Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2023
    İş Güvenliği Uzmanlarının Bakış Açısıyla Acil Durum Toplanma Alan Özelliklerinin AHP Yöntemi ile Değerlendirilmesi

    Doğan, Onur

    İş güvenliği uzmanları, işyerlerinde muhtemel tehlikeli durumları tespit eden ve bu tehlikelerin riske dönüşmesini önlemek için koruyucu ve önleyici uygulamaları hayata geçiren kişilerdir. Aynı zamanda acil durum toplanma alanlarının belirlenmesinde önemli rol oynamaktadırlar. İşyerleri dinamik bir yapıya sahip olduğundan yerleşim birimlerine nazaran çok sık acil durum gerektiren olaylar yaşanabilmektedir. İş güvenliği uzmanları işletme ekosistemini etkileyebilecek her türlü olumsuz etkiyle (depremi, sabotaj, kaza, yangın vb.) mücadele konusunda uzman ve yetkinlik düzeyi yüksek kişilerdir. Bu nedenle yerleşim birimlerinin olduğu yerlerde acil durum toplanma alanlarının belirlenmesinde iş güvenliği uzmanlarının bilgi ve tecrübelerinden faydalanılmasının önemli olacağı düşünülmektedir. Bu çalışma iş güvenliği uzmanlarının bakış açısıyla acil ve afet durumlarında toplanma alanlarının değerlendirilmesine yönelik yapılmış bir çalışmadır. Çalışmada Çok Kriterli Karar Verme Yöntemlerinden (ÇKKV) Analitik Hiyerarşi Proses (AHP) yöntemi kullanılmıştır. AHP, objektif ve subjektif görüşleri sürece dahil eden bir yöntemdir. Bu yöntemin diğer ÇKKV yöntemlerinden üstün kılan yanı kalitatif ve kantitatif unsurları sürece dahil edilmesine imkân sağlamasıdır. Çalışmada kriter ve bu kriterlere bağlı alt kriterler, literatür araştırması ve alanında uzman kişilerin görüşleri dikkate alınarak hazırlanmış ve iş güvenliği uzmanlarına yüz yüze uygulanmıştır. Çalışmanın çözümünde Microsoft Excel kullanılmış ve yapılan her bir analiz sonucu tutarlı çıkmıştır. Buna göre kriterler arasında yapılan karşılaştırma sonucunda en yüksek ağırlığa sahip kriter, 0.4294 toplanma alan güvenliği olurken bunu sırası ile 0.3602 toplanma alanına erişim, 0.2104 toplanma alan özelliği takip etmiştir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 11 · Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
  • MakaleAçık Erişim2023
    Evaluation Of Social Workers' Expertise Practices From Judges' Perspectives

    Kesen, N.Feyzal; Bilgin, Özkan

    Forensic social workers work as experts in the investigation processes and courts within the judiciary and influence the judicial decisions with their expert knowledge. The main purpose of this research is to examine the expertise of forensic social workers from the perspective of judges. 60 judges working in the judiciary participated in the research. In the collection of research data, a questionnaire consisting of 13 questions prepared by the researchers was filled in face-to-face interviews and answers were sought. In the research, which was designed as a survey model research, the answers obtained were analyzed using the SPSS 21 package program and the data were analyzed in the form of frequency distributions. According to the results of the research; juveniles in need of protection, juvenile delinquents, custody arrangement, establishment of personal relations, violation of obligations arising from family law, adoption and guardian It has been found that the opinions and evaluations of the forensic social workers are sought in the appointment of experts and that forensic social workers are inadequate in various aspects while fulfilling their expert duties

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2022
    The Concept of Mahall Al-K̲h̲abar According to the Hanafiyya Methodologists: Issues that form the Subject of the Notice

