Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2024
    Havacılık Sektöründe Örgütsel Sessizliğin Öncüllerinin İncelenmesi

    Vural, Mehmet Fatih; Vural, Selvi

    Amaç – Çalışmanın amacı, havacılık sektöründe örgütsel sessizliğin öncüllerini belirlemektir. Buna bağlı olarak, havacılık sektöründe faaliyet gösteren havayolu, hava aracı bakımı, yer ve yolcu hizmetleri gibi çok sayıdaki işletmede ya da örgütte sessizliğe neden olan unsurlara yönelik önceden önlem alınması hedeflenmektedir. Yöntem- Araştırmada, veriler nitel yöntem aracılığıyla elde edilmiş ve çalışan düzeyindeki 30 katılımcı ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada tematik içerik analizinden yararlanılmış olup veri analizleri NVIVO yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular- Elde edilen bulgulara göre; havacılık sektöründe en yaygın görülen sessizlik türü kabullenici sessizlik olup nispeten daha az ölçüde de olsa bilhassa kadın çalışanlar tarafından korumacı (prososyal) sessizlik davranışının sergilendiği görülmektedir. Araştırma bulguları sektörde sessizliğin büyük ölçüde örgütsel birtakım öncüllerden kaynaklı olduğunu fakat havacılık sektöründe bu nedenler arasında yöneticiye duyulan güvenin de yer aldığını göstermektedir. Öte yandan, az sayıdaki çalışanın sessizliği bireysel öncüllere dayanırken, kültürel nedenlerden ise güç mesafesinin yanı sıra havacılık sektöründe kollektif bir yaklaşımla hareket edilmesi nedeniyle toplulukçuluk kültürünün de örgütsel sessizliğin öncülleri arasında yer aldığı bulgusuna ulaşılmıştır. Tartışma- Havacılık sektöründe, yalnızca savunmacı sessizlik türüne hiç rastlanmamıştır ve bu durum hem toplulukçu kültürlerde savunmacı eylemlerin düşük olması hem de yöneticiye duyulan güvenin zayıf olduğu örgütlerde çalışanların savunma davranışında bulunmaması olmak üzere iki temelde açıklanmaktadır. Bir diğer konu, sadece kadın çalışanların korumacı (prososyal) sessizlik davranışları sergilemesi cinsiyet temelli bir yaklaşımla erkeklere nazaran duygusal bağlılığının yüksek düzeyde olmasından kaynaklanmaktadır. Yöneticilerine güven duymayan çalışanların sessizlik davranışları sergilediği görülmekte, pek çok sektörde olduğu gibi havacılık sektöründe de yöneticiye duyulan güven aracılığıyla örgüt içi iletişim arttırılarak ya da etkin kılınarak örgütsel sessizliğin azaltılabileceğine inanılmaktadır. Yazında, kültürel unsurlardan sadece güç mesafesinin örgütsel sessizliğin bir nedeni olduğundan bahsedilmekteyken, elde edilen bulgulara göre havacılık sektöründe çalışanların toplulukçuluk eğiliminin de örgütsel sessizliğin öncüllerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Elbette, bu durum havacılık sektörünün kendine özgü bir nitelik taşıyabilmekte, ancak farklı sektörlerde gerçekleştirilecek araştırmalar ile konunun sektöre özgü bir nitelik taşıyıp taşımadığının ortaya koyulabileceği düşünülmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Tarım ve Balıkçılık Sektörlerinde Karlılığın Belirleyicileri: TCMB Sektör Bilançolarıyla Panel Veri Analizi (1996 – 2021)

