Yazarlar

  • Doktora TeziAçık Erişim2021
    Afete hazırlık davranışlarına etki eden inanç, değer ve tutum faktörlerinin incelenmesi: İzmir ili örneği

    Vildan Oral

    Afetler açısından riskli ülkelerden olan Türkiye'de yapılan mevzuat değişiklikleri, kurulan sistemler, yürütülen eğitim kampanyaları ile güvenlik açığını ortadan kaldırmak adına yapılan çalışmalar süreklilik arz etmesine rağmen toplumda kendi değer yargıları çerçevesinde oluşturulmuş bir afet hazırlığının eksikliği kendini göstermektedir. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı afet hazırlık davranışlarına etki ettiği varsayılan değer, inanç ve tutum değişkenleri arasındaki ilişkiyi ortaya koyan yapısal bir model oluşturmak ve bu modeli test ederek afet yöneticileri ve paydaşlarına gerekli olan bilgiyi sağlamaktır. Çalışmaya İzmir ilinde ikamet eden 18 yaş ve üzeri bireylerden basit seçkisiz örnekleme metodu kullanılarak belirlenen 800 kişi dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak; demografik özellikler (10 soru), "Afet Hazırlık İnançları" (3 alt faktör 10 soru) "Afet Hazırlık Değerleri" (8 soru), "Afet Hazırlık Tutumları" (2 alt faktör 11 soru) ve "Afet Hazırlık Davranışları" (20 soru) olmak üzere 5 bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Araştırma soruları 5'li Likert ölçeği ile değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında açımlayıcı faktör analizi ve güvenilirlik analizlerinde SPSS 21.0, ölçüm modelinin oluşturulması, yapısal eşitlik modelinin test edilmesi, uyum indekslerinin belirlenmesi ve doğrudan-dolaylı etkilerin tespit edilmesinde AMOS 24.0 programı kullanılmıştır. Çalışma sonuçları afet hazırlık inançlarının afet hazırlık değerleri, afet hazırlık tutumları ve afet hazırlık davranışlarını doğrudan pozitif yönde etkilediğini; afet hazırlık değerlerinin afet hazırlık davranışlarını doğrudan ve dolaylı olarak pozitif yönde etkilediğini; afet hazırlık tutumlarının (bilişsel, duyuşsal) afet hazırlık davranışlarını pozitif yönde doğrudan veya dolaylı yönde etkilemediğini göstermiştir. Araştırma sonuçlarına dayanarak afet hazırlık davranışlarında köklü değişiklikler yapılarak toplumda bir afet kültürünün oluşturulup yaygınlaştırılması önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Öğrekotu (Heracleum platytaenium boiss.) ekstraktlarının antioksidan kapasitesinin belirlenmesi

    Ayten Köksal

    Bitkiler, bitkilerden elde edilen ürünler ve saflaştırılmış maddeler birçok çalışmaya konu olmakta ve olmaya devam etmektedir. Bitkilerin öncelikle kendilerini korumak için ürettikleri sekonder metabolitleri olan antioksidanlar gerek gıdayla gerek saflaştırılmış halleriyle tüketildiklerinde insanlığa birçok yönden fayda sağlamaktadırlar. Bu nedenlerle Apiaceae (Maydanozgiller) ailesinden olan öğrek otu (Heracleum platytaenium Boiss.) bitkisinin yaprak ve çiçek kısımlarının su ve etil alkol ekstraktlarının antioksidan kapasitesi araştırılmıştır. Antioksidan aktivitesini değerlendirmek amacıyla; 1,1-Difenil 2-pikril hidrazil (DPPH) serbest radikalleri giderme aktivitesi, 2,2-Azino-bis (3-etilbenzo-tiyazolin-6-sülfonik asit) (ABTS) radikali giderme aktivitesi, Cu2+-Cu+ indirgeme kapasitesi (CUPRAC metodu), Fe3+-Fe2+ indirgeme kapasitesi tayini, total fenolik bileşik ve total flavonoid miktar tayinleri yapılmış olup, BHA, BHT, α-Tokoferol, ve Troloks referans antioksidan olarak kullanılarak karşılaştırma yapılmıştır. Çalışma kapsamında indirgeme kapasitesi metotlarında sadece CUPRAC metodunda Troloks standardına yakın değerler gözlemlendi. Fe3+-Fe2+ indirgeme kapasitesi yönteminde ise ekstraktların hepsinde standartlara göre düşük radikal giderme aktivitesi gözlemlendi. DPPH serbest radikalleri giderme aktivitesine bakıldığında sadece yaprak-su (63 μg mL-1) ekstraktının BHT (63 μg mL-1) gibi davrandığı, diğer ekstraktların yaprak-alkol (86.63 μg mL-1), çiçek-alkol (99.00 μg mL-1), çiçek-su (115.5 μg mL-1) ise düşük kapasiteye sahip olduğu belirlendi. ABTS radikallerini giderme kapasitesine ait IC50 değerleri; çiçek-su (3.73 μg mL-1) > yaprak-su (3.69 μg mL-1) > α-Tokoferol (3.32 μg mL-1) > çiçek-alkol (3.12 μg mL-1) > Troloks (2.90 μg mL-1) > BHA (2.83 μg mL-1) > yaprak-alkol (2.72 μg mL-1) > BHT (2.60 μg mL-1) sıralamasında aktivite göstermiştir. Yüksek IC50 değeri düşük antioksidan aktivite anlamına geldiğinden yaprak alkol ekstraktının bu yöntemde BHA, Troloks ve α-Tokoferol standartlarına göre daha iyi aktivite gösterdiği tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Türkiye'de yönetişim uygulamaları: Bağımsız idari otoriteler ve kent konseyleri örnekleri