    Gönan, Yavuz; Yilmaz, Fetullah

    There are many issues related to the Sunnah, which is one of the main sources of Shariah knowledge and rulings. K̲h̲abar al-wāḥid, which constitute an important part of fiqh rules, is one of them. Although the information and source value of the k̲h̲abar al-wāḥid had been extensively studied, its evidence in terms of the subject it is related to has not attracted much attention today. K̲h̲abar al-wāḥid has been accepted as evidence by fuḳahāʾ/jurisconsults and usûliyyûn and has been processed from different aspects. In fact the k̲h̲abar, it is composed of three elements: the one who conveys the k̲h̲abar, the one to whom the k̲h̲abar is conveyed, and the subject of the k̲h̲abar. Unlike other mad̲h̲āhib, the Ḥanafī mad̲h̲hab had put forward some conditions, especially regarding the subject of the k̲h̲abar, in addition to the conditions related to the conveyor of the k̲h̲abar in order to be a proof/ hujjat for the khabar. The person to whom the news is conveyed may be a judge or a muftī or a mukallaf. In this case, with regard to the current k̲h̲abar, the judge or muftī will be able to rule for or against someone, while the mukallaf will be able to make a judgment for or against himself. Therefore, the k̲h̲abar al-wāḥid will be legally and conscientiously binding. In the theory of Islamic law, rights are basically divided into two as “ḥuḳūḳ Allāh/the rights of God” and “ḥuḳūḳ al-ādamiyyīn/the rights of the servants”. The Ḥanafī mad̲h̲hab who deal with the subject of the k̲h̲abar in the light of this division; they had tied the legal validity of the k̲h̲abar al-wāḥid covering any of the relevant rights to certain conditions. Ḥanafiyya has considered that it necessary for the rāwī to have the characteristics of mind, restraint, justice and Islam for the k̲h̲abar about worship, which is one of the rights of God, to be a source of judgment. At this point, the quantity of rāwī is not a must for them. In the field of ʿuḳūba, which is another right of God, Ḥanafiyya have shown two different approaches in terms of being a source of judgment of khabar al-wahid, especially in the subject of crimes that require the punishment of ḥadd. According to the first of these approaches, it is permissible to prove the ḥadd punishments with the k̲h̲abar al-wāḥid. At this point, those who hold this view have compared the k̲h̲abar al-wāḥid with the bayyina, which is one of the definitive proofs, and finally, they have found it permissible. According to the second approach, it is not permissible. Because, according to them, it is not possible to compare the k̲h̲abar al-wāḥid with the bayyina. Ḥanafiyya has considered human rights in three parts, which are strictly binding, non-binding and binding in one way. In addition to the conditions they have adopted some circumstances related to the rāwī, as only binding k̲h̲abar al-wāḥid about human rights to be a source of judgment, they have required the rāwī to have the capacity to acquire rights, to use testimony expression while giving testimony, and to have the necessary amount of witnesses if it is necessary. They have considered that it sufficient for the rāwī to be mumayyiz to be a source of judgment for k̲h̲abar al-wāḥid which is not merely obligatory. For the k̲h̲abar al-wāḥid that obliges in a way to be a source of judgment, Abū Ḥanīfa has stipulated the quantity of witnesses and the qualification of justice, as well as the conditions that must be present in the rāwī. On the other hand, Abū Yūsuf and Imām Muḥammad have deemed it sufficient for the rāwī to be mumayyiz. When the concept of k̲h̲abar al-wāḥid is taken into account, especially in the first three periods; that is, the akhbār narrated in the periods of the Ṣaḥāba, Tābiʿūn and atbâʿ at-Tābiʿūn periods have been understood. When it is considered in general terms, in addition to the first three periods, the akhbār transmitted by at least one person in the following periods are understood. It can be said that while the ahl al-ḥadīt̲h̲ and the methodologists of mutakallimūn develop a theory of khabar al-wahid in line with the meaning of the term, Ḥanafiyya try to develop a theory by taking into account the general meaning of the concept. The theory of k̲h̲abar al-wāḥid, developed in line with the meaning of the term, is based only on the rāwī, and the proof value of the k̲h̲abar has been tied to the conditions specified about the rāwī. Therefore, the k̲h̲abar -as of the subject- has not been taken into consideration in terms of being a proof. On the other hand, Ḥanafiyya had not dealt with the evidence of the k̲h̲abar only in terms of the rāwī, but also had evaluated it from the perspective of the subject of k̲h̲abar. We had tried to deal with this subject in our study too.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Eski köye yeni adet: youtube üzerinde işçi sendikaları

    Denizli, Umut; Seçer, Barış

    Toplum yaşamında eğitim, pazarlama gibi çeşitli alanlarda sosyal medya uygulamaları giderek daha fazla kullanılmaktadır. İşçi sendikaları da üyeleri ile iletişim kurmak ve kamuoyuna duyurular yapmak için sosyal medyayı kullanmaktadır. İşçi sendikalarının üye kaybı nedeniyle sendikal kriz içinde oldukları belirtilmektedir. Bu nedenle sendikaların hem eski üyelerini yeniden kazanmaları hem de üye olmaya sıcak bakmayan kesimlerden yeni üyelere ulaşmaları gerektiği belirtilmektedir. İşçi sendikalarının bu amaçla sosyal medyayı kullanmalarının yararlı olacağı ileri sürülmektedir. Araştırma kapsamında öncelikle ülkemizdeki 3 konfederasyona bağlı işçi sendikalarının YouTube kanalları incelenmiştir. Daha sonra Petrol İş sendikasının YouTube kanalındaki videolar konuları ve zaman boyutunda analiz edilmiştir. YouTube kanalındaki videoların kamuoyunu bilgilendirme, kamuoyu oluşturma, destek, haklar, faaliyetlerin tanıtımı, grev, kutlama, konuşma, kadınlara yönelik şiddetle mücadele, örgütlenme, tanıtım ve protesto konuları şeklinde sınıflandırılmıştır. Kanaldaki videoların büyük ölçüde mevcut üyelere yönelik olduğu belirlenmiştir. Videoların zaman içerisinde çeşitlendiği görülmektedir.

    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • MakaleYalnız künye2022
    COVID-19 Sürecinde Bağımsız Denetim Raporlarında Yer Alan Görüş Dayanakları ve Kilit Denetim Konularının İncelenmesi

    Yesilelebi, Gl

    Bu araştırmanın amacı, COVID-19 sürecinde bağımsız denetim raporlarında yer alan görüş dayanakları ve kilit denetim konularının incelenmesidir. Araştırma kapsamında, Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin 2020 ve 2021 yıllarına ilişkin bağımsız denetim raporları ele alınmış ve raporlar içerik analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda, denetçi görüşlerinin dayanağını en çok “serbest karşılıklar”ın; kilit denetim konusunda ise en çok “TFRS 9 ‘Finansal Araçlar Standardı’ kapsamında finansal varlıklara ilişkin sınıflama, ölçüm ve değer düşüklüğü”nün oluşturduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, COVID-19 sürecine yönelik yürütülen bu araştırmada, görüşün dayanakları kısmında COVID-19 ile ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği, kilit denetim konularında konunun nasıl ele alındığı kısmında COVID-19 ile ilgili ifadelerin yer aldığı belirlenmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Vecdi Akyüz’ün Kur’an’da Siyasi Kavramlar İsimli Eseri ve Manzuriddin Ahmed’in Islamic Political System in the Modern Age: Theory and Practice İsimli Eseri’nin Kavramsal Açıdan Kıyası

