman olarak görülmektedir. Hak arama kurumu olarak ombudsman, bulunduğu devlette adaleti de tesis eden mekanizmalardan biridir. Bu çalışmada, Avrupa ve Asya kıtalarından Bahreyn, Bangladeş, Macaristan ve Ürdün devletlerinin ombudsman teşkilatları incelenmiştir. Bu devletlerin seçilmesinin nedeni ise uzun yüzyıllar boyunca demokrasi tecrübesinden uzak ya da engellenmiş bölgelerde ve toplumlarda ombudsmanın uygulanabilirliğine dair bazı çıkarımlarda bulunmaktır. Bu şekilde değişik coğrafi bölge ve çeşitli kültürlere sahip devletlerde ombudsman tecrübesi analiz edilmiştir. Çalışmanın yöntemi nitel analiz bağlamında literatür taramadır. Çalışmanın sonuçlarına göre dört devlet ombudsmanı arasında Macaristan, Bangladeş, Bahreyn ve Ürdün, kalkınma ortamı bağlamında etkinlik ve performans açısından sıralanabilir. Macaristan, Avrupa demokrasisinin kalbinde yer alan bir devlet olarak daha güçlü adalet ve hakkaniyet geleneklerine sahiptir. Bangladeş, Hindistan coğrafyasında uzun yıllardır merkezi bir krallığın bulunmaması nedeniyle özerklik açısından diğer iki devlete göre daha avantajlıdır. Bahreyn ve Ürdün, Orta Doğu Arap devletleri olarak uzun yıllar İngiliz kontrolü ve yönetimi altında kalmışlardır. Ürdün yüzölçümü ve nüfus bakımından daha büyüktür ve daha fazla etnik gruba sahiptir. Bu nedenle Bahreyn'de adaleti tesis etmek daha kolay olabilir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Exclusion, bureaucracy and racialized migration in abdulrazak gurnah’s by the sea

    Yalcin, Elif Guvendi

    Abdulrazak Gurnah's By the Sea (2002) interrogates the paradoxes of hospitality within the asylum process, revealing how conditional welcome operates as a mechanism of control rather than care. Through a critical engagement with Jacques Derrida's hostipitality and Achille Mbembe's necropolitics, this article examines the protagonist's arrival in England and his subsequent placement in a deteriorating Bed and Breakfast as an extension of state governance over displaced subjects. While asylum ostensibly signifies protection, the conditions imposed upon refugees transform hospitality into an instrument of containment, where inclusion is contingent upon submission to bureaucratic and social constraints. Drawing on Derrida's theorization of hospitality as inherently violent, the study demonstrates how the host's power to grant refuge simultaneously reinforces the foreigner's subjugation. Mbembe’s necropolitics further illuminates the ways in which asylum seekers exist within a state of managed decay, where their survival is permitted yet systematically devalued. Gurnah's portrayal of the asylum process thus critiques the host nation’s myth of benevolence, exposing the coercive structures that sustain postcolonial modes of regulation and exclusion. By situating By the Sea within this theoretical framework, the article argues that the novel problematizes the ethical contradictions of asylum policies, revealing how displaced individuals are reduced to spectral presences within the host nation’s borders.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Siyonist Stratejilerde Süreklilik ve Değişim: Oded Yinon Planı Üzerinden Bir Değerlendirme