    Şafak Aydın Ezber

    Yirminci yüzyıl son çeyreğine doğru başta Amerika Birleşik Devletleri ve batılı devletler olmak üzere bütün dünyada sosyal, kültürel ve politik alanlarda kimlik bunalımları yaşanmıştır. Bunun nedenleri arasında ekonomik krizler, küreselleşmenin varlığı, bilişim ve iletişimde sürekli gelişen teknolojiler sayılabilir. Bu değişimle birlikte kamu yönetimi alanında özellikle 1980'den sonra yeni bir anlayış meydana gelmiştir. Değişen süreçte artık geleneksel kamu yönetimi yerine yenilikçi bir kamu yönetimi anlayışına bırakarak literatüre paradigma değişimi olarak girmiştir. Kamu yönetimi alanında yaşanan değişim ve dönüşümler süreklilik göstererek gelişimini devam ettirmiş ve yönetim alanındaki son paradigma olarak anılan "Yönetişim" boyutunu hayatımıza katmıştır. Yönetişim reform uygulamalarıyla eskinin tek yanlı yönetim anlayışı yerine çok aktörlülüğü, merkeziyetçi bir yapının yerine yerelliği getirmesiyle birlikte demokrasi, katılımcılık ve hukukun üstünlüğü gibi ilkeleri ile hayatımızın pek çok alanında kendine yer edinmiştir. Son yıllarda küreselleşmenin ve uluslararası oluşumların katkılarıyla dünyada baş döndürücü gelişmeler yaşanmakta, ülkeler bu yeni formlara ayak uydurmaya çabalamaktadır. Nitekim ülkemiz de bu yarışta yerini almıştır. Öyle ki bir yandan kent konseyleri ile daha demokratik ve katılımcı bir yapılanma içine girmiş diğer yandan devletin ekonomiden elini çekmesiyle boşalan yerini bağımsız idari otoriteler ile doldurmaya çalışmıştır. Bu çalışmanın amacı 1980'li yıllarda paradigma değişimi ile meydana gelen kamu yönetimindeki dönüşümü yönetişim anlayışı çerçevesinde ülkemizde uygulama alanı bulan bağımsız idari otoriteler ve kent konseyleri bağlamında değerlendirmesini yapmaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerinin web sitelerinin Türkçe yazı dili kullanımı açısından incelenmesi

    Derya Oğur

    Dil, bir milletin tüm değerlerinin ete kemiğe bürünmüş biçimidir. Dilin doğru kullanımı, bu değerlerin korunması ve kuşaklara aktarılması açısından önem taşımaktadır. İnternet teknolojisinin gelişmesi, kültürel etkileşimi beraberinde getirmiştir. Bu etkileşim dil üzerinde bazı olumsuzluklara sebep olmuştur. Özellikle web sitelerinde ve sosyal medya araçlarında kullanılan yazı dilindeki bilinçsizlik, dil sorunlarına neden olmaktadır. Bu durumdan Türkçe yazı dili de etkilenmiştir. Kültürel kimliği yansıtan Türkçeyi korumak; öncelikle devletin görevi olduğu için bu çalışmada, il düzeyinde kültürün tanıtımından, turizmin geliştirilmesinden ve pazarlamasından sorumlu olan İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerinin (İKTM) web sitelerinin yazı dili yeterliliği ele alınmıştır. Web sitelerindeki tüm sayfaların yazılı içerikleri "Türkçe Yazı Dili Ölçeği" aracılığıyla incelenmiştir. İncelemelerde var-yok tekniği kullanılarak maddeye uygun bir hata varsa "1" yoksa "0" şeklinde manuel olarak kodlama yapılmıştır. Ayrıca web sitelerindeki örnek yazı dili hataları kayıt altına alınmıştır. Daha sonra verilere tanımlayıcı analizler uygulanıp hata sıklıkları değerlendirilmiş ve karşılaştırma yapılmıştır. Araştırma sonucunda; İKTM'lerin web sitelerinde en sık görülen yazım hatalarının, büyük harflerin ve kısaltmaların yazımında; en sık görülen anlatım bozukluklarının, sözcüğün yanlış yerde kullanılmasında ve ek yanlışlığı/eksikliği/fazlalığında, en sık karşılaşılan noktalama hatalarının ise kesme ve noktalı virgül işaretinin kullanımıyla ilgili olduğu tespit edilmiştir. Bölgeler bazındaki incelemeler, yazım yanlışlıkları, anlatım bozuklukları ve noktalama hataları açısından en fazla hata yapan bölgelerin, Ege ve Doğu Anadolu; en az hata yapan bölgenin ise İç Anadolu Bölgesi olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular neticesinde İKTM'lere ve bundan sonra bu konuda araştırma yapacak kişilere bazı öneriler sonuç bölünde sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Türkçe Yazı Dili, Turizm, İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri, Web Siteleri.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Dijital ve doğrudan pazarlamanın marka değeri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

    Özlem Yılmaz

    Bu çalışmada dijital pazarlama ve doğrudan pazarlamanın marka değeri üzerindeki etkisinin belirlenmesi ve aralarındaki farkın değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Gümüşhane'de çeşitli markalara ait tekstil ürünleri kullanan kişiler oluşturmaktadır. 382 katılımcıya anket uygulanmıştır. Doğrudan pazarlama etkinliğini belirlemek için Page ve Luding'in (2003) çalışması, Dijital pazarlama etkinliğini belirlemek için Kotler ve Keller'in (2016) çalışması kullanılmıştır. Marka Bilinirliği, Marka Çağrışımı, Marka Sadakati ve Algılanan Kalitealt boyutlarından oluşan Marka Değeri ölçeğinin oluşturulması amacıyla da Villarejo ve Sanchez (2005) ve Netemayer ve ark. (2004) çalışmalarından yararlanılmıştır. Sonuçlara göre; araştırmaya konu olan markaların dijital pazarlama etkinliklerinin, doğrudan pazarlama etkinliğine göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenlere göre ölçekler analiz edildiğinde; 30-40 yaş grubunun, 19-29 yaş grubuna göre; lisansüstü mezunlarının, diğer mezunlarına göre doğrudan pazarlama etkinliklerinin daha yüksek oldukları belirlenmiştir.30-40 yaş aralığındaki bireylerin, 19-29 yaş aralığına göre marka bilinirliklerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Evli bireylerin, bekarlara göre; lisansüstü mezunların, diğer mezunlara göre marka sadakatlerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ev hanımlarının, diğer mesleklere göre marka sadakatlerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Dijital pazarlama ve doğrudan pazarlama etkinliği ile marka değeri ve alt boyutları arasında ileri düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Pazarlama etkinlikleri artırıldığında, marka değerinin de artacağı, en fazla da marka bilinirliğinin artacağı değerlendirilmektedir. Marka değeri ve alt boyutlarında genel olarak Dijital pazarlama etkinliğinin daha ileri düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Sadece Marka Sadakati alt boyutunda Doğrudan Pazarlama Etkinliğinin daha ileri düzeyde olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Dijital Pazarlama, Doğrudan Pazarlama, Marka Değeri