    Kekül, Okan

    Amaç - Bu çalışmada, TCMB bünyesinde bulunan ve reel sektör istatistikleri çerçevesinde yayınlanan bilanço, gelir tablosu ve finansal oranlardan faydalanılarak tarım ve balıkçılık sektörlerinde bulunan işletmelerin karlılığını etkileyen faktörlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem - Karlılığı etkileyen faktörler olarak literatürdeki çalışmalar temel alınmış ve bu bağlamda aktif karlılık çalışmanın bağımlı değişkenini temsil etmiştir. Bağımsız değişkenler ise borçlanma oranı, öz sermaye devir hızı, aktif devir hızı, büyüklük, asit-test oranı, cari oran, kaldıraç oranı, alacak devir hızı ve faiz kazanma oranı şeklinde meydana gelmektedir. Çalışmada panel veri analiz yöntemi kullanılmış ve çalışma, panel veri statik modelleri ile yürütülmüştür. Bulgular - Aktif karlılık ile kaldıraç oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde bir ilişki; aktif karlılık ile öz sermaye devir hızı ile pozitif yönlü bir ilişki gözlemlenmiştir. Aktif karlılık ile diğer bağımsız değişkenler arasında herhangi bir anlamlı ilişki tespit edilememiştir. Tartışma - Tarım ve balıkçılık sektöründe yer alan işletmelerin yüksek kaldıraç kullanımı finansal risk olarak açıklanabilmektedir. Yüksek kaldıraç oranı, finansal olarak değerlendirildiğinde daha fazla borca sahip olma şeklinde ifade edilebilmektedir. İşletmelerin daha az borç kullanarak aktif karlılığı (ROA) arttırabileceği düşünülmektedir. Ayrıca teknolojik gelişmelerin takip edilmesi, etkinlik ve verimliliğe yönelik stratejiler belirlenmesi, doğal kaynaklardan sürdürülebilir koşullarda fayda sağlanması, aktif karlılık ile öz sermaye devir hızı arasındaki pozitif ilişkiyi destekleyebileceği düşünülmektedir.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Türk İslâm Edebiyatında Edebî Bir Tür Olarak Resm-i Osmânî Konulu Manzumeler ve Cefâyî’nin Resm-i Hatt-ı Kur’ân’a Dâ’ir Manzûme’si

    Doğan, Hasan

    Şiirin eğitim ve öğretimdeki etkinliğini fark eden İslâm âlimleri, mensur olarak aktarıldığında ezberlenmesi zor olan bazı meseleleri manzum olarak ele alarak şiiri İslamî ilimlerin aktarılmasında bir araç olarak kullanmışlardır. Kur’an, sünnet ve edebiyatın kesiştiği bu noktada şiirle ilgilenen âlimlerin birtakım çabaları sonu-cunda tefsir, siyer, hadis, akaid, fıkıh, tecvit gibi konularda geniş bir manzum gelenek oluşmuştur. Asırlar boyunca devam eden bu anlayışın ve çabanın neticesinde yurt için ve yurt dışı kütüphanelerinde manzum tefsir, siyer, hadis tercümeleri, akaid-nâme, tecvit gibi türlerde sayısız örnekle karşılaşmaktayız. Kur’an ve şiirin kesiştiği noktada neşet edip gelişen türlerden biri de Resm-i Mushaf yahut Resm-i Osmânî konulu manzumelerdir. Başta İslâm topraklarının genişlemesi olmak üzere, siyasi, sosyal ve dinî çeşitli sebepler Kur’an’ın çoğaltılıp İslam coğrafyasının önemli merkezlerine gönderilmesini gerektirmiş ve bu ihtiyaca binaen Hz. Osman zamanında bir heyet kontrolünde Mushaf istinsah ettirilmiştir. İslâm âlimleri, Kur’an nüshalarının Hz. Osman’ın onayından geçen Mushafla aynı düzende olmasına ihtimam göstermişler ve Resm-i Mushaf, Mushaf-ı ‘Osmânî veya Mesâhif-i ‘Osmâniyye adı verilen kurallar belirlemişlerdir. Kur’an imlasıyla ilgili olan bu kurallar zamanla yeni bir disiplin teşekkül ettirmiş ve bu sahada çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Şiire ilgisi olan bazı âlimler de söz konusu kuralları manzum olarak kaleme almışlardır. İlk olarak Arap dün-yasında örneklerini gördüğümüz bu manzumeler zamanla Türkçeye de aktarılmıştır. Şairlik kudreti olan bazı Türk âlimler de söz konusu tercümeleri nazmen yapmışlardır. Bu çalışma tercüme veya telif olsun Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmış Resm-i Mushaf konulu manzumelere odaklanmaktadır. Bu çalışmada öncelikle kütüphanelerde örneklerine rastlanan ilgili manzumeler tespit edilmiş, ardından Cefâyî mahlaslı bir şair tarafından kaleme alınmış Resm-i Hatt-ı Kur’ân’a Dair Manzume adlı eser incelenmiştir.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Şerhu İleli’t-Tirmizî’deki Eleştiriler Bağlamında Kûfeli Fakihler Ve Hadis Rivayeti

