Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Uzun, Sevda(22)
- Kulakaç, Nurşen(13)
- Tonkaz, Duygu Erkal(9)
- Tonkaz, Mehmet(9)
- Baltaci, Cemalettin(8)
- Vural, Selvi(8)
- Yılmaz, Coşkun(7)
- Bayrakdaroglu, Serdar(6)
- Günen, Mehmet Akif(6)
- Karimullah, Suud Sarim(6)
- Türkkan, Tuğba(6)
- Şimşek, Ahmet Bahadır(6)
- Akyürek, Suat(5)
- Anaç, Halil(5)
- Avcı, İbrahim(5)
- Beder, Murat(5)
- Doğan, Melike Demir(5)
- Emirza, Elif Güzide(5)
- Gönan, Yavuz(5)
- Merddan, Kurtuluş(5)
- Tonkaz, Gokhan(5)
- Zaman, Tolga(5)
- Akar, Zeynep(4)
- Akdemir, Enes(4)
- Akçay, Serhatcan Berk(4)
- Altan, Aytaç(4)
- Anıl, Berna(4)
- Aydin, Aydanur(4)
- Bingol, Ozkan(4)
- Bozkurt, Ferhat(4)
- Ceylan, Halil Ibrahim(4)
- Dogan, Ramazan Ozgur(4)
- Doğan, Hasan(4)
- Gedikli, Eyup(4)
- Günay, Hamdi Furkan(4)
- Kaygusuz, Abdullah(4)
- Kayhan, Recep Fatih(4)
- Kenek, Gökhan(4)
- Kurt, Kemal(4)
- Köse, Aslı(4)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2024Beyin, Bilinç ve Nedensel Güçler
Üner, Aslı
Searle, güçlü yapay zekânın imkânına karşı tasarladığı Çince Odası Argümanı’nın birinci öncülünde ‘beynin bilince neden olduğunu’ iddia eder. Searle’e göre, beyin ve bilinç arasındaki nedensel ilişki ampirik bir gerçektir. Beynin bilinci nedensel olarak meydana getirebilmesi için bunu yapmaya yetecek asgari güce sahip olması gerekir. Bu öncüle dayanarak ulaştığı sonuç ise, yalnızca beyninkine eşit nedensel güce sahip sistemlerin bilinçli olabileceğidir. Diğer bir ifadeyle, herhangi yapay bir sistemin bilinçli olmasının gerekli koşulu, o sistemin bilinci oluşturabilmek için yeterli nedensel güce sahip olmasıdır. Bu doğanın nasıl işlediğiyle ilgili bir olgudur ve bilince sahip olabilecek herhangi bir sistemin en azından beyin kadar “eşik nedensel güçlere” sahip olması gerekir. Örneğin yapay kalpler kas dokusundan üretilmez. Yapay kalp hangi malzemeden yapılmış olursa olsun önemli olan kalbin kan pompalamak için sahip olduğu nedensel güçlerin en azından eşik değerinde nedensel güçlere sahip olmasıdır. Benzer şekilde nöronlardan farklı bir malzemeden yapılmış yapay beyin, eşik nedensel güçlere sahip olduğu takdirde, bilinci meydana getirebilir. Searle böylece beyinlerden daha az nedensel güce sahip yapay sistemlerin ya da insan dışı varlıkların bilinçli olma olasılığını tamamen dışlamış olur. O, bu iddiasını ayrıca panpisişizmin yanlışlığını göstermek amacıyla felsefi rakiplerine karşı da sıklıkla kullanır. David Chalmers'ın The Conscious Mind (1997) isimli kitabı için yazdığı inceleme yazısında Searle, beyinlerin termostatlardan çok daha büyük bir nedensel güce sahip olduğunu iddia ederek panpsişizmin yanlış olduğunu göstermeye çalışır. Bu makalede amacım Searle’ün nedensel güçlerle ilgili iddiasının dayandığı temel olan ‘beyin bilince neden olur’ öncülünün doğru olup olmadığını sorgulamaktır. Searle bu iddiasını desteklemek için herhangi gerekçe ileri sürmez. Ayrıca, bu iddiayı hangi nedensellik teorisine dayanarak öne sürdüğü hakkında da net bir bilgi vermez. Oysa iki olay arasında nedensel bir ilişki olduğunu iddia etmek, o ilişkinin nedensel olduğunu gösteren bir kanıt gerektirir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak onun nedensellik görüşünü ele alacağım. David Hume'un nedensellik anlayışı, nedensellik hakkındaki birçok çağdaş tartışmanın başlangıç noktası kabul edilir. Searle de Hume’un nedensellik anlayışına yönelttiği eleştiriler üzerinden kendi pozisyonunu netleştirmeye çalışır. Bunun için öncelikle Searle’ün nedensellik anlayışını Hume’a yönelttiği eleştiriler üzerinden analiz edeceğim ve onun iddiasının hangi nedensellik teorisiyle test edilebileceğine dair bir öneride bulunacağım. Searle’e göre, çevresel faktörlerin tümünün sabit kalması koşuluyla bir duruma uygulanan değişiklik diğer durum üzerinde de değişiklik meydana getiriyorsa bu, iki durum arasında nedensel ilişki olduğunun kanıtı olarak kabul edilebilir. Searle’ün nedensel ilişkileri test etmek için önerdiği bu deneysel yöntem James Woodward (2003) tarafından savunulan müdahaleci nedensellik teorisiyle uyuşmaktadır. Nedenlere uygulanan müdahalenin etkiler üzerinde bir değişime yol açması şeklinde ifade edilen müdahaleci nedensellik modeli son dönemde özellikle bilim insanlarının ve istatistikçilerin en çok başvurdukları nedensellik teorilerinin başında gelir. Müdahaleci nedensellik modelini detaylı olarak tanıttıktan sonra Searle’ün ‘beyin bilince neden olur’ iddiasını test etmek için bu teoriye başvuracağım. Son olarak ise, ulaştığım sonuçların nedensel güçlerle ilgili iddiası açısından ne ifade ettiğiyle ilgili bir değerlendirme yapacağım.