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Para sevgisi ve girişimcilik niyeti ilişkisinin analizi: Gümüşhane Üniversitesi öğrencilerine yönelik bir uygulama

    Gulzada Özbek

    Günümüzde ekonomik sistem kişisel çıkarlar ve rasyonalite olmak üzere iki temel varsayım üzerine kuruludur ve mübadele işlemlerinin gerçekleştirilmesinde para önemli bir araç vazifesi görmektedir. Özel sektörün hakim olduğu bir ekonomide para kazanma güdüsü, ekonomik karar birimlerinin tercihlerinde etkin rol oynamaktadır. Dolayısıyla para kazanma arzusunun yüksek olduğu bir toplumda girişimcilik arzusunun da yüksek olması beklenmektedir. Bu bağlamda, bu çalışmada anket kullanılarak, para sevgisinin girişimcilik niyeti üzerindeki etkisi ve başarısızlık korkusunun düzeylerine göre, para sevgisi ve girişimcilik niyeti arasındaki ilişkisinin nasıl değiştiği analiz edilmiştir. Çalışmanın örneklemini Gümüşhane Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler kapsamına giren programlarda öğrenim gören 296 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar teorik beklentilerle tutarlıdır. Para sevgisi ile girişimcilik niyeti arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Yüksek başarısızlık korkusu, para sevgisi ve girişimcilik niyeti arasındaki ilişkiyi negatif etkilerken; düşük başarısızlık korkusu, para sevgisi ve girişimcilik niyeti arasındaki ilişkiyi pozitif etkilemektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Hidroelektrik santrallerde balık geçitleri sorunları: Gümüşhane ve Bayburt örneği

    Ahmet Emir Köse

    Yeryüzünde artan nüfus ve gelişen teknoloji ile birlikte enerjiye duyulan ihtiyaç da artmaktadır. Ülkeler, bu enerji ihtiyacını genellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamaktadır. Günümüzde, sucul sistemler üzerine artan taleplerin karşılanabilmesi için pek çok bent, regülatör, baraj ve hidroelektrik santral gibi yapılar kurulmaktadır. Coğrafi yapısından dolayı ülkemizde de bu yapılara sıkça rastlanmaktadır. Bu yapılar özellikle memba ve mansaba olan balık göçlerini olumsuz etkilemekte ve pek çok canlı için tehlike oluşturmaktadır. Sucul sistemler üzerindeki doğal engellerin veya regülatör, baraj, hidroelektrik santral, bent gibi insan yapımı engellerin üzerine ya da çevresine diadrom (göçmen) balıkların memba-mansap ve/veya mansap-memba doğal hareketlerine yardımcı olacak hidrolik yapıların yapılması gerekmektedir. Bu hidrolik yapıların en önemli olanları da balık geçitleridir. En çok kullanılan balık geçidi, havuzlu geçit tipidir. Balık geçitlerinin tasarımında göz önünde bulundurulması gereken iki ana husus vardır. Bunlardan ilki geçmesi hedeflenen balığın balık geçidi girişini bulabilmesi, ikincisi ise balıkların geçitten yüzmeyi başarıyla tamamlayıp engelin diğer tarafına ulaşabilmesidir. 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanununun 22. Maddesi ile akarsular üzerinde kurulmuş veya kurulacak olan baraj ve regülatör gibi su yapılarında su ürünlerinin geçmesine mahsus balık geçidi yapılması ve işler durumda bulundurulması zorunlu hale getirilmiştir. Ülkemizin coğrafik durumu, her havzanın kendine özgü morfolojik özellikleri ve ekosistem çeşitliliği nedenleriyle balık geçitlerinin yapılacağı su yapılarının belirlenmesinde, balık geçidi tipleri yanında değerlendirmelerin bir bütün olarak yapılması gereken geçişlere uyumlu türbin vb. mekanik ekipmanların seçiminin de önemli olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Gümüşhane ve Bayburt ili özelinde yapılan çalışmada, bu parametrelerin uygulamada ne gibi yararları/zararları olduğu da incelenmiştir. Literatür taraması, ilgili kurumlardan veri toplanması ve saha çalışmaları (alanda yapılan gözlemler, tesis sorumlularından temin edilen ve/veya yerinde yapılan ölçüm ve tespitler) sonrasında yapılan anket sonuçlarıyla balık geçitleri konusunda toplumsal bilincin sorgulandığı bu çalışmada, balık geçitleri olarak adlandırılan hidrolik yapıların projelendirme, inşaat ve işletme-bakım aşamaları ile ilgili bilgi vermek, bu konu üzerinde önceden yapılmış çalışmaları incelemek, balık geçitlerinin önemini vurgulamak, Gümüşhane ve Bayburt illerinde mevcut bu yapıları yerlerinde gözlemleyerek özellikle işletmede karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri getirmek amaçlanmaktadır. Bu nedenle çalışma alanında hidroelektrik santrallerde balık geçitlerinin olup olmaması, mevcut balık geçitlerinin bakımının yeterli düzeyde yapılıp yapılmaması, balık geçitlerinin balıklar tarafından kullanılıp kullanılmaması veya yapılan geçidin balığın cinsine uygun olup olmaması gibi temel balık geçitleri sorunları ele alınıp incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, balık geçidi olmayan su yapılarına uygun tipte geçit yapılması, çalışmayan ya da kısmi çalışan mevcut balık geçitlerinin onarılması-iyileştirilmesi ve özellikle taşkınlardan sonra temizliklerinin yapılması gibi durumlarda bu geçitlerden göç ve hareket eden balık sayısında olumlu yöndeki artışlar ve sürdürülebilir ekosistem bütünlüğü vurgulanmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Otoriter sistemlerden çıkış modelleri çerçevesinde Türkiye'de demokrasiye geçiş