    Sahinoglu, Muhammet Cemal

    Amaç: Bu çalışma, 1982 tarihli Oded Yinon Planı’nı yalnızca kendi dönemsel bağlamında bir strateji belgesi olarak değil, aynı zamanda 19. yüzyıldan itibaren şekillenen Siyonist stratejik tahayyülün süreklilik gösteren bir parçası olarak değerlendirmektedir. Bu çerçevede, İsrail’in kuruluşundan önceki demografik ve ideolojik planlamaların Yinon Planı’na nasıl yansıdığı, çalışma kapsamında geliştirilen Yinon Ülke Tipolojisi (YÜT) aracılığıyla sistematik biçimde incelenmektedir. Tasarım/Yöntem: Araştırmada nitel yöntem benimsenmiştir. Veriler, kütüphane kaynaklarından elde edilmiş ve analiz sürecinde tarihsel analiz tekniği uygulanmıştır. Oded Yinon Planı, ilgili tarihsel belgeler ve ikincil literatür ile birlikte “süreklilik” ve “değişim” eksenlerinde değerlendirilmiştir. Oded Yinon Planı'nda adı geçen ülkeler arasında yapılan karşılaştırmalar, YÜT çerçevesinde yürütülmüştür. Çalışma nicel bir test veya ölçüm iddiası taşımamaktadır. YÜT, ülkeleri dört temel stratejik yaklaşıma göre kavramsal biçimde sınıflandırmakta ve bu sınıflandırmayı sayısal veriler yerine belgelere ve örnek olaylara dayalı olarak temellendirmektedir. Bulgular: Elde edilen bulgular, Oded Yinon Planı’nın 19. yüzyıldan itibaren gelişen Siyonist stratejik düşünceyle güçlü bir süreklilik içinde konumlandığını göstermektedir. 1982 sonrasında Lübnan, Irak, Suriye ve Mısır gibi ülkelerde gözlenen siyasal ve coğrafi dönüşümler, büyük ölçüde bu tarihsel stratejik çerçeveyle örtüşmektedir. Temel stratejik hedefler sabit kalmakta, buna karşılık kullanılan araçlar ve süreçler dönemsel koşullara göre çeşitlenmektedir. Ayrıca, YÜT’te tanımlanan dört stratejik yaklaşım, incelenen örneklerde farklı biçimlerde karşılık bulmuştur Sınırlılıklar: Çalışma, Yinon Planı’nda öne çıkan Lübnan, Irak, Suriye, Mısır ve Filistin örneklerine odaklanmaktadır. Arap Yarımadası (Suudi Arabistan ve Körfez monarşileri) bölgesel bir bütün olarak ele alınmış, Ürdün ise Filistin bağlamında değerlendirilmiştir. Özgünlük/Değer: Bu makale, Oded Yinon Planı’nı 1982 yılına özgü yorumların ötesine taşıyarak onu Siyonist stratejik tahayyülün tarihsel sürekliliği içinde konumlandırmaktadır. YÜT aracılığıyla, ülkeler arası stratejik araç ve kalıplar sistemli biçimde karşılaştırılmakta, belgesel ve vaka temelli nitel göstergelere dayalı tipolojik benzerlikler ortaya konmaktadır. Böylece çalışma, literatüre hem kavramsal bir tipoloji hem de tarihsel kanıtlara dayalı, karşılaştırmalı ve belge temelli bir analiz çerçevesi sunmaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Challenging Neo-Orientalism: Muslim Identity and the Israel-Palestine Conflict in Teju Cole's Open City

    Yalcin, Elif Guvendi

    This article explores Teju Cole's Open City (2011) as a profound critique of neo-Orientalist discourses in the post-9/11 era, focusing on Farouq, an Arab-Muslim intellectual in Brussels. Grounded in Edward Said's Orientalism and Hamid Dabashi's neo-Orientalism, the analysis reveals how Farouq resists Western pressures to assimilate or enact commodified versions of his identity, challenging the persistent demand for "oriental fantasy" narratives. The novel situates Farouq's personal struggles within geopolitical tensions, notably the Israel-Palestine conflict, which characters frame as a defining contemporary issue. This perspective counters neo-Orientalist assertions that attribute Middle Eastern instability to inherent cultural flaws, instead critiquing Western imperialism and media distortions. The study contrasts Farouq's revolutionary consciousness with Dr. Maillotte's liberal dismissal of his grievances, exposing subtle neo-Orientalist mechanisms that mask structural inequities under a veneer of openness. Through its dialogic structure and reflective narrator, Julius, Open City fosters authentic intercultural exchange, disrupting monolithic portrayals of Muslim identities. The article argues that Cole's narrative not only contests reductive stereotypes but also positions literature as a vital medium for advocating equitable identity representations in a globalized world. By centering Farouq's intellectual agency and experiences, the study contributes significantly to understanding identity politics and representation in postcolonial literature, underscoring the enduring relevance of Said's critique in contemporary global discourses.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Z kuşağı havayolu yolcularında yeşil satın alma niyetinin belirleyicileri