- MakaleAçık Erişim2024EEG Sinyallerinden Meta-Sezgisel Optimizasyon Algoritmalarına Dayalı Özellik Seçimi
Gedikli, Eyup; Yurdusever, Taner
Özellik seçimi makine öğrenmesi alanında, sınıflandırma işlemlerinin öncesinde bulunan önemli bir aşamadır. Ayırt edici özelliklerin iyi belirlendiği durumlarda, sınıflandırma başarı performası artar ve daha az özellik değerlendirildiği için hesaplama maliyeti azalır. Elektroensefalografi (EEG) yöntemi ile beynin spontan elektrik aktiviteleri ölçülmektedir. EEG sinyallerinin analiz edilmesiyle, duygu durumu, hastalık teşhisi, anomali tespiti yapılabilmektedir. Bu çalışmada, EEG sinyallerinden epilepsi teşhisi amacıyla, sınıflandırmada kullanılan özelliklerin seçilmesine çalışılmıştır. Kullanılan verisetinde, epileptik ve sağlıklı bireylerden oluşan 2 sınıf mevcuttur. Verisetinde, EEG sinyallerinin alt bileşenlerinden 667 özellik vardır. Sınıflandırma için bu 667 özelikten meta-segisel optimizasyon algoritmaları ile ayırt edici özellikler seçilmiştir. Sınıflandırma için k en yakın komşuluk algoritması kullanılmıştır. EEG sinyallerinin alt bileşenlerinin tamamı ile yapılan sınıflandırmada, %60,05 doğruluk başarısı elde edilmiştir. Gri Kurt Optimizasyonu, Balina Optimizasyonu ve Harris Şahinler Optimizasyonu metasezgisel algoritmaları ile özellik seçimi sonucunda, sınıflandırma başarısı %80,16 olarak elde edilmiştir. Bu sınıflandırma başarısı 5-10 özellik kullanılarak elde edilebilmektedir. Sonuç olarak meta-sezgisel optimizasyon algoritmaları ile daha az özellik seçilerek doğruluk oranı artmış ve hesaplama maliyeti azalmıştır.
- MakaleAçık Erişim2024İlişki kalitesi, inovatif iş davranışı ve örgütsel güven ilişkisinde kariyer tatmininin aracılık rolü
Sökmen, Alev; Sökmen, Alptekin; Kenek, Gökhan
İlişki kalitesinin, inovatif iş davranışı ve örgütsel güven ile ilişkisinde, kariyer tatmininin aracı rolünün tespiti bu çalışmanın temel amacıdır. Araştırmaya İstanbul’da hizmet sektöründe faaliyet gösteren bir bankanın genel merkezinde görev yapan 267 personel katılmıştır. Araştırma kapsamında, değişkenlere ilişkin ifadelerden oluşan ölçekler, ilgili banka çalışanlarına çevrimiçi ve yüz yüze uygulanarak veriler toplanmıştır. Yapılan analizlere göre tüm değişkenler arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca regresyon analizleri ile ilişki kalitesinin inovatif iş davranışı, örgütsel güven ve kariyer tatmini üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu; kariyer tatmininin de örgütsel güven ve inovatif iş davranışı üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, kariyer tatmininin, ilişki kalitesi ile inovatif iş davranışı arasında ve ilişki kalitesi ile örgütsel güven arasında kısmi aracılık rolüne sahip olduğunu da göstermektedir.
- MakaleAçık Erişim2024Örgütsel adaletin duygusal tükenmişlik üzerindeki etkisi: sağlık çalışanları örneği
Benk, Osman; Kenek, Gökhan
Pandemi ile birlikte sağlık çalışanlarının iş yükleri ve işle ilgili sorunları daha da belirgin hâle gelmiştir. Türkiye’deki sağlık çalışanlarının maddi ve manevi haklarını elde edememeleri ve karşılaştıkları fiziksel ve psikolojik şiddet olaylarının da etkisiyle sağlık sektöründeki adalet ve tükenmişlik konularına işaret edilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda araştırmanın amacı örgütsel adalet algısının duygusal tükenmişlik üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda gerekli olan araştırma verileri Ankara ilinde bir araştırma hastanesinde görev yapmakta olan 141 sağlık memurundan anket yöntemi ile 2022 Kasım-Aralık tarihleri aralığında veriler elde edilmiştir. Çalışanların örgütsel adalet algısı üzerine değerlendirmede bulunabilmek adına literatürde oldukça fazla bir kullanıma sahip olan Niehoff ve Moorman (1993)’ın geliştirdiği dağıtımsal, etkileşimsel ve işlemsel adalet olmak üzere 3 boyuttan oluşan ve 20 madde içeren örgütsel adalet algısı ölçeğinin Yıldırım (2007) tarafından yapılan Türkçe uyarlaması kullanılmıştır. Çalışanların duygusal tükenmişlik algılarını değerlendirebilmek için Maslach ve Jackson (1981)’ın geliştirdiği 3 boyut ve 22 maddeli ve Maslach Tükenmişlik Envanteri olarak literatürde yer alan ölçekten duygusal tükenme boyutuna ilişkin Türkçe uyarlaması Ergin (1992) tarafından yapılan 9 madde kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ulaşılan veri seti MPlus 7 programı ile doğrulayıcı faktör analizine tabi tutulmuştur. Bu analizler sonucunda ölçeklere ait uyum iyiliği değerlerinin sağlanmasıyla birlikte örgütsel adalet algısının duygusal tükenmişlik üzerindeki etkisi yapısal eşitlik modeli analizi ile teste tabi tutulmuştur. Ulaşılan sonuç ile örgütsel adaletin duygusal tükenmişliği anlamlı biçimde ve negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları ile sağlık sektöründe örgütsel adalet ve tükenmişlik arasındaki ilişki keşfinin yararlılığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda, araştırma sektördeki çalışanları anlama ve sektörün öznel iyiliği açılarından önemlidir.