    Futsi, Ali Fuat

    Ehl-i hadis ile ehl-i re’y arasında sünnete yaklaşım ve hadislerin kabulü gibi konularda metot farklılığından kaynaklanan ihtilaflar uzun asırlar boyunca devam etmiştir. Fukahâ olarak bilinen ehl-i re’yin fıkıhla olan yoğun iştigali ve hadisçilerden farklı olarak rivayetlerin kabulünde ortaya koydukları diğer kriterler sebebiyle, ehl-i hadis onları gerek metin gerekse sened açısından hadis bilgilerinin yetersiz olmasıyla itham etmiştir. Öyle ki, ricâl ve tabakât türü eserlerde bir râvinin sadece ehl-i re’yden olması sebebiyle cerh edildiği bile görülebilmektedir. Ehl-i re’yin rivayetlerinin tartışma konusu yapılması, sonraki asırlarda da devam etmiş hatta VIII. yüzyılda yaşamış olan İbn Receb el-Hanbelî’nin (ö. 795/1393) Şerhu İleli’-t-Tirmizî adlı eserinde bile konuyla alakalı müstakil bir başlık yer almıştır. İbn Receb, fukahâ’nın hadisleri ezberlemediği, senedleri karıştırdığı, metinleri mâna ile rivayet ettiği gibi birçok iddiada bulunmaktadır. Onun sözleri, fukahânın neredeyse hiç hadis bilmeyen kimseler oldukları anlamını çağrıştırmaktadır. Fıkıh ve re’y denilince ilk akla gelen yer Irak, daha özelde ise Kûfe şehridir. Abdullah b. Mesʻûd’un (ö. 32/652-53) şehre gelmesiyle başlayan ilmî faaliyet neticesinde burada birçok önemli isim yetişmiş ve bölgede aynı faaliyeti devam ettirmişlerdir. Bu nedenle bu çalışmada, başta İbn Mes’ûd’un öne çıkan talebelerinden başlanarak, İbn Receb’in ismini zikrederek eleştirdiği isimlere kadar ilk dönem Kûfe fakihlerinin hadis ilmi açışından hangi konumda bulunduklarının aydınlatılması hedeflenmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Ehlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” Adlı Romanında Sembol

    الأحمد, محمد

    Çağdaş Arap romanı, niteliğiyle günümüzün yaygın edebiyat türlerinden biridir. Sanat zenginliğini gerçekleştirebilmek için yenilikleri araştırma girişimlerinde çağın ruhuna ve değişikliklerine uyum sağlamaya çalışır. Bunu da alışılmışın dışında ifadeler kullanarak yapar. Bunların arasında geleneksel romana benzemesi mümkün olmayacak şekilde semboller kullanır. Bu farklılığını göstermek için geleneksel romanın kurallarını tümden değiştirir. Cezayir asıllı Ahlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” adlı romanı sadece duygusal bir roman gibi gözükmektedir. Ancak derinlerine inildiğinde birçok sembolle karşılaşılır. Bu roman, yazarın yaşadığı toplumun çağdaş, siyasi ve sosyal problemlerini irdelediği gibi, çağımızda Arap ülkelerinde yaşanan önemli tarihi olayları da çağrıştırır. Bu makale, Ahlâm Müsteğânmî’nin “Siyah Sana Yakışıyor” adlı romanını kısaca tanıtmaya çalışır. Ardından da sembolün anlamı ve önemi üzerinde durur daha sonra da romandaki sembollerin eşsiz güzelliğine ışık tutar. Araştırmada birçok sonuca ulaşıldı; bunlardan en önemlisi, yazarın romanını oluştururken başta romanın başlığı, üç rakamı, ney, yer ve karakterlerin adları olmak üzere çeşitli sembollerden yararlanmasıdır. Yazar, yirminci yüzyılın son on yılında memleketi Cezayir'de yaşanan siyasi ve toplumsal olayları bu sembollerle ilginç bir üslupla dile getirmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    İstanbul Yazma Eser Kütüphanelerinde İbnu’l-Mukaffa‘a Nispet Edilen Eserler