    Yücel, Mustafa Fatih; Sarilgan, Ali Emre

    Bu çalışma, 18–27 yaş aralığındaki Z kuşağına mensup ve havayolu ile seyahat eden 400 katılımcıdan elde edilen verilerin Yapısal Eşitlik Modellemesi ile analizini içermektedir. Araştırmanın amacı, çevresel konularda subjektif normun çevresel bilgi düzeyi ve yeşil satın alma niyeti üzerindeki etkisini incelemektir. Bulgular, sosyal çevresiyle çevreci ürünler ve çevresel sorunlar hakkında etkileşimde bulunan bireylerin farkındalık düzeylerinin arttığını göstermektedir. Sera etkisi ve karbondioksit emisyonları gibi konularda bilgili olan kişilerin, sürdürülebilir politikalar benimseyen havayollarını tercih etme olasılığı daha yüksektir. Ancak, fiyat hassasiyeti yeşil satın alma niyetini sınırlayıcı bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Çevre dostu hizmetlerin genellikle daha maliyetli olması, fiyat duyarlılığı yüksek bireylerin bu hizmetleri tercih etme eğilimini azaltmaktadır. Sonuç olarak, ekonomik teşviklerin ve uygun fiyat politikalarının çevreci hizmetlerin benimsenmesinde önemli rol oynadığı, sürdürülebilir pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi ve tüketicilerin çevresel bilinçlerinin artırılmasının gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
  • MakaleAçık Erişim2024
    Daily Lives of Afghan Female Immigrants Living in Trabzon

    Buz, Sema; Canli, Muhlise

    Turkey is used as a transit country by irregular immigrants because it is at the intersection of the Asian, European and African continents and functions as a bridge between underdeveloped states and developed Western countries in terms of political and economic factors. Immigrants of Afghan nationality rank first among irregular immigrants in Turkey. The reasons such as internal conflict, terrorism, economic and political instability and war in Afghanistan have caused the people to turn to Turkey for a safer and more humane life. Regarding the migration from Afghanistan to Turkey in general, and especially the female immigrants of Afghan nationality living in Trabzon, there are limited field studies on how gender affects and differentiates the migration process. This work is based on a field study to reveal how being a woman in migration affects the migration process and the differences in women's migration experiences. In this research, face-to-face in-depth interviews were conducted with 20 Afghan female immigrants living in Trabzon. These interviews were analyzed through the MAXQDA 12 program and five themes were revealed. The first theme includes views on life in Afghanistan, the second contains views on the immigration process, the third covers changing situations after migration, the fourth involves Afghan immigrants and other women, and the last one comprises the experience of violence before, during and after migration. As a result of the study, it was determined that gender affected the difficulties encountered during the migration process. It was concluded that gender-related assumptions and practices were reconstructed after migration. There are many differences between Afghan female immigrants and women who are the members of the local community in terms of social rights and freedoms. Also it was observed that there is a similarity through religious elements.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2024
    Türkiye’nin balkanlardaki yumuşak gücünün analizi: güçlü ve zayıf yönler