    Aytekin, Ayşe

    Çeşitli içeriklere sahip metinleri veya dînî mesajları anlama ve yorumlamada -yeni yöntemlere sahip bir inceleme tarzıyla oluşturulan- odak kavramların veya anahtar kelimelerin, bu kelimelerin ilintili olduğu alanların ve bu alanların özelliklerinin tespit edilmesi önemli bir husustur. Kutsal metnin dönemi ve çağdaş insanın dönemi arasındaki anlama ve anlamlandırma farkı ancak bu şekilde telafi edilebilir. Bu minvalde, insanlara aktarılmak istenen ilâhî mesajların çeşitli kavram kalıpları içerisinde sunulduğu kutsal metinlerin anlamlandırılma sürecinde odak kavramların çözümlenmesi ve anlaşılması diğer metinlere göre çok daha lüzumludur. Nitekim, Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan, temel sözlük anlamlarının yanı sıra yan anlamları haiz odak kavramların mana boyutlarını ve Kurânî siyakta kazandığı yeni anlam alanlarını doğru şekilde incelemek ve bu terimlerin fehvâ serüvenlerini başarılı bir şekilde keşfetmek, hem mesajın anlaşılması ve uygulanması bakımından hem de Tefsir ilmine sağladığı katkı bakımından oldukça kıymetlidir. Dolayısıyla, Tefsir Tarihi sürecinde Kur’ân’ın anlaşılması adına geliştirilen klasik yöntemler ve zengin tarihî ve ilmî tecrübeyle birlikte kavram örgüsü ile donatılmış ilâhî mesajların yorumlanmasında alan ve kavram çözümlemesi bir zorunluluktur. Tefsir faaliyetlerinin tarih içerisinde ilk dönemlerden itibaren günümüze kadar kesintisiz bir şekilde devam ediyor olması onun gerekliliğinin bir göstergesi ve yansımasıdır. Tefsir faaliyeti yolculuğu içerisinde zamanlar, mekanlar, dönemler, koşullar, gereksinimler ve yorumlar değişmiş olsa da bu faaliyetteki söz, fikir, çaba, malzeme ve ürünler çağdaş insanların yorumu ve ihtiyacı açısından son derece zarurîdir. Söz konusu ürünlere -Tefsir faaliyetlerinin, yöntemlerinin ve çeşitlerinin özelleşmesini takip eden dönemde- siyaset, kültür, ekonomi gibi hayatın içerisindeki temel alanların söz ve yorum kapsamında ne derece etki ettiği, hangi merhalelerde faydalı olduğu, hangi merhalelerde zarara neden olduğu gibi hususların tespiti Tefsir çalışması sürecinde sağlıklı bir analiz açısından değerlidir. Zira, hayatın temel özellikleri, unsurları, etkileri ve gereklilikleri temel kılavuz olan kutsal sözde da yer almaları hasebiyle ilâhî maksada erişebilmek için titizlikle incelenmelidir. Titizlikle incelenmesi gereken alanlardan olan siyaset, hayatın en önemli ve aktif alanlarından, toplumların ise en etkili kurumlarından biridir. Nitekim siyaset, diğer toplumların varoluş ve iktidar dönemlerinde olduğu gibi İslâm toplumu içerisinde de aynı ihtimama sahiptir. Sosyal hayatta diğer kurumlarla ve alanlarla ilişkili olduğu gibi ilâhî sözde de çeşitli meselelerde kendisine yer bulmaktadır. Kur’ân’ın hem vahiy dönemi şartlarındaki hem de vahiy sonrası dönemdeki yorum faaliyetlerinde ağırlıkla işlenen konu da siyasettir. Çalışmamızda, bu denli önemli bir meselenin ilâhî emre ve kurallara uyarak mutlu ve huzurlu bir hayat sürdürmek için araştırılması gerektiği kanaatimizle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de hangi kavram ve bağlamlarda yer aldığını ve bu kavramları inceleyen birbiriyle bağlantılı iki eserde nasıl değerlendirildiğini analiz etmeyi amaçlamaktayız. Bu minvalde, siyasetle ilgili kavramları Kur’ân perspektifi ve düzleminde araştıran iki eser çalışmamıza konu olmaktadır. Bu eserler Vecdi Akyüz’ün Kur’an’da Siyasi Kavramlar isimli eseri ve Manzuriddin Ahmed’in Islamic Political System in the Modern Age: Theory and Practice isimli eseridir. Eserlerin müellifleri farklı zaman, kültür ve coğrafyalarda doğmuş, yaşamış, yetişmiş, farklı alanlarda ihtisas yapmış olsalar da Kur’ân’da yer alan siyasi içeriğe sahip kavramları incelemeleri ve yorumlamaları bakımından ortak paydada buluşmaktadırlar. Makalemizde söz konusu siyasi içerikli terimleri ilâhî söz ekseninde ve farklı uzmanlıklara sahip bu iki müellifin yorumları bağlamında incelemeyi hedeflemekteyiz.