    Bilal Şahin

    Demokrasiye geçiş teorileri, otoriter sistemlerin çok partili demokratik bir sisteme dönüşüm sürecine odaklanmaktadır. Doğaları gereği baskıcı ve genellikle tek partili sistemler olan otoriter rejimler, karşılıklı etkileşim içerisindeki iç ve dış politik gelişmelerle birlikte köklü değişimlere uğrayabilmektedir. Bu noktada rejimlerin yöneticileri demokratik bir yönetime geçiş kararı verebilir veya vermek zorunda kalabilir. Siyasal bilimler alanında geçiş teorileri veya transitoloji kavramı altında incelenmeye başlayan geçiş süreci; genellikle reform, kopma ve sözleşme olmak üzere üç temel model ile açıklanmaktadır. Türkiye'de otoriter tek parti yönetimi 1945 yılına kadar sürmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonrasında siyasal konjonktürün etkisi ve paralelinde iç politikadaki baskı sebebiyle demokrasiye geçiş kararı verilmiştir. Geçiş sürecini tek modelle açıklamak mümkün değildir. İki aşamalı bir model uygulanmıştır. Reform modeli ile başlanmıştır. Ancak 1946 yılındaki tartışmalı seçimler ve ardından gelen bir dizi antidemokratik uygulama, partiler arasında siyasi gerginliğe dönüşmüş ve bu model tıkanma noktasına gelmiştir. Siyasi gerilim, her an bir geri dönüş ihtimalini veya sert bir kopuşu gündeme getirebilirdi. Rejimin en güçlü aktörü Cumhurbaşkanı İnönü'nün partiler arasında hakem rolü üstlenmiştir. Bu bağlamda kaleme aldığı 12 Temmuz Beyannamesi ile sözleşme modeli aşamasına geçilmiştir. Beyanname, bu tıkanıklığın aşılmasında geçiş sürecinin mührü, demokratik sistemin devamlılığının senedi olmuştur. Uzlaşma, her iki taraf için de diyet ödenmesini gerekecektir. Bu ödeme, iktidar ve muhalefet içerisindeki aykırı seslerin karşılıklı olarak susturulması ve ayıklanması şeklinde gerçekleşmiştir. Tasfiyelerle birlikte geçiş süreci daha sağlıklı ilerlemiştir. Ayrıca geçişin konsolide etmek amaçlı düzenlemeler için de uygun ortam sağlanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Demlenmiş mamul siyah çay atıkları kullanılarak katı faz ekstraksiyonu yöntemiyle çevresel numunelerden Cd(II) iyonlarının ayrılması ve zenginleştirilmesi

    Nida Tilki

    Bu çalışmada, çeşitli gıda ve su numunelerinden Cd(II) iyonlarının alevli atomik absorpsiyon spektrofotometresiyle (FAAS) tayinlerinden önce katı faz ekstraksiyonu (SPE) yöntemiyle ayrılması ve zenginleştirilmesi amacıyla literatürde ilk defa demlenmiş çay atıklarının (DÇA) adsorban olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. DÇA; FTIR, Boehm titrasyonu ve pHpzc gibi yöntemlerle karakterize edilmiştir. SPE deneyleri kesikli sistemle yürütülmüş olup, Cd(II) iyonlarının desorpsiyonu için 5.0 mL 0.5 M HNO3 çözeltisi kullanılmıştır. Cd(II) iyonlarının kantitatif geri kazanımı için; çözelti pH'ı, DÇA miktarı, eluent türü ve derişimi, adsorpsiyon ve desorpsiyon denge süresi ve numune hacmi gibi temel deneysel değişkenler optimize edilmiştir. Cd(II) iyonları için gözlenebilme sınırı, bağıl standart sapma ve zenginleştirme faktörü sırasıyla 0.56 µg L-1, %3.03 ve 100 olarak hesaplanmıştır. Cd(II) iyonlarının DÇA üzerine adsorpsiyonunda, Langmuir izoterm modelinin uygun olduğu görülmüş olup, bu durum DÇA yüzeyinde bulunan aktif adsorpsiyon bölgelerinin homojen dağılım gösterdiğine işaret etmektedir. DÇA'nın maksimum adsorpsiyon kapasitesi Langmuir izoterm modeli kullanılarak 41.5 mg g-1 olarak hesaplanmıştır. Cd(II) iyonlarının DÇA üzerine adsorpsiyon kinetiğini tanımlamak için ikinci mertebeden kinetik modelin uygun olduğu tespit edilmiştir. Yöntemin doğruluğu ekleme/geri kazanma çalışmaları ile test edildikten sonra yöntem; su numuneleri (dere ve deniz suyu) ve gıda numunelerine (patlıcan, marul, maydanoz, elma ve kayısı) Cd(II) derişimlerinin belirlenmesi için başarıyla uygulanmıştır.

  • Doktora TeziAçık Erişim2021
    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin afetlere yönelik hizmetlerinin değerlendirilmesi: Nitel bir çalışma