    Sancak, Kadir

    İletişim imkânlarındaki hızlı gelişme ve uluslararası kamuoyunun küresel sistemde daha önce olmadığı kadar politik gelişmelerde belirleyici olması yumuşak güce olan ilgiyi artırmıştır. Küresel sistemde söz sahibi olmaya çalışan birçok ülke, son dönemde yumuşak güç politikalarına daha fazla önem vermeye başlamıştır. Türkiye de özellikle son yirmi yılda takip ettiği çok yönlü dış politika bağlamında yumuşak gücü merkeze alan bir politik yaklaşım benimsemiştir. Türkiye’nin uyguladığı yoğun kamu diplomasisi faaliyetleri ile birlikte yumuşak güce en fazla ağırlık verdiği bölgelerden biri Balkanlardır. Bununla birlikte Türkiye’nin Balkanlardaki yumuşak güç politikalarını kolaylaştıran faktörlerin yanında sınırlayan başka etmenler de bulunmaktadır. Türkiye’nin yumuşak gücü ile ilgili yapılan çalışmalarda genellikle olumlu yönlere temas edilerek zayıf yönler ihmal edilmektedir. Oysa zayıf yönler dikkate alınmadan yapılacak olan kamu diplomasisi faaliyetlerinin başarılı olma ihtimali azalacaktır. Bu çalışmada öncelikle ve kısa olarak yumuşak güç kavramı anlatılacak; devamında Türkiye’nin genel yumuşak güç politikaları ve bu bağlamda Balkanlara olan ilgisine yer verilecektir. Sonrasında ise yumuşak gücün kaynakları bağlamında Türkiye’nin Balkanlardaki yumuşak gücünün kuvvetli ve zayıf yönleri ele alınarak çalışma sona erdirilecektir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    İkinci Dünya Savaşı'nda Türk dış politikasının realizm çerçevesinde değerlendirilmesi

    Uğur Kaya

    İkinci Dünya Savaşı tüm ülkelerin dış politikasına etki etmiştir. Savaşa fiilen katılmamayı başaran Türkiye, bunu dış politikasında izlediği realizm ile başarmıştır. Bu dönemde İsmet İnönü tüm yetkileri kendisinde toplayarak dış politikayı tek elden yönetmiştir. Savaş süresince Türk dış politikası taraflar arasında denge kurmak üzerine inşa edilmiştir. Savaşın sonunun belli olmasıyla Türkiye, kazanan tarafta yer almak için Mihver Devletler'e savaş ilan etmiştir. Savaşın son bulmasıyla birlikte realizm, denge politikasına baskın gelmiştir. Bunun sonucunda Türkiye denge politikasını terk ederek yeni iki kutuplu dünyada Batı Bloğu'nda yer almıştır. "İkinci Dünya Savaşı'nda Türk Dış Politikasının Realizm Çerçevesinde Değerlendirmesi" adlı tez çalışmasında Türkiye'nin savaş süresince izlediği dış politikasındaki kararlar realist bir bakışla açıklanmaya çalışılmıştır. Yöntem olarak daha önce benzer konularda yapılmış farklı bölümlere ait çalışmalar incelenmiştir. Literatür taraması yapıldıktan sonra okuma kısmına geçilmiştir. Çalışma konusunun kapsadığı alan çok geniş olduğu için ağırlıklı olarak İkinci Dünya Savaşı yılları ile sınırlandırılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın ilk kısmında dış politika ve realizm kavramlarıyla ilişkili uluslararası ilişkiler kavramları açıklanacaktır. Ardından Türkiye'nin dış politikasını etkileyen iç gelişmeler, savaş yıllarındaki Türk ekonomisi ve kamuoyu incelenecektir. Son olarak dördüncü ve sonraki kısımlarda İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türk dış politikasına etki eden dış gelişmeler, uluslararası görüşmelerde Türkiye'nin realist tutumu ve Türkiye'nin savaşın sonunda batıya yakınlaşmasının realist gerekçeleri değerlendirilmeye çalışılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Evaluation of the darfur crisis in the context of climate migration

