Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Proje2023
    Kesimhane Yan Ürünlerinden Ohmik Isıtma Destekli Ekstraksiyon Sistemi ile Jelatin Üretimi ve Geleneksel Yöntemle Karşılaştırılması

    Saricaoglu, Furkan Turker; Işık, Çiğdem; Dagdelen, Adnan Fatih; Odabaş, Halil İbrahim; Demirel, Fatma Tuba Kıraç

    Bu proje çalışmasında sığır derisi ve kanatlı sektörü kesimhane yan ürünlerinden olan tavuk derisi jelatin üretimi amacıyla kullanılmıştır. Geleneksel yöntemle jelatin üretiminde deri/su karışımı buhar ceketli kazanlarda ısıl işleme tabi tutulmakta ve buradaki bekletme süresi 5 saatten daha uzun sürebilmektedir. Proje kapsamında jelatin ekstraksiyon süresini kısaltmak ve jelatin verimini arttırmak amacıyla ohmik ısıtma destekli sistemden yararlanılmıştır. Bu amaçla deri örnekleri 5, 10, 15 ve 20 V/cm elektriksel gerilimde 1, 3 ve 5 saat süreyle ekstraksiyona tabi tutulmuştur. Ekstraksiyon sonucunda elde edilen jelatin-su karışımı dondurularak kurutulmuş ve jelatin tozları elde edilmiştir. Üretilen bu jelatinler çeşitli özellikler yönünden karakterize edilerek, geleneksel yöntemle üretilen ve ticari olarak satışa sunulan jelatinlerle kıyaslanmıştır. Ohmik sistem kullanımı deriden jelatin ekstraksiyon verimini önemli ölçüde arttırmıştır. Bununla birlikte jelatin ekstraksiyon süresini de önemli ölçüde kısaltmıştır. Ohmik sistem kullanımı, üretilen jelatinlerin kimyasal kompozisyonunu önemli etkilemezken, jel kuvveti değerlerinde önemli iyileştirmeler tespit edilmiştir. Jelatinlerin molekül ağırlığı dağılımları belirlenmiş ve ohmik sistem uygulama süresi arttıkça büyük molekül ağırlığındaki peptit bantlarının yoğunluğunda azalma gözlemlenmiştir. Hem sığır hem de tavuk derisinde en yaygın görülen amino asitler glisin, prolin, hidroksiprolin ve arginin olarak belirlenmiş ve ohmik sistem amino asit miktarlarını önemli ölçüde etkilemiştir. Renk ve bulanıklık yönünden sığır derisi jelatinleri ticari numuneler ile kıyaslanabilir nitelikte sonuçlar verirken, tavuk derisi jelatinlerinden üretilen jellerin bulanıklık değerleri çok yüksek bulunmuştur. Ohmik sistem yardımıyla üretilen jelatinlerden hazırlanmış jellerin mikro-yapısal özellikleri taramalı elektron mikroskobu ile belirlenmiş ve jel kuvveti yüksek olan numunelerde sıkı bir jel yapısı gözlemlenmiştir. Sığır ve tavuk derilerinden jelatin üretiminde ohmik sistem kullanımı jelatinlerin erime ve jelleşme sıcaklıkları ile reolojik özellikleri üzerine önemli etkiler göstermiştir. Termal yönden ise ohmik sistemle üretilen jelatinlerin daha kararlı oldukları sonucuna varılmıştır. Ayrıca, ohmik sistem kullanılarak üretilen jelatinlerin daha yüksek fonksiyonel özelliklere sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, hayvansal kesimhane yan ürünlerinden jelatin üretiminde ohmik sistem gerek jelatin verimini arttırmak amacıyla, gerekse de ekstraksiyon süresini kısaltmak amacıyla etkin bir şekilde kullanılabileceği ortaya konmuştur. Ayrıca, bu yöntemle jelatinlerin birçok özelliği olumsuz olarak etkilenmeden, stabil bir üretim gerçekleştirilebileceği belirlenmiştir.