    Ahmet Özdemir

    Afet yönetimi, kamu kurum ve kuruluşlarının, yerel yönetimlerin, özel sektörün, STK'ların ve halkın işbirliği içerisinde önceden belirlenen yetki ve sorumlulukları yerine getirebilmesi ile başarıya ulaşabilmektedir. Dünyada afet yönetimi politikaları yerelleşme eğilimine girmiş durumdadır. Bu doğrultuda yerel yönetimlerin en önemli parçası olan büyükşehir belediyelerine çok sayıda sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumlulukları yerine getirebilmek için büyükşehir belediyelerinin mali, personel ve teknik açıdan değerlendirilmesi ve gerekli konularda desteklenmesi gerekmektedir. Ayrıca büyükşehir belediyelerine afet yönetimi ile ilgili daha fazla yetki ve sorumluluk verilerek rolleri net bir şekilde belirlenmelidir. Bu çalışmanın amacı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin afetlere yönelik hizmetlerinin Kocaeli ilinde görev yapan ve afet konusunda çalışan profesyoneller gözünden değerlendirmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Ölçüt örneklem yöntemi kullanılarak Kocaeli ilinde görev yapan, afet konusunda çalışan ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile ilişkisi olan profesyoneller katılımcı olarak belirlenmiştir. Belirlenen on iki katılımcı ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilip ses kaydı alınmıştır. Elde edilen verilere MAXQDA 2020 nitel veri analiz programı kullanılarak içerik analizi uygulanmıştır. İçerik analizinden 33 kategori elde edilmiş olup, bu kategoriler 7 tema altında toplanmıştır. Sonuç olarak genel algı, risk yönetimi, kriz yönetimi, iletişim ve iş birliği, eğitim, halkın katılımı ve güveni, afet hizmetlerine yönelik kurumsal yapılanma temaları altında değerlendirmeler yapılmıştır. Değerlendirme neticesinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin afetlere yönelik hizmetlerinin kısmen başarılı olduğu fakat bu hizmetleri geliştirilmesi gerektiği görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Kurumsal kalite ve gelir dağılımı ilişkisi: Türkiye örneği

    Ayça Karakuzu

    Bu çalışmada Türkiye'de kurumsal yapının gelir dağılımı üzerindeki etkilerinin tespiti amaçlanmıştır. Bu amaçla 2009-2019 dönemine ait veriler Panel Veri Analizi yöntemi ile test edilmiştir. Çalışmada kullanılan bağımlı değişken bölgesel Gini katsayısıdır. Kurumsal kalite göstergesi olarak ise okuma yazma bilmeyen kişi sayısı, fakülte veya yüksekokul mezunu sayısı, hane içi internete erişim ve hükümlü sayısı gibi değişkenler analize dâhil edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre kurumsal faktörler ve gelir dağılımı arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki mevcuttur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Gıda ürünlerinin etiketlerinde enerji, besin öğeleri ve referans alım değerlerinin incelenmesi

    Hasan Okur

    Besin etiketleri, üreticiler ile tüketiciler arasında bilgi karmaşasının yüksek olduğu gıda piyasasında tüketicilerin gıda ürünlerinin güvenilirlik seviyesi hakkındaki bilgiye ulaşım maliyetlerini düşüren verimli bir gıda politikası aracıdır. Besin etiketlerinin tüketici tercihlerini daha sağlıklı hale getirmedeki etkisinin arttırılması maksadıyla yapılan çalışmalar artmıştır. Ülkemizde ve dünyada gelişen piyasa ekonomisine bağlı olarak tüketicinin seçimini etkileyen faktörler değişmekte ve gelişmektedir. Dünya ekonomisine uyum sağlamak amacı ile Türkiye mevzuatında da birçok değişime gidilmiştir. Gıda güvenliği ve ekonomisi, gıda tüketim algısı, tüketici hakları, ülkeler arası ve ulusal gıda piyasasında hareketlilik, değişen üretim teknolojileri, değişen sağlık faktörleri göz önüne alınarak, ülkemizde gıda etiketleme mevzuatında yeni ifadelerin kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Besin ögesi tabloları besinleri besin ögeleri içeriğine göre sınıflandıran bir bilim olarak tanımlanmaktadır. Besin ögesi tabloları besin etiketleme, tüketicinin sağlıklı ve amacına uygun besin seçimlerine yardımcı olmak gibi birçok alanda kullanılmaktadır. Trabzon ve Gümüşhane illerinde bulunan zincir marketlerde, 1182 farklı markadan oluşan 4619 ambalajlı gıdanın etiket bilgileri Kasım 2020- Mart 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Elde edilen besin etiketlerinin % 14.49'u süt ve süt ürünleri, % 12.14'ü içecekler, % 24.25'i şeker ve şekerli ürünler, % 5.11'i et ve et ürünleri, % 20.82'si unlu mamul, tahıl ve kuru baklagillerden, % 7.58'i hazır besinler, % 3.46'sı yağlardan, % 12.15'i ise diğer besinler gruplarından oluşmaktadır. Çalışma kapsamında incelenen ürünlerin % 89.65' i oranında beslenme bildiriminin varlığı tespit edilmiştir. Beslenme bildirimi yapılan tüm ürünlerin % 85.0 'inde ambalaj arka yüz, % 10.0'inde ambalaj ön yüz ve % 5.0'sinde arka ve ön yüz etiketlemesi şeklinde yer almaktadır. Yönetmelikte bildirildiği şekilde zorunlu beslenme bildirimini 100 g veya 100 mL üzerinden veren beslenme bildiriminin yapıldığı ürünlerin içindeki oranının % 99.93 olduğu tespit edilmiştir. Beslenme bildiriminin yönetmelikte verilen gösterim biçimine uygunluğu değerlendirildiğinde, ürünlerin % 80.42 'sinin gösterim biçiminde yer alan sıralamaya göre yapıldığı saptanmıştır. Beslenme bildirimine sahip olan ürünlerin % 34.89'unda referans alım (RA) oranı bildirimi varlığı görülmüştür. Beslenme bildiriminde RA oranları verilen ürünlerin % 97.44'ünde 'Ortalama bir yetişkinin referans alım (RA) değeri (8400 kJ / 2000 Kcal)' ifadesinin bulunduğu tespit edilmiştir. Zorunlu beslenme bildirimi kapsamında olan enerji, toplam yağ, doymuş yağ, karbonhidrat, şeker, protein ve tuz miktarları bildiriminin etiket üzerinde yer alma oranının tüm ürünlerde sırasıyla % 99.90, % 99.76, % 94.16, % 99.44, % 93.82, % 99.66, % 94.93 olduğu saptanmıştır. Çalışma kapsamında beslenme bildirimi yapılan ürünlerin % 86.89'unda trans yağ bildiriminin yer almadığı görülmüştür. Zorunlu bildirimi destekleyici bildirimler arasında, beslenme bildirimi bulunan ürünlerde en yüksek oranda % 52.21 oranı ile lif miktarı olduğu, en düşük bildirim ise % 0.53 ile nişasta olduğu saptanmıştır. Ayrıca çalışma kapsamında incelen ürün ambalajlarında bulunan enerji değerleri ve besin öğeleri miktarları incelenerek ürünlerin enerji içeriklerinin TGK kapsamında incelenerek yönetmelikte verilmiş olan hesaplama faktörleri ve yöntemi ile karşılaştırılmıştır. Bunun sonucunda toplam 4141 üründe verilmiş olan enerji değerinin hesaplama sonucu bulunan enerji değerini karşılayan ürün sayısının 1733 olduğu 2408 ürünün ise bunu karşılamadığı görülmüştür. Beslenme bildirimi bulunan tüm ürünlerde enerji değerinin hesaplanan enerji değerini karşılama oranının % 41.85 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak 'TGK Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği'nde 'Uyum Zorunluluğu' başlığı altında 31/12/2019 tarihine kadar tüm ürünlerde beslenme bildiriminin yönetmeliğe uygun şekilde tamamlanmış olması gerektiği ifade edilmiştir. Beslenme bildirimlerinin uygunluğu daha geniş kapsamlı çalışmalar ile değişimlerin gözlenmesi açısından faydalı olacağı düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Güvenlik ve sosyal inşacılık bağlamında Suriye Savaşı örneği