    Yılmaz, Vedat; Efşan, Nur Çelik

    Climate migration, also known as environmentally induced migration, is commonly witnessed in African countries that experience serious difficulties in meeting basic needs such as drought, water scarcity, and food security due to limited resources. Climate-related stress experienced in Africa in the 21st century will continue with both horizontal migration within the continentand migration across borders. The aim of the study is to reveal the impact of “climate change” in Sudan’s Darfur Region, which is known to be one of the first examples of climate-related migration in the literature, and the impact of foreign (or international, one of them is enough) intervention to the migration patterns that paved the way of humanitarian crises in the region. For this reason, The study reveals that how the climatic changes in Africa led to political instability, social violence and a security threat. In the study, it was concluded that the macro powers (states such as the USA, China and Russia) that triggered the humanitarian crisis in Darfur will continue their goals of sharing Sudan's resources. It is foreseen that these states will escalate the crisis by taking advantage of the administrative weaknesses of the Sudanese Government in order to achieve this. It has been revealed that democracy, human rights and the environment will continue to be low politics issues in Sudan, which cannot calm down its domestic politics, and it has become more challenging to ensure the long-term sustainability of social peace. It is argued that the rise of violence in the region will affect the living conditions in camps consisting of various ethnic groups and cause new socio-political problems. In the study, in which Turkish and English literature were reviewed, it has been aimed to provide insights and develop recommendations for further research. It is expected that this study will contribute to the Turkish literature in this regard.

    • SDG 13 · İklim Eylemi
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • Derleme MakaleYalnız künye2023
    Investigating life satisfaction: the case of refugees in ethiopia

    Kocağ, Esra Karapınar

    As several vulnerable groups in societies such as elderly people, people with disabilities, and children, refugees also draw attention to address their wellbeing due to increasing number of people seeking refuge across the world. The wellbeing of them is considered by either international institutions or national authorities since they are likely to need assistance to have a decent life. In this respect, this study focuses on life satisfaction which refers to a broad scope of elements of quality of life in the context of refugees in Ethiopia since this country provides an important shelter to considerable number of refugees in Africa. Using microdata from the World Bank’s Ethiopia Skills Profile Survey (ESPS-2017), this study finds that basic human needs, safety concerns, and financial concerns play significant role on refugees’ life satisfaction in Ethiopia.

    • SDG 1 · Yoksulluğa Son
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleYalnız künye2023
    Oryantalistlerin Kur’ân Hakkındaki Erken Dönem Çalışmalarına Dair Bir Analiz