- MakaleAçık Erişim2024Planlı Davranış Teorisi Kapsamında A/B Kişilik Tipine Göre Siber Güvenlik Farkındalığı: Üniversite Öğrencileri Üzerine Araştırma
Sımsek, Tugçe
Bireyler arasındaki farklı kişilik tipleri, siber güvenlik farkındalığının etkin bir şekilde geliştirilmesi açısından önemli bir role sahiptir; çünkü bu tipler, kullanıcıların güvenlik konularına yönelik tutumları ve tepkileri üzerinde belirgin bir etki yapabilir. Siber güvenlik de dijitalleşmenin artması ve dijital çağa doğan nüfusun artması ile üzerinde durulması gereken bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Hem özel hayatta hem de çalışma hayatında siber güvenlik farkındalığına sahip olmak kişilerin de kendilerini ve hatta kişisel bilgilerini güvende tutmalarını sağlamaktadır. Son dönemlerde örgütler tüm çalışanlarının siber güvenlik konusunda yeterince bilgiye sahip olmalarını istemektedir. Planlı Davranış Teorisi ışığında siber güvenlik farkındalığının iş hayatında yerini almaya başlayacak olan üniversite öğrencilerindeki durumunu analiz etmek literatüre katkı sağlayacaktır. Bunun yanı sıra çalışmanın sorunsalı A ya da B kişilik tipine sahip olan üniversite öğrencilerinin siber güvenlik farkındalığı konusunda bir farklılık gösterip göstermediğidir. Çalışmanın örneklemi bir devlet üniversitesinde okumakta olan üniversite öğrencilerinde kartopu örneklem yöntemi ile oluşturulmuştur. Verilerin analizinde SPSS Statistics 25 kullanılmıştır. Tanımlayıcı analiz ve iki bağımsız örneklem arasındaki farkın öneminin sınanması için Mann-Whitney Testi kullanılmıştır. 172 katılımcı üzerinden yapılan analiz neticesinde; A ve B kişilik tipine göre siber güvenlik farkındalığı istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa sahiptir. Buna ek olarak cinsiyete göre siber güvenlik farkındalığı da anlamlı bir farklılık göstermiştir. A tipi kişiliğe sahip katılımcıların siber güvenlik farkındalığı ortalaması 2,52 olarak tespit edilmiştir. B tipi kişilikteki katılımcıların ise siber güvenlik farkındalığı ortalaması 2,12 olarak bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre katılımcılar arasında A kişilik tipine sahip ve kadın katılımcıların siber güvenlik farkındalığı daha yüksektir.
- MakaleAçık Erişim2024Nietzsche ile Darwin Arasında: Snowpiercer (2013)
Demirtaş, Haşim
Charles Darwin ve Friedrich Nietzsche, dünya düşünce tarihinde önemli ve tartışmalı bir yere sahiptir. Darwin'in evrim teorisi, zaman içerisinde insan topluluklarına da uyarlanmış ve sosyal Darwinizm, toplumsal ilerlemenin açıklamalarından biri olarak ele alınmıştır. Nietzsche ise sıklıkla Darwinci olmakla ilişkilendirilmiştir. Bu ilişkilendirmenin nedeni, her ikisinin de canlıların hayatta kalmak ve varlığını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu motivasyonları tanımlamalarından kaynaklanmaktadır. Darwin için bu motivasyon, varoluş mücadelesi ve en uyumlular hayatta kalır mottosuyken; Nietzsche için güç istencidir. Film endüstrisi için sosyal Darwinizm ilgi çekici bir başlıktır ve sinemada birçok kez ele alınmıştır. Bu çalışmanın teorik altyapısını sosyal Darwinizm ve güç istenci kavramları oluşturmaktadır. Bu kapsamda, yönetmenliğini Bong Joon Ho'nun yaptığı Snowpiercer (2013) filmi amaçlı örneklem dahilinde seçilmiştir. Bu çalışma, Snowpiercer, sosyal Darwinizm ve güç istenci kavramlarıyla okunabilir mi? sorusuna cevap aramaktadır. Çalışmanın yöntemi nitel içerik analizidir. Çalışmanın sonucunda Sosyal Darwinist bakış açısının filmde kendine yer bulduğu görülmüştür. Bununla birlikte karakterlerin eylemlerindeki temel motivasyon kaynağının hayatta kalma içgüdüsü değil, güç istenci olduğu ortaya çıkmıştır.