    Kuyanay, Mehmet

    Arap edebiyatında edebî nesrin öncüsü sayılan Abbasîlerin ünlü kâtibi ve aynı zamanda Kelile ve Dimne’yi Farsçanın eski hali olan Pehleviceden Arapçaya tercüme eden Fars kökenli Abdullah İbnu’l-Mukaffa‘a telif ve tercüme olarak pek çok eser nispet edilmiştir. Ancak ona nispet eden eserlerden bir kısmı biraz da onun sonradan Müslüman oluşunun şüpheyle karşılanması, zındıklıkla itham edilmesi, Kur’ân’a muaraza yapmaya çalıştığı iddiası gibi sebeplerin de etkisiyle günümüze ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan eserlerden bir kısmı ise yeterli derecede tanınmamıştır. Söz gelimi onun el-Fevâʾid ve’l-kalâid, isimli eseri, sadece Alman Şarkiyatçı Carl Brockelmann (1868-1956) tarafından sadece ismen zikredilmiştir. Bu çalışma da onun İstanbul’daki yazma eser kütüphanelerindeki eserleri ile ilgilidir. Zira bu kütüphanelerde bulunan ve ona ait olan eserlerden bir kısmı gerek Arap edebiyatında gerek diğer edebiyatlarda henüz tanınmamaktadır. Bununla birlikte bazı eserlerinin orijinalinin de bu kütüphanelerde bulunan eserlerden alundığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada onun bilinen eserlerinin yanında bilinmeyen eserlerinin de tanınması ihtiyacına cevap mahiyetinde, bu makale ele alınmıştır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    17. yüzyıl rasyonalistlerinde matematiksel yöntem

    Üner, Aslı

    17. yüzyıl filozoflarının amacı, en genel haliyle, insan aklının bilimde somutlaşan başarısını örnek alarak felsefede de tıpkı bilimde olduğu gibi kesin bilgiye ulaşılabileceğini göstermektir. Bunun için ilk olarak bilgiyi elde etme yolunda izlenmesi gereken yöntemin detaylı bir betimlemesini yapmışlardır. Bilim cephesinde Kepler, Galileo ve Newton gibi isimlerin evreni matematiğe dayalı bir şekilde açıklama girişimleri, matematiğin bir düşünme yöntemi olarak giderek daha fazla ön plana çıkmasına yol açmıştır. Bu dönemde matematiksel araştırma yöntemleri fiziksel olguların incelenmesine olanak sağlarken felsefede de kesin bilgiye ulaşmak için bir model olarak görülmüştür. Descartes, Spinoza ve Leibniz gibi rasyonalist filozoflar otoritelerin değil insanın kendi aklını rehber olarak kullanması ve buradan hareketle bizi hakikate ulaştıracak yöntemin matematik olduğu konusunda hem fikirdir. Bu makalede amacım üç büyük rasyonalist filozofun, aralarındaki benzerlik ve farklılıklardan yola çıkarak, matematiksel yöntemi kendi felsefelerine nasıl uyguladıklarını göstermeye çalışmaktır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Arama Kurtarma Çalışanlarının Bilgi Teknolojilerine Yönelik Tutumları ve Kullanımları

    Şahinöz, Saime; Tazegül Bekci, Ayşe

    Her yıl çok sayıda doğa olayı meydana gelmekte ve doğa kaynaklı olaylardan meydana gelen kayıpların önde gelen nedenlerinden biri bilgi ve teknoloji eksikliği olarak görülmektedir. Bununla birlikte teknolojideki değişimler ve bilgi birikimindeki hızlı artış, toplumda önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Bu çalışma, Türkiye'nin Adana ilindeki AFAD ve İtfaiye çalışanlarının teknoloji tutumlarını ve bilgi teknolojileri kullanım düzeylerini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma kesitsel bir tasarım kullanılarak gerçekleştirilmiş ve bu kuruluşlardaki hem yöneticilere hem de çalışanlara anket uygulanmıştır. Demografik bilgilerin yer aldığı bilgi formu, teknolojiye ilişkin tutumlara yönelik ölçek ve bilgi teknolojileri kullanım düzeyini ölçen bir ölçek olmak üzere üç ölçek kullanılmıştır. Toplanan veriler, açımlayıcı faktör analizi (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) gibi çeşitli istatistiksel teknikler kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlar, genel olarak, çalışanların müdahalelerinde ve işle ilgili diğer görevlerinde teknoloji kullanımına yönelik olumlu bir tutum sergilediklerini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, çalışanların teknolojiye ilişkin tutum düzeylerinin reel kullanım düzeylerinden daha fazla olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, çalışmada sayısal harita uygulamaları ve coğrafi bilgi sistemi gibi en az kullanılan bazı teknolojiler tespit edilmiştir. Bu bulgular, kuruluşların çalışanları arasında teknolojinin benimsenmesini ve kullanımını artırmaları için değerli bilgiler sağlamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Assessment of Hazards and Risks in a Marble Quarry