  • MakaleAçık Erişim2022
    COVID-19 sürecinde denetim alanında yayınlanan makalelerin görsel haritalama tekniği ile bibliyometrik analizi: 2020-2022 yılları örneği

    Yesilelebi, Gl; Altunel, Mehtap; Selimoglu, Seval

    Bu araştırmanın amacı, COVID-19 sürecinde denetim alan yazınının bibliyometrik analiz yöntemi ile incelenmesi ve ilgili alan yazında COVID-19’u konu alan çalışmaların araştırma konularının odak noktalarının tespit edilmesidir. Bu kapsamda, Web of Science Core Collection veri tabanında yer alan COVID-19 ve denetimi bir arada inceleyen çalışmalar incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, COVID-19’un akademik çalışmalara yansıması 2020 yılında başladığı için, 2020-2022 yılları arasında yapılan çalışmalar inceleme kapsamına alınmıştır. “Pandemi”, “denetim”, “iç denetim” ve “bağımsız denetim” anahtar kelimeleri kullanılarak çalışmanın sınırları oluşturulmuştur. Ayrıca, araştırma kapsamında Türkçe ve İngilizce çalışmalar dikkate alınmıştır. Anahtar kelimelerle arama sonucunda ulaşılan makalelerin ülke, yayınladığı dergiler, yazarların yayın sayısı, atıf sayısı ve atıf yaptıkları yazarlar, çalışmaların ağırlıklı olarak odaklandıkları konular bibliyometrik yöntemle analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, COVID-19 sürecinde yürütülen çalışmaların yayınlandıkları ülke bakımından ABD ilk sırada yer alırken, konu bakımından kurumsal yönetişim, denetim kalitesi ve denetim ücreti önceliklidir.

  • MakaleYalnız künye2022
    Adaletin sağlanmasında hukuka yönelik beklentiler üzerine felsefi bir değerlendirme

    Yeşilçayır, Celal

    Hukuk felsefesinin temel uğraş alanlarından biri, hukuk ve adalet arasındaki ilişkiselliği aydınlatmaktır. Söz konusu ilişkisellik rasyonel ve evrensel bir bakış açısıyla tartışılmaktadır. Bu çerçevede elinizdeki çalışmanın amacı, hukukun, adaletin sağlanmasındaki sorumluluğunu felsefi bir bakış açısıyla incelemektir. Çalışma içinde temel olarak şu problemler ele alınmaktadır: Hukuk ve adalet ilişkisi bağlamında “doğal hukuk”, “pozitif hukuk”, “şekli adalet” ve “içerikli adalet” kavramlarının analizi. Aynı zamanda “hukukun üstünlüğü” ve “hukuk devleti” gibi söylemlerin adalet bağlamında irdelenmesi. Hukuk devleti ve adil devletin aynı şey olup olmadıklarının serimlenmesi. Demokratik ve liberal devletlerin hukuk sistemlerinde adaletin durumu. Bahsi geçen problemler felsefi metin analizi yöntemiyle ele alınmaktadır. Son tahlilde ise hukuk ile adalet arasındaki uyumsuzluğa ilişkin bazı bulgular ve sorunların giderilmesine yönelik bazı öneriler yer almaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2022
    İklim değişikliği bağlantılı finansal bildirimler: tskb iklim riskleri raporu örneği

    Yesilelebi, Gl

    Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki bankacılık sektörünün iklim değişikliği bağlantılı finansal bildirimlerini paydaşlara nasıl ilettiğini incelemektir. Çalışmanın amacı doğrultusunda, finansal şeffaflığı artır-mak için Finansal İstikrar Kurulu (FSB) tarafından oluşturulan uluslara-rası bir girişim olan İklimle Bağlantılı Finansal Beyan Görev Gücü (TCFD) (2017) tavsiyeleri referans olarak alınmıştır. Buradan hareketle, çalışmada Türk bankacılık sektöründe TCFD tavsiyelerini dikkate ala-rak, İklim Riskleri Raporu’nu 2021 yılında yayımlayan ilk Türk bankası olan Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB)’nin raporu doküman ince-leme yöntemiyle bir vaka çalışması yapılmıştır. TSKB İklim Riskleri Raporu’nun TCFD tavsiyelerine uyumu, içerik analizi yapılarak, kurulu-şun iklim riskleri ile yönetişim, strateji, risk yönetimi, ölçüt ve hedeflerle ilgili fırsatları açıklayıp açıklamadığı değerlendirilmiştir. Çalışma sonu-cunda, TSKB İklim Riskleri Raporu’nun TCFD tavsiyelerine uyumlu olduğu tespit edilmiştir.