- MakaleAçık Erişim2024Renklerin Yemek Tercihleri ve Algıları Üzerindeki Etkisi: Türk ve Alman Kültürleri Karşılaştırması
Evren, Savaş; Çelik, Esra
Yemekler sahip olduğu lezzet, koku, ısı, görüntü gibi nitelikleriyle insanları etkilemektedir. İnsanların yemek tercihlerini etkileyen önemli unsurlardan biri olan renkler, bir yemeğin iştah açıcılığını ve çekiciliğini de büyük ölçüde belirlemektedir. Yemek renklerinin etkileri farklı kültürlerde farklı düzeylerde gerçekleşebilmektedir. Bu çalışma, farklı kültürel altyapıya sahip bireylerin yemek renklerine yönelik algıları ve tercihlerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada Alman (n=10) ve Türk (n=14) katılımcılarla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme formunda yer alan sorular genel olarak üç yemeğin (çorba, makarna, hamburger) altı farklı renkli (kırmızı, yeşil, sarı, mor, siyah, beyaz) görselleri üzerine kurgulanmıştır. Görüşmelerin tümü 20 Ekim-30 Kasım 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bulgular Almanların renkli yemekleri deneyimlemeye daha açık olduğunu göstermektedir. Algılar yemeğe göre farklılaşmakla beraber her iki kültürde de mor ve siyahın katkı madde algısı oluşturduğu tespit edilmiştir. Renkli yemekler bireyleri katkı maddesi içerdiği kanısına itebileceğinden, rengin nasıl elde edildiği ile ilgili açıklamaların menülere eklenmesi önerilmektedir.
- MakaleAçık Erişim2024Paranormal Turizm Kapsamında Nusaybin/Gırnavaz’ın Cinleri
Evren, Emine Şimşek
Paranormal turizm, dünyada son yıllarda yaygınlaşan önemli turizm akımlarından biridir. Türkiye’de ise paranormal turizme yönelik farkındalığın yeterli düzeyde olduğunu söylemek güçtür. Çalışmada Türkiye’nin önemli paranormal alanlarından biri olarak görülen Nusaybin’deki Gırnavaz Höyüğünün bir turizm destinasyonu olarak geliştirilebilme potansiyelinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ile toplanan veriler içerik analizine tabi tutulmuş ve 3 ana tema 10 alt tema tespit edilmiştir. Bulgular, Gırnavaz’ın ilk Müslüman cinlerin mekânı olarak görüldüğünü ve genel olarak paranormal şifa beklentisi ile çarşamba günleri ziyaret edildiğini göstermektedir. Tarihi açıdan da yüksek bir potansiyele sahip olan Gırnavaz'ın ziyaretçilerin tuvalet, su, temizlik, uyuma alanı (ritüel için) gibi temel ihtiyaçlarını karşılama noktasında dahi zayıf kaldığı, bunun temel nedeninin ise arkeolojik sit alanı kısıtlamaları ve bazı yönetim zayıflıkları olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bölgenin sürekli terör ile anılması da önemli bir zayıflık olarak değerlendirilmektedir. Toplumun özellikle şifa amaçlı ziyaretlere büyük ölçüde destek verdiği destinasyonda turizmin geliştirilmesi noktasında önemli bir beklentinin oluştuğu tespit edilmiştir.
- MakaleAçık Erişim2024Mevduat bankalarının kullandırdıkları tarımsal kredilerin tarımsal üretime etkisi: Karadeniz Bölgesi’ne yönelik bir panel veri analizi
Merddan, Kurtuluş
Mevduat bankalarının kullandırdıkları tarımsal kredilerin tarımsal üretim üzerindeki etkisi tarım ekonomisi açısından büyük önem arz etmektedir. Fakat kullanılan kredilerin istenen amaçları gerçekleştirip gerçekleştirmediği karar alıcılar ve politika yapıcılar tarafından merak edilen bir konu olmuştur. Bu çalışmada; Türkiye’de mevduat bankalarının Karadeniz Bölgesi illerinde kullandırdıkları tarımsal kredilerin tarımsal üretime etkisi panel veri analiziyle araştırılmıştır. Çalışmada 2006-2022 dönemi mevduat bankalarının kullandırdıkları krediler ölçek alınmıştır. Çalışma sonunda mevduat bankalarının Karadeniz Bölgesi’nde kullandırdığı tarımsal kredilerin Karadeniz Bölgesinde tarımsal üretim üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Tarıma daha fazla destek sağlama noktasında kamu bankalarının yanı sıra özel ve yabancı sermayeli bankaların da üreticilerin ihtiyaçları doğrultusunda kredi imkanlarını çeşitlendirmesi, tarımsal kredilerin önündeki birtakım engellerin kaldırılması ve bu kredilerin daha verimli sahalarda değerlendirilmesi, tarım sektörünün ekonomi içerisindeki öneminin tam olarak kavranması ve değişim sürecinde tarım sektörüne biçilecek rolün iyi analiz edilmesi büyük önem arz etmektedir.