    Mesut İnal

    2010'lu yılların başlarından başlayan Arap Baharı, bölgenin siyasal yapısını ve egemenlik yapılarını değiştirerek yeniden güç dengelerinin kurulmasına olanak sağlamıştır. Ortadoğu'daki değişimin mevcut mücadele alanı olan Suriye'de, devam etmekte olan iç savaş hem derin insani dramların hem de uluslararası krizlerin yaşanmasına sebep olmaktadır. Uluslararası ve bölgesel güçlerin ülkeye müdahaleleri vekalet savaşlarının başlaması ile sonuçlanmıştır. Bu bağlamda değişen güvenlik algıları ve küresel terör krizleri, güvenlik algısının yeniden yorumlanmasını gerektirmiştir. Suriye'de yaşanan savaş çok boyutludur. Burası lokal/bölgesel, ulusal, global güçlerin bir birleriyle, mücadelelerinin iç içe geçtiği bir savaş alanıdır. Suriye iç savaşı aynı zamanda mezhepsel, etnik, kimlik ve ideoloji üzerinden birbiriyle çatışan olguların savaşıdır. Dünya egemen güçlerinin etkisi ve yönlendirmesiyle bölgesel aktörlerin vekalet savaşları, birbirilerine meydan okuduğu bir alan haline gelmiştir. Politik ve ekonomik çıkarlarına ulaşmak ve bölgenin kontrolünde söz sahibi olmak isteyen birçok aktör devlet bulunmaktadır. Bu aktör devletler terör örgütlerini destekleyerek amaçlarına ulaşmak istemektedirler. Bu neticede ortaya çıkan savaşın geleneksel savaşlardan farklılaştığı ve bu yeni savaşın, yeniden yorumlanmasını gerekmektedir. Bu bağlamda, çalışmada Suriye özelinde gerçekleşen vekalet savaşlarının konstrüktivizm çerçevesinde, güvenlik algıları bakımından analizi yapılacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Sürdürülebilir bir kalkınma modeli olarak Türkiye'de "Sakin Şehir (Cittaslow /Slow City) hareketi" üzerine bir analiz

    Ayşe Pekin

    Küreselleşme, kentleşme ve bu süreçlerle birlikte teknolojik gelişmeler, birbirine benzeyen kent yapılarını ve dokularını ortaya çıkarmıştır. Aynı şekilde birbirinin aynısı olan yaşam tarzları, yemek alışkanlıkları, giyim ve konuşma tarzları, eğlenme biçimi vs. insan yaşamını standartlaştırmış ve birbirini taklit eden kent yapıları ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar sonucunda kentler kendine özgün yerel değerlerini, geleneklerini, yöresel lezzetlerini, tarihi dokularını ve kimliklerini netice olarak kaybetmiş ve kaybetmeye de devam etmektedir. Kent yapılarının aynılaşmasına, tek tipleşmesine hız ve tüketim odaklı hayat tarzına karşı ortaya çıkan Sakin Şehir (Cittaslow/Slow City) Hareketi, bunlar karşısında kültürel çeşitliliği, doğal mirası, yerel değerleri, tarihsel zenginliği ve geleneksel lezzetleri muhafaza ederek ve bunları sürdürerek kentlerde yaşam kalitesini artırmayı savunan bir oluşumdur. Küresel tüketim ve küresel üretime karşı yerel tüketimi ve yerel üretimi savunan Sakin Şehir (Cittaslow/Slow City) Hareketi, 15 Ekim 1999 tarihinde İtalya'nın "Greve in Chianti" kentinde ortaya çıkmış ulusal ve uluslararası bir birliktir. Kent yapılarında ve hatta çevrenin korunmasında sürdürülebilir ve yaşanılabilir bir düzeni savunan Sakin Şehir (Cittaslow/Slow City) Hareketi, İtalyanca "Citta (şehir, kent)" ve İngilizce "Slow (yavaş, sakin)" kelimelerinin birleşmesiyle ortaya çıkmış bir oluşumdur. Yerelliği, yöreselliği, gelenekselliği ve doğallığı savunan Sakin Şehir (Cittaslow/Slow City) Hareketinin en önemli kriteri, nüfusu 50.000'nin altındaki yerleşim birimlerini kendi bünyesine katmaktır. Sakin Şehir (Cittaslow/Slow City) Hareketi, 7 başlık altında 72 kriterden oluşmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada Sakin Şehir unvanına sahip yerleşim birimlerinin bu unvanı aldıktan sonra nasıl kazanımlar elde ettiklerine bakılacaktır. Aynı şekilde Sakin Şehir (Cittaslow/Slow City) Hareketinin amaçları ve politikaları doğrultusunda artı ve eksi yönleri ele alınarak analizi yapılacaktır