  • MakaleYalnız künye2022
    III. Murad’ın Devlet Adamlarından Kara Üveys Paşa’nın Hayatı ve Muhallefatı (1591)

    Gök, İlhan

    Kara ve defterdar gibi unvanlarla anılan Üveys Çelebi, Aydın'ın köklü ve tanınmış ailelerinden gelen Kadı Muhiddin Mehmed'in oğludur. Üveys Çelebi kadılık yapan babasının yolundan giderek Tire kadısı oldu. Bir av sırasında Saruhan Sancakbeyi olan Şehzade Murad'la tanışmasından sonra sancak defterdarlığına getirildi. Şehzade'nin 1574'te III. Murad (1574-1595) unvanıyla tahta çıkması ile İstanbul'a giden Üveys Çelebi o sıra sadrazam olan Sokullu Mehmed Paşa (ö. 1579) ile girdiği iktidar mücadelesini kazandı. Sultan üzerindeki etkisi giderek artınca başdefterdarlık görevine getirildi. Bir müddet sonra da Budin Beylerbeyliğine tayin edildi. Bu görevden sonra sırasıyla Halep ve Şam beylerbeyliğine getirilen Üveys Paşa, Mısır Valisi İbrahim Paşa ile İstanbul'a geldi ve başdefterdarlık görevine tekrar tayin edildi. Kısa bir süre sonra da Mısır valiliği görevine getirildi. 1591 tarihinde çıkan ayaklanmadan etkilenip üzüntüden vefat etti ve malları müsadere edildi. Dönemin kronikleri ve arşiv kayıtlarından Üveys Paşa'nın kariyerindeki yükselişi, III. Murad üzerindeki nüfuzu ve kazandığı şöhreti açıkça görülmektedir. Bu çalışma Paşa'nın sahip olduğu şöhretinin yanında birçok değerli eşyasının kaydedildiği muhallefat kayıtlarına odaklanmıştır. Makalede entelektüel bir kişiliğe sahip olduğunu gösteren kitapları, sahip olduğu mal varlıkları detaylı bir şekilde incelenmiş ve literatüre kazandırılması hedeflenmiştir. Çalışmada müsadere ve muhallefat kavramları ele alındıktan sonra Paşa'nın hayatı, tespit edilen mal varlıkları incelenip elde edilen verilerin değerlendirilmesi şeklinde bir yöntem izlenmiştir.

  • MakaleYalnız künye2022
    Bağımsız Denetimde Kalite: Nitel Bir Araştırma

    Yesilelebi, Gl; Altunel, Mehtap

    Bu araştırmanın amacı, bağımsız denetim kalitesinin arttırılması hususunda hangi iyileştirmelerin yapılabileceğinin belirlenmeye çalışılmasıdır. Araştırma kapsamında, uygulayıcı (bağımsız denetçi) bakış açısı ele alınarak, denetim kalitesinin arttırılmasına yönelik somut ve uygulanabilir öneriler sunulmaya çalışılması, araştırmanın özgün değerini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, bağımsız denetim kuruluşlarında fiilen çalışan denetçi görüşlerinden faydalanılarak, bağımsız denetim kalitesinin nasıl arttırılabileceğine ilişkin nitel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen verilerin görselleştirilmesi Word Art programı aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, bağımsız denetçi görüşleri doğrultusunda bağımsız denetim kalitesini etkileyen unsurlar sırasıyla “denetim ücreti”, “Bağımsız Denetim Standartları”, “müşteri işletmenin tutumu”, “nitelikli bağımsız denetçi”, “denetçi rotasyonu”, “etik ve bağımsızlık”, “denetim süresi”, “Kalite Kontrol Standardı 1” ve “müşteri işletmedeki nitelikli personel” olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, denetim kalitesinin arttırılması ve uygulamanın anlaşılabilirliği için Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından mesleki uygulama yönerge ve kılavuzlarının yayınlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2021
    Hukukî hükmün belirlenmesi açısından vâv harfiyle matûf cümlelerden sonra gelen istisnânın merciinin tespiti – ı –

    Gönan, Yavuz; Kaya, Ali

    Hukukçunun elindeki en önemli malzeme hukuk normlarıdır. Bunlar da ait oldukları dilde ve odilin kuralları doğrultusunda yazılmaktadır. İslam hukukunun kaynağı olan Kur’ân ve Sünnetnasları da Arapça olduğu için fakih, hukukî nasları yorumlarken Arapça dilbilgisi (nahiv)kurallarını dikkate almalıdır. Buna göre fakih; Arapça cümle yapısı şekillerinden biri olan istisnâüslubunun kurallarını bilmeli ve hüküm istidlâlinde bu kuralları uygulamalıdır. İstisnâyla ilgiliusûl-ı fıkıhtaki temel tartışma alanlarından biri de vâv ile matûf cümlelerden sonra gelen istisnânınmerciinin tespitidir. Matûf cümlelerden sonra kullanılan istisnânın merciinin, yani müstesnâminh’in, dilbilgisi kuralları doğrultusunda tespit edilmesi; istisnânın, hukukî hükmün teşekkülüneetkisinin belirlenmesi ve kurallarının uygulanması bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenleçalışmamızda önce genel olarak usulcülerin konuyla ilgili teorik yaklaşımları, gerekçeleri veçözümleri açıklanmış; ardından en-Nûr sûresinin 4-5. âyetleri bağlamında, görüşlerini uygulamalıolarak temellendirme çabaları ele alınmıştır

  • MakaleYalnız künye2020
    İş Güvenliği Uzmanlığı Bilirkişileri Üzerine Bir Çalışma