    Aytekin, Ayşe

    Batı dünyasının Kur’ân ve Tefsir ile ilgili araştırmaları, Oryantalizm tarihiyle ilintili olup benzer minvalde bir gelişim ve değişim sürecine tabidir. Batılı araştırmacıların İslâm’ı tanıma çabaları, Haçlı Seferleri’ne kadar uzanmakta olup İslâm’ın ve entegre edildiği medeniyet ve kültürün üstünlüğünü kabul etmeleri sonucunda adeta bir mücadele girişimine dönüşmüştür. Başlangıçta, bu mücadele çerçevesinde tercüme hareketleri büyük rol oynamıştır. Zira, kültür ve medeniyeti tanımak, öncelikle dili bilmek ve anlamaktan geçmektedir. İslâm düşüncesini anlamak adına Arapçayı öğrenen Batılılar, bu dil ve kültürün ürün ve eserlerini Latinceye çevirerek bu mücadelede en mühim adımı atmışlardır. Şerh, iktibas, izah, intihal yahut adı her ne olursa olsun yaptıkları tüm araştırmalar, çeviriler, eserler, ürünler ve çalışmalar bu uygulama ve adım odağında zikredilebilir. Dilin başat noktada yer aldığı çalışmaların yanı sıra bu çalışmaları etkileyen diğer unsurlardan da söz etmek gereklidir. Nitekim, hayatı içeren tüm etkenler hem akademik hem bilimsel hem siyasi hem dini hem sosyal hem ekonomik hem de kültürel boyutta benzer seyirde yer almaktadır. Rönesans, matbaanın icadı, Türklerin yayılmacı politikası, ilim ve felsefe alanındaki diğer gelişmeler ve bu gelişmelerin Avrupalılara tesiri onların İslâm alanındaki çalışmalarında etkili olmuştur. Oryantalistlerin -çeşitli amaçlarını gerçekleştirebilmek için yapmış oldukları- İslâm ve Kur’ân’a dair ilk araştırmaları, dini, siyasi, ilmi, ticari ve sömürgecilik gibi çeşitli hedefler taşımaktaydı. Oryantalistler, bu amaçlarla şekillenen çalışmalarıyla İslâm’ın ve Hazreti Muhammed’in (s.a.v) değerini düşürerek İslâm ile mücadele etmek, kendilerince tespit ettikleri İslâm’ın kusurlarını yaymak suretiyle bu dinin yayılmasını engellemek ve Müslümanları Hristiyanlaştırmak gibi faaliyetlerde bulunmuşlardır. Akademik çalışmalarda da benzer şekilde ilmi tarafsızlık, objektiflik ve özgünlük gibi kriterlerden yoksun son derece olumsuz ve garazkar bir ifade tarzına sahip oldukları anlaşılmaktadır. Kur’ân ve Tefsir ile ilgili çalışmalarda da bu durum göze çarpmaktadır. İslâm’ı yermek adına özellikle Kur’ân’ın kaynağı ve mahiyeti gibi konularda çeşitli eleştirilerde bulunmuşlardır. Kur’ân’ın merkezde olduğu çalışma alanlarının yanı sıra, Kur’ân tarihine dair birçok eser ise Kur’ân’ın nasıl ve hangi evrelerden geçerek günümüze geldiği meselesini, yaygın bir biçimde Müslüman perspektifi ile anlatmaktadır. Buna mukâbil, Müslümanlar kadar Müslüman olmayanlar da Kur’ân’ın ne olduğu, menşei, sahihliği ve oluşum süreci ile ilgilenmektedirler. İnsanlık ve bilim ortak paydasına faydalı olacak yeni araştırmalar adına, Müslüman olmayan araştırmacıların bu meseleler hakkındaki bakış açılarını değerlendirmek ve Batı’ya dair ve Batılı çalışmaları algılamak için onların İslâm, Müslümanlar ve Hazreti Muhammed (s.a.v) ile olan münasebetlerinin tarihçesini ve birçok alandaki Oryantalizm ve Oryantal çalışmaların tarihi sürecini objektif ve bilimsel bir şekilde araştırmak, analiz etmek ve bu konudaki çeşitli meselelere değinmek gereklidir. Çalışmamız, mütevazi tarzıyla bu alana giriş niteliğinde bir araştırma olarak değerlendirilebilir. Bahsettiğimiz hususlar çerçevesinde özellikle ilk dönem eserlerine çalışmayı ve odaklanmayı deneyeceğiz. Araştırmamızda, özellikle Oryantalistlerin –son yıllardaki bilimsel ve akademik yöntemler içeren ve ulaştıkları bilimsel, yansız, tarafsız ve orijinal kriterlere sahip akademik çalışmalarından ziyade- İslâm, Hazreti Muhammed (s.a.v) ve Kur’ân hakkındaki oldukça kindar ve nefret dolu söylemleri haiz ilk dönemlerdeki çalışmalarını açıklama hedefine sahip olacağız. Daha sonraki çalışmalarımızda dönemsel bir ayrım yaparak incelemeyi amaçladığımız ve söz konusu geniş alana dair bir hazırlık ve ön çalışma olarak düşünülebilecek bulgularımızı, erken döneme ilişkin söylemleri -sadece farklı görüşlerden bahsetmek yerine- eleştirel ve objektif bir filtre aracılığıyla aktarmak için emek harcayacağız.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Dr. Mohamed Imara ve “Hâkimiyet” Terimi Vizyonu