    Demir Şahin, Demet; Eker, Hasan

    Potential hazards and risks in marble quarries in Türkiye occur as a result of various factors. These include violations of occupational safety standards, equipment failures, changes in geological structure, lack of worker training and environmental impacts. However; occupational accidents occurring in industrial environments such as marble quarries can be due to various reasons. These may include factors such as falls, equipment failures, rock falls, chemical exposures and fatigue. The L matrix risk assessment method is a management tool used in many areas of industry. This method enables prioritisation of risks by evaluating the probability and impact of the risk on a matrix. The L matrix risk assessment method determines the probability and impact of each of these factors and visualises them on a matrix. The probability and impact values are ranked from low to high and the risk level is calculated by multiplying these values. This method can be an effective tool for identifying, prioritising and managing hazards and risks in marble quarries. However, for a complete and comprehensive assessment, it is important that enterprises cooperate with experts and act in accordance with local regulations. This study analyzed the hazards and risks in a marble quarry in Türkiye with the L-type risk assessment method. The results obtained show that intolerable risks such as tipping over of heavy machinery, falling rocks and breaking off large pieces in marble quarry drilling and open pit mining areas can have fatal consequences. Other significant risks in the open pit area include elements such as machinery and equipment impact, falling parts and dust. In addition, hygiene issues were considered a significant risk in open pit and general operating areas. On the other hand, breakdowns and traffic accidents are classified in the tolerable and mild risk group. This evaluation forms an important basis for taking the necessary measures to increase occupational safety. In this context, hazards and risks in a marble quarry in Türkiye were identified and risk assessment was carried out using the L-type risk assessment method.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Compact analysis of the necessity of padé approximation for delayed continuous-time models in lqr, h-infinity and root locus control strategies

    Altan, Aytaç; Yanarates, Cagfer

    This paper presents a comprehensive analysis of the need for the Padé approximation for continuous-time models with delays, focusing on its critical role in addressing the control challenges posed by time delays. Time delays, often referred to as dead times, transport delays or time lags, are inherent in a wide range of industrial and engineering processes. These delays introduce phase shifts that degrade control performance by reducing control bandwidth and threatening the stability of closed-loop systems. Accurate modelling and compensation of these delays is essential to maintain system stability and ensure effective control. This paper highlights the difficulties that arise when using advanced control techniques such as root locus (RL), linear quadratic regulator (LQR) and H-infinity (H_∞) control in systems with delays. Representing delays in exponential form leads to an infinite number of state problems, complicating the design and analysis of controllers in such systems. To address these challenges, the Padé approximation is proposed as an effective method for approximating time delays with rational polynomials of appropriate order. This approach allows for more accurate simulation, system analysis and controller design, thereby mitigating the problems caused by delays. The paper also provides a detailed comparative analysis between the Padé approximation and Taylor polynomials, demonstrating the superiority of the former in achieving accurate delay modelling and control performance. The results show that the use of Padé approximation not only improves the accuracy of system models, but also improves the robustness and stability of control strategies such as RL, LQR, and H_∞. These results highlight the importance of the Padé approximation as a valuable tool in the design of delay-affected control systems, offering significant advantages for both theoretical and practical applications.

    AtıfOpenAlex4
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Türkiye’nin balkanlardaki yumuşak gücünün analizi: güçlü ve zayıf yönler

    Sancak, Kadir

    İletişim imkânlarındaki hızlı gelişme ve uluslararası kamuoyunun küresel sistemde daha önce olmadığı kadar politik gelişmelerde belirleyici olması yumuşak güce olan ilgiyi artırmıştır. Küresel sistemde söz sahibi olmaya çalışan birçok ülke, son dönemde yumuşak güç politikalarına daha fazla önem vermeye başlamıştır. Türkiye de özellikle son yirmi yılda takip ettiği çok yönlü dış politika bağlamında yumuşak gücü merkeze alan bir politik yaklaşım benimsemiştir. Türkiye’nin uyguladığı yoğun kamu diplomasisi faaliyetleri ile birlikte yumuşak güce en fazla ağırlık verdiği bölgelerden biri Balkanlardır. Bununla birlikte Türkiye’nin Balkanlardaki yumuşak güç politikalarını kolaylaştıran faktörlerin yanında sınırlayan başka etmenler de bulunmaktadır. Türkiye’nin yumuşak gücü ile ilgili yapılan çalışmalarda genellikle olumlu yönlere temas edilerek zayıf yönler ihmal edilmektedir. Oysa zayıf yönler dikkate alınmadan yapılacak olan kamu diplomasisi faaliyetlerinin başarılı olma ihtimali azalacaktır. Bu çalışmada öncelikle ve kısa olarak yumuşak güç kavramı anlatılacak; devamında Türkiye’nin genel yumuşak güç politikaları ve bu bağlamda Balkanlara olan ilgisine yer verilecektir. Sonrasında ise yumuşak gücün kaynakları bağlamında Türkiye’nin Balkanlardaki yumuşak gücünün kuvvetli ve zayıf yönleri ele alınarak çalışma sona erdirilecektir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2024
    Exploring Ostracism as A Risk Factor for Smartphone Addiction in Young People: Resilience and Nomophobia Perspectives