  • MakaleYalnız künye2023
    Mâtürîdî'de Büyük Günah Konusu ve İnsan Tasavvuru

    Aydın, Muhammet

    Din en genel biçimiyle Allah tarafından vaz edilen insanların dünyevi mutluluklarını ve maslahatlarını gözeten ilahi kurallar bütünü şeklinde tanımlanır. İnsanların mutluluğunu, huzurunu sağlamak adına bir takım emirler teklif etmesi ve bazı yasaklar koyması gayet tabiidir. Dinlerin bildirimleri yalnız emirler, yasaklar ve ahlaki ilkelerle sınırlı değildir. Dinler müntesiplerine bir de inanç sistemi sunarlar. Bu noktada dinin sunduğu emirler yasaklar bütünü ile inanç sistemi arasındaki ilişki önem kazanmaktadır. İslam düşüncesinin erken dönemlerinde de iman ve amel şeklinde dile getirilen bu ilişkinin niteliği farklı kanaatlerin oluşmasına yol açmıştır. Kimileri ameli imanın özüne dâhil ederken kimileri amel ve iman ayrılığını savunmuşlardır. Kimileri ise üçüncü bir yolun imkânından söz etmişlerdir. Biz bu tartışmaların tarihsel serüvenine temas etmeyip daha ziyade İslam düşüncesinin önemli kurucu isimlerinden biri olan Mâtürîdî üzerinden onun düşüncelerini insan tasavvuru açısından ve nihayetinde ulaştığı sonuçların toplumsal barışa katkıları bakımından önemini ve anlamını tespit etmeye çalışacağız. Çünkü teolojik sistemler inananların sadece itikâdi ihtiyaçlarına cevap vermekle yetinmezler. Aynı zamanda insanların anlam arayışlarına tatmin edici cevaplar vermeyi ve ürettiği bilgilerle toplumsal barışa, huzura ve istikrara katkı sağlamayı amaçlarlar. Dolayısıyla bu çalışmamızda Mâtürîdî’nin çözümlemelerinden hareketle sahip olduğu insan algısına ulaşılmaya çalışılacaktır. Zira insan algısı ve insana dair yaklaşımlar, merkezi kavramlardır ve dinlerin temel doktrinlerini ve paradigmalarını belirler. Ayrıca yazarın ulaştığı sonuçlardan hareketle bunun toplumsal barışa ne gibi katkıları olduğu ele alınacaktır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2023
    Emlak Vergisi Kapsamında Değerli Konutların Vergilendirilmesi: Portekiz, Güney Kore ve Türkiye Uygulamalarına Genel Bir Bakış

    Uğurlu, Hümeyra

    Mali güce göre vergilendirme anlayışının sonucu olarak, bir ülkede yaşayan vatandaşların hangilerinin vergi mükellefi olabileceği ve nasıl vergilendirilebileceği belirlenmeye çalışılmaktadır. Vergilemede adil olabilmek için ödeme gücüne sahip herkesin kamu hizmetlerinin finansmanına katılması önemlidir. Esas olarak; gelir, servet ve harcama, ödeme gücünün göstergeleri olarak kullanılmaktadır. Servetin vergilendirilmesi üzerindeki tartışmalar, Türkiye’de, Değerli Konut Vergisi (DKV) adında yeni bir vergi türünü gündeme getirmiştir. Değerli Konut Vergisi, 2019 yılında kabul edilmiş, 2020 yılında tahsil edilmesi planlanmış ancak 2021 yılında uygulamaya konulabilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de Değerli Konut Vergisini değerlendirerek, benzer uygulamalar olduğu düşünülen; Portekiz’de İlave Emlak Vergisi ve Güney Kore’de Kapsamlı Emlak Bulundurma Vergisi uygulamaları ile karşılaştırmaktır. Bu amaçla çalışmada öncelikle, Emlak Vergisi hakkında genel bilgilere yer verilecek, sonrasında İlave Emlak Vergisi ve Kapsamlı Emlak Bulundurma Vergisi değerlendirilmeye çalışılacaktır. Son olarak, Türkiye’de uygulanan DKV hakkında bilgilere yer verilerek ülkelerin karşılaştırılması yapılacaktır. Bu değerlendirmeler sonucunda; Türkiye’de uygulanan DKV’nin özellikle ödeme gücü ilkesi, eşitlik ve vergi adaletine özgü bir takım eksiklikleri barındırdığı söylenebilir.

  • MakaleYalnız künye2023
    Çek hukukunda sebepsiz zenginleşme

    Canözü, Salih

    Kambiyo senetlerinin sıkı şekil şartlarına tabi olması sebebiyle başvuru hakkının kısa ibraz süreleri içerisinde kaybedilmesi söz konusu olabilmektedir. Bu durumda, koşulları varsa tarafların temel ilişkiye dayanması veya hamilin kambiyo senetlerine özgü düzenlenmiş ve genel hükümlerden tamamen farklı şartlara sahip olan ve özellikle ispat yükü bakımından davacıya genel hükümlere göre önemli avantajlar içeren TTK m.732 hükmü çerçevesinde sebepsiz zenginleşme davası açması gerekir. TTK m.732 poliçeler için düzenlenmiş bir hüküm olup, TTK m.818/1-m atfı gereği çekler bakımından da uygulanama alanı bulmaktadır. Çeke dayalı başvuru hakkının ibraz veya karşılıksızdır işlemlerinin yapılmaması sebepleriyle düşmesi veya bu işlemler yapılmış olmasına rağmen çekin zamanaşımına uğraması halinde TTK m.732 hükmü çerçevesinde sebepsiz zenginleşme davası hamil tarafından açılabilmektedir. Çalışmamızda Yargıtay ve doktrindeki görüşler çerçevesinde çekte sebepsiz zenginleşme talebine ilişkin tartışmalı noktalar ele alınacaktır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Finansal Bilgi Düzeyinin Finansal Yönetim Davranışı ve Yatırım Davranışına Etkisi