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    İş özellikleri ile perma iyi oluş modelinin anlam ve bağlanma boyutları arasındaki ilişki: Gümüşhane eğitim kurumları örneği

    Muhammet Kılıç

    Bu tez, iş özelliklerinin (yetenek çeşitliliği, görev kimliği, görevin önemi boyutları) PERMA iyi oluş modelinin anlam ve bağlanma boyutlarına etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın hedef evreni, Gümüşhane'de ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kademelerinde görev yapan öğretmenlerden oluşmaktadır. Araştırmada veriler, literatürdeki "İş Özellikleri Ölçeği" ve "PERMA Ölçeği" uyarlanıp, kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmada toplanan veriler SmartPLS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda iş özellikleri modelinin "yetenek çeşitliliği", "görev kimliği" ve "görevin önemi" boyutlarının, PERMA modelinin "anlam" ve "bağlanma" boyutları üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü etkilerinin olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlardan yola çıkarak yapılan bu çalışmanın ilgili literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Siyasi kültür ve folklor bağlamında zeybek kültürünü yeniden düşünmek

    Ahmet Atalay

    Siyasi kültür kavramı, köklü bir kavram olmakla beraber, onu konu edinen yaklaşımlar temelinde bir anlam ve tanım çeşitliliği göstermektedir. En temelde toplumsal değerler alanına atıf yapan ve bu değerlerin siyasal sistemi etkilediğini varsayan siyasi kültür yaklaşımı, tarihsel gelişim sürecinde antropolojik bir kavram olarak açıklayıcı kapasitesini artırmıştır. Mitlerin ve sembollerin açıklayıcı gücünün keşfedilmesi siyasi kültür kavramını, "siyasal olana yönelim" gibi kısıtlayıcı ve indirgemeci bir yaklaşımdan uzaklaştırmıştır. Çalışmada zeybek kültürünün hikâyesi ve sembolik anlatım tarzları, siyasi kültürün sembolik anlamlara eğilen bakış açısıyla ele alınmıştır. Toplumun zeybekler ile olan sembolik etkileşiminin folklorik ögelerde bulunan siyasal imgelem yolu ile gerçekleştiği görülmüştür. Toplum, Osmanlı siyasal kültürünün üretmiş olduğu yapıyı "adaletsiz" olarak imlerken ona alternatif oluşturabilecek kendi bilincine tanıdık hâkimiyet imgeleri ile süslü olan zeybek kurumuna yönelmiştir. Osmanlı devlet söyleminde yok edilmesi gereken eşkıyalar olarak değerlendirilen zeybekler, Cumhuriyet ile birlikte kahraman ilan edilmişlerdir. Cumhuriyet döneminde Zeybek direnişi, zeybek imgesi kullanılarak, yüklenmiş olduğu iktidar sembollerinin anlam dünyası ile birlikte, hâkim siyasal kültür tarafından dönüştürülerek bir tür manipülasyona uğratılmıştır. Zeybek miti veya imgesi siyasal elit söyleminde, hikâyesinden uzaklaştırılarak yeniden tanımlanmış ve siyasal inşa sürecinde kullanılan bir metaa dönüştürülmüştür. Bu yok oluş süreci, zeybek imgesinin devlet lideri tarafından kullanılması yolu ile zeybeklerin halk kahramanı hüviyetini silikleştirirken, milli kahraman olan zeybek figürünü ön plana çıkarmış ve zeybeklerde bulunan isyan kültürünü bir tür söylemsel entegrasyon ile ortadan kaldırılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin psikolojik iyi oluş ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

    Yahya Çapan

    Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin psikolojik iyi oluş ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin sosyal hizmet bakış açısı ile incelendiği bu araştırma nicel tasarıma göre dizayn edilmiştir. Trabzon il merkezi ve Akçaabat, Arsin ve Araklı ilçelerinde ikamet eden engelli çocuğa sahip 169 ebeveyn ile araştırma yürütülmüştür. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (Telef, 2013) ve Tükenmişlik Ölçeği (Çapri, 2006) kullanılmış olup araştırma verileri IBM SPSS Statistics Subscription paket programında çözümlenmiştir. Kişisel Bilgi Formundaki değişkenlere göre ölçek ifadelerinin farklılaşma durumu bağımsız gruplar t-testi ve çift yönlü ANOVA ile analiz edilmiştir. İki seçeneği bulunan değişkenler için bağımsız örneklem t-testi, sıralı olan değişkenler için ise çift yönlü ANOVA testinden yararlanılmıştır. Psikolojik iyi oluş ölçeği ve tükenmişlik ölçeği alt boyutları arasındaki ilişkiyi incelemek için ise regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmada kullanılan tek faktörlü 8 maddeli psikolojik iyi oluş ölçeği Cronbach's Alpha değeri .85 olarak hesaplanmıştır. Ayrıca üç faktörlü ve 18 maddeli tükenmişlik ölçeği Cronbach's Alpha değerleri sırayla Duygudurumsal Faktör .88, Dışadönük Faktör .71 ve Bedensel Faktör .88 olarak hesaplanmıştır. Herhangi bir kamu kurum ve kuruluştan alınan olduğu maddi destek ile ebeveynlerin psikolojik iyi oluşları arasında ve engellilik tanısı ve engellilik türü ile ebeveynlerin psikolojik iyi oluşları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Regresyon analizi sonucunda, ebeveynlerin psikolojik iyi oluş düzeyinin tükenmişlik ölçeği alt boyutlarından en az biri ile açıklamanın mümkün olduğu sonucuna varılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen veri ve sonuçlarının sosyal hizmet alanında çalışan meslek elemanlarına ve araştırmacılara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

  • Doktora TeziAçık Erişim2021
    İnsani yardım lojistiği planlama süreci için bir model ve takip sistemi önerisi: Hatay ili örneği