    Kavakli, Mehmet; Coşkun, Muhammet; Türkmen, Osman Oğulcan

    In today's world, the improper use of smartphones has become a growing problem. Such usage might be problematic as people see it as an escape from threats to their basic psychological needs caused by ostracism. Therefore, the purpose of this study is to examine the relationship between ostracism and the risk of smartphone addiction. In addition, a moderated mediation model was explored to see whether nomophobia moderated the mediating role of resilience in the association between ostracism and the risk of smartphone addiction. The sample consisted of 320 young adults, ranging from 18 to 31 years. Data was gathered by using the Ostracism Experience Scale, the Brief Resilience Scale, Nomophobia Scale and Smartphone Addiction Scale. Results indicated a positive association between ostracism and the risk of smartphone addiction, and this association was mediated by resilience. While ostracism increases the risk of smartphone addiction, resilience emerges as a key ability in mitigating this undesired association. Furthermore, nomophobia moderated the mediating impact of resilience in the relationship between ostracism and the risk of smartphone addiction. Increased nomophobia put this mitigating influence of resilience in the shade. Resilience buffers the undesired relationship between social kiss of death (ostracism) and the risk of smartphone addiction in young individuals, but nomophobia frustrates this functional role of resilience. These findings were discussed in light of the relevant literature.

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleYalnız künye2024
    A general evaluation on tax policy in the fight against effects of natural disasters

    Günay, Hamdi Furkan

    As one of the realities that many countries frequently face, natural disasters have various social and economic effects. One of the policy tools used by countries to alleviate the negative socioeconomic consequences arising from natural disasters is taxes. Decisions regarding tax policies for natural disasters require many factors to be taken into consideration under limited information, time and cost pressure. This study aims to evaluate the role of tax policies in combating the effects of natural disasters in the context of country practice examples and literature research. When country practices are examined, it is seen that states generally provide tax deductions and facilities to citizens affected by disasters, while at the same time imposing additional taxes to meet the revenue needs created by the disaster. Based on the research, it is emphasized that tax policies regarding natural disasters have an important but limited role and that comprehensive policies, especially public expenditure policies, are necessary. In addition, the appropriate design of tax legislation is very important in creating a structure prepared for natural disasters.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Entegre Raporlama Üzerine Bibliyometrik Bir İnceleme

    Güven, Birol

    Amaç: Bu araştırmanın amacı, entegre raporlamaya ilişkin akademik çalışmaların gelişimini, genel durumunu ve odak noktalarını bibliyometrik analiz yöntemi ile incelemek ve konu ile ilgili panoramik fotoğraf sunmaktır Tasarım/Yöntem: Araştırmada Web of Science Core Collection veri tabanında 2011-2023 yılları arasında entegre raporlama konusu ile ilgili yayınlanmış 670 makale, bilim haritalama tekniğine dayalı bibliyometrik analiz yöntemi ile incelenmiştir. Bibliyometrik verilerin analiz edilmesi ve sonuçların görselleştirilmesinde R bibliometrix paketi, VOSviewer ve Microsoft Excel birlikte kullanılmıştır. Bulgular: Analizler sonucunda; yıllar itibariyle konuyla ilgili yapılan çalışmaların artış eğilimi gösterdiği ve konuya olan ilginin giderek arttığı; entegre raporlama konusunda en üretken ülkenin İtalya, yazarın Warren Maroun ve derginin Meditari Accountancy Research olduğu; iş birliği oranı en yüksek ülkenin İngiltere ve yazarların Nicola Raimo ve Filippo Vitolla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sınırlılıklar: Çalışmada bir veri tabanının kullanılmış olması, çalışmanın kapsamına sadece makalelerin ve dört çalışma alanının dahil edilmesi araştırımın sınırlılıklarıdır. Özgünlük/Değer: Entegre raporlama ile ilgili bibliyometrik çalışmaların sınırlı sayıda olduğu görülmektedir. Ayrıca ulusal literatürde Web of Science, Scopus gibi dünyaca bilinen veri tabanlarında listelenen çalışmalar üzerine bir araştırmanın yapılmadığı görülmektedir. Bu bakımdan bu çalışma, entegre raporlamaya ilişkin yayınlarının eğilimlerini vurgulayarak literatürüne katkıda bulunması araştırmanın özgün değerini oluşturmaktadır.