- MakaleAçık Erişim2024Batı Asya Ülkelerinde Yaşam Kalitesi: IDOCRIW-MARA Metoduyla İncelenen Değişkenler ve Elde Edilen Bulgular
Macit, Nazife Sahin
Bu çalışmada, Batı Asya ülkelerinin yaşam kalitesinin IDOCRIW-MARA entegre modeli kullanılarak ölçülmesi ve sıralanması amaçlanmıştır. Numbeo küresel veri tabanında yer alan 2023 yılına ait yaşam kalitesi endeksindeki 8 göstergenin ağırlık değerleri IDOCRIW yöntemiyle hesaplanmış ve satın alma gücü endeksinin en önemli kriter olduğu; kirlilik endeksinin ise en düşük göreceli öneme sahip kriter olduğu analiz sonuçlarından tespit edilmiştir. Ülkelerin yaşam kalite düzeylerinin hesaplanıp sıralanması ise MARA yöntemi ile gerçekleştirilmiş ve analiz sonuçlarına göre Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Umman ve Katar ülkeleri en üst sıralarda yer alırken; Lübnan, Gürcistan ve Azerbaycan ülkeleri ise en alt sıralarda yer almıştır. Lübnan, Gürcistan ve Azerbaycan gibi ülkelerin yaşam kalitesi açısından daha düşük sıralarda yer alması, bu ülkelerde yaşayan insanların ekonomik sorunlar, altyapı eksiklikleri, sağlık hizmetlerinde zorluklar, eğitim sistemi sorunları ve güvenlik istikrarsızlığı gibi zorluklarla karşı karşıya kalabileceğini göstermektedir. IDOCRIW-MARA yönteminin güvenilirliği ve geçerliliği, duyarlılık analizi ve Spearman sıra korelasyon testi yapılarak test edilmiştir. Bunun için diğer çok kriterli karar verme (ÇKKV) yöntemleri (IDOCRIW-PIV, IDOCRIW-SAW, IDOCRIW-CoCoSo) ile karşılaştırmalı analizler yapılmış ve genel olarak tutarlı sonuçlar elde edilmiştir. Bu sonuçlar, ülkelerin yaşam kalitesi düzeylerinin LQI kapsamında IDOCRIW-MARA yöntemiyle değerlendirilebileceğini göstermiştir. Ancak, farklı çalışmalarda kullanılan yöntemler ve farklı veri yılları nedeniyle sonuçlarda farklılıklar olabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca, her ülkenin farklı sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri olduğu ve bu durumun yaşam kalitesi algısını etkileyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
- MakaleYalnız künye2024Kamu yönetiminde bir reform alanı olarak ombudsman: bulgaristan, tayland ve brezilya örneği
Doğan, Kadir Caner; Kalkışım, Hasan Mahmut
Ombudsman, kavram olarak şikayet üzerine kamu yönetimi sorunlarını çözmeye çalışan yasal bir kurumdur. Günümüzde hemen hemen tüm devletlerde çeşitli düzeylerde uygulanmaktadır. Ombuds ve man kelimelerinden oluşan bu kavram, temsilci kişi anlamı taşımaktadır. Kamu yönetiminde reform konusu da özellikle dünya gündeminde 1980’li yıllardan sonra yeni kamu işletmeciliği uygulamaları ile önemini artırmıştır. Bu süreçte kamu yönetimlerini yeniden yapılandıran devletlerin çağdaş düzeyde ombudsman teşkilatı kurarak demokratikleşmeyi artırma girişimleri gözlemlenmektedir. Bu çalışmada, Avrupa’da Bulgaristan, Amerika’da Brezilya ve Asya’da Tayland devletlerinde karşılaştırmaya dayalı olarak ombudsman yapısal ve işlevsel yönleri ile genel olarak açıklanmak istenmektedir. Çalışmada, Doğu Avrupa’dan Bulgaristan, Latin Amerika’dan Brezilya ve Güney Asya’dan Tayland devletlerinin seçilmesinin asıl nedeni farklı siyasal rejimlerde ve kültürlerde ombudsmanın nasıl yapılandığını ifade edebilmektir. Nitekim krallık ve cumhuriyet rejimlerine dayalı üç farklı devlette ombudsmanın sisteme nasıl entegre olduğu araştırılmıştır. Çalışmada örneklenen Bulgaristan, Tayland ve Brezilya devletlerinde 1990’lı yıllarla birlikte ortaya çıkan modern devlet kurma ve kamu yönetimini demokratikleşme girişimlerinden biri ombudsman yapısına sahip olmak olmuştur. Bu bağlamda çalışmanın amacı, üç devlette kamu yönetiminde bir reform alanı olarak ombudsmanı yapısal ve işlevsel olarak açıklamaktır. Çalışmanın yöntemi, nitel analiz bağlamında literatür taramasıdır.
- MakaleAçık Erişim2024Sustainability and Green Finance: Banking System in Turkey
Özbek, Adem
Today, one of the main factors that increases the importance of sustainability and green finance is the scarcity of resources that meet needs. Sustainability has important benefits in reducing environmental erosion, such as acting as a carrier for the transportation of existing resources to future generations. Green finance is the use of financial resources in projects that embrace climate change aspects in the creation of a sustainable environment. At this point, banks, which are at the center of the financial system, are at a key point in terms of both maintaining sustainability and directing economic resources to the right areas. In the study, existing sustainability and green finance legislation studies in Turkey were followed. In addition, an attempt has been made to compile the studies carried out by banks operating in Turkey on sustainability and green finance. As a result of the study, it was seen that significant regulations were not made in credit policies in the banking system in Turkey, especially in terms of reducing environmental pollution. At the same time, it is seen that public banks include more sustainability and green financing in their policies than private and foreign capital banks.