    Shatlh, Adel Eldesoky Abdelhannan

    Hâkimiyet, İslam mezheplerinin birçoğunun düşünceleri üzerinde büyük etkisi olan bir terimdir. Bu etki ifrat tefrit noktasında olmuştur. Ayrıca, bu etki insanın konumunu yücelten ve evrenin yaratılmasından sonra Allah'ın hâkimiyetini inkâr eden Batı kültürlerinde de varlığı olmuştur. Bazıları aşırılığa yönelmiş ve Tanrı'nın varlığını ve ilahi hâkimiyet’i inkar etmiştir. Muhammed Imara (1931-2020), dini bir ortamda yetişen ve Batı kültürüne aşina olan bir kişidir. Küçük yaşta Kuran'ı ezberlemiş ve Darülulum'da İslam hukuku ve felsefe okumuştur. Yüksek lisans ve doktorasını felsefe alnında yapmıştır. O, Kuran'ı ve içerdiği terimleri çok önemsediği için eserlerinde bu konulara değinmiştir. Bu terimlerin ortaya çıkış nedenlerini ve tarihlerini ele almış ve İslam dünyası içinden ve Batılılar tarafından yöneltilen şüpheleri ve iddiaları çürütmüştür. Muhammed Imara, yaklaşımını Kuran-ı Kerim'e, İslam mirasına ve dünya düşünce mirasına dayandırmaktadır. Terimlerin doğru kullanımı, genel olarak onun eserlerinde büyük bir yer tutmuştur; çünkü iletişim ve anlaşmada terimlerin doğru ve yerinde kullanımı önemli bir rol oynamaktadır. Bu terimler, bir fikrin insan algısını aktarmak için yön temsil etmekte olup zaman, mekân, medeniyet, dil, din, gelenek ve tarih gibi birçok faktörün oluşumunda ve belirlenmesinde önemli yer alır. Muhammed Imara çağımızda, terimlerin özgürleştirilmesinin önemini fark ederek yaygın terimler üzerine ayrı ayrı çalışmalar yayınlamış ve diğer bazı terimler için de tanımlar sunmuştur. Bunun arkasındaki motivasyon, bu terimlerin eski ve modern düşünce okulları arasındaki kullanımlarında gözlemlediği ve görmüş olduğu hatalı kullanımlardır. Batı ve İslam dünyası arasındaki tartışma ve kültürel çatışmaların, oryantalizm ve entelektüel istila meselelerinin artmasıyla birlikte, Arap ve Batı toplumlarının hem karmaşık hem de aynı derecede kafa karıştırıcı olan sorunları ifade eden terimlerin özgürleştirilmesinin önemi ortaya çıkar. Bu problemler politik, sosyal ve doktrin konularında çeşitlilik göstermektedir. Muhammed Imara, yaklaşımları yakınlaştırmak ve terimlerle ilgili yanlış anlamaları düzeltmek için karşılaştırmalı bir kültürel metodoloji benimsemiştir. Hâkimiyet terimi, Muhammed Imara'nın ele aldığı en önemli terimlerden biri olup kavramlarını özgürleştirme, yanlış anlamaların nedenlerini açıklama ve bunlarla nasıl başa çıkılacağına dair çalışmalarında öne çıkmaktadır ve onun yazılarının büyük bir bölümünde önemli bir yer tutmuştur. Bu çalışmanın önemi, Muhammed Imara'nın İslam sahnesindeki konumu ve diğerleriyle diyalog kurma ve mirasla ilişkili yenilikçi bir vizyonun köklerini arama rolüyle ilgilidir. Ayrıca, İslam'da "Hâkimiyet" teriminin önemi ve özellikle yeniden canlandırıldığı modern çağdaki bazı mezheplerin düşüncelerine apaçık etkisi de vardır. Bu nedenle, araştırma Muhammed Imara'nın yazılarındaki bu terime dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Muhammed Imara, terimlerin dildeki köküne ve Kuran-ı Kerim'deki kullanılışıyla birlikte peygamber ve sahabenin uygulamalarındaki anlamlarına odaklanmıştır. Ayrıca yanlış anlamaların kaynağına ve tarihte, özellikle de Mevdudi ve Seyyid Kutub'un yazılarındaki etkilerine dikkat çekmektedir. Hâkimiyetin Allah’a ve insana izafe edildiğinde ne anlama geldiğini bilimsel olarak doğru bir şekilde anlatmıştır. Allah'ın hâkimiyeti mutlak hâkimiyettir çünkü O, mutlak güce sahiptir. İnsan hâkimiyeti ise yeteneklerinin kısıtlı olması nedeniyle kısıtlıdır. İnsan hâkimiyeti, Allah’ın insanlara verdiği bir hediye olarak, insanın dünya üzerinde Allah’ın halifesi olması ve sosyal hayata dair işlerini ilahi hukuk çerçevesinde yönetmesi amacıyla vardır. Bu çalışma iki bölüme ayrılmaktadır. İlk bölüm, Dr. Muhammed Imara'nın hayatı ve entelektüel oluşumu hakkında bilgi vermektedir. İkinci bölüm ise Imara'nın düşüncesindeki Hâkimiyet konusu hakkındadır. Hâkimiyet teriminin kökeni ve türeyişi ile ilgili konuları ele almakta ve destekçileri tarafından benimsenen etkilerini, amaçlarının çeşitliliği yer almaktadır. Araştırmanın hedeflerini gerçekleştirmek, konunun çeşitli yönlerini sunmak için tanımlayıcı analitik yöntemi izlemek gerekmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2023
    Digitalization and economic growth: new evidence from EU countries