    AtıfOpenAlex3TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Ehl-i Sünnet ve Mu’tezile Kelâmı Açısından Emir ve İrade İlişkisinin Neliği Tartışması

    Bal, Samet Yahya

    Ehl-i sünnet ve Mu’tezile arasında tartışmalı pek çok mesele olduğu bilinmektedir. Bunlardan biri de irade ve emir arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğidir. Mu’tezilî kelâm bilginleri irade ve emrin farklı anlamlarda ve yönde olması durumunun imkânsızlığını savunmaktadır. Allah’ın emir ve yasakları hususunda emir ve iradesinin aynı doğrultuda tecelli ettiğini iddia ederler. Ehl-i sünnet kelâm bilginleri ise irade ve emrin mutlak olarak aynı yönde ve anlamda olmadığını iddia etmektedirler. Allah’ın iman etmeyeceğini bildiği kullar bağlamında tezahür eden iradesinin emirden farklı olduğunu savunurlar. Onlara göre Allah’ın özellikle imtihan gereği olarak emrettiği her şeyi irade etmesi ve bu olayın kul istesin ya da istemesin zorunlu olarak gerçekleşmesi ilâhî hikmet açısından mümkün değildir. Ehl-i sünnet ve Mu’tezile bilginlerinin bu farklı yorumlarının altında ilâhî sıfatları ve özellikle de irade sıfatını nasıl yorumladıkları ve onu zattan ayrı bir sıfat olarak görüp görmedikleri yatmaktadır. Buna göre farklı şekillerde tanımlanan irade kavramı üzerinden kelâm bilginleri iradenin emirle olan ilişkisine farklı açılardan yaklaşarak birtakım yargılara varmışlardır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Investigation of antibiofilm and biological activities of Vaccinium arctostaphylos L.

    Düzgün, Azer Özad; Akar, Zeynep; Kardil, Ugur

    This study investigated the total phenolic and flavonoid contents and the antioxidant, antimicrobial, antibiofilm and α-glucosidase inhibitory activities of methanol extract from Vaccinium arctostaphylos L. leaf and fruit parts. The highest antioxidant activity with 53 µM TEAC and 0.0084 mg/mL SC50 using the ferric reducing antioxidant power (FRAP) and 2,2-diphenyl-1-picrylhydrazyl (DPPH) radical scavenging assays, respectively determined in leaf part. The data indicated that the leaf of the plant had the higher total phenolic content (49 µg/mL GAE) and total flavonoid content (0.071 µg/mL QAE) compared to fruit. The α-glucosidase enzyme activity of the leaves (0.179 mg/mL IC₅₀) was observed to be higher than that of the fruits (0.386 mg/mL IC₅₀). The MIC values of the leaf and fruit parts of blueberry were 6.25 mg/ml and 3.125 mg/ml, respectively. The results of this study indicate that the leaf extract was found to significantly reduce the biofilm-forming capacity of the Acinetobacter baumannii isolate by approximately 3-fold, whereas the fruit extract was observed to have only a marginal effect, reducing the biofilm-forming capacity by approximately 1.4-fold. The effects of plant extracts on microbial biofilms may be examined with a view to combating antibiotic resistance. Also results suggesting that it might be an effective and safety medical plant to prevent or treat diseases associated with oxidative damage and bacterial infections. Consequently, further research on natural substances may lead to the development of treatment options.

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Validation Study on Spectrophotometric Measurement of Ethanol from Beer and Non-Alcoholic Beer Samples Distilled by Micro Steam Distillation Method

    Baltaci, Cemalettin; Akdoğan, Arda

    In this study, a new spectrophotometric method based on the oxidation of sodium dichromate was proposed for the determination of ethanol percentage (v/v) in beer and non-alcoholic beer after distillation with the micro water vapor method, and the method was validated with various parameters. The Harmonized Guidelines for Single-Laboratory Validation of Methods of Analysis were used to validate the analytical method we provided. The following aspects of the method were assessed: precision, recovery, linearity, measuring range, limit of detection (LOD), limit of quantification (LOQ), method detection limit (MDL), and measurement uncertainty. The LOD, LOQ, and MDL values obtained for ethanol were 0.04%, 0.05%, and 0.15%, respectively. The relative standard deviation (RSD) values were less than 2.36% and 4.12% for both repeatability and within-laboratory reproducibility, respectively. Recovery percentages of analytes added to the sample at certain levels were determined to be quantitative between 97% and 102%. These findings fulfill the minimal performance standards outlined in AOAC Official Methods of Analysis Appendix F: Guidelines for Standard Method Performance Requirements. In conclusion, the method validated with various parameters in this study has proven to be effectively usable for the routine analysis of ethanol in beer and non-alcoholic beer. This developed analysis method stands out as an innovative approach in terms of collecting ethanol from beers with the help of micro-distillation water vapor and measuring the color resulting from oxidation.