- MakaleAçık Erişim2024Erken Eosen yaşlı adakitik andezitler (Gümüşhane, KD Türkiye) içerisindeki mikrogranüler anklavların jeokimyasal karakteristikleri
Çimen, Okay; Gücer, Mehmet Ali; Güner, Abdulkadir Murat
Doğu Sakarya Zonu’ndaki (KD Türkiye) erken Senozoyik magmatizması, bölgesel tektonomagmatik gelişime dair önemli veriler sağlamaktadır. Bölgede, adakit veya adakitik intrüzif/ekstrüzif kayaçlar Geç Paleosen’den Pliyo-Kuvaterner döneme kadar yaygın olarak gözlenmektedir. Çalışma alanında, Erken Eosen adakitik andezitler, genellikle 10 km2’den küçük mostralar halinde gözlenmektedir. Adakitik bileşimli bu andezitler bol miktarda mikrogranüler anklav içermekte olup bu çalışmada petrografik/jeokimyasal özellikleri ve ana kayaç ile olan petrolojik ilişkileri irdelenmiştir. Ana kayaca kıyasla nispeten bazik bileşimli anklavlar, küreselden elipsoidala kadar değişen şekillerde ve birkaç cm ile 20 cm arasında değişen boyutlarda gözlenmektedir. Anklavlar mikrolitik yer yer porfirik dokulu olup başlıca plajiyoklas, hornblend, klinopiroksen, ortoklas ve opak minerallerden meydana gelmektedir. Gerek petrografik gerekse petrokimyasal özellikleri anklavların bazaltik andezit türünde olduğunu ve sub-alkalin bir magmadan türemiş olabileceğini göstermektedir. Ana ve iz element değişimleri, gelişimlerinde fraksiyonel kristallenmenin etkili olduğunu ve plajiyoklas, piroksen, hornblend, magnetit ve apatit ayrımlaşmasının büyük ölçüde rol oynadığını göstermiştir. Anklav ve ana kayaçların benzer iz element davranışları felsik ve mafik magmaların karışması esnasındaki etkileşim süreçlerini işaret edebilir. NTE dağılımları ise gelişimlerinde hornblend fraksiyonlaşmasının önemli rol oynadığını, buna karşılık plajiyoklas ayrımlaşmasının etkili olmadığını işaret etmektedir. Petrokimyasal veriler, anklavların ana magmasının, kuzey Neotetis Okyanusu’nun tamamen kapanmasından hemen sonra; genleşmeli tektonik rejimin başlangıç aşamalarında, amfibol-eklojit fasiyesi koşullarında okyanusal bazaltların kısmi erimesi ile üretildiğini göstermektedir.
- Derleme MakaleYalnız künye2024Kültürel miras unsuru olarak yayla mutfak kültürü: gümüşhane ili örneğ
Kaya, Fazil; Çalık, İsmail; Taş, Sedat; Zeybek, Halil İbrahim; Akyürek, Suat; Pir, Rıfat
Türkiye’de dağlık ve engebeli alanların geniş yer kaplaması yaylacılık faaliyetleri ve yayla kültürünün gelişmesini sağlamıştır. Türkiye’de geleneksel olarak hayvancılık amaçlı kullanılan yaylalar; yaz aylarında hayvan otlatmak, küçük çaplı da olsa tarım faaliyetlerinde bulunmak veya dinlenmek amacıyla faydalanılan geçici yerleşme alanları özelliği taşır. Tarım arazilerinin dar ve parçalı olduğu Gümüşhane ili (özellikle ilin kuzeydeki arazileri) ve çevresi Türkiye’de yaylacılık faaliyetlerinin en yoğun olduğu sahalar arasında yer almaktadır. Yörede hayvancılıkla meşgul olan halk için otların uzun süre kurumadan yeşil kaldığı yaylalar, büyük önem taşımaktadır. Yaylalar, çeşitli özellikleri yanında aynı zamanda kültürel birikimin âdeta gizli birer hazinesi niteliğindedir. Önce Orta Asya, sonrasında da Anadolu’da binlerce yıldır hayvancılık amacıyla yaylak ile kışlak arasında yer değiştiren topluluklar, sürdürdükleri ekonomik faaliyetlerin ve yaşadıkları coğrafyanın etkisiyle kendilerine has bir kültür oluşturmuşlardır. Bu kültürün en önemli unsurlarından birini de yayla mutfağı oluşturmaktadır. Yayla mutfağı, Türk toplum hayatında geçmişten beri süregelen yayla hayatının vazgeçilmez olgularından birini oluşturmaktadır. Yayla mutfak kültürü, zamanla birçok yönden ayırt edici ögenin eklenmesiyle özgün bir kimlik kazanmıştır. Mutfak kültürünün oluşmasında, coğrafi bölge, sosyo-ekonomik yapı, gelenek, görenek, tarım, hayvancılık ve teknolojik gelişmeler gibi faktörler etkili olmuştur. Bu çalışmada da kültürel miras unsuru olan yayla mutfak kültürünün geldiği son nokta ele alınmış, gelişimsel açıdan yayla mutfak kültürünün olumlu ve olumsuz yönleri tartışılmıştır. Yayla mutfağına ilişkin mevcut durumun yerinde tespit edilmesi için Doğu Karadeniz bölümünde yer alan Gümüşhane yaylalarına saha çalışması düzenlenmiştir. Bu çalışmalar kapsamında yayla sakinleri, muhtarlar, işletme sahipleri ve çeşitli paydaşlarla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler üzerinden içerik ve betimsel analiz yapılmıştır. Analizler sonucunda, yayla mutfak kültürü dört ana ve on alt tema üzerinden kategorize edilmiştir. Gümüşhane yayla mutfak kültürünün temel yapısını oluşturan bu dört ana temayı; hayvan ürünleri, tarım ürünleri, yöreye mahsus ürünler, yenilebilir yabani bitkiler ve mantarların oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kategorize edilen her bir tema katılımcıların ifadeleri, gözlem ve ikincil verilere dayalı olarak bulgular kısmında değerlendirilmiştir. Ayrıca yaylalarda bakılan hayvan sayısı ve ekilen alan miktarı bakımından azalmaların olduğu, eskiden yayla halkı tarafından üretilen hayvan ve tarım ürünleri miktarının fazla olduğu ancak günümüzde yaylada yaşayan hanelerin genel itibari ile kendilerine yetecek kadar üretim gerçekleştirmeye çalıştığı, yaylacıların temel ihtiyaçlarını haftalık merkez yaylalarda kurulan pazarlardan veya ilçelere yakın marketlerden temel ihtiyaçlarını satın aldıkları tespit edilmiştir. Bunun yanında yaylalarda yapılan yöresel ürünler listelenmiş ve yöresel yemek kültürünün bölgeye özgü ürünler kullanılarak devam