    Soydaş, Şafak Sönmez

    Amaç – Pay piyasasında yatırım yapan bireylerin yaptıkları yatırımlarından kar elde etmesi ya da zarar etmemesi için belirli düzeyde finansal bilgi seviyelerinde olması gerekmektedir. Bu kapsamda bireylerin finansal bilgi düzeyinin ve finansal yeterliliklerinin finansal yönetim ve yatırım davranışlarını nasıl etkilediğini tespit etmektir. Yöntem – Bu çalışmanın modeli nicel araştırma modelidir. Çalışmanın evreni borsada pay alım satımı yapan bireylerdir. Sosyal medyada Telagram gruplarında aktif olarak pay alım satımı yapan 500 kişilik grup içerisinden 380 bireye anket uygulanmıştır. Bireylerin finansal bilgi düzeyini ölçmek için “Finansal Okuryazarlık Ölçeği”, bireylerin finansal yönetim davranışlarını ölçmek için “Finansal Yönetim Davranış Ölçeği”, bireylerin yatırım davranışlarını ölçmek için “Yatırımlarda Davranışsal Finans Ölçeği” kullanılmıştır. Analiz için SPPS 24 programı kullanılmıştır. Bulgular – İlk olarak kullanılan ölçeklerin güvenilirlik katsayıları sırasıyla, (0,813), - (0,804), - (0,851) olarak bulunmuştur. Daha sonra korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda bireylerin finansal bilgi düzeyinin, bireylerin finansal yönetim ve yatırım davranışlarını pozitif yönlü etkilediği tespit edilmiştir. Tartışma – Bireylerin finansal bilgi düzeyinin finansal yeterliliklerinin finansal yönetim ve yatırım davranışlarını pozitif yönde etkilediği görülmektedir. Bundan dolayı bireylerin finansal bilgi seviyelerinin arttırılması bu anlamda önem taşımaktadır.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Domestic Violence During Pregnancy and Affecting Factors

    Ulutaşdemir, Nilgün; Balcı, Elçin; Çifçi, Sema; Değer, Vasfiye Bayram

    Introduction: Domestic violence during pregnancy is a major public health problem in all countries. The aim of this study is to investigate domestic violence and factors affecting pregnancy. Method: This cross-sectional descriptive study included 747 pregnant women who presented to an outpatient clinic at a maternity hospital in a city in southeastern Türkiye between December 15, 2014 and January 15, 2015. To collect the data, the researchers developed a 25-item questionnaire based on the literature. In the statistical analysis, percentages, means, standard deviations, and chi-square analysis were used, and a value of p<0.05 was considered significant. Results: The mean age of the participants was 26.43±5.4. Of these participants, 7.2% of them reported being physically, emotionally, financially, or sexually abused by their spouse during their marriage, and 2.8% reported being exposed to violence during their current pregnancy. It was found that there was a strong relationship between violence during pregnancy and at the time when the woman wanted to get pregnant, the husband’s involvement in violence, the number of pregnancies, and the history of violence from the husband’s family. To stop violence, families should get training, counseling, family therapy, and help to learn communication. Conclusion: Violence during pregnancy can be caused by a number of factors, such as being exposed to violence during pregnancy, not wanting to get pregnant, the husband’s involvement in violence, the number of pregnancies, and the history of violence from the husband’s family.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2023
    Bir jeomorfosit olarak Aktepe Traverten Köprüsü’nün oluşumu ve jeoturizm potansiyeli

    Yürüdür, Eren; Zeybek, Halil İbrahim; Aylar, Faruk; Alemdag, Selcuk; Bayram, İsmail; Altun, Musa

    Bu çalışmada, Giresun ili Alucra ilçesi Aktepe köyüne bağlı Belençayırı mahallesi sınırları içerisindeki traverten köprüsü incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Aktepe Traverten köprüsünün oluşumu, jeomorfolojik özellikleri ve jeoturizm potansiyelini ortaya koymaktır. Çalışma arazi ölçüm, gözlem ve laboratuvar analizlerine dayanmaktadır. Traverten köprüsü, Alucra Çayı’nın yan kollarından Hayran Deresi vadisi üzerinde oluşmuştur. Traverten köprüsünün oluşumunda sahanın tektonik, litolojik ve jeomorfolojik gelişiminin önemli etkisi vardır. Çalışma sahasında farklı dönemlere ait kayaç toplulukları bulunmaktadır. Ancak traverten köprüsünün oluşumunda Jura-Alt Kretase yaşlı volkanikler ile kireçtaşının önemli etkisi vardır. Bu yapı içerisinde vadisini açan Hayran deresi, ilerleyen süreçte morfolojik taban düzeyini belirlemiştir. Bu duruma bağlı olarak üstteki kireçtaşı tabakasından yağışlar sonucu sızan sular vadiye doğru akmış ve yamaç kaynaklarının oluşmasına neden olmuştur. Bu kaynaklardan çıkan ve kalsiyum bikorbonat bakımından zengin bu sulardaki karbondioksit yüzeye çıktıktan sonra ortam şartlarına bağlı olarak sudan ayrılmış ve kalsiyum karbonat birikerek Aktepe travertenlerini oluşturmuştur. Süreç içerisinde traverten kütlesi vadinin tamamını batı yönünde ilerleyerek kapatmış ve traverten köprüsünü oluşturmuştur. Laboratuvar analizleri sonucunda yüzeyden alınan travertenin %59.31 CaCO3 ve %40.69 kil içerirken, köprü altında oluşan sarkıtın %95.96 CaCO3 ve %04.04 kil içerdiği tespit edilmiştir. Jeoturizm potansiyelini belirlemek amacıyla GAM Modeli ve Sayısallaştırılmış SWOT analizi uygulanmıştır. Bu analizler sonucunda sahanın yüksek jeoturizm potansiyeline sahip olduğu tespit edilmiştir.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Kant felsefesinde nedenselliğin uğrakları

    Yeşilçayır, Celal; Tutal, Ayşe

    İleri sürdüğü görüşlerle felsefe tarihinde yeni çığırlar açan Kant nedensellik konusuna kayıtsız kalmamıştır. O özellikle şüpheci geleneğin bu konudaki düşüncelerini ele alarak tekrar yorumlamaktadır. Hume’un şüpheciliğinin kendisini dogmatik uykudan uyandırdığını söyleyen Kant daha sonra bu düşüncede kalmayacaktır. Bununla birlikte onun benimsediği nedensellik düşüncesinin birden fazla olduğu dikkat çekmektedir. Çünkü o doğa nedenselliğinin yanında arzuya yönelik amaç nedenselliği ile ahlak yasası ile ilişkili olan özgür nedensellikten söz etmektedir. Şüphecilerin iddia ettiği gibi doğa nedenselliğinin reddedilmesi halinde, bilginin ve bilimin olanağı ortadan kalkacaktır. Kant’a göre insan davranışlarını belirleyen farklı nedenlerin aydınlatılması gerekmektedir. Söz konusu belirlenimler zorunluluktan kaynaklanabileceği gibi belli bir arzuyu gerçekleştirmeye yönelik olarak ortaya çıkabilmektedir. Diğer taraftan ahlak kurallarına uymayı gerektiren özgür bir belirlenim de pekâlâ mümkündür. Bununla birlikte farklı türden nedensellik anlayışlarının içeriği ve aralarındaki ilişkinin anlaşılması önem arz etmektedir. Aynı zamanda onun nedensellik anlayışının felsefesinin diğer alanları ile bağının aydınlatılması gerekmektedir. Bu bağlamda onun nedensellik düşüncesine sağladığı katkı ve yeniliğin tartışılarak, gelenek içinde özgün bir yerinin olup olmadığı sorgulanmaktadır.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Near- and Mid-Infrared Spectroscopy Combined with Machine Learning Algorithms to Determine Minerals and Antioxidant Activity in Commercial Cheese

    Menevseoglu, Ahmed; Gunes, Nurhan; Ayvaz, Huseyin; Sarikaya, Sevim Beyza Ozturk; Zehiroğlu, Cuma

    Erzincan Tulum Cheese (ETC) holds a significant place among the most popular cheeses in Türkiye. It has been awarded Protected Geographical Indication status, which restricts the allowable milk species, its production area, and specific sheep breed used in its production. Mineral content and antioxidant activity of ETC were aimed to be predicted using conventional FT-NIR and a portable FT-MIR spectrometer combined with partial least square regression (PLSR) and machine learning algorithms based on conditional entropy. Seventy ETC samples were analyzed for their mineral (Al, Ca, Cr, Cu, Fe, K, Mg, Mn, Na, and P) content using ICP-MS. The samples' antioxidant activity was measured using the DPPH•+ scavenging activity method. PLSR combined with FT-NIR spectral data correlated with antioxidant activity (r=0.89) and minerals (as low as r=0.83) except for Cr and Fe. FT-MIR data provided a good correlation for minerals (as low as r=0.82) except for Cr and Mn and a moderate correlation with antioxidant activity (r=0.64). Information theory was applied to select wavenumbers used in machine learning algorithms, and better results were obtained compared to PLSR. Overall, FT-NIR and FT-MIR spectroscopy provided rapid (~ 1 min), non-destructive, sensitive, and reliable output for mineral and antioxidant activity predictions in commercial cheese samples.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    AtıfOpenAlex3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Geç Adölesanların COVID-19 Öncesi ve Sürecinde Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarına Yönelik Tutumları ve Kullanım Durumları: Tanımlayıcı Çalışma

    Cırık, Vildan Apaydın; Bulut, Elif; Aksoy, Bahar

    Amaç: Bu çalışmanın amacı, geç adölesanlar ın koronavirüs hastalığı-2019 [coronavirus disease-2019 (COVID-19)] öncesi ve sıra- sında geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları kullanımlarını ve tu- tumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu çal ışma, kesitsel-analitik türde, Haz iran-Eylül 2021 tar ihleri arasında tabakalı örneklem yöntemi kullanılarak belirlenen 882 geç adölesan ile yapıl- mıştır. Araştırma verileri “Sosyodemografik Form”, “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarına Yönelik Soru Formu” ve “Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği” ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde student-t, One-way ANOVA ve bağımlı örneklem t testler i kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada, geç adöle- sanların bütüncül tamamlayıcı ve alternatif tıp uygulamalarına karşı tu- tumları ile cinsiyet, gelir algısı, kronik hastalığa sahip olma, COVID-19 tanısı alma değişkenleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmuştur. Geç adölesanların en fazla b ildikleri yöntemlerin masaj (%85,1), meditasyon/gevşeme (%77,4) ve dinî yöntemler (%77,3) ol- duğu saptanmıştır. COVID-19 salgını öncesi ve COVID-19 salgını sı- rasındaki kullanım durumlar ı incelendiğinde ise masaj d ışında tüm uygulamalarda artış görülmüştür (p<0,001). Sonuç: Sonuç olarak bu çalışmada, geç adölesanlar ın COVID-19 sürec inde geleneksel ve ta- mamlayıcı tıp uygulama kullan ım durumları artmıştır. Geç adölesan- lar COVID-19 sürec inde bu uygulamalar ı daha az ac ı çekmek, hastalığın yan etk ilerini azaltmak ve hastal ıkla direkt savaşmak ama- cıyla artırdıklarını belirtmişlerdir. Buna rağmen COVID-19 sürecinde geleneksel ve tamamlayıcı uygulamalarının etkileri ve yan etkileri üze- rine kanıt temelli çalışmaların yapılması ve adölesanların bu uygula- malar konusunda bilgilendirilmesi oldukça önemlidir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2023
    The Generation Alpha Scale for Parents: Development and Psychometric Evaluation: Methodological Study

    Cırık, Vildan Apaydın; Aksoy, Bahar

    Objective: What distinguishes generation Alpha from earlier generations is that they are born into a digital world. The aim of this study was to develop the Generation Alpha Scale for Parents (GASP) and evaluate its content validity and psychometric properties. Material and Methods: This methodological study was conducted with 419 parents of generation Alpha. Data were collected using a socio-demographic characteristics questionnaire and GASP. The data were analyzed using t-test, Cronbach’s alpha coefficient, Pearson’s cor- relation coefficient, and factor and item-total score analysis. Results: The scale had a content validity index of 0.93 and a Cronbach’s alpha of 0.96. The exploratory factor analysis (EFA) showed that the scale consisted of 26 items and three subscales: learning methods, commu- nication-social network, and personality prerequisites, respectively. The item-total correlations ranged from 0.479 to 0.912. The EFA showed that the scale explained 61.33% of the total variance. The confirmatory factor analysis also showed that the factor loadings ranged from 0.52 to 0.93. Root mean square error of approximation was less than 0.080 and was significant. Conclusion: The GASP is a valid and reliable mea- surement tool that can use by parents, health professionals, educators, and political groups to assess the characteristics of generation Alpha.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex3TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Kemoterapi Tedavisi Alan Kanser Hastalarında Aleksitimi ve Psikolojik İyi Oluş: Tanımlayıcı ve İlişkisel Bir Çalışma

    Çobanoğlu, Asuman; Oğuzhan, Hatice

    Amaç: Bu araştırma, kemoterapi tedavisi alan kanser hastala- rında aleksitimi ve psikolojik iyi olu ş düzeyleri arasındaki ilişkiyi be- lirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırmada tanımlayıcı ve ilişkisel bir ara ştırma deseni kullan ıl- mıştır. Araştırmanın örneklemini, Temmuz 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında bir e ğitim ve ara ştırma hastanesinde ayaktan kemoterapi te- davisi gören 151 hasta olu şturmuştur. Veriler Hasta Bilgi Formu, To- ronto Aleksitimi Ölçe ği (TAÖ-20) ve Psikolojik İyi Olu ş Ölçeği (PİOÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin de ğerlendirilmesinde ta- nımlayıcı istatistikler ile Kruskall Wallis testi ve Spearman Korelas- yon testi kullan ılmıştır. Bulgular: Kemoterapi alan hastalar ın ya ş ortalamasının 59,26±11,24 y ıl olduğu, %51’inin kad ın cinsiyette ol- duğu ve %78,8’inin çal ışmadığı saptanmıştır. Hastaların %23,8’inin meme kanseri olduğu ve %53’ünün kronik bir hastalık tanısının olduğu belirlenmiştir. Hastalar ın P İOÖ genel toplam puan ortalamas ı 48,44±6,76, TAÖ-20 genel toplam puan ortalamasının ise 44,70±7,51 olarak bulunmuştur. PİOÖ ile TAÖ-20 arasında negatif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca hastaların metastaz du- rumlarına göre PİOÖ ve TAÖ-20 arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada, kemoterapi alan kanser hastalarının psikolojik iyi oluş düzeylerinin yüksek, alek- sitimi düzeylerinin ise düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca hastaların psi- kolojik iyi olu ş düzeyleri artt ıkça aleksitimi düzeylerinin dü ştüğü belirlenmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Dersini Alan Öğrencilerin Sınav Kaygısı ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi: İlişki Arayıcı Bir Çalışma

    Aydin Sayilan, Aylin; Kulakaç, Nurşen

    Amaç: Bu çalışma, cerrahi hastalıkları hemşireliği dersini alan öğrencilerin sınav kaygısı ve stresle başa çıkma düzeylerinin belirlen- mesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın örneklemini 1-15 Mayıs 2022 tarihleri ara- sında Türkiye’de bulunan iki üniversitenin hemşirelik bölümünde öğ- renim gören ve cerrahi hastalıkları hemşireliği dersini alan 213 öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama araçlar ı olarak öğrenci tanıtım formu, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) ve Westside Sınav Kay- gısı Ölçeği (WSKÖ) kullan ılmıştır. Verilerin de ğerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik hesapları, aritmetik ortalama, Student t-test, Pearson korelasyon analizi ve lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Anlamlı- lık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmada öğrencile- rin s ınav kayg ısı puanlarının 25,67±11,92 oldu ğu belirlenmi ştir. Öğrencilerin stresle başa çıkma tarzlarından en fazla kendine güvenli yaklaşım ve iyimser yakla şım yöntemini kulland ıkları saptanmıştır. Öğrencilerin WSKÖ puan ı ile SBÇTÖ kendine güvenli yakla şım (p<0,001) alt boyut puan ı arasında istatistiksel olarak negatif yönde ve orta düzeyde; çaresiz yaklaşım (p=0,028) ve boyun eğici yaklaşım (p=0,011) arasında ise pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Çoklu lineer regresyon analizi sonuçlarına göre öğrencilerin sınav kaygılarını önemli ölçüde etkileyen faktörlerin; cinsiyet ve “kendine güvenli yaklaşım” alt boyutları olduğu tespit edil- miştir. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda, hem şirelik öğrencilerinin stresle baş etme tarzlarının yetersiz olması, sınav kaygılarını olumsuz etkilemektedir. Bu araştırma sonuçlarının stresin psikolojik etkilerine yönelik uygulanacak müdahale planlarına katkı sağlayabileceği düşü- nülmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Self-efficacy levels of individuals with type 2 Diabetes Mellitus in the use of diabetes drugs: The example of Gümüşhane and Bayburt province

    Demirağ, Hatice; Cin, Aynur; Daştan, Buket

    This study was conducted to determine the self-efficacy levels of individuals with Type 2 Diabetes Mellitus in the use of diabetes medication. The population of the descriptive study consisted of individuals with Type 2 Diabetes Mellitus residing in Gümüşhane and Bayburt provinces. The sample size was determined with the G*Power 3.1.6.9 program. A total of 315 individuals were reached in the study using a snowball sampling method. Data were collected by “Google Form” us- ing “Personal Information Form” and “Diabetes Medication Self-Efficacy Scale”. In the analysis of the data, independent groups t-test, one-way ANOVA test and Pearson product moments correlation test were used. The average age of the individuals with Type 2 Diabetes Mellitus participating in the study was 52.29±14.74 years, the duration of diabetes disease was 9.23±6.25 years, and 81% of them were men. The total average score of the participants from the “Diabetes Medication Self-Efficacy Scale" was determined as 38.70±12.36 points. It was found that the average total score of the” Diabetes Medication Self-Efficacy Scale" was higher for women than men, singles than married. Again, the total scale score averages were statistically different according to the occupational group (p<0.001). In addition, the average total score of the “Diabetes Drug Use Self-Efficacy Scale” was found to be higher for individuals who received training on diabetes drug use compared to individuals who did not receive it. It was found that the average scores of the participants from the "Diabetes Medication Self-Efficacy Scale" and its sub-dimensions were moderate. In order to increase the diabetes drug use self-efficacy levels of participants diagnosed with Type 2 diabetes, training on the use of diabetes drugs can be expanded.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Investigation of Motives Underlying Food Choice of Health Science Students: Cross Sectional Study

    İlyasoğlu, Huri; Fatma; Yaşar, İlknur; Duvan, Sare Nur; Erbecer, Sibel

    Objective: Poor eating habits are widespread among university students. This study aimed to investigate the motives un- derlying food choices of health science students by using a food choice questionnaire (FCQ). Moreover, the correlations between food choice dimensions and anthropometric characteristics such as body mass index (BMI) and waist-to-height ratio were investigated.Material and Methods: Voluntary students (n=335) from the faculty of health sci- ences participated in the study. Their demographic properties and an- thropometric measurements were recorded. Turkish version of the FCQ was applied to the participants. For analyzing the data, chi-square test and Pearson correlation analysis were performed. Results: Research findings revealed that the most important food choice dimensions were sensory appeal, price, and mood, respectively, and the least important were weight control, natural content, and ethical concern, respectively. Health dimension had a lower importance in food choice compared to sensory appeal dimension. Females gave higher scores compared to males. The BMI was positively correlated with both convenience and weight control dimensions. No correlation was found between the waist-to-height ratio and food dimensions. Conclusion: To reduce health risks related to poor eating habits, university students’ aware- ness of healthy foods and nutrition should be increased. For this reason, activities should be organized to improve their knowledge about healthy nutrition.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    Contract Farming in Buckwheat Cultivation

    Adanacioglu, Hakan; Doğan, Nilgün

    Contract farming is a deal between a producer and a buyer regarding cultivation of an agricultural product characteristically. In reality, terms and conditions of these contracts can alter dramatically. It can refer to those arrangements involving public firms, government organisations or NGOs and can also refer to private schemes. In this paper, it is only focused on contract farming on arrangements between farmers and private actors. In recent years, buckwheat has gained increasing notice as a promising functional food, owing to its several human health issues and lack of gluten. This study examines buckwheat farmer’s involvement in contract farming in districts of Gümüşhane province which is in the northeast of Turkey. An empirical analysis of the contract farming regarding the buckwheat farmers and postharvest practice has been provided. The survey was conducted in Kelkit, Köse and Şiran districts as only production places of the buckwheat in the province. Data collected from 30 farmers who are engaged in contract farming model. According to data, issues of the contract farming, marketing channels of the buckwheat and perspectives of the farmers for the buckwheat production with contract farming are addressed. The findings of this study reveal that the contract farming model, mostly eliminates the marketing-related concerns of the farmers in the region. Perceive benefits derivable from beginning to buckwheat contract farming was measured based on the following proposals (the commitments to purchase product, the market guarantee, the compliance with the contract terms, purchasing at the agreed price and timely payment) was evaluated using 5 point likert scale. As a result, buckwheat contract farmers should be monitored by the contract buyer for the continuity of the production.

    • SDG 2 · Açlığa Son
  • MakaleAçık Erişim2023
    Analysıs of coulomb stress transfer and earthquake hazard ın the çaldıran fault zone and ıts adjacent regıon

    Öztürk, Serkan; Akkaya, İsmail; Alkan, Hamdi

    Çaldıran fault zone (CFZ) are significant seismically active zone that generated many destructive earthquakes. In this fault system, the last of these major earthquakes occurred on 1976 (Ms = 7.3). Therefore, based on the seismotectonic b-value, earthquake probability, recurrence times and Coulomb stress changes, we investigate the future earthquake potential and positive/negative stress changes in this fault zone. The events with a magnitude greater than 3.6 are used to investigate stress transfer direction regarding the seismotectonic parameters. The results indicate that the regions having smaller b-values are obtained along with the SE of CFZ, whilst higher b-values are calculated around the east of Lake Van. On the other hand, the northeast of CFZ represents current stress accumulation. Similarly, the Coulomb stress variations of 1976 earthquake show that stress accumulated at different depths in the northwest of this fault system. In addition, considering the long-term slip rates and horizontal offset in previous studies, the recurrence time of earthquakes has approximately 302 years for a magnitude greater than 6.0. Finally, these comprehensive analyses explain the implications of seismic hazard evaluation and forecasting of possible next earthquake occurrences in this region.

    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    L tipi matris yöntemi ve ahp yöntemi kullanılarak risklerin değerlendirilmesi: örnek bir uygulama

    Doğan, Onur; Keskin, Mustafa Özgür

    L-Tipi matris (5x5) yöntemi, risklerin belirlenip skorlandığ, sebep sonuç ilişkilerinin değerlendirmeye dahil edildiği, uygulanması kolay bir yöntemdir. Çalışmanın analizinde kullanılan riskler bu yöntemle skorlanmıştır. Daha sonra skorlanan bu riskler Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinden olan Analitik Hiyerarşi Proses (AHP) yöntemi ile ağırlıklandırılmıştır. AHP, karar problemlerinin çözümünde kullanılan ve birden çok alternatif arasından en iyi olanın seçiminde kullanılan bir yöntemdir. AHP, objektif ve subjektif kararların sürece dahil edildiği ve analiz sonucunun tutarlı olup olmadığının kontrol edilebilmesine imkân vermesi açısından diğer yöntemlere nazaran daha avantajlı bir yöntemdir. Çalışmanın madencilik sektöründe yapılmasının en önemli gerekçeleri; madencilik sektörünün çok tehlikeli iş kollarından olması, doğası gereği birçok riski barındırması, muhtemel risklerden çalışanların çoğu zaman toplu halde etkilenmeleri olmuştur. Yapılan analizin çözümünde Microsoft Excel kullanılmış ve her bir analiz sonucu tutarlı çıkmıştır. Yapılan analizde; “Önemli düzeyde riskler” arasında yapılan karşılaştırma sonucunda en yüksek öneme sahip kriter 0,3086 ile patlatma olmuştur. “Orta düzey riskler” arasında yapılan analiz sonucuna göre önem düzeyi en yüksek olan kriter 0,421 ile simba delici olmuştur. “Düşük seviyeli riskler” arasında yapılan karşılaştırma sonucuna göre önem düzeyi en yüksek kriter 0,2764 ile yeraltı çimento silosu olmuştur.

    AtıfOpenAlex9TR Dizin7
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    A course timetabling formulation under pandemic considerations

    Şimşek, Ahmet Bahadır; Gurkan, M. Edib

    The covid-19 pandemic has significantly affected the education sector and raised the new operational challenges that spring from the necessity of planning courses in a way to ensure community safety. Accordingly, many higher education institutions provide guidelines regarding the measures to be implemented in education operations. As such, timetabling of the courses is required to be carried out in line with these guidelines. To address this need, this study introduces a multi-objective mathematical model for a university course timetabling problem under the pandemic-related considerations. In particular, the proposed mathematical model aims to minimize the total number of online courses and sections while considering the balanced distribution of the courses over time slots and days. We test the effectiveness of the proposed model using real-life data. The results show that the proposed approach is able to create an optimal timetable in a reasonable time that addresses the objectives of the faculty administration and satisfies the pandemic-related requirements. The study contributes to the literature by introducing new pandemic constraints and inspires managers facing pandemic guidelines.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2023
    The Impact of Selected Macroeconomic Indicators on Environmental Degradation: BRICS-T Countries

    Tabak, Osman; Özav, Tuğba Betül

    The purpose of this study is to investigate the impact of various macroeconomic indicators on environmental degradation and explore the question of whether these indicators are an ecologi- cal solution or a crisis. In this perspective, the long-term effects of globalization, financial devel- opment, and economic growth on environmental degradation were examined with the common correlated effects estimator, based on the 1992–2018 data period for the BRICS-T countries (Brazil, Russia, India, China, South Africa and Turkey). The findings show that economic growth increases environmental degradation, while financial development and globalization do not have a statistically significant effect on environmental degradation.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin2
    TR Dizinİncele