    Doğan, Onur; Kılıç, Ahmet Mahmut

    İş güvenliği uzmanlarının temel amacı çalışma alanlarındameydana gelebilecek olası kaza risklerini önlemek ve burisklere yönelik gerekli tedbirleri almaktır. Tedbirleralınmaya çalışılsa da değişik nedenlerden dolayı çalışmahayatında iş kazaları yaşanmaya devam etmektedir. İşkazası sonrası, kazalar bazı durumlarda kazaya maruz kalanbirey ya da yakınları tarafından; bazı durumlarda iseişveren tarafından yargıya taşınmaktadır. Bunun dışındakazaya maruz kalan taraf ya da işverenlerin talebiolmaksızın kazanın ciddiyetine göre adli makamlarca kamuadına da resen soruşturma açılmakta ve konu yargıyataşınmaktadır. Bu kapsamda iş kazalarını önlemeaşamasında görev alan iş güvenliği uzmanları, yargıyataşınmış iş kazaları dosyalarında hâkimin özel ve teknikbilgisine başvurduğu uzman bilirkişiler olarak görevyapmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’de iş kazaları ile ilgiliBölge Adliye Mahkemeleri’ne bağlı olarak görev yapan işgüvenliği uzmanlığı bilirkişiler arasında yapılan buaraştırma tarama modeli ile yapılan betimleyici bir çalışmaolup; araştırma örneklemini oluşturan 65 iş güvenliğiuzmanlığı bilirkişinin yaklaşık olarak yarısının (%47,7) biryıllık süre zarfında (2018 yılında) 20 ve üzeri sayıdabilirkişilik dosyasında görev aldığı, yine büyükçoğunluğunun (%81,5) düzenledikleri bilirkişi raporu ilemahkemelerin aynı yönde karar verdiği, araştırmakapsamındaki bilirkişilerin uygulamaları sırasında%63,1’inin mahkeme boyutunda (bilirkişilik ücretinindüşük takdir edilmesi), %18,4’ünün taraflar boyutunda(tarafların bilirkişiye yalan söylemesi/manipüle etmesi),%53,8’inin bilirkişi komisyonu boyutunda (alanında uzmanolmayan kişilerin görevlendirilmesi) sorunlar yaşadığıbelirlenmiştir.

  • MakaleYalnız künye2020
    Hugo grotıus’un doğal hukuk düşüncesine kazandırdığı paradigmal dönüşüm

    Yeşilçayır, Celal

    Bireyin doğuştan getirdiği temel haklarını temsil eden doğal hukuk,felsefe tarihi sürecinde düşünürler tarafından geliştirilmiş bir anlayıştır. AntikÇağ’dan itibaren düşünürlerin tartıştığı doğal hukuk kuramı, Yeni Çağ’ınbaşlarında Hugo Grotius tarafından ele alınıp, yeniden yorumlanmıştır. Onundoğal hukuk düşüncesine sonraki dönemleri etkileyecek önemli yeniliklersağladığı bilinmektedir. Bu yeniliklerin başında doğal hukuk anlayışında aklınbaşat rol oynaması ve bu düşüncenin anlaşılmasında doğru aklın (recta ratio)önemsenmesi gelmektedir. Onun doğal hukuk ve toplumsallık arasında kurduğuilişki ise bu anlayışa kazandırdığı diğer bir yeniliktir. Bununla birlikte Grotius’unpozitif hukukun kaynağının doğal hukuk ilkeleri olması gerektiğini ileri sürmesihukuk felsefesi bağlamında etkili bir sav olmuştur. Aynı zamanda o, uluslararasıhukuk ve savaş hukukunu doğal hukukla ilişkili bir biçimde ele almak istemiştir.Sonraki dönemlerde onun hukuk felsefesi ve hukuk bilimi adına bir kilometre taşıolarak anılmasında, doğal hukuk düşüncesine kazandırdığı söz konusuyeniliklerin önemli bir etkisi söz konusudur.

  • MakaleAçık Erişim2020
    Eyalet Ahkâm Defterleri Çerçevesinde Akçaabat’ın Sosyal ve Hukuki Durumu (1742-1800)

    Gök, İlhan

    Osmanlı taşrasında yaşayan yöneten ve yönetilen sınıfına mensup kişiler yaşadıkları bölgelerde zaman zaman bazı problemlerle karşılaşmışlardır. Yönetilen sınıfına mensup olan halk karşılaştıkları problemlerin çözülmesi için genelde yaşadıkları yerdeki kaza mahkemelerine başvururlardı. Kaza mahkemelerinde verilen karara razı olmayanlar üst mahkeme olan ve aynı derece temyiz görevine sahip Divan-ı Hümayun’a başvururlardı. Yöneten sınıfına mensup kişiler için ise durum bundan biraz daha farklıdır. Osmanlı Devleti kamu hizmetini yürüten timar sahiplerinin yaşadığı problemin çözülmesi için üst dereceli mahkemede yargılama yoluna gitmiştir. Divan’a gelen şikâyetler önceleri Mühimme defterine kaydedilirken 1649’da Şikâyet, 1742’den itibaren ise Eyalet Ahkâm defterlerine kaydedilmiştir. Bu çalışmada 1742-1800 tarihleri arasında Akçaabat kazasında meydana gelen şikâyet kayıtlarından yola çıkılarak Akçaabat kazasında yaşayanların sosyal ve hukuki durumuna değinilmiştir. Buna göre Akçaabat kazasında ve çevresinde kamu hizmetini yürüten yönetici sınıfına mensup kişiler reayaya göre daha fazla problemlerle karşılaşmışlardır. Bu problemler arasında timar ve vergiye yapılan müdahaleler vardır. Timara yapılan müdahaleler genelde timar sahiplerinin birbirine yaptığı müdahale olarak görülürken vergi konusunda ise halkın müdahalesi şeklinde görülmektedir. Vergi ve timara yapılan müdahalelerde yönetilen sınıfına mensup bazı gruplar birleşerek eşkıyalık faaliyetlerinde de bulunmuşlardır. Bu durum bölgenin güvenliğinin sağlanmasında birtakım sıkıntılara sebep olurken aynı zamanda timar sahiplerinin gelirlerinin tahsil edilmesinde önemli bir engel olmuştur.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • Derleme MakaleAçık Erişim2019
    İnsan haklarının sağlanmasında temel bir sorunsal olarak demokrasi

    Yeşilçayır, Celal

    İnsan hakları ile demokrasi arasında vazgeçilmez bir ilişkinin olduğunadair öteden beri yaygın bir kanaat söz konusudur. Öyle ki kamuoyunda insanhakları ve demokrasinin sıklıkla bir arada kullanılan iki kavram oldukları görül-mektedir. Diğer taraftan demokratik ülkelerin insan haklarına aykırı tutumlariçinde bulundukları dikkat çekmektedir. Buna göre insan haklarının belirlediğieşitlik anlayışı ile demokrasinin benimsediği eşitlik anlayışı arasında temel birfarklılık olduğu anlaşılmaktadır. Mezkûr farklılığın temellerinin felsefi bağ-lamda analiz edilmesi sorunun aydınlatılması bakımından önem arz etmektedir.Sorunun temellerinin aydınlatılması ile birlikte insan hakları ile demokrasiilişkisinde yaşanan sorunların giderilmesi adına bazı çözüm önerilerine ulaşmakmümkün olacaktır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleYalnız künye2019
    Transformational Impact of the Developments In Information Technologies on Constitutional Functions

    Dülger, Duygu Şimşek

    Among all technological breakthroughs that the history has seen, the digital revolution is the one that has led to the largest social and cultural alternation and maintained a constantly accelerating self-renewal. Political power as a component of sovereignty also fails to ignore this holistic shift in human life and paradigm. It is expected and already observed that the contribution made by the digital revolution to political communication and political participation is soon to have an impact on the persons and institutions practicing the constitutional functions as well. At the same time, citizens, as they observe the new technological opportunities that may affect collective decision-making processes, assume that they can become more active participants and often believe that they can dominate public decisions. This paper aims to examine the structural and functional transformation of the legislative and executive bodies along with the developments in information technologies. At the same time, it will be explained how information technologies support citizens’ participation in processes of enjoying and controlling the political power. Besides applied examples from comparative law, references will also be made to the reviewed literature in Turkish and in English throughout the study.

  • Derleme MakaleYalnız künye2018
    Yasama Sorumsuzluğunun İşlevsizleştirilmesi

    Dülger, Duygu Şimşek; Can, Osman

    Türk Anayasa Hukukunda yasama sorumsuzluğu, Meclis üyelerinin parlamento çalışmalarındaki oy ve sözlerinden;parlamentoda ileri sürdükleri düşüncelerinden, kullandıkları oylardan ve beyanlarından; ve bunları parlamento dışında tekrarlamaktan ve açığa vurmaktan dolayı süresiz ve mutlak bir şekilde koruma sağlayan yasama bağışıklığı olarakkabul edilmektedir. Bu bağışıklık türü, niteliği ve sonuçları itibariyle aralarında belirgin farklar olsa da Anayasa’da,“yasama dokunulmazlığı” koruması ile birlikte ve “Yasama Dokunulmazlığı” başlığı altında düzenlenmektedir. Parlamenter demokrasilerin bulunduğu hemen her anayasal düzende o veya bu şekilde benimsenmiş olan bu koruma,milletvekilinin şahsına tanınmış bir ayrıcalık olmayıp onun, vatandaşın iradesini parlamento çalışmalarına endişedenarınmış ve sabote edilemez biçimde taşıyabilmesini sağlamayı amaçlar. Bazı anayasalar tarafından ayrıntılarıyladüzenlenmiş olan bu bağışıklık türü, Türkiye gibi bazı ülkelerde ise kapsama ve sınırlara dair birtakım tartışmalarıbarındırmaktadır. Bu gibi tartışmalı noktalar, zaman içinde değişikliğe uğramış olan ulusal yargı içtihatları ile netleştirilmeye çalışılırken, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de bazı kararlarında tartışmalı noktalara ışık tutmaktadır.