- MakaleAçık Erişim2024Silika Tozu Tane Boyutu ve Dozajının Kendiliğinden Yerleşen Harçların Dayanım, Durabilite ve Porozite Performansına Etkisi
Yilmaz, Tekin
Beyaz-Portland çimentosu (B-PÇ) ile üretilen kendiliğinden yerleşen harçların (KYH) işlenebilirlik, mekanik, porozite ve istatistiksel özellikleri üzerinde farklı tane boyutuna (mikro: M-ST ve nano: N-ST) sahip silika tozu (ST) ikamesinin etkilerinin araştırıldığı bu çalışmada, 0,50 ve 0,70 su/çimento oranında kontrol KYH ve B-PÇ yerine %2-4-7 oranlarında M-ST ve N-ST ikame edilerek KYH’ler hazırlanmıştır. Taze karışımlar, yayılma çapı (YÇ) ve V-hunisi (V-H) akış süresi testlerine tabi tutularak EFNARC’a (2005) göre karışımların işlenebilirlik özellikleri değerlendirilmiştir. Sertleşmiş KYH’ler üzerinde 28-56 günlük kür süresi sonunda basınç dayanımı (BD) ve eğilme dayanımı (ED) testleri uygulanırken, donma-çözülme (D-Ç) ve porozite (P) testleri 28 gün sonunda gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, bulgular arasındaki (BD-ED, P-BD ve P-ED) ilişki modelleri istatistiksel (t- ve F-testi) olarak incelenmiştir. Taze karışımların test sonuçları, ST miktarı artışının KYH’lerin işlenebilirliklerini (YÇ’de azalma ve V-H süresinde artma) kısmen azalttığını göstermesiyle birlikte tüm karışımlar EFNARC’ın (2005) belirlediği sınır değerleri sağlamıştır. Sertleşmiş KYH’lerin bulguları, B-PÇ’ye yapılan ST ikamesinin, karışım özelliklerinden bağımsız KYH’lerin dayanım performanslarını (BD/ED= %42,8/22,4’e kadar) iyileştirdiğini, D-Ç kaynaklı mukavemet kayıplarını BD/ED için sırasıyla %3,7/5,3’e kadar sınırlandırdığını ve poroziteyi %16,3-17,1’den 14,3-15,5’e azalttığını ortaya koymuştur. KYH’lerin dayanım/porozite performansı konusunda %7 ST (özellikle N-ST) ikamesinin oldukça yüksek katkısının olduğu gözlemlenmiştir. İstatistiksel analiz sonuçları, bulgular arasındaki ilişki modellerinin doğrusal olduğunu (r≥ 0,845), ve t- ve F-testleri sonucunda r-değerleri ve eşitliklerin anlamlı olduğunu göstermiştir.
- MakaleAçık Erişim2024Uçuş Öncesi ve Sonrası Hizmetlere İlişkin Memnuniyetin Uçuş Esnasındaki Memnuniyet Üzerindeki Etkisi: Yolcu Güveninin Aracılık Rolü
Okan, Serdar
Amaç - Havayolu işletmesi için uçuşun her aşamasındaki yolcu memnuniyetinin etkisini incelemek ve bu etkinin arkasındaki yolcu güveninin aracılık rolünü belirlemektir. Yöntem - Çalışma verileri, 2022 yılı yaz aylarında Antalya Havalimanı iç hatlar terminaline gelen 430 adet yolcu tarafından doldurulan anketlerden elde edilmiş ve bu veriler IBM SPSS 21 ve Smart PLS 4 programları kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki ve aracı rolün belirlenmesi için Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılmıştır. Ayrıca, çalışma verilerine tanımlayıcı istatistik, Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA), Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), eş doğrusallık analizi ve son olarak yol analizi uygulanmıştır. Bulgular - Analiz sonuçlarına göre, uçuş öncesi ve sonrası yolcuların algıladıkları memnuniyet ile havayolu işletmesine olan güvenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca, yolcuların havayolu işletmesine olan güveni ile uçuş sırasında algılanan memnuniyetleri arasında da istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Ancak, uçuş öncesi ve sonrası yolcuların algıladıkları memnuniyet ile uçuş sırasında yolcuların algıladıkları memnuniyet arasında bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca, uçuş öncesi ve sonrası yolcuların algıladıkları memnuniyetin uçuş sırasında yolcuların algıladıkları memnuniyete etkisinde güvenin aracı olarak bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Tartışma - Hava ulaşımında, yolcuların havayolu işletmesine duyduğu güven büyük bir öneme sahiptir. Hava ulaşımının karmaşık bir süreç olduğu düşünüldüğünde, havayolu işletmelerinin sadece yolcu memnuniyeti değil, aynı zamanda güven unsurunu da dikkate alması, yolcunun havayolu işletmesine karşı bağlılığını güçlendirebilir.