    Akyol, Hikmet; Akar, Tuba; Akar, Gökhan

    Today's world is on the verge of a digital transformation with the developments in information and communication technologies. The digitalization process experienced affects societies both economically and socially. Recently, digitalization has become more important in terms of economic growth and competitiveness of countries. The aim of this study is to examine the effect of digitalization on economic growth for the period 2000-2020 in 27 EU countries by using panel data analysis method. In the study, the econometric relationship between the variables was estimated using the Driscoll-Kraay (1998) standard errors estimator. In the study, exports of information and communication technology products, the number of individuals using the internet and the number of mobile phone subscribers were used as the independent variables representing the digitalization indicators. Real GDP per capita is taken to represent economic growth, which is the dependent variable. According to the findings of the research, it has been determined that digitalization indicators have a significant and positive effect on economic growth. The findings of the study support the theoretical and empirical literature that argues that digitalization will have a positive effect on economic growth. It is thought that investments to be made in digitalization and ICT infrastructure will provide significant gains.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleAçık Erişim2023
    An Investigation on the Components of the Living Standards: Evidence from Ethiopia

    Kocağ, Esra Karapınar

    Adaption of the 2030 Agenda for Sustainable Development in 2015 by United Nations member states is an urgent call for action to improve human lives while protecting environment. As any other developed and developing members, Ethiopia is also expected to response the call for action. Ethiopia is a country with high dependency on rain-fed agriculture, severe drought as a result of climate change and wrong human action, widespread poverty, and high dependency on humanitarian aid which requires a careful investigation to deal with its problematic situations. This paper offers a household level investigation on the components of living standards or welfare in Ethiopia, utilising COVID-19 High Frequency Phone Survey of Households 2020. Findings suggest that living area, ownership of dwelling, Access to water and electricity, having a rental income, and the number of household members significantly associated with the level of consumption, that are expected to provide guidance for policy makers.

    • SDG 1 · Yoksulluğa Son
    • SDG 13 · İklim Eylemi