  • MakaleYalnız künye2017
    Yargılamada şahitlik ve ahlâk

    Fidan, Yılmaz

    İslâm yargılama hukukunda ilk devirlerden bu yana şahitlik bir ispat vasıtası olarak daima önemini korumuştur. Bunu Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan konu etrafındaki bazı âyetler yanında Hz. Peygamber'in (sav)bazı uygulamaları şekillendirmiştir. Şahitliğin İslâm hukukunda fıkıh ilminin çeşitli mevzularında olduğu gibi dini ve vicdani bir tarafının da varlığı dikkatleri üzerine çekmektedir. Buna göre insanlar tarafından şahitliğin yerine getirilmesinde gönüllü denetim sistemi ile orijinal bir özelliğe sahip olduğu görülür. Ayrıca şahitlerin taşımaları gereken bazı evsafın bulunup bulunmadığının tesbiti yöntemleri ve bu konunun ele alınışı kaynaklarda tarihi bir gelişmenin varlığına işaret etmektedir. İslâm hukukçularının çoğunluğun kabulüne göre şahitlerin iyi hal sahibi oldukları tespit edilmelidir. Bu işleme, ta'dîl veyahut tezkiye adı da verilmektedir. Tanık beyanı sonrasında, şahitte adalet sıfatının tesbitine ilişkin bir soruşturma işlemi yapması, şahit hakkında zann-ı gâlib hasıl etmesi ve kararını ancak bundan sonra vermesi hâkimin kendisinden beklenmektedir. Bu yöndeki uygulamaların ilk zamanlardan itibaren gelişme kaydederek Hz. Ömer'in (ra)uygulamalarında ve daha sonra Hanefî imamlarından İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'in fetvalarında iyice teşekkül ettiği ve bu konuda kaynaklarda serpiştirilmiş vaziyette zengin bir bilginin bulunduğu gözlemlenir. Şahitlerin güvenilirliği hakkında başvurulan araştırma ve tezkiye usulünün Hanefî mezhebi, Şâfiî mezhebi, Hanbelî mezhebi ve Mâlikî mezhebi kaynaklarında tafsilatlı şekilde işlendiği ve zamanla da apayrı bir önem kazandığı görülür. Hanefîler genel mânada fetvaya şahitlerin hallerinin araştırılması yönündeki imâmeynin/Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed'in sözü edilen görüşünü kabul edip buna göre amel ettikleri ve yargıda işlettikleri gözlemlenir. Nihayet bunun Mecelle'de kanun haline getirildiği de bilinmektedir. Medeni Kanunun kabulü ile Türk hukukunda şahitlere yemin verdirilmesi usulü ile yetinilmiş ve şahit soruşturulması usulü ilga olunmuştur. Burada kanun önünde herkesin tanık sıfatını haiz olduğu ön kabulünden yola çıkılmış tezkiye usulü askıya alınmıştır. Buna sebep olarak belli zorluk ve sıkıntılar gerekçe olarak gösterilmiştir. Buna mukabil günümüzde şahitlerin soruşturulmasının gereği ve bundan olumlu neticeler alınabileceği gerçeği basit bir bakışla öngörülebilmektedir. Mahkemelerde yalancı şahitliklere dayalı kararlar verilmesinden böylece işin başında iken sakınmak mümkün gözükebilmektedir. İslâm hukukunda öz olarak denenmiş ve belli esaslara bağlanmış olan şahit soruşturulması usulü mevcuttur. Bilgisayar, internet ve yargı ağları gibi teknik iletişim araçlarından da yardım almak suretiyle mahkemelerin ve hâkimlerin görevleri muhakeme usulü açısından daha verimli hale getirilebilir. Bu konunun genel adaletin tahakkuk ettirilmesinde, mahkeme kararlarının doğru çıkmasında, yargı hatalarının asgariye indirilmesinde, kamu düzeninin tesisinde ve de toplumdaki bireyler arasında iyi ahlâkın hâkim olmasındaki katkılarından söz edilmektedir. Bireylerde vicdani kontrol ve ayrıca kamu denetimi sayesinde suç, ceza ve kabahat oranlarında istatistiksel açıdan düşüş de bu usulden beklenen katkılar arasında sayılmaktadır. Çünkü Müslümanlıkta din, inanç, ibadet, hukuk, yargı, ahlâk, fıkıh ve sosyal hayat bütünleşmiş şekilde vazife görürler.

  • MakaleYalnız künye2016
    Mutabakat, Tazammun ve İltizam Delâletlerinin Kökeni ve Fıkıh Usûlüne Girişi

    Yilmaz, Fetullah

    Bu makalenin konusu mutabakat, tazammun ve iltizam delâletleridir. Delâleti bu şekilde üç kısma ayıran İbn Sina'dır. Tanım konusuyla ilgili olarak ortaya konan bu kavramlardan biri olan mutabakat, lafzın vaz' edildiği manânın tamamına birebir delâletini ifade ederken; tazammun, lafzın vaz' edildiği anlamın bir parçasına karşılık gelir. İltizam ise lafzın anlamının dışında fakat onunla ilişkili bir manâya delâletidir. Bunların usûl-i fıkha girişi yine tanım bağlamında Gazâlî'nin el-Mustasfâ'da yazdığı mantık mukaddimesiyle olmuştur. Gazâlî mantıktaki tanım ilkelerinin şer'î terimlerin tarifinde kullanılması gerektiğini düşündüğünden dolayı tanım nazariyesinin bir parçası olan bu delâletlere yer vermiştir. Râzî, bu kavramları lafızların delâletine uyarlamakla konuya farklı bir boyut kazandırmıştır. Râzî, mantukun kapsamında yer alan emir, nehy, zâhir, nas ve mücmel gibi konuların tamamını mutabikî delâlet çerçevesinde ele almış; mefhumun delâleti kapsamındaki iktiza, mefhum-ı muvafakat, mefhum-ı muhalefet gibi delâlet türlerini iltizamî delâlet bağlamında değerlendirmiştir. Tazammunî delâlete ise lafızlar bağlamında yer vermemiştir. Biz bu makalede konuyu üç müellif bağlamında fıkıh usûlü açısından ele alacağız.