- MakaleYalnız künye2024Yazılım Mühendisliği Öğrencilerinin Cep Telefonu ve Bilgisayar Kullanımına Bağlı Radyasyona Yönelik Bilgileri ve Sosyobilimsel Konular Hakkındaki Tutumları
Başkan Takaoğlu, Zeynep
Sosyobilimsel konular eğitim öğretime ve bireylerin gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır. Ancak toplumda bu konularla karşılaşan farklı kesimlere yönelik de çalışmalar yürütülmemektedir. Bu gerekçeden hareketle çalışmanın amacı yazılım mühendisliği öğrencilerinin cep telefonları ve bilgisayarların yaydığı radyasyon hakkındaki bilgi düzeylerini belirlemek, gelişimlerini değerlendirmek ve sosyobilimsel konulara yönelik tutumlarının öğretim yıllarına göre değişimini ortaya koymaktır. Çalışma bir devlet üniversitesinde yazılım mühendisliği bölümünde öğrenim gören 30 öğrenci ile yürütülmüştür. Aynı öğrencilere birinci ve ikinci sınıf başlangıcında cep telefonları ve bilgisayarların yaydığı radyasyona yönelik bilgilerine ve sosyobilimsel konulardaki tutumlarına yönelik iki ayrı ölçme aracı uygulanmıştır. Oluşturulan anket içerik analizi ve bağımlı t testi ile değerlendirilmiştir. Çalışmada öğrencilerin radyasyon konusundaki bilgi düzeylerinin ve argümantasyon kalitelerinin düşük olduğu ve ilk iki yılda değişmediği ortaya çıkmıştır. Sosyobilimsel konulara yönelik tutumlar ise Wilcoxon sıralı işaretler testi kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçta tutum ve alt boyutlarında herhangi bir anlamlı fark bulunamamıştır. Bu doğrultuda yazılım mühendisliği öğrencilerinin ilk yıldaki öğrenim yaşantılarında sosyobilimsel konularda gelişim gösteremedikleri sonucuna ulaşılmıştır.
- MakaleYalnız künye2024Yüksek Performans Beklentilerinin Çalışanların İş Stresi ve Kendini Engelleme Davranışları Üzerindeki Etkisinde Duygusal Kontrolün Düzenleyici Rolü: Öğretmenler Üzerine Bir Çalışma
Okatan, Yildirim
Örgütlerde çalışan davranışını yönetici beklentisi çerçevesinde yönlendirmek, çalışanları motive ettiği düşünülse de çalışanların belirlenen performans standartlarını karşılamaya çalışmaları onların daha fazla stres eğilimi göstermelerine neden olacaktır. Çalışma kapsamında, yöneticilerin yüksek performans beklentilerinin çalışanların iş stresi ve kendini engelleme davranışları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırma Trabzon’da görev yapmakta olan özel okul öğretmenleri üzerinde yapılmıştır. 210 katılımcı değerlendirmeye alınmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21 PROCESS ve AMOS 24 paket programları kullanıldı. Yapılan analiz sonuçlarına göre; yüksek performans beklentileri ve çalışanların iş stresi arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda yüksek performans beklentileri ile çalışanların kendini engelleme davranışları arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Diğer yandan çalışanların İş stresleri ile kendini engelleme davranışları arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. İş stresinin yüksek performans beklentisi ile kendini engelleme davranışı arasındaki ilişkiye kısmi aracılık ettiği ve ayrıca yüksek performans beklentileri ile kendini engelleme davranışı arasındaki ilişkide duygusal kontrolün düzenleyici etkisinin olduğu araştırma sonucunda tespit edilmiştir.
- MakaleYalnız künye2024Lider Üye Etkileşimi ile Yenilikçi İş Davranışı Geliştirme ve Kariyer Tatmini İlişkisinde Kararlara Katılımın Aracı Rolü
Tiryaki, Selma
Araştırmanın amacı lider üye etkileşimi (LÜE) kalitesinin çalışanların yenilikçi davranışı geliştirme ve kariyer tatmini üzerindeki etkisini araştırmak ve bu ilişkide çalışanların kararlara katılımının aracılık rolünü ortaya koyabilmektir. Araştırma evreni İstanbul ilinde faaliyet gösteren teknolojik ürün pazarlama firmalarının çalışarı olarak belirlenmiştir. Araştırma 17 şirkette toplam 220 çalışan ile yüz yüze anket yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların 85’i kadın 135’i erkektir. Araştırmada Kolmogorov Smirnov normallik testi, ölçeklerin güvenirlik ve geçerlik analizleri ile korelasyon analizi ve hipotez testleri yapılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21, PROCESS ve AMOS paket programlarından faydalanılmıştır. Araştırmanın analiz sonuçları lider üye etkileşimi kalitesinin çalışanların kararlara katılımını arttırdığını göstermiştir. Lider ile astlar arasındaki etkileşimin, çalışanların yenilikçilik davranışlarını arttırdığı ve kariyer tatmini üzerinde pozitif anlamlı etkisi olduğu görülmüştür. Araştırmanın analiz sonuçları kararlara katılımın çalışanların yenilikçi iş davranışı geliştirme ve kariyer tatmini üzerinde pozitif anlamlı etkisi olduğunu göstermektedir. Araştırmada son olarak kararlara katılımın lider üye etkileşimi ile yenilikçi iş davranışı arasındaki ilişkiye aracılık ettiği bulunmuştur. Diğer yandan, kararlara katılım lider üye etkileşimi ile kariyer tatmini arasındaki ilişkiye de aracılık etmektedir.
- MakaleYalnız künye2024A Meta-Analysis of Customer Satisfaction Variables in The Context of The National Summary
Okan, Serdar
The purpose of this study is to examine customer satisfaction-related studies conducted between 2019 and 2021, focusing solely on articles, conference papers, and book chapters within the national literature context. The aim is to conduct a meta-analysis and analyze the existing dependent/independent variables related to customer satisfaction in terms of effect size, in order to establish a common consensus. After the screening process, 34 studies were included, and after determining the dependent/independent variables from these studies, a total of 7 different variables and 70 data points (k=70) were obtained, with a sample size (N) of 26,442. The collected data was subjected to meta-analysis using the Jamovi 1.6.23 program. Based on the findings, the variable with the highest effect size was customer loyalty with a value of 0.87, while empathy had the lowest effect size with a value of 0.55. The results indicate that the three variables with the largest effect sizes are customer loyalty, trust, and reliability, respectively. Based on this information, when customers trust and perceive a business as reliable, they engage in consuming its products/services, resulting in loyalty towards the business.

