    AtıfOpenAlex3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    Bütünleşik fucom-vıkor yaklaşımıyla TR-90 bölgesinde silah organize sanayi bölgesi yer seçimi

    Peker, İskender; Gergin, Ramazan Eyüp; Tip, Fatma Nur

    Çalışmanın amacı, bütünleşik FUCOM-VIKOR yaklaşımı ile TR90 bölgesi için en uygun silah organize sanayi bölgesi yerinin belirlenmesidir. Bu amaç için, ilgili literatür ayrıntılı olarak analiz edilmiş ve yer seçiminde faydalanılan öncü kriterler tespit edilmiştir. Savunma sanayisinin önde gelen firmaları ve uzmanların görüşlerine göre, TR90 bölgesinde yer alan iller çalışmanın alternatifleri olarak belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan kriter ağırlıklarının hesaplanmasında FUCOM, alternatiflerin sıralanmasında ise VIKOR yöntemlerinden faydalanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre maliyet faktörü en yüksek önem derecesine sahip ana kriter, sosyo-ekonomik faktörler ise en düşük önem derecesine sahip olan ana kriter olarak belirlenmiştir. VIKOR yönteminden elde edilen bulgular Silah Organize Sanayi Bölgesi için en uygun ilin Trabzon olduğunu göstermektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Monitoring Postseismic Deformations in Izmir and Its Surroundings After the 30 October 2020 Mw:6.9 Samos Earthquake

    Gezgin, Cemil; Solak, Halil Ibrahim; Tiryakioğlu, İbrahim; Ozener, Haluk; Aktug, Bahadir; Yalvac, Sefa; Eyübagil, Eda Esma; Yigit, Cemal Ozer; Demirelli, Ertuğrul; Çakanşimşek, Ece Bengünaz

    A devastating (Mw: 6.9) earthquake occurred in the north of Samos island on October 30, 2020. This earthquake caused loss of life and property in Izmir city center and some districts. After the earthquake, studies conducted in Izmir and its south showed that there was a horizontal displacement of 4-14 cm in Izmir and its south, the largest of which was in Seferihisar. In this region, there are many active faults with the potential to produce earthquakes between Mw:6.1 and Mw:6.9. A 27-site GNSS network has been established to monitor the postseismic deformation in this region since an earthquake can affect the earthquakes that may be caused by other surrounding faults. 4 GNSS campaign measurements were conducted over 6-month periods between 2020 and 2022 in this network. Eurasian fixed velocities of all sites were obtained using GNSS data. The results obtained show that the differences between both the current velocities and the pre-earthquake velocities in the network have reached 6 mm, and accordingly, the postseismic deformation continues in the region.

    AtıfOpenAlex3TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2024
    The Concept of Friendship in Ikhwan al-Safa and Ibn Miskawayh

    Kerimoğlu, Özkan

    In this study, the friendship views of Ikhwan al Safa and Ibn Miskawayh were examined and compared. In order to build a happy life, a person needs to create some material and spiritual relationships. Through these relationships, they are able to meet their needs for a peaceful life. According to both understandings, human beings are creatures that need their fellow humans due to their nature. This feature obliges him to lead a social life. One of the basic types of relationships in social life is friendship. Both Ikhwan al-Safa and Ibn Miskawayh think that friendship is a means of sustenance and happiness. According to them, friend means two separate bodies and one soul. In both approaches, the need for friends, the points to be considered when making friends, and the conditions necessary to maintain friendship have been identified and evaluated. In the thought system of the Brotherhood of Safa, friendship is considered more important for loyalty to the society, Ibn Miskawah’s understanding of friendship is more individual and practice-oriented. Ibn Miskawayh also benefited from religious data while shaping his understanding of friendship in Ikhwan al- Safa. The starting point of this study is the Treatises of Ihvân-ı Safâ and the works of Ibn Miskawayh called Tehzîbü’l-Ahlâk. The fact that Ikhwan al-Safa and Ibn Miskawayh were thinkers of the same age and that they focused on morality and friendship in their systems was the reason for our study.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele