Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2026
    The Joy Luck Club’ın Türkçe Çevirisi Yoluyla Göçmen Kültürünün Aktarımı

    Fidan, Giray; Bilge, Topaloğlu Ayşe

    Günümüzde yoğun bir şekilde yaşanan göç hareketleri bizi melez kültüre sahip insanları anlamaya yöneltmiş, bunun sonucunda kültür odaklı çevirinin önemi artmıştır. Bu çalışmada, göçmenlere ait melez kültürlerin farklı toplumlara aktarımının bir örnek eser aracılığıyla incelenmesi amaçlanmıştır. Bu incelemeyle, göç olgusunun sonuçlarından biri olan melez kültürel unsurların çevirisinde karşılaşılan durumlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmada, Çinli bir göçmen ailenin kızı olan ve “Çinli-Amerikalı” olarak adlandırılan, melez bir kimliğe sahip olan yazar Amy Tan’in The Joy Luck Club adlı romanı ve Mehmet Doğan tarafından Talih Kuşu adıyla Türkçeye aktarılan çevirisi örnek olarak seçilmiştir. Öncelikle kaynak eser, Peter Newmark’ın kültürel unsurlar sınıflandırmasına göre analiz edilmiştir. Eserin çevirisi ise, Lawrence Venuti’nin “yerlileştirme” ve “yabancılaştırma” olarak adlandırdığı makro çeviri stratejileri ile Eirlys E. Davies’in “koruma”, “ekleme”, “yaratma”, “küreselleştirme”, “yerelleştirme”, “çıkarma” ve “değiştirme” olan mikro çeviri stratejileri doğrultusunda incelenmiş olup, çevirmenin süreç içerisindeki tercihleri değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, çevirmenin Çin kültürüne ait ögelerin çevirisinde çoğunlukla “yabancılaştırma” stratejisini uyguladığı, ancak bazı durumlarda, özellikle melez kültürel unsurları hedef kültüre aktarma güçlüğünden dolayı “yerlileştirme” stratejisine başvurduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgular, kültürel kimliklerin çeviri sürecinde nasıl yeniden biçimlendiğini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Ayrıca bu çalışma, kültürlerarası iletişimde çevirmenin rolünün yalnızca dilsel aktarım değil, aynı zamanda kültürel arabuluculuk işlevi taşıdığını da vurgulamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Z Kuşağının Değer ve Norm Edinimi: Dijital Kültür, Aile ve Eğitim Arasındaki Etkileşim

    Solmaz, Fatih; Bektaş, Ahmet

    Günümüz dünyası, insanlık tarihinin en hızlı ve kapsamlı dönüşümlerinden birine sahne olmaktadır. Dijitalleşmedeki, yapay zekâ uygulamalarındaki, iletişim teknolojilerindeki ilerlemeler bireylerin yaşam biçimlerini, sosyokültürel değerleri, normları etkilemektedir. Bilgiye erişimin sınırsızlaştığı, iletişim araçlarının mekânsal engelleri ortadan kaldırdığı dijital kültür ortamında toplumsal ilişkiler hem çeşitlenmekte hem de yeni formlar kazan-maktadır. Bu dönüşümün en görünür etkileri ise Z kuşağının değer, norm ve davranışları edinme biçimlerinde ortaya çıkmaktadır. Dijital platformlar ve internet ortamda yetişen Z kuşağı, yalnızca teknolojinin kullanıcısı olmakla birlikte dijital kültürün üreticisi ve taşıyı-cısıdır. Dijital kültürün bireyler ve kuşaklar üzerindeki belirleyici etkisi, toplumsal değerlerin aktarım süreçlerini de açıkça değiştirmektedir. Çoklu etkileşimin aynı anda deneyimlendi-ği, bilginin hızla dolaşıma girdiği ve geleneksel toplum yapısının görece zayıfladığı dijital ortamlar, çocukların değerleri yalnızca aile ve okuldan değil, sosyal medya içerikleri, çev-rimiçi topluluklar, küresel kültürü yansıtan görseller ve dijital oyunlar aracılığıyla edinme-sine neden olmaktadır. Bu durum, bir taraftan değerlerin çeşitlenmesine katkı sağlarken diğer taraftan yerel ve kültürel unsurların görünürlüğünü azaltmakta, değerlerin sürekliliğini tehdit etmektedir. Bu da kuşaklar arasında algı farklılıklarını derinleştirmekte ve ortak değer, norm edinimini zayıflatmaktadır. Söz konusu süreçte aile kurumu merkezi bir rol üstlenmektedir. Aile, çocuğun duygusal ve ahlaki gelişimindeki birincil aşama olmakla birlikte birçok ebeveyn dijital teknolojilerin hızlı değişimine uyum sağlamakta güçlük çekmektedir. Dijital yeterlilikteki bu eşitsizlik, ebeveyn-çocuk iletişiminde kopukluklara, otorite boşluklarına ve değer aktarımında belirsizliklere kapı aralamaktadır. Buna karşın dijital okuryazarlığı yüksek aileler, çocukların dijital kültürle sağlıklı bir ilişki kurmasına imkân tanımaktadır. Sonuç olarak günümüzde değerlerin dijital içeriklerle desteklenmesi, Z kuşağı çocukların ilgi alanlarına uygun biçimde sunulması ve dijital pedagojik stratejiler-le bütünleştirilmesi önem taşımaktadır. Ayrıca ebeveyn ve eğitimcilerin dijital okuryazarlık becerilerinin güçlendirilmesi, çocukların dijital kültür içinde güvenli, değer merkezli bir sos-yalleşme süreci yaşamalarına katkı sağlayacaktır. Bu çalışma, dijital kültür ile toplumsal değerler arasında bütünleştirici bir yaklaşım geliştirerek çocukların aile-toplum eksenindeki değer ve norm edinim süreçlerini desteklemeyi amaçlamaktadır.

  • MakaleAçık Erişim2026
    Dijital Yas Kültürü: Yeni Medyada Ölümün Dramaturjisi ve Estetize Edilmesi Üzerine Yapıbozumcu Bir Analiz

    Köse, Hüseyin; Piyadeoglu, Cigdem

    Yeni medya mecralarında ölüm olgusunun nasıl temsil edildiği ve bu temsil biçimlerinin verili ölüm algısını dönüştürerek farklı bağlamlarda onu nasıl yeniden ürettiği ve bu durumun yas ritüelleriyle ilişkisi kültürel çalışmalar alanı açısından önemli bir konudur. Yeni medya çağında ölüm olgusu, dijital içerik üretme teknolojileri aracılığıyla verili bağlamından koparılarak estetize edilebilen, yeniden kurgulanabilen, görselleştirilerek kamusal alanda teşhire açık hale getirilebilen bir niteliğe dönüşmektedir. Bu durum, ölüm olgusunun otantik/geleneksel anlamında da çok ciddi değişimler yaratmaktadır. Bu çalışmayla amaçlanan, yeni medya olanaklarının yaygınlaştırdığı görsel sunum teknikleriyle üretilen yas ritüellerinin ölüm olgusuna yönelik geleneksel algıyı nasıl değiştiğini incelemektir. Çalışma, ağırlıklı olarak nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde yapılandırılmış olmakla birlikte, içeriklerin hem sayısal özelliklerini hem de bağlamsal anlamlarını analiz etmede tematik veri analizi ve yapıbozumcu yöntem bir arada kullanılmıştır. Çalışma kapsamında, sosyal medya gönderilerinin görsel, metinsel ve anlamsal bileşenleri incelenmiş olup, amaçlı örneklem yöntemiyle toplam 150 gönderi seçilerek analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, dijital yas temsillerinin çok katmanlı ve çeşitli biçimlerde yapılandığı görülmüştür. Görsel ve metin türleri bakımından portre ve tipografi ile tipografik alıntılar öne çıkarken, metinlerde en sık karşılaşılan gösterge, slogan ve tarih ölçütleri olmuştur. Duygusal ton bağlamında "inançsal teslimiyet" temalı gönderilerin ortalama beğeni sayısının yüksekliği dikkat çekerken, "kutsal" ve "mistik" unsurların da beğeni üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Ana temalarda en yüksek oran kamusal yas performansına ait olup, bu temanın daha ziyade portre ile objektif/günlük görseller aracılığıyla belirginleştiği gözlenmiştir. Yapıbozumcu çözümlemeler ise ölümün simgesel, estetik ve dijital düzlemde yeniden anlamlandırıldığına işaret etmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2026
    İstihbaratın Üç Simgesel Yüzünün Karşılaştırmalı Çözümlemesi: Haber, Keşif ve Akıl

    (Alieva), Vildane Özkan; Dinç, Artum

    Bu makale, istihbaratı yalnızca teknik bir güvenlik kapasitesi olarak değil, dilsel miras, tarihsel bellek ve kurumsal öz-anlatılar içinde kurulan bir kültürel anlam alanı olarak ele almaktadır. Çalışmanın amacı, Türkçede “istihbarat”, Rusçada “razvedka” ve İngilizcede “intelligence” terimlerinin Türk, Rus ve İngiliz kültürlerindeki simgesel kuruluşunu karşılaştırmalı olarak çözümlemektir. Araştırma, kültürel sosyolojiyi temel kuramsal çerçeve olarak benimsemekte ve karşılaştırmalı tarihsel analiz ile söylem-tarihsel yaklaşımı birlikte kullanmaktadır. Veri kümesi, kamuya açık resmî mevzuat ve kurum metinleri, akademik yazın, sınırlı ama örnekleyici medya metinleri ve seçilmiş popüler kültür ürünlerinden oluşmaktadır. Bulgular, istihbaratın her üç bağlamda ortak bir teknik kapasiteye işaret etmekle birlikte, farklı kültürel kodlar içinde farklı meşruiyet dilleri kazandığını göstermektedir: Türk bağlamında haber alma, devletin bekâsı ve kurumsal koruma; Rus bağlamında keşif, güvenlik ve fedakâr devlet ajanı; İngiliz bağlamında ise analitik akıl, profesyonellik ve hukuki meşruiyet öne çıkmaktadır. Makale, bu farkların yalnızca kurumsal tanımlarda değil, James Bond, Ştirlitz ve Teşkilat gibi popüler kültür ürünlerinde de yeniden üretildiğini ileri sürmektedir.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Bulgar Oryantalizminde “Türk Köleliği” Damgası

    (Alieva), Vildane Özkan

    Başat Bulgar kültüründe geçmiş zaman dilimi, bugün ve gelecek zaman dilimlerinden çok daha etkin rol oynar. Osmanlı Devleti’nin, İkinci Bulgar İmparatorluğu’nu fethederek Bulgarlar üzerinde 1393-1878 yılları arasında kurduğu egemenlik dönemi, başat Bulgar kültüründe “Türk köleliği” dönemi olarak damgalanır. Bu damga, 19. yüzyılda inşa edilerek günümüze kadar sürdürülür. Bulgar kültüründe geçmişe yönelik “Türk köleliği” damgası; günümüzde politika, diplomasi, resmi ve resmi olmayan eğitim, hukuk, din, tören ve bayramlar, folklor, film, sanat, edebiyat, tarih, geleneksel medya, sosyal medya, protesto meydanları vs. gibi birçok kurumsal ve gündelik alanı kuşatmış durumdadır. Ancak bu damga, belirsiz bir tarihsel anlatıya dayandırılır ve oryantalist bir çerçevede biçimlenir. Diğer yandan, günümüzde söz konusu damgayla ilgili Bulgarlar tarafından yöneltilen kısmi eleştiriler de mevcuttur. Makale, Bulgarlar üzerindeki Osmanlı Devleti egemenliği dönemine ilişkin “Türk köleliği” damgasının hangi toplumsal-kültürel koşullarda nasıl inşa edildiği ve günümüzde hangi alanlarda nasıl yeniden üretildiğiyle ilgili sosyolojik bir çözümlemeden oluşur. Konu, büyük ölçüde özgün Bulgarca kaynaklardan elde edilen veriler üzerinden araştırıldı. Çözümlemenin kuramsal boyutunda, Said’in oryantalizm, Goffman’ın damga, Bourdieu’nun alan, Foucault’nun sorunsallaştırma ve Parsons’ın işlev kavramlarından yararlanılmaktadır. Türkçe sosyolojik yazında Bulgar kültürüyle ilgili araştırmaların sayısı yok denecek kadar azdır. Bu nedenle makale, Türkçe sosyolojik yazına bir katkı sağlamayı da amaçlar.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Okul tıraşı: foucaultçu bir yaklaşım

    Demirtaş, Haşim

    “İktidar” denildiğinde kavramın zihinde beliren imgelerinden biri siyasal iktidardır. Bu, kavramın dar bir çerçevede algılanması demektir çünkü iktidar, hayatın çok daha geniş alanlarına etki etmektedir. Foucault, iktidar algısına yönelik sınırları ortadan kaldırarak genişletmiştir. Ona göre iktidar, kurumlarda üretilen ve insan ilişkilerinde kendini gösteren bir olgudur ve her iktidar kendi ötekisini yaratmaktadır. Sinemanın toplumu ve insanı anlatan bir sanat olduğu görüşünden hareketle, üretilen bu iktidar örüntülerinin beyaz perdede kendine temsil alanı bulduğunu söylemek mümkündür. Ferit Karahan’ın Okul Tıraşı (2021) filmi, iktidar pratiklerinin nasıl gerçekleştiğini ve bunun da öğretmen-öğrenci ilişkilerini nasıl yapılandırdığını gösteren, Türkiye sosyolojisinin bir kesitinin fotoğrafını çeken bir yapımdır. Bu çalışma, öncelikle Foucault’nun iktidar kavramını özetlemiş, ardından da bu açıklamalar çerçevesinde “öteki”nin nasıl üretildiğini ve okul kurumu içinde nasıl görünür olduğunu sosyolojik analiz yöntemiyle açıklamıştır. Çalışmanın sonucunda filmin Foucault’nun belirttiği iktidar biçim ve disiplin tekniklerini içerdiği görülmüştür.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2024
    Kınalızâde Ali ve Nasîrüddin Tûsî’de Siyaset Ahlâkı

    Kerimoğlu, Özkan

    Doğasında medeniyet olan insanlar bir araya gelip toplumları oluşturunca mutlu bir şekilde yaşamak için belli bir düzene de ihtiyaç duymuşlardır. Çünkü sadece bir arada yaşamak medeniyet ve mutlu bir yaşam için yeterli değildir. Bu yüzden insanlar medeniyet ve mutlu yaşam için gerekli olan düzenin sınırlarını, şartlarını ve ilkelerini belirlemişlerdir. Bireyin ve toplumun mutluluğunu, birlik beraberliğini temin etmek için de bazı erdemleri esas almışlardır. Toplumun her bireyi bu erdemlere göre yaşadığında düzen sağlanacak ve medeniyet kurulmuş olacaktır. Bu gelişimin sağlanmasında siyaset ve ahlâk kavramlarının çok büyük önemi ve etkisi bulunmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde siyaset ve ahlâk konusu ayrı ayrı üzerinde en çok tartışılan, konuşulan ve belli bir sonuca varılamayan konuların başında gelir. Ahlâk ve siyaset felsefesi ile ilgili hususlar İslam filozoflarının da temel tartışma konuları arasında yer almaktadır. Muhtemeldir ki bu kavramlar bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da tartışılmaya ve güncelliğini korumaya devam edecektir. Bu çalışmada yaşadıkları dönem itibariyle yazdıkları eserlerle siyaset ahlâkı alanına önemli katkı sağlayan Kınalızâde Ali’nin Ahlâk-ı Alâî ve Nasîrüddin Tûsî’nin Ahlâk-ı Nâsırî adlı eserleri temel alınarak siyaset ahlâkı ile ilgili görüşleri değerlendirilecektir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • Derleme MakaleAçık Erişim2024
    Türkiye’de ölümle sonuçlanan intihar vakalarının sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi

    Türkkan, Tuğba; Yücel, Ibrahım

    Bu çalışmada, 2002 ve 2022 yılları arasında Türkiye’de intihara bağlı olarak meydana gelen ölümler; yaş grubu, eğitim düzeyi ve medeni durum gibi sosyodemografik değişkenler açısından incelenmiştir. Çalışmada ayrıca intihar nedenleri ve yöntemlerine de yer verilmiştir. Çalışma kapsamında kullanılan veriler Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi internet sitesinde yer alan ve araştırma amaçlı kullanımına izin verilen veri tabanından elde edilmiştir. Çalışma kapsamında 2002 ve 2022 yılları arasında Türkiye’de intihara bağlı ölüm sayılarının yıllar içerisinde arttığı; 15 yaş altı ölümler hariç, tüm yaş gruplarında erkeklerin intihara bağlı ölüm oranlarının kadınlardan yüksek olduğu bulgusu tespit edilmiştir. Eğitim durumu açısından incelendiğinde, 2019 yılına kadar eğitim seviyesi ilkokul olan grubun intihar sonucu ölüm sayısının en yüksek olduğu, ancak 2019 yılından itibaren durumun değiştiği ve son dört yıldır eğitim düzeyi lise ve dengi seviyede bulunan bireylerin risk grubunda yer aldığı görülmüştür. Ayrıca, yaş ilerledikçe ölüm sayıları azalmakla birlikte, 75 yaş ve üstü grupta ölüm sayılarında bir artış olduğu belirlenmiştir. Medeni durum açısından incelendiğinde, evli bireylerin 2002-2022 yılları arasında tüm yıllarda en riskli grup olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte hastalık, aile içi uyuşmazlıklar ve maddi geçim zorluklarının en yaygın intihar nedenlerinden olduğu görülmüştür. İntihar oranları, nüfusun psikososyal refahının makro bir göstergesi ve intiharı önleme stratejilerinin etkinliğinin bir değerlendirme kriteridir. Bu çalışmanın bulguları intiharın özellikle gençler arasında, ölüm nedenleri içerisinde yer alan önemli bir unsur olduğuna işaret etmektedir. İntiharın sosyal belirleyicilerindeki değişen kalıpları inceleyen bu çalışmanın, intiharı önleme politikalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2024
    Sosyal Medya Ve Gösterişçi Tüketim İle İlgili Web Of Science Veri Tabanında Yer Alan Yayınların Bibliyometrik Analizi

    Avcı, İbrahim

    Gösterişçi tüketim insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Günümüzde insanlar tükettikleriyle var olmakta ve rtık yapılan tüketim davranışlarının temelinde beğenilme ve onay alma arzusuyla, gösteriş yer almaktadır. Özellikle sosyal medya platformların artması, insanların bu platformlarda gösteriş davranışında bulunmalarına zemin hazırlamıştır. Son zamanlarda yapılan yayınlarda ise sosyal medya ve gösterişçi tüketim arasındaki ilişkiler ortaya konulmuştur. Bu yayının amacı da sosyal medya ve gösterişçi tüketim konularında yapılmış olan yayınların bibliyometrik analizi yöntemi ile değerlendirilmesidir. Bu amaçla Web of Science veri tabanında “conspicuous”, “conspicuous consumption” ve “social media” kelimeleri yazılarak, bu konularda yapılmış olan yayınlara ulaşılmıştır. Bu yayınnın yapıldığı 2023 Aralık ayı ile, konuyla ilgili araştırmanın ilk kez yayınlandığı 2008 yılları arasında yapılmış olan 194 yayın dikkate alınmış ve bu yayınlarla ilgili araştırma soruları belirlenmiştir. Araştırma soruları kapsamında, dikkate alınan araştırmalara ait veriler VOSviewer analiz programı ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda sosyal medya ve gösterişçi tüketim konusunda en fazla yayının 2021 yılında (%43) yapıldığı, bu yayınların en fazla işletme ekonomisi alanında olduğu ve en fazla Amerika Birleşik Devletleri’nde yapıldığı belirlenmiştir. Ayrıca bu yayınlarda en fazla kullanılan anahtar kelimelerin sosyal medya ve gösterişçi tüketim olduğu ortaya konulmuştur. Ulaşılan sonuçlar konuyla ilgili araştırmacılara teorik ve uygulama alanında önemli katkılar sağlayacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2024
    Intersections, Reflections, and Transformations in “Fashion as Material Culture”: A Conference Report

    Kirca, Mustafa; Düzgün, Şebnem; Güneş, Mustafa

    Introduced and hosted as a postgraduate conference in 2012 at Çankaya University, the International Conference on Language, Literature & Culture is an annual international conference, organised by a different university each year, to enable senior and emerging scholars to engage in innovative theoretical discussions and scholarly debates. In 2023, when we celebrated the centenary of the Republic of Türkiye, The 10th International Conference on Language, Literature & Culture was co-hosted by Gümüşhane University (Türkiye) Ankara Science University (Türkiye), and University of Évora (Portugal). The 10th LLC was held as an online conference on 15-16 September 2023. The international conference was a peer-reviewed academic forum for the exchange and communication of scholarship in the fields of language, literary studies, translation and cultural studies, aiming to provide a venue for scholars and graduate students working at the boundaries of these disciplines.

  • MakaleAçık Erişim2023
    Türk basınında çerçeveleme mücadelesi: amasra maden kazası haberlerinin çerçeveleme analizi

    Yetkiner, Beyler; Güran, Mehmet Salih; Özarslan, Hüseyin

    15 Ekim 2022 tarihinde, Bartın ilinin Amasra ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessese Müdürlüğü'ne bağlı kömür madeninde grizu patlaması oldu, sonrasında göçük ve yangın meydana geldi. Yaşanan maden kazasında yeraltında bulunan 110 madenciden 42’si hayatını kaybetti. Basında önce “kaza” “facia”, “patlama” kelimeleriyle kurulan haber öyküleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın arama kurtarma faaliyetlerini incelemek üzere gittiği Bartın’da “Kader planına inandığımız için bunun ne dünü bugünü ne de yarını olmayacaktır bunlar her zaman olacaktır. Bunu da bilmemiz lazım.” şeklindeki açıklamasından sonra yön değiştirdi. Medya ve siyaset sahnesinde kader ve şehitlik tartışması başladı ve yeni bir kutuplaşma yaşandı. Kutuplaşmanın bir tarafında siyasi aktörlerin sponsorluğunda “şehit”, “kader” gibi kültür ve din referanslı çerçeveler diğer tarafta ise “ihmal/tedbirsizlik, cinayet/katliam” gibi sorumluluk atıflarının hakim olduğu çerçevelerle inşa edilmiş haberler ortaya çıktı. Bu araştırma yaygın medyanın haber söylemini ve siyasi aktörlerin söylemlerini izleyerek çerçeveleme kuramının toplumsal-siyasi süreçlerin analizinde ne ölçüde pratik bir araç olduğunu anlamayı ve ayrıca Türk medyasında maden kazasıyla ilgili haberlerdeki çerçeveleme tercihlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çerçeveleme teorisi, siyasi aktörlerin ve medya aktörlerinin söylemlerinin, ortaya çıkış sürecinden başlayarak, birbirleriyle çatışmaları, izlerkitle çerçeveleriyle etkileşimleri, zaman içindeki dönüşümleri ve sosyal kültürel-politik arka planlarını da göz önünde bulundurularak analiz edilmesinde yararlı bir yöntem oluşturmaktadır. Bu bağlamda Birgün, Karar, Sabah, Sözcü, Yeni Akit, Yeni Şafak gazetelerinde Amasra Maden Kazasıyla ilgili yayımlanan toplam 276 haber çerçeve analizine tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda Sabah, Yeni Şafak ve Yeni Akit gazetelerinin “şehit”, “kader”, “devlet görev başında” çerçeveleriyle; Sözcü, Karar, Birgün gazetelerinin ise “cinayet/katliam”, “ihmal/tedbirsizlik”, “kader söylemine tepki” çerçeveleriyle kaza haberlerini çerçevelediği bulunmuştur. Gazetelerin en çok tercih ettiği tür çerçevesi ise insani ilgi çerçevesi olmuştur.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2023
    “Doğanın Sesi”: İslam ve ekoloji bağlamında İbrahim Tenekeci’nin şiirleri

    Yazbahar, Zehra

    Çevre sorunlarının yanında insan ile tabiat ilişkisine ve tabiatın sürdürülebilirliğine odaklanan ekoeleştiri, tabiat bilincinin artmasına bağlı düşünsel ve sanatsal bir platform olarak öne çıkar. Geleneksel eleştirinin sınırlarını zorlayan bu kuram hem tabiatın dengesini hem de insan ve çevresindeki ilişkiyi anlamaya ve anlatmaya çalışır. Bunu yaparken de tabiatın insanoğlunun yaşamındaki yerine dikkat çekip çevre sorunlarına farkındalık yaratmayı amaçlar. Diğer bir ifadeyle insanın çevresiyle etkileşimi üzerinde duran ekoeleştiri, çevreyi koruma adına çevre hareketlerini destekleyerek ve uygulanabilir çevre politikalarının oluşturulmasına katkıda bulunarak çevre bilinç düzeyini ve çevresel duyarlılığı arttırmayı hedef edinir. İnsan ve tabiatın birbirine bağlı olduğunu göstermek isteyen birçok sanatkâr da eserlerinde çevreyle ilgili konuları mercek altına alır. Ekolojik yıkım ve bu yıkımın sebep olduğu problemleri irdeleyen kimi sanatkârlar, edebiyatın gücünü kullanarak tabiata yönelik algıları olumlu yönde değiştirmeyi ister. İbrahim Tenekeci de artan çevresel tahribatın sonuçlarını ele alan, aynı zamanda insanın tabiatla uyumlu yaşaması gerektiğine inananlar arasındadır. Tabiatı ilahî bir kaynak olarak nitelendiren Tenekeci, edebiyat aracılığıyla tabiatın yaşamın önemli bir parçası olduğunun vurgusunu yapar. Bazı şiirlerinde çevresel meseleleri sorgulayan şair için tabiat, tefekkür sahasıdır. Bu çalışmada şiirlerini yazarken sosyal, toplumsal, kültürel, siyasal ve özellikle dinî unsurlardan beslenen Cumhuriyet Dönemi sanatkârlarından İbrahim Tenekeci’nin şiirleri ekolojik açıdan incelenerek çevre sorunları; tabiatın yaşamdaki rolü; insanın, toplumsal yapının ve kültürün tabiatla münasebeti şairin bakış açısından verilmiştir.

    • SDG 15 · Karasal Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2023
    Yabancı Öğrencilerin Gastrodiplomasi Aracı Olarak Türk Mutfağı Haftasına İlişkin Deneyimleri

    Kaya, Fazil

    Günümüzde farklı toplumların birbirleriyle kaynaştırılması için çeşitli etkileşim kanalları kurulmaktadır. Bu girişimlerden biri olan gastrodiplomasi, toplumlar arasında yiyecek içecek kültürü alışverişine dayanmaktadır. Bu çalışma, yabancı öğrencilerin Türk mutfağı hakkındaki deneyimlerinin ve görüşlerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yabancı öğrencilerin deneyim ve görüşlerinin alınması için yarı yapılandırılmış anket formu aracılığıyla 2022 Ağustos ve Eylül ayları arasında 16 adet katılımcıdan veriler toplanmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen veriler betimsel analizle yorumlanmıştır. Bu çerçevede katılımcıların deneyimleri; Türk mutfak imajı, Türk mutfak deneyimi ve gastrodiplomasi açısından Türk mutfağı şeklinde üç temel kategoride tanımlanmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların kısmen Türk Mutfağı hakkında ön bir algıya sahip olduğu, ikamet edilen ülkede Türk mutfağını deneyimleme fırsatı yakalayamadığı, Türkiye’ye geldikten sonra Türk mutfağı hakkında hem olumlu hem de yeni deneyimler kazandığı tespit edilmiştir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
  • MakaleYalnız künye2022
    Türk Toplumunda Suriyeli Sığınmacı Algısı

    Yilmaz, Dursun; Günay, Mehmet Akif

    Büyük boyutlu ve ani gerçekleşen göçler, göç edilen ülke için politik, kültürel, ekonomik ve sosyolojik olarak birçok alanda da problemleri ortaya çıkarmıştır. Bu durum göç edenler açısından da eğitim, barınma/beslenme ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların karşılanamaması gibi sorunları beraberinde getirmiştir. Göçle beraber ortaya çıkan problemlerin aşılabilmesi, çözüme yönelik politikaların belirlenmesi için göç edilen yerde yaşayan halkın göçmenlere yönelik algılarının ortaya çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda yapılan birçok akademik çalışmada ve yayınlanan raporlarda halkın Suriyeli sığınmacılara yönelik olumsuz algılarının olduğu bilgisine ulaşılmıştır. Göçün devam etmesi Suriyeli sığınmacılara yönelik güncel araştırmaların da yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda çalışma, Türk halkının Suriyeli sığınmacılara bakışını, algısını, tutum ve söylemlerini yansıtması bakımından önemlidir. Araştırma verileri anket formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın örneklemi İzmir sınırları içinde yaşayan ve kolayda örneklem yöntemi ile belirlenen 18 yaş ve üzeri katılımcılardır. Ankete toplam 522 katılmıştır. Araştırmanın sonucunda Suriyeli sığınmacılara insani yardım yapılması gerektiği, sığınmacıların mağdur, şefkate muhtaç ve yardıma ihtiyacı olduğu yönünde kamuoyunda ortak bir kanaatin oluştuğu görülmüştür. Bununla birlikte katılımcıların sığınmacılarla aynı ortamları paylaşmaktan imtina ettiği gibi bir sonuca da ulaşılmıştır. İnsani yardıma “evet” diyen katılımcıların birlikte yaşama konusunda ciddi tereddütleri olduğu, beraberce yaşamaktan yana bir tavır ortaya koymadıkları verilen cevaplara açıkça yansımıştır.