    Gülşah Ayvazoğlu

    Bugün dünya çok sayıda insani krizle karşı karşıya kalmakta etkilenen nüfusu rahatlatmak, kayıpları ve insan acısını en aza indirmek için insani yardım kararları alınmaktadır. Türkiye tarihi ve kültürün getirdiği güçlü bir gelenekle dünyada en çok insani yardım yapan ülke konumuna gelmiştir. Hatay, Suriye Arap Cumhuriyeti'nde yaşanan iç karışıklığa bağlı kitlesel nüfus hareketliliği ve devam eden insani krizle mücadele çalışmalarının yoğun şekilde yürütüldüğü sınır ilimizdir. Dünyada ve ülkemizde, daha önce meydana gelen insani krizlerde insani yardım lojistiği faaliyetleri için çeşitli çözümler bulunmaya çalışılmış fakat çoğu zaman bu çözümler genel geçer esaslara dayandırıldığından bölgesel gereksinimlere yanıt vermekten uzak kalmıştır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG) tekniği uygulanarak insani yardım lojistiğinde karşılaşılan sorunların neler olduğunu belirlemek ve bu sorunlara çözüm önerileri sunan bir model geliştirmektir. Çalışma genel itibariyle üç aşamadan oluşmuştur. Birinci aşamada ilgili literatürden ve insani yardım lojistiği hizmeti sunan kurum/kuruluş yetkililerinin görüşleri alınarak DELPHİ yöntemi ile sorunlar tespit edilmiştir. Ardından bu sorunların çözümlenme öncelikleri (ağırlıkları) Analitik Ağ Süreci (AAS) yöntemi ile belirlenmiştir. Son aşamada ise Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG) ilişki matrisleri sayesinde "İnsani yardımların takip edileceği sistem oluşturulması" en iyi çözüm önerisi olarak belirlenmiştir. Hatay İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü tarafından yürütülen "İnsani Yardım Kayıt Sistem Yazılım Alt Yapısı" isimli proje ile çözüm önerisi hayata geçirilmiştir. Bu tez çalışması ile insani yardım lojistiği planlama sürecine bir model geliştirmiş, devamında model uygulamaya alınmıştır. Böylece sistematik bir yaklaşımla (planla-uygula-kontrol et-önlem al, PUKÖ) planlaması yapılan model, uygulanmış ve kontrolleri sağlanarak gerekli önlemler alınmaya devam edilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Acil durum ve afetlerde Samsun afad yönetimi

    Abdurrahman Oruç

    Bu araştırma da Samsun Afet ve Acil Durum İl Müdürlüğü Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezine 01.01.2014 ve 31.12.2018 tarihleri arasında 122 nolu acil ihbar hattına gelen ihbar kayıtlı verileri incelenerek sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmamız sonucunda İl Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezlerine gelen ihbarların ilgili kurumlara daha hızlı ulaşabilmesi için önerilerde bulunabilmeği hedeflemektedir. Araştırmada kullanılan 983 adet ihbardan elde edilen sonuçlar; frekans ve yüzde dağılımları ile SPSS 21 programına bağlı Ki-Kare guruplar arası bağımsızlık testi kullanılarak elde edilmiştir. Bu Araştırma sonuçlarına göre; Samsun il afet ve acil durum müdürlüğü afet ve acil durum yönetim merkezine gelen 983 ihbarın %22,4' üne acil müdahale ekibi yönlendirilmiştir. İhbarların %72,8'ine Diğer kamu kurumları yönlendirildiği tespit edilmiştir. Samsun İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü Acil Müdahale Ekiplerinin müdahale ettiği olayların ilk sırasında %24,5 ile trafik kazaları, %21,4 ile kayıp olayları, %9,1 ile mahsur kalma olaylar ve %8,2 ile su taşkını olayları olduğu görülmektedir. Toplam ihbarların %59,3 mahsur kalma ve hasta nakli olarak kayıtlara geçmiştir. Yapılan analiz sonucunda ise mahsur kalma olaylarının %73,3' üne ve hasta nakli olaylarının %78,2' sine Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İlçe Belediye ekiplerinin yönlendirildiği tespit edilmiştir. Ayrıca mahsur kalma olaylarının %85'nin ve hasta nakli olaylarının %99,5'nin Kış aylarında meydana geldiği belirlenmiştir. Gerçekleşen olaylar ile meydana geldiği aylar arasında anlamlı farklılık olduğu ortaya çıkmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Kâğıt fabrikası atık çamurunun yonga levha üretiminde değerlendirilmesi

    Muharrem Tekel

    Kâğıt fabrikaları kağıdı üretebilmek için üretim akışı boyunca suyu bol miktarlarda tüketmektedirler. Bu gibi tesislerde suyun arıtılması sonucunda atık çamur oluşmaktadır. Bu atık çamur geri yıkama suyu ile birlikte doğaya bırakılmaktadır. Bu atık çamura önce içeresindeki nemden uzaklaştırılması için kurutma işlemi yapılmıştır. Daha sonra kurutulan bu atık çamur üzerinde öğütülme işlemi yapılmıştır. Bunun yanında odun materyali de yonga haline getirilip kurutma fırınında kurutulmuştur Sonrasında ise belli oranlarda ki atık çamura yine belli oranlarda odun materyali ve bazı katkı maddeleri katılarak hamurlaştırma işlemi yapılmıştır. Karışım çamuru belirli boyutlarındaki kalıp ile 18 mm kalınlıkta üretilmiştir. Elde edilen Levha taslakları prese sokularak belirlenen sıcaklık ve sürede preslenmiş tir. Bu işlemlerin sonrasında ise elde edilen levhalar üzerinde bazı fiziksel ve mekaniksel testler yapılmıştır. Levhalar 0.69 ve 0.71 g/cm3 yoğunlukta elde edilmişlerdir. Elde edilen levhalar daha sonra fiziksel (su alma, kalınlık artımı) ve mekaniksel testlere ( eğilme direnci, eğilmede elastikiyet modülü, yüzeye dik yönde çekme direnci) alınmışlardır. Çalışma sonunda ise, elde edilen levha taslaklarının standartlara göre uygunluğu araştırılmış ve bu levhaların genel amaçlar için kullanılabileceği tespit edilmiştir.