  • MakaleYalnız künye2022
    Erzincan Düğün Geleneklerinde Değişim

    Dikici, Erkan; Şener, Betül

    Toplumun en temel yapı taşı olarak aile kurumu, her toplumda karşımıza çıkan başlıca sosyal kurumlardan birisidir. Ailenin oluşumu için bir takım gereklilikler bulunmaktadır. Evlilik, söz konusu gerekliliklerin başında yer almaktadır. Evlilik aracılığıyla ailenin oluşumu sürecinde bir geçiş dönemi olarak düğünler yapılmaktadır. Birçok toplum için bu geçiş dönemi, bir takım sosyal ve kültürel özellikleri beraberinde getirmiştir. Düğün törenleri, her toplumda farklı şekillerde uygulansa da, sosyal ve kültürel yapıya özgü durumlar ortaya çıkarmıştır. Fakat sosyal ve kültürel dinamik yapısından dolayı bir takım değişimler de yaşanmıştır. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren Türk toplum yapısında düğün törenlerinin zamanla değişim gösterdiği, yeni kültürel motiflerin ortaya çıktığı gözlenmiştir. Bu çalışma düğün törenlerinde yaşanan değişime dikkat çekmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Çalışmanın konusu, Erzincan düğünlerinde yaşanan değişimdir. Çalışmada Erzincan düğünlerinin başladığı andan (kız isteme) bitişine (gerdek gecesi) kadar geçen süreçte var olan kültürel özelliklere yer verilmiştir. Daha sonra bu kültürel özelliklerin günümüzde yaşamış olduğu değişim ortaya konmuştur.

  • MakaleYalnız künye2022
    Yiyecek İçecek İşletmelerinde Yönetimi Sınırlayan Faktörler

    Kaya, Fazil; Duran, Cankül; Cankül, Işıl

    Bu araştırmanın amacı, yiyecek içecek işletmelerinde yönetimi sınırlayan faktörleri tanımlamaktır. Nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği ile Eskişehir’deki birinci sınıf yiyecek içecek işletmelerinde üst düzey 11 yönetici ile görüşme yapılmıştır. Görüşmeler yarı yapılandırılmış bir görüşme formu ile yüz yüze yapılmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde elde edilen veriler içerik analizi ve betimsel analizine tabi tutulmuştur. Yapılan analiz sonuçlarına göre, yiyecek içecek işletmeleri yönetimini sınırlayan içsel ve dışsal olarak tanımlanan iki temel faktörün öne çıktığı tespit edilmiştir. Ayrıca her kategori altında farklı isimlerle toplam in bir tema tanımlanmıştır. Bu temalardan; yiyecek içecek, personel, kontrol, önceki deneyimler, bilinmezlikler ve örgüt yapısı içsel faktörler; yasal, ekonomik, sosyal, teknik ve çevresel dışsal faktörler kapsamında değerlendirilmiştir.

  • MakaleYalnız künye2022
    Gençlere Yönelik Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği (GYEB): Bir Ölçek Uyarlama Çalışması

    Yildiz, Yasin; Tezcan, Efecan; Çevik, Ali; Ozmaden, Murat; Dokuzoğlu, Gökhan

    Bu araştırmada, Lichtenstein ve ark. (2018) tarafından geliştirilen Gençlere Yönelik Egzersiz Bağımlılığı Ölçeğinin İngilizceden Türkçe ‘ye uyarlaması yapılmıştır. Ölçek geliştirme sürecinde araştırma grubunu 253 aktif sporcu oluşturmuştur. Ölçeğin dil geçerliliğinin sağlanmasında, ölçek öncelikle ölçeğin orijinal diline ve Türkçe ’ye hâkim en az iki dil ve çeviri uzmanı tarafından Türkçeye çevrilmiştir. İkinci aşamada ölçekler arası karşılaştırma yapılmış olup en uygun çeviri ve ortak noktalar göz önüne alınmıştır. Üçüncü aşamada ise oluşan form ile ölçme aracının orijinal formu karşılaştırılmıştır. Yabancı dil alanında deneyim sahibi olan iki uzman görüşü alınmıştır. Son olarak dördüncü aşamada ise ölçeğin özgün Türkçe formu bir spor psikolojisi, psikolojik rehberlik alanında uzman öğretim elemanları tarafından değerlendirilmiş ve ölçeğin dil geçerliliğinin sağlandığına karar verilmiştir. Kapsam geçerliğinin sağlanmasında uzman görüşleri, yapı geçerliğinde ise hem açıklayıcı hem de doğrulayıcı faktör analizi aracılığıyla sağlanmıştır. Yapılan geçerlik çalışmaları neticesinde ölçeğin tek faktörlü toplam 5 maddeden oluştuğu ve açıklanan varyansın %61,048’ini açıkladığı tespit edilmiştir. Ölçeğin güvenirlik çalışmaları ölçeğin tamamı ve alt faktörleri için hesaplanan iç tutarlık katsayıları ile belirlenmiştir. Ölçeğe ait Cronbach alfa (α) değeri 0,71 olarak bulunmuştur. Bu sonuç ölçme aracının güvenilir olduğunu göstermektedir. Daha sonra ölçeğin zaman geçerliliğinin sağlanması amacıyla tekrar test yöntemi uygulanmış ve zaman geçerliliğinin sağlandığı görülmüştür (r= ,702 p<0.001). Elde edilen bulgular neticesinde; Gençlere Yönelik Egzersiz Bağımlılığı Ölçeğinin geçerli ve güvenilir bir şekilde ölçen bir ölçüm aracı olduğu tespit edilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2021
    Geleneksel/alternatif tıp uygulamalarına yeni yaklaşım olarak beslenme ve yemek kültürü şalpazarı örneği

    Dikici, Erkan; Sağlam, Ayşenur

    20. yüzyılda hastalıkların tedavisi ve iyileştirilmesi konusunda modern tıp uygulamalarına oldukça fazla önem verilmiştir. Her ne kadar sağlık alanında bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında birçok yenilik gerçekleşse de, geleneksel/alternatif tıp uygulamalarından vezgeçil(e)memiştir. Herhangi bir bilimsel temeli olmayan, kanıta dayanmayan ve gündelik yaşam pratiklerinin bir yansıması olan geleneksel/alternatif tıp uygulamaları, daha çok kırsal kesimlerde yaşatıldığı düşünülmüş ve bu uygulamalar ile hastalıkların iyileştirilmesi hedeflenmiştir. “Ev tedavisi” olarak da tanımlanan geleneksel/alternatif tıp uygulamalarının birçok farklı türü olduğu bilinmektedir. Bitkisel karışımlarla tedavi, müzik terapisi, sürüngenlerle tedavi, hipnoz, akupunktur gibi en çok bilinen bazı örnekler, geleneksel/alternatif tıp uygulamaları içerisinde yer almaktadır. Bu çalışmanın konusu, geleneksel/alternatif tıp uygulamalarına yeni bir bakış açısı getirecek olan beslenme ve yemek kültürüdür. Sağlıklı yaşam ve beslenme açısından bakıldığında, beslenme ve yemek kültürünün sahip olduğu önem ve değer ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamdan hareketle çalışma, “beslenme ve yemek yeme eyleminin biyolojik bir eylem olmanın ötesinde, sosyolojik bir eylem olması” ve “geleneksel/alternatif tıp uygulamalarından birisinin beslenme ve yemek kültürü olduğu” varsayımları üzerine kurulmuştur. Bu varsayımı desteklemek amacıyla nitel araştırma yaklaşımlarından yüz yüze görüşme yöntemine başvurulmuştur. Böylelikle çalışmada, 2020 yılı Ağustos ayında (Trabzon) Şalpazarı’nda yaşayan Çepnilerle yapılan yüz yüze görüşmelerden elde edilen verilen ışığında, beslenme ve yemek kültürünün geleneksel/alternatif tıp uygulamalarından birisi olduğu yönündeki varsayımı, mutfak ve yemek kültüründen verilecek örneklerle ortaya koymak amaçlanmıştır.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2021
    Social Media and Lynch Culture

    Demir, Sertac Timur; Özcan, Ali

    In this article, it is argued that social media, which enters daily life with the promises of freedom of expression, unhindered communication and unlimited sharing, but adapts nearly all relationships and experiences to itself in a short time, has evolved into a medium of mass hatred and uncanny. It is also claimed that the users are an inevitable part of the global network in the shadow of this sharp transformation, which appears as the rise of the lynching culture, whose causes are virtual and the consequences are real. Accordingly, contrary to the illusory abstraction in this medium, the digital traces that users leave behind are permanent and indelible. For this reason, people who were once the subject of collective lynching by taking refuge in the anonymity of the masses can be the target of the same masses at any time. In other words, in this cyber-space, when the texts are taken out of their context; when the conjuncture changes or when personal data is hacked in an unpredictable manner, the whole course of events that was once considered perfect and smooth can suddenly reverse. This ambiguous situation is the unaccounted reflection and widespread trend of the mass and social media, which produces its own notion of mass, beyond the pre-defined justifications. In social media, users are the hostage of each post they make and each website they visit. In this research, this problematic is analysed through the episode of Hated in the Nation of the popular science fiction series Black Mirror and in the context of virtual lynching, digital masses and mobile technologies. The framework of this interdisciplinary study, which is based on digital humanities approaches, is structured around the theories of thinkers such as Zygmunt Bauman, Jean Baudrillard and Byung Chul-Han who offer stimulating perspectives on the issue.

  • MakaleAçık Erişim2020
    Yörüklerde kız verme geleneği üzerine bir inceleme: hasan boğuldu film örneği

    Yıldırmış, Fatma

    Gelenekler, bir toplumun tarihini, iç dünyasını, hayata bakışını gösteren zenginlik kaynağıdır. Bu düşünceler ekseninde ele alınabilecek en dikkat çekici örneklerden birini ise Yörükler sunmaktadır. Kapalı bir toplum olan Yörükler yüzyıllar geçmesine rağmen birçok geleneğini devam ettirmeyi başarmıştır. Yörüklerin bir kolu olan Tahtacılar da kendi obalarının, aşiretlerinin dışına kız vermemişlerdir. Bu bağlamda çalışmada “Hasan Boğuldu” filminden yola çıkılarak kız verme geleneği incelemeye tabi tutulmuştur. Kaz Dağları’nın eteklerinde yaşanmış bir efsaneyi anlatan hikâye, Emine ile Hasan’ın trajik aşkını konu edinir. Yörük kültüründe oba dışında kimseye kız vermeme geleneğinden dolayı oba kızı Emine ovalı Hasan’a zor bir imtihan karşılığında verilecektir fakat Hasan bu imtihanı geçemez ve trajik hikâye her ikisinin ölümüyle sonlanır. Söz konusu çarpıcı hikâye üzerinden evliliğe ilişkin geleneklerden birinin değerlendirilmesi çalışmanın temel çıkış noktasıdır.